TÜRK DİLİ CEHENNEMİN DEĞİL CENNETİN TANRININ DİLİDİR.

TÜRK DİLİ CEHENNEMİN DEĞİL TANRININ DİLİDİR.

2007 yılında ölen İran’ın önemli din ulemalarından kabul edilen Ayetullah Müctehidi, Youtube’ta da yer alan bir konuşmasında Türk dilinin “cehennemin dili”, Fars ve Arap dilinin ise “cennetin dili” olduğunu söylemiş.

Sözünü de peygamber Muhammet’in bir hadisine dayandırmış. Bu hadisin sözde iddiasının kaynağı olduğunu söylemiş.

Asırlardır “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesinde demek bu yüzden karşı çıkmış bu şerefsizler.” Yani biz zaten cennete giremeyeceğiz okumasak da olur. Bu şeytanın döllerine köle yaratıldık öyle mi? Vay sizin dininize de kitabınıza da inananın aklına sıçayım sizinde elbette, ölmüş de olsanız.

İFTİRACI ŞEYTANIN DÖLÜ AYETULLAH TEHRANİİ

Azerbaycan’ın Araz News haber sitesinde 08 Nisan 2014 tarihinde bu konu işlenmiştir.

İran’ın I. Dünya savaşından sonra İngiltere’nin yaptığı yeni dünya düzeni gereğince İran’ın başına sözde “Fars” olduğu iddia edilen Şah Rıza’yı getiren ve Türk katliamı yaptıran ırkçı İran kültüründe büyüyen bu şeytan Ehrimanın oğlu, ırkçılıkte epey ileri gitmiş.

Çünkü peygamber Muhammet’in hadislerinde özellikle Yecüc-Mecüc konusunda Türklerin kast edildiği, “çeçkik gözlü, yüzleri kalkan derisi gibi kırmızı, savaşçı, çevik, asla bulaşılmaması gereken kavim” şeklindeki ifadesinden ve diğer hadis kaynaklarında da “Türk” adının Muhammet tarafından kullanılmadığını tespit ettiğimize göre Ayetullah Müctehidi Tehrani adlı kendisini “Allah’ın kelamı=Ayetullah” ilan etmiş sapığın iftirası kesinlikle hadislere dayanmamaktadır.

Ama böyle bir inanış var mıdır, varsa nerede geçmektedir ki bu şeytan Ehriman’ın dölü bunu öğrensin ve bu terbiyesizliği yapsın?

Evet, böyle bir ifadeye yakın zamanda, “google kitaplar” da rastladığım, ABD’li profesör Justin Perkins’in 1843 yılında ABD’de yayınladığı “Eight Years in Persia=İran’da Sekiz Yıl” adlı araştırma kitabında, kendisinin İran Urumiye’de Türkçe öğrenirken öğrendiğini anlattığı yazısında gördüm. Ve o konuyu dilimize çevirdim;

Eight Years in Persia- Harward Unıv. Yayınları 1843 Justişn Perkins. S.223;

“…….Nasturi rahibimiz, baş rahip, ve vaiz Haziranın ortalarında, Tebriz’de çıkan veba salgını yüzünden evlerine gittiler. Urumiye’den yakında ayrılma ihtimali içinde Tebriz’e dönmelerinin uygun olacağını düşünmemiştim. Bizi terk etmelerinden sonra dikkatimi Türkçe öğrenmeye vermiştim. Azerbaycan Türkçesi, yazılı bir dil değildir ve öğrenme olanakları sağlamak da sınırlıdır. Bu dilden, Türkçe-İngilizce on bin kelimelik bir sözlüğü Alman misyonerlerin hazırladıkları küçük dil bilgisi sözlüklerinden yararlanarak düzenledim. Bunlar, mükemmel olmasalar da görevimiz esnasında zaman zaman gerektiğinde yardımcı olmaktadırlar.

Burada konuşulan yaygın Türkçe, farsça ve Arapça ile zenginleştirilmiş, parlatılmış Osmanlı Türkçesinden farklıdır ve bölgenin şartlarına göre halkın biçimlendirdiği karakterleri içerir.

….Türk dili, fazlasıyla doğal olup, dilde hakimiyete, komutaya dayanır. Eski Sakson dilimizden çok daha görkemli olan, kendine özel ses bükülmeleri, düşmeleriyle kendi anahtarı altında yuvarlanır gider.

Efsanede geçtiği gibi, “Yılan, Havva’yı baştan çıkartmayı arzu etti” ifadesi, yaygın konuşulan üç doğu dilinden biri olan tartışma ve ikna edici özelliğe sahip Arapçadan yapılmıştı. Havva, kibar konuşmayı, aşkı ve cinsel tahriki işaret eden Fars dilinde Adem ile konuşmuştu.

Melek Cebrail, onları cennetten kovmakla görevlendirildi ve, Arapça, Farsça ve homurdanarak boşuna zaman kaybettiğini gördü ve gök gürültüsünü andıran ve tehdidin dili olan Türkçe yapılan bir uyarıyla kovma işlemi gerçekleşti.

Sonunda Cebrail konuşmaya başladı, korku yüreklerini kapladı, aceleyle kaldıkları mutluluk mekanını terk ettiler.”

Bu karakteristik özelliğini hala barındıran Türkçe, İstanbul ve Küçük Asya’da hakim bir dildir. Fakat uzak doğuda öne çıkan büyüklerini, Muhammedi Türkçe olarak işaret edenlerin dillerinde,alçalan, yükselen, dileyen ses tonlarıyla bükülebilen ve galibiyeti ifade eden, konuşanlarının hürmet ettiği bir dildir.

Kuzey İran’da bütün sosyal sınıflar arasında konuşulan tek dil Türkçedir ve bölgeye gelen misyonerlerin ilk dikkatlerini çeken şey budur….””

İran Cebraili Faravahar. İslam ulemaları da Muhammet de cebraili bu şekilde tasvir etmişlerdir. Bütün siyer kitaplarında buna rastlayabilirsiniz

İran Cebraili Faravahar. İslam ulemaları da Muhammet de cebraili bu şekilde tasvir etmişlerdir. Bütün siyer kitaplarında buna rastlayabilirsiniz

Daha sonra da “Peygamberlere vahiyleri Cebrail’in Farsi ve Arabi dillerde fısıldadığına inanılırsa da bu inanış yaygındır. Cebrail bütün peygamberlere vahiyleri Türkçe olarak fısıldamiştir.” Şeklinde konuyu bağlayan Justin Perkins’e bu tespitinden dolayı, “173” yıl sonra da olsa bir teşekkürü borç biliyorum.

Buraya kadar İngilizce’den Türkçe’ye çeviren Alaeddin Yavuz

Hint-Aryan kavimlerinin, güçlendiklerinde kendilerinden olmayan kavimlerin “BÜTÜN KADIN VE ERKEKLERİNİ ÖLDÜRÜP, BAKİRELERİNİN IRZLARINA GEÇEREK SOY ÜRETME GELENEKLERİ İLE BASKINLARLA SOYKIRIM YAPIP ÇOCUK KAÇIRMA GELENEKLERİ”nden illallah diyen atalarımızın bunlara diz çöktürdüklerinde haklı olarak bunları suçlayıp hakaret etmelerini de bahane ederek, kendilerini de haklı göstermek için sürekli attıkları iftiraların ürününden başka bir şey değildir bu iftira.

Oysa, İranlılar M.Ö.325’de İskender’e, M.S.628’de Roma’ya, 635’te İslam ordularına teslim olduğunda sığındığı kardeş kavim Türklerdi. Türkler de zaman zaman Çin, Moğol istilalarından İranlılara sığındığından iki kavim düşman olmamış en eski kavimdir. Bu Ayetullah şeytanisinin amacı binlerce yıllık Türk-Pers kardeşliğinin köküne kibrit suyu dökmektir.

Bu desteksiz atışlar yapan sapık şeytanın imamını çürütecek öteki kaynaklardan birisi de, Mu kitapları serisini yazan araştırmacı yazar James Churchward da şu tespitleri yapmıştır ve Güneş Dil teorisini de bu tespitinden yola çıkarak Naacal tabletlerinden çeviriyle elde ettiği bilgiler ile geliştirmiştir.

En eski Hinta yaratılış efsanelerinde geçen tanrı Atman, bakar ki evrende tek başınadır başkası yok ve Ben” der ve “Sadece BEN varım” der. Böylece “BEN” olur” şeklinde yazar.

İran peygamberi Zerdüşt

İran peygamberi Zerdüşt

Bakara 136, Maide 68/2  ayette ge geçtiği üzere Müslümanların kitabı Kuran-ı Kerim’in temel kitaplarından sayılan Tevrattır ve Kur’an Tevratı, ondan doğan İncil’i okuyanları da “Kitap ehli” yani “Kitap okuyanlar” sayar. Bu da Tevrat öncesi dinlerde “okuryazarlık yasağına” işaret eder. Tevrat okuryazarlığı, “tanrıların bilip okuyabildiği alfabeyi karelere bölerek Hiyeroglif yazısını keşfeden ve bunu insanlara öğreten eski Mısır Ay Tanrısı Lah’tan sonra kaldıran ilk kitaptır.

Bu kitapta, “yanan çalıdan Musa’ya konuşan tanrısına Musa adını sorduğunda o da “Ben, adı BEN olan tanrıyım” diye tanıtır.

Arami, Fars, Arap ve Greklerin soylarını, dini ve dil kökenlerini kuzey Hindistan İndus Vadisi medeniyetine dayandırdıkları günümüz Yahudi ve Hristiyanlarının yetiştirdiği Tevrat-İncil araştırmacılarının tümünce kabul edilmektedir.

HRİSTİYAN KAYNAKLARINDA ADEM VE HAVA CEBRAİL TARAFINDAN CENNETTEN KOVULURKEN

CEBRAİL, VEYA TANRI TÜRKÇE DİLİYLE ADEM-HAVVA’YI CENNETTEN KOVARKEN. HRİSTİYANLARIN DA BU RESİMLE ONAYLADIKLARINA GÖRE, , TÜRKÇE “EMRETME DİLİ” OLARAK,CENNETTE DE KULLANILMIŞTIR. ADEM İLE HAVVA’NIN YÜZSÜZLÜKLERİNDEN DOLAYI KABA KISMI KULLANILDIYSA BU TÜRKÇE’NİN DE TÜRK- LERİN DE KABAHATİ DEĞİLDİR. BU DA TÜRKLERİN “SEÇKİN KAVİM” OLDUKLARININ KANITIDIR.

Bu bilgiler ışığında bile hala göz göre göre yalan söyleyen, yalanı, hileyi zekanın esası sayan bu şeytan Ehrimanın çocuğunun da sözlerinin sadece fesatlıktan başka şey içermediği açıktır.

Haa, madem öyle de Türkler neden eski kavim olmalarına rağmen yazılı edebiyatları yerleşik medeniyetleri yok denilirse bunun cevabını dinler vermektedir.

“İnsanlığın Yıldız Savaşları” başlığıyla iki bölümde “alaeddinkeykubat.blogspot.com” blogumda yayınladığım yazımda bunun gerekçesini gene dini gerekçeleriyle yazdım.

Türkler, “insanın günahkar doğuşuna ve bu yüzden vaftiz edilmesi inancının” temeli olan, göklerde tanrı ve orduları ile savaşmış, medeniyetler kurmuş ama göklerden pay isteyince tanrı kavmini üstüne saldırtıp yok etmiş, sonunda Kuranda da geçtiği gibi “kırmızı balçık” ile başlayan “insanın aşağılanmış yaratılış efsanesi” nin, “kuru kara çamur” ile son bulmasıyla ifade edilen, “aşağılanmış yaratılış ile tanrının ordularına meydan okuyamayacak Kuran Tin Suresi 4.ve 5. ayetlerde “Biz insanı üstün yarattık, sonra aşağının aşağısına kaktık” (.Y.Nuri Öztürk meali) ifadesiyle “belli bir süreye kadar bu şekilde yaşamakla cezalandırılmış eski millettir. Bu ceza çok uzun olduğundan, “yerleşik yaşama geçmek, okuryazarlığı yaymak suçtur.” Bu “unutulmuş yenilgi anlaşma maddesi”, şeytanın yeryüzünde yarattığı Adem’in oğullarından Şit’in soyundan olduğunu iddia eden Yahudilerce kaldırılmıştır.

Benim çıkarımlarım bu yöndedir.

Mevcut tarih biliminde ise böyle bir kaynak veya tespit yoktur. Bu durum “insanlığın kayıp tarihlerini yazan” dinlere göredir.

Türklerin, Zencilerin, Aborijinlerin, Maya, Aztek gibi “ekvator kuşağı Kızılderililerinin dışında olan Kızlderili kavimlerinin “okuryazarlık ve yerleşik yaşam yasaklarına bağlılıkları” bu yüzdendir. Bu dinlerin hepsinde bunu görmek mümkündür.

Çünkü yer yüzünde okuryazarlığı Hindular, Farsiler, Aramiler, Mısırlılar, Grekler dahi kaldıramamıştır ve sadece “ruhban ve ruhban olan aristokrat sınıfı” için bu yasak uygulanmamıştır. Türkler gibi eski kavimlerde ise aristokrasi zaten yoktur ve yasağa herkes uymaktadır.

Bu cevap “teoloji bilimi” araştırmacılarınca bile dile getirilmemiş bir konudur ve ilk kez benim dikkatimi çekmiştir.

Bu nedenle bazı batılı tarihçi ve dil bilimcilerin, Sümer, Hint, Fars, Asur, Mısır, Grek medeniyetlerini incelediklerinde bunların tanrılarından, dini ritüellerine, ilahilerine, efsanerine kadar yazılı kaynaklarında “Türkçe” diline rastladıklarını görmekte, “Ey Dünya İnsanları Hepimiz Türküz” diye kitap yazan ABD’li yazar Gene D. Matlock boşuna mı yazıyor dersiniz?

Bütün insanlığa, “kaynağını dinlerden alan aptallıktan, yeryüzündeki bütün savaşların, fitnelerin sebebi olan DİNİ IRKÇILIK” saçmalığından vazgeçmelerini öneriyorum.

Bu dünya hepimizi besleyecek kadar bereketlidir ve cömerttir. Kendini farklı, güçlü gören sapkınlar bu tamahkarlıklarından vazgeçtiklerinde yeryüzü bir barış, adalet cenneti olabilir. Elbette biraz da, “çok eşliliğe inanan, 12’den aşağı çocuk yapmayan Arami, Yahudi, Yezidilerden başlayarak” nüfus planlaması yapmak gerekir. Çünkü sokaklarda dilenenler ülkemizde bunların “ülkemizi ve yeryüzünü soylarıyla doldurmak için şeyhleri, pirlerince yürütülen işgal süreci planlarını gerçekleştirmek için yapıldığını” dinlerinden öğrendik ve önceki yazılarımda da yayınladım.

Takdir okuyanlarındır.

Türkçülükle ve eski yeryüzü kavimleriyle ilgilenenler bunları okuyabilirler;

Türkçülükle ilgili en eski bilgiler Masonlarca üretilmektedir. İslamın VII.yy.da İranı,işgal ettiğinde Türklere çok işkenceler ve soykırımlar yapıldığından, doğan nefret, Türklerin İslamın sevmediği Yahudiliğe geçmesiyle sonuçlanmıştır. Mason localarının çoğu zaten Musevilerce kurulmuştur. Yalnız Museviliğe girenlerin Yahudilerden çok Yahudiliğe düşkün olmaları yüzünden “köleci zihniyete” sahip olduklarından, kendilerinden olmayan bizleri köleleştirme amacı gütmektedir. En azından ben öyle şüphelere sahibim.

Bu nedenle bu yazıdaki tespitleri iyice hazmetmeden öteki Türkçülük araştırmalarına pek itibar etmemenizi öneririm. Sonucunda onlar da bu bilgileri dinlerden sağlıyorlar ben de.

Türklerin ve onlar gibi eski kavimlerin dinlerinde, insanlığı göklerden göçle dünyamıza gelip yerleştiklerine, daha sonra dünyamıza gelen köleci kavimlerin dünyamızdaki eski kavimleri yok etmek, onları göklerdeki hakimiyetlerinden etmek için savaştıklarına, ve savaşı kazandıklarına, bundan sonra da bütün eski kavimlerin yok edilip, ölümlü, hastalıklı varlıklar şeklinde yaşamak üzere belli bir süre cezalandırıldıklarına, bu cezanın dolmasından sonra eski kavimlerin yeniden eski üstün hallerinde yaratılacaklarına dair mitler vardır. Bu mitlerin izlerini Tevrat, Kurandan başlayarak Kızılderili, Mu Kıtası efsanelerine uzanan bir araştırma ile tespit ettiğim yazıyı okumak isteyenler alttaki linki tıklayabilirler;

İlki-http://keykubat.blogspot.com.tr/2009/03/insanligin-yildiz-savaslari-1.html

İkincisi-http://keykubat.blogspot.com/2009/03/insanligin-yildiz-savaslari-2.html

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Yazının Azerbaycan medyasındaki linki için tıklayınız, Youtube video linki de vardır.  http://araznews.org/en/archives/278

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset, Tarih içinde yayınlandı

İÇKİ YASAĞININ ARKA YÜZÜ

Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez Alaeddin Yavuz

İÇKİ YASAĞININ ARKA YÜZÜ

Hz.Muhammed uyrken kılıcını çaldırıyor Danimarka Hz.Muhammed,rahiplerle tartışırken şarap içip uyuyor ve Bizanslılara uyurken kılıcını çaldırıyor. XVI.yy. Danimarka (Temsili resim-Onların iddiasıdır.)

Bu konuyu birkaç ayet birkaç örnekle 20 satırda bitirmek mümkündü. Ama arkasından dinciler, yok orası öyle burası böyle, yok ayet tam değil önceki ve sonraki ayeti de yazsaydı gibi şeyler söyleyip çürütürlerdi.

Aslında bunların kaçının gerçek Müslüman olduğu konusunda sınırsız şüphelere sahip olduğumdan halkımıza bunları anlatabilmek ve dost—düşmanı tanıyabilmelerini kolaylaştırmak için geniş, açıklamalı olarak yazmanın daha faydalı olduğuna her zaman inanmışımdır.

Çünkü içki yasağını uygulayan bu sahte Müslümanlar artık “zafere ulaştıklarından” o kadar emin hale gelmişlerdir ki, gerçek kimliklerini yavaş yavaş itiraf etmeye, ayrılıkçı-bölücü örgüte ve yandaşlarına sahip çıkmaya, aralarındaki sinsi bağlarını göstermeye başlamışlardır.

Devleti yıkmak için isyan çıkartan ve 500.000 Türk ve Müslümanın ölümüne sebep olan Palu’lu Şeyh Sait’in, Dersim’li Seyit Rıza’nın itibarlarının iade edilmesinden, BDP m.vekili Gülten Kışanak’ın darbe anılarını paylaşarak “Ben de olsam dağa çıkardım” diye terörü haklı…

View original post 3.254 kelime daha

Uncategorized içinde yayınlandı

KEMAL KILIÇDAROLU’NA YAPILAN OY AVCILIĞIDIR

KAVGA DEĞİL, BİRLEŞMEKTEN BAŞKA ÇIKIŞ YOLU YOK…

07 Haziran 2016 günü İstanbul Fatih Vezneciler Şehzadebaşı caddesinde seyir halindeki Çevik Kuvvet Polis aracına yapılan bombalı araçla intihar saldırısında “7”si polis, “4”ü sivil olmak üzere “11” kişi yaşamını yitirmiş, 36 kişi de yaralanmıştı

Provakatör şehit yakını. Tepki reisicumhurdan, başbakandan oay alınarak yapılmaz. Asıl tepki göstereceğinde sana onay verenlerdir, bir düşün istersen. Ama hepsinin de payları yok değil ama adaletli olacaksan topuna postanı koyacaksın ki anlayalım.

Provakatör şehit yakını. Tepki reisicumhurdan, başbakandan oay alınarak yapılmaz. Asıl tepki göstereceğinde sana onay verenlerdir, bir düşün istersen. Ama hepsinin de payları yok değil ama adaletli olacaksan topuna postanı koyacaksın ki anlayalım.

08 Haziran 2016 günü İstanbul Fatih camisinde kılınan şehit polislerin cenaze namazına, parti toplantısını iptal ederek katılan Kemal Kılıçdaroğlu’na, daha sonradan şehit polislerden birinin dayısı olduğu anlaşılan şahıs tarafından tabanca mermisi atılarak protesto yapılmıştı.

Apaçık “ölümle tehdit” olan bu olayı gerçekleştiren kişinin daha önce başbakan Binali Yıldırım ile görüştükten sonra eylemi gerçekleştirmesi provokasyon boyutuna dikkat çekmeyi gerektirmiştir.

Şehidin, annesi, babası, kardeşleri, eşi, çocukları veya eşinin yakınları duruken dayısının hem de başbakanla görüştükten sonra eylemi yapması apaçık provokasyondur.

 

Yandaş kanalları akşam da izledim. Bazı aknallarda, bazı katılımcıların Kılıçdaroğlunun yanında durmamam için rütbeli polis müdürlerinden birisiyle yer değiştirmesine dikkat çekilerek, halkın tepkili olduğu, olayın provokasyon değil, acıyla yağılan tepki olduğu işleniyor.

Kemal Kılıçdaroğlunun terörist cenazelerine katılımı, teröristlere destek olacak açıklamaları çarpıtılarak hamasi sözlerle mahkum edilerek sürdürülmüştür.

Bu ülke, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes bilir ki, şimdinin “vatan kurtaran aslanı” olan Recep Tayyip Erdoğanın daha İstanbul beledeiye başkanlığı dönemlerinde Avustralya radyolarında yaptığı konuşmalarda şehitlerden “kelle”, terör örgütü önderine de “Sayın” dediği hala internet medyasında, bütün temizleme çabalarına ve baskılarına rağmen yer almaktadır.

kendisini Doğu Roma ilan ettiren kimdir?

kendisini Doğu Roma ilan ettiren kimdir?

Recep Tayyip Erdoğan, “Kürt sorunu benim sorunumdur, çözeceğim”;”Sen Türküm dersem başkası da Kürtüm der”; kendi memleketi için de “Güneysu yerine Potomya denilse ne olur?” diyen, Rize ziyaretlerinde, mitinglerinde kendisini Yunan bayrağı ile karşılayan başörtülü kripto Ortodoks Hristiyan Rumlara karşılatan Recep Tayyip Erdoğan değilmişdir?

Habur’a seyyar mahkeme kurdurup, “pişman değilim” dedikleri halde yargıçlara “pişmanım” diye yazdırıp, işledikleri bütün suçları yok saydırıp teröristleri içeri dolduran, olmayan bir ceza hukukunu emrivaki uygulayan, daha iki yıl önce, PYD teröristlerini devletin nakil araçlarıyla Iraktan aldırıp Suriye Ayn El Arap kentine nakleden, lahmacun paralarını va Urfa Valisine ödeten Recep Tayyip Erdoğan değil midir?

Devletin kırmızı çizgisi olduğu halde “madem Amerika Avrupa birliği Irakı bölüyor bundan çıkar sağlayalım” diyerek, Barzani Kürdistan”ını ve bitişiğinde Süryani Özerk Bölgesini kurdurtan Ercep Tayyip Erdoğan”ın şahsı ve şahsi partisi AKP değil midir?

Oslo”da PKK temsilcileri ile İngiliz ajanları himayesinde gizli pazarlıklar yapıp, ortaya çıktığında yüzüne vuranlara “Şerefsiz” diyen sonra da kesinleştiğinde pişkinliğe vuran kimdir?

Kemal Kılıçdaroğlu mudur?

Amerika”nın teşvikiyle Gürcistana gaz verip Rusya ile kapıştıran, genelkurmayın yanaşmaması üzerine yardım gönderemeyince tatile çıkan, telefonları kapatan, Gürcü Rus savaşında Gürcistan”a sopa çektiren kimdir. Bunun akabinde Saakaşvili”nin, Gürcistan Batum’a 1915 yılında Enver paşanın önünden kaçarak sığınan 37500 Süryani asilerden bahsettiği 2003 Gürcistan Azınlık Raporunu internete vermiştir. Bu raporda, kendisini Gürcistan Batum Bagata’lıyım diyen bir Recep Tayyip Erdoğan’a ve Süryani isyancılarla birlikte 28000 kadar Yezidi Kürt isyancının Tiflis’e yerleştirilmelerinden bahsedilerek, AKP’nin bütün milletvekillerinin ve R.T.Erdoğanın danışmanlarının Kürt Rum kökenlilerden ve Kürtçülerden açıkça atıf vardır.

Akif Beki’nin yaddığı R.T.ERdoğan’ın Harfleri kitabında da Erdoğan’ın asıl kökenlerinin Siirt’li hocalara dayandığı geçmektedir. Bu ne demektir?

AKİF BEKİ'NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR

AKİF BEKİ’NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR

Siirt, eşi Emine hanımın memleketi, kendisinin hileli seçimle meclis girdiği ildir. Bu ilin nüfus yapısı Süryani Nasturi Hristiyan ağırlıklı Rumlardır.

Evliya Çelebi 350 yıl önce bu şehrin Ermeni, Süryani, Kürt, Türk dillerinin konuşulduğu bir yer olarak tanımlamaktadır. 2003 Gürcistan Azınlık Raporunda da Batum’a Süryanilerin yerleştirilmesiyle Erdoğan’ın eşi, milletvekili seçilmesi ve Akif Beki’nin kitabında yazdığı gibi Siirt kökenlerini birleştirdiğimizde Ercep Tayyip Erdoğan’ın, Sünni Müslümanlarla aynı şekilde namaz, kılan, Ramazanda 30 gün oruç tutan Sabi Hristiyanları olan Süryani veya Nasturi, Keldani olabileceği gibi, raporda geçen “Süryani asiler” ifadesine göre de tartışmasız Süryani olduğu kesindir.

Ayrıca, Gürcistan Batum’lu Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bagata” dediği köy veya mezra, semt Gürcistan içinde bulunamamıştır ve Bagratuni Ermeni olduğunu ima ettiği anlamının çıkarılmasına neden olmaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kimliğini saklamadan açıkça eski Dersim’in merkezi olan Günümz Tunceli’li olmasından istifade ile onu “kızılbaş, Sabetayist Yahudi kripto Ermeni” olarak nitlemek ve PKK’ya terörü bıraktırmak için son operasyonlara karşı çıkan tutumundan yararlanarak hain ilan etmek kolaydır.

AKP VATAN HAİNİDİR, HER İŞİ TAKİYEDİR, HİLEDİR

AKP VATAN HAİNİDİR, HER İŞİ TAKİYEDİR, HİLEDİR

Ama T.Erdoğan asla sütten çıkmış ak kaşık değildir. Türkiye cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e sövmek, hakaret, kurduğu cumhuriyetin, ona düşman olan kendinin ataları olan Müslüman görünümlü kripto Ortodoks Hristyan imamların kutsal saydıkları sarık, cübbe, çarşaf-peçe gibi 8000 yıllık Kalde’li putperestlerden geçmiş, Yahudi ve Hristiyan kıyafeti giyen sahte Müslüman tarikatlarını giçlendirdiğini, bu tarikatlarda fakir Türk ve Müslüman çocuklarının “intikam amaçlı” ırzlarına geçildiğini bilmeyen varsa öğrensin.

Atatürk cumhuriyetini yıkmak için daha İstanbul belediye başkanı olmadan ettiği yeminler hala kayıtlarda olan Recep Tayyip Erdoğan ve ne kadar Atatürk,Türk, Müslüman düşmanı kripto Rum, Yahudi, Yezidi, Hristiyan varsa doldurduğu partisinin bu gün yaptığı PKK ile anlaşmalı olarak bir kayıkçı kavgasıdır ve Erdoğan’ı “başkan” yaptırmaktır.

Erdoğan’ı Yezidi ırkçı Kürtçüler, Nasturiler, Keldaniler ve Süryaniler ile bunların Müslüman Adeviye tarikatından görünenleri ile Siyanist Ermeni dini olan Nurcu, Işıkçı tarikatlarıdır.

Patlamaların bizzat hükumet eliyle veya bilgisiyle olduklarına muhtelif ihbarlar,iddialar boldur. Oslo'da 200 ton patalayıcıyı ülkenin her yerine yerleştirilden haberi olan bir MİT bunları neden ele geçiremiyor? Hani Ergenekon olayında toprak altından gıcır gıcır silahlar bulunurken keyifleniyorlardı ya. O zaman ne terör vardı ne ölüm. Ne oluyoruz yani?

Patlamaların bizzat hükumet eliyle veya bilgisiyle olduklarına muhtelif ihbarlar,iddialar boldur. Oslo’da 200 ton patalayıcıyı ülkenin her yerine yerleştirilden haberi olan bir MİT bunları neden ele geçiremiyor? Hani Ergenekon olayında toprak altından gıcır gıcır silahlar bulunurken keyifleniyorlardı ya. O zaman ne terör vardı ne ölüm. Ne oluyoruz yani?

Ama 14 yıldır Deniz Baykal’dan bu yana CHP, AKP ile ortak harekete edeceğine, Erdoğan’ın meclise sokacağına, son çakma cemaat kavgasıyla F. Gülen’in Işıkçılarını ve onlara sonradan katılan Nurcularını savunup, AKP ve Erdoğan’ı vatansever ilan edeceğine, eğer adam gibi muhalefet etseydi, Atatürk çizgisini korusaydı, devleti bölmekle görevli C.I.A ajanları oldukları ifşa edilmiş millet vekillerini partiye dolduracağına Atatürkçü, Ulusalcı kadroları bünyesinde tutsaydı, köy köy gezip halka durumu anlatsaydı, meydanlarda, televizyonlarda AKP’ye sataşıp, mecliste her işine destek vermeseydi, yani Devlet Bohçalıyan’a benzemeseydi bunlar başına gelmezdi.

Bu provakasyonun sonucu ciddi sonuçlara da uzanabilir. Buna rağmen ben bunu yıllardır ülkemizde C.I.A, KGB, MOSSAD gibi ülkelerin elinde olan MİT ve diğer askeriye dahil kurumların sonları ölümle biten tiyatrolarından farklı görmüyorum.

Yalnız, CHP’nin şu an savunduğunun da “PKK’yı biraz dövdükten sonra sulhun sağlanarak fazla kan dökülmesinin önlenmesi siyaseti” güttüğünü, ama bunu yararının olmadığının görüldüğü halde sürdürülmesinin de CHP’nin terör örgütünü oylarına talip olduğu için böyle gittiğini düşünüyorum.

Peki R.T.Erdoğan ve şahsi malı AKP gerçekten vatansever mi olmuştur?

Hayır o sadece başkanlığı getirecek işlerin peşindedir.

Atalarımız her zaman doğru demişlerdir. Özü, 19152e kadar İngiliz ve öteki haçlılardan aldıkları paralar ve silahlarla 1300 yıldır Müslüman ve Türk kanı döken Siirt’li asi Süryanilere uzandığı hem kendi geçmişini yazan sadık kalemşörü hem de “Gürcistan 2003 Azınlık Raporunda SÜryaniler ve Yezidi Kürtler” belgeleriyle “vatan hainliği” ne uzanan bir kişiliği düşünelim ve okuyalım;

“Kırk yıllık kani olur mu yani?” Kırk yıllk da değil, 1300 yıllık Müslüman ve Türk düşmanlığı yapmış bir neslin ürünü, Atatürk cumhuriyetini yıkmaya yemin etmiş ve her türlü düşmanlık eden birisi bu düşmanlığa “kani” olmuştur ve “aksi olmaz yani” demekten başka da sonuç çıkarılamaz.

Dediği gibi gerçekten “her din ve ırki farklılıkları tek millet, tek bayrak, bastığı toprağın milliyetçisi, ama şeri değil, çağdaş demokratik rejim içinde halkı her türlü ayrımdan uzak kucaklayacak bir siyasi açılıma girdiğine de henüz tanık olmadık.

İntihar bombacılarını "suç işlemedikleri için önceden tutuklayamıyoruz" diyen hükumet ne kadar vatanseverdir?

İntihar bombacılarını “suç işlemedikleri için önceden tutuklayamıyoruz” diyen hükumet ne kadar vatanseverdir?

Halkımızın bu bölücü, yıkıcı, kendilerini gizleyerek Müslüman gösteren kriptoların farkına varmalarını, devlet idaresini elinde bulunduran bu işbirlikçi iktidar ve muhalefetin de “bastığı toprağa sahip çıkan, toprak milliyetçiliğinde ve Atatürk’ün Ulusalcılığında birleştiklerini söylemelerini de yaşama geçirdiklerini de görmek istiyoruz.

Oy avcılığı, koltuk merakları, hırsızlıkları şerefsizlikleri örtmek için provokasyonları, iftiraları, partilili partisiz milleti birbirine kırdırmayı, fakir fukarayı parayla birbirine saldırtmayı bırakın!

Yetmedi mi, 3000 yıldır bu topraklar hep böyle oyunlarla kana bulanmadı mı? Aynı gün içinde Roma’nın Hristiyan, İranın Zerdüşt olacaksınız diyegelip kelle kestiği günlere uzanan korku, endişeye dayalı din ve ırk düşkünlükleri hala yaşatılmalı mı, terk edilmeli midir?

Bu devletin bölünmesi, herkesin kendine ayrı bir azınlık koloni vilayeti kurması sadece hepimizi batının kölesi ve fahişesi yapacaktır.

Birlikten güç doğar, hepimiz karşılıklı saygı hürmet içinde yaşayacağız diyorsanız buyurunuz ve devlet idaresi de sizin elinizde zaten. En çağdaş hukuk ve demokrasi örnekleri de gelişmiş halleriyle mevcut dururken haydi buyurunuz…

Haaa, daha ne duruyorsunuz, dindirin şu akan kanları, bırakın devleti bölmeyi birbirimizi kırmayı, ayrı sınırları çizilmiş irili ufaklı vilayetlerde devletçik olma hayallerini.

ARTIK SÜRÜDEN AYRIMA ZAMANIDIR. YOKSA KESİMHANEYE GİDERSİN

ARTIK SÜRÜDEN AYRIMA ZAMANIDIR. YOKSA KESİMHANEYE GİDERSİN

Haydi gelin kardeşliğe, gelin birliğe, gelin barışa, gelin adam olduğunuzu gösterin. BAŞKA ÇIKIŞ YOLU YOK!!!

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

2003 Gürcistan Azınlık raporunda Yezidi Kürtler ve Süryaniler; http://adilyargic.blogspot.com.tr/2011/09/gurcistan-azinlik-raporunda-yezit_21.html

Erdoğan’ın Süryani Rumluğunu örtme, kendini Gürcü Bagratuni gösterme çabası ve Bagratuniler tarihçesi; http://keykubat.blogspot.com.tr/2016/05/gurcu-bagratunilerden-bagatali-teyyupe.html

Güncel Siyaset içinde yayınlandı | Tagged , ,

TAYYİP ERDOGANIN HARFLERİNE FARKLI BAKIŞ

Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, 2003’te yayımladığı “Erdoğan’ın Harfleri” kitabında Musa Peygamber ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaşamındaki inanılmaz paralelliklere dikkat çekiyor…

Beki, kitabının ilk bölümünde, Hurufilik, yani Muhyiddin İbn Arabi’nin harfler çizelgesine göre Erdoğan’ın hayatıyla ilgili tahlillerde bulunuyor ve Başbakan’ın durumunu şöyle saptıyor:

ne-apo-ne-barzani-kurdistani-erdogan-kuruyor-2006141200_m “Yıldızı Müşteri, harfi Dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim, Alim. Bu mertebenin peygamberiyse Musa. Günü perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat. Madeni ise su, harflerden Sin. Bu mertebede tecelli eden ilahi isimse Muhyi.”
Şimdi bu özellikleri biraz açıklayalım, tabi ki Akif Bekinin yaratmak istediği “Allah Erdoğan Karakterini” anlamak için farklı kaynaklardan yararlanarak yapalım;

Erdoğan’ın yıldızı, Müşteri yıldızı, bildiğimiz Jüpiter. Türklerde Erendiz,Mezopotamya Sabilerinde Neberu/Nibiru, Asurlarda Aşur, Babilde gök tanrısı Enlil, Tevratta Ba’al/Bel, Roma’da Optimus Maksimus (En Ulu olan), Greklerde Zeus’a eştir. Hükmetme, idare gücü, pratik çözümler üretme, büyüklük gibi özellikler kazandırdığı bilinir. Yay burcunun idarecisidir. Astroloji metinlerinde epey geniş bilgiler var.

Su Elementi; Burçlarda erkek ve dişil olarak ayrılan dört elementen, toprak ve su grupları dişil elementler olarak tanınmlanır, İnsanlarının hırslı, duygusal çabuk alevlenen, kızan, çabuk yumuşayan, kaypak, yalancı, iki yüzlü, yalanda sınır tanımayan, şartlara, ortama göre kişilik değiştiren, sezgileri güçlü insanlardır. Dışarıdan yönlendirmeye uygundurlar, doğru yönlendirildiklerinde başaramayacakları iş yoktur. Çok hırslı mücadeleci değillerdir, artarda gelen baskılara teslim olabilirler. Güzel hikayeler anlatmalarında rağmen kendilerini tanımlamakta zorlanırlar. Şifacı şaman tipleri bunlardan çıkar. Hayallere dalma yeteneği güçlüdür. Cin peri masallarına düşkündür. Olayları gerçek durumlarıyla yorumlayamaz, hemen hayalleriyle karıştırır.

Güneş sistemi

Güneş sistemi

Perşembe günü, Tevrata yaradılış mitinin “5.” Günü olması yanında Jüpiterle bağlantılı olduğundan işlerde başarıya neden olduğu söylenir. Bir çok işin yanında ziyaretlerin de bu güne alınmasının uğurlu olduğu inancı vardır.

Yakıştırılan ilahi sıfatı Muhyi, Allah’ın esmail hüsnalarından biridir. Dirilten, canlandıran, yaşam veren, cab bağışlayan, sağlık veren, ihya eden anlamlarına geldiği yazılır.

İbrani Alfabesinde aynı harfleri inceleyelim;

İbrani Alfabesinde “Dat” yoktur ama Arap alfabesinden bozma olduğundan “Dal” vardır. “Sin” harfi yoktur ama “Saddi” ve “Sameç” harfleri vardır. Madem ki Yahudi peygamberleri ve kitabına göre yorum yapılıyorsa İbrani Alfabesinden başka alfabe seçmenin alemi yoktur

 

Daleth-delit Door-kapı d  The Empress-Ece Otorite,fiziksel varlığın aslı,uyuşmazlık,ayrışma,bölüm

 

Tzaddi

Sad

fish hook-olta Tz-s The Star-Yıldız Gölge,yansıma,adil,sonuna kadar tamamlanmış,yukarıdan koruma ve rehberlik etmek.
Samech-Sameç Support-destek s Temperence-ılımlılık-ölçülülük Evrensellik,aşağılama ifadesi,okun yayı,gök kürenin çapıyla alakalı dairesel belirli bir hareket.

Grek Alfabesindeki anlamları

Grek Alfabesinde de sadece Dat harfine karşılık “Delta” ile Sin harfine karşılık“Sigma” harflerini görmekteyiz.

 delta 4 elements d Ateş,hava,su,toprak,insan eliyle yapılma düzeyinde malzemede tamlık,
sigma Ruhsal yardım s Ölümün tanrısı,Hermes

DAT=  ض Arapça “dat,dad okunur İbranice ضـ de aynı sesleri verir.Sayısal değeri 800.dür.Elementi hava,açığa çıkarmayı,ortaya sermeyi temsil eder.Şeyh Debba,hiçbir şey söylemeyip ama doğruyu söylemeyi temsil eder demiştir.

Sin= س Sayısı 60’tır,elementi sudur, Kuzey Afrika’da elementinin ateş olduğuna inanılır.Allah’ın şanının sembolüdür.Şeyh Debbağ,Sin,iyiliğin,koruyuculuğun kanatlarını indirmeye karşı gelir demektedir.

Sin harfi, aynı zamanda 6500 yıldan eski geçmişi olan Sabilerin Sin mezhebinin baş tanrısı ve Ay tanrısı Sinin adıdır. Sembolü siyah çıngıraklı yılandır. Arap harfleri bu yılanın şekillerinden oluşturulmuştur.

Sümer ve Babilde, Sin gök tanrı Enlilin oğludur. Enlil Fırat kıyısındaki sarayında yıkanırken kudret tabletlerinin bulunduğu kutsal koruyucu elbisesini çıkardığında, babasınınyerine göz diken Sin, elbiseleri ve bilgelik taabletlerini de alarak yüksek bir dağa Anzu kuşu kılığında uçar. Orada gizli bilgileri öğrenir. Gök aracıyla kaçarken amcası Enki’nin talimatıyla savaşçı Nergal arabanın kuyruk dişlilerine silahla zarar verir. Yere indirilen Sin’den çaldıkları emanetler alınarak babasına verilir. Sin iki kızıyla çöle sürülür, ilk Kabeyi yaptığı sanılır. (Bknz-İslam Öncesi Arap Tanrıları adilyargic.blogspotcom)

“Hırsız, hileci tanrı” karakterinin en eskilerindendir. Anlamı Aramice ve Sümer dilinde de Türkçedir. “Sinen, saklanan, sinsi, sis, duman” anlamlarına gelir. Arapların ve Kürtlerin çektikleri zılgıt denilen çığlıkları da bu yılanın çıngırağının sesidir. İsmail soyu Araplar yani Muhammet peygamberin ataları da Sine tapınmaktaydılar. Ondan doğan kızı İnanna da, büyük dedesi baş tanrı Anu, dedesi Enlil ile evlenir, amcası Enki ile cinsel ilişkiye girer,serhoş edip hepsinin sırlarını çalar ve bilge şeytan olur. Sabiler Er Ruha, Filistinliler, Lübnan, Ürdün çevresinde Astarte, İştar, Greklerde Afrodit, İranda Anahita, Kabede El Uzza güneş tanrıçası “Küçük Gök Ana” olarak hürmet edilmiştir. Allahın Karılığı mesleğinin ilkidir ve “Tapınak Fahişeliği” geleneğini başlatandır.

Sin Ay tanrısı, Hırsız tanrı, sürgün tanrı

Sin Ay tanrısı, Hırsız tanrı, sürgün tanrı

Sin harfinin mitolojisine girildiğinde Arapların yazdıkları tanımların pek doğru olmadıklarını, bunu de eski “şeytan ibadeti” dini geleneklerini örtmek için yaptıkları bellidir.

Grek Mitra dininde de “tanrıların emirlerini insanlara ileten peygamber melek” olarak tapınılani Mısırın Ay Tanrısı Tut/Lah’ından üretilen tüccarların, hırsızların, fahişelerin koruyucusu, sınırboylarının tercümanı, biseksüel hırsız Hermesin biz insanların kaderlerini belirleme hakkında da sahip olmasıyla “ölüm tanrısı” olarak Grek Sigma/Sin/S harfinin karşılığının “ölüm tanrısı Hermes” olması, kendilerini Rum sayan Sabi Araplarının da bu gün tapındığı kutsallar arasında Cebrail olarak Hermes yer almaktadır.

Devleti kendi cemaati ile şahsı ve çocukları üstüne tapulayan “hileci/hırsız Sin-Hermes” karakterini, Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinde, Akif Beki şu ifadesiyle vermiştir;

“Beki’ye göre, Erdoğan, konuşmalarında Arapça’nın mübalağa yeteneğinden yararlanıyor. Mesela, “Bizim bu anlayışta olmayacağımızı söylüyorum” yerine Arapça düşünme tarzına uygun olarak, “Şunu söylüyorum ki, katiyen bu anlayışın içinde olmayacağız” diyor.”

Yani Tayyip Erdoğan söylemleriyle halka resmen alay (mübalağa) ediyor ve “her dediğinin tersinin doğruluğuna inanılmasını” öğütlüyor.

Beki, bu saptamanın ardından şu analizi yapıyor:
“Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi şahsiyetlerinden biri, Necmettin Erbakan’ın yanında yetişiyor. Onu liderliğe götüren süreç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri geliyor. Siyasi yasağı önce büyük bir kötülük gibi gözüküyor, sonra Erdoğan için yeni bir başlangıca dönüşüyor. Kendi yolunu çiziyor. Kaderin garip cilvesine bakın ki (böylesine Hurufiler ancak tevafuk (birbirine uyma) diyebiliyor) yasakları başladığı yerde, Siirt‘te bitiyor….”

İslam Öncesi Arap Tarnıları” başlıklı yazımda geçen “Sad Putu” metninden;

Elmalılı Hamdi Yazır Kura’n Tefsiri;

“”Maide 5:10.Ayet tefsirinde Kurban ve KÂBE’DE Putların durumları;

Kısaca cahiliye devrinde Kabe’nin etrafında böyle dikilmiş veya konulmuş birtakım taşlar vardı ki, bunlara hürmet ve tazim ederler ve üzerlerinde kurban keserlerdi. Hatta bunlara bile kurban keserlerdi.

Mekke’de olduğu gibi diğer Arap beldelerinde de böyle saygı ve hürmet edilen putlar vardı ki “Sa’d” dedikleri taş da bunlardan biri idi.””

Peygamberin arkadaşları olan Sahabelerin önde gelenlerinden de “Sa’d(Sait)”adını taşıyanlar vardı. Aynı yazımdan ekliyorum;

Buhârî ve Müslim, Enes (r.a.)‘ten rivayet etmişlerdir ki, bu âyet inince Sâbit b. K ays (r.a.) evinde oturmuş “Ben cehennemliklerdenim.” diyerek kendini hapsetmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.) Sa’d b. Muaz‘a:.”Ey Ebâ Âmir, Sabit ne halde, rahatsız mı? diye sordu,Sa’d da; o benim komşumdur;

– rahatsızlığını bilmiyorum dedi ve gitti sordu. Sabit, dedi ki: “Bu âyet indirildi, halbuki bilirsiniz ben sizin en yüksek seslinizim, demek ki ben cehennnemliklerdenim.” dedi, Sa’d bunu peygamber’e söyledi, Resulullah, hayır o, cennetliklerdendir, buyurdu

Sa’d bin Muaz, Hz. Ömer ile birlikte, Maide Suresi 67’deki şarap içme ayetinin kaldırılması için Allahtan vahiy indirmesini de isteyen Sabilerin de temsilcisidir. İlgili ayet tefsirlerinde olayı bulabilirsiniz.

Bunlara, Sa’d-Sa’d ibn Vakkas, Sa’d ibn Mu’az, ve Sa’d ibn Ubeyde gibi Muhammed’in üç arkadaşının adlarında rastlıyoruz.

Bazı ayet ve yorumculara göre Sa’d, tanrısal saygı gösterilen, Cidde (4) sahilinde, Kinane’nin(3) iki oğlu olan Malik (1) ve Milkan (2) adına dikilmiş uzun bir taş puta verilen addır. Daha da ötesi kuzey doğu Arabistan’da ve farklı bölgelerinde,“Abd Sa’d” adına rastlıyoruz.

Sad;  Kuran’ın 38.Suresidir. Birinci ayetteki Sad harfinden adını alır.

Siirt’in Sa’d Putu kökenli adı ile putperest Sabi dini kökenli halkından bir şüpheniz kalmamıştır umarım.

Tayyip Erdoğan’ın yasaklarının bittiği yer ve meclise girdiği şehir Siirt.

Evliya Çelebi Seyahatname adlı kitabında Siirt için şunları yazmıştır;

Siirt Haritası

Siirt Haritası

“Diyarbekir valisi ile memur oldukları sefere giderler. Kürdistan kavmi içinde Siirt askerinin çadırlarını bulmak isteyen teşrifat üzere “Dar-ı Said” diye çağırıp öyle bulur. Arap dilinde şehrin adı “Dar-ı Said’dir”.”

Burası Kürdistan ise de halkı Arapça konuşur. Kürtçe, Türkçe ve Ermeni dilini bilirler. Bir Şeriat hâkimi vardır ki şeyhülislamdır. Dört mezhepten müftüleri vardır. (Seyahatname IV. C. S.752)”

“Dari Said, vey Deyr el Sa’d, Sad’ın yeri” anlamındadır. Sad putuna burada yaygın olarak tapınıldığı anlamını çıkarmak zor değildir.

 

Evliya çelebinin tespitleri ile Arami-Sabi araştırmacılarının tespitleri bölgenin Sabi dini kökenli olduğunu doğrulamaktadır. Dört mezhepten mühtülerin olması da Sabilik dininden doğan Doğu Hristiyan kiliseleri, Ortodoks Yahudi Mezheplerinin yaşadığı merkez Mezopotamya yani Dicle-Fırat nehirleri adasındaki adadır.

Siirt’in eski adı Evliya Çelebinin belirttiği “Darı Said” veya Arap söyleyişi ile “Deyr el Said veya Saad” adı, Sabilerin Sad putunun adını taşır. Bu yüzden karşımıza bir da SAT harfi çıkmaktadır.

SAT= ﺻ,ﺹ Arapça “SAT”,İbranice צָדִי “şeyd,şeydi,şed,şad” okunur .Arapça’da balıkçılık ve avlanmak anlamındadır.Sayısal değeri “90” dır.İbranice ve Aramice “erez-yer” demektir.Elementi sudur,saygınlığın ve gerçeğin sembolüdür.Adem zamanında “gerçek neden”in sembolüydü.””

Sat harfinin de anlamında olduğu gibi bu coğrafya dağlık ava uygun olmasının yanında binlerce yıldır Grek-Pers, Roma-Pers,Osmanlı-İran savaşlarının yapıldığı insan avlarının da kesintisiz sürdüğü coğrafyadır. Elan süren terör örgütü ile savaş da bu savaşların “örgüt-devlet savaşları düzenine” uygulanmış halidir.

İktidara geldiği 2002 yılında sıfır terörle hükumeti devralan Ecep tayyip Erdoğan bu coğrafyayı Ölüm Tanrısı Hermes veya Savaş Tanrısı Mars karakterine bürünmüş olarak kana bulamıştır.

Akif Beki’nin beceremediği Huruf ilminin mitolojik ve öteki dillerdeki açıklamalarını okuduğumuzda, Fazlullah Astarabadi olmaya gerek olmadan gerçekleri ortaya dökmek ve anlatabilmek mümkündür.

Erdoğan ile peygamber Musa karakterini birleştiren Akif Beki’nin bilmediği şeylerden birisi de Musa’nın peygamber olmadığıdır.

Mısır tarihini Grek Ptolome’nin emriyle derleyip yazan tarihçi Manto’nun yazdığına göre, Musa, Kahir’e yakınlarında Heliopolis şehrine güneş tanrısı Amon’a ibadet eden Heliopolis tapınağının baş rahibiydi. Tanrı soyundan geldiği için şifacı olduğuna inanılan “kekeme Musa” nın adı da Osarsif’ti. İyileşmeleri için tapınağın bahçesine bırakılan cüzamlılardan hastalık kendisine de bulaşınca dini inanç yara almasın diye Osarsif diğer hastalıklılarla birlikte Nil vadisinde piramitler için kaya çıkartılan Avaris taş ocağına sürülür. Burada kendilerine en iyi şekilde bakım da yapılır. Durumu hazmedemediğinden isyan çıkartır ve Mısır’ı “15” yıl yönetir. II.Ramses Nubiya’dan gelerek ordusuyla onu Sürgün yeri olan Sina yarımadasına sürer.

Kızıldenizin sığ bataklıklarına boğulsun diye askerler baskı yaparlar. Osarsif buradan sağ çıkar ve “Tutmosis” adlı firavunların da adlarında bulunan “MosisMuşi” yani “sudan gelen, sudan geçen” adını alır.

Manetonun bu kitabını Yahudiler bulur ve kaybederler. 400 yıl sonra Yahudi tarihçilerin kayıtlarında bahsedildiği görülür.

Yahudilerin Sudan Geçip yerleştirildikleri sürgün haritası

Yahudilerin Sudan Geçip yerleştirildikleri sürgün haritası

Olay şudur.

O çağlarda güneşe ibadet edenler, yenilgi, hastalık, felaketler yaşadıklarında tanrının şefatinden mahrum edildiklerine ve terk edildiklerine inanıyorlardı. Bu gerçeğin getirdiği ruhsal yıkımla şeytan ibadeti olan Ay Tanrısı ibadetine geçiyorlardı.

Tevrat’ın da tanrısının adının eski Mısır’ın Ay Tanrısı Lah/Tut’un adlarından alınan “Yahweh” olması bu inanç gereğince din değiştirdikleri anlamına gelir.

Sina yarımadası da Sümer ve Babil’in ay tanrısı Sin’in adını taşır., Musa’nın yürüyerek geçtiği Kızıldeniz bataklığı bölgesinin adı da “Ey Lat (Selam Lat) körfezidir ve Petra Sabilerinin baş tanrısı Düşara’nın kızı ve karısı güneş tanrıçalarının adıdır. İslam çağında Allah’ın üç kızından biri olarak biliniyordu.

Yahudilerin en büyük babaları İbrahim, Palmira bölgesinde yaşayan Kenize Sabilerinin peygamberiydi ve Ugarit’te bulunan arkeolojik kazılarda bunun M.Ö.2300’lerden eskiye uzandığı tespit edilmiştir.

Kur’an’a göre İbrahim’in babası Azer’dir. Azer, İran Mitra dininde kulaklarının birini yatak diğerini yorgan yaparak uyuyan iki karış boyunda beş küçük şeytandan birinin adıydı. Bu şeytana ibadet yaygın olduğundan Hazar Denizi dediğimiz iç deniz bile adını bu şeytandan alır. Irak’tan Kazakistan’a uzanan bir coğrafyada buna tapınılırdı. İran ticaret odasının yayınlarında bu bilgiler mevcuttur, dilimize çevirdiklerim de bloglarımda vardır. Daha sonra İbrahim, Filistin’e geçince de Azer’in Filistin uyarlaması olan Yerah’ın adından uyarlaran “TERAH” adı Yahudi Tevratında İbrahim’in babasının adı olarak yazılmıştır.

Yahweh, TevratIn Allahı bu insan kanı içen, kuş kanatlı, ak sakallı vampir bir cin veya şeytandı. Yahudiler ondan güç alıyorlardı.

Yahweh, TevratIn Allahı bu insan kanı içen, kuş kanatlı, ak sakallı vampir bir cin veya şeytandı. Yahudiler ondan güç alıyorlardı.

İbrahim öncesi de sonrası da Musa ile Yahudiler hırsız ve kovulmuş tanrı sinsi Sümer Ay Tanrısı Sin’in yarımadasına sürülmüşler, Turu Sina (Sin’in Dağı-Sin Dağı)da On Emir’i Sin Yahewh adıyla Musa’ya verdi diye Tevrat Mısırdan Çıkış efsanesi yazılmıştır.

Ay Tanrısı Sin bu nedenle Kur’an’a da “Yasin =Ey (selam) Sin” Suresi ve “Tur Suresi (Turu Sina Dağı)” ve son “Kamer Suresi” ile Ay Tanrısı inancı geçmiş ve bu yerlerin şeytan ibadeti gelenekleri ret edilmiştir. Euzubesmele ilkesi ile her duaya da “şeytandan sığınma” ilkesi getirilmesi akılcı bir zihniyet katmıştır.

Kim bilir geçmişte bir Musa yaşamıştı ama o kesinlikle Tevrat’ın Musa’sı Heliopolis’n cüzamlı kekeme rahibi değildi. (Sümerden İslama Cin ve Şeytan Kültü çalışmanın Yahudi Kültü bölümünde Osarsi/Musa hakkında geniş bilgi kaynaklarıya verilmiştir.) Bu yüzden Kur’an da Tevrat’ı tam olarak kabul etmez.

Ama Müslüman görünen veya Müslüman olup da safça bunlara inanan insanlar artık bu şeytan badeti ile gerçek dini ayırt etmeli, din ve devlet adamlarına ensest üreme kültü kalıntısı insanüstü sıfatlar yakıştırma geleneği terk edilmelidir.

Huruf (Harf) ilmi denilen, Ebced hesabı, Kabala gibi harflere, ses, sayı ve sembol değerleri atfetme bütün kavimlerde vardır. Bunların da yararları olmadığı kanıtlanmıştır.

AKİF BEKİ'NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR

AKİF BEKİ’NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR

“14” yıldır ülkemizin kaderine el koyan ve hala da gitme niyeti olmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın, eşi ve çocuklarının da aslında bu uydurma yarı tanrı sıfatlarına inandıklarını sanmıyorum.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk için de aynı kripto cemaatler benzer uluhiyetler atfeden yarı tanrı sıfatları yazmışlar sonra da onun ölümü sonrası aleyhinde, nefret ettirilmesinde kullanılmışlardır.

Aynı akıbetin Erdoğanı da beklediğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü ikisine de bu sapkın ululama sıfatlarını yazanlar aynı kripto Yahudilerdir.

Böyle çağ dışı sıfatları devletimin, milletimin kaderinin teslim edildiği insanlara yakıştırılması bana iğrenç geldiği gibi aklı selim dünya milletleri için de alay konusu olmaktadır.

Zaten Akif Beki’nin görevinden alınması epey önce olmuştur ama bunların dindar kesimce de terk edilmesi gerekmektedir. İslam bunları iptal etmiş ancak bazı tarikatlar haşa bunlara değer vermektedir. Onlar da zaten aslında eski dinlerini İslam kimliği ile yaşayanlar, “devleti ele geçirdik sevdalıları” olan akıl fikir zavallılarıdır.

Çünkü bunlar İslam’dan çıkmış ya da asırlardır İslam görünen, haçlılar Müslümanları 1919’da mağlup ettikten sonra yavaş yavaş niyetlerin i açığa vuran müşrikler olup, Erdoğan’dan TAĞUT yaratmış, ona tapınmakta olan, dine dört mezhep bin kadar tarikat sokarak bölen  sahte Müslümanlardır.

Tağut yaratmak, daha Tevrat’ın başında işlenen bir olaydır ve kekeme olduğundan, halka hitap etmekten korkan Musa, tanrısı Yahweh’ten, konuşmacısı, sözcüsü olarak, hitabet yeteneği iyi olan kardeşi Harun’u tayin etmesini, ona da peygamberlik vermesini ister. Yahweh, bana güvenmiyor musun, onu ben hallederim dese de güvensizliği tavan yapmış Musa Harun’da diretince, ayetler ve Harun’a verilen değnek ile olaylar başlar;

“RAB Musa‘ya “Ağabeyin Harun var ya!”, “Bilirim, o iyi konuşur. “Bak, seni firavuna karşı Tanrı gibi yaptım” dedi, “Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. (Mısır’dan Çıkış)”

İşte yarı tanrı peygamber” kavramı burada başlar. Oysa peygamberlerin mucizeleri, Allah dilemedikçe olmaz ve mucizeleri sürekli değildir. Oysa gelişen olaylarda Harun’un değneği ilahi mucizelerin kaynağıdır, okuyalım;

“Harun değneğini firavunla görevlilerinin önüne attı. Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun’un değneği onların değneklerini yuttu. Harun firavunla görevlilerin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. İnsanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıktı. Mısır’da yerin bütün tozu sivrisineğe dönüştü. Böylece Harun elini Mısır’ın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısır’ı kapladı. Firavun Musa’yla Harun’u çağırtıp, “RAB’be dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın” dedi, “O zaman halkınızı salıvereceğim.”

Ancak firavun ülkenin rahatladığını görünce, inatçılık etti. Büyücüler firavuna, “Bu işte Tanrı’nın parmağı var” dediler. Firavun “Kalkın!” dedi, “Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi RAB’be tapın.””,

Şimdi kısaca TAĞUT nedir onu okuyalım. Kısaca Tağut “kendini tanrı gibi gösterip insanları kendisine taptıran  demektir.

İslami bir siteden aldığım Tağut tanımını okuyalım;

TAĞUT

Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. ALLAH’ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü. Arapça “Teğa” kökünden türetilmiş olup kelimenin masdarı olan “Tuğyan” ALLAH Teâlâ’ya isyan etmek anlamına gelmektedir.

ALLAH’ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur.

Tağut, ALLAH (c.c)’a karşı isyan etmekle beraber O’nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir. Bu sebepten dolayı bir insanın Müslüman olabilmesi için Tağut’u reddetmesi gerekmektedir.

Tağut kelimesi aslında çoğul manâsı taşımaktadır. Çünkü ALLAH (c.c)’ı inkâr eden, bir yerine birçok tağutun kulu olur. Bunlardan bir tanesi insanı çeşitli günahlara yönelten şeytandır. Diğeri, insanı ihtiras ve arzularının esiri kılan kendi nefsidir. Kezâ karısı, çocukları, hısım ve akrabaları, ailesi, arkadaşları ve milleti ile siyasî ve dinî liderleri ve hükümetleri gibi diğerleri de bulunmaktadır. Bütün bunlar o kimse için birer tağut olur ve o kişiyi kendi arzu ve ihtiraslarına esir etmek isterler. Bu pek çok efendilerin kulu olan kimse, tatminine bir türlü imkân olmayan bu tağutlardan her birini ayrı ayrı memnun etmek hayaliyle ömrünü boşa tüketir (Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, Terc. Heyet, İstanbul 1986, I, 176)

Yukarıdaki yorumlar Kur’an’daki Tağut’u tanıtan ayetlere göre yapılmıştır;

Kur’an-ı Kerîm’de: “Andolsun ki biz her kavme “ALLAH’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının ” diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir” (en-Nahl, 16/36), “İman edenler ALLAH yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar” (en-Nisa, 4/76)

Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, ALLAH Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda “ilahlık” iddiası içindedirler. 

Dolayısıyla ALLAH Teâlâ’nın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tâbi olanlar da, tevhid akîdesinin dışına çıkıp kâfir olurlar. ALLAH Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de: “ALLAH’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, kâfirlerdir.” (el-Maide, 5/44) buyurmaktadır.

Tağut tanımı şu linkten alınmıştır; http://www.frmtr.com/islam-ve-insan/2988450-tagut-nedir-mutlaka-okuyun-cok-onemli.html


Tağutların hükümlerine göre yönetilen beldeler “Dâr’ul-Harp” durumundadırlar. Tağutun hüküm sürdüğü beldelerde yaşayan bütün müminlerin, din ALLAH’ın oluncaya, ALLAH’ın indirdikleriyle hükmedilinceye kadar cihad etmeleri farzdır. Bu cihaddan kaçıp, tağutun hükmüne razı olanlar ise, ister bilerek, ister bilmeyerek yapsın, kâfir olma durumundadırlar.

Şimdi videoyu seyredin TAĞUT kimdir? Görünüz;

Bunu mutlaka izleyiniz  işte “TAĞUT TAYYİP ERDOĞAN” delilleri sıralanmış.Videonun orjinalinin linki https://www.youtube.com/watch?v=81GB_fT4WLw

 

Bu videoyu kopyalama sebebim, yazılarımın etkisini düşürmek için önceki yazılarımda verdiğim Youtube videolarının linklerinin köreltilmesi yüzündendir. Video sahibinin durumu anlayacağını umuyorum. Saygılar.

Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletine hizmet etmekle görevli bir siyasi parti önderi, cumhurbaşkanı mıdır yoksa, kendisini, sırasıyla başbakan, cumhurbaşkanı, başkan ve padişah ilan ettirmeyi hedeflemiş, ilahi sıfatlar yakıştırılan, gayrimüslüm putperest cemaati, “Türk ve İslam hakimiyetinden kurtaracak, Müslüman takiyesi yapan, hileci tanrı” mdır bunu artık Türk milleti başındakinin devlet adamı mı yoksa bin yılın TAĞUT’U mudur merak etmektedir.

Son sözü gene Kur’an-ı Kerim söylesin;

İSRA  SURESİ 17/16. Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.” (Yaşar Nuri Meali)

Ve yazar da hakkını kullansın;

Empeyalizm, köleleştirdiği milletlerine küfür ettirinceye kadar kültürel baskı uygular. Taaki o milletler, tarihlerini yazan ulularına küfür etmeye başlayıncaya kadar sürdürür. İlki, İslamiyet ile atalarına ve soydaşlarına “putperest kafirler” dedirterek başlayan kültürel saldırılar, 11.Kasım 1938’den beri artarak sürmektedir. Son AKP döneminde, bütün Türk tarihi inkar edilmiş, Osmanlıcılık siyasetiyle Osmanlı ve Cumhuriyetin kazanımlarına küfür edilmesi hükumet eliyle desteklenmiş ve desteklenmektedir. Hükumetin ortağı da bütün Türk ve Müslüman devletlerini yıkan “din elden gidiyor” diyen dinci-kinci kripto Müslüman ve Türkçü görünen sahtekarlardır.

“Kutsallarına küfreden bir millet erimiş, millet özelliğini yitirmiş demektir” (Alaeddin Yavuz)

Takdir, ibret alması gerekenler ile  okuyanlarındır.

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic/ adilyargicc

BEKİ, ERDOĞAN İLE MUSA PEYGAMBER’İN HAYATLARINI KARŞILAŞTIRDI

İnanılmaz paralellik

Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, 2003’te yayımladığı “Erdoğan’ın Harfleri” kitabında Musa Peygamber ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaşamındaki inanılmaz paralelliklere dikkat çekiyor

Ankara Kulisi

Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri. Son günlerde aslında 2003 yılında yayımladığı “Erdoğan’ın Harfleri” adlı kitabıyla da gündeme geliyor.
Kitap, yayımlandığında Kanal 7’de gazetecilik yapmakta olan Beki’nin dilbilimi tutkusundan derin izler taşıyor. Beki, kitabındaki bir bölüm için, “Düzyazı-epik anlatım karışımı bir kurgu ve simgesel bir dille kaleme alınan bir tür fantastik öykü bu…” nitelemesinde bulunmuş. Bu fantastik öykünün kahramanı tabii ki Recep Tayyip Erdoğan…
Beki, kitabının ilk bölümünde, Hurufilik, yani Muhyiddin İbn Arabi’nin harfler çizelgesine göre Erdoğan’ın hayatıyla ilgili tahlillerde bulunuyor ve Başbakan’ın durumunu şöyle saptıyor:
“Yıldızı Müşteri, harfi Dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim, Alim. Bu mertebenin peygamberiyse Musa. Günü perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat. Madeni ise su, harflerden Sin. Bu mertebede tecelli eden ilahi isimse Muhyi.”

Halk, Erdoğan’ı kurtarıcı olarak görüyor

Beki, bu saptamanın ardından şu analizi yapıyor:
“Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi şahsiyetlerinden biri, Necmettin Erbakan’ın yanında yetişiyor. Onu liderliğe götüren süreç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri geliyor. Siyasi yasağı önce büyük bir kötülük gibi gözüküyor, sonra Erdoğan için yeni bir başlangıca dönüşüyor. Kendi yolunu çiziyor. Kaderin garip cilvesine bakın ki (böylesine Hurufiler ancak tevafuk (birbirine uyma) diyebiliyor) yasakları başladığı yerde, Siirt’te bitiyor.
Yasaklandığı yerden başbakan olarak çıkıyor. En çok oligarşinin korkularından çekiyor, öcü gibi gösteriliyor, siyasi yaşamı boyunca bununla mücadele ediyor. Ve oligarşinin korkuları (bu anlamda kehanet) gerçek oluyor. Erdoğan iktidara geliyor. Ama onu son umut ve kurtarıcı olarak gören halkının oylarıyla.”
Beki, kitabında İbn Arabi’nin Musa Peygamber’in kardeşi Harun ile olan ilişkisini nasıl anlattığını da aktarıyor. Peygamber, kardeşi Harun’u, konunun aslını anlamadan insanlar önünde küçük düşürerek suçluyor. Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dava arkadaşlıklarını Musa Peygamber ile kardeşi Harun’un ilişkisine benzeten Beki şu uyarıyı yapıyor:
“Ve Musa Peygamber’le Tayyip Erdoğan’ın yaşamındaki en inanılmaz paralellik tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan iktidarını Abdullah Gül’le, en az 30 yıllık bir geçmişe dayanan yol arkadaşıyla paylaşıyor. Bu yorumdan yola çıkan bir Hurufi, Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ün de aralarındaki iktidar paylaşımında benzer sorunlar yaşayabileceklerini söyleyip Erdoğan’a fitneciler karşısında sabır tavsiye edebilir.”

Arapça da kullanılıyor

Beki, kitabın diğer bölümlerinde, Erdoğan’nın zihin serüvenini dil-zihin ilişkileri açısından ele alırken şu tespitleri yapıyor:
“Erdoğan’ın zihin serüveni 1928 harf devrimiyle başlıyor. Sadece Arap elifba’sının 28 harfi Latin abc’siyle değiştirilmedi, aynı zamanda Arap-Müslüman aklın zihin süreçlerine kendi şeklini verecek olan yeni gramer mantığı getirilmiş oldu. İkinci dil zihne asıl şeklini veren anadilin mantık şablonunu etkileyebiliyor. Erdoğan örneğinde bunu görmek mümkün. Bilindiği gibi Erdoğan Rizeli ve anadili Türkçe. Zihin mekanizmaları Türkçe gramere göre çalışıyor. Erdoğan bir imam hatip liseli. Temel düzeyde de olsa Arapça eğitimi gördü ve Kuran’ı Arapçasından okuyabiliyor. Muhafazakâr bir çevrede yetiştiği için de dini terminolojiye hâkim. Erdoğan’ın konuşma dilinde kendini açığa vuran mantık, Arapçanın dünya görüşünden ne tür emareler ya da izler taşıyor?”
Erdoğan’ın bazı konuşmalarını aktararak analiz eden Beki, “Erdoğan olaylara siyah-beyaz olarak bakmıyor. Gri tonları görebiliyor. Vermek istediği mesajı güçlendirmek için her iki dilin (Arapça ve Türkçe) gramatik imkânlarından yararlanıyor.”
Beki’ye göre, Erdoğan, konuşmalarında Arapça’nın mübalağa yeteneğinden yararlanıyor. Mesela, “Bizim bu anlayışta olmayacağımızı söylüyorum” yerine Arapça düşünme tarzına uygun olarak, “Şunu söylüyorum ki, katiyen bu anlayışın içinde olmayacağız” diyor.

Göklerden beklenen kurtarıcı

Kitabın ilginç bölümlerinden biri de, “Beklenen Kurtarıcı: Göksel Değil Dünyalı” adını taşıyor. Bu bölümün başında, Erdoğan’ın gelişerek değişiminin 1994 yılından itibaren başladığını anlatan Beki, AKP hareketinin projesiyle, dindar kitlenin kurucu düzenle barıştığı tespitinde bulunuyor. “Deccal ve Mehdi” örneklerini vererek kurtarıcı inanışını anlatan Beki, Erdoğan’ın siyasi öyküsünü bu inanışın sembolleri üzerinden şöyle özetliyor:
“Göklerden beklenen kurtarıcı insanların arasından zuhur etti. Göksel değil dünyevi bir kurtarıcı, bir siyasi lider olarak. Mucizelerle gönderilen göksel bir varlık yerine oylarla sandıktan çıkarılan bir kurtarıcı. Büyük bir kitlenin umudu. Seçilmiş biri ama, seçmenleri tarafından…”
Türk siyaseti, yakınındaki isimlerin, liderlerine yaptıkları övgülere alışıktır. Beki, sadece bu geleneğin devamı olarak değil, “siyasette simgesel anlatıma dayalı övgü” türünün de yaratıcısı olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

 

 

 

 

Dede Erdoğan’ın saçları 4 yılda böyle seyrekleşti

Son dört yılın, yaşlandığını söyleyen Başbakan Erdoğan’da bıraktığı izlerden en somut olanı son günlerde sıkça objektiflere yansıyor…

Yıllar, bütün omuzlara aynı ağırlıkta çökmezmiş. 14 Mart 2003’te başbakanlığı Abdullah Gül’den devralan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bu özdeyişin işaret ettiği isimlerin başında geliyor. Siyasi yaşamında kendisini hapse kadar götüren çalkantılı bir dönemin ardından Başbakanlık koltuğuna oturan Erdoğan’ın son dört yıldaki mesaisinin izlerinin görünümüne de yansıması kaçınılmazdı.
AKP’nin tek başına iktidarıyla yeniden alevlenen rejim tartışmaları ve Irak, AB gibi devasa sorunlarla geçen bu sürede, yurtiçi ve yurtdışında çok yoğun bir gezi trafiği yaşayan Erdoğan, zaman zaman sağlık sorunlarıyla da gündem yarattı.
17 Nisan 2006’da kas spazmı geçiren ve bir hafta evinde dinlenmek zorunda kalan Erdoğan, 17 Ekim 2006’da da makam arabasından “balyoz” operasyonuyla kurtarılarak müşahede altına alındı. Başbakan’ın kan şekerinin düştüğü açıklandı. Peşini bırakmayan bel rahatsızlığı geçen günlerde nükseden Başbakan, bir hafta evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı.

Sağlığına özen gösteriyor

Sigara içmeyen, sağlıklı besinler, özel çaylar tükettiği bilinen Erdoğan’ın sağlığına özen gösterdiği kesin. Buna rağmen, geçen yıl 14 Mart’ta Meclis’de başlatılan sağlıklı yaşam kampanyası sırasında vücut analizi yapan bir aletle kontrol edilen Erdoğan’ın biyolojik yaşı 57 çıkmıştı. Geçen yıl 52 yaşında olan Başbakan, vücudunun 5 yıl erken yaşlanmasına üzülmüş, “Tehlikeli bir şey var mı?” diye sormuştu.
Erdoğan’ı çok mutlu eden, ancak yaşlandığını hissettiren olay ise 2 ay önce dede olmasıydı. Başbakan, “İnşallah dede söylemine de alışacağız. Tabii biraz daha da yaşlandığımızı anlıyoruz bu vesileyle” demişti.

Baykal’ın defne sırrı

Son dört yılın, yaşlandığını söyleyen Erdoğan’da bıraktığı izlerden en somut olanı son günlerde sıkça objektiflere yansıyor.
Başbakanlığının ilk dönemlerinde gür saçlarıyla dikkati çeken Erdoğan’ın seyrekleşen saç telleri, aslında söze gerek bırakmıyor. Üstelik seyrekleşen saçlarının nasıl kırlaştığı da açıkça görülüyor.
Erdoğan’ın bundan sonrası için alabileceği önlemlerden biri, CHP lideri Deniz Baykal’ın yıllardır uyguladığı yöntem olabilir. İlerleyen yaşına rağmen hâlâ canlılığını koruyan saçlarını “defne sabununa” borçlu olduğunu söyleyen Baykal, saç telleri zarar görmesin diye cebinde “kemik tarak” taşıyor.

 

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset içinde yayınlandı | Tagged , ,

KOMÜNİZME ATILAN ENSEST İFTİRASI

Ensest, Sümerlerle başlayan, aile içi cinsellik demektir. Köleci, avcı, toplayıcı kavim

Ensest evlilikler Sümer ile başlar. Ana-oğul evlilikleriİsa-meryem'e kadar konu olmuş, Romalılar, ensesti yasaklamak için, Meryem-İsa'yı günümüzdeki gibi saygın hale getirmişlerdir

Ensest evlilikler Sümer ile başlar. Ana-oğul evlilikleriİsa-meryem’e kadar konu olmuş, Romalılar, ensesti yasaklamak için, Meryem-İsa’yı günümüzdeki gibi saygın hale getirmişlerdir

lerle başlamış, güvenlik amaçlı tercih edilmiş, ilahilik verildiğinden hala sürdürülen bir sapkın, kaynağını dinlerden alan yaşam biçimidir.

Ana, baba,evlatlar kız-erkek ayırmadan, dede, nine torunlar arasında grup olarak da yapılabilen sapık dini yaşam biçimidir.

Yeryüzünde ekvator çizgisi boyunca, onu çevreleyen oğlak ve yengeç dönenceleri içinde kalan enlemlerde geçmişte ilk yaşayan ve onlardan olup başka yerlere göçen tüm milletlerde vardır.

Tarihte ilk kez  İskitler, Hititlilerce yasaklanmış, Hititlilerin yasaklarından İshak-Yakup soyu Yahudilerin okudukları Tevratta yer almış, Katolik Hristiyanlık ve İslam ile engellenmiştir.

En son olarak Avrupa’nın Rönesans çağı ile medeni hukuk maddelerine konulmuş, Sosyalim ve Mustafa Kemal Atatürk ile de ülkemizde İsviçre den alınan medni hukuk ile engellenmiştir.

“Dinimizi yaşamak istiyoruz, Mustafa Kemal kahrolsun” diyenler Müslüman kılıklı bu Şatanıist, Ortodoks, Hrisityan, Yahudi, Zervani, Zerdüşt, Rum tayfalarıdır.

1978’lerde solculuğu ideoloji olarak belirlediğimde, daha önce Ülkücülüğe kazandırdığım arkadaşlarım bana saldırmışlardı.

Komünizmi kuran devrimci Lenin,  Musevi bir Kazak Türkü olduğundan  öldürüldü. Yerine Gürcü Bagratuni  Yahudi Stalin getirildi.

Komünizmi kuran devrimci Lenin,
Musevi bir Kazak Türkü olduğundan
öldürüldü. Yerine Gürcü Bagratuni
Yahudi Stalin getirildi.

“Komünizmde, baba kızını, erkek ablasını kız kardeşini, anasını beceriyor diye sen söylüyordun bize şimdi sapıttın mı neden komünist oldun?”

Bunun Komünizmde olmadığını, ispatı olan varsa delilini getirsin ben araştırdım hiç bir kitabında böyle şey yazmadığı gibi komünistler akraba evliliklerine, çocuk evliliklerine karşılar diye anlatmaya çalışırdım.

Ne onlar komünizmde böyle bir mecburiyet olduğuna dair delil getirebildiler ne de benim olmadığına dair bir görgüm vardı.

Ama okuduğum hiç bir kitapta da bu konular geçmiyordu zaten. Cinsellik Komünizmde işlenen bir konu olmaktan ziyade ırkçılığa da karşı olduğundan soydan üremeye kökten karşıydı. Bu yüzden ensest aile içi üremeyi desteklemesi de düşünülemezdi.

Bu akşam nereden geldiyse, bilgisayarı kapatıp yatmaya giderken bu aklıma bu konu geldi.

Bir kaç ay önce mevcut Hristiyanlık mezheplerinde ensest yaşamın olduğunu bildiğimden hala Avrupa ülkelerinde var mı diye Hazreti Google’a sorduğumda aldığım bilgiler korkunçtu.

Almanya, İspanya, Portekiz, Fransa, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Rusya, Gürcistan, Ermenistan gibi ülkelerde vardı ama “REŞİT VE RIZAYA BAĞLI OLMAK ŞARTIYLA” ilişkiye izin veriyor evlilik ise geçmiyordu.

Putperestlik geleneği Haceri Esved taşını öpen sözde Müslümanlar  Gök Ana Uzza nın amını öptüklerıni  bilmezler.

Putperestlik geleneği Haceri Esved
taşını öpen sözde Müslümanlar 
Gök Ana
Uzza nın amını öptüklerıni 
bilmezler.

Daha önce de Mine Kırıkkanat’ın dilimize çevirdiği Zihin Kontrolü projesini işleyen, Amerikalı Ortodoks Yahudi Cathy O’Brien’in “Baykuş İmparatorluğu” kitabında zavallı Cathy’nin doğar doğmaz ve sütten kesildikten sonra 1,5-2 yaşlarından itibaren öz babasının cinsel tacizine maruz kaldığını ve bunu işkence ile dayattığını yazmıştım. Da sonra içine itildiği derin Amerikan istihbaratının ve ona hükmeden dünyaca meşhur ABD başkanlarının ve devlet adamlarının da bu iğrenç işlerde bulunduklarını da eklemem gerekir. Çünkü önceki yazılarımda vardır.

İsrail’den Kanada’ya sürülen Ortodoks Lev Tahor-Beytülşems Yahudilerinin de bu yüzden çocuklarının hükumetçe alındıklarını ve daha sonra geçen yıl Honduras’a sınır dışı edildiklerini eklemeden edemeyeceğim.

Bir de İslam öncesi Kureyş kabilesi Mecusiydi. Onlar da ensesttiler Hubel baba tanrı kızı karısı güneş tanrıçası Uzza, Lat, Menat’tan göklerde soyları üremişti. Bu yüzden 12 Burç, 63 gök cisminin anası El Uzza’nın rahmi diye kabul ettikleri Kabe’nin etrafında ilk yedi tanrı Yedi gezegen için birer kez tavaf ederek hac, umre yaparlar, Hacerül esved taşını da vajinası olduğu için öperler oradan ruhlarının rahme döneceklerine inanırlardı. Bu yüzden de ölenler için hala kullanılan “sine-i rahme döndü” deyimini söylerlerdi. Kabe’nin bu önemini Sabilerin din kitaplarından çevirip yazdım.

Ama Muhammet ve dedesi Abdülmutallip Kureyş Mecusisi değildi. Bunu İbni İshak’ın siyeri “Siret -el Resulullah” kitabında görmek mümkündür. Rahip Bahira’ya çocuk Myhammet “Mecusi olan akrabalarını sevmediğini söyler. Ama onun gördüğü rüyayı peygamberlik olarak yorumlayan Varaka bin Nevfel’i dedesi de o da severdi

Muhammetin Emevi, Abbasi, İran ve Osmanlı ailesine de bıraktığı sapık miras.

Muhammetin Emevi, Abbasi, İran ve Osmanlı ailesine de bıraktığı sapık miras.

O Mekke’nin Nasturi kilisesinin baş keşişiydi. Bahira da Arabistan kiliselerinden sorumlu Episkopostu. Nasturi İncil’i de Süryani/Sabi temelli İncil olup ensest üremeyi emrediyordu, çünkü Allah Adem’e; “Sana kızlar ve oğullar verdim Havva’yı verdim. Hepsi senin kölelerin ve karılarındır” dediğinden ensest üreme, grup biseksüel (kadın erkek, çocuklar, dedeler, nineler birlikte) dinin temeliydi.

Ortodoks Yahudileri üreme tarzı aynen bunlarda da vardı Muhammet de kabilesini Yemenli Adnanilerden İsmail soyu Yahudi si saymaktadır. Hepsi soylarını İbrahim e yani Sebe kavmine yani Aramilere bağlarlar. İbrahim Filistin Lübnan da yaşayan Aramilerin Kenize kabilesine gelen peygamberdir. Bu Ugarit metinleriyle tespit edilmiştir.

Aynı Cathy OBrien’ın başına gelenler ile Muhammet ve çağdaşları da büyümüşlerdir. İşte Romalılar İslam’ı destekleyerek bunu İslam ile yasaklamışlar, Muhammet de Nisa 23 ayetiyle ensest üremeyi yasaklamışsa da kendi zevklerinden vazgeçemediğinden Ahzap 50 ayetle kendini Nisa Suresi emirlerinden muaf tutmuştur.

Onun yerine kendini koyan İslam halifeleri de onu taklit ederek, mantıklı yaşamı yani Nisa 23 ayetlerini halka dayatmışlar, saraylarında her naneyi yemişlerdir.

İslam Arapları böyle sapıklıktan kurtarmışsa da İngilizlerin Muhammet ten 1000 yıl sonra (1739) çıkarttığı Vehhabilik ile sapıklıkları “kızlarda evliliği altı yaşa bağlayarak” geri gelmiştir. Onlar, Muhammet in altı yaşında Ayşe ile gerdeğe girdiğine inanırlar.Bu gün elinden tuttuğu çocuğu ile gördüğünüz bir Vehhabi Suudi, çocuğunu değil karısını geziye çıkarmış bir sapıktır.

Bu ayrımcılık da İslam’ı sapkınlıktan arındırmada başarısızlığın temelidir. Bütün Arap ülkelerinde Suriye hariç sürmektedir. Ahzap 50 ile “devlet erkanının medeni hukuk çerçevesinde dinen sorumluluğu yoktur”. Nota demek oluyor.

Ama Muhammet, Ayşe ile “9” yaşında evlenerek örnek evlilik yapmış ve arkadaşı Ebubekir Sıddık ın kızını almıştır. O çağ için büyük devrim olan bu olayı Araplar, geçmişlerindeki pislikler çıkmasın diye gözden ırak tutmuşlar, böyle olunca da Vtaikan tarafından “Luti kavim ve şeytana tapınmakla” suçlanmışlardır. Elan da böyledir. Bütün haçlı seferlerinde Vatikan bunu kullanmıştır.

Ensest üreme, aile içi grup halinde cinsel ilişkinin kökeni Hint, Fars, Mısır, Sümer, Grek dinleri olursa, hala da İslami ve Hristiyan mezheplerinde yaşıyorsa Komünizm na yapsın?

İslam ve Hristiyanlığın Katoliklik mezhebi dışındaki mezhepleri ile Ortodoks Yahudilik tümüyle bu sapıklıkları içerir, tüm ekvator kuşağı eski dinlerde vardır

İslam ve Hristiyanlığın Katoliklik mezhebi dışındaki mezhepleri ile Ortodoks Yahudilik tümüyle bu sapıklıkları içerir, tüm ekvator kuşağı eski dinlerde vardır

Muhammet in dokuz yaşına çıkarttığı çocuk evliliğini Komünizm “18” yaşına çıkartmıştır. Atatürk de bunu taklit etmiştir. Her ikisi de aile içi evlilikleri, sübyancılığı, pedofiliyi, kulamparalığı yasaklamıştır.

Ülkemizi asırlardır yöneten ve 1950’den beri iktidarda duran, Amerikancı dinci, Arapçı, Yahudici din adamları da yıldır ülkemizde LGTB den pedofilik evliliklere ve sübyancılıktan kulamparalığa bütün cinsi sapıklıklara ve Muhammet in yasakladığı Hırsızlığa, devleti soymaya karşı tüm engelleri kaldırmışlardır.

16.yy.da Avrupa da başlayan aydınlanma hareketi Rönesans ile bu sapıklıklar yasalarla engellenmiştir. Medeni kanunumuz da Rönesansın etkisindeki İsviçre Medeni hukukundan alınmıştır. Bütün bu akli, bilimsel çağdaş olumlu değişimlere rağmen, dinlerin ve onların yobazlarının etkisiyle sapıklık gizli-aleni sürmektedir.

1979’da derin NATO’nun yaptığı İran devriminin başına Fransa dan getirilerek oturtulan Ayetullah Ruhullah Humeyni sapığı kendisini sayılan adlarıyla Allah ilan etmiş, yazdığı “Tahrir el Vesile” bilinen adıyla “Küçük Yeşil Kitap”ında “ şöyle “ sütten kesilmiş iki buçuk yaşında bir kız ile cinsel ilişki anal, arkadan yapılmalıdır ki acı vermesin” diyerek tarih öncesinden kalma sapıklığı çağdaş yaşama taşımıştır.

Sabi dinine dayalı Süryani İncili okuyan Gürcistan bu gün ensest ve pedofili evliliklerinde dünya şampiyonudur. Aynı İncil’e bağlı bütün Ortodoks kiliselerine bağlı olan;

Cathy obrien. Doğarken babasının oral yoldan, sütten kesildikten sonra her yoldan tecavüz ettiği mağdure, malum kitabın da yazarı

Ruslar, Portekizliler, Fransızlar, Ermeni ve Gürcüler de aynı Sabilik temelli Ortodoks Hristiyan mezheplerine ait İncillere inandıklarından bu yaşam biçimini dinlerinden aldıkları da ortaya çıkmaktadır.

Bizim ülkemizde de muhtelif İslami tarikatlar olarak yaşayan kripto Ermeni, Bagratuni Gürcü, Yezidi Kürtler, Süryanilerin bazı mezheplerinde bunların olduğunu o yaşlarda bilmemin elbette olanağı yoktu.

Ama bize Müslüman görünen sözde “Milli” sıfatları taşıyan koyu dincilerin bu gün Ensar vakfı,4+4+4 ilköğretim sistemi, çocuk ve amca, dayı yeğen evliliklerine verdiğiniz fetvalara tamamen Sabi yaratılış efsanesine dayalı olan sapkınlık, “öz babasının kızına cinsel istekle yaklaşırsa kızda abaye(kaşe pelerin) elbise varsa bir şey olmaz” fetvalarınız ve nicelerinden ibaret rezaletleriyle gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır.

Atalarımız ne güzel demişler;

“Kişi kendinden bilir işi”.

Meğer Rusların din kardeşleri olduklarını bildiklerinden, Amerika ve İngiliz paralarını da cebe indirerek Amerikancılık NATO’culuk yaptıklarından Komünizmi karalamak için “KENDİ YAŞADIKLARI İĞRENÇLİKLERİ” komünizme yakıştırmışlar.

Oysa Komünizm bu iğrençliği, sütten kesilme yaşından tutun da reşitliğe kadar yasaklamış, ancak eski dini gelenek kalıntısı diye de tepkileri önlemek için “yaşa ve rızaya” bağlamış.

Ama ensest evlilik yasalarında yok.

Be utanmaz şerefsizler bu kadar da yalan söylenir böyle iftira atılır mı?

Solda Allah, Adem ve Hava yı cennetten kovuyor. Bu Hristiyan resminde görülen Adem Hava ve soyu ilk ensest üremeyi başlatanlardır.

Solda Allah, Adem ve Hava yı cennetten kovuyor. Bu Hristiyan resminde görülen Adem Hava ve soyu ilk ensest üremeyi başlatanlardır.

Oysa ilk ensest Adem, Havva, Habil, Kabil ve Şit ile onlardan üreyen Sabi kavmiydi.

Muhammet de Kureyşli de olsa dinen Hristiyan Nasturiydi, kabilesi Zerdüştlüğe dayalı Mecusiydi hepsi ensestti. İlk karısı Hatice, Zeynep bin Cahş amcalarının kızlarıydı.

Hristiyanlık ve İslam bunları bir nebze kırdı. Şimdi gene Amerika ve AKPye bağlı kripto dinci-kinciler sayesinde zirve yapıyor ensest yaşam

Demek hepiniz kendi sapıklıklarınızın kaynağını “kendinizden” bildiğinizden bizim gibi “sizden habersiz” cahil insanlara anlatarak Komünizm düşmanlığı yaptınız.

Sizler gerçekten aşağılık ve şerefsiz insanlarmışsınız.

AKP ile ilk yaptığınız üniversitelerde LGTB kulüpleri açmak olmadı mı? Şimdi tarikatlara açtırdığınız adı okul olan beyin yıkama,köleleştirme merkezlerinde 4-5 yaşında kız çocuklarına gelinlik giydirmiyor musunuz.

Maskeniz düştü, iftiracılığınız, şerefsizliğiniz ortaya çıktı.

Komünizmin ensest evlilik ve ilişkiyi desteklediğine dair tek kanıt olmadığı gibi bu iftirayı yapan sözde “milli”lerin ve ağababaları Amerika ile Avrupa ülkelerinin bu tür ilişkiler içinde olduğunu millet artık öğrendi.

Gerçek sapıklar Komünistler değil sizlermişsiniz. Sapıksınız….

Oysa dinsizler, komünistler evlilikte cinselliği fazla önemsemeyiz, önemseyenlerin de bir gün bu mantığa geleceğini biliriz. En azından yaşlılığın zorlamasıyla da olsa mecburen geleceklerdir.

"Birbirimize sevgimizi göstermek için cinselliğe ihtiyacımız yoktur. Cinsellik aşk değildir hatta  evlilik öncesi yapıldığında aşkı azaltır"  Biz dinsizler, komünistler dinsiz de adaletli yaşayabilecek kadar zekiyiz. Çünkü, dinleri sorgulayarak dinsiz ama ahlaklı adaletli olmayı öğrenecek kadar üstün zekalıyız.

“Birbirimize sevgimizi göstermek için cinselliğe
ihtiyacımız yoktur. Cinsellik aşk değildir hatta 
evlilik öncesi yapıldığında aşkı azaltır” 
Biz dinsizler, komünistler dinsiz de adaletli
yaşayabilecek kadar zekiyiz. Çünkü, dinleri sorgulayarak dinsiz ama ahlaklı adaletli olmayı öğrenecek kadar üstün zekalıyız.

Takdir okuyanlarındır.

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı | Tagged ,

TSK HALKA REJİM VE ANAYASA GÜVENCESİ VERMELİDİR

Yapacaklarını gizlemeyen, devleti işgal etmiş  işbirlikçilere karşı TSK güvence olmaktan  çıkmış mıdır?

Yapacaklarını gizlemeyen, devleti işgal etmiş 
işbirlikçilere karşı TSK güvence olmaktan 
çıkmış mıdır?

TSK’nın yıllardır “darbe yapmayacağız” demesinin arkasında 1992’lerde ABD Pentagon masalarında hazırlanmış B.O.P projesinin uygulayıcısı olarak iktidara getirilen AKP hükumetinin “her işine onay vereceğiz” taahhüdüne dönüşmüştür.

Her gün devletin aleyhine yapılan fütursuz açıklamalar, Atatürk’e aleni hakaretlerin olağan işler haline getirilmesi ve tepkisizliğin sürmesi, 1984’lerde başlamış terör örgütünün devlet içinde devlet olmasına göz yumulması, geçen yıllarda heba edilen 50.000’in üzerinde asker, polis, sivil devlet memurları ve halkın hala süren kayıplarının ne zaman dineceği hakkında tatmin edici tek açıklama ve güvence verilmemiştir.

Bütün halkın desteğini alan elan sürmekte olan doğu ve güneydoğu Anadolu’daki terörle mücadele kapsamında her gün artan şehitler ve sivil kayıplar sürerken devlet ricalinin düğünlerde, derneklerde boy göstermesi halkın artan şekilde tepkisini çekmektedir.

Tarih tekerrür etmektedir;

1774-1919 arası cağa donduk. 17714’de imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Rusya’Nın Osmanlı’daki Ortodoks Hristiyan ve diğer gayrimüslümlerin hamisi olduğunun kabul edilmesini, 1864’de Sultan Abdülaziz’in bastırmasına kadar geçen 93 yıllık iç isyanlar dönemi takip etmiştir.

Gayrimüslümler askere gitmemiş, vergi vermemiş, Rusya’nın ardından diğer sömürgeci haçlı devletlerin de aynı hamiliği elde etmesiyle devlet, asi Ermeni, Rum isyanlarına boğulmuş, erkeksiz kalmış Türk köyleri yağmalanmış,kadınlarına tecavüz edilmiş, Türk ve Müslüman ahaliye resmen soykırım yapılmıştır.

Gayrimüslümler askere gitmiyor vergi vermiyor isyan edip haçlı devletlerin baskılarıyla iktidara geliyor din imanla devleti yağmalıyor. Türkler, planları düşmana önceden satılmış savaşlarda kıyılıyor. Fakir Turk çocukları, sözde eğitim kurumlarında çocuk fahişelere dönüştürülüyor, din de Islam öncesi sapkınlıklara dönüştürülüyor.

Devlet her gün Atatürk rejiminden ve demokrasiden uzaklaşmakta, antik çağ dinlerinin sapıklıklarına götürülmektedir.

Bu yüzden artan tepkileri önlemek ve kamuoyunun ikna edilebilmesi için, geçen yüzyıl boyunca yaptığı Amerikancı darbeleri “Atatürk’ün bıraktığı Laik rejimi korumak için yaptığını” iddia eden TSK’dan beklenen açıklama maddeleri şunlar olmalıdır;

1-Doğuda yürütülen terörün ülke dışına çıkarılması savaşının birini BAŞKAN seçtirmek için yapılmadığına

2-2019’da ve sonrasında Özerk veya bağımsız Kurdistan, Lazistan/Pontus ve Ermenistan ilan edilmeyeceğine,

3-Kıbrıs ve ege adalarına sahip çıkılacağına,

4-Laik rejimin teminatı Atatürk’ün ordusu olarak kalacağına,

5-Anayasanın değiştirilemez ilkelerinin korunacağına halkı ikna etmelidir.

Aksi halde millete devlete el koyma hakki doğar.

Eleştiri getirenleri vatan hainliği ile etiketleme, ordunun moralini bozmakla suçlayip susturma donemi geçmiştir.

35 yıldır milletin evlatlarını bozuk para gibi hesapsızca harcadınız. Ama akan kanin neden aktığı ne zaman biteceği hakkında tek açıklamanız yoktur.

Terör 40 yılda bitmiyorsa başınızdakiler haindir’ diyen Jul Sezar’ın dediğine inanırsa bu millet siz de çekersiniz.

Takdir sizindir.

Güncel Siyaset içinde yayınlandı | Tagged ,

EL EZHER ÜNİVERSİTESİ ÇARŞAF-PEÇEYİ YASAKLAMA KARARI ALDI

İnternette “The World Post-a partner of the Haffington Post and Berggruen İnstitue” adıyla yayın yapan haber kuruluşunun 18 Mart 2010 tarihli ve 25 Mayıs 2011’de yenilenen haberinde El Ezher Üniversitesinin Araplar arasında Nikap olarak bilinen kara çarşaf ve oeçenin İslami olmadığı gerekçesiyle yasaklanacağı haberini dilimize çevirerek veriyorum;

Mısır;El Ezher Üniversitesi Kadın sınıflarında vey koğuşlarında Peçeyi Yasaklayacak (Video)

AFP ajansına göre, Mısır El Ezher Üniversitesi Salı günü Nikap olarak bilinen kara çarşaf-peçenin kız sınıfları ve koğuşlarında yasaklanacağını söyledi.

Suudi kadın kıyafeti Nikap. Şeytan ibadeti kıyafeti

Suudi kadın kıyafeti Nikap. Şeytan ibadeti kıyafeti

“El Ezher Üniversitesi Yüksek Konseyi öğretmen ve öğrencilerin giydikleri nikap kıyafetinin sınıflarda ve koğuşlarda giyilmesini yasakalamaya karar verdi, bunun üniversitenin kararı olduğunu bildirdi.

Yüksek konsey ek olarak çok az bir Müslüman kesimin zorlama olduğu gerekçesiyle karşı olduğu El Ezher’in nikapa karşı olmadığını ama, kızların akıllarındaki izlere karşı olduklarını ekledi.”

Karar, devlet destekli çalışan Kahire Üniversitesinde sınıflarda ve koğuşlarda kızların nikap giymelerinin yasaklanmasından sonra bu karar alınmıştır.

Nikap, Suudi Arabistanda uygulanan aşırı ortodoks Selefi mzehep tarafından uygulanmaktadır. AFP raporuna göre,Filistin’li selefi gruplar, “bütün hain ajanlara demir yumrukla vurulacağı” şeklinde ifadeyle yasağı uygulayan Mısır tehdit edilmiştir.

Nikabı yasağının etrafında dönen çekişmeleri El Cezire İngilizce videosunda seyrediniz.

http://www.huffingtonpost.com/2009/10/08/egypt-al-azhar-university_n_314263.html

Dilimize Çeviren

Alaeddin Yavuz.

Kara çarşaf yarım veya tam peçeli kara çarşaf kesinlikle Müslüman örtüsü değildir. Ortodoks Hristiyanlar olan Yunan, Anadolu Rumları, Gregoryen Ermeniler, Nasturiler, Keldanilerin ve Ortodoks Yahudilerin kadınlarına giymeleri şart olan kıyafetleridir.

Bu dinler kadınlarının rahibe kıyafeti giymelerini emreder. İslamda ise ruhbanlık olmadığından, Mekkeli Müslümanları kullandığı Ferace asırlarca kullanılmıştır.

İstanbul Pendikte çarşaflı soyguncular

İstanbul Pendikte çarşaflı soyguncular

İslamda ilk “çarşaf peçe” giymeyi özellikle 19.yy.da 1864’lerden itibaren Bitlis Ani ile başlayan işbirlikçi Ermeni, Süryani, onlarla birlikte hareket eden Yahudi Kürtleri ve Anadolu Rumlarının sürgünleri esnasında, sürgünden kurtulmak için Müslüman olduklarını söyleyip iman getirenlerin kurdukları tarikatlar ile başlamıştır.

Sultan II. Abdülhamit de Ermeni sürgünlerini 1892’de yapmış bir halife olarak, İstanbul’da gördüğü çarşaf-peçeli Müslüman kadınlardan sonra bir fermanla bu kıyafeti yasaklamıştır.

İngilizlerin 1739’da kurduğu Vehhabi dini, Mecüc soyu Türklerden hilafeti alma inancına bağlı olduğundan 1919’da Osmanlı teslim oluncaya kadar, başta İngiltere olmak üzere haçlı devletlerinden aldıkları silahlarla Türk ve Müslüman kanı akıtmış, ölen Türk şehitlerinin kanlarında Osmanlı altını aramış, Vatikan ve İngiliz tacı onaylı bir dindir. 1924’te devlet olduktan sonra Arabistan’ı ele geçiren Vehhabi Suud ailesi, şeytan ibadeti dinleri olan saydığım dinlerin kıyafeti olan Nikap dedikleri çarşaf-peçeyi dini kıyafet olarak şart koşmuştur.

İsrailden Kanadaya sürülen Ortodosk Lev Tahor Yahudilerinden bir aile

İsrailden Kanadaya sürülen Ortodosk Lev Tahor Yahudilerinden bir aile

İşte, II.Abdülhamitin fermanını da içere çarşaf yasağı yazımın linki;

http://keykubat.blogspot.com.tr/2009/01/padiah-fermani-ile-araf-yasai.html#axzz48N4RRbtP

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

 

 

 

 

 

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı | Tagged ,