HİNT PURANALARINDA ADEM HAVA VE EVREN


ADEM HAVA VE EVRENİN YAŞI HİNDU DİNİNDEN

By metinler Hint dediğimiz Brahmanların değil, M.Ö.3.500 yıllarında göksel varlıkların saldırıları ile yıldırımlarla şehirlerinin yakılıp yıkıldığı, barajların imhası ile seller ile yok edilen Mlecchaslar yani Meleklere tapınan, Kuran Sebe Suresinde geçen Sabilerin ataları olan Harappa Medeniyetine ait metinler olan Puranalara göredir.

Zaten Adem ve Hava Sabi dininden Tevrat, İncil, Kur’an’a geçmiştir.

İşte size en eski Adem ve Hava ile evren yaratılış, yok oluş efsaneleri hakkında şok edici bir çeviri yazı.

İyi okumalar..

Alaeddin Yavuz

İŞTE HİNDU UPANİŞADLARINDA ADEM VE HAVA AÇIKLANIYOR

Adem ve Hava’nın öğlu Şit peygamber soyundan olduklarını iddia eden Sabiler, Yahudiler ensest toplumlardır. Aile içi evlenirler, dışarı kız vermezler. Yahudilerine babası olan İbrahim’in eşi Sara ana ayrı kız kardeşidir.

Dünyada yaşamın nasıl başladığını anlatan sembolik öyküler üzerine, milyonlarca yıllık evrimi ihmal ederek, dünyanın kabul ettiği Adem ve Hava’nın ilk insan olmasıdır;

Geleneksel İbrani efsanesi, tam olarak Tanrının yaratılışın altıncı gününden sonra Adem ve Hava’yı yarattığını açıklar.

İbrani dilinde “Adamah” toprak (Hind dilinde Aadmi’dir), Hava da Hind dilinde “Havyah” yani “Yaşam” demektir.

Değişmemiş el yazmaları, dünyanın gerçek yaratılış bilgisinin çıkarılmasını başaramayarak Âdem ve Hava’nın yaratılış amacının ve Tanrı tarafından kovuluşlarının kökenini açıklar.

 

Ama, Hindu metinleriyle devam edersek işler az biraz farklı olarak ortaya çıkar. İlk olarak, Matsya Purana ve Manusmriti, Tanrı Brahma’nın evreni nasıl yarattığını ve Tanrı Vişnu’nun zamanın başlangıcında Satyuga içinde kendi çocuklarını (insanları) nasıl yarattığını açıklar.

 

Mahabarata’dan bir alıntı okuyalım;

 

Zengin ve fakir yoktu, çalışmaya gerek yoktu, çünkü tüm insanlar isteğin gücü ile istediklerini elde edebiliyor ve yaşamlarını sürdürebiliyorlardı. En büyük erdemleri dünyevi arzularını terk etmekti.

Krita (Sat) Yuga hastalıksızdı, kin ve gurur yoktu, kötü düşünce, korku da yoktu ve bunlarda yıllar içinde bir azalma da yoktu.

Tüm insanlık kutlu bir kutsanmışlık içindeydi.

Hinduluk, Brahma’nın ilk ruhani oğlu Manu ve insan neslini başlatmak için yaratılmış olan ilk kadın olan Satrupa’yı tanıtır. Tanrı Vişnu Darma ve Karma ve her birinin üstünde olarak insanlığın sorumluluğunun önemini açıklamıştır.

Hindu metinleri Adem ve Hava’nın masalsı yaşamlarından da bahseder. Mundakopanişad ve Prasnopanişadlardaki hikâyede onlar, iki kuş olarak, ya da tercihen yaratılışın iki gücü olarak tanımlanırlar.

Metinlerin M.Ö. 6000 yıllarında yazıldığına inanılan Atharva Veda’ya ait olduğuna ve batıya gezginler tarafından yayıldığına inanılır.

PRASNOPANİŞAD

“Bir öğrenci olan Kab-Andhi, Bilgesi olan Pippalada’ya sorar;

-Hayvanlar ve bütün her şey nasıl var edildiler?

Bilge Pippalada yanıtladı;

-Yaratıcının üretici düşüncesi farklı şeyleri ve Tapa’yı canlandırdı ve Rayi ve Prana çiftini üretti; ve o, hayvanların ve şeylerin çeşitliliğini üretecek dedi.”

Cahiller, dişil sesi verdiği için Rayi’nin dişive erkek sesi veren Prana’nın erkek olduğunu düşünceceklerdir. Ama Bilge Pappalada Rayi maddeyi Prana ise enerjiyi gösterir demektedir.

Prana, Rayi üzerinde çalışır. Çeşitli şekiller gösterilir. Bu ikisinin karışması dünyadaki türlü yaşam biçimlerini yükseltir.

Bir, aktif, pozitif/olumlu ve erkek ilkedir; diğeri de negatif/olumsuz ve dişil ilkedir. Rayi veya madde yaratılışın tali/ikincil şekline aitken, Prana, yaratılışın bilincine aittir.

Bir madde evrensel bir şekildir. Prana tüketici veya yaşamdır. Yaşam ilkesi veya Prana bedeni yüceltir. Prajapati istenilen döldür. Bu istekten bir çift ortaya çıktı, bu da demek oluyor ki Prana’nın evrensel şekli olan tüketen veya Yaşam maddedir.

Yaşam ve madde gibi, Prajapati kademeli olarak güneş ve aydır, günün iki yarısı gece ve gündüz gibi, yılın iki yarısı gibidir. Prana, Aditya (Güneş), gün Amurta (şekilsiz); yaşam, ruh; kuzey yolu, görünmezlik yaşam tarafına aittir. Rayi, Ay gece, Murta (Şekilli),madde, güney yolu, görünebilirlik madde tarafına aittir.

Modern çağımızda herkes, güneşin yaşamı sağladığını bilir. Böylece Bilge Pippalada binlerce yıl önce bu bilgiyi ifşa etmiştir.

Şimdi, soru, meyveyi yemek ve sıkıntıya düşmek konusudur.

MUNDAKOPANİŞAD

Ayrılamayan arkadaşlar olan iki kuş aynı ağacın üzerine konarlar. Onlardan birisi tatlı meyveyi yer, öteki yemeden ötekine bakar. İki kuş Jiva (Bireysel ruh) ve İşvara (Tanrı)dır. Böylece gerçek bilgisine sahip olurlar ve ölümün ötesine giderler. Kurtuluşun başka yolu yoktur.

Jiva adam, Avidya veya bilgizisizlikle sınırlandırılmıştır. Bunun için bedeni, aklı ve işi ile sınırlıdır. Tanrı ise Maaya ile şekillenmiştir ve Maaya onun kontrolündedir. Bunun için Tanrı, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir.

Burada Ağaç, bedendir. Ağaç yok edilebilir. Beden de kesilebilir veya yokedilebilir. Böylece, ağaç, beden ile kıyaslanmıştır. Akıl aynasındaki Parma adam’ın yansıması, Jiva adam veya bireysel ruhtur. Jiva, Karma’nın meyvesinden ve bilgisizliğinden tatar, bu da mutluluk ve üzüntüdür demektir.

Atman, her zaman sessiz bir şahittir. O, bir şey yapmayan ve hoşlanmayandır. Hoşlanma, akıl ile Jiva üstüne konulan bir etkendir.

Bilgisizlik yokedildiğinde, kalp arıtıldığında, kişisel şafağın bilgisi ile kalbin düğümleri parça parça çözüldüğünde, yapan ve hoşlanan fikirler sona erdirildiğinde bütün karmalar yok edilir. Kişi, kendi üst benliğiyle bilgilendirildiğinde özgürlüğe erişir.

Aynı ağaç üstünde oturmakta olan Jiva, bilgisizliğe gömülmüş, çaresizliği hesabına kederleriyle avunmaktadır. Fakat hepsince sevilen ötekini, Tanrı’yı ve onun görkemini gördüğünde kederden muaf hale gelir.

Bu Upanişadlardaki hikâyedeki yüksek felsefeden habersiz olan birisi, hikâyeleri kendi isteğine göre tekrar yazabilir.

“Adım”, ilk, ilkel ve orijinal demektir ve Adam/Adem’e dönüşmüştür. Shakti/Şakti “E” olarak anılır. Bu “E”, Eve/Hava’ya çevrilmiştir.

HİNDULAR, ÂDEM VE HAVA’YA İNANIYORLAR MI?

Hayır, Hindu metinleri Âdem ve Hava hakkında konuşmazlar…. Ama nasılsa, bazıları Bhavisya Purana’da Adem ve Havyavati adını içeren bir hikayeyi Âdem ve Hava ile kıyaslarlar ve hikayelerine çok güzel uymakta ve benzemektedir.

Fakat, Bhavisya Purana’nın hikayelerine çok eklemeler yapıldığından dolayı emin olamayız. Bhavisya Purana’nın Âdem ve Hava’sının (Havyavati) insanlığın gerçek ilk ataları olmadıkları halde, tam gerçek olduklarını düşünsek de onlar, yabancı bir dinden olan Mlechha Dharma’nın ilk atalarıdır.

Hala, Bhavisya Purana’nın hikayesi ile ilgiliyseniz o da şöyledir;

Bu Purana 7 konudan ibarettir.

1:1İncil ve Modern Tarih

(Pratisarga Parva’dan, Konu Dört’ten Yediye kadar)

Suta Goswami dedi ki; Bir zamanlar Hastinapura zamanında Kshemaka’nın oğlu Pradyota bir toplantıyı yönetiyordu ve bu esnada bilge Narada oraya geldi. Kral Pradyota mutlulukla onu onurlandırdı. Oturacak yer verdi ve bilge, kral Pradyota’ya anlattı.

“Baban, Mleccha’lar tarafından öldürüldü bunun için cehennemi gezegen olan Yamaloka’ya gönderildi. ‘Mleccha –Yajna’ yaparsan senin bu fedakârlığın yüzünden baban cennet gezegenlerine gönderilecektir.”

Bunu duyan kral Pradyota en iyi bilgiye sahip Brahmanları çağırtarak Kuruksetra’da ‘mleccha-Yajna’ yapmaya başladı. 16 yojanas (128 mil) genişliğinde Yajna-Kunda inşaa ettiler. Yarı tanrılara ve Mleccha’lara adaklar sundular ve dualar ettiler. Hara’lar, hunalar, barvaralar, gurundalar, sakalar, khasalar, yavanalar, pallavalar, romajalar, ve bunları dvipaların farklı yerlerinde kamaru, Çin ve okyanusun ortalarına yerleştirdiler; bunların hepsi mantra olarak söylendi ve kül oluncaya kadar yakıldılar. Sonra kral Brahmanlara dakshina (bağış) yaptı ve abhiseka’yı uyguladı. Sonuç olarak babası Kshemaka cennet gezegenlerine gitti. Bundan sonra o her yerde, mleccha-hanta ya da Mleccha’ların yok edicisi olarak ünlü oldu. Dünyayı on bin yıl yönetti ve cennete gitti. Vedavan adlı bir oğlu oldu ve dünyayı iki bin yıl yönetti.

Zamanında, Kali Purusha eşiyle beraberken Tanrı Narayana’ya dua etti. Bir zaman sonra Tanrı ona göründü ve;

-“Bu çağ senin için iyi bir zaman olacak. Senin çeşitli yaşam türlerine olan arzularını doyuracağım.”

Âdem ve eşi Havyavati adlı bir çift vardır. Onlar Vişnu-kardama’dan doğdular ve Mlechhaslardan oluşan nesillerini ürettiler.

Tanrı bunu dedikten sonra kayboldu. Bundan çok mutlu olan Kali Purusha Nilacha Vyasa’ya gitti ve;

-“Şimdi, Suta Goswami’den alınan geleceğe ait bir öykü işiteceksin. Bu Kali-Yuga’nın hikâyesidir ve işittiğinde tatmin olacaksın” dedi.

Tanrı bunu dedikten sonra kayboldu. Bundan çok mutlu olan Kali Purusha Nilacha Vyasa’ya gitti ve;

-“Şimdi, Suta Goswami’den alınan geleceğe ait bir öykü işiteceksin. Bu Kali-Yuga’nın hikâyesidir ve işittiğinde tatmin olacaksın” dedi.

Pradan şehrinin doğusunda tanrının verdiği 16 yojanas (128 mil kare) kare büyüklüğünde büyük bir orman vardı.

Bu ormanda Adama adlı bir adam, bir günah ağacı/ Papa-Vriksha’nın altında kalıyordu ve eşi Havyavati’yi görmeye can atıyordu. Kali Purusha, yılan kılığına girerek çabucak yanına geldi. Onları kandırdı ve tanrı Vişnu’ya itaatsızlık kıldı. Koca, günah ağacının yasak meyvesinden yedi. Udumbara adlı yapraklarıyla havayı (soluduğumuz hava) yiyerek yaşadılar. Çocukları olduktan sonra hepsi Mlechhas’lar oldular”

Adama’nın ömrü 930 yıldır. Meyveleri adak olarak sundu ve cennete gitti. Oğlunun adı Sveta-Nama’ydı ve o da 912 yıl yaşadı. Sveta Nama’nın oğlu Anuta’ydı ve 900 yıl hükmetti ve babasından az yaşadı. Onun oğlu Kinasa dedesi kadar hüküm sürdü. Onun oğlu Malahalla 895 yıl hükmetti. Onun oğlu Virada 160 yıl hükmetti. Onun oğlu Hamuka Tanrı Vişnu’ya kendini adadı meyve adakları sunarak yaşadı ve kurtuluşa erdi. Mleccha Dharma ile bedeni bağlanarak 365 yaşında cennete gitti.

Mlecca Dharma, iyi davranmak, Tanrı ibadetinde olduğu ve Brahmana gibi kaliteli akıl ve böyle şeyler Mleccha Dharma’dır.

Büyük ruhlar Mleccha Dharma’yı tanrıya bağlılık, ateşe ibadet, şiddetten kaçınma, tasarruf ve duyguların kontrolü olduğunu açıkladılar.

Hamuka’nın oğlu Matocchilla’ydı. 970 yıl hüküm sürdü. Onun oğlu Lomaka 777 yıl hüküm sürdü. Onun oğlu Byuha (Nuh) 500 yıl hüküm sürdü. Üç oğlu vardı Sima, Sama ve Bhava. Nyuha Tanrı Vişnu’unun bağlısıydı.

Bir keresinde Tanrı rüyasında ona göründü ve;

“-Sevgili Nyuha’m lütfen dinle, yedinci günde büyük bir felaket olacak. Bunun için çok çabuk olmalısın ve binebileceğin büyük bir gemi yapmalısın. Ey nanların başı, büyük bir kral olarak kutlanacaksın

Sonra, Nyuha 300 feet uzunluğunda, 50 feet eninde, 30 feet yüksekliğinde bir gemi yaptı. Bütün canlı varlıkların barınabilecekleri çok güzel bir barınak olmuştu. Sonra O, gemiye bindi ve Tanrı Vişnu’ya bağlanarak medidaston yaptı.

Tanrı İndra Sambartaka adlı yok edici bulutları çağırdı ve yeryüzüne 40 gün boyunca yağmur döktü.

Bütün dünya, Bharat-Varsa suya karıştı ve dört okyanus birleşti. Sadece Visala ya da Badarikasrama sulara batmadı. 800.000 metafizikçi Visala’da Nyuha ve ailesine katıldı. Onların hepsi kurtuldu ve ve kalanların hepsi yok edildi.

Bütün bilgeler, Tanrı Vişnu’nun ölümsüz enerjisine dualar ettiler. Bilgelerin dualarından memnun olan Vişnu Maya yok edici suları azalttı. Yaklaşık olarak bir yıl sonra yeryüzü görünebilir hale geldi. Bir tepenin altında Sisina adlı bir yer vardı ve kral diğer insanlarla birlikte orada yerleşmişti. Sular tamamen kuruduktan sonra kral Nyuha yerine geri döndü.

Suta Goswami devam etti; Mleccha, Kral Nyuha Tanrı Vişnu’ya bağlıydı ve sonucunda tanrı onun neslini artırdı. Sonra Mleccha’lar için Vedalalara ters gelen, kötü sözlerle dolu, Kali-Yuga’yı artarak bozan bir dil yarattı. Onu, Brahmi-Bhasha ya da Brahmi dili olarak adlandırdı.

Tanrı, kendi zekasının ustalığı ile nu dilini Nyuha’ya verdi. Nyuha karşıtı olan üç oğluna ad koydu. Onlar, Sima, Hama, Yakuta ve hatta Yakuta, Sapta putra, Jumara ve Majuva’ydı. Ülkelerinin adı Madi, Yunana, Stuvaloma, Tasa ve Tirasa’ydı.

Hama, babasının ikinci oğluydu, Kusa, Misra, Kuja ve Kenaam adlarında dört oğlu oldu. Kisa’nın altı oğlu oldu, Havila, Sarva, Toragama, Savatika, Nimaruhal ve Mahavala, ulları, Kamala, Sinara, ve Uraka olarak bilindi. Ülkelerinin adları, Akvada, Bavuna ve Rasana’ydı.

Bu hikayeyi anlattıktan sonra Suta Goswami mistik uyku olan Yoga-Nidra’ya girdi ve etkilendi. İki bin yıl sonra uyandığında bu konuda dedi ki;

Şimdi, Sima’nın nesli hakkında size söylüyorum. Çünkü o babasının ilk oğlu olduğundan kral olandı. Bu Mleccha kralı ülkesini 500 yıl yönetti. Oğlu Arkansoda 434 yıl hükmetti. Onun oğlu Sihla 460 yıl yönetti. Onun oğlu İratasya babası ile aynı süre hükmetti. Onun oğlu Phataja 240 yıl yönetti. Onun oğlu Rau 237 yıl yönetti. Onun oğlu Juja babası ile aynı süre hükmetti. Onun oğlu Nahura 160 yıl yönetti ve karşıtı olan birçok kralı yok etti. Onun oğlu Tahara babası ile aynı süre hükmetti. Üç oğlu vardı; Avirama, Nahura ve Harana. Sadece adlarını göstermekle Mleccha’ların nesillerini sizlere açıkladım. Mleccha dili, tanrıça Sarasvati’ye küfürler içerdiği için en aşağı dildir. Bu yüzden, Kali-Yuga içinde Mleccha’ların yükselişlerinin öyküsünü özet olarak anlattım.

Sanskritçe, bütün Bharatas-Varsa’lar tarafından yapılmış, övülmüş görkemli bir dildir. Aynı dil, Melccha’ların başka ülkeye gitmelerinden sonra Melccha dili olmuştur ve Mleccha’lar onun faydalarından yararlanmışlardır.

Bütün bunları işittikten sonra bilgeler Badarikashrama’da yerleştiler Tanrı Nara-Narayana’ya ibadet ettiler ve 200 yıl boyunca meditasyon yaptılar. Medistasyonlarından uyandıklarında öğretmenleri olan Suta Goswani’yi sorguladılar;

“Ey Sri Vyasa’nın öğrencisi, sen çok talihli, oldukça büyük ölçüde zekisin ve çok uzun yaşayabilirsin. Şimdi, yaşadığımız zamandaki kral kimdir, bize anlat?”

Suta Goswami;

“-Şimdi yaşadığımız zamanda Kali-Yuga geçip gideli 3000. Yıl oldu. Şimdiki kral Sankha yeryüzünü yönetiyor ve Mleccha ülkelerini Sakapat adlı kral yönetiyor. Lütfen onların nasıl geldiklerini işitin;

2000 yıldır Kali-Yuga geçtiğinden beri Mleccha’ların hanedanı arttı. Büyümek için dereceli olarak yollar yarattılar ve tüm dünya Mleccha’larla doldu. Ruhani ustaları ve öğretmenlerinin adı Musa’dır. Sarasvati nehrinin kıyısında oturmaktadır ve dünyanın her yerine öğretisini yaymaktadır. Kali-Yuga, Tanrıya bağlılığı yok etmeyi başlatır başlatmaz vedaların dilini yok etti. Dört tane Mleccha dili vardır; Vraja-Bhasa, Maharastri, Yavani ve Garundika. Bu yönde dört milyon kadar dil vardır.

Örneğin; Paniyam (Su), pani olarak söylenir, Bubhuksa (Açlık), Bhukh söylenir, Paniyam (İçmek), papadi söylenir ve Bhojanam (yemek) kakkanam söylenir. İsti Suddrava söylenir, İstini Masapavani söylenir, Ahuti, aju söylenir ve dadati, dadhati söylenir. Pitri sözü paitara söylenir ve bhrata bather ya da pati söylenir. Bu Yavani dilinde Asva Aspa söylenir. Janu, Jainu söylenir ve Sapta-Sindhu, Sapta-Hindu söylenir.

Şimdi, Gurundika dilini işiteceksiniz; Ravi-vara (haftanın ilk günü) “(Pazar)/Sun day=Güneş günü) olarak söylenir, Phalguna ve Chaitra ayları Pharvari (Pervari=Şubat) olarak söylenir. Sasti, sixty (altmış) gibi örnekler vardır.

Sapta-Puri’nin kutsal yerinde suç seçkin olmuştur. Aryavata halkı göreceli olarak hırsızlar, avcılar, bhilla’lar olmakta ve ahmaklaşmaktadır. Yabancı ülkelerdeki Mlaccha-dharma takipçileri iyi kalitelere sahip olurken Aryavarta halkarı kaliteden yoksun kalmışlardır. Bu yüzden Mleccha’ların hakimiyetleri Bharata’da (Hindistan) ve adalardadır. Bütün bunları bilen ey ulu Bilge, Tanrı Hari’ye bağlılık ibadetini yerine getirmelisin.

Büyük bilge Saunaka dedi ki; “Mleccha’ların Brahmavarta’ya gelmeme nedenlerini lütfen bize açıklayınız”

Suta Goswami dedi ki; Bu tanrıça Sarasvati’nin etkisiyle olmaktadır ve o yere girememektedirler. Yarı tanrıların emirleriyle Kali-yuga onu 1000 yıl takip etti, Kasyapa adlı bir Brahman, eşi Aryavatil ile cennet gezegenlerinden yeryüzüne geldi. Adları, Upadhayaya, Diksita, Pathaka, Sukla, Misra, Agnihotri, Dvi-vedi, Tri-vedi, Catur-vedi, ve Pandey olan BENEKSİZ on oğulları oldu. Onların arasında bütün bilgileri öğrendi. Keşmir’e gitti ve tanrıça Sarasvati’ye kırmızı çiçekler, kırmızı pirinç, buhur, lambalar, yiyecek sunuları, ve çiçek sunuları ile ibadet etti. Bazı rahipler ile onu yatıştırmak, Mleccha’ları yanıltacak illüzyonları yapabilecek daha iyi bilgiler istemek için dualar etti. Rahipler tarafından yatıştırıldı ve onun aklında yer etti ve iyi bilgilerle onu kutsadı. Sonra bilge Misra (Mısır) adıyla bilinen ülkeye gitti ve bütün Mleccha’ları Saraysvati’nin bağışı olan illüzyon içine koydu.

Sonra, 10.000 dvijalar veya Brahmanlar olarak doğan halk yaptı, Vaishyaların içinde 2000 insan yarattı ve onların geri kalanları da Shudralardı. Onlarla birlikte Arya-desha’ya (Hindistan) geldi ve bilgelerin faaliyetlerini düzenledi. Onlar, Aryanlar olarak biliniyorlardı ve onların nesilleri, erkekler- kadınlar, oğullar, kızlar ve torunlar olarak Saraysvati’nin izniyle dört milyona ulaştı. Kralları Kasyapa Muni yeryüzünü 120 yıl yönetti.

Rajputra (Rajput) olarak bilinen ülkede 8.000 sudra vardı ve kralları Arya-prithu’ydu. Oğlu Magadha’ydı. Bilge onu kral yaptı ve ayrıldı.

Saunaka sordu; “Ey mürit Vyasa, Ey Lomaharsana, Magadha’dan sonra yeryüzünü yöneten krallar kimlerdi?

Suta Goswami dedi ki; Kasyapa’nın oğlu kral Magadha yeryüzünü yönettiği zamanda babasının idaresini hatırladı ve Arya-desha’yı (Hindistan) bir çok devlete böldü. Pancala’nın doğusundaki devlet şimdiki adı Magadhadır, Kalinga devleti güney doğu tarafındadır, Avanta devleti güneydedir,Amarta Desha güney batıdadır.Sindu Desha batı yakasındadır, Kaikaya kuzey batıda,Madra-desha kuzeyde, ve Koninda-desha kuzey doğudadır. Bu devletlere oğullarının adları verilmiştir. Bu fedakarlığından sonra devleti oğullarına vermiştir.

Tanrı Balabhadra bu fedakarlıktan hoşnut kalmış,Sisunaga, kurbandan oğlu olarak çıkmıştır. O,100 yıl yönetti, oğlu Kakavarma 90 yıl yönetti. Onun oğlu Kshemadharma 80 yıl, onun oğlu 70 yıl yönetti. Oğlu,Vedamisra 60 yıl yönetti, onun oğlunNanda-Suta, Sudri’inin veya düşük seviyeli kadının rahminden doğdu ve 20 yıl yönetti. Onun oğlu Pranancala 10 yıl yönetti. Onun oğlu Prananda da 10 yıl yönetti. Onun da oğlu Smananda 20 yıl yönetti. Onun oğlu Priyananta 20 yıl yönetti, onun da oğlu Devenanda 20 yıl yönetti. Onun da oğlu Yajna-Bhanga 10 yıl yönetti. Onun oğlu Mauryananda 10 yıl yönetti. Onun da oğlu Mahananda 10 yılı doldurdu.

Bu zaman içinda Kali tarafından tanrı Hari hatırlandı. Büyük ünlü Guatama zamanında Kasyapa’nın oğlu Budizim dinini tanıttı ve Tanrı Hari’ya Pattana’da erişti.

Guatama 10 yıl yönetti. Ondan Sakya Muni doğdu ve 20 yıl yönetti. Onun oğlu Shudhodana 30 yıl yönetti. Onun oğlu 2000 yıl sonra Shakyasimha Satadri’de kral oldu ve 60 yıl yönetti ve zamanında herkes Budistti. Bu, Kli-yuga ve Vedia dininin yok edildiği ilk haldi.

 

DÜNYADA İLK ERKEK VE KADIN KİMDİ?

Gerçekte, bu dünyada ilk erkek ve kadınıbulmak olanaksızdır. Bunu kavrayabilmek için Hindu mitolojisni kavramanız gerekir.

Edebi olarak Manu, insanlığın ilk atasıdır, çünkü İnsanlık Manushya olarak söylenir. Örn,var olan Manu, güneş tanrısının oğlu Vaivasvata Manu’dur. Ama dünyada ilk adam değildir. O, bu Kalpa’dan (Shewta Varaha Kalpa) olan  “7.” Manu’dur.Bu Kalpa’dan olan ilk Manu, Swayambu Manu’dur ve eşi Shatrupa’dır.Fakat, hala onlar da dünyada ilk adam ve kadın değillerdir. Bu Kalpa’dan olan adam türünün ilk atalarıdırlar sadece. Bu Kalpa’dan önce Pitri Kalpa(yıl) vardı ve onda da 14 tane Manu yani ilk Adem/Adam vardı. Ondan önceki Kalpa’dan olan yine 14 Manu şeklinde geriye doğru gitmektedir…

Özet olarak kozmolojiyi kısa kesiyoruz. Brahma, Brahma Loka yılları ile 100 yıl yaşar. Brahma’nın bir yılı, dört milyar üç yüz milyon yıldır ve geceleri de aynı şekilde 4.3 milyar yıldır.

Brahma’nın bir günü, “kalpa” adı verilen 4,3 milyar yıldır. Biz, şimdi brahma’nın ikinci Parardha’sındayız, örneğin şimdi Brahma 51 yaşındadır. Buradan yola çıkarak 51*360=18.360 Kalpa (yıl) Brahhma zamanında geçmiştir. Her kalpa 14 Manu tarafından yönetilir. Bu yüzden 18360*14=257040 Manu insanlığın ataları olarak geçmiştir.

Buradan yola çıkarak, Brahma zamanına göre 2 lakh, insanlığın 57 bin atası vardır.

Brahma’nın 1.gününde ilk Manu kimdir?

Brahma’nın 1. Günü Brahma Kalpa olarak bilinir. Bir Kalpa’yı yöneten 14 Manu vardır. 1.Kalpa’nın 1.Manu’su bu dünyada insanlığın ilk atası olamamaktadır. Çünkü, mevcut Brahma’dan önce evvelki Brahmalar da vardır. Sonsuzluğun ne kadar gerisine gidersek gidelim ilk Brahma’nın İlk Manu’suna ulaşamayacağız.

Çağların devirlerinin doğaları yüzünden ilk erkek ve kadını bulmak olanaksızdır. Ama, her Kalpa’dan sonra yok edilmekten muzdarip, göksel aşağı bir krallık olarak ortaya Kalpantak Pralaya çıkar. Bu yüzden her yok edilişten sonra başlayan 1. Kalpa’nın Manu çağında üretilen ilk insan türünü bulmak olanaksızdır.

Biz tam olarak 28. Shewta Varaha Kalpanın Vaisvat Manwantar Kalisindeyiz. Ruhani kaynaklara göre cevabını göreceğiniz 28. Chatur Yuga çağındayız.

Ramayana ve Mahabarata şimdiki Manvantarada şimdiki Yuga devrinde mi oldular?

Vaivasvat, şimdiki Kalpa’nın 7. Manu’sudur.

Her Manu, 71 Chatur Yugadan biraz daha büyüktür.

Her manu devri=4,3 milyar yıl/14=307 yüz milyon yıldır.

“6” Manuluk devrin toplamı=6*307 yüz mil yıl=1,84 milyar yıldır.

Vaivasvata Manvantara’dan beri geçen yıllar=28*4.320.000-427.000=120 milyon yıl kadardır.

Şimdiki Manu Swayambhu zamanından beri geçen süre=1.84 milyar yıl +120 milyon yıl=1.96 milyar yıldır.

Bu da bize şimdiki Kalpa çağında yaratılmış ilk insanın atasının 1.96 milyar yıl önce yaratıldığı bilgisini verir.

Onun adı Swayambhu’ydu ve Brahma onu “kaya” denilen derisinden yarattı. Hatta Brahma ona yaeryüzünde üremesi için eşi Satrupa’yı verdi. Bu yüzden bu Kalpa çağının ilk insan ataları Swayambhu ve Shatrupa’dır.

Açıklama; Yukarıda tespit edilen 1.96 milyar yılı elde edebilmek için yapılan hesaplamada;

1 Chaturyuga=12.000 göksel yıl,

1 göksel yıl=360 insan yılı esas alınmıştır.

Bu sayılar birçok Puranalarca doğrulanmıştır. Bazı insanlar bu Yugaların sürelerini tartışabilmektedirler. Bu nedenle yanlış da olabilirler.

Bundan başka;

Hinduluk Çoklu Evren Tezini Destekler.

Srimad Bhagvat, Maha Vişnu’nun vücudu etrafında toz parçacıkları gibi sayısız evrenler görünmektedir. Bu yüzden, dünyada şeyin ilk orjinalini anlamadan çoklu evreni hesaplamak istersek, bunu sonsuzluk teorisini kullanarak çözebiliriz.

Kendi karışımla yedi karış olan boyuda bir yaratık olan Ben neyim ki? Toprak, su,hava, gök yüzü yanlış ego,tümüyle maddi enerji, maddi tabiattan yaratılmış, çömlek gibi bir evrenin içine kapatılmışım. Ve ihtişamınız nedir? Sınırsız evrenler, açılmış bir pencereden geçercesine vücudunuzun gözeneklerinden geçip gitmektedir. (Bhagavata Purana 10.14.11)

1.2 İslam’ın Kehaneti

(Pratisarga Parva’nın Üçüncü bölümünden)

Shri Suta Gosvami dedi ki; Kral Shalivahana hanedanında 500 yıl yönettikten sonra cennet gezegenlerine giden on kral vardı. Yeryüzünde ahlakın dereceli olarak çöktüğü zamanlardı.

Bhojaraja zamanı, on kralın onuncusunun zamanıydı. Ahlaki yasaların çöktüğü zaman, Kalidasa komutasındaki 10.000 askeriyle ülkesinin her yönünü fethe çıktı.Sindhu nehrini geçti ve Gandharas, Mlecchas, Shakas, Kasmiris, Naravas, ve Sathasları fethetti. Onları cezalandırdı ve bir çok ganimet elde etti.

Sonra bu kral, çölde oturan büyük tanrı Tanrı Şiva’nın takipçilerinden Mleccha-Dharma öğreticisi olan  Mahamada (Muhammed) ile devam etti. Ganj nehrinin sularında Tanrı Şiva banyosu yaptı ve ona pancagavya (inek sütü, inek sütünden tereyağı, yoğurt, inek tezeği, inek sidiğinden oluşan sunular) ve sandal ağacı macunu gibi şeyleri aklından sunarak ibadet etti. Bazı dualar ettikten sonra onu hoşnut etti.

Suta Gosvami dedi ki; Kralın dualarını işiten Tanrı Şiva dedi ki; Ey Kral Bhojaraja, şimdi Melcchas’ların yaşadığı, Vahika olarak bilinen Mahakakshvara adlı yere gitmelisin. Artık Dharma’nın kalmadığı bir yerdi orası. Önceden küle çevirdiğim Tripura adlı efsanevi bir şeytan vardı, Bali’nin düzeniyle tekrar geri geldi. Kökeni yoksa da benden aldığı kutsama dualarını uygulamaktadır.  Adı Mahoada’dır ve işleri bir hayaletinkileri gibidir. Ey Kral, bunun için o şeytan hayaletin ülkesine gitmelisin. Senin aklın ile arınmış olacaklardır.

Bunu işitince Kral ülkesine geri döndü ve Sindhu (İndus) nehrinin yamaçlarına Mahamada onlarla birlikte geldi. İllüzyon göstermede uzmandı, hoşuna gidecek şekilde krala dedi ki; “Ey Kral senin tanrın benim hizmetçim olmuştur. Benim artıklarımı yediğini sana göstereceğim.”

Bunu ondan önce gördüğünden kral şaşırmıştı.

Sonra Khalidasa kızgınlıkla Mahamada’yı azarladı;

-“Ey aşağılık, kralı aldatmak için sihir yaptın, seni öldüreceğim, sen aşağılıksın…”

Bir Hac yeri olan Medine, serhoşluktan arınmış bir yer olarak bilinirdi.  Hayalet Bhuta’nın şeklinde görünen Mahamada, geceleyin kral Bhojaraja’nın önünde göründü ve dedi;

Ey kral, senin dinin herkesin arasında en iyi din olarak bilinir. Ben de tanrının emriyle korkunç ve şeytani bir din inşaa edeceğim. Müminlerimin işaretleri, herkesin ilk arzusu, cinsel organlarını kesme (sünnet), saçsız ama sakallı, kötü huylu, yüksek sesle gürültü yapan, ve her şeyi yemek olacaktır.

Hiçbir ayin yapmadan hayvan etlerini yiyeceklerdir. Bu benim düşüncemdir. Sizin şeylerinizi arındırmak için kullandığınız Kusha (vaftiz suyu serpmede kullanılan çimen, tahıl vb. ezmede havan gibi), Musala kullanacaklardır. Bunun için, dini bozanlar olarak, Müslüman (Musulman) bilineceklerdir. Bu şeytani din benim tarafımdan kurulmuş olacaktır.

Kral bunları işittikten sonra sarayına geri döndü ve hayalet de yerine döndü.

Zeki kral, Bhorajaj, Barahmanas, Kshatriyas, ve Vaisyas’tan oluşan Vamaslarla, ve Shudralar, sıradan insanlar için de Prakrita-Blasha’dan oluşan, Sanskrit dilini kurdu. 50 yıllık krallığından sonra cennet gezegenine gitti. Yarı tanrılartca da onurlandırılan ahlak yasaları yaptı.

Sahte sofuların ülkesi Arya-Varta Vindhyacala ve Himacala ya da Vindhya ve Himalaya adlarıyla bilinen dağların arasındaydı. Aryanlar burada ikamet ederlerdi,ama Vama Sankaralar ise Vindhya’nın aşağı taraflarındaydılar. Müslümanlar Sindhu nehrinin diğer tarafını tutmuşlardı.

Barbara adası üstünde, Tusha ve İsamsiha’nın müminlerinin çoğu yarı tanrıları veya kralları tarafından idare edildiler.””

Bölümün çevirisi burada bitti. Burada yazılan olaylar ile İslam tarihini kıyasladığımızda, İslam peygamberi Hz. Muhammet, sağlığında sadece Suriye, Irak, Yemame, Lübnan, Filistin bölgeleri dışındaki Arap coğrafyasını birleştirebilmiş hatta Yemen, Umman coğrafyaları dahi bunlara eklenebilir. Bu da demek oluyor ki Muhammet asla İndus (Sindhu) nehri ve çevresinde bulunmamıştır.

Müslümanlar İndus nehrine Muhammet’ten 10 yıl sonra ulaşmıştır.

Böyle yazarak Muhammed’i büyücü ve yarı tanrı olarak göstermiştir. Neyse Hintli dinciler de Süryanilerin İsa’ya şeytan ama Allah’tan mektup getirdiği için Yahya onu vaftiz etti diyerek tanrılık kazandırarak aşağılamalarını pek anlamış değilim.

Muhammet adı, İncil’de geçen Tesellici-Faraklit-Baraklitus adlarının Aramicesi olan ve öğretisi Budizm, Zervanili/Zerdüştlük, Sabilik/Mandeizm ve Süryani Hristiyanlığı birleşimi olan, Maniheizmin kurucusu Mani gerçekten şeytan ibadeti olarak Bilinen Zervanilik dini tanrısı Zurvan’ın çocukları olan Hürmüz (Güneş) ve Ehriman (şeytan) Gnostik dininde, Şeytanın 16.000 yıllığına yeryüzüne hakim olması inancı üzerinde, Hürmüz’ün ışığını (Nur) korumak için şeytana adaklarla, namazla ibadeti esas alan bir din kurmuştu. Kuşta türü vaftizler, Sabilik ve ondan doğan Süryani Hristiyanlığında zaten vardı. Ama İslam’da yoktur.

Peygamber Mani, İran şahı I.Şapur zamanında gerçekten Hindistan’a İndus bölgesine, Horasan’a ve Türklerin yurdu Turan/Turfan’a gitmiştir. Kurduğu dinin diğer adı olan Mecusilik de “Maji=Büyü” anlamına gelir. Büyücülük derseniz bunun anavatanı Hint, İran,  Irak, Mısırdır.

Muhammet’in mucizeleri ise tamamen sonradan yakıştırmadır. Yahudi, Hristiyan ve Mecusi, Zerdüşt tanrılarının mucizeleri karşısında Muhammet’in “aklı, okumayı” emretmesi yüzünden benzeri mucizeleri bilinmediğinden, hala eski inançlarını kalplerinden çözememiş sapkın Arap din bilginleri bunları dine yakıştırma olarak sokmuştur.

Ayın yarılması çok eski Grek, Irak Mezopotamya tapınaklarında öğretilen sihir/illüzyon sanatının doruk noktasıydı. Tarihçi Heredot bunu yazmıştır. Muhammet’in göğsünün açılması, İnşirah Suresi Zerdüşt mitinden alınmış Zerdüşt peygamber efsanesidir. Sıra köprüsü Cinvat/Sinvat köprüsü olarak Zerdüştlükte vardır. Namaz Türkler ve İranlılar tarafından bilinen çok eski ibadettir ve Arapça’da Salat olarak söylenir. Ahura Mazda Birdir, Allah Birdir şeklinde çok benzerlikler vardır.

İslam kutsal kitabı Kur’an, en yeni din olmasına rağmen orjinali yoktur diğer Semavi din kitapları gibi Halife Osman zamanında toplanılan 12 el yazması Kur’an’ın yakılmasının ardından yeniden yazılmıştır. Bu yüzden Halife Osman “Kitapları yakan Osman” adını almış ve Şam’da linç edilerek öldürülmüştür.

Sasani imparatoru I.Şapur zamanında Mecusiliği benimsemiş, dinlerini ona göre düzenlemiş olan  Yahudi, Sabi din ulemalarının kurduğu anlayışla ibadet eden Yahudi, Süryani ve Ezdi/Yezidi Araplarına, Muhammet yeni dinini tebliğ etmişti. Bu dinin esas akidesi de önceki dinlerde var olan “BESMELE” nin başına, Müslümanın şeytan ibadetinden ayrıldığını göstermek için “euzubillahimineşşeytanirracim” yani (Recm ile huzurdan kovulan şeytandan sana sığınırım (Sabilikte dişi şeytan Er Ruha’nın kovulması efsanesi)” ibaresini eklemiştir. İşte bu yüzden Süryaniler, Nasturiler hala din kitaplarında “Hristiyanlığı Roma Resmi dinleri arasına sokan Büyük Konstantin, kendisini Britanya adası, İspanya’dan Almanya’ya uzanan coğrafyayı Roma topraklarına kattıktan sonra “Yenilemeyen,Görülemeyen” sıfatlarına sahip Mars’ın kılıcı ilan etmiştir. Ondan sonra bu sıfat ile Roma imparatorları anılmış olmalı ki, Roma İmparatoru Herakles desteği ile İslam’ı Nasrani,Nasturi Hristiyanlığı esasına uygun olarak yayan Muhammet’e Süryani ve Nasturi kaynakları “Marsın Kılıcı”, Kan Dökücü Arap Ahmet, Dini bozan şeytan Bizbat, Sahte peygamber gibi adlar vermişlerdir.  Muhammet adı da yukarıda açıklandığı gibi zaten sonradan eklenmiş görünmektedir. İncil ayetinden, İran Hristiyanlığını kuran Muhmenna/Muhammet/Faraklit olduğunu ileri süren büyücü Mani’ye aittir.

Mani dini de Muhammet’in adı da, dini de Sabi(Mlecchaslar)  dini esaslıdır ve Muh ve Ahmed adlarının birleştirilmesinden oluşturulmuştur. Mani alfabesi ve Muhammet’in Arap alfabesi de Sabi-Arami alfabesinden türetilmedir.

Yazının son bölümleri de Yahudilerin tarihlerini yaşanan önemli olaylardan sonra düzenleyerek, tanrıları önceden bildirmiş havasıyla yazıldığından, Mani döneminde yazılan tarihin İslam İran çağında değiştirildiğini göstermektedir. Tevrat’ın bu bozukluğuna örnek olarak, Musa’ya indiğine inanılan ilk beş kitaptan olan Levililer kitabında ensest ve her türlü eşcinsellik büyük cezalarla yasaklanırken, Musa sonrası bütün peygamberlerin ensest ve homoseksüel olmaları ilginçtir. Bunlara Davut ve Eyüp kitabının girişini, Danyal, Ezra kitaplarını okumalarını öneririm.

Sonuç olarak, bu durmadan ölüp ölüp dirilen Hindu yarı tanrısı bir güzel palavra sallamaktadır. Ancak, gerçekten Sabiler, onların günümüzdekileri Süryaniler de köken olarak adlarını Hint tanrısı Suryo (Güneş) ten aldıklarını ve Hindu kökenlerini inkâr etmezler. Sabilerin de Yahudilerin de asıl gerçek tanrıları Şiva’dır. “Fars dilinde “v” harfi “b” olarak okunurken “b” harfi de “v” okunur. Bu İspanyolca ve kardeş dillerine de geçmiştir. Süleyman’ın aşkı Sebe Melikesi, Sudan Sabilerinin yaşadığı Aksum (Axum) krallığıdır. Sülayman’ın aşık olduğu, Yahweh’in evlenmesine izin vermediği kraliçenin adı da ŞEBA’dır. ŞEBA adını “ŞEVA-ŞİVA” olarak okumak mümkündür. Davut peygamberin tecavüz mağduresi kızının da, Davut’un zorla çağırtıp zina yaptığı Hititli askeri Efron’ın karısı, Süleyman’ın annesi de “Bat Şeba”(Şiva Kız) adlarıyla bilinirler. Kabe’de de Haceri Esved taşı ve Kâbe zaten Şiva Lingam’ına benzemektedir.

Sonuç olarak Arabistan Yahudileri İslam öncesi, Şiva, Mısır, Sümer, İran dinlerinin harmanı bir dine inanıyorlardı. Bu yüzden dinler arasında akrabalık görmek şaşırtıcı olmadığı gibi, şeytan ibadeti de Hindistan dahil yaşamayan ülke yoktur. Birinin gerçek tanrısı ötekinin şeytanı olmaktadır.

Türkçeye çeviren ve yorumlayan

Alaeddin Yavuz

Reklamlar
Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı

HİNT PURANALARINDA ADEM HAVA VE EVRENİN YAŞI


Adem ve Hava’nın öğlu Şit peygamber soyundan olduklarını iddia eden Sabiler, Yahudiler ensest toplumlardır. Aile i.i evlenirler, dışarı kız vermezler. Yahduilerine babası olan İbrahim’in eşi Sara ana ayrı kız kardeşidir

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı

TCK 216 TEHDİT OLMAKTAN ÇIKARTILSIN


Anayasamızın 25.maddesine göre kimse dini görüşleri ve yazıları terörü teşvik etmedikçe yazı ve kanaatlerinden dolayı suçlanamaz diyor.

Bu özgürlük dini rejim yanlılarını rahatsız ediyor ve bu aciz insanlar, karşılarında direnemedikleri laikleri, demokratları, solcuları, agnostik, deist ve ateistleri susturabilmek için “dini değerleri aşağılama” diye bir suç icat ettiler.

Bu suç hem anayasamıza, hem evrensel insan hakları beyannamesine hem de AB kriterlerine aykırıdır.

Ama eşcinselliği, kulamparalığı, pedofili denilen bebek seviciliği ve bebeklerle zevk evliliklerini, bebek tecavüzlerini bile ilahileştiren Talmud yasalarını, Şeriata geçmiş Arap, Fars, Grek geleneklerini yazarsan, her cuma hutbesinden tutun da da her televizyon dini programında, Müslüman olmayanlara “kafir, müşrik, sapık” diyen Kuran ayetlerini okuyan, dinsizleri ve ateistleri “sapıklar, din düşmanları” diye suçlayan ilahiyatçılara cevaben yazılan yazıları biraz kantarın topuzunu kaçırınca hemen TCK 216 kılıcı başınıza dayanıyor.

Mehmet Görmez’in sapıklık fetvası

Dincilere, yobazlar her şey serbest anlamını çıkarmak ülkemiz adına hiç de hoş bir şey değildir.

Şimdi, önce TCK yı sonra da dinlerin “suç olan” ayetlerini, dinci yobazlardan birinin örnek “suç olan” açıklamasını okuyalım.

TCK 216/1/2/3

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

Madde 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Yukarıdaki maddelere göre, AKP hükumeti korumasında faaliyet gösteren Müslüman kılıklı Yahudi, Hristiyan cemaatlerin yaptıkları faaliyetlerin ülkemizin geleceğini tehdit etmesine karşı mücadele eden, deist, agnostik ve ateistler ile dinsiz milliyetçilerin dinleri eleştiren paylaşımları yukarıdaki maddelerden birine uydurularak hapis cezası tehdidi ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

Ama dinlerin daha beter tehditleri ise devleti yıkacak, ana babaya evlatları, kardeşi kardeşe düşman edecek ölçüde olmalarına rağmen onlara her şey serbest bırakılmaktadır.

Aşağıda Yeni Akit gazetesi yazarı ve eski AKP milletvekili Sevki Yılmaz’ın bu yöndeki örnek bir açıklaması hem bu yasayı, hem anayasal düzeni koruyan ve hem de terör yasaları kapsamında değerlendirilebilecek çok büyük bir suç olmasına rağmen kimse işlem yapmamaktadır.

Önce dinlerden örnekleri verelim;

Şimdi Tevrat’in Türk düşmanlığı;
Hezekiel kitabı 39

“İnsanoğlu, Gog’a karşı peygamberlik et ve ona de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog, sana karşıyım. ,

2 Seni geri çevirip sürükleyeceğim. Seni uzak kuzeyden çıkarıp İsrail’in dağlarına getireceğim. 

3 Sol elindeki yayını vuracak, sağ elindeki oklarını düşüreceğim. 

4 Sen de askerlerinle senden yana olan uluslar da İsrail dağlarına serileceksiniz. Sizi yem olarak her çeşit yırtıcı kuşa, yabanıl hayvana vereceğim. 

5 Açık kırlarda düşüp öleceksiniz. Çünkü bunu ben söyledim. Egemen RAB böyle diyor.

6 Magog’un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.

Ruhsal sorunlu bir tanrı. İlle de tanınmak istiyor, tam psikiyatri vakası;,

7 “ ‘Halkım İsrail arasında kutsal adımı tanıtacağım. Bundan böyle kutsal adımın aşağılanmasına izin vermeyeceğim. Uluslar benim İsrail’de kutsal olan RAB olduğumu anlayacaklar.

8 O gün yaklaştı! Söylediklerim olacak. Egemen RAB böyle diyor. Budur sözünü ettiğim gün!

9 “ ‘O zaman İsrail kentlerinde yaşayanlar dışarı çıkıp topladıkları silahları yakacaklar. Küçük büyük kalkanları, yayları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar. Bunlarla yedi yıl ateş yakacaklar. “

Bu resmen, İsrail’e en az 5000 km uzakta yaşayan, İsrail’den haberi olmayan bir millete yapılan tehdit,tam tanrıya yakışır bir davranış, tabi İsrail tanrısı paranoyak tanrı, deyince gene dini değerleri aşağılama suçu işlemiş olacağız. Ama tanrıya veya bunları “Tanrı kral” halkı kendisine ibadet ettiren olarak yazdıran I.Constantin midir acaba?

Bu da Yasalar Kitabından;

Yas.20: 13 Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan

Yas.20: 14 Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz;

Bu düşmanlıklar suç ise dinler yasaklanmalıdır.

Bunlar suç teşkil etmiyorsa, bunları eleştirmek de suç olamaz

Hz Muhammet’e Göre Türkler Şeytanın ordusu.

Bunlar da Tanrı Kral olan ve Anadolu, Arabistan halklarının da imparatora sadakatlerini göstermek için Sezar’ın evlatlığı Antonius’tan beri zorla ibadet ettirildiği Roma imparatoru Herakles’in emirleri mi acaba?İşte aşağıda Hz.Muhammed (S.A.V)’nin bizzat kendi hadisleri;

“Mirac gecesi Allah beni Yecüc ve Mecüclerin yanlarına gönderdi; Onları dine davet ettim; kabul etmediler.. Onun için onlar, Adem ve İblis neslinden Allah’a asi gelenlerle birlikte cehenneme gireceklerdir”.

Bir diğer hadis;

“Küçük gözlü, kırmızı yüzlü ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yapmadıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır.”

(Bu adlar Hz. Muhammed’in hadislerini toplayan altı kişiden en doğru yazmakla ünlenenlere aittir.) Buhari-K. Cihad 95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66

Medine Cinleri Müslüman yılanlarmış, öldürmek yasakmış.

Evine giren yılanı öldürmeye çalışırken ölen Arap için Muhammet bunları diyor;

‘Arkadaşınız için Allah’a istiğfar edin! Kuşkusuz ki Medine’de Müslüman olmuş bir takım cinler vardır. Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün mühlet verin! Eğer bundan sonra yine de görünürse onu öldürün! Çünkü o bir şeytandır!’ buyurdu.”

Müslim 2236/139, Muvatta 2/976, Ebu Davud 5257, Tirmizi

Türklerin Medine yılanları kadar kıymeti yok. Mevali, azadli köle. Her ne yaparsa faydası sahibine olan köle.

Kuran Tevbe Süresi

9; 1:Allah ve resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih bildirimidir!(ultimatom)

9;

5 – Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Müşrikler peygamberi sürmüş, o ise onları ölüme mahkûm etmiştir.

9;13 Antlarını bozan ve Elçiyi yurdundan çıkarmaya kararlı olan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Hâlbuki sizden önce savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz bilin ki Allah, kendisinden korkmanıza daha layıktır.

9;14 Onlarla savaşın ki sizin ellerinizle Allah onlara azap etsin, onları parçalasın, size zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın.

Aileden başlayıp herkese düşmanlık aşılıyor.

9;23 Ey inanıp güvenenler! ayeti görmezlikten gelmeyi (kafirliği), inanıp güvenmeye (imana) tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile yakın dost (veli) edinmeyin. Kim onları dost edinirse, onlar kendilerine yazık etmiş olurlar.

Kim peygamberin tebliğine inanmazsa pisliktir, eski dini ibadetleri yasaklanmıştır;

9;28 Ey inanıp güvenenler! O müşrikler[1*] birer pisliktir; bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul kalmaktan kokarsanız[2*], Allah emir verdiği takdirde ilerisinde ikramıyla sizi zenginleştirecektir. Allah bilir, doğru kararlar verir.

Eklenme Tarihi: 18.09.2017 15:48 Güncellenme: 05.02.2019 10:31

İşte okuduğunuz gibi Tanrı kralların hedeflerini yazdırdıkları düşmanlıkların her türünü içeren bu kutsal kitap ayetleri, savaş çıkarmak, uluslararası düşmanlık yaratmak, aile içi düşmanlık yaratmak, herkesi birbirine düşürmek, yok yere masum insanların canlarının alınmasına, mallarının ve çocuklarının yağmalanıp köle edilmesine kısaca dinlerin FETİH”, bilimin SÖMÜRGECİLİK dediği, insanı insan önünde aşağılatan her şeyi emretmeleri serbesttir.

Bunlara “yok” dersen, sapıksın, kafirsin, müşriksin, katlin vaciptir artık.

Son 40 yıldır, Taliban, El Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi sayısız dini örgüt tarafından bu şekilde öldürülen, yağmalanan köle edilen, tecavüz edilen insanlık çağı başlatılmış oldu.

TCK 216 sadece dinleri eleştiren ve kanaatlerini yazanlar, Anayasamız göre, “terörü övmedikçe, terör tahrikçiliği yapmadıkça dinler hakkında yazılan kanaatlerinden dolayı kimse yargılanamaz” ilkesine göre suçlanamazlar.

Bunu bozmak için uydurulan TCK 216 maddeleri, yukarıdaki insanlık dışı suçları tanrı emri diye yazan dini metinleri ve aşağıdaki gerici tehditlere sadece bir örnek olan Şevki Yılmaz beyin tehditlerini yargılamayacak ise, kime hizmet etmektedir?

İşte bizdeki en eski örneği, İngiliz İslam’ı Vehhabiliğin Rize temsilcisi, 1921’de Pontus isyancılığından İzmit’e sürülmüş Hemşin Ermenilerinden AKİT YAZARI ŞEVKİ YILMAZ’ın terör tahrikçiliği ve bir çok ceza maddesine girecek açıklaması;

Edirne’den Hakkari’ye her şehir Arakan gibi yakılacak!

Yeni Akit gazetesi yazarı Şevki Yılmaz’ın 2019 seçimlerine ilişkin yorumları çok konuşulacak.

Yeni Akit gazetesi yazarı eski milletvekili Şevki Yılmaz, 2019 seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Yılmaz, “Biz 2019’da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne’den başlayarak Erzurum’a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak” dedi.

Akit TV’de canlı yayına katılan Şevki Yılmaz, Şaban Dişli’nin ekonomi danışmanlığına getirilmesini ve 2019 seçimlerini yorumladı.

“Şaban Dişili’nin göreve getirilmesini nasıl yorumladınız?”sorusuna Şevki Yılmaz, şöyle yanıt verdi:

“Reis-i Cumhur Tayyip Erdoğan kardeşimizin bir tasarrufudur. Bunu büyütmeye muhalafete malzeme çıkarmaya gerek yok. Kol kırılır yen içinde, burada bunu sorman bile yanlış olduğu kanaatindeyim.”

“BİR KERE AHLAKİ BİR DURUŞTUR REİS’İN YAPTIĞI…”

Şevki Yılmaz, “Biz Reis’e inanıyoruz, güveniyoruz. Geminin kaptanı Reis’tir. Büyük kasırgalarla gemiyi sürüyor. Bunu nedeni niçinini ona sorarız. Cevap verir vermez” diyerek şöyle devam etti:

“İktidarın anlatmamız zor olan konulardan iktidarın kaçması lazım ama yaptı. Yapınca da savunmak bize düşer. Paratoner olmak bize düşer. Çünkü Şaban Dişli kardeşimiz kardeşinden dolayı suçlanamaz. Var mı FETO’luğu yok, var mı ByLock’u yok. Var mı hizmeti var. Birileri onunla Sakarya siyasetinde güreşmiş olabilir, niye o güreşe alet olacağız ki…

Bir kere ahlaki bir duruştur Reis’in yaptığı… O arkadaşın suçu yoksa ben bunu boğamam diyor. Bu nebevi bir metot değil mi?”

“HAKKARİ SINIRINA KADAR HER ŞEHİR ARAKAN GİBİ YAKILACAK”

“Tayyip Erdoğan kardeşimizin duruşu İslami bir duruş. Araştırmış, bakmış bunun o kardeşiyle o katille o generalle ilgisi yok, alakası yok. Neden boğdurayım ki, görev vermiş”diyen Şevki Yılmaz 2019 seçimlerine ilişkin ise şu ilginç yorumu yaptı:

“Biz 2019’da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne’den başlayarak Erzurum’a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak. Bunu Haçlılar planlamış, yemini var, kağıdı var. Vaktim yok.”

Uncategorized içinde yayınlandı

YAHUDİ SEKS KİTABI TALMUD TED PIKE YAZISI ÇEVİRİ


TALMUD PEDOFİLİ TED PİKE ÇEVİRİSİ

Talmud Nedir?

TALMUDA KİTAP KAPAĞIÜlkemizde bir çok eğitimli veya eğitimsiz insanımız Talmud adını duyduğunda “o da ne” demektedir ve hakkında bilgisi olan pek azdır.

Yahudilerin bilinen kitabı M.Ö.1300’lerde Musa’ya Turu Sina’da (Sina Dağı) verildiğine inanılan Tevrat (Musa’ya inen “5” kitap;Eğitim,öğretim demektir) günümüze kadar geçen 3.300 yıl içinde Yahudilerin idarelerine girdiği Mısır, Asur, Hitit, Pers ve Sasani, Grek İskender, Ptolomeo, Roma gibi bir çok medeniyetin dinlerine göre defalarca değişmiştir.

Adları sayılan medeniyetlerin kralları, imparatorlarının hepsi rahip krallar ve kendi kavimlerin tanrıların soylarından gelen yarı tanrı olarak hürmet edildiklerinden dolayı, tebalarının din kitaplarını kendi dinlerine göre değiştirmişlerdir.

Bu nedenle Talmud yazarlarından Rabbi Bavli, inançlarını geliştirmek için Babil Sürgününden (M.Ö.597) başlayarak, Musa zamanından kalma Tevrat öğretilerini ezberlerinde tutarak M.Ö: 200’lerde “Sözel Tevrat” geliştirdiklerini, bilinen Tevratın ise sadece beş kitaptan Yaratılış ile iki Levililer kitapları dahil üç kitabını okuduklarını diğer bölümlerini okumadıklarını “TALMUD BAVLİ” adıyla bilinen kitabında yazmıştır.

Kısaca Talmud, “Ezbere okunan Gizli Tevrat” olarak anlaşılmalıdır. İlk Müslümanların da Kuran surelerini ezberleme gelenekleri de bu gelenekten kaynaklanmaktadır.

Talmud, Mişna ve Gemara adlarında iki bölümden oluşur. Ancak, bölümleri kitap kabul edildiğinden, yeni ve eski eklemeler ile 63 kitap olduğu kabul edilir.

İ.S.II. yüzyılda, pedofiliye düşkün bir rahip olan M.S.II.yy.da yaşamış Talmud rahibi olan Simon Ben Yohai, en yararlı, en ikna edici olandır. Yahudi rabbileri içinde ona yaklaşacak olanı yoktur. Zohar veya Kabala adıyla bilinen kitapların yazıcısı olan Ultra Ortodoks Yahudidir. Talmud, çağdaş Talmud Yahudiliğinde pedofiliyi uygun bulmaktadır. “Halachah (Halaka=Yahudi Şeriat Hukuku)” veya Yahudi hukukunu bağlayandır. Bu özellikleri yüzünden de din adamlarının eğitiminde kullanılır.

Rabbi, Aramice=Allah,Öğretmen, Efendi,Sahip demektir. Yahudi dili olan İbranice ve Arapça dillerinde aynı anlamda kullanılır. Sinegog ve havralarda Yahudi dinini öğreten Yüksek Yahudi din adamlarına denilir.

Rabbi Ben Yohai’nin öldüğü yer olan Meron’da her yıl bunun tarikatından olan 10.000 Yahudi, Kabala Yahudiliğinin zaferini danslar, şarkılar eşliğinde onu överek bayramlar kutlarlar.

Ortodoks Yahudiliğinde M.Ö.II.yüz yılda yaşayan en çok hürmet edilen, otorite kabul edilen Rabbilerin ikincisi belki birincisi de Tannaim’dir. O da Ferisilere çok yakın olan Filistin’de yaşamıştır ve kökeni de Babil’dir ve oda “Misnah’ı (Dil Yasası) yazmış, bu kitap daha sonra “Babil Talmud’u” adını almıştır. Tanna, Ortodoks Yahudiler arasında Musa’dan daha fazla ilgi görmüştür.

Talmud, Yahudi dini otoriteler ve Yahudiler arasında en çok ilgiyi çeken kitaptır, Yahudilere, bilgeleri Ben Yohai nin Talmuda geçen ve söylediği sözlerinin isteği dışında, cennette Allah tarafından ona öğretildiğine inanırlar.

Talmud, Yohai nin öğretmeni olan Rabbi Akiba nın; “Musa ölünce cennete gitti ve Rabbi Akiba ya dikkatle baktı, Tevrat ta bu mükemmel açıklıkanır. Bu yüzden Ben Yohai, Talmud da pedofiliye yetki vermiştir ve Talmud, bütün zamanlar boyunca Yahudilerin kitabı olacaktır.

Dikkatle okunduğunda pedofiliye izin veren Talmud ayetleri, bebek gelinleri gerçek Yahudilerden değil, kılıçla veya gönüllü Yahudi dinine giren “Goyim” dedikleri kölelerden seçmektedir. İngiliz ve Latin dillerinde Goyim yerine “Gentile (Centile okunur)” kullanılır.

Kidduşin 41a,Nidda 13b de, “üç yaşın altında veya üstünde bir çocukla evliliğin yasaklandığını da hatırladığımızda, Musa zamanında da olduğu gibi, isyankar Yahudilerin sık sık komşuları Sabilerin, Filistinlilerin, Asurların dinlerine geçtikleri, bebeklerden 16 yaşlarına kadar kız ve erkek çocuklarla zevk evlilikleri, cinsel ilişki sapkınlıklarına alıştıkları sonucunu altta yazısını dilimize çevirdiğim Amerika Birleşik Devletlerinde radyo ve televizyonlarda konuşan Hristiyan ilahiyat araştırmacısı Ted Pike da paylaşmaktadır.

Babil Talmuduna bağlı Aşırı Muhafazakar/Ultra Ortodoks Lev Tahor (Temiz/Arınmış Kalp) Yahudilerince bizce cinsel sapıklık, tecavüz, cinsel istismar olarak kabul edilen ama onlarda kutsanan bu gelenekler destanlaştırılmıştır.

Bu yüzden bütün İngiltere, Avrupa, ABD, Kanada, Guatemala, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerde bu Yahudi halkı devlet denetiminde tutulmaktadırlar. Çünkü toplumdan atılma cezasına rağmen bir çok Yahudi kadın ve çocuk adli makamlardan, ebeveyneleri ve yakın akrabalarınca zorla veya işkence ile cinsel tacizlere ve tecavüzlere uğradıklarından koruma istemektedirler. Savcılık ve polis teşkilatlarınca yapılan takibatların doğru oldukları tespit edildiğinden sıklıkla ülke dışına sürgün edilmektedirler.

Bu konular gerek bu ülkelerin resmi raporlarında, sivil toplum kuruluşlarının , İnsan Hakları kurumlarının raporlarında olduğu gibi, “Yahudi olduğumuz için bize baskı yapılıyor” diye polis baskısı altında kaldıklarından dolayı kendileri de Youtube gibi görsel ve yazılı sosyal medya üzerinden bu olayların gerçekliğini itiraf etmektedirler.

İsrail’den sürgün edilen Babil Talmudu Yahudileri Lev Tahor’u tanıyalım;

03 Haziran 2012 tarihinde Sabetay Sevi’den Burkalı Yahudiliğe yazımdan yaptığım alıntı yazı bu Lev Tahor Yahudileri hakkında İsrail Haaretz gazetesi ve öteki yabancı basından dilimize çevirdiğim yazılarda, çocuklara cinsel istismar, tecavüz, işkence geleneklerinin M.Ö VI.(6.) yüzyıldan beri günümüzde de sürdüğünü ve başta İsrail’in kendi ülkesinden bu Yahudileri sürdüklerini okuyacaksınız.

Lev Tahor;

Lev Tahor rahibi1962 doğumlu Hasidi Rabbi Shlomo Erez Helbrans ya da Shlomo Elbarnes, Azeri Ortodoks gruplardan olan Lev Tahor’a (Arınmiş Kalp) önderlik ediyordu. Aslen Kudüslü olan Kiryat Yovel 1990’da ABD’ye gitti ve orada Brooklyn’de Yeşiva’da aşırı dindar bir gruptan oluşan öğrencilerine kısaca Lev Tahor düşün­celerini öğretti.  1992’de Babil Yahudi tarikatından Shai Fhima Reuven adlı “13” yaşındaki bir çocuğu (Bar Mitzvah=henüz dinen reşit, aile vesayetinde olan erkek çocuk) kaçırdı ve ABD hapishanelerinde iki yıl geçirdi. Aslında “12” yıla çarptırılmştı ama 1996’da temyiz mahkemesi önce “6” sonra da “2” yıla düşürmüştü. Mahkumları ehlileştirme programı çerçevesinde üç yıl bir iş bulunarak çalışmasına izin verildi. Yapılan itirazlara ve tepkilere karşın tekrar hapishaneye geri döndü.

1996’da şartlı tahliye yasası gereğince hapiste iki yıl geçirdiğinden serbest bırakılmasına karar verildi. Serbest bırakıldıktan sonra Helbrans New York’taki Monsey’e koştu ve 2000’de Israil’e gitmesi için sınır dışı edildi. Sonra Kanada’ya geçti ve Israil’de hayatının tehdit edildiği gerekçesiyle mültecilik hakkı elde etti.  Lev Tahor tarikati önderi ve yakınları 45 aile olarak Kanada Quebec’te Laurentian dağlarinda Sainte- Agathe Des Monts adli küçük bir köyde yaşamaktadırlar.

Helbranlar topluluğu, Lev Tahor, diğer Haredi Yahudi topluluklarinca “aşiri” olarak nitelendirilmekte­dir. Israil’lilier onlari burka giydikleri için “Yahudi Talibanlari” olarak da anmaktadirlar. Bu grubun ta­kipçileri Israil’de çoğunlukla Beyt Şems şehrinde, Avrupa’da, Kuzey Amerika  Ve Kanada’da Montreal yakınlarında 45 aile kadar yaşamaktadirlar. Bütün gün süren uzun dini ibadetler yapan ateşli dindarlar olduklari söylenir. Bütün kadın üyeleri yüzlerini ve vücutlarını tamamen örten burka giymektedirler. Bildirildiğine göre Lev Tahor üyeleri dini ayinlerinde günahkâr olduklari gerekçesiyle bütün üyelerini ve 14 yaşında evlendirilmiş kizlarini kırbaçladıkları sanılmaktadır.

Aşağıda verilen linkteki Haaretz Gazetesinin yazarı Oz Rosenberg, 05 Mayıs 2011’de yayınladığı haberinde Lev Tahor hakkında şu tespitleri yapmaktadır;

“Lev Tahor Topluluğu, bütün mali haklarından arındırılmış,tarikatın üyeleri ile evlenmeye zorlanmış ve gruptaki bütün kadınların ve genç kızların uymakla görevli oldukları şartları Kabul etmiş olarak içine kızların girmesine de izin veren bir Külttür.” Demektedir.

The Lev Tahor community is a cult, he contended; should the girls enter it, they would be stripped of all their property, he wrote, and they would be compelled to wed male members of the cult, which is an accepted practice among all young women in the group. http://www.haaretz.com/print-edi­tion/news/court-to-rule-on-legality-of-israeli-ultra-orthodox-taliban-sect-1.388187

 

Burka Kültü- Yahudi Nurcular;

Lev tahor tarikatı2008 yılının erken dönemlerinde yüz kadar kadın, şal, Frumka (Dindar=  Frum’dan türetme)  adını verdikleri ve yüzlerinin de tamamıyla örten Burka giyen Yahudi kadınların önderi Bruria Keren Beyt Şems’te tutuklandi.

Jerusalem Post Gazetesine göre, çok ender olarak evlerinden çıkan kadınlar Haredi toplumunca sür­gün ediliyorlardi. 2008’de sayıları “100” Yüz kadardı.

Keren kendisinin de vücudunu bütünüyle örten, yüzünü kapatan burka adlı kıyafeti “yenilikçi/Ortodoks” dinine olan bağlılığından dolayı giydiğini ve bu baştan ayak baş parmağına kadar olan örtünme şeklini bun­dan “400” Dört Yüz yıl öncesine ait bir resimde gördüğünü iddia etmektedir. Böyle giyinmenin kendilerini kendilerinden ve erkeklerden koruduğunu iddia etmektedir. Bir erkeğin kadının vücudunun bir parçasını gördüğünde cinsel iştahının kabardığını bunun da günaha neden olduğunu iddia etmektedir. Bu gerçekte bir günah işlemek olmamasına rağmen düşünce açısından günaha, ahlaksız düşüncelere  teşvik etmekte olduğuna inandıklarını söylemektedir. Beyt Şems, Kudüs ve Safed şehirlerinde bu tarikatın takipçileri artmaktadır. Bu tarikatın takipçileri Keren’in “Kutsal Kadın” olduğuna inandıklarını söylemektedirler.

Eda Haredilerin bir sözcüsünün söylediklerinden bir alinti şöyledir; “Daima bu kadinlarin deli oldukla­rini biliyoruz…bizler hakli çiktik, bu kadinlar kötü hareketlerine bir son vermelidirler.”

Burkali Yahudilerden Keren 2009’da Kudüs Bölge Mahkemesince küçük çocuklari burka giymeye zor­lamaktan dolayi çaresiz, yaşça küçük insanlara saldirmak ve suistimal etmek suçlarindan dört yil hapse mahkum edildi, kocasi da ayni suçlamadan alti ay hapis cezasina çarptirildi ve İsrail basininca “Taliban Anne” lakabi takildi.

Anne taliban’in yargilanmasinda yapilan suçlamalar arasinda, güneş ibadeti gereğince adakta bulun­mak için çocuklara oklava, sopa, elektrik kablosu ile günlük olarak vurarak işkence etmek, ensest ilişkide bulunmak, çocuklarin vücutlarinda darp izleri, çürükler ve morluklar, kibritle yakilmiş bölgeler tespit edildiği, kadinin kocasindan ayrilmiş otuz yaşlarinda biri olduğu, mahkemece tibbi müdahale altina alinmasina karar verilmesinin istenmesi dikkat çekicidir.

Karen’in hapis cezasına çarptırılmasından sonra tarikatın önderi ve Rabbi David Benizri’nin eşi olan Bracha Benizri tarafından lider konumuna yükseltildi.

Http://www.haaretz.co.il/news/law/1.1263609)

2600 yüzyıldır hiç değişiklik göstermeden ensest sapkın üreme ve cinsellik geleneklerine bağlı kalan Yahudiler ülkemizde İslamî tarikat olarak dinlerini bizlere İslam diye öğretmektedirler.

İşte bir örnek haber;

Ensar Vakfı’nı böyle savundu: Peygamberin cemaatinde de vardı!

 

Gerici vakıflardan biri olan Furkan Vakfı lideri Alparslan Kuytul, Ensar Vakfı’nı şu sözlerle savundu: “Peygamberimizin cemaatinde bile, sahabesinde bile zina eden, içki içen, hırsızlık eden vardı. İnsandır bu, zayıftır, herkes bir değil.”

Furkan Vakfı lideri Alparslan Kuytul, kardeş kuruluş olan Ensar Vakfı’ndaki tecavüz skandalını, “Peygamberimizin cemaatinde bile, sahabesinde zina eden, içki içen, hırsızlık eden var” ifadesiyle savundu.

Malatya’da kendilerine konferans salonu verilmediği için AKP ile arası açılan Furkan Vakfı’nın lideri Alparslan Kuytul, Ensar Vakfı’ndaki tecavüz skandalı için “Her cemaatte vardır. Hz. Muhammed’in cemaatinde de vardı” dedi.

Kuytul şunları söyledi: “Devlette bu kadar terbiyesiz varsa, cemaat de, vakıf da, devletin küçüğüdür yani bir cemaatte, bir vakıfta bir-iki tane terbiyesiz çıkar. Devlette bu kadar terbiyesiz varsa, cemaatte de bir-iki tane olur… Peygamberimizin cemaatinde bile, sahabesinde zina eden, içki içen, hırsızlık eden var. Eli kesilen var, recm edilen var. İnsandır bu, zayıftır, herkes bir değil. Bir-iki tane insanın yapmış olduğu terbiyesizlikten dolayı cemaate, vakfa ya da bir kuruluşa laf söylenemez yani. Ona bakarsanız peygamberimizin cemaatinde de vardı bazı kimseler. Herkes Ebubekir, Ömer miydi yani?” dedi.

http://haber.sol.org.tr/toplum/ensar-vakfini-boyle-savundu-peygamberin-cemaatinde-de-vardi-150838

Alpaslan Kuytul olmayan bir şey mi söylemişti? Hayır,aksine tam doğruyu söylemiştir.

Çünkü peygamberin cemaati, İslam henüz tebliğ edilmediğinden “çocuğunu köle gören, sütten kesilince cinsel ilişkiye giren, para karşılığında bu çocukları köle olarak zenginlere veya genel ev işleticilerine yani dini tapınaklara satan bir geleneğe göre yaşıyorlardı.

Bu yüzden onların hiçbir geleneğinin “sünnet” adıyla süslense de Müslüman, Hıristiyan veya çağdaş insanların yaşamına girmemesi gerekir.

Çünkü bu gelenekler, Sümer, Hint, Akad, Babıl, Kalde, Asur, Zerdüşt, Mecusi geleneklerinde de vardı ve bu dinlerde kadın erkek eşcinselliği, içten evliliğe yedi göbek evlenme yasağı gibi gelenekler yoktur ve cinsellik alabildiğine serbesttir. Büyük, küçük baş ve kümes hayvanları da cinsel ilişki ve evlilik geleneklerine dahildir.

Peygamber Muhammet’in kabilesi Kureyş, Ezd, Mecusiydiler yani İran Hıristiyanı, Manihesittiler ve bu dinde de cinsellikte sınır yoktur ama her millet kendi geleneklerine göre uygulardı. Bir çok Türk boyu bu gelenekleri uygulamamışlardır. Yahudi ve Mandean ve Sabi Aramiler, Irak, Suriye, Mısır, Yunanlılar da aynı geleneğe sahiptiler.

Bu gelenek peygamberin cemaatinde olduğu gibi peygamberin de çocukluğunda cinsel istismar mağduru olduğunu görüyoruz;

Duha Suresi 93;9 ve 93;6. ayet tefsirleri E.H.Yazır.

93;9 O halde, yani hal böyle olunca, sen de Rabb’ının bu var olan ve olması vaad edilen ihsan ve nimetlerinin bir şükür alâmeti olmak üzere yetime, herhangi bir yetime sakın kahretme, zayıf sayıp da hor bakma ki, hakkını kaybetmeyesin. Çünkü yetimliği ta t tın ve hakkındaki ilâhî lütfu gördün.

Rağıb’ın “Müfredat”ında KAHR, hem üstün gelme, hem zelil kılmadır. Ayrı ayrı her iki mânâda da kullanılır. Şu halde her ikisi de yasaklanmıştır. Yetimi zayıf saymamalı ve zelil etmemeli, hakkını, hukukunu gözetmeli ve buna özen göstermelidir.

Râzî’de yazıldığına göre bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Hatice’nin çocuğuna bağırdığı zaman inmiştir. Bir bağırma veya yüz ekşitmeden dolayı “sakın kahretme” diye sitem edilince zelil kılınır, malı veya hakkı yenilirse nasıl olur?

93;6″Seni bir yetim bulup da barındırmadı mı?” Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri de “Vâcid” ism-i şerifidir ki vücud, vicdan vecid (vâv’ın üç harekesiyle) mastarlarının ism-i fâilidir. Bunun asıl meşhur mânâsı varlık, buluş ve zenginliktir…

…Siyer’de bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) babası Abbdullah b. Abdülmuttalib’ten yetim olarak dünyaya gelmişti. Hz. Peygamber (s.a. v.)’in dedesi Abdülmuttalib, oğlu Abdullah’ı hurma almak için Medine’ye göndermiş, Abdullah orada vefat etmişti. O sırada Resulullah (s.a.v.) henüz ana karnında altı aylık bir yavruydu. Dolayısıyla doğarken yetim olarak doğmuştu. Anası Hz. Amine ile berab e r dedesi Abdülmuttalib’in yanında idi. Sonra altı yaşında iken annesi de vefat etti. Daha sonra da sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. O vakit de onun vasiyeti ile amcası Ebu Talib vasisi olarak onun sorumluluğunu yüklenip yanına aldı. Gü z el baktı ve çocukluğunda da kendisinde diğer çocuklarda görülmeyen olağanüstü durumlar görüldüğü için ona çok özen gösterdi.

Rivayet edildiğine göre Ebu Talib bir gün kardeşi Abbas’a

– Kardeşim, dedi, sana Muhammed’den gördüğümü haber vereyim mi? dedi. Abbas: “Evet” deyince:

– Ben, dedi, onu himayeme aldım. Gece ve gündüz bir an ondan ayrılmaz oldum. Onu kimseye güvenip bırakamıyordum. Hatta kendi döşeğimde uyutuyordum. Bir gece soyunup benimle beraber uyumasını söyledim. Baktım, yüzünde bir hoşnutsuzluk var. Benim isteğime karşı çıkmak da hoşuna gitmedi.

Amcacığım, yüzünü benden çevir de soyunayım. Çünkü ben vücuduma bakmandan hoşlanmam.” dedi. Sözüne şaştım. Gözümü çevirdim, döşeğe girdi, ben de girdim. Baktım ki aramızda bir örtü var. Vallahi ben onu döşeğime koymamıştım. O gayet yumuşak, miske batırılmış gibi hoş kokulu idi. Vücuduna bakayım diye gayret sarfettim, bir şey göremedim. Çok vakit de ben onu döşeğimden kaybederdim. Aramaya kalkardım, kalktım mı “ha amca, ben buradayım” derdi. Dönerdim ve çok zaman ondan hayret ettiğim bir söz işitirdim. Bu da geceden biraz geçince olurdu. Bizler yemekte içmekte besmele çekmez, elhamdülillah demezdik. O ise yemeğe başlarken “Tek olan Allah’ın adıyla” derdi. Yemeği bitirince de “el-Hamdülillâh” derdi. Ben ona şaşardım. Kendisinde ne bir yalan, ne bir gülmek, ne de bir cahillik gördüm. Çocuklar oynarlarken de onlarla beraber durmazdı. Ömrüme yemin olsun ki bu, büyük bir feyzden bir alâmettir.

“Daha beşikte iken parlak deliller halindeki şeref işaretleri, dedesinin saadetini artırıyordu.”

Beş altı yaşında bir çocuğa amcası “soyunda yanıma gir yat diyor, ondan ayrılmaz oldum, döşeğimde uyutuyordum, soyunup uyumasını söyledim, isteğim hoşuna gitmedi

diyor.

Demek ki çocuk buna önceden alıştırılmış ve ne olduğunu pek iyi biliyor ve istemiyor. Bu, küçük yaşta masum, yetim, sabi bir çocuğa cinsel istismar, taciz, tecavüz değilse nedir?

Şimdi bu geleneklerin kaynağı olan Babil Talmudu’ndan derlediklerini yazan Amerikalı Hıristiyan araştırmacı ve vaiz Ted Pike’ın çalışmasını okuyalım.

Araştırmacının yazısının dış basında büyük ilgi gördüğünün bir kanıt olarak, Yahudi toplumunun yaygın olduğu Polonya’nın başkenti Varşova’nın adını taşıyan gazeteden alarak dilimize çevirdim;

Varşova Gazetesinde ted pike'ın Talmud Pedofili vakası

Varşova Gazetesi

PEDOFİLİ;TALMUD’UN KİRLİ SIRRI

11 Ekim 2006’da Ted Pike tarafından yazıldı.

Yazı İşlerinin Notu;30.11.2011

 

Küçüklerle seks yapmakla suçlanan bir Ortodoks Rabbi hakkında mahkeme kararının verilmediği bir hafta bile geçmiyor.

Böyle tutuklamalar, Yahudiler için medyada başlıca olaylar anlamına geliyor. Yahudi ve Evancelist egemen medyada pedofili çabucak dramatize edilerek Katolik rahipler ile Yahudi pedifili olayları sansürleniyor.

Böyle sansürlemeler de, Yahudi Pedofilisinin derin Talmud kökenlerini hatırlatan aşağıdaki yazıyı tekrar yazmaya teşvik etmektedir.

Yaklaşık bir yüzyıldır Yahudi egemen Hollywood ve büyük medya Hıristiyan Amerika’yı İncil değerlerinden ve ahlakından belirgin şekilde uzaklaştırmıştır.Bknz.Yahudiler, Büyük Medya’nın Yahudi olduğunu onaylıyor)

Altmışların erkek çağlarında hippi isyanı çıkmış,Yahudi medyası,Amerika’nın ahlakını aceleyle çökertmek için üstün bir fırsat yakalamıştı.

Uyuşturucu, pornografi teşvik edilmiş,Amerika, evlilik dışı birlikte yaşama ikna edilmiş,bu toplumda kabul edilir olmuştu. Şaşırtan bir hızla medya ve tvler,cinsel özgürlüğe sahip bir nesil yaratmıştı.

Altmışların sonunda cinsel özgürlüğün yeni sahnesinde homoseksüellik vardı.

Şimdilerde kırk yıl sonra, hippi neslinin torunları ve bir çok genç arasında homoseksüellik değer kaybetti. En son olarak yer altından yayılan, Amerika ve tüm dünyayı silip süpüren

Pedofilidir (küçük kız ve oğlanlarla seks ve çocuk pornografisi).

Beni telaşa düşüren en son olay ise, Senatör Edward Kennedy’i destekleyen homoseksüeller ve pedofili lobilerinin gücüdür. Her ne kadar Anti nefret yasasına destek vererek onlara ihanet ettiyse de.

 

Çürümüş Kökler

Yahudi medyası ne gibi bir ahlaki kurum üzerine dayanmaktadır, ki Hıristiyan toplumumuzu kırıp geçmeye devam eden cinsellik cehennemini bilinçli olarak ateşleyip durmaktadırlar?

Hollywood ve üç büyük Tv ağını kuran medya Moğolları aslında Doğu Avrupa toplumlarından göçmen gelen,ağırlıklı olarak Ortodoks Yahudiler veya onların çocukları olan göçmenlerdir.

19.yy. da Avrupa’lı Yahudilerin çoğu Kitap halkıydılar.

Ama kitapları İncil değildi. Babil Talmud’uydu. Bu gün Talmud,Yahudiliğin etik, ahlaki değerleri üzerinde en yüksek yasal otorite olarak kalmaktadır.

Talmud, Hıristiyanlık kurumlarının sağlıklı ahlaki değerlerini paylaşmakta mıdır? Çok zor, aksine, korkunç derecede yoldan çıkmış, çürümüş bir dini sistemdir,İsa’nın Matta 23;27’de tanımladığı Ferisi imansızlığıdır. Şok edici olan Yahudiliğin en saygı duyulan otoritesi aslında, yalan, yemini bozmak,dolaylı olarak öldürmek gibi günahları yazmaktadır.

En büyük günahlardan biri olan çocuk istismarına onay verse bile.

 

Üç Yaşında Gelinler

Zamanında İsa Ferisileri “şeytanın çocukları olmakla” suçladığında yapabileceklerini tam olarak fark etmişti.

İkinci yüzyılda Kabala’nın yaratıcısı, Yahudiliğin en büyük rabbilerinden Rabbi Simon Ben Yohai, “üç yaşından daha küçük” kız çocuklarının taciz edilmelerine izin veren pedofiliye onay verdi.

Üç yaş bir günden daha küçük bir dönme kız ile bir rahibin evlenmesine izin verilir” diye ilan etti.*1 Ardından gelen Rabbiler, bağlayıcı Yahudi hukuku olan Halaka’ya pedofiliyi yazdılar.*2

Çocuk tecavüzü avukatı Ben Yohai, çağdaş Yahudilerce sahiplenildi mi?

Bu gün Ben İsrail’de Yohai’nin memleketi Meron’da on binlerce ultra ortodoks(aşırı dinci,muhafazakar) Yahudi, onun anma gününe katılıp günler, geceler boyunca şarkı söyleyip dans ediyorlar.

Talmud’da bol bol pedofiliye atıflar vardır. Sanhedrin gibi yasaları belirleyen,Ketubot, Yebamot gibi Talmud’a yazılan konuların incelenmeleri coşkuyla sürdürülmektedir.

 

Çocuk Seksini Ferisiler Yazdı

Talmud Rabbileri, her detayı açıklayan, kılı kırk yaran tartışmalarıyla ünlüdürler. Ama, üç yaşındaki bir kızın tacizi hakkındaki görüşlerini pek ender paylaşmaktadırlar.

Bir çok sıcak tartışmaların sonuçlarının aksine metinlerde yazsa bile pedofilinin olağan bir şey olmadığına dair en ufak bir çıtlatma dahi yapmazlar.Majestleri Rabbiler, sesiz tartışmalarında kendilerini yüceltecek bir şey bulmuş gibidirler.

Çünkü, pedofiliye onay veren Talmud otoriteleri onu yeniden sahiplendiler, çünkü, Talmud’un Soncino baskısına (1936) tercümanların hafif bir eleştirel dipnotu koymalarına

bile cesaret edemeyeceklerine Halaka’ları pedofiliye sahip olduğunu belirgin şekilde vurgulamaktadır. Tek yorumları; “Elbette evlilik şimdiki yaştan daha erkendir” 3

Sanhedrin 60b’ye konulan 5. dipnotu, Talmud Rabbi’sinin Ben Yohai ile pedofili hakkında uyuşmazlığını şöyle yazmıştır; “Rabbiler, nasııl metinsel desteğe sahip R.Simon Ben Yohai’ye karşı, küçük bir dönme ile evliliği yasaklayacak nasıl bir fikir öne sürebilirlerdi.

Babil’in Dışında

Nebukadnezar’ın İÖ.597’deki sürgününden sonra,Yahudiliği idare eden ulemalar muhtemelen Babil’de pedofiliye düşkün oldular.

Babil,eski dünyanın tedricen en ahlaksız baş şehriydi. 1600 yıl boyunca içinde en geniş Yahudi nüfusu filizlendi. Kötülüğe bir örnek olan Babil rahipleri bir erkeğin dini görevi tapınak fahişeleri ile düzenli seks yapmasıdır.

Hoş görülen vahşilik yayıldı. Böylece Babil halkı rabbilerinin üç yaşında kızları ile evlenmelerine önem verdiler.

Fakat, M.S.11. yy.da Yahudilerin batı Hıristiyan topraklarına yayılmalarıyla Pedofilik Yahudilerin Gentile (İbr;Goyim=köle) hoş görüsü birden sona erdi.

Hala şok edici şekilde geçmişlerini yalanlıyorlar; Yahudiler isteseler, çocuklara tecavüz ettiren en eski, en büyük ulemalarının

Talmud gerçeğini kabul etseler ve Ferisilerin akıl üstü ahlaki değerlerine,dogmalarına hürmet etmeyi isteseler, bu gün adı çıkmış aşağılık uygulamalarını red etmeyecek tek bir sinod bulamazlar.

İzin verilmiş Küçükle Seks

Bu ulemalar tam olarak ne diyorlar?

 

Ferisiler,henüz erkek olmamış, dokuz yaşında bir oğlanla seksi açıklayarak haklı çıkardılar.(Bknz Judaism and Homosexualıty; A Marriage in Hell)

Böylece ,”Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma (Levililer 18;22)” diyerek iğrenç bulan tanrılarının mozaik yasasından muaf oldular.

Talmud’da bir paragraf,oğlunu istismar eden bir rahiple oğlunu evlendirmesine izin verir. Şöyle tamamlar,”Oğlanın bağlanması için dokuz yıl ve bir gün yaşında olması gerçek bağlılıktır, sekiz yaşında olursa olmaz” 5

Çünkü 9 yaş altında bir oğlan ergen değildir ve saldırgana karşı ahlaki ve yasal suçlama yöneltemez.

Bir kadın ahlaki hiç bir soru sormaksızın genç bir oğlanı taciz edebilir…. Küçük oğlanla yapılan seks olağan ilişki sayılmaz.7

Hatta Talmud der ki; “Dokuz yıl bir gün yaşında bir erkek, ölen ağabeyinin karısı ile karı koca ilişkisi yaşayabilir ve kadını eşi olarak hak eder.“8 Açıkça,

Talmud, bir kadının dokuz yaşında bir çocukla evlenmesini öğretir.

 

Üç Yıl ve Bir Günlükle Seks

Simeon Ben Yohai’nin , üç yaşın altında bir kızla seks yapılmasına izin vermesine karşın, genel Talmud uygulamalarında Rabbiler, doğum gününe kadar beklemelerini öğretirler. Böylece bir tecavüz hareketiyle kolayca evlenilebilir.

R.Joseph dedi ki; Gel ve işit, üç yıl bir günlük bir bakire,cinsel birleşmeyle evlenmeyi hak edebilir,ölen kocasının kardeşi ile de karı koca olur ve ona ait olur.

Sanhedrin (Hkukuk)55b

Üç yıl, bir günlük bir kız, karıkocalık ilişkisi ile nişanlanabilir.Yebamut 57b

Üç yıl bir gün yaşında bir bakire cinsel ilişkili bir evliliği hak eder ve ölen kocasının erkek kardeşi ile karıkoca ilişkisne girebilir ve onun olur. Sanhedrin 69a,69b ve Yebamut 60b

Düşünüldü; R.Simeon B.Yohai dedi ki; Üç yıl ve bir gün yaşın altında bir dönme kızının rahiple bir günlüğüne evlenmesine izin verilir, denildi, ama, bütün çocuk kadınlar kimlerle yattıklarını bilmezler, kendinizi uyanık tutun, ve Pinehas (Rahip olduğu dip notta geçiyor) onlardan emindi. Yebamut 60b.

(Talmud, üç yıl bir günlük kızlar…) karıkocalık ilişkisi için uygundur. Fakat bütün çocuk kadınlar kimle yattıklarını bilmezler diyen metin, ilişki sonuçlandığında karıkocalık için hanginin uygun olduğuna dikkat ediniz (Yeb.60 dipnotu)

Pinahes örneğinde rahip üç yaş altı bakire ile kendisi evlendiği kabul edildiğinden Talmud’un çocukların karıkocalık için uygun olduklarını yazdığına delildir.

Talmud, yetişkin bir kadının, dokuz yaşında bir oğlanı taciz edebileceğini ve çocuk yetişkin gibi suç isnat edemeyeceğinden bunun cinsel bir ilişki sayılmayacağını öğretir.9

Fakat, üç yıl bir gün yaşında küçük kızların tecavüzlerini onaylarken muhalif mantık kullanır; Böyle çocuklar cinsel olarak, evlilik gereksinimlerini tamamıyla karşılayacak kadar ergen “kadın” sayılırlar.

Sanhedrin 55a’ya Talmud’un yaptığı dipnotta, Rabbiler kız veya erkeğin evliliğe cinsel olarak uygun olup olmadıklarına karar verebilirler.

Bir erkeğin cinsel ergenliği “9 yaş”, kadının ise “3” yaştır.

Mağdurun Hakları Yoktur.

Ferisiler, istismar edilen çocukların yaşadıkları travmalar hakkında tamamen cahildiler. Yeniden düzenlenmiş Talmud,”taciz mağduresi tazminat istemesinin mümkün olacağı yaşa kadar beklemelidir. Sadık bir Yahudi kadını olarak yaşadığını, yaşayacağını kanıtlayabilecek ve bekaretini kaybettiğini anlayacak protesto etme yaşının tam saatinde bunu yapmalıdır. Protesto edecek yaşın tam saatine geldiğinde protesto etmelidir yoksa bir daha edemez”.10

Talmud, Yahudi olmayan köle, bir çocuk gelinin Yahudiliğe karşı isyan etmesini önlemek için ona düşünülemeyecek bir iftira olan putperest olduğu iftirasını atmak için erken davranılması konusunda sert ölçüler koyar.

Küçük kızın haklarının olması büyük bir sonuç değildir, çünkü yetişkin bir adamın onunla (üç yıl bir günlükken) cinsel ilişkiye girmesi, onun gözüne parmak batması gibidir. Dip notu diyor ki, “gözlerine yaşlar tekrar tekrar dolsa bile üç yaş altında bir kızın bekareti geri gelir”11

Bir çok durumda, Talmud, pedofili mağduru dişinin ve erkeğin masumiyetini onaylar. Talmud savunucularının iddiaları, Talmud’un çocuklara karşı cömertlik ve ahlaki ilerleme olduğunu, aksine öteki ilkel toplumlarda yetişkin icracılar tarafından çocuğun recm edildiğini söylerler.

Aslında, Rabbiler kendilerini korumak için pedofilinin iki tarafının da masum olduklarını kanıtlama niyetindedirler; Çocuk ve daha önemlisi pedofilik olanı.

Haklarından soyulmuş küçük bir oğlanın saldırganına ve küçücük bir kızla seks yapan suç ortağına “suç atma hakkı” vardır. Buraya kadar temin ettiğimiz bilgilere göre, çocuğun başvuracağı ahlaki veya yasal başlıca bir kurum yoktur, Talmud açıkça tecavüz eden Rabbi’nin yanında olduğunu göstermektedir.

Pedofili Yayılıyor

Çocuk tecavüzleri Yahudiliğin en yüksek çemberinde uygulanmıştır. Bu Yebamut 60b’de gösterilmiştir;

“İsrail ülkesinde belirli bir kasaba vardı, burada yaşayanların yasal durumları görüşülmüş ve Rabbi, oraya Rabbi Romanos’u üç yıl bir gün yaşında bir dönme kızın davasının soruşturulması için gönderdi ve Rabbi onun bir rahiple yaşamasının uygun olduğunu ilan etti.

Dip notunda, “bir rahiple evlendi” diyor ve Rabbi, Simeon Ben Yohai’nin “üç yıl bir gün yaşın altında olan bir dönme kızın rahiple evlenmesine izin verilir” şeklindeki hukuki mütaalasına dayalı Halaka’ya göre onun kocası ile yaşamasına izin verdi.12

Bu çocuk gelinin gönüllü olarak seks yapmaya boyun eğmesi umuluyor. Yebamut 12b

11 yıl bir gün yaşında olan bir küçük kızın doğum kontrol kullanmasına izin verilmiyor ama “evlilik cinsel ilişkisinde genel manada taşımalıdır” deniliyor.

Sanhedrin 76b’de bir adama ergenlik yaşına erişmemiş kızını evlendirmesi, daha uzun bekleyenlere lanet edileceğine kıyasla önerilmektedir. 12, 12,5 yaşına kadar kızını evlendirme başarısını gösterememiş olanlar için Talmud, kayıp Gentile (köle, dönme) konusuna döner ve tanrının onu korumayacağını söyler.13 Bu paragraf, der ki “… çocukları küçük iken evlendirmek övgüye değerdir

Pedofilinin altın çağı sırasında Yahudiliğin cinsel olarak istismar ettiği kızların anlatılmamış sayıda gördükleri zararlar karşısında insanın aklı gidiyor. Böyle çocuk istismarları kesinlikle ikinci yüzyılda Babil’de öteki 900 yıl boyunca uygulanmıştır.

Sekse Kendini Kaptırmak

Talmud’un incelenmesinde en öne çıkan galip düşünce en öne çıkan Rabbilerin seksle meşgul olduklarıdır. Ferisilerin seks tartışmalarındaki lezzeti göstermek için düzinelerce resim sunulmasına karşın açıklama yerine dakikalarca kaçamak cevaplar alınmıştır.

Rabbiler, verdikleri vaazlarda şüphesiz ki uyguladıkları çocuk seksini yazdılar. Bu saate kadar onlara hürmet edildi. Simeon Ben Yohai Aşırı Muhafazakar dinci Yahudilerce gelmiş geçmiş en büyük ulemalardan biri olarak onurlandırıldı. En erken, Talmud’u yapan entellektüel Tannaim rabbilerinin bir üyesi olan Musa’dan daha dikkatli bir Yahudi otoriteye sahipti.

Bu gün, çocuk tecavüzlerinin avukatlığını yapan Talmud Sözcüleri şüphesiz çocuk istismarları için hapishanede zor vakitler geçirmişlerdir.

Öne çıkan Yahudi hocalarından Dagobert Runes (Bu satırların tümünden haberdardır) diyor ki “pis yaşlı adamlar” ve onların sapkın öğretileri;

Ferisilere karşı olan Hıristiyanlar ve diğerlerinin kendi halklarına insani ahlaki değerlerin en iyisini verdiklerine dair bir kanıt yoktur. 14

İsa’nın sözleri daha uygun değil midir?

Lanet olsun size yazıcılar ve Ferisiler, iki yüzlüler, içinde pislik ve ölünün kemikleri bulunan dışı beyaza boyandığı için güzel görünen mezarlar gibisiniz. Dışarıdan bakılınca adaletli bir adam gibi görünüyorsunuz ama içiniz adaletsizlik ve iki yüzlülük dolu.”(Matta 23;27,28)

 

(Ted Pike’nın İsrael;Our Duty, Our Dilemma kitabından uyarlanmıştır.)

 

Dipnotları;

 

1 Yebamoth 60b, p. 402.
2 Yebamoth 60b, p. 403.
3 Sanhedrin 76a.
4 In Yebamoth 60b, p. 404, Rabbi Zera disagrees that sex with girls under three years and one day should be endorsed as halakah.
5 Sanhedrin 69b.
6 Sanhedrin 55a.
7 Footnote 1 to Kethuboth 11b.
8 Sanhedrin 55b.
9 Sanhedrin 55a.
10 Kethuboth 11a.
11 Kethuboth 11b.
12 Yebamoth 60b.
13 Sanhedrin 76b.
14 Dagobert Runes, A Concise Dictionary of Judaism, New York, 1959.

 

https://gazetawarszawska.com/index.php/historia-2/1995-pedophilia-the-talmud-s-dirty-secret-by-rev-ted-pike-11-oct-06

Türkçeye çeviren

Alaeddin Yavuz

Ted Pike’ın yazısının dilimize çevirisi burada bitiyor

Bu yazım ve diğer dini araştırma çeviri, derleme yazılarım üniversitelerimiz, MEB bakanlığımız, diyanet, ve adli mercilerimizin uyanık olmalarını sağlamak, ülkemizde artan çocuk ve yetişkin tecavüzleri, tacizlerinin mağdurlarının ve mücrimlerinin aslında Talmud ve onunla ilişkili inanışlara sahip kripto yaşayan tarikat ve cemaatler olduklarını, olabileceklerini göstermek, bilgilendirme amacıyla yazılmıştır.

Çocuklarla evlilik veya ilişkinin de “sünnet” değil, tamamıyla eski ensest toplumların bir geleneği olduğunu, peygamberin amcası Ebu Talip’in çocuk Muhammet’e tecavüzünün, onun Allah korumasında değil sıradan insan gibi büyüdüğünün, ilk karısı Hatice’nin çocuğuna bağırmasında, Ayşe ile “6” yaşında nikah, “9” yaşında gerdeğe girmesinin İslam ile değil, kendi yetiştiği ensest pedofilik Yahudi kültü geleneğinin sonucu olduğunu anlamak zor değildir.

Takdir insanlarındır.

Alaeddin Yavuz.

yebamoth403.jpg üç yaş altı evlilik talmudyebamoth402.jpg üç yaş altı evlilikyebamoth386.jpg Talmud 2 buçuk yaş evlilikyebamoth62.jpgTalmud 2,5 yaş evlilikkethuboth58.jpg Talmud bebeğe tecavüzsanhedrin377.jpg pedofili Talmudkethuboth58.jpg Talmud çocuğun kadını becermesi yonga ile yaralamadır

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Tarih, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi

NASYONALİZM-MİLLİYETÇİLİK

Ön Söz.

İngiliz rahip ajanı Hemper ile kurduğu Vehhabi diniile İslam’a ihanet eden işbirlikçi Memet Abdülvehhapİngiliz Sir Percy ile.

Nasyonalizm, milliyetçilik, Türklerin ve Müslümanların ürettiği bir ideoloji değildir. Osmanlı, İran, Afgan, Irak, Suriye, Mısır ve Balkan Türkleri Müslüman olduklarından ırka dayalı kültür geliştirmemişler, “Din Kardeşliği”, Ümmeti Muhammet” Muhammet’in dininde birleşenler ilkelerine bağlı olarak yaşamışlardır. Özellikle 18. Yüzyılda Osmanlı topraklarında ortaya çıkan , “Türkler Mecüc kavmidir, hilafet yapamazlar, hilafet (halifelik) onlardan alınmalıdır” ilkesi ile Osmanlı’ya isyan başlatan Vehhabi Beni Temim kabilesinin isyanlarının Arap yarımadasını, Suriye’yi ve Kuzey Afrika’yı kapsaması ile, peygamberin gerçek Ümmeti olan Araplar, Osmanlı’nın açtığı “Cihat” çağrılarına cevap olarak siyan etmişlerdir. 1805’de Osmanlı’dan çıkan Kafkasya’da İngilizler “Sami Irkına dayalı” ideoloji olan Vehhabilik Siyonizmini yaymışlardır.

Balkanlarda ise 1804-1827 arası Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan kurma amaçlı isyanlar Rusya, İngiltere ve Avrupa ülkelerince desteklenmiştir. Bu akım, Romanya, Bulgaristan’ın da ayrılmasına uzanmıştır. Bu Osmanlı tebaları olan milletler, dinen Ortodoks Fener Patrikhanesine bağlanmışlar, isyanları bu patrikhane merkezli oluşturulan siyasi oyunlarla yürütülmüştür.

Buna Doğu Karadeniz Pontus Rum-Ermeni isyanları ile Doğu, Güneydoğu Ermeni, Nasturi, Süryani, Yezidi isyanları, Suriye Dürzi isyanları eklenmiştir.

Şeyh Sait, Saidi Kürdi, Seyit Rıza ve Artun Agopyan =Abdullah Öcalan

Bu isyanlara, Fener Ortodoks Rum patrikhanesi ile işbirliği içinde olan, 1827- 1830’larda Yunanistan, Karabağ, Sırbistan’ın devlet olmayı başarmalarından iştaha kapılan ve devlet olmak isteyen Van Eçmiyazin (Ak Tamar) Ermeni katalikosluğu, Hatay ve Beyrut Hristiyan patrikhaneleri ve onlara bağlı olan kilise yapılanmaları da katılmışlardır.

Sırbistan ve Eçmiyazin kiliseleri ile Bulgar, Romen kiliseleri ağırlıklı olarak Rusya Başpiskoposluğu idaresinde olsalar da, çıkartılan isyanlara destek veren Avrupa Hristiyan mezheplerinin getirdikleri kilise bağışlarına konmak isteyen bütün azınlıkların hızla batılı mezheplere geçtikleri görülmüştür.

Avrupa kiliselerinin etkin olmasını istemeyen Osmanlı hükumetleri, hem yani bağımsız devlet olması hem de Hristiyan teba üzerinde etkisi henüz olmayan Amerikan Protestan kiliselerine izin vermiştir.

1916’da Bitlis’tren Trabzon’a Ruslara bölgeyi işgal ettiren Şeyh Sait ve Seyit Rıza Bitlis’te Rus çarının oğlu Kafkas Orduları komutanı Nikolay Nikolaviç’den sadakat, üstün hizmet madalyası alırken. Bundan “6” ay sonra Atatürk bölgeyi kurtarır. Atatürk düşmanlıkları bundandır.

1815’de Beyrut’ta kurulan Amerikan ABCFM Protestan hareketi, 1850’lerden sonra tüm Osmanlı toprakları üzerinde 450’nin üzerinde dini okul açmış ve etnik ve dini milliyetçiliği desteklemiş, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırmıştır.

1912-1914 Balkan savaşları ile Osmanlı dünkü tebası olan yeni devletlere bile mağlup olmuş, toprak kaybına uğramış ve Balkanlardan çıkartılmıştır. Bunun Ermeni, Pontus Rum, Süryani, Suriye Arap Rumları, Keldaniler, Yezidi Kürtler, Dürziler üzerinde yarattığı heyecan Anadolu, Suriye, Irak, Arap yarımadasını isyanlara boğmuştur. Müslüman halklar bile milliyetçilik akımlarının getirdiği ve Balkanlarda olduğu gibi bağımsız milliyetçilik esasına dayalı devletler kurma hayalleri ile gayrimüslümlerle birlikte hareket etmişlerdir.

1914-1918 arası süren I.Dünya savaşında, Osmanlı’nın asker kaynağı sadece Türkler olmuştur.

1915 Çanakkale zaferinin ardından Enver paşanın Kafkas seferleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğu Anadolu ve Suriye seferleri (Yıldırım Orduları) ile doğu Anadolu, Rize’den beri doğu Karadeniz, Suriye kurtarılmış, isyanlar bastırılmış, özellikle, Sünnileri ve Türkleri “Faşist, sömürgeci” ilan eden Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (1887), Taşnak Partisi (1890)ve Liberal Ramgavar Ermeni Partisi (1908) örgütlerinde toplanan, erkeksiz, silahsız Türk köylerini ve şehirlerini basıp yağmalayan, erkeklerini öldüren, kadın ve çocuklarını köle yapan, Türk ve Müslümanların cesetleri üzerinde zafer (!) yürüyüşleri yapan, masum halkı kitleler halinde öldüren soykırımcı isyancı Ermeniler ile onlara destek veren diğer etnik ve dini azınlıklar Suriye ve çevresine sürgüne gönderilmiştir.

Vehhabi ve Dürzi isyanlarıyla içeriden vurulan Osmanlı ordusu biraz da Almanların fazla asılmamaları ve Kudüs’ün İslam işgalinden kurtarılmasına hoş bakan Almanların ağırdan almaları ile 1917’de Süveyş Kanal savaşı kaybedilmiş, General Sör Allenby komutasındaki İngiliz orduları Suriye’yi işgal etmişler, 178.000 Ermeni sürgününü silahlandırarak Adana, Urfa yöresinde Ermeni devletleri kurmaları için isyanlar çıkartmışlardır.

30 Ekim 1918’de Mondros Anlaşması ile Osmanlı, 01 Kasım 1918 tarihinde de Almanya teslim olduklarını açıklamışlardır.

saint jean de maurienne_antlaşmasına göre 30 Ekim 1918 sonrası Osmanlı haritası

Böylece I.Dünya savaşı Osmanlı ve müttefiklerinin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Galip devletler de Osmanlıdan çıkan topraklar üzerinde devletler kurmuşlardır.

Milliyetçilik akımlarının Osmanlı’ya yansıması böyleyken, Avrupa’da da bütün feodal (tanrı ile kanbağı olan kralların ) devlet idareleri çökmüş, yerini milliyetçi, ulusalcı, faşist, sosyalist devlet idarelerine bırakmıştır. Her ne kadar İngiltere, İsveç, Danimarka gibi krallıklar kaldıysa da onlar da demokratik, parlamenter siyasal yapılara geçerek feodal idareyi sembolik kılmışlardır.

Milliyetçilik akımı ülkemizde “Kürt Milliyetçiliği” adı altında birleşen geçmişin Hınçak, Taşnak, Pontus ve Suriye Rumları, Kürt Yezidi ve Dürzilerin farklı tarikatları tarafından İslam Tarikatları adıyla sürdürülmektedir.

Benim şahsi görüşüme göre, 10 Kasım 1938’de öldürülen Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından aslen Bitlis’li olan İsmet İnönü, Hınçak-Taşnak Ermeni solunu CHP’de örgütlemiş, 1971’de Bülent Ecevit ile bu yapılanma CHP içinde ve dışında 1967’de TİP’in bölünmesi ile ortaya çıkan Kürtçü sol fraksiyonlar, siyasi partiler, dernekler, sivil toplum örgütleri, yurt dışında Asala, 1984’de PKK ve 1987’de Asala’nın tasfiye edilerek PKK’ya katılması, 1980’de kapatılan CHP yerine kurulan SODEP=Sosyal Demokrat Parti (1983-1985), 1985’de Halkçı parti ile birleşen SODEP, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SDHP) olan adını “SHP” olarak kısaltarak kendisini gizlemiştir.

1991 genel seçimlerinde PKK’nın siyasi partisi olarak da bilinen Halkın Emek Partisini (Hep) TBMM’ye sokan yine İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü ile Hemşin Ermeni’si olduğu Kürtlerce de yazılan Murat Karayalçın idaresindeki sözde vatansever bu parti Atatürk Cumhuriyetinden öç alırcasına hıyanet örgütünü devletin merkezine taşımıştır.

Ermeni kökenli 1980 cuntasının başı Kenan Evren’in devleti bölmek için hazırlattığı “8” eyaletli Türkiye haritası.

Daha sonra HDP adını alan bu partinin kurucularından Kadir AKIN, 26 Aralık 2015’de yaptığı, Ulusal Kanal’da yayınlanan açıklamasında, “I.Dünya savaşı döneminde emperyalistlerin taşeron olarak kullandığı Ermeni Taşnaksütyun Partisinin devamı olduklarını, bu partinin eli silahlı çetelerinin o dönemin meclisinde (Meclisi Mebusan) olmasını örnek göstererek “Bugün Cizre’de, Silopi’de, Sur’da geçmişte Ermeni ve Rumlara yapılanlar tekrarlanıyor. Gerillanın meclise girmesi yeni değildir” ifadesini kullanarak niyetlerini açık etmiştir.( http://www.ulusal.com.tr/index.php?m=haber&id=86248&link=gundem/hdp-tasnak-partisi-yle-ayniyiz)

Osmanlı’da ilk Türkçülük ideolojisi Türkiye Cumhuriyetinde milliyetçilik Devletçilik, Atatürkçülük, Ülkücülük, Turancılık, Türkçülük, Türk Milliyetçiliği, Ulusalcılık adlarıyla yukarıdaki akımlara uygun olarak gelişmiştir. SSCB’de de Galiyevizm olarak kendini göstermiştir.

 

Galiyevizm;

1917 Rus Sosyalist Bolşevik devrimcilerinden Türk Sultan Galiyev’in geliştirdiği, milliyetçilik, vatanseverlik, Türkçülük, Turancılık temellerinde kurduğu Türk milliyetçiliğini Sosyalizm ideolojisine göre düzenlediği bir görüştür.  Müslümanlara ve Müslüman Türklere yapılan Sosyalist propagandayı, İslam karşıtlığı şeklinde değil, İslam ile uyumlu olabilecek farklı yöntemlerin takip edilmesini Milliyetçilik ile Sosyalizmin birleştirilmesini, bu aşamadan sonra Komünizm aşamasına geçilebileceğini savunan farklı bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı yüzünden de SSCB sosyalistleri içinde dışlanmıştır.

Şimdi, Wikipedia’dan yaptığım “Nasyonalizm=Milliyetçilik” akımı ile ilgili çeviri yazımı okuyabilirsiniz.

Alaeddin Yavuz

 

NASYONALİZM- MİLLİYETÇİLİK

Diyarbakır Hdp mitinginde Kürt maskeli Ermeni bölücülüğü

Vatanseverlik duygusu, vatanseverlik hisleri, bayrak dalgalandırma, yabancı düşmanlığı, şovenizm, jingoizm (aşırı milliyetçilik) bunların aşırısı olan milliyetçilik korkutucudur.

Bunun aşırısı, özellikle başka milletler üzerinde üstünlük kurmaya işaret eden şeklidir.

Özel bir ülkenin siyasal bağımsızlığını savunmaktır.

Patriotism (vatanseverlik) ile karıştırılmamalıdır. Patriotizm,  belli bir soya dayanmadan, ülkesini seven vatandaşların anavatan sevgisinde birleşmelerini ifade eden ideolojidir. Bu bağ, birinin kendi anavatanı ile ilişkili ırki, dini, gelenek, siyasi ve tarihi bakımdan farklı görüşlerini içeren bir bileşim (kombinasyon) olabilir.

Görüşün kaynakları;

Harvey Chisick. Historical Dictionary of the Enlightenment. Books.google.com. Retrieved2013-11-03.
“Nationalism (Stanford Encyclopedia of Philosophy)”. Plato.stanford.edu. Retrieved2013-11-03.
“Patriotism (Stanford Encyclopedia of Philosophy)”. Plato.stanford.edu. Retrieved2013-11-03.

Patriotizm görüşünün bazı ifadeleri arasında “toprak/ülke” elementine vurgu yapılır, toprağından, tarımından pastoral semboller üreterek anavatanını sevmek şeklinde olabilir. “Toprağına taşına ölürüm Türkiyem” gibi her milletin ülkesinin coğrafi,  doğal güzelliklerini öne çıkartarak sevgisini ifade şeklidir.

Nasyonalist (milliyetçi), nasyonalizmin herhangi bir tanımı ile ifade edilebilir. Nasyonalizm, siyasal, sosyolojik ve psikolojik bakış açıları ile adlandırılabilen bir siyasal ideolojidir.

Savaş sırasında veya devletin bütün etnik, dini unsurlarını birleştirerek bir barış toplumu kurma amacıyla oluşturulabilen Milli Birlik, Milli Birlik Hükumetleri ile, dünyanın her ülkesinden olmasına rağmen işverenlere karşı tek sendikada toplanma ideolojileri ile Nasyonalizm karıştırılmamalıdır.

Yahudi Bagratuni Hristiyan Ermeni bölücü hareketi hakkında çıkan haberler

Nasyonalizm,  özel bir milletin, anavatanı üzerinde egemenlik (kendi kendini yönetme) hakkını kazanmak ve bu yöntemle yükselmeyi hedefleyen siyasal ve ekonomik karakterli bir ideolojidir.

Siyasal ideoloji olarak Nasyonalizm, bir milletin, dış baskılardan uzak, “self determination=kendi kaderini tayin hakkı”na  dayalı olarak  kendi kendisini yönetme hakkını elinde tutmasıdır.  Nasyonalizm, ortak atalardan gelme inancı merkezinde kültür, dil, din ve siyasi görüş gibi toplumsal karakterlere dayandırılarak ülkesinin dışındakilerle birleşmeyi isteyebilen  “milli kimlik” oluşturma siyasetine de uzanabilir. (Kynk-Smith, A.D. (1981). The Ethnic Revival in the Modern World. Cambridge University Press.;- Triandafyllidou, Anna (1998). “National Identity and the Other”. Ethnic and Racial Studies21 (4): 593–612)

Milliyetçilik, vatanseverlik duygularını körükleyen geçmiş ve yakın zamandaki milli başarıların verdiği gururla, kendi ülkesini kendi yöneterek milli üretim gerçekleştirmeye dayalı patriotizm* ile alakalı olarak milletinin kültürünü korumayı amaçlar.*( Nairn, Tom; James, Paul (2005). Global Matrix: Nationalism, Globalism and State-Terrorism. London and New York: Pluto Press.; and James, Paul(2006). Globalism, Nationalism, Tribalism: Bringing Theory Back In – Volume 2 of Towards a Theory of Abstract Community. London: Sage Publications.)

Tarihi olarak Nasyonalizmin çağdaş kavramı, yerel otorite, aile ve kendi toprağıyla ilişkili olan bir millet olmaktan daha büyük içeriğe sahip olarak 18. Yüzyılda şekillenmiştir.( Kohn, Hans (2018). Nationalism. Encyclopedia Britannica.)

Siyasi ve sosyolojik olarak milliyetçiliğin temelini ve kökenini anlamak için üç paradigma vardır. İlk paradigma, milliyetçiliğin doğal fenomenler olduğunu, milletlerin eskiden beri var olduklarını ileri süren primordializm (perennializm=ilkel, eskiye dayalı)dir.

İkincisi ise, milletlerin öznel sembolleri bağları yoluyla evrimsel olguları içinde yaşadıkları tarihlerini telkin ederek milliyetçiliği bir dinamik olarak açıklayan bileşim olan enhnosymbolism (ırksal sembolcülük)dir.

Üçüncü paradigma ise, var olan çağdaş toplumun sosyo-ekonomik ihtiyaçlarını içeren sosyal olgulara göre tanımlayan modernism (çağdaşlık)dir.

Milliyetçiliğin tiplerine baktığımızda 15 milliyetçilik tipi tanımlanmaktadır, bunlar;

1-Etnik Milliyetçilik (Irk, dine, tarihe dayalı)

2-Sivil      “     (Sivil, yasal haklardan eşit vatandaş olarak yararlanma hakkına dayalı)

3-Yayılmacı “ (Milli duygularla yapılan yayılmacı, özerk, radikal, ilkel milliyetçilik)

4-Romantik  “ (Bireyin kendi dini-ırki kimliğinin yasal olarak tanınmasını isteyen aydınlanmacı şekli)

5-Kültürel      “ (Ait olduğu topluma kendi dini-ırki kimliğiyle katılımcı, sivil ve ırkçı olmayan şekli)

6-Devrimci    “ (Mussolini tarafından açıklanan kökten milliyetçi, ırkçılık temelinde birleşme ideolojisi)

7-İleri-Sömürgeci  “ (Post-colonnial Nationalism-II. Dünya savaşından sonra çıkan, sömürülen ülkelerin milliyetçilikleri)

8-Liberasyon (Özgürlükçü) Milliyetçilik (Irka dayalı sosyalist bir devlet kurma amacı güden)

9-Sol kanat   “ (Sol kanat akıma dayalı olarak Küba Fidel Castro, İrlanda Sinn Fein, Fulgencio Batista tarzı milliyetçilik)

10-Liberal (Özgürlükçü) Milliyetçilik (Irk korkusu olmadan siyasi, felsefi temelde özgürlük, temel haklarda eşitlik gibi kavramlara dayalı olan milliyetçilik)

11-Milli Muhafazakarlık (Avrupa şartlarına uygun olarak, göçleri önleme, milli kimliği koruma amaçlı muhafazakarlık temelinde milliyetçilik)

12-Milliyetçilik bilgisine dayalı anarşizm okulu (Irk ilk ve en başta gelen şeydir, devlet asalaklardan kurtulmalıdır, ırka, dine dayalı bir devlet, federasyon veya özerk oluşum kurulmalıdır diyen bir zihniyet. Bu Avrupa Birliğinde 25 devlet, 500 etnik farklılık göz önüne alındığında, Asya ve Afrika ülkelerinde bile olası bir ideoloji değildir. Türkiye’de bile 36 etnik ve dini farklılık sayıldığında bizde de bu “ırkçı” milliyetçilik uygulanabilir değildir.)

13-Dini milliyetçilik (Din, mezhep, tarikat temelinde etnik milliyetçilik, ülkemizde Keldani, Süryani, Ermeni milliyetçiliği gibi)

14-Pan-Nationalism (Başka din ve kültürlerce ele geçirilmiş Slav milliyetçiliği tarzı “tek millet” milliyetçiliğidir.

15-Sürgün-Gurbet (Diyaspora) Milliyetçiliği (Benedict Anderson’un teorisi olan, ABD gibi uzak ülkelerde yaşayan Yahudi, Ermeni gibi milletlerin milliyetçiliğidir)

Kynk https://en.wikipedia.org/wiki/Types_of_nationalism

 

MİLLİYETÇİLİĞİN TERMİNOLOJİSİ

 

Atatürk’ün Çanakkale zaferi ile devletin kurtulabileceği ümidi yüreklerde doğmuştur.

Nation (Milliyet) 1800’lerden önce Avrupa’da bir ülkenin ikamet eden vatandaşlarını tanımlamak olduğu kadar onların ortak tarihlerini, hukuklarını, dillerini, siyasal haklarını, dinlerini ve geleneklerini içeren günümüzdeki çağdaş tanımına yakın olarak ifade etmekte kullanılıyordu.( Gat, Azar (2012). Nations: The Long History and Deep Roots of Political Ethnicity and Nationalism. Cambridge University Press. p. 214.)

Nasyonalism(Milliyetçilik), daha eski bir kavram olmasına rağmen asla, 1844’de tarihlenen İngilizce bir terim değildir. Sadece 19. yy. da önemli olmuştur. Terim, 1914’den sonra çağrıştırdığı anlamın dışında artarak olumsuz anlam kazanmıştır. Glenda Sluga, Yirminci yüzyıl, büyük küreselleşme çağında dahi nasyonalizm derin bir uyanış çağı olmuştur, der.( Glenda Sluga, Internationalism in the Age of Nationalism (University of Pennsylvania Press, 2013) ch 1)

Aslında doğru olan budur

TARİHİ

Nasyonalism (Milliyetçilik), 18. Yüzyılda milli siyasal özgürlük, kendi kaderini tayin hakkı gibi çağdaş kavramlarla ifade edilen bir duygu olsa da eski çağlardan beri medeniyetin tekrarlayan bir yönüdür.( Hans Kohn, The idea of nationalism: A study in its origins and background (1944).)

Milliyetçi hareketler, İran’ın Sasani çağı ile tekrar ortaya çıkan Pers kültüründeki Yahudi isyanlarında, 4. Ve 5. yüzyıllarda Batı Roma İmparatorluğuyla tekrar beliren Latin Kültürlerinde olduğu gibi diğer kültürlerde de olduklarına dair örnekler verilebilir.

Modern çağlarda 1804-14 arasındaki Rhine konfederasayonuyla Almanya’nın Napolyon tarafından kontrol edilmesine karşı çıkan, Alman Milliyetçiliği örnek verilebilir.( Gregorio F. Zaide (1965). World History. . p. 274.)

Linda Colley, “İn Britons Froging the Nation 1707-1837 (İngilizlerde 1707-1837 arasında Milli Şekillenme)” (Yale Unv.Press 1992) kitabında Milliyetçiliğin 1700’lerde ortaya çıktığını, 1830’l,arda İngiltere’de tam haline ulaştığını keşfetmiştir.

Tipik olarak tarihçiler milliyetçiliğin Avrupa’da (1789) Fransız devrimiyle başladığını, sadece Fransız devrimine değil Alman, İtalyan ve diğer Avrupalı entelektüellere de vurgu yaparak yazarlar.( Raymond Pearson, ed., The Long-man companion to European nationalism 1789–1920(2014) p. xi, with details on each country large and small.)

Bazı tarihçilere göre de Amerikan devrimi çağdaş milliyetçiliğin erken şeklidir.( “Nationalism in Europe and America | Lloyd S. Kramer | University of North Carolina Press”.University of North Carolina Press. Retrieved2017-10-12.)

Sanayi devriminin ortaya çıkmasıyla ekonomi ile çevresi sarılmış entegre milliyetçilik halkın günlük yaşamında belirmeye başladı ve insanlar, daha küçük olan, aile, köy, kasaba, vilayet merkezli tanımlar yerini bütün olarak bir milliyetçilikten bahsetmeye başladılar.

Sevilen Vatansever Milliyetçiliğin İngiltere de ortaya çıkması 18.yy. ın ortalarını buldu ve aktif olarak hükumet, yazarlar, entelektüeller tarafından işlendi.  Union Jack (İngiltere ve sömürgelerini temsil eden günümüz bayrağı) 1801’de milli olarak kabul edildi. (Nick Groom, The Union Jack: The Story of the British Flag (2007).) Thomas Arne milliyetçi şarkıları olan “Rule, Britannia” yı 1740’ta besteledi.( Scholes, Percy A (1970). The Oxford Companion to Music (tenth Edition)Oxford University Press. p. 897.) ve karikatürist John Arbuthnot, İngiliz milli karakterini yansıtan John Bull karaktrerini 1712’de kişileştirdi (Newman, Gerald G. (1987). The Rise of English Nationalism: A Cultural History, 1740–1830. New York: St. Martin’s Press)

  1. yüzyılın geç dönemleri yayılan Amerikan ve Fransız devrimlerinin etkisiyle vatansever milliyetçilik çırpınışlarıyla geçti.( Dictionary of Politics, “French Revolution… It produced the modern doctrine of nationalism, and spread it directly throughout Western Europe …”, Oxford, 2009)

Prusyalı (1815 öncesi Almanya) alim Johann Gotfried Herder,(1744-1803) 1772’de yaygın olan dilin önemine vurgu yapan “Dilin Kökeni Üzerine Tez” ini yayınladı. Buna vatanseverlik ve milliyetçilik kavramlarının önemlerini “ vatanseverlik ruhunu kaybeden, kendini ve bütün dünyada kendini temsil eden ruhunu kaybetmiştir”  şeklinde vurgulamayı da ekledi.

 

  1. YÜZYIL

Milliyetçi siyasal gelişmeler, Halk Egemenliği kavramının itici gücüyle ırkçı/milliyetçi devrimler Avrupa’da zirveye ulaştı. 19. Yüzyıl boyunca milliyetçilik, I. Dünya Savaşını belirleyen etkenler listesinin en yüksek tipik tarihi, siyasi toplumsal güçleri olmuştur.( Gillette, Aaron (2006). “Why Did They Fight the Great War? A Multi-Level Class Analysis of the Causes of the First World War”. The History Teacher.40 (1): 45–58.)

1800-1806’da Napolyon’un İtalyan ve Alman topraklarını fethi, milli birlik isteklerini ve milliyetçiliği tetikleyen bir rol oynamıştır.

 

FRANSA

 

Milliyetçilik, Fransız devrimiyle Fransa’da erken bir ifade şekli kazanmıştır. 1793’de hükumet halkı hizmete davet eden bir yığın milli hizmet çağrısı(Levee en Masse) yayınlamıştır;

“Bundan böyle, düşmanlarımız cumhuriyetin topraklarından çıkartılıncaya kadar, bütün Fransızlar sürekli askerlik hizmeti altına alınmıştır. Genç erkekler savaşa gideceklerdir;  evli erkekler kollarını hastanelerde işleteceklerdir; çocuklar eski çamaşırları sökerek ipliğe çevireceklerdir; yaşlı erkekler, halka açık alanları onaracak, savaşçılarımızın cesaretlerini arttırmak için krallaraa karşı nefreti, cumhuriyetin birleştiriciliğini vaaz edeceklerdir.”( Moran, Daniel; Waldron, Arthur, eds. (2003). The People in Arms: Military Myth and National Mobilization since the French Revolution. Cambridge: Cambridge University Press. p. 14.)

Fransız devriminin kapanışına yakın zamanda milliyetçilik hız kazandı. Savaşlarda gelen bozgunlar ile toprakların elden çıkması milliyetçiliği güçlendiren en önemli etkenlerdi. 1871’de Alman bozgunu ile Fransa’nın elinden çıkan Alsace-Loraine bölgelerinin geri alınması için yapılan çeyrek yüzyıl boyunca güçlü bir motivasyon süreci yürütüldü. 1895’de Dreyfüs davaları, hükumetin düşürülmesiyle Alsace konusu gündemden düştü.( K. Varley (2008). Under the Shadow of Defeat: The War of 1870-71 in French Memory. Palgrave Macmillan UK. p. 54)

Milli anavatana ait toprakların geri dönmesi isteği ile Fransızların yarattığı en büyük tepki “Revanchism=İntikamcılık” di. Revanchism, ekonomik, siyasal coğrafi faktörler ile motive edilmiş, gücünü vatanseverlik ve misilleme düşüncelerinden alıyordu. Aşırı Revanchist ideoloji, açılacak bir diğer savaşın olumlu sonuçlar getireceğini umarak şahin siyaseti yürütme ideolojisiydi ve kaybedilen topraklarını geri alma, milli sınırların dışında kalmış milli, ırki unsurlarla birleşme ideolojisi irredentism ile alakalıydı. Revanchist ideoloji, ülke sınırları dışında kalmış toprakları, oralara yaşayan ırki unsurları bu ideolojide harekete geçirmeyi isteyen  milli kimliğe dayalı milli devlet siyasetine dayanıyordu.

 

1804-1906 arasında yapılan savaşta sadakatsizlik ve ihanet davasına konu olan Dreyfus davası muhafazakar Katolik Fransız milliyetçilerinin esas konusuydu. Dreyfus,  Fransız milliyetçilerinin gözünde dışlanmış bir yabancı, bir Yahudiydi, şüphelenilebilecek, güvenilmezdi ve  Fransız değildi. Muhafazakar bakış açısıyla millete gerçek bağlılık, Liberal ve cumhuriyetçilerin eşitlik, özgürlük kavramlarını tehdit etti ve ülkenin yıkıma yönelmesini sağladı.( Jeremy D. Popkin (2016). A History of Modern France. p. 173. )

 

ALMANYA

 

1806’da Napolyon, Prusya’nın batı devletleri olan Almanya’da Orta çağa ait birçok kutsal eski yapıları ortadan kaldırdı ve Kutsal Roma İmparatorluğunu çözecek işler yaptı.

Akli yasal sistemleri önerdi ve dramatik değişikliklerin nasıl yapılabileceğini gösterdi. 1806 Rhine Konfederasyonu ile yaptığı düzenleme ile milliyetçilik duygusunu teşvik etti.

Milliyetçiler, birlik gücünü oluşturmak için milliyetçiliği erkeklik duygusu ile çevrelediler. Prusyalı Şansölye Otto Von Bismarck, Almanya’dan küçük eyaletlerde yaşayan milliyetçi Almanları heyecana getirmek, birleştirmek için Danimarka, Avusturya ve Fransa ile başarılı bir savaşlar serisi yürüttü. Bu savaşlara Alman soylular yeni bir Alman İmparatorluğu kurmak için gönüllü olarak katıldılar, bunların sonucunda Bismark 1871’de Avrupa barışı için bir denge haline gelebildi.( Hagen Schulze, The Course of German Nationalism: From Frederick the Great to Bismarck 1763–1867 (Cambridge UP, 1991).)

  1. yüzyılda Alman milliyetçiliği, Prusya’da, Alman milliyetçiliğinin en yüksek amacının Alman devlet gücünün Alman olma ruhu ile gerçekleşebileceğini savunan Hegelcilerin merkezinde akademik seviyeye yükseltildi. Johan Gustav Droysen (1808-1884), Heinrich von Sybel (1817-1895), Heinrich von Treitschke (1834-1896) gibi üç büyük Alman tarihçisi de bunlara katılmıştı. Droysen, Avusturya’nın liberal görüşünü yetersiz, geri kalmış olduğunu söyleyerek Alman yenilikçiliğini etkin, ilerici,reformcu olarak tanımlayarak, liberallikten milliyetçiliğe geçiş yaptı.

Prusya kralı Hohenzollern’i ideal kişilik olarak tanımladı. 1855-1886 yılları arasında 14 ciltlik Prusya Siyasi Tarihi’ni (History of Prussian Politics) yazdı. Von Sybel, Prusya arşivlerinde milliyetçilik alimlerinin oluşturdukları yaygın kaynaklardan çeviriler yaparak Historische Zeitschrift’i yazdı. (Louis L. Snyder, Encyclopedia of Nationalism(1990) pp. 77–78, 381–82.)

En bilgili milliyetçi Alman tarihçi olan Treitschke, Berlin Üniversitesi ve Heidelberg’de büyük oranda seçkin öğrencilerini etkiledi. Coşkulu bir şekilde sosyalizm, pasifizim,İngiliz, Fransız ve Yahudiler ile enternasyonalistler ile parlamenter siyaset savunucularına saldırdı. Söylemek istediklerinin özü ise, Prusyalıların gözlemleri altında, birleşmiş, güçlü bir Almanya ihtiyacı olduğuydu. “Devletin gücünü arttırmak, onun en yüksek görevidir” diyordu. Oysa, kendisi, Çek kökenli Slav bir aileye mensuptu ve “Ben o profesörden 10.000 kez daha Alman’ım” diyerek kendisini Alman olarak yorumluyordu.( Snyder, Encyclopedia of Nationalism (1990) pp. 399–401)

 

İTALYA

 

İtalyan milliyetçiliği 19. Yüzyılda İtalya’nın Birleşmesine yönelik “Risorgimento=Diriliş,Yeniden Diriliş”  adıyla ortaya çıktı. 1861’de İtalyan Krallığı devletini oluşturan İtalyan yarımadasındaki küçük devletçikleri birleştirme amaçlı entelektüel ve farklı eyaletlerce desteklenen bir hareket olarak belirdi. Risorgimento’nun esası orta sınıfa dayalı İtalyan milliyetçiliği üzerine kuruluydu ve zayıf kaldı (Silvana Patriarca and Lucy Riall, eds., The Risorgimento Revisited: Nationalism and Culture in Nineteenth-century Italy (Palgrave Macmillan, 2011).) Mezzogiorno adıyla anılan Güneyliler ile dindar Katolikler daima muhalif kaldılar. Yeni hükumet, gelenekleri, zayıf İtalyanca dilleri, ekonomik olarak fakir olmaları yüzünden güneylilere işgal edilmiş bölge muamelesi yaptı.

Liberaller, çok iyi organize olmuş Papa ve Katolik kilisesine daima kuvvetli muhalefet yaptılar. Papa, 1860’a kadar iktidarını korudu ve 1870’de İtalyanlar Roma’ya girdiler. Roma’yı kaybeden Papa, yeni hükumetin Liberalizmine daima kuvvetle muhalefet etti ve önerilen terimleri ret etti. Kendisini Vatikan’a hapsolmuş mahkum olarak ilan etti ve Katolikleri yeni hükumetin siyasetlerine katılmamaya, oy vermemeye çağırdı. Katoliklerin yabancılaştırılması 1929’’a kadar sürdü. Francesco Crispi idaresindeki Liberal hükumet Bismark’a özenerek siyaset alanını genişletti ve İtalyan milliyetçiliğini ateşleyerek yüksek derecede saldırgan bir dış politika izledi. Geri tepme ile sonuçlanan siyaseti kırıldı. Tarihçi R.J.B.Bosworth Crispi’nin milliyetçi dış politikasını;

“Faşist rejimle eşit olamayacak kadar saldırgan politikalar izledi. Avrupa’nın yangın felaketi hakkında neşeyle konuştu, Alman ve İngiliz dostlarını düşmanlarına engel olmaları için saldırıya geçmeleri için alarma geçiren önerilerde bulundu.  Doğu Afrika’daki kolonici arzuları, Fransa ile ticaretini bozma siyasetleri oldukça aşağılayıcı ve yıkıcıydı. Crispi’nin toprak genişletme arzuları, Etiyopya İmparatoru Menelik’in 01 Mart 1896’da Adowa’da bozguna uğratmasıyla kesildi. Crispi’nin özel yaşamında üç eşli oluşu,kendini finanse etmesi gibi nedenlerle sürekli rezaletlerle anıldı ve şerefsiz bir emekliliğe mahkum oldu.( R.J.B. Bosworth (2013). Italy and the Wider World: 1860–1960. Routledge. p. 29.)

 

Bu gelişmeler esnasında sanayileşmiş kuzeylilerden, milliyetçilik karşıtı, radikal sosyalist değerlere sahip üçüncü bir muhalif grup ortaya çıktı ve Liberalizmi ret etti. I.Dünya savaşına Müütefiklerin yanında katılan İtalya vaat edilen toprakları alamayınca çabaları fiyasko ile sonuçlandı ve faşist rejimi getirecek Benito Mussolini’yi iktidar edecek kaldırım taşlarını döşedi. Bu da yüksek saldırgan milliyetçiliğin sonucu olarak II.Dünya Savaşında Hitler Almanyası ile müttefikliği, art arda gelen savaşları ve hayal kırıklığını getirdi ve aşağılanma ile sonuçlandı. 1945’de Katolikler tekrar iktidarı ele geçirdiler, tansiyon yatışır gibi oldu ama Mezzogiorno sefil ve gülünç bir halde kaldı.

Çalışan sınıflar, Roma’dan değil Moskova’dan etkilenmiş görünen Komünist partiyi oyladılar, Kuzey’in sanayileşmiş şehirlerinin desteği ile hükumeti elde tuttular. 21 yy. da Komünistler gittiler ama kültürel gerilimler Kuzey’da Padanya Milliyetçiliği (Kuzey İtalya devleti isteği) olarak kendini gösterdi.( Stephen Barbour and Cathie Carmichael, eds. (2000). Language and Nationalism in Europe. Oxford UP chapter 8. )

 

YUNANİSTAN

Yunanlıların Osmanlı’dan bağımsızlık istekleri 1820-1830’lar arasında Hristiyan batılılarca, özellikle İngiltere tarafından desteklendi. Yunan Milliyetçilerinin başarılı olabilmeleri için İngiltere, Fransa ve Rusya kritik zamanlarda araya girerek başarıyla sonuçlanmasını sağladılar. (Alister E. McGrath (2012). Christian History: An Introduction. p. 270)

 

SIRBİSTAN

Ortodoks Hristiyan Sırplar asırlarca Osmanlı İmparatorluğunca yönetildi. Osmanlı idaresine karşı Sırp Devrim hareketinin 1817’de Sırbistan Eyaletini doğurdu. Bu da 1867’de de facto Bağımsız Sırbistan’ı getirdi ve Sırbistan 1878’de uluslararası devlet olarak tanındı. Liberal Sırbistan Bosna-Hersek ile Eski Sırbistan olan Kosova ve Makedonya Vardar Ovası ile birleşmek istedi.  Sırbistan ortak dil gerekçesiyle Habsburglar idaresindeki Hırvatistan’ı, ve Bosna’yı da kendisine katarak daha büyük bir devlet kurmayı savunmaya başladı. (Hajdarpasic, Edin (2015). Whose Bosnia? Nationalism and Political Imagination in the Balkans, 1840-1914. Ithaca and London: Cornell University Press. pp. 1–17, 90–126.)

1914’de Yugoslav devrimcileri Bosna’da Arşidük Ferdinand’ı öldürdüler. Avusturya-Macaristan Almanya destekli olarak Sırbistan’ı işgal etmeyi düşündülerse de araya Rusya girdi, bu yüzden I.Dünya savaşı ateşlendi, Avusturya devletlere bölündü.( Christopher Clark, The Sleepwalkers: How Europe Went to War in 1914 (2012))

1918’de Voyvodina bölgesi Avusturya-Macaristan’dan ayrıldığını, Sırbistan ile birleştiğini ilan etti, 01 Aralık 1918’de Slovak, Hırvat ve Sırp devletleri birleşti, devlet Sırp, Hırvat, Slovak Krallığı adını aldı. Daha sonra Yugoslavya olarak ad değiştirdi ise de Yugoslav kimliği itibar görmedi. II.Dünya Savaşından sonra Komünist Yugoslav rejim ilan edildi 1990’larda sona erdi.( Sabrina P. Ramet, Nationalism and federalism in Yugoslavia, 1962–1991 (Indiana Univ Press, 1992).)

 

POLONYA

 

Polonya’da milliyetçilik, tekrarlayan hayal kırıklıkları ile 1918’den önce çıktı. Avusturya, Prusya ve Rusya tarafından işgal edilip parçalara ayrıldı. Napolyon Varşova Dükalığını kurduktan sonra milliyetçilik ruhu ateşlendi.  1815’de Rusya Polonya Kongresi ile buna son verdi ve Rus Çarı Polonya Kralı ilan edildi.  1830, 1863-64’de çıkan milliyetçi ayaklanmalar Rus Çarlığınca sert bir şekilde bastırıldı, Polonya dini ve kültürü Ruslaştırıldı. I.Dünya savaşında Rus Çarlığının çökmesi üzerine büyük devletler Bağımsız Polonya’yı yeniden kurmak için anlaştılar ve bu 1939’a kadar sürdü. Bu anlamda bölgedeki Polonyalılar, ağır sanayileşmeye geçen Almanya’nın, 1870’lerde Bismarck’ın Kulturkampt adını verdiği, Almanya’nın Kutsal İttifak’ın başı olduğu yıllardan kalan, Vatikan’dan daha yetkili olarak eğitim ve kilise üzerinde etkili olma siyasetinin saldırısına uğradı. Polonyalılar Alman Katolik kilisesine katılarak Merkez Parti’yi örgütlediler ve Bismarck’ı yenilgiye uğrattılar. O da rahatsızlığa son vermek için Merkez Parti ile işbirliği yaparak cevap verdi (Richard Blanke, Prussian Poland in the German Empire (1871–1900) (1981))

  1. yüzyılın geç ve 20.yüzyılın erken dönemlerinde Polonya Milliyetçileri Piast Concept’ini imzaladılar ve Polonya topraklarının üzerinde, modernleşme, batılılaşma, batı ile ilişkilerde Piast hanedanını yetkili kıldıklarını onaylamış oldular. Aslında Piast hanedanı 1000 yıl önce var olduğuna inanılan, “Polonya Polonyalılarındır” diyen Polonya milliyetçilerinin bir ütopyasıydı.

Jan Polawski, 1890’larda Piast Concept’ini  geliştirdi, şekillendirdi ve Polonya Milli İdeolojisinin merkezi yaptı, bu ideoloji yönünde Roman Dmowski’nin başkanlığını yaptığı Endecja adıyla anılan Milli Demokratik Parti ortaya çıktı. Buna karşı olarak da çok çeşitli etnik gruplara sahip olan Polonya’da milliyetçilik olamayacağını savunan Jagiellon Consept’i ortaya çıktı.

Piast Jonsepti, bölünmüş Polonya’nın diğer yarısı Kresy’de, Polonyalıların diğer etnik gruplar üzerinde egemen olmasını savunan Jagiellon konseptine karşı durdu.

Jagiellon kavramı 1920-30’lu yıllarda resmi devlet ideolojisi oldu. Sovyet diktatör Stalin, 1943’de Tehran’da yapılan görüşmede, Polonyalıların Ukraynalılar ile Belarusların üzerinde hakimiyet tanıyan, batı sınırlarında yoğun değişikliği savunan Jagiellon kavramına karşı çıktı. 1945’de Sovyet destekli kukla rejim, “Polonya Milliyetçiliğinin Gerçek Mirasçıları” olduklarını savunarak kalben Piast Konseptini kabul etti.

Alman Nazi işgal dönemi dahil çıkan bütün ölümlü olaylarda Polonya’nın %99’unun Polonyalı olduğu tezi savunuldu.( Davies (2001-05-31). Heart of Europe. pp. 286–87.)

 

YAHUDİ MİLLİYETÇİLİĞİ

 

Yahudi Milliyetçiliği 19.yüzyılın ikinci yarısında Siyonist(Zionist) hareketle ilişkili olarak ortaya çıktı. “Zion=Sion=Siyon” terimi Kudüs şehrinin Tevrat’taki adıydı. Siyonist ve milliyetçilerin amaçlarının sonu Filistin’de egemen bir Yahudi Devleti kurmaktı. Yabancı yerlerde, baskılar altında gürültülü bir yaşamın yarattığı belirsiz şartlar, destekçilerini, İsrail’in doğum yerinde bağımsızlık ilanı taslağı hazırlamaya yönlendirdi.

Eski Tevrat metinlerinde birinci ve ikinci kez tapınaklarının yıkılışları efsaneleri Yahudi milliyetçiliğini özendirdi. Yahudi dini ve eskatologyasındaki birçok teoriler, bölgedeki hareketin destekçileri ve muhaliflerince öne çıkartıldı.

1789 Fransız devrimiyle Avrupa’daki Hükumdarlık ve yönetime karşı yeni düşünce akımları kıvılcımlanmıştı. Geleneksel Hiyerarşi temelli sistemdeki siyasal bireycilik ve devlet-vatandaş temelinde olan değişim Yahudileri ikileme düşürmüştü.

İkamet hakları ve temel yasayı sağlamaya gelindiğinde vatandaşlık esastı.  Sırasıyla bu yasaları yapmaya başlanıldığında çok ama birçok Yahudi belirli milliyetleri tanımayı seçti. Yahudiler, millet esaslı devlet düzenine göre, seçkin bir dil ve tarih olması gerektiğinden, bunları göz önünde alındığında millet olma hakkına sahip olduklarına hükmettiler.

Tarihçi David Engel, çoğunluğu dünyanın her yerine dağılmış ve korumasız olan Yahudilerin tarihi metinlerindeki geleneklerine ve kehanetlerdeki korkuya göre Siyonizmi açıkladı.( David, Engel (2009). Zionism. Pearson Longman Publishing Group.)

 

LATİN AMERİKA

 

1810-1820’lerde Latin Amerika’da milliyetçiliğin yükselişi, İspanya’nın buradaki bütün kolonilerinde devrimleri ateşledi. 1798’den 1808’e kadar İspanya İngiltere ile savaş halindeydi ve İngiliz Kraliyet Donanması İspanya’nın kolonileriyle olan bütün bağlantısını kesti, milliyetçilik çiçeklendi ve İspanya ile ticaret askıya alındı. Koloniler İspanya’dan bağımsız olarak milli hükumetler ve cuntalar kurmaya başladılar. Hispanik halklar arasında bir bölünme patladı, kendilerine “peninsulares” diyen İspanya doğumlular ile ataları günümüz Kuzey Amerika, Orta Amerika, Asya ve Okyanusya’daki İspanyol topraklarında doğmuş olup, kökleri Habsburg İspanyol krallığının atadığı soylara dayanan  “Yeni İspanyalılar “ olan Criollos (İng-creoles) olarak ayrıldılar. İki grup savaştılar ve criollos’lar bağımsızlık için savaşıyordu. İspanya bu savaşları durdurmak için ordularını göndermek istiyordu ama Avruap ülkelerinden hiç destek de alamıyordu. İngiltere ve ABD, İspanya’ya karşı birlikte oynadılar ve Avrupa ülkelerinin Amerika kıtalarındaki sömürgelerinde tekrar hakimiyet kurmalarını engelleyen Monroe Doktrinini desteklediler. İspanya, 1808-1826 arasında çıkan seri siyanlarlar Küba ve Puerto Rico dışındaki tüm kolonilerini kaybetti. (John Lynch, The Spanish American Revolutions 1808–1826 (2nd ed. 1986))

 

  1. YÜZYIL

ÇİN MİLLİYETÇİLİĞİ

Asya boyunca milliyetçiliğin uyanışı kıtanın tarihini değiştirdi. Anahtar bölüm, çağdaş savaşta Avrupalı olmayanların askeri üstünlüklerini gösteren Japonların 1905’de Rusya’yı aldatıcı bir bozguna uğratmasıydı. Bu bozgun çabucak İran, Türkiye ve Çin’de yeni milliyetçiliğin ilanını getirdi. Çin’de Sun Yat Sen (1866-1925) Milliyetçi Halk Partisi Komintang’ı kurdu ve dışarıdan gelenlerin (Tunguz Türklerinin hanedanı- Alaeddin Yavuz) yürüttüğü çürümüş hanedana meydan okudu. Komintang Bildirisi şöyleydi;

“Bu andan itibaren, eskiyi yıkacağım ve yeniyi kuracağım, ve tespit edilen, iyi bir hükumet kurma, halkın sürekli barışı ve mutluluğu, devlet kurumlarının güçlendirilmesinden ibaret üç ilkeye göre Çin Cumhuriyetini kurmak, halkın kendi kaderini tayin hakkını sağlamak için var gücümle çalışacağım ve dünya barışı adına bu uğurda savaşacağım.”( Hans Kohn, Nationalism: Its Meaning and History(1955) p. 87.)

1949’da Pekin’de antiemperyalist, solcu öğrencilerin açıkladığı 04 Mayıs 1919 bildirisiyle Komünistler rejimi devir alıncaya kadar Komintang ülke genelinde yayıldı. 04 Mayıs hareketi Çin’in iç gericiliğine karşı ülke genelinde bir protesto hareketi olarak büyüdü ve aydın Çin Komünizminin kuruluşu olarak gösterildi. (Shakhar Rahav, The Rise of Political Intellectuals in Modern China: May Fourth Societies and the Roots of Mass-Party Politics (Oxford UP, 2015).)

Tarihçi Patricia Ebrey’e göre, Dört Mayıs Hareketi ile ateşlenen Yeni Kültür Hareketi  1920lerde ve 1930’larda giderek güçlendi;

Milliyetçilik, vatanseverlik, ilerleme, bilim, demokrasi ve özgürlük amaçları, sömürgecilik (emperyalizm), feodalite, diktatörlük, otokrasi, ruhbanlık, gelenekleri yüzünden bunlara körlemesine katılanlar da düşmanlarıydı. Aydınlar, çağdaş ve güçlü bir Çin’in nasıl kurulacağını, dünya milletleri ile yarışacak Çin devletinin nasıl korunabileceğini belirlemek için çabaladılar. (Patricia Buckley Ebrey, Cambridge Illustrated History of China (1996) p. 271)

 

AFRİKA

 

1880’lerde Avrupalılar bütün Afrika’yı böldüler (Sadece Etiyopya ve Liberya bağımsız kaldı).  II.Dünya savaşının sonunda milliyetçilik akımları güçleninceye kadar yönettiler. 1950-1960’lkoloni holdingleri bağımsız devlet olmaya başladılar. İlerleme başlangıçta barış içindeydi fakat Cezayir’de, Kenya’da ve başka yerlerde kanlı sivil savaşlar oldu. (Alistair Horne, A savage war of peace: Algeria 1954–1962 (1977).)

Afrika boyunca milliyetçilik hareketi, dünya savaşında İngiliz, Fransız ordularından öğrendikleri ustalıkları kullandılar. Hareket, sömürgeci güçler ve onlarla geleneksel işbirliği içinde olan yerli işbirlikçilerin kontrolleri dışında birleşerek gelişti. Milliyetçiler geleneksel sömürgecilere ve yeni sömürgecilik sistemlerine karşı  örgütlenerek meydan okudular ve sonunda onları kovdular. Bu gün bir çoğu ölmüş olan Avrupalı kolonicileri heyecanlandıran Afrikalı milliyetçilik hareketlerinin önderleri kontrolü ele geçirdiler. Milliyetçiler, merkezi hükumetler kurdular, onların gücüyle geçen on yıllar içinde milliyetçilik ateşiyle siyasal, eğitim, dini ve öteki toplumsal yapılanmaları devletin her yerinde kurdular. (Festus Ugboaja Ohaegbulam, Nationalism in colonial and post-colonial Africa (University Press of America, 1977).)

İngiliz sömürgesi olan Güney Afrika bu hareketten muaf kaldı 1931’de bağımsız oldu. 1948’den 1994’e kadar 17.-18. Yüzyıllarda bölgeye yerleşmiş Hollandalılardan oluşan ırkçı, Zencileri aşağılayan, köle gören Afrikanerlerce yönetildiler. Siyahi milliyetçiler 1994’de Nelson Mandela’nın başkanı seçildiği Afrika Milli Kongresinin başarıya ulaşmasına kadar bunlarla mücadele ettiler. (Nancy L. Clark and William H. Worger, South Africa: The rise and fall of apartheid (Routledge, 2013).)

 

ORTA DOĞU

Arap milliyetçiliği, Orta Doğu Arap halklarını güçlendirme ve özgürleştirme hareketi olarak, kendisinden önce 18. Yüzyılda başlamış bağımsızlık hareketlerinden esinlenerek 19.yy sonlarında ortaya çıktı.  Osmanlı İmparatorluğu çöküşe geçerken Avrupa’nın büyük güçleri Ortadoğuyu bölüştüler, Araplar yabancıların yönettiklerinden çok kendi yönettikleri bağımsız milletler olmak istediler. Suriye 1920’de, Trans-Ürdün, sonradan Ürdün 1921-1946’da, Suudi Arabistan 1932’de, Mısır dereceli olarak 1922 ve 1852’de bağımsızlıklarını kazandılar. Arap ülkeleri arasında işbirliğini isteyen Arap Birliği 1945’de kuruldu.

Bu hareketlere paralel olarak 19. Yüzyılda Siyonist Hareket Avrupa’da çıktı. Yahudiler, 1882’lerde hakim oldukları Avrupa’dan Yeni Yahudi kurmak için Osmanlı İmparatorluğuna göçmeye başladılar. Çabalar, 1948’de İsrail Devletinin ilanıyla zirveye ulaştı. Bu hareket, Filistin, Arap milliyetçiliğinin bir parçasıdır anlayışı ile Araplar bölgeye işgal hareketi başlatarak karışıklık çıkarttılar. Kısmen başarılı olan bu atak sonucu on yıllardır Milliyetçi Yahudi ideolojileri ile Araplar arasında çatışmalar sürmektedir.

 

KOMÜNİZM SONRASI

 

1990’larda komünizmin çökmesinin arkasından aşırı milliyetçiliğin doğuşu vardır.  Komünizm çöktüğünde birçok halk milliyetsiz kalmıştı. Komünizm idaresi altındaki halklar kendilerini özgürlüğü seçmekte ve birbirine entegre olmakta bulmuşlardır. Seçme özgürlüğü verilince uyuyan uyuşmazlıklar yükseldi ve ciddi karışıklıklar yarattı. Yugoslavya’da komünizmin çökmesi aşırı milliyetçiliğin yükselmesine ve ciddi karışıklıkların çıkmasına neden oldu.

 

Amerikalı siyasal teorisyen ve 1995’de best seller olan Jihad vs McWorld’un yazarı Benjamin R. Barber, 1992’de komünizmin çöküşüyle geniş halk kitlelerinin birleşmek, sınırları, kültürleri, ideolojileri yeniden çizmeye teşebbüs edebileceklerini ve bu yüzden küçük ölçekli savaşların yaşanabileceğini öngörmüştür. Ayrıca, komünizmin çöküşü “biz ve onlar” anlayışının yayılmasına da neden oldu. Hükumetler çoğunluk olan halk kesimlerinin isteklerine göre milli politikalarını şekillendirmeye teşebbüs eden araçlar oldular. Yeni çıkmış birkaç demokrasilerde ticaret yapma, ticaret, göç konuları üzerinde insan hakları konusunda farklı politikalar ortaya çıktı. Akademisyen Steven Berg, milliyetçi çatışmaların ayrı bir varlık ve özerklik taleplerinin kökleri olabileceğini hissetti. (Berg, Steven (1993). “Nationalism Redux: Through the Glass of the Post-Communist States Darkly”. Ethnic Conflicts WorldWide, Current History: 162–166.)

Milliyetçilik, Komünizmin çöküşüyle ortaya çıkan siyasal ülke sınırlarının, etnik sınırlarla uyuşmaması yüzünden bazı etnik grupları hayatta kalmak için savaşmaya yöneltti. Ölümler, imha ile sonuçlanan bireylerin ve grupların inançlarına dayalı ciddi karışıklıklar sıklaştı ve yükseldi.  Bunlar ortaya çıktığında demokratik ilerlemelerini düşürme riski taşıyan devletler karışıklıkları önlemekten aciz kaldılar.

 

Yugoslavya, Sırplar, Hırvatlar ve Slovaklardan oluşan üç halk grubu tarafından I.Dünya Savaşı sonrası kuruldu. 1971-1981 arası nüfus sayımında etnik olarak Yugoslav olanların 10 yıllık nüfus artış oranları yüzde 1,3’den 5,4’e yükselmiş olarak görülmüştü. Bu da bu devletin milliyetinin 50 yıldır dini, ırki seçkin gruplara bölünmüş olması demekti. Yugoslavya içinde, Yugoslavya’nın kalanından ayrılan Hırvatistan ve Slovakya’nın ayrılması, bölgenin önceki işgalinde görünmez bir çizgiydi. Kuzeybatıda olan Hırvatistan ve Slovakya, Rönesans, Fransız devrimi, Endüstri devrimi boyunca Katolikler, Protestanlarca işgal edilmiş ve demokrasi çağına kadar Avrupa’ya ayrılmıştı.

Geri kalan Yugoslavya Osmanlı ve Çarlık ordularında fethedilmiş,  Ortodokslar ve Müslümanlar demokrasiye kadar az bir gelişme göstermişlerdi. 1970’lerde Yugoslavya içindeki ayrı toprakların liderlikleri diğer toprakların pahasına sadece toprak ilgisine bağlı olarak korunmuştu. Hatta Hırvatistan’da Hırvatlar ve Sırplar arasındaki topraklarda bölünme vardı ve herhangi bir siyasi karar ile karşı bitişikleri olan Bosna ve Hersek’te tansiyonu yükseltebilir, huzursuzlukları ateşleyebilirdi. Bosna’da Müslümanlar, Sırplar, Hırvatlar ve Yugoslavlar arasında liderliği yüklenebilecek bir çoğunluk yoktu. Topraklar içinde liderlikte uzlaşma sağlanamıyordu. Bunu yapmak için de gruplar arasında çıkartılan ciddi karışıklıklar ile bir kazanan bir de kaybeden gruplar yaratıldı. Etnik kimlikleri düzenlemek için bu politik duruş güçlendirildi. Bu yoğunlaşma Yugoslavya’da politik önderliği böldü.

1980’lerde Yugoslavya parçalara ayrılmaya başladı. Geçim şartları kötüleşmeye başladı. İhtilaflı topraklarda ırklar arası düşmanlık ve yoğun milliyetçilik teşvik edildi. Kuzeybatıdaki Hırvatistan ve Slovakya’da kişi başı milli gelir, güneyde yaşayanların aksine oldukça yüksekti. Geçim şartlarının ağırlaştığı Kosova’daki Sırplar ve Arnavutlar arasındaki uzlaşmazlıklar artan şiddetle karıştı. Yugoslavya’daki Sırbistan’da Aşırı milliyetçiliğin yükselmesi şiddetin yükselmesini getirdi.  Kosova’da devam eden karışıklıklar Komünist lider Slobodan Miloseviç’in Sırp Milliyetçiliği propagandası yapmasına neden oldu. Voyvodina, Kosova, Karadağ’da Sırp milliyetçiliği bahsedilen nedenlerle yükseldi, Kosova topraklarının 4/8’ini elinde tutan Arnavutların Voyvodaina ve Karadağ’daki liderlerini dışladı. Komünist kontrol altında olmayan demokratik tek devlet Slovakya’ydı. Miloseviç’in Kosova’da üstün gelmek için milis kullanması Slovakya’da korkuya neden oluyordu. Yugoslavya’nın yarısı demokratik, öteki yarısı da milliyetçi ve otoriter rejim istiyordu. 1989 bunalımında Yugoslavya’dan ekonomik ve siyasal bağımsızlığını ilan etti ve ayrıldı. 1990’da komünizmin düşmesi zemininde birliği kurtarmak için Miloseviç’in bir kurum kurmasıyla Sırbistan’da Komünist Yugoslavya ile tam bir kırılma yaşandı.

1990’da bölgede hükumetin yapısını değiştirmeye yeltenen ırki olarak bölünmüş gruplarca bir uyarı verildi. Cumhuriyetin sınırları komünist rejim tarafından savaş sonrası dönemde aşırı savunmasız etnik gruplara karşın düzenlenmiştir. Komünizm sonrası yeni sınırlarda yaşayan herkes herkesle aynı kimliği paylaşmamaktadır. Denilmesi yeni hükumeti tehdit etmiştir.  Mlioseviç öncesi ortaya çıkan bu uyuşmazlıklar onun rejiminin faaliyetleriyle halledilmişti.

Hırvatlar ve Sırplar hükumette çoğunluğu sağlamak için yarışıyorlardı. Yapılan seçimlerle Hırvat ve Sırp milliyetçilikleri de artmıştı. Sırbistan, kendi ırki bileşimine dayalı olarak kendi geleceğine karar vermek için ayrılmak istedi. Bu da Sırbistan’dan ayrılmak isteyen Kosova’ya cesaret verdi. Kosovalı Arnavutlar, Kosova’dan bağımsızdılar. Sırbistan da buna izin vermedi. Müslüman milliyetçiler de komşularınca tehdit edilen kendi topraklarının haritalarını yeniden çizmek istediler. Yugoslavya’da Komünizmin çökmesi aşırı milliyetçiliğin çıkmasına ciddi iç karışıklıkların doğmasını sağladı.

Milliyetçilik, tekrar hayatta kalma savaşı veren bazı gruplarda, inandıkları değer uğruna gönüllü olarak ölme gibi aşırı duyguların uyanmasına neden oldu. Komünizmin sonu bölgede uzun karışıklıklar ve savaşların sonu oldu. Çöküşü takip eden ilk altı yılda 200.000 ile 500.000 arası insan Bosna savaşında öldü, Bosnalı Müslümanlar, Sırp ve Hırvatların ellerinde acılar çektiler. Savaş Müslüman ve Ortodoks gruplara her yandan destek gelmesini de sağladı.  Suudi Arabistan Bosna’yı, Rusya Sırbistan’ı, Merkezi Avrupa ülkeleri ve ABD de Hırvatistan’ı, Papalık da Solvakya ve Hırvatistan’ı destekledi.

 

  1. YÜZYIL

 

  1. yüzyıl Arap milliyetçiliği, 2010-2012 yılları arasında Arap Baharı olarak bilinen otoriter rejimlere karşı zirveye ulaşan ayaklanmalar sonucunda yerel milliyetçiliğe yönelerek düşüş göstermiştir.  Arap milliyetçiliğinden etkilenmiş milletlerde artan bu isyanların başarısızlıkla sonuçlanması ile dramatik olarak milliyetçi hareket yerele dönüşerek azalış göstermiştir. Arap Baharının bir sonucu olan 2003 Irak işgali, Irak sivil savaşları ve Suriye’de tek uyumsuzluk şekline dönüşmüştür.
  2. yüzyılda küreselliğin yükselişi Avrupa ve Kuzey Amerika’da popülizm ve milliyetçiliğin yükselişini getirmiştir. Bu eğilim ileride hızlanarak batıda terörizme (11 Eylül 2001 olayları gibi), artan iç karışıklıkların sonuçları batıya Müslüman göçmen akınlarına dönüşmüştür. (2016 kriziyle bu göç dalgaları zirveye ulaşmıştır).

Almanya’da Pegida, Fransa’da National Front, İngiltere’de İngiltere Bağımsızlık Partisi (U.K.İndependence Party) gibi siyasi ırkçı akımlar göç dalgalarını engellemek için yerel nüfuslarını koruma faaliyetleri ile önem kazanmışlardır.

Rusya’da milliyetçi duyguların istismarına izin veren Vladimir Putin bununla gücünü sağlamlaştırmıştır. Bu milliyetçi duygular 2014’de Kırım’ın Rusya’ya ilhakı ile sonuçlanmış Ukrayna’da benzer faaliyetler devam etmektedir. Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi Polonya’da da milliyetçi hareket devam etmektedir.

2016 referandumunda İngiliz halk çoğunluğu İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılmasını (Brexit adını aldı) oyladı. Bu beklenmeyen sonuç popülizmin zaferi olarak görüldü.

2016 ABD başkanlık seçimlerinden, hiçbir siyasi geçmişi olmayan iş adamı Donald Trump, “Make America Great Again” ve America First” gibi popülist milliyetçi sloganlarla, küreselleşmeyi ret eden, sağlam milliyetçi söylemlerle katılarak kazandı. Onun bu beklenmedi zaferi, İngiltere’nin Brexit olayı ile aynı görüldü. (Barnett, Anthony (2017). The Lure of Greatness: England’s Brexit and America’s Trump. Random House.)

21 yüzyılın erken döneminde Japonya hükumetlerinde Nippon Kaigi (1997’de Şinzo Abe’nin da bulunduğu 37000 kişilik bir örgüt) gibi organizasyonlara geniş katılımlar sağlanmasıyla milliyetçi etkiler gelişti. Yeni hareket, Japonya’yı tarihi efsanelerine uygun olarak askeri bir güç haline getirmeyi ve güçlü Japonya fikrini ve ahlakını oluşturmayı destekliyordu. (Kato , Norihiro (12 September 2014). “Tea Party Politics in Japan”New York Times)

2016’da milliyetçi bir kampanya ile Rodrigo Duerte Pilipinler devlet başkanı oldu. Kendisinden önceki, Filipinler’i Amerika Birleşik Devletlerine bağlayan geçmiş devlet adamlarının aksine ülkesini ABD’den kopartarak Çin ve Rusya bloğuyla yakın bağlar kurmayı seçti. (Teehankee, Julio C. (2016). “Journal of Current Southeast Asian Affairs”.Journal of Current Southeast Asian Affairs.)

2017’de Türk Milliyetçiliğini ilerleten başkan Recep Tayyip Erdoğan milli referandumdan beklenmedik güç kazanarak çıktı. (Kingsley, Patrick (17 April 2017). “In Supporting Erdogan, Turks Cite Economic and Religious Gains”NY Times.)

Dünya liderlerinin açıklamaları da birbirine karıştı. Otoriter, diktatör rejimlere karşı Avrupa Birliği ülkeleri endişelerini açıklarken Donald Trump ise tebrik eder hale geldi.

 

SİYASAL BİLİM

 

Siyaset bilimcilerinin çoğu çağdaş milli devlet ve hükümdarlık kavramının temelleri hakkında teorilere sahiptirler. Siyasal bilimlerde milliyetçilik kavramı bu teorik temellerden çıkmaktadır. Machiavelli, Locke, Hobbes, ve Rousseau gibi filozoflar, devlet idaresini yönetenlerle bireyler  arasında yapılmış bir sözleşme haline getirdiler.( Miller, Max (31 March 2016). “The Nature of the State”Oxford Bibliographies. Retrieved 18 May2017.)

Alman filozof Weber, yaptığı en genel devlet tanımında “insan topluluğu, belirli bir toprak üzerinde yasal fiziksel şiddetin bir tekelin elinde olmasını istemektedir” der(Weber, Max (1994). Weber: Political Writings. Cambridge: UK: Cambridge University Press. pp. 309–331.)

Benedct Anderson 1983’de yazdığı ve 1991’de ekleme yaptığı kitabında milletleri “İmagined Communities” (Hayali Topluluklar), olarak adlandırmış ve sosyal olarak inşa edilmiş kurumlardır diyerek tanımlamıştır.( Anderson, Benedict (2006). Imagined Communities: Reflections on the origins and spread of nationalism. Verso Books.)

Birçok bilgin, devlet inşa etmek, savaş ve milliyetçilik arasındaki bağlara dikkat çekmiştir.  Bir çok bilgin, Avrupa’da milliyetçiliğin vge çağdaş devletin gelişmesinin nedeni olarak savaş tehdidini gösterir.  “Dış Tehditlerin,  derin manada var olan bir milletin, tehdidi altında bulunduğu milleti başarıyla bozguna uğratmaktan ve egemenliğini tanımaktan endişe duymasını sağlaması yüzünden milliyetçilik güçlü etki yapmaktadır. “ Dış tehditlerin artması, devletin dışlama kapasitesini de arttırır. Jeffrey Herbst, dış tehdit eksikliği olan Alt Sahra Afrika’sında bağımsızlık sonrası devlet milliyetçiliğinin ve hacminin zayıfladığına işaret eder(Posen, Barry (Fall 1993). “Nationalism, the Mass Army, and Military Power”. International Security.18 (2): 80–124.)

 

SOSYOLOJİ (TOPLUM BİLİMİ)

 

Milliyetçiliğin sosyolojik ve çağdaş yorumuna göre bir toplum inşa edebilmek için, o toplumun çoğunluğunun ortak anlayabilecekleri ortak, genel merkezi bir dil, halkı birleştiren ve yönetebilen üstün egemen bir güç, kendi kendine yetebilen sanayi ve ekonomik bir güce sahip olması ile milliyetçilik çiçeklenebilir ve yükselebilir.( Motyl 2001, pp. 508–09) Çağdaş teorisyenler milliyetçiliğin, önceden sahip olunması gereken özelliklere sahip olmayan geleneksel toplumların aksine, çağdaş toplumlarda bunun olabileceğini not etmişlerdir. Kendi kendine yeten çağdaş ekonominin eksikliği olan ve çok dilli olan toplumların da birbirleri ile iletişim kurarak bunu gerçekleştirebileceklerini savunanların da olmasıyla otoriteler aralarında bölünmüşlerdir (Motyl 2001, pp. 508–09).

Milliyetçiliğin modernist yorumunu geliştiren bazı teorisyenler, Carlton J.H.Hayes, Henry Maine, Ferdişnand Tönnies, Rabinranath, Tagore, Emile Durkheim, Max Weber, Arnold Joseph ve Talcott Parsons’tur.( Motyl 2001, pp. 508–09)

 

Henry Maine, tarihi analizlerinde insan toplumlarında değişikliğin ve gelişmenin sağlanabilmesi için, temel ayrımın, aile birliği üzerine kurulu, topluma ve bireye etkin roller dağıtan geleneksel “statü” toplumları ve akılcı toplumsa sözleşmelerle belirlenmiş, bireylerin ilgilerini çekebilen sosyal ilişkilere sahip çağdaş “sözleşme toplumları” olarak tanımlamıştır. Maine, toplumsal gelişmenin geleneksel toplumdan sözleşmeci toplumlara doğru gelişme gösterdiğine işaret etmiştir.

 

Ferdinan Tönnies, “Gemeinschaft und Gesellschaft (1887)” adlı kitabında “gemeinschaft=community=Devlet /toplum” u, geleneksel devlet toplumlarına atfen hissi bağlar üzerine kurulu olarak tanımlarken, “Geselschaft=Society(Sosyete)=Toplum’u, şahsi olmayan çağdaş toplum olarak yorumlamıştır. Modern toplumları avantajlarını överken, kişiliksiz, soğuk doğaları yüzünden eleştirmiş ve geleneksel toplumların sıkı fıkı ilişkilerini övmüştür.( Motyl 2001, p. 510.)

 

Emile Durkheim, Tönnies’in yabancılaşma teorisini geliştirmiş, çağdaş ve geleneksel toplumlar arasındaki farklılıkları, “organik dayanışma(organic Solidarity)üstüne kurulu toplumlara karşı  “mekanik dayanışma (mechanical Solidarity)“ üstüne kurulu toplumlar olarak tanımlamıştır. (Motyl 2001, p. 510.) Durkheim, mekanik dayanışmayı, ortak görüşlerin sürdürülebilmesi için gerekli olan töre, yaşam şeklini zapt etmek olarak tanımlamıştır. Durkheim, organik dayanışma toplumunu da, yabancılaşmayı belirleyen farklılıklar üzerine kurulu, işgücüne göre ayrılmış çağdaş toplumlar olarak tanımlamıştır. Durkheim, geleneksel toplumda, toplumsal entegrasyonun/bütünleşmenin sağlanması için sosyal düzenin kabulünü gerektiren otoriter kültürün istenildiğinde ısrar etmiştir. Durkheim, çağdaş toplumun bütünleşebilmesi için iş gücüne dayalı bölünmenin yararlarının yanında çağdaş şehir yaşamının yabancılaşma gibi kişiliksiz bireyi soyutlayıcı, toplumdan soğutan karaktere sahip olduğunu da iddia etmiştir.( Motyl 2001, p. 510.)

 

Max Weber, gelişmiş çağdaş toplumların ve milletlerin, en üst devlet otoritesinde akılcı/rasyonel-yasal  düzen kurabilen veya toplumda yeni gelenekler oluşturan karizmatik güce sahip önderlerin doğuşu ile sonuçlandıklarını savunmuştur. Weber’in bu karizmatik otorite kavramı, bir çok milliyetçi hükumetlerin temeli olduğu not edilmiştir.( Motyl 2001, p. 510.)

 

İlkel Evrimsel Yorumu

 

Milliyetçiliğin bir diğer yaklaşım da milliyetçiliğin biyolojik ve psikolojik uzun vadeli evrimsel yorumu olarak ortaya çıkmıştır. İlkel perspektif, evrimsel gelişim teorisi üzerine kuruludur. (David Goetze, “Evolution, mobility, and ethnic group formation.” Politics and the Life Sciences(1998): 59–71)

Bu görüş halkın geneli tarafından sevildiyse de uzmanlar tipik olarak bunu ret etmektedirler. Laland ve Brown, sosyal bilimler ve profesyonel akademisyenlerin geniş çoğunluğu tercihen sınırlı kanıtlardan birçok durumda aşırı düşmanca geniş genellemeler çizen evrimsel yöntemi görmezden gelmektedir.( Kevin N. Laland; Gillian R. Brown (2011). Sense and Nonsense: Evolutionary Perspectives on Human Behaviour. Oxford UP. p. 2.)

 

Milliyetçiliğin evrimsel gelişim teorisi insanoğlunun, etnik bir gruptan veya diğer bir grubun şekillendirdiği etnik gruptan oluşmuş gruplar halinde tanımlamanın sonucudur. (Motyl 2001, pp. 272–73) Roger Masters, “The Nature of Politics=Siyasetin Doğası”nda, ırki ve milli kökenlerin ilkel açıklamasını, nesiller boyu süren, genel atalara kan bağı ile bağlı, kuvvetli hisler üzerine kurulu, tek olduğu düşünülen gruplara ait olmak şeklinde tanımlamaktadır. (Motyl 2001, p. 273.)

 

Milliyetçiliğin ilkel evrimsel gelişimi teorisi sıklıkla Charles Darwin olduğu kadar 19. Yüzyılın Darvin Toplumcularının teorilerine de başvururlar. Herbert Spencer ve Walter Bagehot gibi düşünürler, Darwin’in doğal seçim teorisinin, ırklar, milliyetler arasındaki farklılıklar yüzünden Charles Darwin’in Evrim Teorisi ile uyuşmadığı şeklinde tekrar yorumlamışlardır. (Motyl 2001, p. 495-496.) Çağdaş evrimsel gelişim bilimcileri kendilerini bu görüşlerin bazılarından uzaklaştırmışlar, Leda Cosmides ve John Tooby gibi evrim psikologları, çalışmalarında uzun vadeli evrim kavramını esas almamışlardır.( Motyl 2001, p. 268.)

 

İlkel evrimsel bakış açısından yaklaşıldığında, bir milletin sınırlarında yabancı askeri hareketlilik görüldüğünde karşılık olarak o millet grubunun da birleşerek hareketlenerek olayı provoke ettikleri görülür. Bireylerin gerçek acil olmayan veya acil ortamları tanımladıkları yaklaşık ortamlar vardır bu durumlarla yüzleşen bireyler genel durumun görsel ve nesnel bileşenleri bireyin kararlarını etkileyebilir. Böyle yaklaşık ortamlarda insanlar var olan durum üzerinde sezgileriyle kararlar verebilirler.( Motyl 2001, p. 272.)

Eleştirmenler, ilkel evrimsel yaklaşımların tarihi olayların değil evrimsel psikoloji üzerine temellenmiş olduklarını ve belirli bir bölgede istikrarlı olarak yaşayan nüfusun binlerce yıllık gözlemlenmemiş genetik bileşimleri ile bilinen tarihi süreçlerin şekillendirdiği kazanılmış olasılıkların elverişsizliğini tartışırlar. Robert Hislope de;

Kültürel evrimsel teori, sosyal biyoloji üzerine gelişimi ifade eder ama, insan işlerinde yakın tesadüfi etkenlerin rastlantısal etkileri ve evrimsel olmayan anlamları yüzünden teorinin açıklanmasının sonucu sınırlı kalmaktadır. Evrimsel gelişim teorisi şüphesiz bütün organik yaşamın gelişimini aydınlatır, açıklamanın merkezinden uzak, uzun süreçli bakış açısından bakılarak yapılacak makro düzeyde analizler çok iyi işlemektedir. Bu yüzden, mikro düzeyde doğada olan beklenmedik olayların noksanlarını göstermek zorunludur.( Robert Hislope “From Ontology to Analogy: Evolutionary Theories and the Explanation of Ethnic Politics: in Patrick James and David Goetze ed.Evolutionary Theory and Ethnic Conflict (2000) p. 174.)

İngiliz tarihçi G.P.Gooch 1920’de “vatanseverlik (patriotısm) insan toplulukları kadar eski, dereceli olarak topluluktan kabileye, şehirden devlete genişlemesiyle oluşmuş milliyetçilik, çağdaş dünyanın karmaşık zeka süreci arasındaki görünümünü kolayca söylenebilir işlevsel bir ilke yaptığını savunur.( G.P. Gooch (1920). Nationalism. p. 5.)

 

Marksist Yorumlar

 

Karl Marx ve Frederic Engels, “Komünist Manifesto” da “çalışan insanların ülkeleri yoktur” demişlerdir.(K. Marx, F. Engels. Manifesto of the Communist Party.)

Vladimir Lenin, “self determination=kaderini tayin hakkı” diyerek onları desteklemiştir.

Joseph Stalin, “Marksizm ve Millet Sorunu”(1913)nda, “millet ırksal veya kabilevi değildir ama tarih içinde bir halkı oluşturan topluluktur”; “bir millet, bir topluluğun geçici olarak değil, istikrarlı olarak toplu yaşamasıdır”; “bir millet, nesilden nesile  tam bir bütünlük içinde çok uzun, sistemli toplumsal ilişkiler ile şekillenir. Bir millet, istikrarlı bir halkın belirli bir toprak üzerinde ekonomik yaşamını, genel kültürünü oluşturan psikolojik yaşamını düzenleyecek şekilde biçimlendirdiği genel bir dili olmasıyla şekillenir.( Stalin, Joseph. “Marxism and the National Question”marxists.org. Marxists Internet Archive. Retrieved 10 May 2016)

Nasıl olduysa Stalin 1929’da idarede saldırı altındaydı.  Nikolay Bukarin’in* emekçi sınıfı yanlılığını, SSCB’nin kapitalizmden Sosyalizme geçişi sürecince devletin işçi sınıfı ile uyumlu ilişkiler içinde olduğundan beri “devlete karşı düşmanca eğilim” olmakla eleştirdi. 1936’da Stalin, devlet, kapitalist dünya tarafından çevrilmiş olsa bile, “komünist üretim sitemine” ulaştığında varlığını sürdüreceğini savunmuştur.

*1917 Devrimini yapan V.İ.Lenin, 1924’de zehirlenme, belsoğukluğu gibi hastalınlar bulaştırılmasıyla ölmüştür. Yerine geçen Gürcü Stalin, kendisini, devrimi tasfiye etmekle eleştiren Troçki ve Bukarin’i idam ettirmiştir. Alaeddin YAVUZ

 

Milliyetçiliğin Çeşitleri

 

 

Tarihçiler, sosyologlar ve antropologlar 1930’lardan itibaren milliyetçiliğin farklı tiplerini tartışmışlardır. Genel olarak milliyetçilik sınıflandırıldığında “sivil” veya “etnik” karakterde bir hareket olarak tanımlanmıştır. Bu ayırım 1lerde Hans Kohn tarafından batı dünyası için “sivil” milliyetçilik, demokratik olmayan veya gelişmemiş demokrasilerin olduğu doğu dünyası için de “etnik” milliyetçilik şeklinde tanımlanarak sevdirilmiştir. 1980’lerden beri de bir çok alim, sert bölünmelere ayrılmış, özel olarak tanımlanmış özelliklere işaret eden çeşitli milliyetçilik türleri önermişlerdir.

 

Medeni/Çağdaş Milliyetçilik ve Özgürlükçü Milliyetçilik

 

Medeni milliyetçilik (liberal milliyetçilik olarak da bilinir),eşitlik, katılımcı siyasal haklar ve benzeri siyasal işlemlere sadakati olan, bunlarda birleşmiş bir millete ait birey olarak kendilerini tanımlayan milliyetçilik anlayışıdır. Medeni milliyetçiliğin ilkelerine göre, millet genel olarak aynı ırki atalara ait değildir, millet kimliğinin özü ırki değil, siyasal bir varlık olmaktır. Milliyetçiliğin bu medeni kavramının örneklendirmesini Fransız tarihçi, Sami dilleri uzmanı, filozof ve yazar Joseph Ernest Renan 1882’de, bir toplumun birlikte yaşamayı isteyip istemediğini göstermek için bu gün “plebiscite=Plebisit=halk oylaması “ olarak kabul gören bir anayasal oylamayı işlediği “What is a nation=Bir millet nedir?” başlıklı dersinde örneklendirmiştir.  Medeni milliyetçilik, II. Dünya Savaşında Amerikalıların Japonları, Çinlileri özel bir kampta toplaması, Almanların Yahudi kıyımları gibi “xenophobic nationalism=yabancı korkusuna dayalı milliyetçilik” değildir aksine, özgürlük, hoşgörü, eşitlik ve bireysel haklar gibi özgürlükçü değerlere sahiptir. Ernest Renan, ekonomist bir devlet memuru ve filozof olan İngiliz John Stuart Mill sıklıkla erken liberal milliyetçiliği düşünmüşlerdir. Liberal milliyetçiler, milli kimliği savunurlarken bireylerin milli kimliklere ihtiyaçları olduğunu ancak bunun da kendilerine ait özerk yaşamlarına yönelik olabileceğini, milli kimliği özellikle işlevsel kılabilmek için de özgürlükçü demokratik siyasetlere ihtiyaç olduğunu anlamlı şekilde savunmuşlardır.

Medeni milliyetçilik, zıttı olan etnik milliyetçilik ile biçimlense de akılcı (rasyonalist) ve özgürlükçü (liberalist) geleneklerle birlikte yürütülmelidir.

Medeni Milletin üyesi olmak Ernest Renan’ın “Whati is nation(1882)” dersindeki klasik tanımında olduğu gibi gönüllülük esasına dayanmalıdır. Renan, etnik köken, dil, din, ekonomik şartlar, coğrafya, iktidar hanedanı, tarihi, askeri işler gibi etkenlerin önemli olsalar da yetersiz olduğunu savunmuştur.  Halk arasında, aklen ve ruhen onayın alınabilmesi için günlük bir halk oylaması yapılmalıdır. Medeni-milli idealle Fransa ve Abd’de olduğu gibi “temsili demokrasinin” gelişmesine esin kaynağı olmalıdır.

 

Alman filozof, Monika Kirloskar-Steinbach, liberalizm ile milliyetçiliğin uyuşmadıklarını, ama böyle olduklarını düşünenler olduğunu söylemiştir;

Milliyetçiliğin savunulması, siyasal felsefede gelişim sağlıyor görünmektedir.

Liberal milliyetçiler, birini, milliyetçiliğin çağdaşlığın bir patolojisi (hastalık teşhis bilimi) değil fakat, hastalığa cevap olduğunu düşünmeye zorlarlar. Onlar için milliyetçilik bir çocukluk hastalığı olmaktan çok, insanlığın bir kızamık hastalığıdır, Einstein bunu bir kez açıklamıştı. Onlar, bireyin yaşamdaki rolünü anlayabilmesinin yolunun milliyetçilik olduğunu savunurlar. Milliyetçiliğin savunulmasını özgürlüğün sınırları ile biçimlendirmeye uğraşırlar. Burada olması gereken esas istek, milliyetçiliğin şiddetten tiksindiğini göstermek olduğu kadar, devletin bütün vatandaşlarının felsefi referansları ile düşünülmüş haliyle eşit vatandaşlık, eşit haklara sahip olacaklarını seslendirmektir. Der.

 

Çevirmen Alaeddin Yavuz’un açıklaması;

Bu yazıda geçen “Medeni Milliyetçilik” teriminin yazıdaki İngilizce karşılığı “Civic Nationalism” dir. ”Civic=Kent, kente ait, kent kültürü yani Şehir Kültürü demektir. Medeni de Arapça Medine(Şehir demektir) şehrinden dilimize geçmiştir. Medine, Yahudi, Mecusi, Nasturi Hristiyanların yaşadığı bir şehirdi. Bu gün de o çağda da bütün şehirler farklı dini ve ırki köklerden olan insan gruplarının birlikte yaşadığı yerlerdi. Bir şehirde, etnik ve dini milliyetçilik azar, bir grup ötekilerine;

“-Haydi, burası bize ait, her şeyinizi alıp defolup gidin veya her şeyinizi bırakıp defolup gidin” dese, kimse bu teklifi hoş karşılamaz, uyuşma sağlanmazsa şehirde iç savaş çıkar. Örneğin, peygamber Muhammet, Medine’de yaşadığı “11” yıl içinde Beni Nadir Yahudileri ile geçinememiş iç karışıklık çıkarmış ve Beni Nadir Yahudilerini sürmüştür. Onlar da Mekke ve Hayber şehirlerine göçmüş, bu iki şehrin ele geçirilmesinde de Muhammet’e karşı savaşmışlardır. Hatta Hayber kalesinin fethinde, fetih sonrası kale komutanının karısı Zeynep’in zehirli kuzu eti ikram ederek peygamberin arkadaşlarını zehirlediğini, bu etten az yiyince zehri fark eden peygamberin bu zehrin etkisiyle beş yıl içinde öldüğü Arap tarihçilerince yazılmıştır. Medine=şehir kültürünü hazmedemeyen Muhammet’in bir hatası onun ve arkadaşlarının ölümüne uzamıştır.

Devletler de böyledir yeryüzünde tek bir dini, ırki gruba ait devlet yoktur. Hepsi dinen ve ırki karışık toplumlardır. Bir grup diğerini kovmaya veya haklarını kısıtlayıp köleleştirmeye, sömürmeye kalkarsa ülke parçalanma sürecine girer ve o devlet yıkılır, başka devletlerin idaresine girer. Bunu önlemek ve birlikte olmanın verdiği gücü, huzuru, zenginliği çözebilen toplumlar şehir kültürünü ve buna dayalı ulusalcı milliyetçiliği keşfetmişlerdir. Bu yazının bunu işlediğini anlamak çok önemlidir.

 

Medine ve devlet örneğinden devam edersek, Muhammet’in tebliğ ettiği dine muhalif olan Necran ve

Yemame Beni Temim Yahudileri İslam’a Ebubekir döneminde işgal sonucu kılıç zoruyla girmişler ve takiye ile yaşamışlardır. İslam’da ilk mezhep ve tarikatları bunlar çıkartmıştır. En son darbeyi de 1739’de Necran’lı (Şimdiki başkent Riyad) Mehmet Abdülvehhab’ın yaydığı, askeri olarak Yemame’li Beni Temim Yahudi kabile reisi Abdullah bin Suud’un askeri faaliyetleri ile Vehhabi İslam’ı ortaya çıkmıştır. Siyasal İslam olarak da bilinen bu akım 1746’da başlayan ilk Vehhabi isyanları ile büyümüş, başta İngiltere ve bütün Hristiyan sömürgeci batılı devletlerden aldığı destek ile “Hilafeti Türkler yapamaz, hilafet Osmanlı’dan alınmalıdır, 1000 yılından sonra İslam değişmiştir, İslam’ı ilk haline dönüştüren Vehhabi dinidir” diyerek kendilerini kafir, müşrik kabul eden Osmanlı hilafetine olduğu kadar onlara inanmayan Arapları da düşman bellemişlerdir. Şükrü Paşa’nın Mirat-ül Haremeyn kitabında geçtiğine göre, Mekke, Medine 1805-1815 yılları arasında idarelerine geçtiğinde birçok masum Arap Müslümanı öldürmüşler, mallarını yağmalamışlar, karı, kız, oğullarını köle yapmışlar ve bu yüzden hac “8” yıl yapılamamıştır. Birçok Türk askeri öldürmüşler, maaşlarını mecidiye altını olarak aldığını bildikleri Türk askerlerinin karınlarını yararak bağırsaklarında altın aramışlar, sayısız insanlık suçları işlemişlerdir. Sonunda işbirliği yaptıkları ülkelerin 1917’de Süveyş kanalı zaferiyle Osmanlı’yı mağlup etmelerinden sonra İngiliz, Amerikalıların destekleriyle geçici bir Suud Krallığı kurmuşlar, bu krallık 1932 yılında resmen tanınmıştır.

Bu gün de bu doğu kiliseleri Hristiyanlığı olarak bilinen, Süryani, Nasturi ve Ortodoks Yahudilik temelli Vehhabilik dini ülkemizde Nurculuk adıyla 1900’lerden itibaren yayılmış, Çerkez, Arnavut, doğu Karadeniz Pontus Rumları, Ermeni, Nasturi, Süryani, Yezidilerce benimsenmiştir. 1925-1938 yılları arasında cumhuriyeti yıkmak için 26 Kürt İsyanı, Karadeniz Pontus, Anadolu Rum isyanları çıkartmışlar, Mustafa Kemal Atatürk’e 41 suikast gerçekleştirmişler ve sonunda onun ölümünü zehirleyerek sağlamışlar, devlet idaresini ele geçirmişlerdir. 1950’den sonra hızlanan Vehhabi dininin İslam adıyla yayılması ülkemizin rejimini ve geleceğini tehdit etmektedir.

Medeni milliyetçiliği, her millete geldiği ifade edilen İslam ile kuramayan Muhammet’in İslam kültü ölümünde Mürcie ve Hariciye olarak iki mezhebe ayrılmıştır. Barışçı, eşitlikçi olan Mürcie mezhebi silinmiş, onu çağrıştıran Hanefi Maturidi İslam ilk mezhep olarak çıkmış, bunların sayıları “4” ile sınırlandırılmışsa da günümüz İslam dünyasını oluşturan 57 ülkede 1000’den fazla tarikat, cemaat oluşumu ile birliği, bütünlüğü kaybolmuştur.

İslam, bu gün kendi ülkesinde ve bütün İslam dünyasında silinmiş, yerini onun muhaliflerinin çıkardığı eski dinlerin sapkın geleneklerini barındıran, ırkçı, korkulan, köleci, yağmacı, talancı bir din kurmuşlar, bütün dünya milletlerini İslam’a küfür ettirir hale getirmişlerdir.

Bu örnekleri başka dinlerden ve milletlerden sayısız örnek bularak zenginleştirmek mümkündür. Çok ideal olarak bilinen Fransız devriminin, bazı ırkçı Fransızlarca yozlaştırılıp, kısa sürede Fransa’nın Napolyon ile Krallığa geçişi, Almanya’da, Alman olmayanların daha çok savunduğu Alman milliyetçiliği ile gelen Alman faşizmi, Stalin ile iktidarı ele geçiren Rus çarına bağlı subayların, sosyalizmi iptal edip Rus Faşizmini kurmalarını hatırlatabilirim. Bu örneklerin sonunda Fransa Napolyon İmparatorluğu, Büyük Alman imparatorluğu ve SSCB’nin yıkılmalarını aynı şekilde dünya tecrübe etmiştir.

 

Medeni milliyetçilik bu yüzden anlaşılması gereken, fedakarlık, karşılıklı hoşgörü ve anayasal güvenceler gerektiren, toplumsal birliği sağlayıcı bir anlayıştır.

İlle de milliyetçilik yapılması isteniliyorsa bu yapılmalıdır veya çağdaş, anayasal haklara, özgürlüklere dayalı bir hukuk devleti hepsinden iyidir ama milliyetçilik bulaşıcı bir hastalık olarak yayılıyorsa en mantıklı, adaletli, uygulanabilir özelliğe sahip olanı budur.

 


ETNİK MİLLİYETÇİLİK

 

Nationalism/Etnik milliyetçilik ethno nasyonalism olarak da bilinir, millet yönünden milliyetçilik, etnisite/ethnicity(ortak toprağa, kültüre geçmişe, dile, yaratılış özelliklerine sahip ırk) teriminin içinde tanımlanmıştır. Etnik milliyetçilerin merkezi konuları ortak mirasa genel ortak dile, ortak imana, ortak ırksal atalara sahip olmaktır. (Muller, Jerry Z. “Us and Them.” Current Issue 501 Mar/Apr 2008 9–14) Hatta, bu grubun üyeleri ile ataları arasındaki kültürel fikirleri de içine alır. Kültürel asimilasyon yoluyla bu milletin üyeleri olanları da içeren sırf milliyetin kültürel tanımından farklıdır ve özel bir dilin konuşanlarını da içine alan millet tanımına göre saf bir dilci tanımlamadır.

Madem ki milliyetçilik, bir ülkenin, bir ırkın diğerine karşı üstünlüğünü içeren bir inanca sahip, buna karşın bazı milliyetçiler de ethnocentric/ yabancı düşmanlığının üstünlüğüne ve korumacılığına inanırlar.

İkinci sınıf vatandaşlığın aşağılanması, özellikle azınlıkların milliyetçiliği dil ve dini azınlık kültürüne sadakat olarak tanımlamalarıyla, Almanya, Rusya, Osmanlı gibi çok kültürlü devletlere iter, zoraki asimilasyon nefreti getirir. (Timothy Baycroft, Nationalism in Europe 1789-1945 (1998) p 56.)

 

Siyasal egemen kültürel grubun milliyetçiliğinin esas bileşeni olan şey sadakatsiz, hain grupları en aza indirmek için asimilasyon yapmaktır. Milliyetçiliğin ikinci bir etkeni ise, hakim grubun komşu devletlerle yarışmasıdır, milliyetçilik özellikle ekonomik güç, askeri yiğitlik terimleriyle yapılan bir rekabeti içerir.( Baycroft, Nationalism in Europe 1789-1945(1998) p 58.)

 

Ekonomik Milliyetçilik

 

Ekonomik milliyetçilik, ekonomik vatanseverlik, iş gücü, sermaye yapılanması, fiyat tarifelerinin dahi devletçe tespit edilmesi, iş gücü, mal ve sermaye hareketlerinin devletçe kontrolü şeklinde ekonomiye, devlet müdaheleciliği ideolojisine atıf yapar.

 

Dini Milliyetçilik

 

Dini milliyetçilik, özel bir dini inancın, dogmanın milliyetçiliğidir, ortak dini inancın görüldüğü yerlerde yaşayan insanları millet olarak kabul ederek milli birliğin parçası görür, Suudi Arabistan, İran, Pakistan İslam Milliyetçiliği, ki Millet Teorisi(Müslüman ve Hinduları iki ayrı millet gören anlayış)gibi örnekler verilebilir.

 

Sol Kanat Milliyetçiliği

Sol Kanat Milliyetçiliği, sosyalizm ilkesinde birleşmişlerin antiemperyalizm ilkesine sadık kalarak kurdukları sosyalist devlet mantığı olan Sosyalist Milliyetçilik olarak bilinir ve Milli Sosyalizm(Nazizm) ile karıştırılmamalıdır.

Birçok milliyetçi hareket, kendilerine eziyet çektirmekle suçladıklarından, “kendi kaderini tayin hakkını” isteyerek, bağımsızlık savaşı ile özgürleşme görüşüne sahiptir.  Anti revizyonist Marksizm-Leninizm bu ideolojiye yakındır, Stalin’in erken dönemlerinde yazdığı çalışmaları olan “Marksizm ve Millet Sorunu ve Tek Ülkede Sosyalizm’de, milliyetçiliği evrensellik bağlamında tanımlayarak, dini ve ırksal bölünmelere kapılmadan milli özgürlük için mücadele etmeyi ifade etmekte kullanılır.

Buna diğer bir örnek de Fidel Castro’nun 1959’da, 26 Temmuz Hareketiyle başlattığı Küba Devrimi,Cornwall’ınMebyon Kernow’u, İrlanda’nın Sinn Fein’i, Galler’in Plaid Cymru’su, Bangladeş’te Avami Ligi, Güney Afrika’da Afrika Milli Kongresi ve  doğu Avrupa’daki bir çok hareketi ekleyebiliriz.

(Robert Zuzowski, “The Left and Nationalism in Eastern Europe” East European Quarterly, 41#4 (2008) )

 

Bölgesel Milliyetçilik

Bazı milliyetçiler belirli grupları dışlarlar. Bazıları da, milli birliğin gerçek parçası olmayan azınlıkları belirlemek için milli birliği ırki, dili, kültürel, tarihi veya dini bazıları da bunların bileşimleriyle tanımlarlar. Bazıları da üzerinde halen yaşadıkları topraklardan daha çok efsanelerdeki ülkelerinde yaşamayı isterler.( Smith, Anthony D. 1986. The Ethnic Origins of Nations London: Basil Blackwell. pp. 6–18.)

Bölgesel milliyetçiler, nüfusuna geçtikleri, ikamet ettikleri ve doğdukları ülkeye sadakatle bağlı olduklarını farz ederler. Sevilen ortak hatıralar millete kutsallık verir. Bölgesel milliyetçilik vatandaşlığı esas kılar. Bölgesel milliyetçiliğin kriterleri, ortak değerleri üzerine kurulu halk kültürü, nüfusun gelenekleri ve genel doğrularıdır.( Leoussi 2001, p. 62.)

 

Bütünleştirici Milliyetçilik, Eski Toprakları Alma Milliyetçiliği ve Tam Milliyetçilik

 

Bütünleştirici Milliyetçilik ve Risorgimento milliyetçiliği ile üç türlü milliyetçilik vardır. İtalya’da Risorgimento, Yunanistan’da, Almanya’da, Polonya’da ve 19. Yy. Amerikan Milliyetçiliklerinde olduğu gibi Risorgimento milliyetçiliği de liberal bir devlet kurmayı ararken, Bütünleştirici Milliyetçilik de bir milletin bağımsızlığını kazanıp, devleti kurmasından sonra sonuçlanır. Faşist İtalya ve Nazi Almanya’sı Alter ve Brown’a göre bütünleştirici milliyetçiliktir.

Bütünleştirici Milliyetçiliğin bazı özellikleri arasında bireycilik karşıtlığı, statism (devletin ekonomik sosyal politikaları tespit etmesi), radikal aşırıcılık, saldırgan askeri yayılmacılık vardır. Bütünleştirici milliyetçilik, sıklıkla, doğal uyuşmazlık noktaları bulunsa da faşizm ile örtüşür. Bütünleştirici milliyetçilik, bağımsızlık savaşı ile sağlamlaşmış, bağımsızlığı elde etmiş, yeni kurulacak devleti yaşatabilecek, güvenliğini sağlayabilecek kuvvetli askeri kültürel yapıya sahip ülkelerde ortaya çıkar.

Hatta, aşırı milliyetçiliği körükleyebilecek üstünlük duygularını verecek bazı özgürlük çabalarından sonuç almış olması da gerekir.

Pan-Nationalism veya Tam Milliyetçilik, geniş bölgeye yayılmayı örtmekte tektir. Tam milliyetçilik, etnik grupların daha çok salkımları üzerine odaklanır. Tam milliyetçiliğe Pan Slavizm bir örnektir. Amacı tüm Slav halklarını bir ülkede birleştirmektir. 1918’de güney Slavları Yugoslavya’da bunda başarılı oldular.(Ivo Banac, The National Question in Yugoslavia(Cornell University Press, 1984).)

 

Sömürgecilik Karşıtı Milliyetçilik (Anticolonial Natıonalism)

Milliyetçiliğin bu türü genelde savaş sonrası ortaya çıkar. Asya ve Afrika’da, yabancılarca boyun eğdirilmiş ulusların bir tepkisi olarak ortaya çıkmıştır. Hatta, Rus Çarlık imparatorluğu ve sonrası SSCB sonrası topraklarda, Ukrayna’da, Bolşevik Rus emperyalizmince İslam Marksizmine mahkum edilmiş topraklarda ortaya çıkmıştır. Bu tür milliyetçiliğin Hindistan alt kıtasında ortaya çıkan Mahatma Gandi tarzı pasif direniş kılıkları vardır.( Grant, Moyra. “Politics Review” (PDF). Politics Review. Retrieved 2011-04-16.)

Benedict Anderson sömürgecilik karşıtı milliyetçiliği, yerel, eğitimli, iki dilli, sömürgecilerin okullarında okumuş, dillerini akıcı konuşan, memuriyetlerinde bulunmuş, yüksek derecelere gelmiş aydınların tecrübeleri üzerine kurulu olduğunu savunmuştur. Sömürge sonrası hükumetler, önceki sömürgeci idare şekline sadık kalmışlardır.( Velychenko, Stephen (October 2012). “Ukrainia Anticolonialist Thought in Comparative Perspective”Ab Imperio (4): 339.)

 

Irkçı Milliyetçilik

Irkçı Milliyetçilik ideolojisi, milli kimliğin ırkçı tanımlamasını savunur. Irkçı milliyetçilik, başka ırkların göçlerinin, onlarla karışmanın yasaklanmasını güden koruyucu politikalar arar. Tipik örnek gerekirse Siya milliyetçiliği ve Beyaz Milliyetçiliğidir.

 

Spor Milliyetçiliği

Futbol Dünya Kupasının dünya çapındaki spor seyircilerine milletlerin üstünlük savaşı gibi verilmesi ile hayranlarının milli takımlarına para yatırmasına sebep olmaktadır. Halklar, artan bir şekilde kültürel kimliklerini bile milli takımlarına vermektedirler. Dinleyicilerin küreselleşmesi ile ve öteki medya gruplarının reklamları, taraftarların milyarlarca dolarlık bağışlarına sahip olunması 2015 Dünya kupasından sızan skandallara neden olmaktadır. Jeff Kingston, futbola , İngili Milletler Takımları oyunları, beyzbol, kriket ve oyunları gibi bakmakta, “Sporların hacimleri milli duyguları, güçlerinin olabildiği kadar olağanüstü olduğuna inandırılmaları ile iyi niyet duygularının yükseltilerek birleştiklerini” tespit etmiştir.( Jeff Kingston, Nationalism in Asia: A History Since 1945 (2016).)Bu olgu dünyanın her yerinde algılanabilmektedir. İngiliz imparatorluğu askerleri ve ajanları arasında sporu dünya çapında kuvvetle desteklemiştir ve coşkulu yerel katılımlar sağlanmıştır. (P. McDevitt, May the Best Man Win: Sport, Masculinity, and Nationalism in Great Britain and the Empire, 1880–1935 (2008).)

Yüksek prestijli yarışmalar 1930’larda kurulmuş, 1930-1950 arasında da İngiliz İmparatorluk Oyunları (British Empire Games) adını almıştır. 1954-1966’da Biritish Empire and Commonwealth (İngiliz imparatorluğu ve Milletler Topluluğu) adını almış,1970-1974’den beri de British Commonwealth Games (İngiliz Uluslar Topluluğu Oyunları) adıyla devam etmektedir. (Harold Perkin, “Teaching the nations how to play: sport and society in the British empire and Commonwealth.” International Journal of the History of Sport 6#2 (1989): 145–55.)

Fransız İmparatorluğu da İngilizlerden geri kalmamış, Fransa ve kolonileri ile dayanışmayı güçlendirmek için kullanmıştır. Terfi ettirilen sömürge memurları jimnastik, masa oyunları,dans, ve futbolu sömürgelerde yaymak için para bağışları yapmışlardır.( Driss Abbassi, “Le sport dans l’empire français: un instrument de domination?.” Outre-mers96.364 (2009): 5–15)

 

Cinsiyet ve Kas Milliyetçiliği

Feminist eleştirmenler milliyetçiliği, çoğunlukla egemen erkek gücünün cinsel kontrolü elinde tutmasını, baskı uygulamasına karşı haklı çıkartan bir mekanizma olarak yorumlarlar. Cinsiyet Milliyetçiliği milletin inşasına katılan erkek ve dişlerin şekilleri üzerine veya milletin nasıl milliyetçi görüneceği üzerine değil de, toplumsal olarak erkeklik ve dişilik kavramı üzerine inşa edilmiştir. Bir milletin kimliğini alması gereklilik olarak görülmektedir ve çoğunlukla kaçınılmazdır ve bu kimlikler cinsiyete tabidir. Fiziksel alanı sıklıkla dişi cinsiyettir (anavatan), vücudu yabancı erkeklerce daima tecavüz tehlikesi altındadır, erkek cinsi gibi onun da sınırları, gururu korunmalıdır.( Peterson, Spike V. (1998). “Gendered nationalism: Reproducing “Us” versus “Them””. In Turpin, Jennifer; Lorentzen, Lois Ann. The Woman and War Reader. New York: New York University Press. pp. 41–49)

Tarih, siyasal ideolojiler ve dini yerler, en çok kas milliyetçiliğinin olduğu yerlerdir…

Kadını ve erkeği devlete benzeterek, batı doğuyu nasıl baskı altına alıp dişileştirmiş ise, erkek de batı gibi kadını baskı altına alıp sömürmektedir, güçsüz olduğu için askerlik yaptırılmadığından aşağılanması benzetmeler ile kadın ve erkeği insan türünün bir birine düşman üyeleri olarak yorumlamaktadır.

Yazılan yorumları Türkçe dahi olsa anlayacağımı sanmadığımdan bu konuyu tercümeye son veriyorum.

 

Kadın-Erkek İlişkilerine Bakışım;

 

Benim görüşüm, şudur; İnsan türü, bir erkek ile dişinin birleşmesinden bu güne kadar varlığını sürdürmüştür. Bu günün kız ve erkek çocukları, yarının anne ve babaları olacaklardır, onların da kız ve erkek çocukları olacak, insan türü olabildiğince varlığını sürdürecektir.

Aile yaşamında veya toplum yaşamında, kadına her türlü baskıyı, şiddeti öneren dini ve yasal gelenekler kaldırılmalı, toplum yaşamından çıkarılmalıdır. Dinler asla “ahlak”ı temsil etmezler, Sabilik, Budizm, Hinduluk gibi birçok dinde ensest ve biseksüel aile için cinsellik dinen uygun iken, Tevrat, Katolik Hristiyanlık ve İslam’da yasaklanmıştır ve şerefsizlik olarak görülür. Buna rağmen İslam ve Hristiyan mezhepleri, tarikatları içinde bunlara izin verilmektedir ve güncel dindar yaşamında bütün dünyada bunlara tanık olunmakta, görsel ve yazılı basın bu konuda yargı ve polisiye haberlerini vermektedir. Artık, din temelli cinsiyet ayrımcılığı yasaları, gelenekleri, töreleri terk edilmeli hatta toplumların geleneklerine rağmen yasaklanmalıdır. Kadına pozitif ayrımcılık da adaletsizlik yaratmaktadır, kadının iş bulamayacağını varsayan yasa koyucular, birkaç ay veya birkaç yıl evli kalmış çiftlerin boşanmaları halinde erkeğin küçücük memuriyet, işçilik maaşından başka hiçbir geliri olmamasına rağmen hem kadına hem de çocuğa ömür boyu nafaka bağlamaktadır. Evlilik bir sözleşme ise, cinsel ilişki evlilik gereği olmuş ise, çocuk bundan doğmuş ise, çocuğun masraflarına eşler ortak katılmalı, boşanan kadın çalışmalı veya devlet korumasına alınmalıdır.

Aile içi ensest, çocuk ve kadın emek sömürüsü yasaklanmalıdır, kadının taciz ve tecavüzü önlenmeli bunun için devlet kurumlar kurarak halkı eğitmelidir her şeyi yasaklayarak sağlayamazsınız. En iyi ahlak eğitimi tapınakta değil, çağdaş okullarda verilir.

Hatta gelişmiş batılı ülkelerde bile kadın ve kız çocukları ile erkek çocuklarının cinsel, iş gücü istismarlarının çoğunun üstü örtülmektedir. Doğu toplumları son 500 yıldır batılı toplumlarca sömürüldüklerinden gelişimlerini sağlayamamışlardır, kim bilir belki sömürge olmasaydılar da bazılarının gelişmesi sapkın, eski, ilkel dini gelenekleri yüzünden olanaklı değildir. Günümüz Türkiye’si de Ortodoks Yahudilik ve Hristiyanlık temelinde İslam adıyla dinen dönüştürülmekte ve cinsel ve ahlaken sapkın gelenekleri barındıran, Vatikan’ın asırlarca Hristiyan saymadığı Doğu Kiliselerinin geleneklerini içeren bir yaşam halkımıza dayatılmaktadır.

Bu da en çok kadınlar tarafından rağbet görmektedir ve kadınlar, “Allah’ın emri” deyip her türlü aşağılamaya, köleliğe gönüllü onay vermektedirler. Kadının köleleştirilmesi ve sosyal haklarının elinden alınmasına en çok kadınların oy verdiği şartlarda Türkiye’de “Kas Milliyetçiliği” kavramının adının okunması dahi düşünülemez.

Biz, Atatürk cumhuriyetinin getirdiği, oy kullanma, eşit işe eşit ücret, seyahat edebilme, erkekle eşit olarak yargılanma, mirastan eşit pay alma v.b. kazanımları bile kabul ettirmekte güçlük çekiyoruz.

Yok, kadın vücudu milletmiş, devletmiş, anavatanmış, anavatan, millet gibi haklarının korunması gerekiyormuş bunu kim anlar ki?

Arkadaş, eğer milletsen tarih oku, yeryüzünde mahkeme kararı, devlet koruması ile kurulmuş bir millet, devlet yoktur. Anavatan isen, anavatanını sen koruyacaksın, millet isen milletini sen koruyacaksın. Çünkü bütün milletler böyle yaşıyorlar, anavatanlarını koruyamayanlar milletlerini de koruyamıyor, tarih yok edilmiş anavatanlar, asimile edilmiş milletler çöplüğüdür.

Kadın ve erkek bir bütünün parçasıdır, her ikisi de eşit yasal korumaya muhtaçtır. Erkeğin kas gücü ne yazık ki, güzel bir kadına “hayır” diyemeyen polisler, savcılar, hâkimler, avukatlar, basın, siyasiler karşısında acizdir. Kadınlar da pek masum değillerdir, herkes kendini biliyor zaten.

Doğu milletleri bunca kültürel, ekonomik, askeri saldırı altında bölünüp, sömürülürken bir da kas milliyetçiliği de bizde kusur kalsın diyeceğim ama epey feministimiz de var. Merak eden onları okusun.

 

 

Eleştiriler;

 

Milliyetçilik, “Milliyet” kavramının neyi ifade ettiğinin bulanık olması, siyasal yasaların bütünlüğünün bir yasallaşması olup olmadığı yüzünden sıklıkla eleştirilmiştir. Milliyetçiler, bir milletin ve devletin sınırlarının diğeriyle uyumlu olmadığını, bu yüzden milliyetçiliğin çok kültürlülüğe muhalefete meyilli olduğunu savunurlar. (Heywood, Andrew (1999). Political Theory: An Introduction (2nd ed.). London: Macmillan Press. pp. 97–98)

Aslında böyle yaparak milliyetçilik, bir milli devlet içindeki azınlıkları marjinalleştirir fakat, milletin parçası olması gereken özelliklerini paylaşmayı düşünmez. (Aguettant, Joseph (1996). “Impact of Population Registration on Hill Tribe Development in Thailand”. Asia-Pacific Population Journal11 (4): 47–)

Hatta, birden fazla grubun özel bir toprak üzerinde kendi haklarını ister halde karışıklık çıkarmasına, devleti kontrol etmek istemesine sebep olur.( Triandafyllidou, Anna (1998). “National Identity and the Other”. Ethnic and Racial Studies21 (4): 593–612.)

Pelsefeci A.C.Grayling, milleti, “geçmiş savaşlarda kanla çizilmiş” sınırlarının inşasını yapay olarak tanımlar. “Yeryüzünde birlikte yaşamak dışında, bir ülkenin birden daha farklı bir evi olamayacağını savunur. Kültürel miras, milli kimlik ile aynı şey değildir.( Grayling, A.C. (2001). The Meaning of Things: Applying Philosophy to Life. London: Weidenfeld & Nicolson. pp. 78–79. )

 

Milliyetçilik, bireyin kimliğini sahip olduğu milletin kimliği olduğuna vurgu yapması, halk arasında farklılıkları parlatması yüzünden doğası itibarıyla bölücüdür. Milliyetçilik fikri, bireyin kimliğini bütün milletin içinde kaybettiğinden ve seçkinlere, politikacılara yığınları kontrol etme, onları potansiyel olarak manupile etme fırsatı verdiğinden dolayı da potansiyel bir saldırgandır. (Heywood, Andrew (2000). Key Concepts in Politics. London: Macmillan Press. p. 256.)

Milliyetçiliğe erken muhalefet edenlerin çoğunun gerekçesi, her milletin ayrı yaşaması ve jeoplolitik ideallerdir.

  1. yüzyılın klasik milliyetçileri, Avrupa’da “çok ırklı imparatorlukları” ret etmişlerdir. Erken dönemde milliyetçiliğe ideolojik eleştirilerin çok yapıldığı dönemde dahi böyle olmuştur. Bu yüzden, batı dünyasında enternasyonalizm(evrensellik), anti nasyonalizm(milliyet karşıtlığı) gibi çeşitli biçimler geliştirmiştir. 20. Yüzyıl İslam yenilemesinde ise, İslamcı Kültür Milli Devlete eleştiri olarak “Pan İslamizm”i(Tam İslamcılık, tüm Müslümanları birleştirme arzusu-Ümmetçilik) üretmiştir.
  2. yüzyıl sonunda, Marksistler, Sosyalistler, Rosa Lüxemburg gibi Komünistler merkezi ve doğu Avrupa’daki milliyetçilik akımlarını eleştirirlerken, çağdaşları olan komünist V.İ.Lenin, sosyalist Jozef Pilsudski milliyetçiliğin “kendi kaderini tayin hakkı”na sempatik bakmışlardır.( Cliff, Tony(1959).“Rosa Luxemburg and the national question”Marxists Internet Archive. Retrieved 2008-08-02.)

George Orwell klasik makalesinde, “özel bir yere bağlanmak” olarak tanımladığı milliyetçiliği vatanseverlikten ayırmaktadır. Milliyetçilik, daha özet olarak “güce dayalı kendini aldatmadır” der.( George Orwell, Notes on Nationalismorwell.ru.)

Orwel’e göre milliyetçilik, olumsuz, mantıksız dürtülerin hâkim olmadığında daha mantıklıdır der;

Buna örnekler, mesela, Troçki, hiçbir diğer gruba sadakat geliştirmediği halde kolayca SSCB’nin düşmanı ilan edilmiştir. Biri bunu alıp tanımın içine soktuğunda, milliyetçiliğin muhaliflerini kaldırmada ne kadar iyi bir temizlikçi olduğu anlaşılacaktır. Bir milliyetçi, prestij yarışmacılığı kavramında düşüncelere sahip olabilir. Akli enerjisini kendisini yüceltme veya başkasını karalamada kullanırken düşünceleri daima zaferler, yenilgiler, aşağılamalar, bozgunlar ile meşgul olduğunda, yararlı veya zararlı bir milliyetçi olabilir. O tarihi, özellikle çağdaş tarihi, büyük güçlerin sonsuz inişleri veya yükselişleri olarak görebilir bu bağlamda kendi tarafını yüceltirken rakip olan tarafı da aşağılayabilir. Sonuç olarak, milliyetçiliği daha çok başarıya ibadet ile karıştırmamak gerekir. Milliyetçilik her zaman güçlü olan tarafla birlik olmakla sürmez. Aksine, kendi tarafını toparlamalı, güçlü olduğuna inandırmalı ve şartlar kendisine karşı olsa dahi inançlarına sarılmalıdır.( George Orwell, Notes on Nationalismorwell.ru.)

Geleneksel liberal siyasette, milli devletler arasındaki savaşlar, tehlikeli karışıklıklar çıkarmanın nedenleri olarak milliyetçiliğe karşı olumsuz görüşler hala vardır. İngiliz Katolik tarihçi ve yazar Lord Acton, 1862’de “milliyetçilik deliliktir” diyerek son noktayı koymuştur. Hatta, milliyetçiliğin ahlaki değerleri örterek, bireyde devlete karşı tehlikeli bir bağlılık yarattığını, azınlıkları sindirdiğini savunmuştur. Ama Acton, Papa’nın İtalyan milliyetçiliğine karşı tutumunu desteklemiş ve demokrasiye de karşı da çıkmıştır.( Lang, Timothy (2002). “Lord Acton and ‘the Insanity of Nationality'”. Journal of the History of Ideas63 (1): 129–49)

  1. yüzyıldan beri, Michael Walzer, İsiah Berlin, Charles Taylşor, ve David Miller gibi filozoflar artan bir şekilde bölünerek, “istikrarlı bir devlet temeli üzerine kurulu toplumun liberal toplum olduğunu vurgulamışlardır.( Motyl 1:298)

Milliyetçiliğin pasifist eleştirmenleri de milliyetçi hareketi tecavüzcülüğü üzerine yoğunlaşmışlar ve jingoizm, şovenizm gibi akımlardan etkilenen milliyetçiliğin militarizm ile birleşebileceği yönünden eleştirmişlerdir.

Özellikle Almanya’da milliyetçi işaretler ile kendine aşırı güven veren vatanseverlik duygularının siyasete sokulması ile bazı komşu ülkelerin Almanlara karşı geçmiş tarihi savaşlardan gelen güvenlerini kırmıştır. İngiliz pasifist Bertrand Russel, milliyetçiliği, baba vatan siyasetini yargılayarak bireyin kapasitesini azaltmakla eleştirir.( Russell Speaks His Mind, 1960. Fletcher and son Ltd., Norwich, United Kingdom)

Albert Einstein, “milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. İnsanlığın kızamığıdır” demiştir.( Viereck, George Sylvester (26 October 1929).“What Life Means to Einstein” (PDF). The Saturday Evening Post. p. 117. Retrieved 2013-05-19.)

https://en.wikipedia.org/wiki/Nationalism

Wikipediya “Natıonalism” çevirisi burada bitti.

 

2023’de Beklenen Türkiye haritası

FENERLİLER (Feneryotlar)

Fenerliler, Osmanlı’nın devletin en yüksek mevkilerini, devleti teslim ettiği ve kazık yediği etnik grupların başında gelirler.

Phanariotes (Feneryotes) ; Fhanariots (Feneryots) veya Yunanca Phanariote, Romence Fanarioti, Türkçe Fenerliler adlarıyla bilinen Ortodoks Grek Partikhanesinin bulunduğu Yunanlıların oturduğu Fatih,Balat’taki mahalleye verilen addır. İstanbul’un Türklerin eline düşmesiyle Fatih Sultan Mehmet, Balat semtinin Hristiyan halkını (Mamboury (1953), p. 98) sürmüş, Yahudilere dokunmamış, semti devletin diğer yerlerinden özellikle Mora Yarımadası ile 1461’de fethettiği Trabzon’dan getirdiği Hristiyan ve Müslümanlarla doldurmuştur.

Bu bölge insanları Osmanlı devletinde dört önemli pozisyonda görev almışlar ve bu mevkileri uzun yıllar ellerinde tutmayı başarmışlardır. Bu mevkiler, Divanı Hümayun Tercümanlığı, Eyalet ve Yabancı Elçilik- Konsolosluk Tercümanlığı, Donanma Tercümanlığı, Moldovya Voyvodalığı (Boğdan Beyliği), Wallachia Vovvodalığı (Eflak Beyliği).

Eflak ve Boğdan beylikleri (Voyvodalıkları) birbirine bitişik beylikler olduklarından onlara yakın olan Romen soylularından seçilen kişiler Osmanlı padişahlarınca bey olarak atanırdı.

  1. yüzyıl sonrası Rus çarlığı topraklarını Osmanlı’dan toprak alarak genişletmeye başlayınca iş birliği yapan Romen kökenli Boğdan Beyi Dimitri Kantemiroğlu bu güveni sarsınca, Fenerli Rum tercümanlardan olan Nikolas Mavrokardatos’un 1711’de Baltacı Mehmet Paşa tarafından bey olarak atanmasıyla başlayan gelenek Mavrokardatos ve İpsilantis ailelerine vakfedilmiştir.

Osmanlı’nın bu kadar güvendiği Nikolas Mavrokardatos yazdığı “Philotheou Parerga’sında “Biz tamamen Helenik bir ırkız” demektedir. (Kynk-Mavrocordatos Nicholaos, Philotheou Parerga, J.Bouchard, 1989, p.178, citation: Γένος μεν ημίν των άγαν Ελλήνων)

Çoğunlukla Bizans kökenli Rumlar, 16. Yy.ın ikinci yarısında ve 18.yy.ın Balkanlardaki gelişmelerinin sonucu olarak paralı Grek tüccarlar olarak belirmişlerdir.

Feneryotlar veya Fenerliler, evlerini, Osmanlı’nın “Millet Sistemine göre “Millet Başı” olarak tanıdığı Fener Patrikhanesinin çevresine inşa etmişler, Rum Milleti olarak veya “Roma Milleti” olarak bilinmişlerdir.

Osmanlının Grek desteğine ihtiyacı özellikle 17. Yüzyılda Balkanlarda komşularına emirlerini yazdırmakta güçlük çekmesiyle başlamıştır. Bab-ı Ali’de dış ülkelerle yazışma ve gelen heyetlerle yapılan görüşmelerde ortaya çıkan iyi dil bilen tercüman/mütercim/mihmandar ihtiyacını karşılamak için Bab-ı Ali ilk kez gezgin tüccarlar olan Rum/Grek tercümanları saraya almıştır. İstanbul’un Yunan/ Helen kökenli Fenerli aileleri Osmanlı resmi dairelerinde kâtiplik ve çevirmenlik mevkilerinde yüksek yerlere gelebilmişlerdir. Fener Rum Patrikliği, Antakya, Kudüs, İskenderiye, Ohri Patrikliklerine getirilmişlerdir. Bu nüfuslarını kullanarak Sakız adası, İzmir ve Ayvalık’ta Yunanca öğreten yüksekokullar açarak Grek Milliyetçiliğini körüklemişler, ayrılıkçı isyanlarda etkin roller oynamışlardır.

İlk Grek milyoneri olan Mihail Şeytanoğlu Moskova’da yaptığı bir kürk ticaretinden 60.000 Dükayı bir yılda kazanmıştır.

Fenerliler, gerek Patriklik, Patrikhane gerekse memuriyet görevlerinde bulunmaları, Eflak-Boğdan beylikleri gibi seçkin görevler almalarıyla Macaristan devleti ve onun aracılığıyla diğer devletlerle ticaret yaparak öteki batılı dilleri öğrenmelerinin avantajlarını, İngiltere, Fransa, Rus Çarlığı ile yürütülen ilişkilerde, diplomatik ajanlar olarak yukarı seviyelere taşımışlardır.

Osmanlının beylik bahşettiği Fenerli Rum ailelerin devamı olan Aleksandros Mavrokardotas (1791-1865), 1822-23 yılları arasında Yunan Bağımsızlık Savaşının ve geçici Yunan devleti idaresinin başkanlığını, Aleksandros İpsilantis (1792-1828) Tuna-Eflak beyliği yaptığı sırada Rus Çarlık ordusunda Süvari subaylığı, Napolyon Savaşlarında da Filiki Eterya adı verilen Eflak Rum ayaklanmasının başkanlığını yapmıştır.

1804-1821 arasında Sırbistan, Karadağ ve Yunan Bağımsızlık savaşları başladığında Fenerli bu ailelerin işbirlikçilikleri dikkat çekmeye başlamış, 1805-1812 Osmanlı Rus savaşını Osmanlı kaybedince Eflak-Beserabya’nın bir kısmı Ruslarda kalmış ve Fenerli tercümanların görülen ihanetleri üzerine 1821’den sonra Fenerli Rumlara yüksek görev verilmesi son bulmuştur. 1878 Berlin Anlaşmasıyla da Eflak-Boğdan elden çıkmıştır.

Nikos Svoronos’a göre, Fenerliler, Kleptler ve Armatoloylar olarak adlandırılan ayrılıkçı, yağmacı, katliamcı eşkıyaların olumsuz etkileri yüzünden Osmanlılarla uyum içinde yaşamayı sürdürebilmek için Milli Kimlik ve Sınıf kimlikleri anlayışı geliştirememişlerdir.

Phanariote families[Fenerli Aileleri]

Ghica family coat of arms

Aspasia Manos (1896–1972), wife of Alexander I of Greece

Maurice Paléologue(1859–1944), diplomat, historian and essayist

Rosetti family coat of arms

Grigorios Ypsilantis (1835–1886), Greek diplomat

Angelos

Argyropoulos (see John Argyropoulos)

Athanasovici

Callimachi family (also known as Călmașu, Kalmaşu or Kallimaşu), originally a Romanian boyar family from Moldavia

Callivazis family, originally from Trebizond, relocated to the Russian Empire

Canellou (Kanellou)

Cantacuzenus (also known as Cantacuzino, Kantakouzenus or Kantakouzenos)

Caradjas (also known as Caragea, Karaca, Karacas, Karatzas)

Caratheodoris (see Constantin Carathéodory)

Cariophyllis

Chrisoscoleos

Chrisovergis (also known as Hrisovergis), form the Peloponnese

Diamandis

Doukas (also known as Dukas), Epirus despots

Evalidis (also known as Evaoglous, Hadjievalidis), from Trebizond

Geralis, from Kefalonia

Ghica, originally Aromanians or Albanians from Macedonia

Hantzeris (also known as Handjeri, Hançeri, Pıçakçı and Hançeroglou),

Kavadas (Kavvadas), from Chios

Komnenos (Komnenus, Comnenos), from TrebizondByzantine and Trebizond emperors

Lambrinos

Lapithis, from Crete

Lazaridis (Lazarević), Serbianized family from Montenegro

Lermis (Lermioglous, Lermilis), Pontic Greeks

Levidis

Mamonas

Manos, originally from Kastoria in what was later Macedonia

Mavrocordatos (Mavrocordato, Mavrokardaoglou), from Chios

Mavroudis

Mourousis (Moruzi, Mavruzis)

Musurus (see Marcus Musurus)

Palaiologosimperial family originally from central Asia minor, later marquesses of Montferrat

Photeinos (Foteinos or Fotinos)

Philanthropenos (Filandropenos)

Rallis, from Chios, later a political family in the Greek Republic

Rizos Rangavis (see Alexandros Rizos Rangavis)

Racoviță (Racovitza), Romanian noble family from Moldavia and Wallachia

Rallet

Ramalo (Romalo)

Rosetti family (Ruset or Russeti), Moldavian Boyar family of Byzantine and Genoan origins

Scanavis

Schinas

Sereslis

Soutzos (Suțu, Sutzu or Sütçü)

Tzanavarakis (Tzanavaris, Çanavaris or Canavaroğulları)

Venturas

Vlachoutzis

Văcărescu, Romanian boyars from Wallachia and the first poets in Romanian literature[29]

Vlastos, from Crete

Ypsilantis (Ipsilanti)

Former families[edit]

Aristarchis

Ballasakis

Cananos

Caryophyles

Dimakis

Eupragiotes

Iancoleos (della Rocca)

Mavrogenis (Mavrogenes; see Nicholas Mavrogenes and Manto Mavrogenous)

Moronas

Negris

Paladas, from Crete

Plaginos

Rizos Neroulos

Ramadan

Souldjaroglou

Tzoukes

Kynk-https://en.wikipedia.org/wiki/Phanariotes

 

Uzun zaman önce hazırlayıp yayınlamayı yeni eklemeler yapmak için ertelediğim bu çeviri ve yorum yazıma ek yapmaktan vazgeçtim. Zaten uzun yazıları insanlar sevmiyorlar

Sonuç olarak milliyetçilik, en eskisi olan din merkezli milliyetçilik hariç, Amerika Birleşik devletlerinin 18.yy sonunda bebek imparatorluk olarak doğmasını takiben 18. ve19.yy. dünyasına “demokrasi, eşitlik, kardeşlik, özgürlük” gibi güzel sloganlarla birlikte verilmiştir. Demokrasi, özgürlük ve milliyetçilik akımları yeryüzünde bütün feodal imparatorlukları ve devletleri iç karışıklıklara mahkum ederek bölmüş veya yıkmış, sonunda tek güç ABD kalmıştır.

  1. yüzyılda ABD’nin “demokrasi ihracı” yüzyılın Orta doğu ve İslam dünyasını işgal, yağmalama, talan etme, mevcut devletleri daha küçük parçalara ve etnik yapılara bölme, öldürmez, tecavüzler, kölelik çağının hortlatılması olarak kendisini göstermiştir.

Demokrasi ihracının da siyasal İslam ve Yahudi şeriatı olduğu görülmüştür. ABD zaten kendisi dini ağırlıklı demokratik bir rejime sahiptir. Filmlerinde bile kilisesiz, TANRILAŞTIRILMIŞ BAŞKAN İDOLLERİ olmayan filme rastlanmaz.

Dünyanın en büyük şeriat devleti olan ABD bütün dünyaya din, Protestan şeriatı ihraç etmektedir. Demokrasi , eşitlik kardeşlik sloganlarını ABD geçtiğimiz yüzyılda terk etmiş, SSCBye, komünizme karşı dinin koruyucusu olarak kendisini ilan etmiş, soğuk savaş senaryoları ile bütün dünyayı kültürel,ekonomik ve askeri olarak işgal etmiştir. Tüm yeryüzünde demokratik kazanılmış haklarını düşmanı, sermayenin, gericiliğin, yobazlığın Allah’ı, koruyucusu olmuş, çağdaş hukuk ve eğitim sistemlerini baltalamıştır.

Ülkemizdeki Türk-İslam sentezciliği, dini ve etnik ortak bölücülük hareketlerine katılmak sadece ABD’ye hizmet etmek, kendi halkını ve devletini onlara sömürge yapmaktır. Feneryotlar, F.Gülen, Menzil gibi şeriatçı hareketlerin hepsi ABD’nin 19.yy dan beri sürdürdüğü ABCFM Amerikan Protestanlığını yayma siyasetinin maşalarıdır.

Türk ırkçılarımız, aslında Ermenidir, imamlarımız da Ermeni, Rum, Yahudilerden oluşur.

Takdir sizindir.

AlaeddinYavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

 

 

 

 

 

 

Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet, Tarih içinde yayınlandı | , ile etiketlendi

SAPIK KELİMESİ GEÇEN AYETLER VE ARAPLARIN ÇOCUK İSTİSMAR GELENEKLERİ


KURAN AYETLERİNE GÖRE SAPIKLIK VE ÇOCUK MUHAMMET’E CİNSEL TACİZ

Bu blogda yalan, iftira ve belgesiz tek bir cümle yoktur.

Her cümlenin belgesi bloglarımın arşivlerindeki yazılarımda vardır.

Kuran Ayetlerine göre sapıklık, cinsel sapıklık ve sapık, sapma, sapıtma gibi kelimeler geçen ayetler.

1-AÇIKLAMALAR/GİRİŞ

Rahibe Hiilal Kaplan

1950’lerden beri sağ partiler, “İslamcılık-Millicilik-Şeriat” sloganlarıyla, cumhuriyetin getirdiği özgürlükleri ortadan kaldırmak eski köleci, çocuk ve kadınların bir mal olarak pazarlarda alınıp satıldığı, kadına boşanma hakkı bile vermeyen ilkel Arap-Yahudi-Arami ve Grek geleneklerine uygun çağdışı rejimi yabancı devletlerin desteklerini alarak insanımıza güzel göstermişlerdir.

Dünyada 57 Müslüman ülke içinde en temiz İslami ahlak ve yaşam şekline sahip halkımızın gelenekleri bu cemaat ve tarikatlarca istismar edilmiş, iktidarı ele geçiren bu Yahudi ve Hristiyan devşirmesi tarikat ve cemaatler devleti “dar-ül harp” ilan edip sorumsuzca devletin bütün kaynaklarını yabancılara satmış, kapatmış, tarım, hayvancılık, sanayi ve eğitimi bitirmiştir. Tüm bunları devlet erkini ele geçirmek için yaptıklarını sözde İslamcı, kripto Hemşin Ermenilerinden Kadir Mısırlıoğlu “devlet batarsa batsın yeter ki iktidarı batılı devletler bize versin” şeklinde özetlemiştir.

Osmanlının son şeyhülislamlarından devşirme Van Ermenilerinden ve cumhuriyet dönemi milletvekillerinden, Işıkçılık Cemaatinin kurucusu Abdülhakim Arvasi’nin yazdığı “Tam İlmihal-Saadet-i Ebediyye” kitabında İngilizlerin İslam’a yeni şekil vermek, Müslümanları din ile köleleştirmek için 1739’da Vehhabiliği, 19. Yüzyılda da Hindistan’da Ahmed-i Kadıyanlik, İran’da Bahailik, Mısır’da Efganilik akımlarını yaydığını yazmıştır. Bu faaliyetler batılıların kurmak istedikleri Kürdistan için de Kürt Vehhabiliği adını verdiğim Nurculuk akımını 20.yy başlarında ortaya çıkarmışlar, 1950 Adnan Menderes hükumeti ile “Müslümanları Hristiyanlaştırma Amaçlı” olarak yeni İslami anlayış olarak verilmiştir. 1961’de Said-i Kürdi’nin ölümünden sonra CIA, Nurculuk cemaatini Gregoryen Ermeni Hristiyanlığından devşirme Müslüman (!) Işıkçılık Tarikatını temsil eden Fetullah Gülen’e teslim etmiş, 12 Eylül 1980 darbesi ile bu akım Kenan Evren cuntası ve siyasi kanadı Turgut Özal hükumetince devletin tüm kurumlarına ve bütün Müslüman ülkelere yayılmıştır.

17/25 Aralık 2013 olayı ile hükumetle arası açılan F.Gülen örgütüne karşı operasyonlar hala sürmekte ise de yerini, devşirme Yahudi Hristiyan cemaati olan Menzil tarikatı almıştır. Hala bu tarikatla birlikte Diyanet ile çalışan 50 kadar tarikat olduğu diyanetin arada bir yaptığı toplantılarla ilgili çıkan haberlerde anılmaktadır. Bunların hepsi 1815’de Kudüs’te ilk faaliyete başlamış, Osmanlı’nın 1918’de teslim olduğu tarihe kadar 450 dini okul açmış, bütün Ermeni, Kürt (Nasturi, Süryani,Yezidi) isyanlarını alenen desteklemiş ABCFM  yani Amerika’nın resmi mezhebi olan Protestan Amerikan mezhebini İslam diye göstererek yayan kurumu ile hepsi bağlantılıdır.

Bu yüzden Amerika’da milletten topladıkları hırsızlık paralarıyla malikaneler alıp yaşayan bu Yahudi ve Hristiyan devşirmeleri hala Ilımlı İslam Projesi”nde ısrar etmektedirler. AKP hükumetinin bir proje partisi olduğu hakkında sayısız yazı, kaynak, resmi belgelerin yanında, Abdurrahman Dilipak ve birlikte hareket ettikleri arkadaşlarının Cem Özer ile yaptıkları televizyon mülakatını internet medyasında izlemek mümkündür.

Hristiyanlığın hilafet merkezi olan Vatikan ülkesinin başı olan Papalık makamı 21. Yüzyılı bütün dünyayı Hristiyanlaştırma çağı ilan etmiştir bu gizli de değildir.

Said-i Kürdi, Fetullah Gülen’in Papalık makamı ile mektuplaşmaları, ülkemizdeki Hristiyan cemaat önderlerinin aracılıklarıyla Papalık ziyaretleri yıllardır medyada  görsel ve yazılı olarak yayınlanmaktadır. AKP hükumetinin Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Papalık makamını ziyaret etmesi, Atatürk Orman Çiftliğine kurduğu Bizans sarayının açılışında bile mevlüt okutmak yerine Papa Francis’i çağırıp vaftiz ettirmiş, TİKA adlı bir kurum da bu ziyaret esnasında Erdoğan’ı “Bizans İmparatoru” ilan ettiği zamanın Aydınlık gazetesinde yer almıştır.

“İslam, din, diyanet, şeriat” sloganlarıyla iktidar olan gelmiş geçmiş 70 yıllık tüm hükumetlerin hiç biri Müslüman değildiler ve “Allah, Allah” diyerek halkımız “Müslüman adıyla gezen” ama doğu Ortodoks Yahudi, Ermeni, Keldani, Süryani Ortodoks kiliselerinin İslam’a çok benzeyen inançlarına göre yaşatır hale getirmişlerdir.

Bu gerçekler ışığında Türk ve Müslüman halkımızın ve öteki milletlerin Hristiyan olacaklarına “dinsiz olmaları” bence yeğdir. Ve dinin de peygamberlerin de gerçekte oldukları, Arapların bize ters, sapkın gelen geleneklerini nasıl dinlere soktuklarını herkes öğrenmelidir.

1860 Hemşin Ermeni isyancılarının sürgünlerinin kurduğu Akçaabt’lı Kadir Mısırlıoğlu’nun neden “KEŞKE YUNAN GALİP GELSEYDİ” dediğini şimdi anladınız mı? 19.yy.dan beri Ermeni ve Rumlar birlikte ihanet etmektedirler.

Bütün Türk ve İslam ülkeler ve öteki gelişmemiş, gelişmiş gayrimüslim ülkelerde dini vakıfların öğrenci yurtlarında, cami, Kuran kursu ve Kilise, Sinegog gibi kurumlarda çocuk tecavüzleri bu Hristiyanlaştırma faaliyetleri kapsamında alıp başını gitmiştir. Zorlaştırılan eğitim koşulları, ailenin bol para vaatleri ile kandırılmaları, bebek ve 10 yaş altı ve üstü çocuklarla her türlü cinsel sömürü ortamını geliştirmiştir.

Çocukların eğitim, çocukluklarını yaşama haklarını koruyabilmeleri için bu kapitalist, İslamcı kapitalist sömürü düzeninin ülkemizde yayılmasını engellemek, halkı bilinçlendirmek için bu tür yazılar yazmaktayım.

Çünkü çocuk istismarları en yaygın olarak dinciler ve onların kurumlarınca yapılmaktadır. Yahudilik ve Hristiyanlığın fırkalara ayrılarak dini bozdukları (Neml,Sebe sureleri başta) için tüm kitap ehli Yahudi ve Hristiyanları “sapık, kafir, müşrük “ olmakla itham eden ve bu yüzden tüm yeryüzü Müslüman oluncaya kadar bütün insanlığa “Tevbe Suresi 1. Ve 5. Ayetler başta ültimatom veren peygamber Muhammet’in dini artık bin parça olmuş, Müslümanlar da Yahudi ve Hristiyanların kurdukları cemaat ve tarikatlarda oyuncak olmuşlardır.

1200 yıldır Müslüman olan atalarımızın hiç birisine İslam böyle anlatılıp gösterilmediği ve hatta Türkçe okumaları bile yasaklandığından okuyup anlamaları mümkün değildi. Büyük kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları sayesinde, pazarlarda alınıp satılan kadın ve erkek yetişkin ve çocukları “kul=kölelikten “ kurtulduk. Bu gün sömürgeci batılı devletler bizi tekrar köleleştirmek, özgürlüğümüzü elimizden almak için din ile, Allah, İslam, Şeriat adlarıyla aldatmaktadırlar.

Bu yaşananlar ABD’nin “Tek dil-Tek Bayrak-Tek Din-Tek dünya devleti” siyasetinin parçasıdır.

Ülkemiz ve tüm dünyada siyasal durum budur. Her vatansever kendisi, halkı ve ülkesi için bir şeyler yapmalı bu kültür, emek sömürü düzeninin fakirliğe, cinsel sapıklıklara boğan siyasetlerine “dur” demelidir.

Bu, apaçık halkı tehdit etmektir.

Bu yazı, giriş, İslam’ın insanlığa verdiği ültimatom, peygamberin dinine girmeyen baba, oğul, kız, ana, kız kardeş, hısım akrabalar dahil tüm ülkeye ve insanlığa savaş açan bir din olduğunu işleyen ikinci bölüm ve içinde sapık-sapkın-sama- tüm Yahudi ve Hristiyanlar sapıktır gibi ifadeler barındıran Kur’an ayetleri ayet ve sure sayıları ve adlarıyla yorumsuz başlıklarla verilmiştir.

Bu yazı, Yaşar Nuri Öztürk Kur’an ayetleri mealleri ile Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an Tefsirlerinden oluşmaktadır.

Takdir insanlarındır.

2-İSLAM’I KURAN İLE ANLAMAK

Kur’an “ayetle hüküm verin der. Bu yüzden en başa onu koydum. Tüm yazılarımda buna dikkat ettim ve Kur’an’ın kullanmadığı hiçbir ifadeyi din ve dini kişilikler hakkında kullanmadım.

Ayetle Hüküm Verme

50 Kaf Suresi

50:45. Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver.

Kur’an’a Göre Sapıklık

Cinsel sapkınlıklara Kur’an sapık demiyor ya da Yaşar Nuri hoca öyle çevirmiş;

  1. Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.
  2. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb’dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm’dir, merhametine sınır yoktur.

7 Araf

Eşcinsellik Lut

7: 80. Ve Lût… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”

7:81. “Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”

Ayetler eşcinselliğe  “iğrenç” diyor ama “sapıklık” demiyor.

Şimdi size Korkunç bir pedofilik olay, “cinsel istismar mağduruÇocuk Muhammet;_

E.H.Yazır Duha Suresi 6. Ayet Tefsirinden;

  1. “Seni bir yetim bulup da barındırmadı mı?”

Resulullah (s.a.v.) henüz ana karnında altı aylık bir yavruydu. Dolayısıyla doğarken yetim olarak doğmuştu. Anası Hz. Amine ile beraber dedesi Abdülmuttalib’in yanında idi.

Sonra altı yaşında iken annesi de vefat etti. Daha sonra da sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. O vakit de onun vasiyeti ile amcası Ebu Talib vasisi olarak onun sorumluluğunu yüklenip yanına aldı. Güzel baktı ve çocukluğunda da kendisinde diğer çocuklarda görülmeyen olağanüstü durumlar görüldüğü için ona çok özen gösterdi.

… Rivayet edildiğine göre Ebu Talib bir gün kardeşi Abbas’a

– Kardeşim, dedi, sana Muhammed’den gördüğümü haber vereyim mi? dedi. Abbas: “Evet” deyince:

– Ben, dedi, onu himayeme aldım. Gece ve gündüz bir an ondan ayrılmaz oldum. Onu kimseye güvenip bırakamıyordum. Hatta kendi döşeğimde uyutuyordum. Bir gece soyunup benimle beraber uyumasını söyledim. Baktım, yüzünde bir hoşnutsuzluk var. Benim isteğime karşı çıkmak da hoşuna gitmedi.

“Amcacığım, yüzünü benden çevir de soyunayım. Çünkü ben vücuduma bakmandan hoşlanmam.” dedi.

Sözüne şaştım. Gözümü çevirdim, döşeğe girdi, ben de girdim. Baktım ki aramızda bir örtü var. Vallahi ben onu döşeğime koymamıştım…..”

Tüyleriniz ürpermedi mi?

İşte ensest, bebek tecavüzcüsü Yahudi Arap geleneklerini okudunuz.

Bebeklerle, çocuklarla her türlü cinsellik Sabi, Yahudi, Grek, Roma medeniyetlerinde(!) yaygındır.

Bu olayın kısa bir devamı var onu da aşağıda okuyacaksınız.

Nisa 23. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

23.ayetin başlangıcı yasaklanan evliliklerin başında “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz” diyor. Ensest olan Arapların “aile içinden evlenen/endogamik aile” olduklarına dikkat ediniz. Çünkü ayetle bunların yasaklandığı, ayetin son cümlesinde “Eskide kalanlar müstesna/hariç” diyerek tespiti onaylıyor.

Peygamberin sözlerine inanmayana “sapık” diyor;

4: 136. Ey iman edenler! Allah’a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap’a, daha önce indirmiş olduğu Kitap’a inanın. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüş olur.

6: 108. Allah’ın berisinden birilerine niyazda bulunanlara/Allah dışında birileri için çağrı yapanlara/onların, Allah dışında yakardıklarına sövmeyin. Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.

Kur’an’a Göre Araplar Sınırları aşan, Zulme Sapanlar, iman etmezler Topluluğudur

43 Zuhruf Suresi

43: 5. Siz, haddi aşanlardan/zulme sapanlardan oluşan bir toplumsunuz diye, o zikri/Kur’an’ı sizden uzak mı tutalım?

43: 88. Onun “Ey Rabbim” deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.

Cihattan Gelen Yağma Talan, Köleler Eklenince Zenginleşirler Grup Seks/Çok Eşlilik Önerisi;

4 Nisa Suresi

4:3. Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.

Peygamberliğin tek tanığı Allahtır,

O da ortada olmadığından aslında Allah da Muhammet de aynı kişidir. Aksini kimse ispat edemez.

4 Nisa

4: 79. İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.

Başlangıçta Peygamberin Görevi Tebliğdir;

3 Ali İmran Suresi

3:20. Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle söyle: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle ümmîlere de sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğruya ve güzele kılavuzlanmışlardır. Yüz çeviririlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir. Allah, kullarını görmektedir.

6 Enam Suresi

6: 6:107. Allah dileseydi, şirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de değilsin.

Güçlenince araya mesafeler konulur;

2 Bakara

2: 119. İnan olsun ki, biz seni hak üzere bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem ehlinden sorgu suale çekilmeyeceksin/cehennem yâranından sen sorumlu değilsin.

2: 120. Sen onların öz milletlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmaz. De ki: “Allah’ın kılavuzluğu, erdirici kılavuzluğun ta kendisidir.” İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından nebir dostun/destekçin olur ne de bir yardımcın.

60 Mümtahine Suresi

60: 4. İbrahim’le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz sizden de

Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah’a, yalnız Allah’a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır.” Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: “Senin için hep af dileyeceğim ama Allah’tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!”

Güçlenince “uyarmasanız da olur” denilir ve aşağılamalarTehditler başlar.;

Bakara

2:6 Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen uyarsan da uyarmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler.

2: 13. Onlara, “İnsanların inandığı gibi siz de inanın” dendiğinde, “Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı?” derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.

2: 104. Ey iman edenler! “Râina!” demeyin, “Unzurna!” deyin/”Bizi davar gibi güt!” diye konuşmayın, “Bize bak!” diye konuşun ve dinleyin. Kâfirler için korkunç bir azap vardır.

2: 130. Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim’in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette…

2: 161. Ayetlerimizi inkâr etmiş ve küfre batmış halde ölenlere gelince; Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların ilenci onlar üstünedir.

Peygambere Tarafsızlık Uyarısı;

4 Nisa

4: 105. Kuşku yok ki, biz bu Kitap’ı sana, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!

5 Maide

5: 100. De ki: “Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri! Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.”

8 Enfal

Bütün dünyaya savaş ilanı

8: 39. Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir.

Tevbe Suresi, İnsanlığa  Ültimatom ile başlıyor, yani SAVAŞ İLAN EDİYOR;

9: 1. Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu;

9: 5. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı/duayı yerine getirir, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

Savaşın Gerekçesi Peygamberin Hicrete zorlanmasıymış.

9: 13. Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Korkuyor musunuz onlardan? Eğer mümin kişilerseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah’tır.

İslam Terör Dini Değilse Nedir? Anaya, babaya, kardeşe düşman ediyor.

9: 23. Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, eğer imana karşı inkârı seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyin. İçinizden onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridirler.

9:24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz/menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah’tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.”

Aşağıdaki ayete göre bu gün Kabe ve Mekke şehri Amerikalıların otelleri ile doludur. Vehhabiler Osmanlı halifelerine göre Müşrik ve kafirdir. Böyle olunca Kabe’ye umre ve hac da geçersizdir.

(Mekke Şerifi Şerif Şükrü Paşanın Mirat-ül Haremeyn -1892 kitabını okuyunuz.İngilizcedir.)

9: 28. Ey inananlar! Müşrikler bir pisliktir. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar! Eğer yoksulluktan korkarsanız bilin ki, Allah dilediği takdirde sizi yakında lütfundan zengin edecektir. Allah her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

  1. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.

3- KURANDA  “SAPIK” KELİMESİ BARINDIRAN AYETLER

Fatiha Suresi

Fatiha 1:7 7. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna…

“Allah’ım! Bizi doğru yola hidayet et. Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazabına uğrayanların ve sapanlarınkine değil.” “Yahudiler gazaba uğramış, Hıristiyanlar sapıtmışlardır. Ayet tefsirinden.

Bakara 2

2: 16. İşte bunlar, doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.

2: 19. Yahut gökten boşalan bir yağmur haline benzer ki onda karanlıklar var, bir gök gürlemesi var, bir şimşek var. Yıldırımlar yüzünden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah Muhît’tir, küfre sapanları çepeçevre kuşatmıştır.

2:24. Eğer yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o.

2 26. Şu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz. Böyle bir durumda, inananlar bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir. Küfre sapmışlar ise şöyle derler: “Allah, bunu örnek vermekle ne demek istedi?” Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da onunla doğruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz.

2: 34. O vakit biz meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.

2:35. Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.”

2:39. Nankörlüğe sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, ateşin dostu olacaklardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.

2: 51. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

2: 59. Ne var ki zulme sapanlar, bir sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indirdik.

2: 99. Yemin olsun, biz sana açık-seçik ayetler indirdik. Onları, sapmış olanlardan başkası inkâr etmez.

2: 150. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü ona doğru çevirin ki, insanların elinde sizin aleyhinize bir delil bulunmasın. Onların zulme sapanları müstesna. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Yüzünüzü Mescid-i Haram’a dönün ki, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Ve bu sayede güzeli ve iyiyi bulmanız da umulmaktadır.

2: 171. O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemezler onlar.

2:190. Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor.

Suçu övmek, suça, cinayete, iç savaşa teşvik;

2:191. Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğersizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!

2: 193. Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.

2:194. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.

2:198. Rabbinizden bir lütuf ve bereket istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. O’nu, O’nun size gösterdiği gibi anın. Siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz.

2:253. İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor.

2: 254. Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir.

2: 256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.

2: 257. Allah, iman sahiplerinin Velî’sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların dostları tâğuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada uzun süre kalacaklardır onlar.

2:258. Allah’ın kendisine mülk ve saltanat verdiğini iddia ederek/Allah kendisine mülk- saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim’le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: “Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür.” O da şöyle demişti: “Ben de hayat veririm, ben de öldürürüm.” İbrahim, “Allah, Güneş’i doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir!” deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

 

Dinde Zorlama Yoktur:

2: 256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.

 

Ali İmran Suresi;

3: 10. Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da Allah’a karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar, işte onlar, ateşin yakıtıdırlar.

3:12. De o küfre sapanlara: “Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü döşektir o!”

İSLAM BARIŞ DİNİYMİŞ

3:19. Allah katında din İslam’dır/barış ve esenlik için Allah’a teslim olmaktır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık/denge noktasından sapma/yalancılık/zulüm/kibir/zinakârlık yüzünden ihtilafa düştü. Kim Allah’ın ayetlerine nankörlük/Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, Allah, hesabı çabucak görecektir.

3: 28. Müminler, müminleri bırakıp da küfre sapanları gönül dostu edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah’la ilişiği kesilir. Ancak bir sakınma ile onlardan korunmanız müstesna. Allah sizi kendisinden sakınmaya çağırır. Ve dönüş yalnız Allah’adır.

3: 56. “Küfre sapanlar var ya, işte onlara dünyada ve âhirette şiddetle azap edeceğim. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır onların.”

3: 69. Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysaki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar.

3: 82. Tüm bunlardan sonra yüz çevirenler, sapıkların ta kendileridir.

3: 86. İmanlarından, resulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan-beyan deliller geldikten sonra küfre sapmış bir topluluğa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

İslam’dan Çıkanlar Sapıkmış;

3: 90. İmanlarından sonra küfre sapmış, sonra da küfürde daha da azıtmış olanların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar, sapıkların ta kendileridir.

3:91. Gerçeği örtüp de küfre sapmış olarak ölenlere gelince, onların her biri kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verse de asla kabul edilmeyecektir. Korkunç bir azap vardır onlar için. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır.

3: 101. Allah’ın ayetleri size okunuyor, Resulü de aranızda; peki, nasıl küfre sapıyorsunuz? Kim Allah’a sarılırsa dosdoğru yola iletilmiştir o…

3: 106. Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: “İmanınızdan sonra küfre mi düştünüz? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı!”

Hristiyan ve Yahudiler Sapıklardır;

3: 110. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyilik ve güzelliği belirlenmiş olana özendirirsiniz, kötülük ve çirkinliği belirlenmiş olandan sakındırırsınız, Allah’a iman edersiniz. Ehli kitap da iman etseydi, kendileri için, elbette hayırlı olurdu. İçlerinde müminler vardır ama onların çoğu sapıkların ta kendileridir.

3: 116. Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da kendilerine Allah’a karşı bir yarar asla sağlamayacaktır. Ateşin dostlarıdır onlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

3: 140. Size bir yara değiyorsa, o topluma da benzeri bir yara mutlaka değmiştir. Bak işte günler! Biz onları insanlar arasında dolandırır dururuz. Allah bu sayede iman edenleri bilecek, sizden tanıklar/şehitler edinecektir. Allah zulme sapanları sevmez.

3: 141. Tüm bunlar, Allah iman edenleri iyice seçip arındırsın ve küfre sapanları mahvetsin diyedir.

  1. Sözleri yalnız şu olmuştur: “Ey Rabbimiz! Bağışla bizim günahlarımızı, affet işlerimizdeki taşkınlığımızı, sağlam bastır ayaklarımızı ve yardım et bize küfre sapan topluma karşı!”

3: 149. Ey iman edenler! Eğer küfre sapanlara boyun eğerseniz sizi ökçeleriniz üstüne gerisin geri çevirirler de hüsrana uğrayanlar haline gelirsiniz.

3: 151. Allah’ın, kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştukları için, küfre sapanların kalplerine korku salacağız. Barınakları ateştir onların. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer!

3: 164. Yemin olsun ki, Allah müminlere lütufta bulunup onları minnettar bırakmıştır: Kendi içlerinde onlara öyle bir resul gönderdi ki, onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, onları temizleyip arındırıyor, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretiyor. Oysaki onlar, bundan önce açık bir sapıklığın tam içindeydiler.

3: 178. Küfre sapanlar, onlara süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduğunu asla düşünmesinler. Onlara, biraz daha günah işlesinler diye süre veriyoruz. Yere geçirecek bir azap var onlar için.

 

4 Nisa Suresi

Grup Seks/Çok Eşlilik Önerisi;

4:3. Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.

4: 27. Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler.

4: 37. Böyleleri cimriliğe saparlar, insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şeyi saklarlar. Nankörler için biz, rezil edici bir azap hazırladık.

4:42. Bir gündür ki o, küfre sapıp resule isyan edenler toprağa karışıp gitmeyi isteyecekler ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemeyecekler.

Yahudi ve Hristiyanlar Sapık;

4: 44. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar da istiyorlar ki, siz de yolu şaşırasınız.

4: 60. Şunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanarken, inkâr etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten şeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor.

4: 84. Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.

4: 89. Onlarla eşitlenesiniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

4: 101. Yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı duayı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, inkârcı nankörler sizin için açık bir düşmandırlar.

4: 113. Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.

4: 116. Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.

4: 135. Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

Kur’an’a Göre Sapıklık

4: 136. Ey iman edenler! Allah’a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap’a, daha önce indirmiş olduğu Kitap’a inanın. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüş olur.

4:137. Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar; yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar; işte Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.

4: 139. Öyle kişiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüceliğin tümü Allah’ındır.

4: 144. Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz?

4: 161. Ve ribayı almaları yüzünden -oysaki ondan yasaklanmışlardı- ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden onların küfre sapanlarına korkunç bir azap hazırladık.

4: 167. İnkâr edip Allah yolundan geri çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.

4:168. İnkâr edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.

4: 176. Fetva istiyorlar senden. De ki: “Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor: ‘Çocuğu olmayan, bir kız kardeşi bulunan kişi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kız kardeşindir. Böyle bir kişi, çocuğu olmayan kız kardeşi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeşlerse bu durumda erkek kardeşe, iki kız kardeşin payı kadar verilir.’ Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, her şeyi gereğince bilmektedir.

5 Maide Suresi

5: 3. Şunlar size haram kılınmıştır: Boğazlanmayarak ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti, üzerine Allah’tan başkasının adı anılmış, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, canı üzerineyken yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere canavar tarafından yırtılmış ve dikili adak taşları üzerinde boğazlanmış hayvanlar ve bir de fal oklarıyla kısmet paylaşmanız… Bütün bunlar birer sapıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı/Allah’a teslim olmayı seçtim. Şu da var ki, her kim ciddi bir açlıkla yüz yüze gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah Gafûr ve Rahîm’dir.

5: 12. Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının mîsakını almıştı da içlerinden on iki temsilci/başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti:

“Ben sizinle beraberim. Namazı/duayı yerine getirirseniz, zekâtı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur.”

5: 16. Allah, rızasına uyanları o Kitap’la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.

Yahudiler Sapıklar Topluluğudur;

5: 25. Şöyle yakardı Mûsa: “Rabbim! Nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık sapıklar topluluğu ile bizim aramızı ayır!”

5: 26. Allah dedi ki: “Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde sersem sersem dolaşacaklar. Sen o sapıklar topluluğu için kederlenme.”

5: 47. İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir.

Peygambere Fitneye Düşme uyarısı

5: 49. Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.

Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinmeyin;

5: 51. Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

5: 57. Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah’tan sakının.

5: 59. De ki: “Ey Ehlikitap! Sadece şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Allah’a, bize indirilene, daha önce indirilene inanmışız. Doğrusu şu ki, sizin çoğunuz yoldan sapmış olanlardır.”

5: 81. Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onların çokları yoldan sapmışlardır.

5:82. Şu tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en şiddetli düşmanlık duyanlarını, Yahudilerle şirke batanlar bulursun. Şu da tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını “Biz Hıristiyanlarız” diyenler bulursun. Bu böyledir. Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin araştırmalar yapan keşişler, kendini Allah’a adamış rahipler vardır. Ve onlar, kibre sapmazlar.

5: 86. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennemin dostlarıdır.

5: 110. Hani, Allah şöyle demişti: “Ey Meryem’in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs’le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: “Açık bir büyüden başka bir şey değil bu.”

 

6 Enam Suresi

6: 25. İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek söyle derler küfre sapanlar: “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”

6: 30. Rableri huzurunda durdurulduklarını bir görsen! Sordu: “Gerçek değil miymiş bu?” Dediler: “Rabbimize yemin olsun ki, gerçekmiş.” Dedi: “O halde, küfre sapmış olmanızdan dolayı tadın azabı.”

6: 39. Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüş sağır ve dilsizlerdir. Allah, dilediği/dileyen kişiyi şaşırtır, dilediğini/dileyeni de dosdoğru yol üzerine koyar.

6: 55. İşte biz, ayetlerimizi bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın/günaha sapmışların yolunu açık-seçik göresin!

6:56. De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım!” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”

6: 74. İbrahim, babası Âzer’e şöyle demişti: “Putları tanrılar mı ediniyorsun? Seni de toplumunu da açık bir sapıklık içinde görüyorum.”

6: 77. Ay’ı doğar halde görünce, “Rabbim bu!” dedi. O batınca da şöyle konuştu: “Eğer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum.”

Peygamberin Durumu

6: 106. Rabbinden sana vahyedilene uy! O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!

6:107. Allah dileseydi, şirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de değilsin.

6: 112. İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla baş başa kalsınlar;

6: 116. Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.

6:117. Kendi yolundan kimin saptığını en iyi senin Rabbin bilir. Hidayete ermiş olanları en iyi bilen de O’dur.

6: 125. Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam’a açar. Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir.

7 Araf Suresi

7: 16. Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”

7: 60. Toplumunun kodamanları dediler ki: “Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.”

7:61. Nûh dedi: “Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, âlemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”

7: 90. Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki: “Eğer Şuayb’ın ardı sıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz.”

7: 102. Onların birçoğunda ahde vefadan eser bulmadık. Onların birçoğunu tam sapıklar olarak bulduk.

7:103. Onların ardından Mûsa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zulme saptılar. Bir bak, nasıl olmuştur bozguncuların sonu!

7: 133. Biz de onlar üzerine, açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler.

7: 162. Onların zulme sapanları, bir sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine biz de üzerlerine gökten bir pislik azabı saldık; çünkü zulmediyorlardı.

7:163. Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelindi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.

7: 165. Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla yakalayıverdik.

 

8 Enfal Suresi

8: 18. Gördünüz ya, Allah küfre sapanların tuzağını fersiz bırakır.

8: 30. Küfre sapanlar, seni tutup bağlamaları yahut öldürmeleri ya da yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

8: 36. O küfre sapanlar mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, harcayacaklardır da. Sonunda bu kendileri için bir hasret olacak, sonra da mağlup edilecekler. Küfre sapanlar doğruca cehenneme sürülecekler.

8: 38. Küfre sapanlara söyle: “Eğer son verirlerse eskide kalmış olan, kendileri için affedilir. Eğer yeniden başlarlarsa, daha öncekilere uygulanan yol ve yöntem, eskisi gibi devam etmiş olacaktır.”

8:50. Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: “Yangın azabını tadın.”

8: 54. Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tavırları gibi. Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Biz de onları günahları yüzünden mahvettik. Firavun hanedanını da boğmuştuk. Bunların tümü zulme sapanlardı.

8: 59. Küfre sapanlar sakın öne geçtiklerini düşünmesinler. Onlar bizi âciz bırakamazlar.

8: 73. Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.

9 Tevbe Suresi

9: 8. Onların ahdine nasıl güvenilebilir! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaşmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Ve onların çoğu gerçeğe uzak düşmüş sapıklardır.

9: 17. Müşrikler, öz benliklerinin küfre sapışına tanık olup dururlarken, Allah’ın mescitlerini onarmaya girişemezler. Tüm amelleri boşa çıkmıştır onların. Ateşte uzun süre kalacaklardır onlar.

9: 67. İkiyüzlülerin erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır: Kötülüğe özendirirler, iyilikten alıkoyarlar, harcamamak için ellerini sıkarlar. Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. İkiyüzlüler, yoldan sapmışların ta kendileridir.

9: 68. Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da küfre sapanlara da içinde uzun süre kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. O yeter onlara. Allah lanet etmiştir onlara. Köklü bir azap var onlar için.

9: 84. Onlardan ölen biri üzerine asla dua etme; böyle birinin mezarı başında da durma. Bunlar Allah’a ve resulüne nankörlük ettiler ve yoldan sapmış olarak ölüp gittiler.

9: 90. Göçebe Arapların özür bahane edenleri kendilerine izin verilmesi için geldiler; Allah’a ve resulüne yalan söyleyenler oturdular. Onların küfre sapanlarına korkunç bir azap erişecekti.

9: 96. Kendilerinden hoşnut olasınız diye karşınızda yemin ediyorlar. Siz onlardan razı olsanız da Allah, yoldan sapmış bir topluluktan razı olmaz.

9: 115. Allah bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

9: 123. Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.

10 Yunus Suresi

10: 12. İnsanlara zorluk dokunduğu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama sıkıntısını çözdüğümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızlığa/aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları, işte böyle süslü gösterilmiştir.

11 Hud Suresi

11: 27. Toplumunun küfre sapanlarından bir grup kodaman şöyle konuşmuştu: “Bize göre sen, bizim gibi bir insandan başkası değil. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından başkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduğuna inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz.”

12 Yusuf Suresi

13 R’ad Suresi

13; 7. Küfre sapmış olanlar şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.

13; 14. Gerçek dua yalnız O’na/hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri, şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.

13: 27. Küfre sapanlar derler ki: “Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir.”

13; 33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.

13: 43. Küfre sapanlar: “Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter.”

 

14 İbrahim Suresi

14: 13. Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: “Ya tam bir biçimde bizim milletimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız.” Rableri de onlara şunu vahyetti: “Zalimleri muhakkak helâk edeceğiz.”

14: 30. Yolundan saptırmak için Allah’a eşler uydurdular. De ki: “Hadi, nimetlenin! Sonunda varacağınız yer ateştir.”

15 Hicr Suresi

15: 40. “İçlerinden riyaya sapmamış, samimi kulların müstesna.”

15: 56. Dedi: “Sapıtmışlardan başka kim ümit keser Rabbin rahmetinden!”

 

16 Nahl Suresi

16: 29. Hadi, girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.

16: 84. Her ümmetten bir tanığı ortaya sürdüğümüz gün, küfre sapanlara ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkân sağlanır.

16:85. Zulme sapanlar azapla yüzyüze geldiklerinde, ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır.

16:86. Şirke sapanlar, ortak tuttuklarını gördüklerinde şöyle derler: “Rabbimiz, işte bunlar seni bırakıp da yalvarıp yakardığımız ortaklarımız.” Bunun üzerine ortakları onlara şöyle söz dokundururlar: “Siz, yalancılarsınız, yalancılar!”

 

17 İsra Suresi

17: 15. Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.

17: 48. Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar.

17: 72. Bu dünyada kör olan, âhirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o.

18 Kehf Suresi

19 Meryem Suresi

19: 38. Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün, açık bir sapıklık içindedirler.

20 Taha Suresi

20:92. Mûsa dedi: “Ey Hârun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de,

21 Enbiya Suresi

22 Hacc Suresi

22: 25. Küfre sapanlar, Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram’dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.

23 Müminun Suresi

24 Nur Suresi

24: 55. Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.

24: 57. Sakın o küfre sapanların, yeryüzünde âciz bırakıcı güçler olduklarını zannetme. Varacakları yer ateştir onların. Ne kötü dönüş yeridir o, ne kötü!

25 Furkan Suresi

25: 9. Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.

25: 17. Onları ve Allah dışındaki taptıklarını haşredeceği gün şöyle sorar: “Şu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yoldan çıktılar?”

26 Şuara Suresi

26: 86. “Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır.”

26: 99. “Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi.”

26: 224. Şairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar.

27 Neml Suresi

27: 55. “Siz, şehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp da erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz cehalete saplanmış bir topluluksunuz.”

27: 60. Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek ağacını bitirmeniz mümkün değildi. Allah’ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur.

28 Kasas Suresi

28: 15. Halkının habersiz olduğu bir sırada kente girdi. Orada iki adam buldu, dövüşüyorlardı. Bu, Mûsa’nın halkından, şu da düşmanlarındandı. Kendi halkından olan, düşmanından olana karşı Mûsa’dan yardım istedi. Mûsa ona bir yumruk indirip işini bitirdi. Dedi: “Bu yaptığım, şeytanın amellerindendir. İnsanı saptıran açık bir düşmandır o.”

28: 85. Bu Kur’an’ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere/belirlenen sona götürecektir. De ki: “Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir.”

29 Ankebut Suresi

29: 46. Ehlikitap’la, en güzel olan yöntem dışında bir yolla mücadele etmeyin! Onların zulme sapanları müstesna. Şöyle deyin: “Bize indirilene de size indirilene de iman ettik; tanrımız ve tanrınız bir. Ve biz O’na teslim olanlarız.”

30 Rum Suresi

31 Lokman Suresi

31: 11. İşte Allah’ın yaratışı/yarattıkları! Hadi, gösterin bana onun dışındakiler ne yaratmıştır? Hayır, hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler.

32 Secde Suresi

32: 29. De ki: “Fetih günü, küfre sapanlara imanları yarar sağlamayacaktır. Onlara göz açtırılmaz bile.”

33 Ahzab Suresi

33: 73. Bunun böyle olması, Allah’ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

34 Sebe Suresi

34: 8. “Yalan düzüp Allah’a iftira mı ediyor, yoksa çıldırmış mı bu?” Hayır, söyledikleri gibi değil! Gerçek şu ki, âhirete inanmayanlar, dönüşü olmayan bir sapıklık ve bir azap içindedirler.

34: 24. De ki: “Göklerden ve yerden sizi kim rızıklandırıyor?” De ki: “Allah! O halde biz yahut siz ya tam hidayet üzerindeyiz yahut açık bir sapıklık içinde.”

34: 31. Küfre sapanlar dedi ki: “Biz, bu Kur’an’a da bundan öncekine de asla inanmayacağız!” Ah, bir görsen o zalimleri Rableri huzurunda, tutuklanmış halde! Bir kısmı da bir kısmına söz atar durur. Basit görülüp horlananları, büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Siz olmasaydınız, vallahi biz inanacaktık!”

34: 2. Artık o gün, birinizin diğerine yarar sağlamaya da zarar vermeye de gücü yetmez. Zulme sapanlara şöyle deriz: “O kendisini yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadın!”

34: 50. De ki: “Eğer saparsam, öz benliğim aleyhine saparım. Doğruyu ve güzeli bulursam bu, Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semî’dir, Karîb’dir.”

35 Fatır Suresi

36 Yasin Suresi

36: 24. “Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim.”

37 Şaffat Suresi

37: 32. “Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik.”

37: 69. Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen,

37: 71. Yemin olsun, daha önce ilk nesillerin çoğu da sapmıştı.

38 Sad Suresi

38: 28. Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?

39 Zümer  Suresi

39: 22. Allah’ın, göğsünü İslam’a açtığı kimse, Rabbinden bir ışık üzerinde olmaz mı? Allah’ın zikrine/Kur’an’a karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlardır, açık bir sapıklık içindekiler.

39: 41. Kuşkusuz, bu Kitap’ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.

39: 65. Yemin olsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.

40 Mümin Suresi

40: 34. Yemin olsun, daha önce Yûsuf da size açık-seçik mesajlar getirmişti de onun size getirdikleri hakkında hep kuşku duymuştunuz. Daha sonra o ölünce de şöyle demiştiniz: “Allah ondan sonra bir daha asla resul göndermez.” Allah, sınır tanımaz kuşkucuları işte böyle saptırır.

40: 37. “Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Mûsa’ın tanrısına, da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum.” Firavun’a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı hep kayıptadır.

41 Fussilet Suresi

41: 29. O küfre sapanlar şöyle diyecekler: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar.”

42 Şura Suresi

42: 18. Ona inanmayanlar onun çabucak gelmesini isterler. İman edenlerse ondan ürperirler ve bilirler ki o haktır. Dikkat edin, kıyamet saati hakkında tartışıp duranlar, geri dönüşü olmayan bir sapıklığın tam içindedirler.

43 Zuhruf Suresi

43: 5. Siz, haddi aşanlardan/zulme sapanlardan oluşan bir toplumsunuz diye, o zikri/Kur’an’ı sizden uzak mı tutalım?

43:37. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

44 Duhan Sures

45 Casiye Suresi

46 Ahkaf Suresi

46: 32. Allah’ın davetçisine uymayan, yeryüzünde hiç kimseyle yarışamaz/hiç kimseyi âciz bırakamaz. Böylesinin, Allah dışında/Allah’ın davetçisi dışında evliyası da olmaz. Böyleleri apaçık bir sapıklık içindedir.

46: 35. Artık, resullerin azim sahibi olanlarının sabrettiği gibi sabret! O inkârcılar için acele etme! Tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, gündüzün sadece bir saati kadar yaşamış gibi olurlar. Bir duyurudur bu. Sapmışlar topluluğundan başka kim helâk edilir!

47 Muhammed Suresi

47: 11. Bu böyedir; çünkü Allah, iman edenlerin Mevlâ’sıdır. Küfre sapanların ise Mevlâ’sı yoktur.

48 Fetih Suresi

48:25. Onlar o kişilerdir ki, küfre sapıp sizi Mescid-i Haram’dan geri çevirdiler, bekletilen kurbanlık hediyelerin, yerlerine ulaşmasına engel oldular. Eğer kendilerini tanımadığınız için çiğneyeceğiniz ve bu bilgisizlik yüzünden üzüntü ve kınayışla karşılaşacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlar olmasaydı, iş başka türlü olurdu. Böyle olması, Allah’ın, dilediğini rahmetine sokması içindir. Onlar birbirlerinden ayrılmış olsalardı, inkâra sapanları acıklı bir azapla cezalandırırdık.

49 Hucurat Suresi

50 Kaf Suresi

50: 27. Yoldaşı dedi ki: “Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Onun kendisi, dönüşü olmayan bir sapıklık içindeydi.”

51 Zariyat Suresi

51: 53. Bunu aralarında vasiyetleştiler mi? Hayır, azıp sapmış bir topluluk bunlar

52 Tur Suresi

53 Necm Suresi

53: 2. Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.

54 Kamer Suresi

54: 47. Kuşkusuz, suçlular, şaşkınlık ve çılgınlık içindedir.

55 Rahman Suresi

55: 8. Azgınlık etmeyin ölçü ve tartıda, saptırmayın mizanı.

56 Vakıa Suresi

56: 51. Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar!

57 Hadid Suresi

58 Mücadele Suresi

58: 4. Özgürlüğe kavuşturma imkânını bulamayan, ilişkiye girmelerinden önce, aralıksız iki ay oruç tutacaktır. Buna da gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyuracaktır. Bütün bunlar Allah’a ve resulüne inanasınız diyedir. Ve işte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Küfre sapanlara korkunç bir azap vardır.

58:5. Allah’a ve resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin çarpılıp tepelendikleri gibi çarpılıp tepeleneceklerdir. Biz, gerçekleri apaçık gösteren ayetler indirmişizdir. Küfre sapanlar için, rezil edici bir azap vardır.

59 Haşr Suresi

59: 2. Ehlikitap’tan küfre sapanları, ilk toplanma gününde yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız; onlarsa kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını zannetmişlerdi. Ama Allah onlara hiç ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; kendi evlerini kendi elleriyle ve iman sahiplerinin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın, ey gözleri olanlar!

59: 16. Durumları, şeytanın durumuna benziyor. Hani, şeytan insana, “Küfret/inkâr et!” der, insan küfür ve inkâra sapınca da şöyle konuşur: “Vallahi ben senden uzağım; ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!”

60 Mümtahine Suresi

60: 1. Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın! Onlar, size Hak’tan geleni inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah’a inandığınız için Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz. Benim yolumda gayret sarf etmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.

  1. Onlar sizi ele geçirirlerse size düşman olurlar; ellerini ve dillerini size kötülükle uzatırlar, inkâra sapmanızı isterler.

60: 5. “Ey Rabbimiz! Bizi, küfre sapanlar için bir fitne/imtihan aracı yapma! Bağışla bizi ey Rabbimiz! Sen, yalnız sen sonsuz kudretin, sonsuz hikmetin sahibisin.”

61 Saff Suresi

61: 5. Hani, Mûsa, toplumuna şöyle demişti: “Ey toplumum! Benim size gönderilen Allah elçisi olduğumu bilip durduğunuz halde, beni neden incitiyorsunuz?” Onlar bozulup sapınca Allah da onların kalplerini eğriltti. Çünkü Allah, sapıklardan oluşmuş bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

62 Cuma Suresi

62: 2. O Allah’tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah’ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.

63 Münafıkun Suresi

63: 3. Bu durumun sebebi şudur: Onlar iman ettiler, sonra küfre saptılar da kalpleri üzerine mühür basıldı. Artık onlar incelikleri anlamazlar.

63: 6. Sen onlar için ha af dilemişsin ha dilememişsin. Aleyhlerindeki sonuç aynı kalacaktır. Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü Allah, sapıklar topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.

64 Tegabun Suresi

64: 2. O’dur sizi yaratan! Sizin bir kısmınız küfre sapmıştır, bir kısmınız iman etmiştir. Ve Allah, işleyip ürettiklerinizi çok iyi görmektedir.

64: 6. Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: “Bir insan mı bize kılavuzluk edecek?!” deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah, sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.

64:7. Küfre sapanlar asla diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: “Rabbime yemin ederim ki, sandığınız gibi değil! Yemin olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; yine Yemin olsun ki, yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır.”

64: 10. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar, içinde uzun süre kalacakları ateşin dostlarıdır. Ne kötü dönüş yeridir orası!

65 Talak Suresi

66 Tahrim Suresi

66: 7. Ey küfre sapanlar! Özür dilemeyin bugün! Çünkü siz yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılıyorsunuz.

66: 9. Ey Peygamber! Küfre sapanlarla ve münafıklarla mücadele et ve onlara karşı sert davran! Varacakları yer cehennemdir onların. Ne kötü dönüş yeridir o!

67 Mülk Suresi

67: 9. Derler ki: “Gelmedi olur mu? Bize uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık. Ve: ‘Allah bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, başka değil!’ şeklinde konuştuk.”

67: 29. De ki: “Rahman’dır O, O’na inandık biz ve yalnız O’na güvendik. Yakında bileceksiniz kimmiş apaçık sapıklığın içinde.”

68 Kalem Suresi

68: 13. Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.

69 Hakka Suresi

70 Mearic Suresi

70: 2. Küfre sapanlar içindir o. Yoktur onu savacak.

71 Nuh Suresi

72 Cin Suresi

72: 15. “Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”

73 Müzzemil Suresi

73: 17. Eğer inkâr ve nankörlüğe saparsanız, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız?

74:Müddesir Suresi

74: 31. Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.

75 Kıyamet Suresi

76 İnsan/Dehr Suresi

77 Mürselat Suresi

78 Nebe Suresi

79 Naziat Suresi

80 Abese Suresi

Muhammet kendisini ziyarete gelen zenginlerle konuşurken “Kör bir Müslüman’ın “ gelerek din hakkında sorular sormasından “tiksinti duyması” üzerine bu ayet inmiştir. Herkese sapık müşrik diyen ve kendisine inanmayan insanlığa savaş ilan eden peygamberin bence kibirlenmesi çok olağandır zaten her sözü kibirdir.

Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinden;

“yüzünü ekşitti” ve “döndü” fiillerindeki zamirlerin Resulullah (s.a.v)’ın yerini tuttuğunu anlatır. Bu nazar-ı itibara alınmadığında da bunun evvelki sûrenin sonundaki korkutma mânâsıyla mutlak şekilde ilgilendirecek bir mânâ irtibatı vardır. Orada ikinci şahıs zamiri olan “sen”den burada üçüncü şahıs zamirine geçilmesinde de iltifat sanatı vardır. Yani ikinci şahıstan üçüncü şahsa dönülmüştür. Bu şekilde korkutma ve öğüdün kimlere fayda vereceği anlatılırken her şeyden önce korkutucu ve uy a rıcının ise kendisinden başlaması gerektiğine de dikkat çekilmiştir.

  1. Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;
  2. Yanına kör adam geldi diye.
  3. Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.
  4. Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
  5. O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,
  6. Ki sen ona yöneliyorsun;
  7. Sana ne onun arınmasından!
  8. O, koşarak sana gelen var ya;
  9. Odur içine ürperti düşen.
  10. Sen ona aldırmazlık ediyorsun.
  11. Hayır, hiç de öyle değil! O, bir düşündürücüdür.
  12. Dileyen onu düşünüp öğüt alır.

“yüzünü ekşitti”.

ABS ve UBUS, huzursuzluktan yüz burkulmak mânâsınadır ki, yüz ekşimek, burun civrilmek, çehre dürülmek, turşu olma tabir edilir. Kâmus Şârihi’nin açıklamasına göre müteaddî (geçişli) olarak da kullanılır ki, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak, alnını buruşturmak deyimleri ile ifade edilir. Lâzım (geçişsiz) olarak denilir, “yüzü ekşidi” demek olur. Geçişli olarak da ” vech” kelimesinin nasbı ile, “yüzünü ekşitti” demek olur. Bizim buna ekşime ve ekşitme dememiz, pek ekşi veya buruk bir şey yenildiği zaman yüzü bu halde buruşturması münasebetiyle olmalıdır. Çoğu zaman “yüzü ekşidi” denilirse de yerine göre sadece “ekşidi” denilmekle de aynı mânâ ifade edilir. “Falanca gelince falan kimse ekşidi.” denilirse yüzü ekşidi, onun gelmesinden hoşlanmadı demek olduğu bellidir. Burada da böyle yüz zikredilmeden buyrulmuştur. Yani, hoşlanmadı, ekşidi.

  1. Ve döndü, yüzünü çevirdi, öteye yöneldi,

Çünkü ona âmâ geldi. Âmâ’nın gelmesinden hoşlanmadığı için böyle yaptı.

Özellikle âmâ sıfatıyla ifade, âmânın mazeretini ve kendisinden yüz çevrilmeye değil, aksine kendisine yönelmeye ve onu irşat etmeye çağıran zahiri ihtiyacını göstermek ve hükmü, kişisel olacak şekilde bırakmayıp mânâyı genel olarak yol göstermeye muhtaç özürlü ve ihtiyaç sahibi olanları içine alacak şekilde genelleştirmek içindir.

  1. Oysa onun temizlenmemesinden sana ne?

Senden ve Kur’ân’dan yararlanmak istemeyen o kendini ihtiyaçsız sayan kişinin temizlenmesinden, İslâm’a girmemesinden sana bir sorumluluk gelmez. Fakat ihtiyacı olduğunu söyleyen, öğrenmek isteyen bir Müslümandan yüz çevirmekte sorumluluk vardır. Yani inanmayanların, ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin irşat edilmesi ve hallerinin düzeltilmesiyle de uğraşmak asıl itibariyle yasaklanmış değil,

fakat ihtiyacı olduğunu söyleyip duran bir Müslümana aldırmayıp da ihtiyaç hissetmeyenlere yönelip özenmek yasak. Onun için işin bu yönü daha çok açıklığa kavuşturularak buyruluyor ki:

  1. Âmâ sana koşarak yani sende bulunan ilmi ve irfanı, senden irşat alıp doğru yolu bulmayı isteme ve arama uğrunda sana can atarak, gayret ederek
  2. ve korkarak, yani bir kusur eder sürçerim, bir günaha girerim diye Allah korkusu, Hak saygısı ile gelen kimse ki o âmâ fakir böyle bir şevk ve saygı içinde bunları istemek üzere gelmişti.
  3. Sen onunla ilgilenmiyorsun, anlamamazlıktan geliyor, aldırmıyor, ihtiyaç hissetmeyenle uğraşmak gibi, buna göre boş ve yararsız demek olan bir işe dalıyorsun. Yani bu, gözleri görmese de kulağı ve kalp gözü açık, hidayet aşığı bir istekliyi bırakıyorsun da bakıldığı zaman gözü var görünen, fakat kalp gözü kö r, hak sözü dinlemek gibi bir derdi olmayan o kendini ihtiyaçsız hisseden kimselerle, boşuna uğraşıyorsun…

Bu örnek de peygamberin yoldan çıkmış/sapkın işlerinden birisidir.

80: 42. İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüğe batanlar.

81 Tekvir Suresi

82 İnfitar Suresi

83 Mutaffifin Suresi

83: 7. Hayır, iş düşündükleri gibi değil! Rezilliğe batmışların kitabı, karanlık ve pis bir çukurun, Siccîn’in ta içindedir.

84 İnşikak Suresi

84: 22. Tam aksine, o küfre sapanlar yalanlıyorlar.

85 Buruç Suresi

86 Tarık Suresi

87 Ala Suresi

88 Gasiye Suresi

89 Fecr Suresi

90 Beled Suresi

91 Şems Suresi

92 Leyl Suresi

93 Duha Suresi

  1. Yemin olsun kuşluk vaktine,
  2. Gelip oturduğu vakit geceye ki,
  3. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.
  4. Sonrası/âhiret/gelecek senin için öncesinden/dünyadan/geçmişten elbette ki daha mutlu-kutlu olacaktır.
  5. Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın!
  6. O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?

E.H.Yazır Tefsirinden;

  1. “Seni bir yetim bulup da barındırmadı mı?” Yüce Allah’ın güzel isimleriden biri de “Vâcid” ism-i şerifidir ki vücud, vicdan vecid (vâv’ın üç harekesiyle) mastarlarının ism-i fâilidir. Bunun asıl meşhur mânâsı varlık, buluş ve zenginliktir…

Siyer’de bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) babası Abbdullah b. Abdülmuttalib’ten yetim olarak dünyaya gelmişti. Hz. Peygamber (s.a. v.)’in dedesi Abdülmuttalib, oğlu Abdullah’ı hurma almak için Medine’ye göndermiş, Abdullah orada vefat etmişti. O sırada Resulullah (s.a.v.) henüz ana karnında altı aylık bir yavruydu. Dolayısıyla doğarken yetim olarak doğmuştu. Anası Hz. Amine ile beraber dedesi Abdülmuttalib’in yanında idi.

Sonra altı yaşında iken annesi de vefat etti. Daha sonra da sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. O vakit de onun vasiyeti ile amcası Ebu Talib vasisi olarak onun sorumluluğunu yüklenip yanına aldı. Güzel baktı ve çocukluğunda da kendisinde diğer çocuklarda görülmeyen olağanüstü durumlar görüldüğü için ona çok özen gösterdi.

… Rivayet edildiğine göre Ebu Talib bir gün kardeşi Abbas’a

– Kardeşim, dedi, sana Muhammed’den gördüğümü haber vereyim mi? dedi. Abbas: “Evet” deyince:

– Ben, dedi, onu himayeme aldım. Gece ve gündüz bir an ondan ayrılmaz oldum. Onu kimseye güvenip bırakamıyordum. Hatta kendi döşeğimde uyutuyordum. Bir gece soyunup benimle beraber uyumasını söyledim. Baktım, yüzünde bir hoşnutsuzluk var. Benim isteğime karşı çıkmak da hoşuna gitmedi.

“Amcacığım, yüzünü benden çevir de soyunayım. Çünkü ben vücuduma bakmandan hoşlanmam.” dedi.

Sözüne şaştım. Gözümü çevirdim, döşeğe girdi, ben de girdim. Baktım ki aramızda bir örtü var. Vallahi ben onu döşeğime koymamıştım. O gayet yumuşak, miske batırılmış gibi hoş kokulu idi. Vücuduna bakayım diye gayret sarf ettim, bir şey göremedim. Çok vakit de ben onu döşeğimden kaybederdim.

Aramaya kalkardım, kalktım mı “ha amca, ben buradayım” derdi. Dönerdim ve çok zaman ondan hayret ettiğim bir söz işitirdim. Bu da geceden biraz geçince olurdu…

Bizler yemekte içmekte besmele çekmez, elhamdülillah demezdik. O ise yemeğe başlarken “Tek olan Allah’ın adıyla” derdi. Yemeği bitirince de “el-Hamdülillâh” derdi. Ben ona şaşardım. Kendisinde ne bir yalan, ne bir gülmek, ne de bir cahillik gördüm. Çocuklar oynarlarken de onlarla beraber durmazdı. Ömrüme yemin olsun ki bu, büyük bir feyzden bir alâmettir.

“Daha beşikte iken parlak deliller halindeki şeref işaretleri, dedesinin saadetini artırıyordu.”…

Tefsire burada son veriyorum.

Yetişkin bir adam olan Ebu Talip anne ce babasız “6” yaşında bir erkek yeğeni ile “soyunarak yatağa giriyor”, bunun literatürde başka bir adı var. Şimdi tekrar okuyalım;

Bir gece soyunup benimle beraber uyumasını söyledim. Baktım, yüzünde bir hoşnutsuzluk var. Benim isteğime karşı çıkmak da hoşuna gitmedi.

“Amcacığım, yüzünü benden çevir de soyunayım. Çünkü ben vücuduma bakmandan hoşlanmam.” dedi. Sözüne şaştım. Gözümü çevirdim, döşeğe girdi, ben de girdim….”

Takdir sizindir.

  1. Seni şaşırmış olarak bulup da kılavuzluğunu üstlenmedi mi?

Tefsiri

…DÂLL, bilindiği gibi yitik, hangi yola gireceği hususunda şaşkın, yahut yanlış yola giden sapık mânâlarına gelir. “Sizin arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da.”(Necm, 53/2) buyurulmuş olan Resulullah (s.a.v.) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına “dâll” olmamıştır. Allah’ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, Allah’tan başka ilâh tanımamış, ahlâkı temizdi, hiç bir kötü fiil işlememişti. Her hususta güvenilir kişi olarak tanınmıştı. Dolayısıyla şirk sapıklığı, heva ve hevese göre amel etme sapıklığı onun yüce zatından uzak idi. Yüce Allah onu ta baştan itibaren o gibi sapıklıklardan uzak kılmış, ona sağlam bir bakış ve görüş bahşetmişti.

Yani sen, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatler ve şeriatlerden gafil ve yol arayan bir yitik halinde şaşkın iken Rabb’ın seni bulup seçerek hidayet buyurmadı mı? Verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek doğru yolu göstermedi mi?

  1. Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?

Tefsiri

  1. Ve seni yoksul iken bulup seçip de zengin yapmadı mı?

AİL, “ayle” yani fakir ve ihtiyaç sahibi yoksul, bir de çok çoluk-çocuk sahibi, yani kendisine muhtaç olan ailesi, yoksulları çok, çok yoksullu mânâlarına gelir. Burada iki mânâ ile de tefsir yapılmıştır.

BİRİNCİSİ, sen serveti yok bir yoksul iken yine seni seçip zengin kılmadı

BİRİNCİSİ, sen serveti yok bir yoksul iken yine seni seçip zengin kılmadı mı? demektir. Resulullah (s.a.v.)’a babasından bir dişi deve ile bir cariyeden başka miras kalmamıştır. Sonra yüce Allah onu önce Şam’a yaptığı ticaret seferinden elde edilen bereketli kâr ile, Hz. Hatice ile evlendikten sonra da onun bütün ser v etini hibe etmesiyle zengin etmiş, daha sonra Hz. Ebubekir de malının hepsini Allah için Resulullah (s.a.v)’a getirmiş, “çoluk-çocuğuna ne bıraktın?” buyurduğunda “Allah ve Resulünü” demişti.

  1. O halde, yetimi örseleme!
  2. O halde, yani hal böyle olunca, sen de Rabb’ının bu var olan ve olması vaad edilen ihsan ve nimetlerinin bir şükür alâmeti olmak üzere yetime, herhangi bir yetime sakın kahretme, zayıf sayıp da hor bakma ki, hakkını kaybetmeyesin. Çünkü yetimliği tattın ve hakkındaki ilâhî lütfu gördün…

…Yetimi zayıf saymamalı ve zelil etmemeli, hakkını, hukukunu gözetmeli ve buna özen göstermelidir.

Râzî’de yazıldığına göre bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Hatice’nin çocuğuna bağırdığı zaman inmiştir. Bir bağırma veya yüz ekşitmeden dolayı “sakın kahretme” diye sitem edilince zelil kılınır, malı veya hakkı yenilirse nasıl olur?

  1. Yoksulu/bir şey isteyeni azarlama!

Tefsiri–10. İsteyene gelince, sakın onu koğma. İsteyeni yahut soranı azarlama, yani azarlayarak koğma da lutfet: İhtiyacını gider, yahut yumuşak dille reddet…

İlim dilenmek genellikle övülmüştür. Bunda, eziyet ve saygısızlık derecesine varmamak şartıyla, ısrarla yalvarmak da güzel görülmüştür. Mal dilenmek ise genellikle yerilmiştir. Ancak başka bir kazanç yolu bulamayan muhtaç için bir izindir. Böylelerine yardımı düşünmek ise gücü yetenler için bir borçtur. Şu halde ihtiyacı olmadan dilenen yerilmiş dilenciler azara layık olduklarından dolayı ikinci görüşte olduğu gibi bu yasaklamaya dahil olmamak gerekirse de, bizzat istemenin kendisi bir ihtiyaç de l ili olduğu için, herhangi bir dilenciyi aksi sabit olmadıkça azarlamak, yetimi ezmek gibi yasaklanmıştır.

  1. Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir!

94 İnşirah Suresi

95 Tin Suresi

96 Alak Suresi

97 Kadir   “

98 Beyyine Suresi

98: 1. Ehlikitap’tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.

98: 6. Ehlikitap’ın küfre sapanlarıyla müşrikler, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlardır yaratılmışların en şerlisi.

99 Zilzal Suresi

100 Adiyat Suresi

101 Karia Suresi

102 Tekasür “

103 Asr “

104 Hümeze “

105 Fil Suresi

106 Kureyş “

107 Maun Suresi

107: 6. Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.

108 Kevser Suresi

109 Kafirun Suresi

110 Nasr Suresi

111 Leheb Suresi

112 İhlas Suresi

113 Felak Suresi

114 Nas Suresi

Kur’an’daki ayetlerde geçen “sapık, sapıklık, kafirlik, müşriklik” gibi suçlamaların, Kur’an’ın ayetlerini ve peygamberin sözlerini inkar etmek olduğunu, İslam’ın bütün insanlığa “İslam’ın tebliğini ret etmeleri halinde “ savaş açtığını, ültimatom verdiğini, bu savaş ilanının peygamberin, müminlerin anaları, babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları, torunları, hısımları, hemşehrileri ve o zamanın Roma idaresinde o bölgede yaşayanlardan İslam’ı ret edenlere de açıldığını öğrendik.

Kur’an ve peygamberine göre;

Bir Müslüman yurt dışına çıktığında o ülke için bir tehdittir. Müslüman oluncaya veya cizye/haraç ödeyinceye kadar o ülke ile savaş halinde olması gerekmektedir.

Bu durumu bilen yabancı ülkeler ve halkları, ülkelerinde ve şehirlerinde çalışan bizim işçilere ve şirketlere, resmi temsilcilerimize;

-Sizin dininiz bize 1400 yıl önce savaş ilan edip ültimatom vermiş, siz de dindar Müslümansınız, o halde defolun ülkenize gidin, ültimatom öyle olmaz böyle olur deyip bir de savaş ilan etseler ne yapacaksınız?

Bu nasıl akıl, bu nasıl mantıktır ve bir insan bunu nasıl mantıklı bulup kabul edebilir?

Birçok Avrupa ülkesi başta Avusturya haklı olarak “cihat eğitimi veren” tarikat okullarını kapattılar.

Rusya bütün siyasal İslamcıları ülkesinden kovdu.

Bütün bu siyasal İslamcılar ülkemize de Avrupa, İngiltere, Amerika gibi ülkelerde yetiştirilip gönderildiler ve Avrupa, ABD karşıtlığı yaparak, okullarda onlara karşı cihat eğitimi vererek efendilerine hizmet etmektedirler. Arada bir verdikleri cinsel sapkın ifadeler, fetva ve yasalar ile İslam düşmanlığının artmasına hizmet etmektedirler.

Gerçekte de“cihat ilan” ettikleri de Müslüman ülkelerin halklarından başkası değildir. IŞİD’in İsrail’e bir tek kurşun attığına tanık olan yoktur. Çünkü hepsi aslında, Müslüman gibi ibadet eden Yahudi veya Musevidir. Kur’an’ın bu yağma, talan, haraç, sömürgecilik (cihat+fetih) ayetleri aynen Tevrat ve onun ezbere okunan gizlisi Talmud kitap serilerinde vardır. Çocuklar, bebeklerle birlikte uyumak, evlenmek gibi sapkın gelenekler de dahi bunları yazdık.

Bu günkü siyasal İslamcılık, Müslüman elbisesi giymiş devşirilmemiş devşirmelerin, haçlılarla birlik olup İslam’ın temsilcileri olan Müslüman ve Türkleri köleleştirmekten başka bir şey yapmamaktadır.

Müslümanlar da bunu aynen İslam diye yutmuşlardır.

Adamlar haksız da değil.

Sen İslam denen dini yayacağım diye kendi halinde yaşayan halkların, devletlerin üstüne git, yak, yık, öldür, mallarını yapmalar, köle et, ırzına geç, pazarda sat, adam sana teşekkür mü etsin yani?

Peygamber Muhammet ve iddialarına göre vahiylerini aldığı Allah adlı tanrı insanlığa açtığı savaşın ve verdiği ültimatomun karşılığını almışlardır. Bütün Müslüman dünyası işgal edilmiştir. Tüm Müslümanlar gayrimüslim milletlerin kölesi olmuş, parasız köle orduları haline gelmiş, sefil olmuşlardır.

Bir Müslüman’ın gayrimüslim bir ülkede yaşayıp üstüne siyasal İslamcı olmasının fikir, din, vicdan özgürlüğü ile de alakası yoktur. İnsanlıkla da alakası yoktur.

Adonay tanrı Yakup peygamberle güreşiyor.
Yahudilere göre Tanrı-Allah insan şekillidir

Tevrat tanrısı Yahweh/Adonay, yeryüzünde  tüm milletler tarafından kovulmuştur. O da 80 yaşında kısır İbrahim’i bulup, ondan nesil üretip yeryüzünde “sünnet olmaları, kurban kesmeleri, adakları sunmaları” karşılığında, Fırat’tan Kenan’a kadar toprakları vermek konusunda pazarlık yapmıştır.

Hatta Danyal kitabında İran şahına esir düştüğünü 20 gün kaldığını, melek Mikail’in kurtardığını, Cebrail’e de darıldığını anlatmıştır. Bu nedenle Muhammet vahiyleri Cebrail’den alıyorum deyince Yahudiler Muhammet’i kafir, müşrik sapık ilan etmişlerdir. Tevrat’ta Allah adlı bir tanrı da, ahret yaşamı, cennet ve cehennem de yoktur zaten.

Hiçbir din, büyük bir devlet desteklemedikçe yağın olarak benimsenemez. 7. Yüzyılda Muhammet çağında bir Roma vilayeti olan Hicaz (Mekke, Medine, Taif bölgeleri) halkı, 324’de Hristiyanlığı Roma resmi dini yapan, Roma sınırlarını İskoçya’dan İran sınırına, İspanya’dan Almanya’ya kadar genişleten, hiç savaş kaybetmemiş üstüne de halefi olan Maxentus’u da yenip Roma imparatoru olmuş Konstantin, kendisini “Yenilemeyen ve görülemeyen”  yeryüzünde bütün Roma tebalarının tapacakları en büyük “TEK TANRI” Savaş tanrısı Mars’ın yeryüzündeki kılıcı ilan etmiştir.

Peygamber Muhammet Herakles’in peygamberiydi, Onun desteğiyle peygamber oldu. Yoksa koca Sasani imparatorluğunu bitirmiş adam Araplara orada devlet kurma şansı verir miydi? Aklı olan aklını kullanır. Zaten Kuran bu konuda çok uyarır da kim anlar.

Hıristiyan olmalarına rağmen Roma imparatorları “TANRILIK” sıfatlarını sürdürmüşler, ilk defa kesin olarak “7” göbek akraba evliliğini, eşcinselliği yasaklamış, itaat etmeyenleri Yunanlıların Cehenne dedikleri kurban fırınlarında diri diri yakmıştır. Bu yasaları da “tanrıdan aldığı vahiyle yazdırdığını” iddia etmiştir ama yazılan anayasada katkıları olan Roma hukukçularına da teşekkür vardır.

Hz. İsa’nın tanrı olmadığını ve tanrıçadan doğmadığını, sonradan tanrı katına yükseldiğini savunan Nasrani Yahudi Hristiyan azizi, Aziz Agustin’in okulunun merkezi olan Libya’dan, İstanbul’da çıkan taht kavgasına müdaheleye gelen Herakles, kavgaları bitirip 610’da kendisini Roma imparatoru ilan ettiğinde Muhammet’in ülkesinde en büyük tanrı Herakles’ti. Konstantin’in koyduğu yasa yürürlükteydi çünkü.

Hicaz Arapları ve onların başkanlıklarını yapan peygamberin akrabaları da Sasanilerle dini akrabalık bağlarını öne sürerek Roma’ya karşı gözdağı verip rahat ediyorlardı.

Hristiyanlığı Araplara yaymak isteyen Vatikan da başarılı olamıyordu. Yalnız, Suriye’deki Büşra şehrinde Arabistan kiliselerinden sorumlu episkopos Rahip Bahira, ona bağlı çalışan Mekke Nasturi kilisesi baş keşişi Varaka bin Nevfel de ayrıca Peygamberin amcaoğluydu. İlk karısı Hatice de peygamberin amcasının kızıydı ve 500 yıl önce yeniden yazılan Buhari hadislerinin orjinalinde geçtiği iddia edildiğine göre de Hristiyanlığı yayması için kiliseden mal mülk verilerek, sadece Muhammet’ten peygamber yapmak için azad edilmiş bir rahibeydi de.

Herakles de Nasturi olunca, yıldız dinlerine tapınan aşırı muhafazakar Yahudiler, Sabiler ile kolay anlaştı, Muhammet’i destekleyerek İslam’ı yaymaya gayret etti. 613’de Sasani şahı Hüsrev’den büyük bir yenilgi alınca bu iş yattı, Varaka da ölünce vahiyler kesildi, yeni vahiy fısıldayıcıları arandı, boşluğu derin bilgisiyle Hatice doldurdu, onun sağlığında kadınlar aleyhine tek ayet inmedi.

622’de Herakles Sasanilere karşı başarılı olamayınca, İran şahı Hüsrev Muhammet’in kellesini alması için Yemen Valisi Bazan’ı gönderdi, Muhammet de kuzeye Medine’ye kaçtı. Soy olarak akrabaları olan Beni Nadir Yahudileri Romalılara şirin görünmek için ondan kadı yaptılar. O da, Yahudilerin ilkel diye terk ettikleri Recm uygulayarak onları pişman etti, düşmanlık çıktı.

Nihayet 627’de Herakles İran’daki Hristiyanlarla da anlaşmanın yollarını buldu, yılın ikinci yarısından sonra Mezopotamya Ninova savaşlarına başladı, 628 Ocak ayı sonunda Sasani ordusunu bir daha dirilmemek üzere tarihe gömdü, başkent Babil (Tizpon)i yerle bir etti.

Muhammet çağı Roma ve Sasani haritaları ile bölge kavimleri

Hıristiyan ve Yahudileri kışkırtarak iç isyanları çıkarttı, taht kavgaları büyüdü, Şubat ayında Şam’a gelerek Ebu Süfyan’ı çağırttı, Süfyan Sasanilerin toparlanacağını düşündüğünden iki yıl bekledi, baktı olacağı yok, Mekke’yi Hayber’i teslim etti Sasani topraklarını yağmalayarak Roma’nın 721 yıl süren Sasani-Roma savaşlarının öcünü olacak, “ültimatomunu kendi yazdığı” İslam yani Arap Hristiyan orduları, 632’ye kadar çakma savaşlarla eğitilip, tarihinde bağımsız ordu kuramamış karışık Arap toplulukları böylece askerliği öğrenmeye başladılar ve peygamberin ölümünden sonra Arap yarımadası iç savaşlarla tek devlet yapıldıktan sonra taktik, lojistik, askeri Roma ve Vatikan’ın destekleriyle yollara düşürüldü.

Üç yıl sonunda 635’de Horasan’dan Mısır’a uzanan coğrafyaya sahip olmalarına izin verilen Araplar, 641’de ölümüne kadar Herakles’i huzursuz edecek tek hareket yapmadılar.

İşte, Vatikan emeklisi rahip Alberto Riviera’nın Prophet/Peygamber kitabına göre ve benim de tarihi araştırmalarımın katkılarıyla Muhammedin peygamberlik hikâyesi böyleydi (İslam Roma Tezgahı mı yazımı okuyunuz) İslam’ın Allah’ı Herakles, vahiy getiren Cebrail’i de Büşra Şehrinden gönderilen papazlar ve onlara katılan Mekke’de yaşayan bazı Grek Rumları v.b. dir.

Gerisi, 1200 yıl önce Bağdat İslam üniversitesinde sonradan yazıldı. Hemzesiz, esiresiz, ötüresiz Aramilerin Kufi alfabesi ile yazılan ilk Ku’ran üstün, esire, hemzeli harflerle yeniden yazıldı bu düzeltme 1600’lere kadar sürdü ve Arami alfabesi Arap alfabesi olarak o zaman şimdiki halini aldı.

İşte ilk atalarımız böyle imal edilmiş, tamamen siyasi rejim olan bir dine girmiş oldular.

Peygamberlik bu kadar kolay mı?
Muhammet adlı bir Arap Yahudi, 5m2’lik Hira mağarasına gidip inzivaya çekilmiş.
Günler aylar sonra uyumuş, rüya görmüş.
Rüyasını karısına, o da Mekke Nasturi kilisesi baş rahibi Varaka bin Nevfel’e anlatmış.
O da, bu Yahudilerin beklediği Baraklitus =Muhmenna demiş.
Roma İmparatoru Herakles de destek verince adam peygamber olmuş.
Varaka bin Nevfel, Tevrat ve dört İncil okumuş.
Ben, Tevrat’ı, Süryani ve Gregoryen Tevratlarını, 8 İncil’i, Hint Ramayana, Mahabarata, İran Zerdüşt Avesta, Grek, Roma ,Mısır, Sümer, Hint mitolojileri dahil 400 din okudum.
Bu gece de bilmem kaçıncı yüz kez Kuran hatim ettim.
Valla ben Cebrail’i devre dışı bıraktım. Evrenenosoglu gibi direkt Allah ile konuşuyorum desem bana kim inanır?
Kadir Inanır. Aaaah Herakles nerdesin?

Desem de inanmayın sakın…

Kur’an’ın “ültimatom veren, savaş ilan eden, herkese sapık, beyinsiz…” diyen tanrısının Herakles olduğu bir gerçektir. Çünkü hiçbir din kitabında, seçtiği kavime söven, aşağılayan böyle ifadeler kullanan tanrı yoktur.
Kendi sözlerine karşı gelenleri sapık ilan eden peygamberin de cinsel istismar kurbanı bir yetim, Yahudi çocuğu, peygamberliğinde de çocuk gelin Ayşe, Cüveyriye, kölesi Zeyd, ve karısı Zeynep bin Cahş ile evlilikleri gayrimüslim ve Müslüman ülkelerde en çok tartışılan gerçeklerdir.

Müslümanlar bunların endogamik, içten evlenen, ensest Arap gelenekleri olduğunu, hala bu geleneklerini gizli açık sürdürenler ortadayken Araplara göre olağan olduğunu kestirmeden kabul edip ikiyüzlülüğü bırakmalıdırlar. Bazıları kabul etmeye başladılar bile.

Onlara göre olağan olan yaşam şekli bize ve medeni batılı ülkelere göre ise sapkınlıktır. Buna rağmen her ülkede bunlardan vardır. Sadece peygamberine ve kitabına inanmıyorlar diye herkese “sapık” deyip ültimatom veren peygamber ve tanrıların dinlerine ne kadar hoşgörü gösterilebilir ki?

Sapığa da sapık demek herkesin hakkıdır.

Alaeddin Yavuz

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Tarih içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi

GİNZA D RABBA SABİLERİN KUTSAL KİTABI İngilizce


HIRİSTİYAN SABİLERİN KUTSAL KİTABI

Bu kitabın 7 suresini Türkçeye çevirdim. Kitabın metinlerine MÖ 2300’lere uzanan Ebla, Ugarit metinlerinde rastlanılmıştır. Kopyaladığım internet sitesinin sayfa formu korunmuştur.

GİNZA RABBA

Mandaean Scriptures and Fragments

Ginza Rba

The Canonical Prayerbook of the Mandaeans

Archive | Library | Bookstore | Index | Web Lectures | Ecclesia Gnostica | Gnostic Society

 

Archive Notes:

The texts below are taken from:  E.S. Drower, Canonical Prayerbook of the Mandaeans, Leiden: 1959.  Drower writes in introduction to this wor

“The first Mandaean book which came into my hands was a small volume of 200 hundred and thirty-eight pages in a poor handwriting. It was presented to me by an old Mandaean silversmith a year or two after the first World War. This volume inspired me with curiosity, and later when I has read Nodeke’s ‘Mandaische Grammatik’, I found that it contained prayers for minor ablutions, the daily office (the ‘nisania) and the masitqa prayers.

An early visit to ‘Amarah resulted in the acquisition of a damaged and imperfect copy of the entire codex, I mean prayers considered canonical and still used by priests. A head priest (a ganzibra) copied into it some of the missing pages and to these I added others when I had had access to other MSS. Complete copies of the collection is hard to come by for they are in constant use.

It was not until many years later in the spring of 1954 that I persuaded the owner of a prayerbook, himself a ganzibra, to give me his in exchange for a money gift for sacred manuscripts are never bought. This codex N. 53 of my collection is in a good hand and from it very little is missing.”

For further study, a complete edition of E.S. Drower, Canonical Prayerbook of the Mandaeans is also now available on Google Books.

 

 


Sections of Ginza Rba:

The Book of Souls (Baptism Liturgy)

The Masiqta (The Raising Up)

The Letter

Hymns of Praise

The Responses

The Rus’hma (Daily Ablution Prayers)

Asiet Malkia

Tab taba Itabia (The Full Commemoration Prayer for the Dead and Living)

The S’umhita

Honouring of the Crown

Prayer of Yahia

Other Hymns

 

Ginza Rba – The Canonical Prayerbook of the Mandaeans

The Book of Souls (Baptism Liturgy)

My Lord be praised!

In the name of the Great First Other-Worldly Life! From far-off worlds of light that are above all works may there be healing, victory, soundness, speech and a hearing, joy of heart and forgiving of sins for me, Adam-Yuhana son of Mahnus through the strength of Yawar-Ziwa and Simat-Hiia!

Chapter 1

In the name of the Life and in the name of Knowledge-of-Life (Manda-d-Hiia) and in the name of that Primal Being who was Eldest and preceded water, radiance, light and glory, the Being who cried with His voice and uttered words. By means of His voice and His words Vines grew and came into being, and the First Life was established in its Abode.

And He spoke and said, “The First Life is anterior to the Second Life by six thousand myriad years and the Second Life anterior to the Third Life by six thousand myriad years and the Third Life more ancient than any ‘uthra by six thousand myriad years. And any ‘uthra is older than the whole earth and older than the Seven Lords of the House by seven hundred and seventy thousand myriad years. There is that which is infinite.

At that time there was no solid earth and no inhabitants in the black waters. From them, from those black waters, Evil was formed and emerged, One from whom a thousand thousand mysteries proceeded and a myriad myriad planets with their own mysteries.

The Seven were wroth with me, were outraged and said, “The man who set out and came towards us hath not bound a circlet about his head!” Then I turned my face toward my Creator who created me, the celestial Lord of Greatness, and I said to Him, “O my Creator who created me, (O) Lord of lofty Greatness! As I went (my ways) the Seven were wroth with me and said, ‘The man who went and came towards us hath not bound a circlet about his head!’.”

Then that Lord of Lofty Greatness took a circlet of radiance, light and glory and set it on my head; He laid on me His hand of Truth and His great right hand of healings and said to me, “Upon thee shall rest something of the likeness of Sam-Gufna and of Sam-Gufaian and of Sam-Pira-Hiwara, whose radiance gleams and whose appearance beams, for they are holy and believing beings in the Place of Light and in the everlasting Abode.”

And Manda-d-Hiia, the valorous ‘uthra, taught, revealed and said “Every Nasoraean man who is righteous and believing, on arising from sleep, must take a white turban symbolising the great mystery of radiance, fight and glory and shall recite this prayer thereon. And he shall twist it round his head and repeat the prayer secretly. It will be his praise in the house of the great Celestial Father. And all persons who behold him will be subdued in his presence: any persecutor, or one who inciteth to wrath, will stand before him in fear, terror and trembling, (their knees) knocking together. And for me, Adam-Yuhana son of Mahnus, who have prayed this prayer and (these) devotions, there will be forgiving of sins and I shall be pure in all my words. And Life is victorious.

[This is the prayer of the turban].

Chapter 2

Illumined and illuminating is Zihrun, the great Mystery of radiance, light and glory, from whom Manda-d-Hiia emanated and was divulged, and from whose very Self noble sons of the mighty and sublime Life proceeded. He created ‘uthras at his right and his left and installed them in their own shkintas, And they gave out light and were effulgent in their own raiment and gloried in the knowledge that their Father had transplanted them from the House of Life. And it is incumbent on a pupil to honour his Master like his parents, (so) the ‘uthras rose on (their ?) thrones of radiance, light and glory and took off the crowns on their heads and placed them on the thrones of radiance, light and glory, saying, “A teacher is superior to parents! Rise, our Father, in praise, and lay on me Thy hand of truth and Thy great right hand of healings!” And Life be praised!

[This prayer is the opening prayer of “In the name of that First Being”]

Chapter 3

In the name of the Life!

Life created Yawar-Ziwa, son of Light-of-Life, Hamgai-Ziwa son of Hamgagai-Ziwa. Illumined and illuminating is the Great Mystery of Radiance, Zihrun, a Crown of radiance, light and glory from whom a flow of living water streamed out to the shkintas. For he is the revealer (lit. opener) of radiance and light and displayeth his treasure which emanated from him, to eager ‘uthras. All worlds adore and praise the mighty First Life in its Indwellings, and Life is victorious.

[This is the prayer of the turban]

Chapter 4

As the ‘uthras stand in their shkintas they adore and praise the Great Place in the Light which is eternal, and praise Manda-d-Hiia and speak with him. When the ‘uthras are standing in their shkintas they adore and praise that Tarwan-Nhura. To what shall they dedicate the wreath upon their heads and upon what shall they hang it? They dedicate it to the Tree of Radiance and hang it (thereon).

And Life be praised!

[This is the prayer of dedication of “Life created Yawar-Ziwa]

Chapter 5

In the name of the Great Life!

Let there be light, let there be light! Let there be the light of the Great First Life! There shone forth wisdom, vigilance and praise of the First Mana which came from its place. He who twineth the wreath is Yufin-Yufafin: the bringer of the wreath is ‘It-‘Nsibat-‘utria. ‘It-Yawar son of ‘Nsibat-‘utria set on the wreath. He brought it and placed it upon the head of the implanted manamanas. The wreath flames and the leaves of the wreath flame! Before the Mana there is light, behind the Mana glory, and at either side of the Mana radiance, brilliance and purity. And at the four corners of the House and the seven sides of the firmanent silence, bliss and glory prevail (lit. are found). And Life be praised! which was transplanted from guarded (?)

[This is the prayer for the turban. Read it and set it on thy head.]

Chapter 6

A crown of ether-fight shone forth dazzlingly from the House of Life. ‘Uthras brought it from the House of Life and the mighty First Life established it in His shkintas. He who setteth it up shall be set up and he who uplifteth it shall be raised up into the world of light and he who establisheth it into the enduring Abode. Ye are established and uplifted to the place (in which) righteous (beings) are established.

And life be praised.

[This is the prayer of “loosing”, “Let there be Light”. These three prayers “In the name of that Primal Being”, “Life created Yawar-Ziwa” and “Let there be light” read near thy crown and place it on thy head. And read “Manda created me” over the myrtle-wreath and put it on thy head above thy crown. And twine a myrtle-wreath for thy staff and hold it with thy crown. And when thou goest to the jordan read “Answer me, Father, answer me!]

SÜRYANİLERİN SARIK DUASI

Süryanilerin Sarık Duaları, I. Dünya Savaşı yıllarında gittiği Irak’ta geçirdiği yıllarda tanıdığı gümüşçü bir Sabi tarafından, kutsal kitapları olan “Ginza d Rba’nın” toplam 238 sayfalık el yazması metninin kendisine, I. Dünya Savaşından iki yıl sonra hediye ettiği yazar E.S. Drower, “Canonical Prayerbook of the Mandaeans, Leiden: 1959.”, Türkçesiyle, Sabilerin Kabul Edilmiş Kutsal Dua Kitabı- 1959 Leiden Basımının İnternette “Google Kitaplar” da İngilizce yayınlanan kısmından alınmıştır. Türkçemize çevirisi bana aittir.

Ruhlar Kitabı (Vaftiz Ayini)

Hay/Allah’a şükürler olsun!

İlk, büyük öteki dünyevi Yaşam’ın (Hay’ın) adıyla!

Işığın (Allah’ın) dünyasından,  uzak, kalplere hoşluk veren sözleri, sessizliği, galibiyeti, her şeyin üstüne yükselten işleri olan, Simat Hay ve Yawar Ziwa’nın güçleri sayesinde günahlarımı bağışlayan Mahnus oğlu Âdem Yuhanna’dır.

Konu 1

Yaşam Bilgisinin adıyla ve Yaşamın adıyla (Manda d Hayya) ve ışından, ışıktan ve nurdan ve sulardan önce var olanın, sesiyle sözleri söyleyen, bağıran varlığın adıyla!

Sesinin varlığıyla sözleri üzüm bağlarını yaratan ve büyüten, yükseklerde İlk Yaşamı kurandır.

Ve O konuştu ve dedi, “ İlk Yaşam İkinci Yaşamdan altı bin çoklu yıl öncedir ve İkinci Yaşam Üçüncü Yaşamdan altı bin çoklu yıl öncedir ve Üçüncü Yaşam her Üstra’dan birçok altı bin yıldan daha eskidir. Her Üstra, bütün yeryüzünden ve Yedi Tanrının Evinden yedi yüz yetmiş bin çoklu yıldan daha yaşlıdır. O sonsuzluğu olandır.

(Evren Yaratılış Efsanesi)

O zamanlarda katı toprak yeryüzü, karanlık sularda yaşayanlar yoktu. Ondan, şu karanlık sulardan kötü şekillendi ve ortaya çıktı, Bir olandan binlerce bilinmeyen, kendi bilinmezliklerinden çok çok gezegenler oldu.

Yediler (İlk yedi gök cismi) bana kızgındılar, hakaret ettiler ve dediler; “İnsan yola çıktı ve bize doğru geliyor ve başının üstün de bir hale (ışık çemberi) yok. Sonra yüzümü beni yaratan Büyüklüğün göksel tanrısı olan yaratıcıma döndüm ve ona dedim; “Selam, beni yaratan yaratıcım, (Ey) Büyüklüğün Yüce Tanrısı! Ben yolumda giderken Yediler bana kızdılar ve dediler. Giden adam, başında hale olmaksızın bize doğru geliyor!”

Sonra Yüce Yaratılışın Tanrısı nurdan bir hale çıkardı, ışığı ve nuru başıma koydu. Doğruluğunun ve ululuğunun eli olan sağ elini üzerime koydu ve bana dedi; “ Sam Güfa ve Sam Güfa’dan Sam Pira- Hiwara’nın benzerliğinde üzerinde kalacak olan şey, inanan ve kutsal varlıklar için sonsuz ikamette ve Işığın evinde ışık yayacak parlayacaktır.

Ve Manda d Hayya, yiğit Utra düşündü, açıkladı ve dedi, “ İnanan ve haklı olan her Nasıralı uykudan kalkışında, galibiyetin, şöhretin, büyük nurun parlamasını temsil eden beyaz bir sarık giyecek ve ezberinden bu duayı okuyacaktır.

Ve sonra başının etrafında onu bükerek duayı gizlice okudu. Onun duası Göksel Babasın evinde olacaktır. Ona ait olan bütün insanlar varlığına boyun eğecekler (İslam), her çile çeken veya tahrik edilip kızmış olanlar korkularından titreyecekler ve dizleri birbirine vuracaktır. Benim için, Mahnus’un oğlu Âdem Yuhanna sadakatle bu duayı okudu, ”Bütün sözlerimde arınmış olacağım ve günahlar bağışlanıcı olacaktır.” Ve Yaşam (Hay/Allah) galiptir!

(Bu sarık duasıdır.)

“”Ginza d Rba

Konu 2

Aydınlanmış ve aydınlatıcı olan Zihrundur, nurun Büyük Bilinmeyeni, ışık ve nurun Manda d Hayya’dan (Allah’tan) çıkmış ve ondan kendi soylu çocuklarının gücünden ve devam eden Ulu Yaşamdan (Allah) yayılmıştır. Kendi shkintash’ına yerleştirip sağ ve sol eliyle Üstra’ları yarattı ve onlara ışık saçan görkemli elbiseler verdi ve onları Yaşamın (Hay’ın) evinden taşıyan bilge babaları onlara şöhret verdi. Ve öğrencileri üzerinde sorumluluğu olanlar, onların anne-babaları gibi sahipleri olacaklardır. Böylece, Üstralar onların üstünde nurlarıyla parlayacaklardır. Işık ve nurları ve taçlarını başlarından çıkartıp parlayan ışık ve nurun tacını yerine koyacaklar ve “Öğretmen anne-babadan üstündür!” diyeceklerdir. Babamız, duaya kalk, gerçeğin eli olan, şifa veren sağ elini üzerime koy! Ve Yaşam (Hay/Allah) övülmeye layıktır!

(Bu “İlk Varlığın Adına” duası açılış duasıdır.)””

Bu duada geçen “ışık saçan görkemli elbiseler verdi” beyaz Cübbe, elbise giymenin kökenidir.

Konu 3

Hay’ın adıyla!

Hay, Hamgagay-Ziwa’nın oğlu Hamgay Ziwa’dan Işığın oğlu Yawar Ziwa’yı yarattı. Aydınlatılmış ve aydınlatan, Shkintash’tan dışarı akan yaşam sularından ışık ve nuru, parıldayan tacı, Bilinmeyen Büyük Parlaklığı Zihrun’dur.

Işığın ve parlaklığın açıcısı olduğu için kendisinden çıkan hazinesini gönüllü Üstralara o koydu. Bütün tapınma sözleri ve övgüler kendi ikametinde olan İlk Yaşam’ın güçlülüğünedir ve Hay/Yaşam galip olsun!

(Sarık duası budur)

Konu 4

Utra’lar (ruhlar) Şkintaşlarında dururlarken sonsuz aydınlıktaki büyük yerde oturan Manda d- Hayya’a dua ve ibadet ederler ve onunla konuşurlar.  Utralar Şkintaşlarındayken Tarvan d Nur’a ‘ya da ibadet ve dua ederler. Başlarının üzerindeki çember şeklindeki halkayı ve onu asacakları şeyin üzerine adarlar. Onlar onu Nur Ağacına adayacaklar ve onun üstüne asacaklardır. Ve övgüler Yaşam’a (Hay’a/Allah’a) olsun!

(Bu dua, Yavar Ziya’yı yaratan Yaşam’a adanmıştır.)

 

Bölüm 5

Büyük Yaşam’ın adıyla! (Bismil Hay)

Bırakın ışık olsun! Bırakın Işık olsun! Bırakın Büyük İlk Yaşam’ın ışığı olsun! Övülen ilk Mana’nın yerinden uyanıklığın, aklın ışığı parlasın! O Yufin ve Yufafin adlı çelengi bükendir; “ O Nsibat-Utriya” olan çelengin getirenidir. O ‘Nsibat –Utriya’nın oğlu çelengin üstüne konuldu. Onu getiren odur ve “Manamanaların başları üstüne yerleştirendir. O zaman çelenk alevlendi, yaprakları alevlendi! Mana’nın ışığının olmasından önce Mana nurunun arkasında ve Mana’nın ışığının yanında parlaklık ve saflık vardı.

Evin dört köşesinde ve sessiz gök kubbenin yedi tarafında mutluluk ve galip gelen nur vardı. Korunaklı olandan getirilen Yaşam’a (Allah’a) övgüler olsun!

(Bu dua “oku ve başına geçir” sarık duasıdır.)

Ginza d Rba

Bölüm 6

Sarık Ayeti

Gökyüzünün tacının birisi Yaşam’ın (Hay’ın/Allah’ın) evinden dışarı göz kamaştırıcı biçimde parlayandır. Utralar onu Şkintaların ilk kurduğu güçlü İlk Yaşam’ın/Allah’ın evinden getirdiler. Onu dünyanın ışığının üstünde yukarı kaldıran ve yerleştiren Yüksek Evde Oturandır. Siz onu yükseltilmiş, doğru yerine kaldırıp yerleştirenlersiniz.

Övgüler Hay’a/Allah’a olsun!

(Bu dua “gevşeme”, “Işık Olsun!” duasıdır.  Bu üç dua “İlk Varlığın adına!”, “Yavar Ziva” ve “Işık Olsun” duaları olup, bunları okuyan tacını başına koyar! Ve sonra “Manda beni yarattı” duasını oku ve defneyaprağından çelengini başına, tacının üstüne giy. Defneyaprağı çelengini bük, tacınla birlikte tut. Ve sonra “Ürdün’e sen giderken” ile “Cevapla beni Baba cevapla” dualarını oku.)”

Chapter 7

In the name of the Great Life!

There shall be healing for me, Adam-Yuhana son of Mahnush! Strengthened and enhanced is the great mystery of radiance, light and glory which resteth on the mouth of the Great Life! for from it came into being and was manifest Knowledge-of-Life (Manda-d-Hiia) who knew and interpreted the thoughts of the First Life, which are wondrous.

And Life be praised!

[Read this prayer and hold thy pandama for thy baptism.]

 

Chapter 8

Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for the mighty, first, sublime Life from, worlds of light, the Ineffable above all works! for the ancient Radiance and for the Primal Light, for the Life which emanated from Life and for Truth (Kushta) that was pristine, from the beginning.

Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for Yukabar-Ziwa who was mighty in his radiance, and came in his light and his glory (as) messenger to the first righteous elect (people). He crossed over the worlds and came and rent the firmament and revealed himself.

Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for Yuzataq-Gnosis-of-Life, source of Life, who interpreteth silence and giveth hope and taketh the prayers of spirits and souls of righteous and believing men, the virtuous and well pleasing, into the Place of Light and into the Eternal Abode.

Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for the Father of ‘uthras, the Ancient, Lofty, Occult and Guarded, the Man who is high (yet) remaineth deep and hidden. He seeth and understandeth that which the worlds and generations do in the worlds of darkness.

Incense that is fragrant, incense, that is fragrant! yea for the dwelling of Life and the planting of ‘uthras. Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for the dwelling of four beings, sons of Perfection. Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea for the Dwelling of Abathur. Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for the dwelling of Hibil, Shitil and Anush, sons of a living, brilliant, healthy and steadfast stock, beings not removed by sword, nor burnt by flames of fire, nor drowned in water-floods; whose (very) sandal-straps on their feet are unwetted by water. They sought and found, went to judgment and were vindicated, spoke and were heard. They are complete, lacking in nought; perfect are they and not imperfect. They came from a pure place and go to a pure place.

Incense that is fragrant, incense that is fragrant! yea, for the lives of the men who were our ancestors, of righteous and believing men who rendered up (their souls) and departed from their bodies; and of those who yet live in their bodies. They testified and the door of Sin will be shut to them and the door of light open to them and they will be knit together in the union of Life, in which there is no separation. Pray ye for us from there, and we will pray from here for you! All fruits perish; all sweet odours vanish, (but) the perfume of Life is established for ever and unto world’s end upon those who love His name of Truth.

Those souls who descend to the jordan and are baptised shall be without sins, trespasses, follies, mistakes and evil deeds: they will rise and behold the great Place of Light and the Eternal Abode. And praised be the Great Life in light. And Life is victorious.

[This saying, “Incense that is fragrant, yea for the First Life” recite over both incense and sandalwood and put them before thee on the jordan-bank in a new incense-pan. And make a fresh fire on the copper incense-pan — (these) are aids of all order which ye carried, put (lit. “performed”) at the jordan. Then read the baptismal “We acknowledged” “Praises” , “Thee, Life,”, “I sought to raise eyes” (Prayer 77) and “Raising eyes”.]

Chapter 9

Raising my eyes and lifting up my countenance toward the Place which is all portals of radiance, light, glory, beauty, repute and honour and to the Abode which is all beams of light; I adore, laud and praise the Mighty, Strange (other-worldly) life, and the Second Life and the Third Life; and Yufin-Yufafin, Sam-Mana-Smira, and the Vine which is all Life and the great Tree which is all healings. I adore, laud and worship the precious and guarded Place, the secret and guarded manas and the Lord of Greatness from the Secret Place and, from the Hidden Place, the pihta, need(?), truth and faith.

I worship, laud and praise Sam-Smira, the great radiancy of the First Life, son of the Great Primal Life who thought and was manifest, seeking His own: His shecinah resteth on waves of water. The assembly of souls which proceeded from Him, on the Last Day, when they leave their bodies, will rejoice in Him, will embrace Him and will rise up and behold the outer Ether and the everlasting Abode.

I worship, laud and praise the multitudinous Radiancies and great mighty Lights: I worship, laud and praise Piriawis, the great Jordan of the First Life which is all healings. I worship, laud and praise the pure Yushamin who abideth on treasures of the waters and upon mighty celestial wellsprings of light. I adore, laud and praise the life which proceeded from Life and the Truth which existed before, in the Beginning. I worship, laud and praise Yukabar-Ziwa, envoy of the Life and the Word of the first Elect Righteous ones. I worship, laud and praise the Ancient, Supernal, Occult and Guarded Abathur, who is high, hidden and guarded, whose throne is placed at the gate of the House of Life. He sitteth with the scales set before him, weighing deeds and (their) recompense. He seeth and discerneth that which the worlds and generations do. I worship, laud and praise Manda-d-Hiia lord of healings, the being whom the Life summoned and bade him heal the congregation of souls, divesting the congregation of souls of (their) darkness and clothing them with light; raising (them) and showing them that a great restoration of life exists, a place where the spirits and souls of our forefathers sit clothed in radiance and covered with light; showing the great restoration of life which is before them.

I worship, laud and praise Shilmai and Nidbai, the two delegates of Manda-d-Hiia, who rule over the great jordan of Life, for they baptise with the great baptism of Light.

And Life is victorious.

Chapter 10

On the day that the Jordan was bestowed upon Sam-Smir, the great pure radiance of the First Life which flowed forth from Him, Bihram and Ram-Rba-Hiia went with him (and ?) four hundred and forty-four thousand myriads of ‘uthras, sons of light, who descended to the jordan. He baptised them and they rose to the bank. He raised them up and conferred upon them some of the glory and some of the greatness which was (conferred) on himself.

And Life is victorious.

Chapter 11

I have worshipped and praised that Yawar-Ziwa whose shkinta is situate in the world of Outer Ether and in the Enduring Abode. I have worshipped and praised the seven holy and guarded manas which were transplanted from it. I sought in prayer the First Life, and, in the presence of the mighty sublime Life, discovered that which offendeth in myself, (in me), Adam-Yuhana son of Mahnush and about what which causeth my friends to offend, and my friends’ friends and the friends of the great Family of Life.

And Life is victorious.

[Pray these three prayers, “Raising eyes”, “The day that the Jordan was bestowed” and “I have worshipped and praised that Yawar-Ziwa” on the jordan-bank after “I sought to raise eyes”. They are the helpers (aids to) baptism.]

Chapter 12

I am Yur son of Barit (I shone forth). In great effulgence the radiance glowed (with heat?). The tanna dissolved and a shkinta came into being, a shkinta came into existence and was established in the House of Life.

And Life is victorious.

[Read this prayer and grasp thy kanzala (stole). It is the opening prayer for the jordan. Then recite “I went to the jordan”].

Chapter 13

I went to the jordan, but not I alone, (for) Shilmai and Nidbai, my helpers, went with me to the jordan; Hibil and Shitil and Anush went with me to the jordan — they who baptise with the great baptism of Life. Piriawis-Ziwa and Piriafil-Malaka give free movement to the limbs of my body!

I go down before these souls whom the Life delivereth and saveth, and protecteth these souls from all that is evil and from those who give nothing, but take away; and from those who lend nothing and (yet) are paid back; and from evil spirits which hasted yet did not arrive, and from liliths which fell down and did not arise.

Their hands fell (powerless) on their knees; their eyes were blinded and unable to see and their ears became deaf and unable to hear. In your names, Shilmai and Nidbai, and through the strength of Hibil, Shitil and Anush, secure, seal and guard these souls who go down to the jordan and will be baptised, by the great seal of Yuzataq-Manda-d-Hiia, the healer, whose strength none can attain. And Life is victorious!

[Recite until thou reachest (the words) “Piriafil, loosen the limbs” (etc.). And descend (into the water) up to a fourth of thy thighs. If thou art baptising a single soul, say “my body, and I go down before this the soul of N.” If there are several souls, recite as written (above), and at the place where it said “secure, seal and guard” say “secure, seal and guard this soul of N, and establish it” and then recite thy saying over the staff.]

Chapter 14

In the names of Yusmir the First Vine, from whom Yawar took a staff of water and went to the bank of the jordan, covered, as it were, with radiance and clothed in light. Over it he pronounced secret sayings — these mystic names: “In the name of Yusmir-Yusamir, and of Sani-Mana-Smira; in the name of Hauran-Hauraran by which the first Yawar raised up ‘uthras, flourishing Vines of life, in the jordan. By it Hibil raiseth up living souls in the jordan, those worthy of the great Place of Light and of the Everlasting Abode. By it they will be established and raised up in the House of the Mighty Life. It will raise these souls,vho go do,vn to the jordan and are baptised: they will behold the Great Place of Light and the Everlasting Abode.

[This saying is for the staff. Recite it over the olivewood staff and stick it into the jordan (-bed), then recite the baptism(-al prayers).]

Chapter 15

Bound is the sea, bound are the two banks of the sea! Bound are the devils and demons, the demon-visitants, haunting spirits, and satanic amulet-spirits. Bound are the three hundred and sixty mysteries that are in the House!

I am secured and sealed, I, Adam-Yuhana son of Mahnush, and these souls who are descending to the jordan and will be sealed by the seal of the Mighty Sublime Life, and by the great MA and the great YA and the great BAZ and by the great AZIZ and by the great AS and by the great ASIN and by the sea (of ?) AS. Bound are (Magian) priests, slaughterers, priests who cut up victims, scorners, those who make evil signs and the seven mysteries which are in the sea. Every demon (exorcised) by name, every evil spirit by his appelation, every amulet-spirit and all idol-demons who raise their heads and show their countenances, lifting themselves in pride against the Sublime Being and directing their evil Eye towards these souls who are going to the jordan, shall be struck down and smitten by Yaha-Yaha and by Zha-Zha and by angels which where sent and come against them. Flee in fear before them! and before the glory which is mighty upon them. Depart in fear and avaunt! Seven walls of iron have been set around me, Adam-Yuhana son of Mahnush, with which Haiashum, the first Kushta, surrounded himself.

And Life is victorious.

Chapter 16

I am a perfected gem: into the midst of the worlds and ages am I cast down. I am an iron club, a great rocky crag. Any demon that dasheth himself against me will be shattered and if I strike at him he will be dashed to pieces. Any demon which reareth its head, any amulet-imp which setteth its countenance against these souls in malice, overlooking them, will be thrashed and struck by ‘Usfar-Manharbiel-‘Staqlus, the little child who dwelleth upon pure springs of light, (yea) beaten with the mace of water by which Fire was beaten out and extinguished; (and) by the strength of Mân the Healer and by the strength of elect righteous (men).

And Life is victorious.

Chapter 17

Avaunt! flee in fear all (ye) evil, restricting, wrathful spirits! Flee, begone, be vanquished and brought to nought before the glory and light of Manda-d-Hiia! Piriawis-Ziwa and Piriafil-Malaka have set moving the limbs of my body: I descend (to the Jordan) before these stedfast, flourishing souls of the living. Shilmai and Nidbai, fly, approach, arrive! Bear ye witness to these souls who are going down to the jordan to be baptised. Ye four ‘uthras, sons of light, Rhum-Hai, ‘In-Hai, Sum-Hai and Zaniar-Hai, be ye my witnesses on the great day of departure (from the body). Great Jordan of Life, I laud thee and adjure thee by ‘Usar-Nhura (Treasure-of-Light), the great solace and support of life, that thou givest no room to evil beings (who are) against these souls who go down into thee. Healing shall be theirs in the name of the Sublime (Strange) Life from worlds (of light). May Life be established in Its indwellings, and Life is victorious.

Chapter 18

In the name of the Life!

Piriawis, the great jordan of the First Life, which is all healings, is afire like the glory flaming in the Tanna. When Life was ardent and life burst forth in the great glory which flameth therein, Life arose and founded its shkinta above the Tanna. The radiance waxed ardent, the Tanna dissolved. They opened the waters and Life was established by its own waters). Yur (brilliant light) established Yur: Life was increased in power by its own radiance and by the great glory which flamed in It.

And in the waters Life established living (creatures); above the the waters fruit appeared and a shkinta was founded.

Thee do I invoke, great Jordan of Life, by (in the name of) Treasure-of-Light, the great support and solace of the Life, and by pure Yusamin who dwelleth upon the treasures of the waters and upon wellsprings of light; by Yusmir, the being who united with water; by Adatan and Yadatan who sit at the Gate of Life and seek spirits and souls in the Place of Light; by SiImai and Nidbai who bear witness before the Great Life. Behold these souls who quit destruction for construction, (go) from error to truth and (leave) the abode of fear of the deity of the House (i.e. world) for the great Place of Light and the everlasting Abode!

If he to whom I speak listeneth and he to whom I call is established (in the faith) and is knit into the communion of Life and built into the great fabric of Reality, I will take his hand and be his saviour and guide to the great Place of Light and to the Everlasting Abode. If I speak to him and he hearkeneth not and call to him and he is not uplifted, he will be put to the question. (But) I shall not be put to the question, because of the Word of Truth (Kushta) and its uplifting by Yukabar. And Life is steadfast in its Dwellings, and Life is victorious.

[Then cry] “In the name of Life! Let every man whose strength enableth him and who loveth his soul, come and go down to the jordan and be baptised and receive the Pure Sign; put on robes of radiant light and set a fresh wreath on his head”. [Here baptise the souls. And they shall descend behind thee and shall submerge three times. And thy staff shall be (rest) on thy left arm. Dip them with thy right hand, grasp them with thy left and place them between thee and thy staff and dip them under thrice and and sign them thrice with thy right hand. And thy face shall be toward the Gate of Prayer).

When thou hast signed them, say, “N, son of N., thou hast been signed with the Sign of Life and the name of the Life and the name of Manda-d-Hiia were pronounced upon thee. Thou hast been baptised with the baptism of the great Bihram, son of the mighty (life). Thy baptism will protect thee and will be efficacious. The name of the Life and the name of Manda-d-Hiia are pronounced upon thee!”

And give them three palmfuls of water to drink and say to them “Drink! and be healed and be strengthened! The name of the Life and the name of Manda-d-Hiia have been pronounced upon thee”. Recite “Manda created me” over the myrtle-wreaths and place them upon their heads. When placing thy hand on their heads recite these secret names: “The name of the great mystic First Wellspring be pronounced on thee; the name of the great First Palmtree be pronounced on thee; the name of the great Sislam be pronounced on thee; the name of the great ‘Zlat be pronounced on thee; the name of the great Yawar be pronounced on thee; the name of Simat-Hiia be pronounced on thee; the name of the great Yukabar be pronounced on thee; the name of the Mana and its Counterpart be pronounced on thee; the name of the Great Mystery and the secret sayings be pronounced on thee; the name of the great first Shaq-Ziwa be pronounced upon thee; the name of Sam-Ziwa-Dakia, the Eldest, Beloved, great First (Being) be pronounced on thee; the name of the Life and the name of Manda-d-Hiia be pronounced on thee.”

Then reach them (perform with them the rite of) kushta. And he shall go up before thee (on to the bank). Then dip thy phial, fill it with water and give it to whoever standeth on the bank. Then dip thy bowl and recite the hymn “At the waterhead I went forth” and “Blessed art thou, Outer Door”, and recite the dedicatory prayer for the jordan.

When thou recitest “Bound is the sea”, “I am a perfected gem”, “Avaunt, flee in fear”, “Piriawis” and all as it is written, speak as written if there are two, three or many souls; but it only one soul say “the soul of N, who descended to the jordan and was baptised and received the pure sign.” (And pay close attention to thy baptism.)

Chapter 19

Manda created me, ‘uthras set me up, radiance clothed me and light covered me: Haza-zban set the wreath on my head, mine, Adam-Yuhana, son of Mahnush, and on these souls who descend to the jordan and are baptised. Its tendrils shine and its perfume is sweet, for they (the tendrils) wither not nor do they come apart, and its leaves do not fall off.

And Life be praised!

[This is the set prayer for the baptism wreath. Recite it over the myrtle-wreath and place it on the heads of the souls that thou baptisest].

Chapter 20

Blessed art thou, Outer Door, and blessed art thou, Everlasting Abode! Blessed are ye, great beings of radiance and mighty and powerful beings of light. Blessed, lauded and honoured be the ‘uthras which dwell on the jordan! Jordan! be gentle towards these souls which have descended into thee! Let healing be theirs by virtue of the Word of Truth and its upliiting by Yukabar-Ziwa.

[This is the dedicatory prayer of the jordan. When thou hast extolled the jordan, if thou baptisest several souls recite as it is written; it only one soul, say “The soul of N. who hath descended into thee” and rise to the bank and recite “I rose up from the Jordan”.]

Chapter 21

In the name of the Life!
I rose up from the jordan
And I met a group of souls,
A group of souls I met,
who surrounded our father Shitil
Saying to him “By thy life, our father Shitil,
Go with us to the Jordan.”!
“If I go with you to the jordan
Who will be your witness?”
“Lo, Sun hath risen above us;
He will be our witness!”
“It is not he whom I seek,
Not he whom my soul desireth.
The sun of which ye spake,
Riseth early, setteth at dusk.
The sun of which ye spake, the sun
Is vanity and cometh to an end.
Sun cometh to an end and becometh vanity
And his worshippers come to an end and are vanity.”

I rose up from the jordan
And a group of souls I met,
A group I met of souls
Who surrounded our father Shitil,
Saying to him, “By thy life, our father Shitil,
Go with us to the jordan!”
“If I go with you to the jordan,
Who will be your witness?”
“Lo, Moon who shineth above us,
He will be our witness!”

“It is not he whom I seek,
Not he whom my soul desireth.
The moon, of whom ye spake,
Riseth at dusk and setteth at dawn.
The moon of which ye spake,
the moon is vanity and cometh to an end
And his worshippers come to an end and are vanity.”

I rose up from the jordan
And a group of souls I met,
A group I met of souls
Who surrounded our father Shitil,
Saying to him, “By thy life, our father Shitil,
Go with us to the jordan!”
” If I go with you to the jordan
Who will be your witness?”

“Lo, there burns a fire.
It will bear witness for us.”
“That is not what I seek,
Not that which my soul desireth.
The fire of which ye spake
Once a day needs a firebrand.
The fire of which ye spake —
Fire, is vanity and cometh to naught
And its worshippers come to naught and are vanity.”

I rose up from the jordan
And a group of souls I met,
I met a group of souls
Who surrounded our father Shitil,
Saying to him, ” By thy life, our father Shitil,
Go with us to the jordan!”

“If I go with you to the jordan,
Who will be your witness?
“The jordan and its two banks
Will bear witness for us;
Pihta, kushta and mambuha
Will bear witness for us;
Habshaba, (Sunday) and Kana-d-Zidqa
Will bear witness for us;
The sanctuary in which we worship
Will bear witness for us;
The alms that is in our laps
Will bear witness for us;
And our father who is our head
Will bear witness for us.”

“this is that which I seek,
This is that which my soul desireth!
When I rise to the House of Life
And travel to the Everlasting Abode,
When Life questioneth me, (these) witnesses
Will come and will bear witness.
Witnesses of the truth are they,
Sure is all that they say!”

And Life is victorious!

[Recite this prayer after “Thou art blessed, Outer Door.”]

Chapter 22

We have acknowledged the name of Life: (believe in) the great celestial Womb, in that which is endless and countless, in Yaluz-Yaluz, in Sbabut, the mighty Will of Life; in Piriawis, fount of living waters; in “He-provided-a-Dwelling” giving His Likeness its dwelling in the House of Life; in the Life Whose Eyes were fixed upon the waters. He arose, gazed and beheld the Nest from which He derived His being.

We believe in Yufin-Yufafin, in Nbat, the first Upsurge and outflow of Life at its inception, in its second (outflow), Sam-Smir; in its third, Bihram son of the Mighty (Life), Yukabar, the Word of Life who came from the House of Life to righteous and believing men.

Any person sprinkled by this oil on which I have pronounced the name of the Mighty Sublime Life and upon whom I have pronounced these mystic names, will have health (healing) abundant in his body; health abundant and not poor.

And Life is victorious.

Chapter 23

In the name of the Great Life!

Precious oil art thou, son of white sesame, son of the Euphrates bank, son of the river -pleasaunce, son of water-pools, son of treasures of light. Upon thee, Oil, Life laid His hand and sent thee to this world which is all birth, to heal, uplift, raise up and ameliorate all pains, diseases, complaints, tumours (and) the seven mysteries that inhabit the body. I praise thee, Oil, and adjure thee, Oil, by the Life, by Manda-d-Hiia and by the ‘uthras, sons of salvation (and) by this strange being, who is honoured, wondrous and perfect, who summoned chosen elect beings, sons of light, and said to them: “Give me precious oil, son of white sesame, son of the Euphrates-bank, son of the river-meadow, son of water-pools, son of treasures of light.

Anoint, and I will bring you oil: anoint with radiance, fight and glory, the Oil wherewith I anointed and (which) I bestowed, not in the name of a god, not in the name of spirit, not in the name of a messiah nor in the name of a temple-Ishtar. Nay, the oil with which I anointed, (the oil) which I bestowed is at my name, my Sign and (given) as the name and sign of a living, glorious, flourishing and steadfast race. Any man anointed by this oil will live, be whole and be strengthened: his mouth will assume the nature of Anush, within him he will take on the nature of Anush. >From him the seven dolours of death and the eight afflictions of darkness shall violently depart and be expelled. Demons, devils, shedim, demon visitants, amulet-spirits and liliths will be removed and driven out of him in the presence of that which increased the strength, radiance and light of Knowledge of Life”.

And Life be praised!

Chapter 24

In the name of the Life!

Thou wast established, First Life; thou wast in existence before all things. Before Thee no being existed.

For He hath fulfilled Himself and hath issued in His strength and His steadfastness and in the radiance and strength which His Father hath bestowed upon Him. For we have not changed that which thou hast commanded us. Thou enlargest our steps and liftest our eyes heavenwards. Thou descendest and givest us dwellings by springs of Life. Thou pourest into us and fillest us with thy wisdom, thy doctrine and thy goodness. Thou showest us the way by which thou camest from the House of Life and we will walk therein with the gait of righteous and believing men, so causing our spirits and souls to dwell in the dwellings of Life, the place where the spirits of our fathers abide, clothed in radiance and covered with light, rejoicing, laughing, dancing, exulting about the glorious splendour resting (upon them) [?].

This is the Oil wherewith he anointed, the radiance, light and glory which Manda-d-Hiia blessed with his pure mouth and best-owed on all who love his name of Truth. From all those who are anointed with this oil every pain, disease, complaint, tumour, curse and physical evil will be removed. They will be freed from fetter and bond, from evil curses, from evil slander, from lying accusation, from the hand of the wicked, from the sword of enemies and from the third tongue which is softer than fat and sharper than a sword. (They will be delivered) from incubi and hobgoblins, from wicked outcry, black magic; from a spoilt wreath, from the male and female biruq and from the second death: they will be driven off and cast out by thy surpassing Name which is all life. It falleth on the dead man and he liveth: on the sick man and he stretcheth (himself); on the blind man and (his eyes) are opened; on the deaf man and wisdom and perception are infused into him. The accused is successful in his lawsuit and the prisoner is freed from prison. The hand of Truth and healing will come from the House of Healings in the name of the Life which emanated from Life and in the name of Yuzataq-Manda-d-Hiia. Every man anointed with this oil will be sinless and blameless in the Place of Life.

And Life is victorious.

[Read these three prayers “We acknowledged the name of Life” “Precious oil art thou”, “Thou wast established, First Life”, upon the oil and sign the souls thou hast baptised, when they rise up out of the jordan. Say “N. son of N., thou hast been signed with the sign of Life and the name of Life, and the name of Manda-d-Hiia hath been pronounced on thee. Thou hast been baptised with the baptism of Bihram the Great, son of the Mighty (Life). Thy baptism shall protect thee and attain its end. The name of Life and the name of Manda-d-Hiia are pronounced on thee.” Sign thrice and grasp their right hands in the kushta (rite). Then recite and pass (thy finger) over thine (own) face — thine own sealing. And then they shall stand up before thee. Recite over the pihta and mambuha and give them pihta that they may eat and mambuha that they may drink and take their right hands in kushta. Then make them sit before thee and read the sealing (prayer) and lay thy hand on their heads.]

Chapter 25

In the name of the Life!

When a jordan of living water (Water of Life) was bestowed on Sam-Smir, the great Radiance of Life, nine hundred and ninety-two thousand myriad ‘uthras, sons of light, opened their mouths, praising Manda-d-Hiia. “Praised be Manda-d-Hiia; praised be Yawar-Ziwa; praised be Bihram and Ram; praised be Tarwan-Nhura; praised be Nbat the first great Radiance; praised be Nsab and Anan-Nsab; praised be Sar and Sarwan; praised be that great and mighty Mana; praised be that great Presence of Glory; praised be that whole abode of those at rest; praised be all the ways and paths of the Almighty (Life); praised be all the mighty celestial worlds of Light; praised be all those occult dwellings (shkinata); praised be that Voice, Strength, Word and Command which come from the House of Abathur; praised be Abathur-Rama; praised be the myriad ‘uthras who stand in the presence of Abathur; praised be Shilmai and Nidbai the guardian ‘uthras of the jordan; praised be our father. Hibil, Shitil and Anush the head of the whole race.

Turn back, thrust back from me, Adam-Yuhana son of Mahnush and from these souls who have descended to the jordan and been baptised, terror, fright, fear of devils and demons, shedim, demon visitants, ghosts, amulet-spirits, liliths, gods, angels, demons of high places and shrines and idol-spirits: (all those) that the seven planets and the lords of the House loose against souls in this world.

Manda-d-Hiia! Lift up thine eyes, (behold) thy devotees, thine offspring and thy priest! Behold us who stand in this place which is all evil things! At the great Door which is all principalities do we stand, amongst the wicked, and dwell amongst sinners. Deliver us from this world which is all sinners and from the sorceries of the children of Adam and Eve. Forgive us that which we have done, and that which we do forgive us. Forgive us, Looser of sins, (our) trespasses, our follies, our stumblings and our mistakes. If thou dost not loose us from our sins, trespasses, follies, stumblings, and mistakes, no man is clean in thy sight Manda-d-Hiia!

Accept, (O) Life, Thy prayer from the Occult and assure (to us) bliss in Thy light in the name of Sharhabiel the great First Radiance. May the words of Sharhabiel the Great First Radiance, be established for all who love his name of Truth. And for me, Adam-Yuhana son of Mahnush may darkness be overcome and light set on high.

And Life be praised.

Chapter 26

In the name of the Life!

Bound (together) and sealed are these souls who went down to the jordan and were baptised in the name of the Great Life. They have been baptised with the baptism of Bihram the Great. Their souls have been secured with bonds of righteousness and with the bonds of Zhir, the great light of Life.

And Life be praised!

Chapter 27

In the name of the Life!

We were set up and raised up by ‘Usar-Hiia: through ‘Usar-Hai and Pta-Hai union with the House of Life came to us: Manda-d-Hiia went to us with radiance that is great and light that is powerful, with our mana, our sign, our way, our jordan and our baptism; with Hauran our vestment; with Hauraran our covering and with Hazazban our wreath.

I call on the mighty, sublime, all-surpassing Life, supreme over all works and I say to It, “Behold, behold, Great Life, us who at Thy name, Life, descended into the jordan and for Thy name’s sake, Life, we took our name and our sign from the great Jordan of Life and from the great source of healing, at the word of Truth and (the power) to uplift of Yukab1ar-Ziwa.

And Life is victorious.

Chapter 28

Bound (together) and sealed are these souls who descended to the jordan and were baptised. By Hauran-Hauraran, the out-thrust of the Great Life: by Its names, by Yufin-Yufafin and Sam-Mana-Smira; by Yusmir, vehicle of the First radiance; and by the being Yukabar, the (well-) equipped ‘uthra; seal and guard these souls who descended to the jordan and were baptised, against the deities of the House, lest they gain dominion over them. (Protect them) from their devils and demons so that they shall not go near them nor harm them nor ruin them. Let all pains, diseases, afflictions and tumours be removed from them. Let all evil sicknesses and malignant curses of the body be removed and driven off, so that those who sit before Thee like men attainted shall stand up like clean men. And healing shall be theirs, those souls who went down to the jordan and were baptised.

And Life is victorious.

[Recite these four “sealing” prayers, “When .. was bestowed”, “Secured and sealed” “.. By ‘Usar-Hiia” and the longer “Secured and sealed” with a loud voice to the souls whom thou hast baptised after thou hast given them pihta and mambuha. If (several) souls, recite as written; if a single soul, say “for this, the soul of N.” Then make them stand and recite “Ye are set up and raised up”.]

Chapter 29

In the name of the Life!

Ye are set up and raised up into the Place of the Good. Established amongst manas of light are these souls which went down to the jordan and were baptised (and those) of our fathers and teachers and of our brothers and sisters who have departed the body and those who are still in the body. There, in the light shall ye be raised up.

And Life is victorious.

[Here recite “What did thy Father do for thee, Soul. “]

Chapter 30

In the name of the Life!

“What did thy Father do for thee, Soul,
The great day on which thou wast raised up?”
“He took me down to the jordan, planted me,
And took (me) up and stood me upon its bank.
He broke and gave me bread (pihta),
Blessed the cup and gave me thereof to drink.
He placed me between his knees
And pronounced over me the name of the Mighty (Life)
He passed into the mountain before me;
He cried loudly that I might hear,
That I might hear he cried loudly,
‘If there is strength in thee, Soul, come!’
‘If I climb the mountain I shall fall;
I shall overturn and perish from the world!’
I lifted mine eyes to heaven
And my soul waited upon the House of Life.
I climbed the mountain and fell not,
I came (thither) and found the life of my Self.

“What did thy Father do for thee, Soul,
The great day on which thou wast raised up?”
“He took me down to the jordan, planted me,
And took me up and stood me upon its bank.
He broke and gave me bread,
Blessed the cup and gave me thereof to drink.
He placed me between his knees
And pronounced over me the name of the Mighty (Life).
He passed into the fire before me;
And cried aloud that I might hear,
That I might hear he cried aloud,
‘If there is strength in thee, Soul, come!’
‘If I go into fire I shall burn,
I shall scorch and perish from the world!’
To heaven I lifted mine eyes
And my soul waited upon the House of Life.
I went into fire and burned not,
I came, and found the life of my Self.

“What did thy Father do for thee, Soul,
The great day on which thou wast raised up?”
“He took me down to the jordan, planted me,
Took me up and stood me upon its bank.
He broke and gave me bread,
Blessed the cup and gave me thereof to drink.
He placed me between his knees
And pronounced over me the name of the Mighty (Life).
He entered the sea before me;
He cried aloud that I might hear,
That I might hear he cried aloud.
‘If there is strength in thee, Soul, come!’
‘If I go into the sea I shall sink,
I shall be overturned and perish from the world!’
To heaven I lifted mine eyes
And my soul waited upon the House of Life.
I went into the sea and was not drowned,
I came, the life of my Self I found,
Yea, Life! lo, Life! Life hath triumphed over this world.

And Life is victorious.

[This is a baptism hymn. Set up (recite?) the hymns, and where it says “souls” recite as written, but if it is a single soul say ” amongst manas of light, the soul of N. son of N. who went down to the jordan and was baptised and received the Pure Sign” and chant “What did thy Father do for thee, Soul” and recite the antiphonal hymn “How lovely are plants which the Jordan (planted)” and “Rightly did my baptiser baptise me”, “Shilmai baptised me with his baptism”, “The jordan in which we were baptised”, “I rejoice in my priests” and chant other hymns: “Truly do I say to you”, “To you I cry, men who have received the Sign, and explain”, and “A disciple, a new one, am I who have gone to the jordan-bank”.

Then recite the “Blessed and praised” of Shum (Shem) son of Noah and at the place where it says “a wreath from the Vine Ruaz” (say) “will be set on the heads of these souls who have descended to the jordan, been baptised and received the pure sign and who were called, established and sealed by this baptism, and (on the heads of) our fathers, teachers, and brothers and sisters who have departed the body and those who are yet in the body”. Should it be a single soul whom thou hast baptised, say “the soul of N. who went down to the jordan and was baptised” and finish.

And recite “Good is the good for the good” and end. And offer up the Petition and say the Rahmia for the souls thou baptisest. Say ” these souls who went down to the jordan and were baptised and received the pure sign.” If it was a single soul, say “the soul of N. son of N, who went down to the jordan and received the pure sign. ” And beware: from the beginning to this point recite all thy baptismal prayers with care, attention and knowledge. And again perform kushta with them and say to them “Kushta make you whole my brother-‘uthras! The communion of the living hath been performed in the manner in which ‘uthras perform it in their shkintas. Fragrant is your perfume, my brother-‘uthras, (for) within ye are full of radiance.”

And they shall say “Seek and find, speak and be heard!” and kiss their hands. If the souls be female or if the soul thou baptisest is one (woman), perform the kushta with them and say to them “Kushta heal thee and raise thee up. Thy kushta shall be thy witness and thine alms thy saviour. When they say “Seek and find, speak and be heard” and kiss their hands, then say to them “Your kushta shall be your witness and your alms shall be your saviour. Your prayer and praise will rise and obtain mercy for you. In the name of the Great Life; we have acted (according to) the goodness of the Great (Life). And we have arranged (all things?) according to Thy loving-kindness from beginning to end. We have called upon the great Jordan of Water of Life and upon the three hundred and sixty jordans in which Hibil-Ziwa was baptised “. And he (H-Z.) said “Warn them, deliver them, save them and protect those souls which went down to the jordan, were baptised and received the pure sign from adultery, theft, black magic, from going to temples and worship in temples and from eating temple-food. And eat not of that which was killed by lion or wolf, or of anything disgorged or (found) dead. But immerse yourselves and purify yourselves. Manda-d-Hiia will be your helper, and your baptism will be efficacious.” Then pray a prayer and Rahmia for thyself, and say “In the name of the Life! I worship the First Life and praise my lord Manda-d-Hiia and that great Presence of Splendour which emanated from Itself”. Then recite “The First Life be praised! Truth make you whole! Ye are established and raised up” and transfer thy staff to thy right arm and end (the prayer). Then return it to thy left arm and recite the “Blessed and praised be Life” of Shum son of Noah. And sit and recite “Good is good for the good” and bend thy knee, sit, and pour out at “forgiving of sins” (be there for) “our forefathers” (etc.) “and the souls of Mandaeans, priests, ganzivri, treasurers, chief men and ethnarchs” in the “forgiving of sins”. Then rise to thy feet, take the pihta and mambaha and recite the eight pihta prayers for the pihta and the two mambaha prayers for the mambuha. Dip the pihta in the mambuha and recite “The Life spoke and Life opened” for thy pandama and unfasten it. Eat thy pihta and drink thy mambuha and drink the rinsing-water and take a second rinsing and recite “Life is fulfilled” and “The (Great) Life dwelleth on those who love Him” and cast in thine incense at (the words) “Radiance goeth up to its place” and at the place where it says “will forgive those that love his name of Truth” he shall say “those souls who went down to the jordan, were baptised and received the pure sign, and Life is victorious”. Then throw (water) beneath thy staff, recite “Good is the good for the good” and make the Petition and repeat the Rahmia for thyself. Perform the kushta with the shganda and when he goes down, recite “In radiance that is great am I immersed”, slip aside thy pandama and honour thy crown.]

Chapter 31

Radiance goeth up to its place and Light to the Everlasting Abode. On the day that Light ariseth, Darkness returns to its place. The Forgiver of sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes will remit them for those who love his name of Truth, and for those souls who went down to the jordan, were baptised and received the pure sign. Consuming fire will consume thee and thy ministration will be (noted?) in the habitations. The fragrance of life riseth to the House of Life, and we (too) will rise up to the House of Life: we shall be with the victorious 5). It is our support, and our confidence is in life in the Place of Light and in the Everlasting Abode. Life is established and set up in its indwellings, and Life is victorious over all works.

[This is the “loosing” (consecration) of incense for baptism.]

[In the name of the Great Life! May my thought, knowledge and understanding be enlightened, mine, Adam-Yuhana son of Mahnush, by means of these (prayers), admonitions and hymns of baptism, which were transcribed from the scroll The Great Wellspring. This is the baptism wherewith Adam the first man was baptised by Hibil-Ziwa when he breathed the pure mana into him and he got up, sneezed and lived.

And Adam questioned, and spoke, “Through the power of Hibil-Ziwa have I attained my end!”

Then Hibil-Ziwa arose, put on the seven vestments, and went to the jordan-bank. When Adam had placed the qauqa (and) fire before Hibil-Ziwa, Hibil-Ziwa twined a wreath for his staff and twined a wreath for Adam, then rose and went to the jordan and recited the prayer “Answer me, my father, answer me, for I have gone to the jordan in the strength of my father Yawar, and in the strength of Manda-d-Hiia a wreath hath been set upon the ‘uthras.”

Then he arose and recited “In the name of that First Being” for his crown and set it on his head, then recited “Life created Yawar-Ziwa”, “Let there be light” and Manda created me” for the myrtle-wreath and set it beside the crown.

And he held the end of his stole and recited “Strengthened and enhanced is the great mystery of radiance, light and glory” over his pandama, folded his pandama over his mouth and recited “incense that is fragrant, yea, for the First Life” and cast incense on the fire. And he recited “We have acknowledged,” “Praises”, “Thee, Thyself”, “I sought to lift mine eyes”, “The day that the jordan was bestowed on Sam-Smir”, “I have worshipped and praised that Yawar-Ziwa” and “I am Yur son of Barit; in great radiance”. And he held his stole and recited “I went to the jordan, but not I alone” up to the place where it says “give free movement to the limbs of my body; I go down,” and he went down into the jordan up to a fourth of his thighs. And he recited “In the name of Yusmir, the First Vine” over his staff, and at the place where it saith “covered with radiance and clothed in light” he cast the myrtle-wreath over the staff and “clothed” it with his stole.

And he recited “Bound is the sea” and traced three circles thrice over in the jordan. And he recited “I am a perfected gem”, and “Avaunt, flee in fear” and splashed the water in the jordan at his right, his left and in front of him and recited “Piriawis” as written. Then he chanted a hymn and said to him “Any man who hath strength thereto and who loveth his soul, let him come and go down to the jordan, be baptised, receive the pure sign, put on robes of radiant light and set a fresh wreath on his head.”

And Adam descended into the jordan and submerged himself thrice behind him (Hibil-Ziwa), who took him by the right hand transferred him to his left, placed him between himself and his staff, dipped him thrice and signed him thrice in the jordan.

And he gave him three palmfuls of water to drink and recited “Manda created me” over the myrtle-wreath and set it upon his (Adam’s) head and pronounced the secret names over him.

(Then) he took his hand in kushta over the staff and made him go up before him.

(Then) he took water from the jordan into his phial and recited the hymn “At the waterhead I went forth” and “Blessed art thou, Outer Door”, and recited “I rose up from the jordan, and a group (of souls) I met”. And he came up out of the jordan and completed it (the hymn). And he took up the oil and recited “We have acknowledged the name of Life”, “Precious oil art thou” and “Thou wast established, First Life” over the oil. Then he signed him thrice and made passes over him thrice, and at each signing he laid his hand on his (Adam’s) head and repeated those names which he had pronounced over him in the jordan.

And he performed kushta with him. (Then) he took the pihta and recited the eight prayers for the pihta over the pihta and the two prayers for the mambuha over the mambuha. And he gave him the pihta so that he should eat and gave him the mambuha that he might drink, and he drank the rinsing (water).

And he grasped his hand in kushta and seated him before him and recited the “sealing” prayers, “When a jordan of living water and bestowed upon Sam-Smir, the great Radiance of Life”, “Bound and sealed”, “By ‘Usar-Hiia” and the greater (longer) “Bound and sealed” and laid his hand upon him and stood and recited “Ye are set up and raised up”, “What did thy Father do for thee, Soul?”, “How lovely are the plants which the jordan planted and raised up”, “Rightly did my baptiser baptise me”, “Shilmai baptised me with his baptism and Nidbai”, “The jordan in which we were baptise will bear us witness”, and “I rejoice in my priests and Nasoraeans who hearken to my converse”.

And he chanted the hymns “Truly do I say to you”, “To you I cry and explain” and “A new disciple am I who hath come to the jordan bank”.

And he read all the hymns and homilies unto their end and recited “Blessed and praised be Life” of Shum son of Noah and “Good is the good for the good”. And he recited “In radiance that is great am I immersed” and loosed his kanzala (stole) and “honoured” his crown.

And Life is victorious.]

[Then Hibil-Ziwa gave judgement and said “The Life hath anathematised and Manda-d-Hiia hath cried out against and the Great First Word hath pronounced against any man, priest, who performed a baptism without his pandama. He shall be accursed by the Name (Vein) Of the Great Wellspring: Shilmai and Nidbai the guardian ‘uthras of the jordan will curse him and the Wellspring and Palmtree will curse him. Yukabar will take away his crown and his seal and hull him back to his natural home, the Place of Darkness. Moreover, before any Nasoraean who retains his pandama whilst performing a baptism, a vein of the Great Wellspring will heap up and all that he doeth will be confirmed. All mischances will avoid him and darkness will roll away from him. His vestments will be kept in our safekeeping. Whilst he is alive in his body the Seven will be powerless to loose fear against him and lofty strength will be sent to him.

When he departeth the body the clouds which precede ‘uthras will come towards him and dread of purgatory-demons will be powerless over him (for) he will not pass through the Purgatories.

And Abatur will clothe him in his glory and all the ‘uthras will shed their light upon him.

And Life is victorious.

This is the limit (end) of the baptism which came to this world, the (baptism) wherewith Hibil-Ziwa baptised Adam the first man and it was preserved in the ages for the elect righteous, for it was written down in the scroll of the Great Wellspring belonging to Ramuia son of ‘Qaimat. And Bavan-Hibil son of Brik-Yawar wrote it here and distributed it amongst a hundred Nasoraeans, (copying) it from his own scroll which he copied from the scroll of Ramuia son of ‘Qaimat.

It was written in the town of Tib and was placed with Haiuna daughter of Yahia, and Bainai son of Zakia.

Those who hold to it, (let them) expound it. (But) he who doth not establish it, let him keep away from it and not approach it.

And Life is victorious.]

Then said Yahia-Adam son of Sam-Saiwia, “When the scroll of Ramuia son of ‘Qaimat found in the possession of Haiuna daughter of Yahia and Bainai son of Zakia came into my possession I put it together and arranged it as it was written originally, and removed nothing from it.

And Life is victorious.]

The Masiqta (“The raising up”)

i.e. spiritual resurrection or ceremony to aid the ascent of the soul

Chapter 32

In the name of the Great Life may there be healing for me, Adam-Yuhana son of Mahnush!

Strengthened, enhanced was the great mystery of radiance, light and glory dwelling on the mouth of the First Life, for from It came forth Manda-d-Hiia (Knowledge-of-Life). For he knew and interpreted the thoughts of the First Life and perceived that they are wondrous.

And Life be praised!

[Recite this prayer and hold thy stole for the masiqta.]

Chapter 33

In the name of the Life!

Water of Life art thou! Thou art come from the Place which is life-giving and art poured forth from the House of Life.

(At thy) coming, Water-of-Life, from the House of Life, the good come and refresh themselves, (but) the wicked are discomfited and the children of (this) world abashed and say “Is there (not?) room for us in the Place of Light? For those that seek (ask) of it find, and those who speak of it are heard”.

We have sought and found and we have spoken and been heard in thy presence, Manda-d-Hiia, lord of healings. As water when poured out falleth on the earth, so (too) so doth evil fall abased before good. As the water falleth on the earth, so shall their sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes be loosed from those who love the name of Truth (kushta) and from the souls of this masiqta, and from (the souls of) our fathers, teachers, brothers and sisters who have departed the body, and those who (still) live in the body And say “Established is Life (or “the living”) in Its (their) dwelling”.

And Life is victorious.

[This is the mambuha prayer]

Chapter 34

Hail to the First Life before Whom none existed, the Sublime from worlds of light, the Ineffable which is above all works; to the Ancient Radiance and the Great Primal Light, the Life which emanated from Life and the Truth that was of old, from the beginning. Hail the ancient, lofty, esoteric and guarded father of ‘uthras. Hail Yuzataq, Gnosis of Life, Source of Life; He who unveileth the silence , giveth hope and keepeth the prayers of the spirits and souls of righteous and believing men into the Place of Light. Hail to the life of sincere and believing men who have come to their end and departed the body, and hail to those who are stiff alive in the body. May the gate of sin be barred to them and the gate of light be open for them. May they be knit together in the communion of Life in which there is no separation.

Pray ye from there for us and we will pray from here for you. All fruits wither: all sweet odours pass away, but not the fragrance of Gnosis of Life, which cometh not to an end nor passeth away for an age of ages and for world without end. May the souls of this masiqta rise up without sin, trespass, folly, stumbling and mistake unto the Place of Light and to the Enduring Abode.

And Life be praised!

[Read this ordinance for the incense and cast it on the fire. Then recite the prayers for the masiqta.]

Chapter 35

In the name of the Life!

I sought to lift my eyes, shoulders and arms towards the Place which is all life, radiance and glory, the place where which is all life, radiance, light and glory; a place where they who seek of it find, those who speak of it are heard and to those who ask of it, it is given them, day by day and hour by hour. This hour I address to thee, my Lord, Manda-d-Hiia, a vital petition, large and not small, for this congregation of people who have bent their knees to the ground and stretched forth their hands to the intermediate and upper (worlds). They have forsaken images, pictures and idols of clay, gods (made) of blocks of wood , and vain rites, and have testified to the name of the great, strange (sublime) Life. To them the gate of sin is closed and for them the gate of life is open. May our request, our prayer and our humble submission rise before the supreme Life which is above all works.

Before thee (in thy sight) all hands are thieving, all lips have lied. Water is in the jordan. Before thee (in thine eyes), Manda-d-Hiia, no man is clean : we are slaves who are all sin, and thou a lord who art all mercy. When thou art with us, who shall conquer us and if thou justifiest us who will convict us? Judge us not after the fashion of earthly courts of law; despise us not for our follies and associate us not with the false rites practised by the worlds and generations.

The worlds thrust hard at us, but we fell not. Backed by the Truth which is thine own, we have perfect confidence.

Establish life, and wilt thou not establish human beings? Thou hast spoken to us in thy Word and hast commanded us with thy command “Ask on earth and I will supply you with heavenly fruit : ask from below, (from) reed , swamp and mud, and I will supply you from the lofty heavens. Make supplication with the fleshly right hand, and I will bring you (what ye asked) with the right hand of kushta.

The first (generations) sought and found: let those that come after seek, and they will find. Seek and find for yourselves, for your friends, for your friends’ friends and for those who love the great Family of Life. Your eyes shall not turn away from me unsatisfied.”

Thou art the father of all the ‘uthras, the Support which is all light, the Vine which is all Life and the great Tree which is all things. For Thou knowest hearts, understandest minds and searchest out consciences (even) in the nethermost hells of darkness. Like a servant lying prostrate before Thee, our eyes are lifted to Thee, our lips give Thee praise and blessing seven hours of the day and the three watches of the night.

Those who seek of Him find, and to those who ask of Him it will be given. For to him that standeth at a closed door Thou wilt open the closed door. In the Place of Light Thou wilt wipe away and remove from us our sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes and wilt cast them into the hells of the earth and the nethermost limbos of darkness. Thou wilt raise us up as sinless and not as guilty, as virtuous and not as vicious before thee, Manda-d-Hiia.

The good behold and are refreshed: the wicked are discomfited and the children of (this) world abashed. And they say “Is there no place for me in the Place of Light, since those who seek therefrom find, and ask thereof and it is given them?”

We beseech thee to let some of thy radiance, thy light and thy glory rest upon us. Thou art the Healer above all means of healing, a Raiser-up above (all) that raiseth up, a Radiance above all radiancies and a light above all lights. For thou openest doors of truth and revealest mysteries and wisdom and showest forth mighty deeds in Jerusalem. Thou confinest demons and devils and frightenest away the gods from their high places. Great is thy name and praised is thy name! Thou art the counterpart of the Life, for thou wast in existence before all. Thou art the Vine, for thou wast in the Ether above heaven and above the earth. When worlds came into being and creations were called forth, thou didst hold in thy grasp the worlds and generations. Thou hast laid down a road for sincere and believing men to the Place of Life. (Though) spirits and souls sit (here) as guilty, (yet) by thy name they shall rise as innocent, (thy name of) Yuzataq-Manda-d-Hiia. To support the hands of good people, thou wilt be (bring?) healing of life to the souls of this masiqta Life is established in its indwellings and Life is victorious.

[This prayer is good for all occasions: (it may be used) on occasion for the Rahmia (daily office), or for the masiqta, or for baptism and for all purificatory rites. For the masiqta, after thou hast recited over the pandamta, “water of prayer” and the ordinance for the incense, pray “We have acknowledged”, “Praises”, “To Thee”, “Lifting eyes” and “I sought to raise my eyes”. And prepare the pihta, mambuha and klila (wreath) and set them out for the masiqta. And recite the ordnance for the oil, (placed) in something clean : in a glass or tin cup when washed and cleansed. And recite the masiqta.]

Chapter 36

In the name of the Life!

I worship, laud and praise that great, secret, First Mana who abode for nine hundred and ninety-nine thousand myriads of years alone in his own Abode – for no Companion came to him; (none existed) save that great, secret, First Mana. For he came into existence therein and developed therein.

Then I worship, laud and praise that great, occult, First Drop who emanated from Him. They existed, (but) She abode for four hundred and forty-four thousand myriads of years in Her own Abode, alone, for She had no consort.

Then I worship, laud and praise Pirun, that great occult first Vine from whom there emanated eight hundred and eighty eight thousand myriads of ‘uthras.

>From Them and from those ‘uthras proceeded one ‘uthra, whose name is the Great Countenance of Glory who is (at once) less than his brethren and more venerable than his parents. Manda-d-Hiia, the well-prepared ‘uthra, divulged and revealed and said “Any Nasoraean man who sitteth to recite “Established is the First Life” and breaketh bread will receive condemnation from the House of Life,”

And I am established, in the light of Life and Life is victorious.

Chapter 37

I worship, laud, and praise that Occult, great First Cloud of Life, with whom in secret, he broke bread and gave thereof in secret to the Occult Life and to the Mighty First Life.

And Life if victorious.

Chapter 38

I have worshipped and praised Yawar-Ziwa, who arose and praised that great mighty Mana at whose right and left hand there stand four hundred and forty-four thousand myriads of ‘uthras. A thousand myriads of ‘uthras, sons of light, worship and laud the rays of his Radiance.

He arose and broke bread in secret and gave thereof to the sons of men and establisheth his Abode in secret.

And Life is victorious.

Chapter 39

I worship, laud and praise that secret saying which Yawar pronounced secretly. He made it known, and divulged and established a Life-ray therein. Radiance and light came and dwelt at his right and glory and resplendence dwelt at his left. And the ‘uthras en- treated the Life that they might behold the Likeness of Yawar-Ziwa in their own glory.

Yawar-Ziwa the vigilant ‘uthra divulged and revealed and said “Sixty-four sins daily will be forgiven a Nasoraean man who repeats this secret saying, in the Great Place of Life and the Lasting Abode”.

And Life is praised.

Chapter 40

I have worshipped and praised ‘Usar, who broke bread for the hidden first ‘uthras, so that they (find) rest in their hearts.

The holy ‘uthras stood in their dwellings and praise the mighty Life in its Dwelling, adorable in Its radiance and wondrous in Its light.

I worshipped and praised that supreme First Vine, for within it is its Sap : its leaves are ‘uthras and its tendrils rays of light. ‘Uthras sit in its shade. And within the great first Cloud of Light there came into existence, within the Treasure-of-Light there was generated, the Secret Mana.

And Life be praised.

Chapter 41

I worshipped and praised Treasure-of-Light, the great Awaker (yawar) of Life, who broke bread in the Hidden and gave (thereof) to the Mighty First Life in Its Dwelling. I praised the seven mystic precious and preserved manas who derived existence from Their Place and were transplanted from Their Treasure-house. I worshipped and praised the mighty First Life that transported Itself from Its Place, transferred itself from its own Treasurehouse in which it came into existence, was developed, dwelt and was established; and (whereof) It discoursed and wherein It had gloried.

It praiseth and speaketh, “Every Nasoraean who reciteth these secret sayings will seek and find, will speak and be heard seven times daily. And seven sins will be forgiven him in the great Place of Light and Eternal Abode.”

And Life be praised!

Chapter 42

I worship, laud and praise that first secret Word which Yawar imparted in secret. He expounded and explained it and established therein that which is living, Rays (of his light). And Yawar said “Enlightenment and praise have come to pass”. And Yawar came and his glory rested upon his own shkinta. Radiance and Light came and were established before him : Glory and Enlightenment came and dwelt at his right hand. And the ‘uthras ask the Life to behold the appearance of Yawar-Ziwa in their (its?) radiance, and to commend the prayer and praise which they pronounced to Shilmai and Nidbai, the ‘uthras who are the two messengers of Manda-d-Hiia

Yawar hath said, “Every Nasoraean who repeateth this secret prayer seven times daily, seven sins a day shall be forgiven him. And Life abideth in its Dwelling”.

Life is victorious.

Chapter 43

Thou art enduring, First Life before Whom no being had existence, Unearthly One from worlds of light, Supreme Being that art above all works, above the Ancient Radiance and above the First Light; above the life which emanated from Life and above the Truth (kushta) which was of old in the Beginning!

Thou, Manda-d-Hiia, hast established for thy chosen that which thou hast revealed to us from the book Nhur (Be light) and front Pta usra (They revealed treasure from the first treasure and from ‘Usar Nhura (Treasure of Light), a solace, a great support of life, that which shineth in light, the light of which enlighteneth.

It (Manda, gnosis) came into being, was revealed, fulfilled and went forth in strength abundant and became mighty by growth of knowledge It increased in radiance and was full of light which proceeded from the Counterpart (?) of Life, a wondrous counterpart!

Thereupon the worlds were ashamed, for none had seen its like, its brilliance or its glory.

Kushta standeth by his friends and Manda-d-Hiia by his chosen ones.

For thou hast chosen (us), host taken us out of the world of hatred, envy and disputes and hast set us firmly on paths of truth and faith, so that we stand and praise the holy and guarded place. And he who partaketh of this bread (pihta), put out (for him) will be sinless in the Place of Light, the Everlasting Abode.

And Life is victorious.

[These are the prayers appointed for the pihta].

Chapter 44

Biriawish, source of living waters, first upsurging that sprang forth, great outburst of the radiance of all-abundant Life! (Be) life for the souls of this masiqta.

[This is the appointed prayer for the mambuha, If there are (several) souls, read as written; if one soul say ‘for this the soul of N.’]

Chapter 45

Thy name, (O) Life, is excellent: its glory is great, its light abundant, Its goodness came over (or overflowed), inaugurating the First Mystery, life which proceeded from Life and Truth which existed before the beginning. This is a wellspring of life which sprang forth from the Place of Life: we drink thereof, of this Fount of Life which Life transmitted was established in the House of Life, which crossed worlds, came, cleft the heavens and was revealed.

Thou hast shown us that which the eye of man hath not seen, and caused us to hear that which human ear has not heard. Thou hast freed us from death and united us with life, released us from darkness and united us with light, led us out of evil and joined us to good. Thou hast shown us the Way of Life and hast guided our feet into ways of truth and faith so that Life cometh and expelleth darkness and goodness cometh and casteth out evil. (Like) the mingling of wine with water, so may Thy truth, thy righteousness and thy faith be added to those who love Thy name of Truth,

And Life be praised.

[This is the set prayer for the mambuga (sacramental drink). Make the pihta and the mambuhamasiqta, and then make the myrtle wreath.] and place them (ready for) the

Chapter 46

In the Name of Life!

The Light became light, the Light became light! The Light became the light of the First Life. Glory dawned and (there was) praise of the Mana who came from his Place. He came (with) all ether-wreath, with benefits that are from the Place of Light and the Everlasting Abode. Yufin-Yufafin was the weaver of the wreath; she who brought it was ‘Nisbat’-Utria (She- planted i.e. was the mother of uthras). And he who set wreath on was ‘It-Yawar-Ziwa (There-is- dazzling-Radiance) son of ‘Nisbat-‘Utria: he brought it and set it on the head of the Mana, planted it (there) so that it was set up (thereon).

The wreath flames and the leaves of the wreath flame. Before the Mana there is radiance, behind the Mana there is light and glory, at either side of the Mana are radiance, brilliance and purity; and at the four corners of the heavens and on the seven sides of the firmament dwell silence, bliss and glory.

And Life is victorious.

Chapter 47

Enlightened and enlightening are words of light to the souls of this masiqta. Sure, assured, armed and prepared, resplendent and beauteous (are they) when the wreath with its mysteries is set on the heads of these souls of this ascent (masiqta) to the great gate of Abathur’s house. They will open to them the great gate of Abathur’s house and will guard them by secret and watchful manas.

And Life be praised!

[These two prayers are said over the myrtle-wreath in the masiqta.]

Chapter 48

In the name of the Life!

Manda-d-Hiia went to the stars. His appearance loosed the bound (souls): he knit (them into?) the communion that is without parting and without limit or number, by his word which issued from him in that place. All the worlds were confounded: the works of the House were destroyed and there was security for sons of the Great Family of Life.

He planted his planting and descended to the earth, (where) the hand of Evil, of the Lord of the House, lay heavy upon them. And when wickedness oppressed them, they beheld his radiance, and some of the celestial fruits appeared to them, the strength and name of the Ineffable One Who is all light was revealed to them and some of His glory was communicated to them and Knowledge of Life (Manda-d-hiia) was revealed to all who love his name of Truth at the place which is wholly (inhabited by) those convicted of sin. And when they beheld him, the lords of the worlds were con- founded but did not, from their thrones, loose (the bonds of) the captives.

He passed by: the captives were freed. He loosed them from their sins and trespasses: yea, release from their bodies was made possible to them. And (as for) the lords of the House who looked on, their ranks were discomfited and they were unable to reach him. Yea, the name of Abathur was (set) over them and the name of Yuzataq-Manda-d-Hiia was fulfilled and revealed to those who love his name. And his name shall (aid) the souls of this masiqta: it will be his name. And Life is victorious.

[This is the recitation appointed for the masiqta. Read it over pure oil in something (pure ?) and place it before thee and then read the masiqta.]

Chapter 49

In the name of the Strange (Sublime) Life!

This, the glory and light of life, is to bring forth the spirit and soul from the body and to clothe the living soul in a living garment. Yea, she is solaced and liveth, the counterpart of Life, she that emanated from a Dimat of Life, with the Outer Life, with Hauraran and Karkawan-Ziwa, with Treasure-of-Light, the solace and great support of life, with life that emanated from the Life and with the truth which existed of old in the beginning, They live in their shecinahs, and the Great Light (abideth) in its purities.

When any human being departeth from his body, there come towards him seven godlike appearances , and each standeth by his own, And Sauriel the Releaser cometh — he who releaseth spirit and soul from the body. Up there, with those works, he standeth with the vesture of Yuzataq-Manda-d-Hiia which releaseth (the soul). And Hauraran and Karkawan-Ziwa remove from her that in her which is of the body, and she putteth on the dress of Yuzataq- Manda-d-Hiia. Garment on garment she putteth on, she arrayeth herself in robe after robe, When she weareth the vesture of Yuzataq- Manda-d-Hiia there, she laugheth, rejoiceth, leapeth for joy, danceth, exulteth and is overjoyed about the glorious splendour resting (upon her) and the glory that accrueth to her.

Onward she goeth in the vesture of Yuzataq-Manda-d-Hiia, The planets who are in their places were out of coutenance on seeing it: they clenched their fists, beat on the forecourt of their breasts and say “Woe on (us) planets! for they (we) are powerless, but the works of Their hands are victorious!”

And they say “How beautiful is this radiancy, how steadfast this light, how lovely this glory and how wondrous this appearance!” And they ask “who will clothe us with this radiance ? Who will cover us with this light and who will shed on us this glory ? And what is it that passeth before us in this guise ? for it is fair, shining and bright: in this world nothing made can be compared to it!” And they exclaim “How good is Kushta to the good, and Manda-d-Hiia to all his chosen, (those) who stand in their bodies and dedicate themselves to the name of the Life and to becoming (thus)!”

She goeth on in the vesture of Yuzataq-Manda-d-Hiia and they let those deeds of hers pass by and (escape) the hands of all the planets.

And on she went and reached Abathur’s house of detention, (Abathur), the Ancient, Lofty, Holy and Guarded one. There his scales are set up and spirits and souls are questioned before him as to their names, their signs, their blessing, their baptism and every- thing that is therewith.

The soul of N. hath entered the House of Abathur and hath given her name, her sign, her blessing, her baptism and everything that is therewith!

The souls of our fathers were signed with the sign of Life and the name of the Life and the name of Manda-d-Hiia was pronounced over them. They put them in the scales, putting in their deeds and rewards I) and weighed them. And the perfect went in (also), the spirit with the soul, but they took them out (for they were) clean. Radiance issued from the radiance of Abathur and clothed them and they brought light and covered their (therewith).

(Like them) she (the soul) put on garment on garment and robe over robe like the vestments of Abathur. There she laugheth, rejoiceth, leapeth for joy, danceth, exulteth and is overjoyed about the glorious splendour which resteth (on her) and accrueth to her . And she proceedeth in the vesture of Yuzataq-Manda-d-Hiia and went on and reacheth the watch-house (house of detention) of four beings, sons of perfection, ‘In-Hai, Sum-Hai, Ziv-Hai and Nhur-Hai . Each of these beings clotheth her with his radiance and each covereth her with his light. Garment on garment she putteth on, with garment after garment doth she clothe herself. When she puts on the vesture of the sons of perfection she laugheth, rejoiceth, leapeth for joy, danceth, exulteth and is overjoyed about the glorious splendour, the honour resting on and belonging to her.

She proceeded in the vesture of Yuzataq-Manda-d-Hiia and went onwards and reached the Waters of Death . The waters covered her, (but) Radiance crossed over- his name abode in his shkinta : honoured and chosen, he created himself – and said “Life, I am Thine, and for Thy name’s sake came I forth from the world of Pthahil, from amongst evil plots and from beneath the throne of Abathur the Ancient, so that we tray bring out this soul of N, of this masiqta (so that) she cometh before him”.

He is the ray of the great radiance of Life, a being who resteth upon the shkinta, and upon shkinta doth his name rest. He graspeth her with the palm of his right hand and handeth her over to two ‘uthras, sons of light, to Adatan and Yadatan, of one gnosis and one mind. And Adatan and Yadatan hand her over to two ‘uthras, to ‘Usar-Hai and to Pta-Hai who open the Door of Life, plant the plant of Life and establish the first counterpart of the House of Life. They raised her up beside the living they bring her in, in the likeness of Life they support her in the Place where radiance, like light, flameth. And the spirits of N. went and became of the same nature as the soul and was established in the House of Life.

And Life is victorious.

50

Rightly did the baptist baptise me (in the waters of?) Yaluz-Yaluz for their spring is Hammamulai. My name, Ksasar-Hamamulai is spoken, disseminated, guarded, hidden and pure. They (the waters?) knew the source from which they proceeded: its name was on the sky, its glory on the earth. For upon treasure, in treasure, the Great Life existed and was fulfilled in Its glory.

I sit on a perfected garment and by the great fountainhead of Yukabar-Hiia, beneath a Vine which riseth above me. Praise-of-Life standeth before me. “Who will manifest himself and come and speak to me?” “I am he who is manifest, for I am great”. The life that is beneath me is the Vine which riseth above me, Praise-of-Life standeth before me. This is my name and my sign which I received from waves of water and from treasures of radiance and from the great and lofty Mixing-Bowl (?).

And Life is victorious.

51

In the name of the Life!

I am baptised in the name of the Strange Life, the Sublime (Being) above all works. I am established in the name of Treasure-of-Light. “I looked upon the Life and the Life looked upon me, and in the Life put I my trust. When this the soul of N. casteth off her bodily garment, she shall put on the dress of life and become a facsimile of the Great Life in light.”

Yawar from the House of Life revealed (himself?) and shone forth , establishing his counterpart, transplanting the Great Life in his light. The worlds thrust at us, but we fell not; backed by Thy truth, we have confidence. The first sprout hath burst forth – a ray of the great radiance of Life in its triumphs; Truth (Kušta ) and the great Source (kana) of its glory.

And Life be praised!

52

Whose son am I? (Of?) the guarded Mana who is Yusmir, the First Great Radiance, son of the great Primal Life, who pondered and went forth seeking His own, that which came from Him. The congregation of souls, on the last day, when departing from their bodies, rejoice in Him, embrace Him and rising up, behold the outer ether and the enduring Abode and praise the Great Life in Its light.

And Life is victorious!

53

A letter, union and victory have come to this the soul of N. from the House of Life. Its fastening is water, its wreath is light, its weapon the living word, and its seal the Chosen, the Pure One. Every man who openeth it and readeth therein shall live, be whole, and his name will beset up in the House of Life in the name of the Great Sublime Life. And the First Life is established in Its škinta.

[This is the seal of the masiqta. Up to this point recite the masiqta, and here take the pihta and break off a morsel from one upper fatira and the undermost fatira and bring a portion of the Ba and fold them together. And mingle the “water of prayer” with the wine and recite over them “Yukasar chose her (the soul) who passeth over” and recite “The Life spoke and opened” and part thy pandama and eat thy pihta and drink thy mambuha and recite “The Water of Life burst forth in splendour in its škinta.]

54

Yukasar chose her that passeth (crosseth) over; he chose her, called her forth and established her. He clothed her in radiance ineffable and brought light abounding and covered her therewith. He raised her up to the Great Place of Light and the everlasting Abode, and in his own škinta his (the dead man’s) soul was assigned (a place) and found rest in his treasure. Living waters (water of Life) from the House of Life burst forth (in splendour ) and (like them?) shall shine forth the souls who are called upon, raised up and signed in this masiqta, (the souls of) our fathers, teachers, brothers and sisters who have departed the body, and of those who still live in the body. They shall rise upward on a smooth road and by the path of the perfect, shall behold the Place of Light and the everlasting Abode and be established by Him who opened (revealed) the great first light.

And Life is victorious.

55

The Great Life spoke and revealed (opened ) with His mouth, in His own radiance light and glory. And Life be praised.

[This is for the loosing of the pandama. Recite this “Yukasar chose her who passeth over” over the “water of prayer” and wine when they are mingled together. If it is for (several) souls that he has recited read as written, but if for a single soul say “the soul of N. , shall be awakened” . And say “The Great Life spoke and opened with His mouth” and part thy pandama, eat thy pihta and drink thy mambuha. And recite “The living water shone forth in its place” then rise, and read one prayer alter another until the (prayer) ”Yukasar chose her that passeth over” hath been offered up.]

56

In the name of the Life!

Living waters shone forth (in splendour) in their škinta. The robes of the good were resplendent in their place. The great Mana was dazzlingly bright in His glory. So (too) shall these living, (brightly) shining, steadfast and vigorous souls shine in splendour in the great Place of Light and the Everlasting Abode.

[This is a prayer of dedication for the “water of prayer”]

57

Fragrant incense riseth to its place and Thou, Life, be victorious! The Forgiver of sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes will forgive all those who love his name of Truth (Kušta ) (likewise) the soul of N.

And Life is victorious.

[A dedication prayer for the incense]

58

In the name of the Life!

Praised be the First Life, praised be the Word of the First Life: praised be that radiance, light and glory; praised be that Light which is boundless and endless and none know when it came into being. Praised be the Lord of Greatness and praised be all the ‘uthras that stand to the right and left of the Lord of Greatness and praise the Lord of Greatness. Praised be my father Yawar, praised be all the ‘uthras who stand and praise my father Yawar. Praised be that great first Jordan in which the First Life was baptised. Praised be all jordans of living water: praised be the fruits, grapes and trees which stand by them. Praised be all the mighty and lofty worlds of light; praised be all those sanctuaries (shkinata) of the Hidden for in each and every škinta sit a thousand thousand ‘uthras, (‘uthras) without end, and the myriad myriad sanctuaries that are countless. Praised are those thousand thousand ‘uthras without end and the myriad myriad sanctuaries beyond count.

Praised be all those banners of radiance, light and glory unfurled before them which give them light. Praised be the great gate of the House of Abathur; praised be all ‘uthras who stand before Abathur and praise him. Praised be the three hundred and sixty scales which are set up before the ancient Abathur; praised be that first great Scales that was set up before Abathur the Ancient. Praised be that great occult Drop from which he proceeded. Praised be all ‘uthras who sit upon thrones of rest and recite ordinances and masiqtas and secret prayers. Praised be those recitations, masiqtas, and secret prayers in which the Great (Life) is praised. Praised be those priests who sit with them.

Praised be all mountains of radiance, light and glory; praised be all roads and paths of light.

First Life! Lift up Thine eyes upon these souls called upon, raised up and signed in this masiqta and (the souls of) our father, brothers and sisters who have departed the body, and of those who still tarry in the body. Deliver them, save them and protect them from this world of the wicked and from those watch-houses (purgatories). Let thy mercy, Great First Life, rest upon them. And ye shall say “Life is established in its indwellings”.

And Life is victorious.

[This is an offering-up of supplications. It is the dedicatory prayers of the masiqta. Pray “We have acknowledged”, “Praises”, “Thee, Thyself”, “Raising eyes” and “I sought to raise my eyes”. If thou recitest for (several) souls read as written, if it is one soul say “Lift thine eyes upon the soul of N”].

59

Life is fulfilled in its own glory and the Great Light established by its victories.

[This is the prayer offered up for the pihta].

60

The Great Life dwelleth in those that love Him, and His devotees dwell in the Great Place of Light and the Everlasting Abode.

And Life be praised!

[This is the dedicatory prayer for the mambuha.]

61

An earthly wreath fadeth, but the wreath of Life is fresh and living. The wreath of an elect righteous man is set and shineth on the heads of those who love the name of Truth (Kušta ). The wreath is from the world of light and the robe from the Everlasting Abode. The ether-wreath is set, with its purities, and shineth on the heads of these souls of this masiqta.

And Life is victorious.

[This is the prayer put up for the wreath of a masiqta. If thou recitest for several souls, read as written, but if for a single say “on the head of this soul of N.”]

62

The worlds glisten (with costly) oil, but Nasoraeans shine with the radiance of Life.

And Life is victorious.

63

In great radiance am I immersed and in steadfast light am I established. Manda baptised me, Kušta confirmed me. A letter, communication (communion) and purity came to me from the House of Life. Its fastening is water, its wreath is light, its weapon the living word, and its seal the chosen, pure one. Every man who openeth it and readeth therein shall live, shall be whole and his name will be set up in the House of Life, in the name of the great Sublime Life from worlds (of light?).

And Life is victorious.

[This is the prayer offered up for the masiqta oil.]

64

The Life dwelleth in its own radiance and light.
And Life be praised!

[This is the confirmation of the (prayer) “Yukasar chose her who passeth over”. Here recite “Ye are set up and raised up” and the masiqta-hymns.]

65

Ye are set up and raised up into the Place where the good are established amongst manas of light, the souls called upon and raised up and signed by this masiqta and (the souls of) our fathers, our teachers, our brothers and our sisters who have departed the body, and of those who are(still) living in the body. Your manas shall be set up in the Light and ye will be established in the Light.

And Life is victorious.

66

In the name of the Life!

I am crowned with a wreath and lay me down
In a dress in which there is no blemish.
No spot is there in the dress,
Nor is there aught missing or lacking in it.
The Life knew about me.
Adam, who slept, awoke;
He grasped me with the palm of his right hand
And gave (not?) into my hand a palmbranch.
Light cast me into darkness,
But the darkness was filled with light.
The day that light ariseth,
Darkness returneth to its place.
The souls of this masiqta
Approach a cloud of light.
Their journey is to the Place of Light.

And Life be praised.

[This is a masiqta hymn]

67

With him, with the Deliverer
The souls of this masiqta will ascend.
They will behold the Place of Light
And the Everlasting Abode.

On their road the Seven will not detain them,
Nor will the Judge of the False question them.
The Life will count you in His reckoning
And the good will set you up in their midst.
To the place to which the good go they will guide you
And in the place in which they stand they will set you up;
Lamps of radiance are found before you,
Beams of light behind you.
Kušta will come at your right
And Piety will smoothen your path.

For you there will be loosings
From here to the Everlasting Abode.
For the ferry which ferries over the Elect
Will set out towards you and take you across.

(Then) from Abathur of the Scales
A saviour will come forth towards you.
The saviour that cometh towards you
Is all radiancy and light from head to foot
Like the wreath in his right hand.

And on his two arms is a robe.
Bestir yourselves! Put on your robes!

Put on your living wreaths, gird on your girdles
In which nothing is awry or blemished.

Above your head there will be fruit,
And there, at your time and season
Your manas will be set up in the Light.

Your manas in the Light will be set up.
(So) rise up, behold the Place of Light!

And Life is victorious.

68

Between the Hidden and the Radiance,
Between Light and the ‘uthras,
Between the Hidden and the Radiance
Stand those who question the soul,
Saying to her “Speak! say, soul,
Who constructed thee? who was thy Builder?
Who built thee and who was the Being, thy Creator?”

The soul spoke and said —
The edified, well-constructed soul spoke —
And saith to the Being who questioneth her,
Said to him, ‘My father, One built me, One constructed me”
One was the Being who transplanted me;
One of the sons of salvation in his goodness
Took (accepted) his lot (duty).

He folded me in a wrapping of radiance,
Took (me) and gave me over to Adam.
Adam, in his simplicity, whilst he knew not nor understood,
Took and cast me into a physical body;
Took me and cast me into a physical body
That is all sour and bitter fluids and decaying substances.
(There) the soul remaineth and waiteth in the hostel of the body
Which he had bequeathed her: sitteth and watcheth over it
Till its measure and count were accomplished.

When its measure and count were accomplished
The Deliverer came to her;
To her came the Deliverer
Who loosed her and bore her away:
(Yea), he who had bound her, who had loosed the soul,
Went before her whom he had bound.

Coming behind him, the soul hasted
Reached her Deliverer, ran (after) him
Who had bound her to her dwelling.
The soul and her Deliverer (go):
Her course is to the Place of Light,
To the place whose sun goeth not down,
Nor do its lamps of light grow dim.

To it, and to that place, those souls
That are called upon in this masiqta
And signed by this sign, are summoned and invited.
They shall behold the great Place of Light
And the abiding Abode.

And Life be praised.

69

Bliss and peace there will be
On the road which Adam attained:
Bliss and peace there shall be
On the road which the soul traverseth.

The soul hath loosed her chain and broken her bonds;
She hath shed her earthly garment.

She turned round, saw it and was revolted
She uttered an evil curse on the being
Who had clothed her in the body.

She provoked the Framer-of-Bodies, she roused him
From the lair in which he lay. She said to him,
“Rise up, look, Framer-of-Bodies;
The hollow of thy hand is filled with water!”
The voice of the Framer-of-Bodies (is heard),
Who howleth and weepeth for himself
And saith “Woe is me that the hollow of my hand
Is filled with water!” And to her he saith
“Go in peace, daughter of the free, whom
In the house of evil ones they called handmaiden.

Go in peace, pure pearl that was transported
From the treasuries of Life;
Go in peace, fragrant one who imparted
Her fragrance to the stinking body.
Go in peace, radiant one, who illumined
Her dark house. Go in peace,
Pure and chosen one, immaculate and spotless!”

Flying, the soul went
Until she reached the House of Life:
She arrived at the House of Life.

`Uthras went forth towards her,
Saying to her “Take and put on thy robe of radiance
And set on thy living wreath!

Arise, dwell in the škintas,
The place where `uthras abide, conversing;
And Life is victorious and triumphant is Manda-d-Hiia
And lovers of his name”.

And Life be praised!

70

Blessed and praised be Life

Who is filled with compassion for these souls.
Praised be thou, my lord, Manda-d-Hiia,
For thou raisest up these souls and dost not condemn them.

Praised be thou, pure Yushamin,
For thou wilt give them thy helping hand.
Be ye praised, Shilmai and Nidbai,
For ye will give true witness concerning them.
And be ye praised, Hibil, Shitil, and Anush
For ye will ransom them from the House-of-Dues
And from Abathur of the Scales!

For toward you will go forth a messenger,
And the messenger who goeth toward you
Is all radiance and light from head to foot.
In his right hand a kind of wreath
And on both his arms a robe.

Up! put on your robes, set on your living wreaths!
Gird on your girdles that are flawless and faultless!
Above your heads there will be fruit,
And your lamps will hang amongst lamps of light
And will shed light.

The Lord of Tolls will not confront you
Nor will lying judges put you to the question.
They will bring you liberating words
From here unto the Everlasting Abode,
The building that was built for you in the House of Life,
Will not come to nought in an age of ages!

And may some of Manda-d-Hiia’s radiance and light
And the revivifying-breath of Life rest upon us!
Blessed is the Voice of Life
And praised be the great Beam which is all light.

And Life be praised.

[After thou hast recited “The Life dwelleth in its own radiance and light”, “Ye are set up”, “I am crowned with a wreath and lay me down”, “With him, with the Deliverer”, “Between the Hidden and the Radiance”, “Bliss and peace there will be”, “My vigilance and my praise giving”, “Go in peace, Pure Chosen one”, “Well, well is it for thee, soul” and the other hymns, as many as thou art able, then recite the “Blessed and praised is Life” of Shem son of Noah.

If thou readest for (several) souls, read as it is written, but if only for one soul, say “The soul of N.” and pay attention, with all watchfulness, clearness of mind and studious attention and recite “Good is the good for the good”; perform Kušta with one another and recite “In great radiance am I immersed”.

And pray a prayer for yourselves and make pihta and mambuha for yourselves and eat your pihta and drink your mambuha And offer up the prayer “Good is the good for the good”, perform Kušta with one another for yourselves and (then) honour your crowns. ]

And Life is victorious.

71

In the name of the Life!

Blessed and praised be the Life!
Blessed and praised be the name of Life in the Place of Light!
Blessed and praised art thou, my lord, Manda-d-Hiia;
Thou and thy strength, thy radiance, thy light, thy glory and thy help.

Praised art thou, my father Yushamin the Pure,
Son of a transplanting of the mighty Life.

Praised art thou, Second Life, Life that is from Life.

Praised are ye, Shilmai and Nidbai, guardian ‘uthras of the jordan.

Praised are ye, Nsab and Anan-Nsab.

(Praised are) our fathers Hibil, Shitil and Anush
The name and chief of the whole race.

Praised art thou, Lofty Abathur;
Blessed and established is the great škinta in which thou sittest.

Praised are ye four beings, sons of Perfection, who go to meet the good;
Go forth to meet the good and clothe the good with robes.
Praised art thou, Earth of Light and blessed and praised Those who dwell in thee.

Blessed art thou, Road of the great, path of the perfect
And track that riseth up to the Place of Light.

Blessed art thou, Nasirutha from whom the elect learn;
From thee learn the elect, and deal out reward and pious gift
They deal with reward and pious gift and rise up and behold the Place of light.

Praised art thou, jordan of living water, for from thee we obtain purity;
We obtain purity from thee and receive the pure sign.

My fathers beheld the Life and my teacher the Place of Light.
The ‘uthras of light are victorious,
And victorious Abathur and the sons of Perfection
Who stand, praising the Life.

Enlargement of life there shall be for the believing
Who have departed out of our midst;
The believers, the poor, the lowly and priests.

And my lord Manda-d-Hiia will lend them his helping hand.

Thankfully received are the good gifts (tabuta) of life,
The good gifts of life and of knowledge of life,
The pihla that ….. at the name of the Life.

For any man who giveth an oblation,
His oblation will be his helper: elect and perfect men
Who bestow oblations will rise by Kušta ‘s path.
To them it shall be given.

Of the Ether-wreath they twisted them a wreath
Of speech and hearing, of joy, purity, goodness and greatness.

A wreath from the Vine Ruaz He will set on the heads
Of those souls called on, signed, and raised up by this masiqta;
(And the souls of) our fathers, our teachers, our brothers and our sisters, of those who have departed the body and those
who are yet in the body.

(A wreath like that) set on Its head by the Great (Life)
And by the Great (Life) given to ‘uthras
And given by ‘uthras to their priests.

Healer, whose medicine is water, come!

Be thou a healer to thy devotees,
To thy devotees be thou a healer
And to him that giveth oblation be thou a helper:
On him whom thou hast healed, do thou,
My lord, bestow soundness.

Behold him who standeth before thee and condemn him not.

My Lord, High King of Light, Revealer
Whose eyes are uncovered, seeking justice
And enacting justice for those who love it,
Do justice on those who persecute us,
Those persecutors who pursue us,
And on the wicked and furious ones
Who scheme to work evil upon us.

If it please Thee, High King of Light,
Look on us and condemn us not!

Behold these souls who believed in Thee
And for Thy name’s sake stood by on earth
And were persecuted. Show us pure ether-air
So that we may forget earthly persecution,
That we may forget the persecution of earth
And the vexation of the wicked and liars.

Strengthen our insight, our voice, our vigilance and our praise!

Thereby the Great Life communed with thee
And set thee up completely (?) with His radiance
And His light, Manda-d-Hiia!

And may the vivifying-power of Life rest upon us.
My elect, ye shall say “Blessed be the Voice of Life
And praised be the great Beam which is all light!”

And Life be praised!

[This is the “Blessed and praised be the Life” of Shem son of Noah. Afterwards, read here “Blessed and praised be Life” of the souls, and then recite “Good is the Good for the good”.]

72

Good is the Good for the good, and His nature is set upon those who love His name. We will seek and find, speak and be heard. We have sought and found, have spoken and been heard in thy presence, my lord, Manda-d-Hiia, Lord of all healings.

Forgive him his sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes and (those of) him who furnished this bread, masiqta and (ritual) food. My lord, Manda-d-Hiia and (Thou) Great First Life, forgive the sins trespasses, follies, stumblings and mistakes of the donor(s) of fee and oblation, and their wives, children, their priests and those who placed (brought) this bread and food; (likewise) you, my parents, teachers, instructors and preceptors when ye support from the Left to the Right. And ye shall say “Life be established in Its Dwellings and Life be praised;

Life is victorious over all works.

[Recite this “Good is the Good for the good” when thou readest a masiqta. When thou performest a baptism recite it, when thou distributest oil recite it, when thou recitest the Rahmia (“Devotions” recite it, and after the Rahmia. And recite it when thou partakest of the (ritual) dish. ]

And Life is victorious.

The Letter

Chapter 73

In the name of the Life!

A sealed letter which leaveth the world —
A letter written in good-faith (kushta)
And sealed with the seal of the Mighty (Life) —
Righteous men wrote it, believing men tied it on,
And suspended it about the soul’s neck
And despatched it to the Gate of Life.
The soul, in her wisdom,
Pressed her nail on the letter,
Her nail she pressed on the letter;
She imbued it with her mystic radiance,
Wrapped it and veiled it in her light.
How came it that Daium saw
That the soul bore a letter?
How was it that Daium saw it
As her seven sons gathered about her
And said “Who hath written the letter
Whose secret no man knoweth?
Who wrote the letter that is sealed in
By these protective strands?”
The letter is written in good faith,
And sealed with the seal of the Mighty (Life).
Righteous (men) wrote it, believing men tied it on
And hung it about the neck of the soul
And despatched it to the Gate of Life.
The soul flieth and goeth until she hath reached
The watch-house of the Seven.
The Chief-of-Dues, when he saw her,
(And) the Governor, when they saw her,
Murmur discontent and say
“Who hath written the letter
Whose secret no man knoweth?
Who wrote letter that is sealed
By these protective marks?”
“The letter is written in good faith
And sealed with the seal of the Mighty (Life).
Righteous (men) wrote it;
Believing men tied it up
And hung it about the neck of the soul
And despatched it to the Gate of Life”.
The soul flieth and travelleth on
Until she reacheth spirits of Purgatory.
The spirits of Purgatory abased their heads
And the soul passed the purgatory-spirits by.
The soul flieth and goeth
Until she came to the waters of death.
As she reached the waters of death
There came forth towards her
A great Beam of radiance (and) of life, (who)
Grasped her by the palm of her right hand
And brought her over the waters of death.
The soul flieth and goeth
Until she reacheth the House of Life.
When she reached the House of Life
She uttered a cry to the House of Life,
And when He heard her call, the Life
Sent a messenger towards her,
(Who) grasped her by the palm of her hand,
Conducted her, (came) to support her
In the likeness of the Life to the place
Of radiance, light and beams of effulgence;
To unite her to (the company of) ‘uthras
And to set her up amongst beams of light.
Upon her head they placed a wreath of ether
And took her out of the world in splendour.
Life supported life: Life found Its own:
It hath found Its own, and my soul hath found
That for which she hoped.

And Life is victorious.

[Up to here recite over the flask of oil as it is put into clay up to the mouth of the bottle. And the clay must be pure and from the jordan.]

Chapter 74

Bound (secured) and sealed are the spirit and soul of N. by the seal of Kushta and the great safeguard of truth by the word of Kushta and the raising (power) of Yukabar-Ziwa.

And Life is victorious.

[This is the conclusion of the “Letter”. Set (press) thy seal-ring and the nail of thy little finger of thy right hand into the clay, seal it and read this conclusion over it. And Life is victorious].

[Shouldest thou wish to administer oil (to a dying person), at the beginning and end order the chief (relative) or remaining (persons: i.e. of the family?) to throw water over the dying person. If he is a Mandaean (layman) they shall purify the hand of the dying person and pour oil on it and sign it with three signings. And he shall join with him and shall place his hand on his mouth and then put the dying person’s hand on his mouth. If immediate death is near (?) at the place where they apply the oil they shall cleanse with water and purify him and bring to him proxies (those like him).]

In the name of the Great Life!

Health and victory be mine, Adam-Yuhana son of Mahnush.

When thou wishest to administer unction to anyone leaving the body (dying), say “In the name of the Great Life, union and renewal of life and forgiving of sins be there for this soul of N. son of N. of this “Letter and masiqta”. And bring a clean new bottle never before used, press out pure oil and place in it. When enough, twine a wreath of myrtle about the bottle. And set it before thee and recite for thy crown “In the name of that First Being” and set thy crown on thy head. And recite beside thy crown “Life created Yawar-Ziwa”, “Let there be light”, and “Manda created me” for thy crown. And recite “Strengthened and enhanced is the great mystery of radiance light and glory” and bind thy pandama over thy mouth.

And take the phial into thy hand and recite “Water of Life art thou” over the bottle. And recite “Hail to the First Life” for the incense and cast incense on the fire and recite “We have acknowledged”, “Praises”, “To Thee” and “Raising my eyes”; and the bottle shall be in thy hand. And recite “I sought to raise eyes” and at the place where it says “wilt wipe away and remove from N. his sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes and cast them into the hells of earth and into the nethermost Abaddons of darkness and wilt raise him up as guiltless and not as guilty and as virtuous and not as vicious before thee, Manda-d-Hiia. With thy radience thou wilt clothe him and with thy light thou wilt cover him, and wilt set thy living wreath on his head, (the head of) this the soul of N.” And take care that thou readest to the end with attention!

And recite the eight prayers for the pihta over the bottle and the two prayers for the mambuhaMana“, cover the bottle with the clay and take thy seal-ring with three of thy fingers — thy thumb and the finger next thy thumb and the little finger — and recite “The sealed letter which leaveth the world” and at the place where it saith “a letter written in good faith and sealed with the seal of the Mighty (Life)”, seal with thy ring and the nail of thy little finger. And until the end let thy seal and the nail of thy little finger rest in the clay. And recite “Bound and sealed are the spirit and soul of N. with the seal of Kushta and the great safeguard of strength in the word of Kushta and the raising-up of Yukabar-Ziwa”. over the bottle and recite over the myrtle wreath “The Light became light”, “Enlightened and enlightening” and place the bottle on his head. Recite “Manda-d-Hiia went to the stars: his appearance loosed” over the bottle and take with thy forefinger some oil from the mouth of the bottle and recite “(In the name of the) Strange (Sublime) Life, this, the glory and light of Life” and at the place where it saith “to send forth spirit and soul” say “of N”. and where it saith “And Sauriel the Releaser cometh, who releaseth spirit and soul” say “of N.” and at “everything that is therewith” sign the mouth of the bottle; and at “the house of Abathur” sign the mouth of the bottle. And where it saith “the spirit of N. went and became like the soul and was raised up into the House of Life and Life is victorious” sign the mouth of the bottle. And recite “Truly did my baptiser baptise me”, “I am baptised in the name of the Life”, and “Whose son am I? Of the guarded

And lift thy seal-ring, thy nail and thy little finger from it and set it before thee and recite “Praised be the First Life” and at the place where it says “Lift thine eyes” say “upon N.”. And thy pandamamanas light” (insert) “the soul of N. is established in that place”. must be over thy mouth. And recite “Ye are set up and raised up in the place where the good are established amongst

And (recite) “I am crowned with a wreath and lay me down”, “With Him, with the Deliverer”, “Between the Hidden and the Radiance”, “Bliss and peace there will be on the road which Adam attained”, “My vigilance and praise”, “Go in peace, chosen, pure and guiltless one in whom there is no spot”, “The Mana rejoiceth in his treasures”, “Well is it for thee, well is it for thee, soul that departed from the world”, “Sunday, and Kushta and Oblation”, “I am provided and provisioned”, “He rose and took me up with him”, “The day that the soul goeth forth” and “Ye are set up and raised up, my Chosen”.

And recite the “Blessed and praised be Life” for the souls and here recite the “Blessed and praised is Life” of Shem son of Noah. And where it saith “To you it shall be given, of the Ether-wreath” say “to N. son of N.” (it shall be given).

And recite “Good is the good for the good”; ask mercy for him and remit his sins and his trespasses. And give it to him to whom thou givest it and grasp in kushta the hand of him who holdeth (the hand) of the dying person and say to him “This kushta which I entrust to thee, do thou convey it to Abathur”.

If it is urgent to carry him away, bestir thyself (hurry) when thou recitest “The sealed Letter which leaveth the world” and “Bound and sealed are the spirit and soul of N.”. Give him that which thou givest him, and take in kushta the hand of him who taketh (the hand of )the dying person and say to him “This kushta I speak to thee do thou speak it to Abathur”. Thy pandama must be over thy mouth. Then thou shalt recite “The First Life be praised”, “Ye are set up and raised up.” and (so on) till the “Good is the good for the good”, just as I tell thee.

Offer up for him the devotional prayers, hymns and the “raising” (prayers) of the masiqta from beginning to end. And be careful (to insert) the name of him to whom thou didst administer the oil. Let nothing be lacking and recite with attention and care.

And Life is victorious.

Then, when thou holdest thy pandama over thy mouth, pray for thyself. Make pihta and mambuha for thyself, recite “The Great Life spake and opened Their mouth” and eat thy pihtamambuha. And recite “Life is full”, and “The Great Life dwelleth” for thyself and recite “Good is the good for the good” and perform the kushta-rite for thyself and honour thy crown. and drink thy

And beware, beware and beware lest thou begin any of the “loosing prayers” without thy pandama. (Do it) only after thou hast made petitions for thyself.

And Life is victorious.

This is the Benediction of Oil, which Bihram-Rba, son of Adam celebrated for his mother Hawa wife of Adam when she departed the body, whilst Hibil-Ziwa sat before them.

This Benediction of Oil was in the Diwan of Ramuia son of ‘Qaimat of the town Tib, written by Zazai-d-Gawazta son of Hawa. And Bayan-Hibil son of Brik-Yawar wrote it. Here he distributed it, with these books, amongst a hundred Nasoraeans, from his own Diwan which he had copied from Ramuia son of ‘Qaimat’s Diwan that was found in the possession of Haiuna daughter of Yahia and Bainai son of Zakia.

And Bayan-Hibil son of Brik-Yawar said “Just as it was written, I wrote it and all the mysteries of the Oil were therein. As far as Jerusalem, the city of the Jews, their mysteries (sacramental ceremonies) are like these.

And Life is victorious.

Exhort those who administer the oil to be careful. If he (the apparently dying person) doth not depart the body, let them bring him to thee. Recite “In great radiance am I immersed”, break open the seal, bear it away (?) and throw it into the jordan.

And when thou administerest oil, beware lest thou make a mistake. If thou hast committed an error, it will need a “masiqta of the sixty” for him on whom the oil falleth and it will be well. If impossible to carry him read a “sixty” masiqta for him with seven food-trays, and at “that which is with her” sign him and at “the House of Abathur” sign him.

(If) the soul (be that of) a good, pious person, one who hath people who will do good after him, bring priests and celebrate sixty masiqtas for him in full with everything. In the upraising of the sixty” sign him alone at (the words) ma d-bh; at the words bit Abatur sign him alone. And in the last upraising sign him alone at bit Abatur and (then) sign the souls of our fathers.

For a masiqta thou requirest meat, water of prayer, incense, pihta, hamra, wreath and oil. And in (on) the seven trays: – place there all that thou wishest in the trays together with those mysteries (named above).

And when (there is) a masiqta, read the homilies about the soul; let them be many, and be compassionate. It is good (beneficial) for a soul on whom oil falleth. Recite over him and over the seven rahbata and (pray for) Mandaeans, Nasoraeans and the faithful. And pray the masiqtapihta and mambuha, the “bindings and loosings” of the masiqta prayers “We have acknowledged”, “Praises”, “Thee”, “Lifting eyes”, “I sought to raise eyes” and all the appointed prayers for the from beginning to end.

Be careful; make enquiry, display kindness, show compassion (during?) the homilies, and loose him from his sins.

And Life is victorious.

Then Hibil-Ziwa taught and said “Great disgrace will fall on any Nasoraean who (whilst) reading the masiqta openeth his pandama or adulterates the water of prayer. He will not behold his Creator and will be smitten with that blow which was administered to the First Eldest One because he sinned and blundered before his Parents. And I, Hibil-Ziwa, will not reckon him amongst my own, nor count him as one of my own”.

And Hibil-Ziwa said “Any Nasoraean who holds (to?) the pandama and doth not adulterate the water of prayer, as long as he remaineth in the body shall have increase, speech and a hearing because he hath neither removed nor changed aught of that which his fathers commanded him, nor hath he performed the acts of Yushamin or rendered a portion to the Well Sumqaq, nor did he stand in the heat of the Well Sumqaq”.

Every man who celebrateth these mysteries must hold (wear) the pandama. When he holdeth his pandama all the creatures of darkness are turned back from his presence, his appearance will shine and all that he hath done will be confirmed by us.

And Life is-victorious.

This is the Book of Gadana which Hibil-Ziwa gave to the chosen elect, which I have copied for myself. I am poor, lowly, child-like and striving, one whom the Seven and Twelve persecute; one of the Root of the First (Life), one insignificant amongst my fellow-priests and ganzibras, earth beneath the feet of Nasoraeans and dust beneath the feet of the pious.

I, a slave who is all sin, copied this Book of Gadana for myself so that there should be someone to commemorate my name on earth and yonder in the celestial worlds of light. For my heart hath loved the Life and mine eyes wait upon Manda-d-Hiia, who will be to me a support, a deliverer and a rescuer from the sons of Krun And I testify to the Life and to my lord Manda-d-Hiia with a true and faithful heart.

I am Rabbi Adam-Yuhana son of Bihram son of Sa’dan son of Msa’dan, Kamisia by name, Rish-Draz. I copied it for myself from the book of a righteous and upnght woman, a believing (creature) whose mind is pure; in it there is no lechery, lust or harlotry. She consecrated herself to love of Truth (Kushta) and copied this Book of Gadana so that there should be for her a commemorator on earth and in the mighty celestial worlds of light, yonder. She was my own paternal grandmother, her baptismal name was Anhar daughter of Sharat. May there be for her enlargement of life! And the name by which she was called was ‘diia, daughter of Adam son of Sa’ad-Juwiri. (She copied it from?) the copy of the great, lofty and respected R. Ram-Yuhana son of R. Yahia-Zihrun son of R. Zihrun son of R. Adam son of R. Yahia-Adam son of R. Shitil son of R. Ram son of R. Zakia son of R. Yahia son of R. Zakia son of a father of ganzibras, R. Mhatam son of R. Sam, known as Manduia, family name ‘kuma (Black). He copied it from the book of the great, lofty and respected R. Yahia-Zihrun son of R. Yahia-Bihram son of R. Adam son of R. Yahia-Adam known as Manduia, family name ‘kuma. He copied it for a shalmana — the craftsman Hadaiat son of the craftsman Qasum son of Bihram son of Zakia of the sons of the Dihdaria (tribe), family name Sabur, from the book of R. Zihrun son of Asta Faruk, Asta Nuruz, his baptismal name being Bihram son of Adam-Yuhana son of Br-Hiia son of Zihrun son of Yahia-Anush, son of the great lofty and respected R. Mhatam son of Yahia-Baian son of Yuhana-Shadan, of the sons of the Dihdaria, family name Sabur. He copied from the book of Shaha whose baptismal name was Hawa-Mamania daughter of ‘Aziz, family name Wasia. He copied it from a book (copied by?) Bihram-Br-Hiia son of Adam-Zakia-Br-Hiia son of Baktiar son of Adam-Bihram, family name Kuhilia, that was copied by the great, lofty and respected master-builder of knowledge and understanding, a noble and distinguished ganzibra, an excellent, accomplished man, devoted to the First Life, son of an orthodox family (root), son of a highly-distinguished family, our teacher, R. Yahia-Bihram son of a father of ganzibras, R. Sam-Bahran son of Yahia son of Zakia son of Yuhana known as Buhaiiar, Zakia by name. May Mand-d-Hiia forgive him his sins for he was kindly and long-suffering, and wrote this book so that there should be commemoration for him on earth and yonder in the worlds of light. And he copied it with the rubrics which had been copied by the great, lofty, respected and reliable ganzibra Zihrun son of Br-Hiia son of Baktiar son of Adam-Bihram, family name Kuhailia-may Manda-d-Hiia forgive him his sins! He copied it for Sam-Yuhana son of Mhatam-Bulbul son of Sam, family name ‘Asakir from the book of R. Adam-Baktiar son of Yahia-Zakia-Zihrun son of Yuhana-Shitlan, family name Rish-Draz …

[The list of copyists is so long that I venture to omit the rest this colophon of D.C. 53, up to p. 98, line 16; (Translator).]

… Ziqa son of Ninia. And Adam-Sabur said “I went to Bit-Hurdshaiia and travelled around a great deal, but found no reliable masiqta equal to this masiqta. When I saw that it was reliable I wrote this masiqta just as it was. And any priest or Mandaean who prays, shall hold to this masiqta.

And now, ye priests who hold to it, be staunch to this masiqta so that there may be forgiveness for your sins, and the Life and Manda-d-Hiia and all the ‘uthras sons of light will be your helpers. But we will abandon and not approach any man untrue to it.

And Life is victorious.

So these prayers were arranged from the “Explanation of Prayers of Baptism and the Masiqta” which was copied from the Diwan of Ramuia son of ‘Qaimat: their father wrote (it?), Baian-Hibil son of Brik-Yawar and our master Baian son of Zakia. It was in his library. So that these injunctions were written by Baian son of Brik-Yawar. He distributed these books here amongst a hundred Nasoraeans from his own library, which he had copied from the Diwan of Ramuia son of ‘Qaimat which was housed by Haiuna daughter of Yahia and Baian son of Zakia.

For it was written in the town of Tib. And Zakia copied it from the Diwan of Ramuia son of ‘Qaimat and Yahia (?) copied from the Diwan of Sam son of Anush-Yahia, and Sam copied from the Diwan of Bihram son of Brik-Alaha …? and Anush copied from the Diwan of ‘Qaiam son of Sharat and ‘Qaiam copied from Qaiuma son of Brik-Alaha and Qaiuma copied from Shganda son of Yasmin, and Shganda son of Yasmin copied from the Diwan Zazai-d-Gawazta br Hawa and Zazai-d-Gawazta copied from the Diwan of the First Life.

And Ramuia son of ‘Qaimat said “From the day on which it fell from (was written by) Zazai-d-Gawazta son of Hawa till now, the years in which I wrote it, is (a space of) 368 years in the ages”. And Ramuia son of ‘Qaimat said “I wrote this Diwan in the town of Tib in the years when Anush son of Danqa departed with the heads of the people (ethnarchs), in the years when the Arabs advanced”.

Then Baian-Hibil son of Brik-Yawar wrote “I purified myself when I got possession of these mysteries. And I myself travelled around and went on foot to Nasoraeans and took many diwansMasiqta and Oil-of-Unction. I have written them here and have distributed them to a hundred Nasoraeans in order that they may hold to and be staunch to them. from place to place. And nowhere did I find “mysteries” as reliable as these Mysteries of Baptism and

“And now, ye priests! Hold and abide by this end (purpose), like ‘uthras of light who stood by these mysteries, all of them, and confirm it in a communion to which Yawar is joined.

“And any man who doth not confirm this end (conclusion) we will avoid and not approach him. He may go in his clothes and roll in his filth! His habitation will be the Sumqaq Well.”

Then the writing of Ram-Ziwa-Bihram son of Baian: — “I have looked into the Diwan of ‘The Great Wellspring’ of Ramuia son of ‘Qaimat. Any person who writeth the Book of Gadana and removeth any of the injunctions assigned and written therein, Thou wilt place in clouds of darkness. And anyone who writeth a book of rejection, or removeth any of the injunctions written therein so that they are broken, shall be cursed with a great curse. For this is the curse which the First Life uttered and pronounced, “Anyone who becometh hostile to the Life shall die the second death of an enemy: he will belong to the Darkness; he will fall and for him there will be no uprising”.

(But) those who have not removed trust in the Life or (changed) any part of that which they wrote and taught about it, any individual, he and his opinion: and hath delivered them from their sins .. Moreover, anyone who cuts a copy, or extracts therefrom the name of its owner, shall be cut off (himself and sent) to the watch-houses (purgatories) of the planets. And at the Great Judgement he will stand up, but Abathur will not take his hand in kushta.

Life is victorious over all works and victorious is Yawar-Ziwa and his helpers, his people, his priests, and his holding (partisans).

And Life and all Its works are victorious.

Hymns of Praise

Chapter 75

In the name of the Great Life! May there be healing, victory, strenght, soundness, speech and hearing for me, Adam-Yuhana son of Mahnus, from the Life!

We have acknowledged and praises (are due) To the mighty sublime First Life, The Ineffable which is over all works. (I come), bringing (dedicating) my head and my mouth To the Life and to the implanted Word And to ‘Usar-Hiia, the great solace and support of Life In order to praise, honour, magnify, bless and exalt Thee. (Yet) who shall praise Thee 2), Life? And who, Life, shall magnify the greatness of Thy victories? Thou art lauded, Thou art magnified, thou art glorified And Thou art exaltedl (For lo) Thou art come, Thou camest and none but Thee came. At Thy radiancy the riders were afraid , At Thy light gates and kingdoms were troubled. on seeing Thee the Jordan turned about, [he waves of the sea rolled back And the islands of the sea were thrown into confusion, Chariots were overthrown and they fell on their faces. Cedars of Lebanon were rent, mountains shook and leaped like stags.

They opened and gave praise. Does in the desert shed their young untimely; The heights arise and speak in (Thy) honour. The earth trembled and was shaken. Jordan! whom didst thou behold that thou didst turn back? Waves of the sea! wherefore did ye roll back ? Isles of the seal why were ye thrown into confusion? Chariots! wherefore did ye overturn and fall on your faces ? Cedars of Lebanon! why were ye rent ? Mountains! wherefore were ye shaken and why did ye leap like stags?

(Why) did ye open and give praise ?
Does in the desert! on account of ‘Whom did ye miscarry your young?

Heights! in Whose honour did ye arise and speak ?
Earth ! Whom didst thou behold and (at what) didst thou tremble ?

“At the Radiance which surpasseth all radiance, At the Light which surpasseth all lights, And at the Good Being who crossed the worlds And came and cleft the firmament and revealed Himself.” When the Life gazed (down) and looked on the earth And Its Glory alighted upon the roofs of Its Building, (Lo!) they were sitting on thrones of rebellion. They got down meekly from their thrones And fell upon their faces. It eclipsed and took away The glory of the worlds and generations And quenched the flames of their lamps. It set the eyes of the planets in the depths of the earth And in the lower glooms of Ilarkness. Spirit (ruha) lifted up her voice, She cried aloud and said, “My Father, my Father Why didst Thou create me ? My God, my God, My Allah, why hast thou set me afar off And cut me off and left me in the depths of the earth And in the nether glooms of darkness So that I have no strength to rise up thither?” All arose, prayed and praised the majesty of mighty (Life) And their voices sang to the Glory that is mighty Praising the Radiance which surpasseth (all) radiance And the Light which surpasseth (all) lights, And the Good Being who crossed the worlds, Came, cleft the firmament and revealed Himself. He sundered Light from darkness and sundered Good from Evil, He sundered Life from Death, And He brought out those who love His name of Truth From Darkness to Light and from Evil to Good And from Death to Life and set them On roads of Truth and Faith. And Thou hast spoken to us with Thy Word And hast commanded us with Thy commandment – “Be My glory and I will be your Glory. Be my light and I will be your Light. And my name shall be in your mouths And I will be with you”. Thou art He who overthrowest (false) gods in their high-places And bringest reproach on the divinity of (false) deities.

They were broken down by shame on their way And deep ignominy befell their temples And fettered their might.

Great is the splendour in which Manda-d-hiia is arrayed! Blest is that day of light, praised is that dawn On which Thou didst travel and come from worlds of light! (That day) is not reckoned in a count of days. Nor in a reckoning of months; Except that day on which Thou wast revealed from worlds of light. We will reveal to them, that day on which Thou wast revealed, To all who love Thy name of Truth (kusta).

We offer up our commemoration, our petition, our prayer, Our submission, our tabuta and our faith In Thy presence, (O) ‘Usar-Hiia, Delight and great Support of Life. Were we to stand and praise Thee, Thy name, Thy title and Thy goodness seven times a day, my Lord, Who could praise Thee, Life, Or magnify (worthily) the greatness of Thy victories ? Can the stinking body praise Thee? or the vain tongue? Were our mouth like the sea, our lips like its waves And our tongue like cleft mountains, Then might we praise Thee, magnify Thee, honour Thee and bless Thee!

Thou knoweth him who feareth Thee with his heart And him who confesseth thee with his lips. With a pure mouth be Thou blessed And lauded with a tongue of praise. Supporters who do not waver, interpretations Of Truth (kusta) which vary not praise Thee. Sons of Perfection beside Thee, (an) endless, countless And everlasting (company), all shining with reciprocal radiance, Praise Thee, for amongst them all hatred, Envy and dissensions exist not. The Place which is all portals of radiance, light and glory Praiseth Thee. The ancient, lofty, occult And watchful One, Abathur, who sitteth according To his rank, like the Life, praiseth Thee, The ‘uthra Pthahil praiseth Thee and saith to Thee, “Blessed art Thou, my Lord, Manda-d-Hiia And praised. And blessed is the Place From which Thou camest: praised, magnified And honoured is the great Place from which Thou camest. And praised, magnified and honoured is the great Place To which Thou goest.” Elect righteous (men) from lower sanctuaries Ii Praise thee; for Thy knowledge, Thy wisdom, Thine understanding and Thy goodness do they praise Thee.

Thou hast come! Thou comest and art ready to reveal Thyself. Thou art immeasurable, infinite and everlasting. Thou art the Father, Thou art the Brother, Thou art the Son; Thou art the Source, Thou art the great Root of Life; Thou art the First, Thou art the Last, Thou art the Future, for Thou preparest Thyself to come And didst depart in order to reveal Thyself. Put far from us Thy wrath and bring near Thy mercy. Turn back, push back, remove and make impotent Angels of wrath, frost and hail from my land And my house – mine, Adam-Yuhana son of Mahnus – In the twinkling of an eye and at a turn of the wheels, (Let) our petition, our prayer and our submission Rise up before Thee, Manda-d-Hiia! That which we have done forgive us, And that which we do, forgive us, (For) Thou, (O) Manda-d-Hiia art a forgiver of sins, Trespasses, follies, stumblings and mistakes. If Thou, (O) Manda-d-Hiia, didst not forgive our sins, Our trespasses, follies, stumblings and mistakes, Who would stand guiltless before Thee, Manda-d-Hiia? Slaves are we, who are all sin And Thou the Lord who art all mercy. Before Thee, all hands are thieving and all lips lying; In Thine eyes, Manda-d-Hiia (even) Jordan-waters are not cleansing.

(Set for) righteous and believing people. Causing our spirit and souls to dwell in abodes of Life According to the purpose of the Life And the will of the three ‘uthras . And according to the will of Manda-d-Hiia Sublimest of beings, and according to the will Of the Four Beings, sons of salvation. In Thy presence there will be restoration For our spirit and our souls. Thou wilt clothe us with Thy radiance And cover us with Thy light And will stand us before Thee with the innocent And not with the guilty; With the richly-endowed and not with the lacking. Knowledge of Life is Thy name, Truth is Thy name. Pure is Thy name, magnified is Thy name, Honoured is Thy name, blessed is Thy name And abiding is Thy name. Victorious art Thou And victorious is Thy name. Victorious are the wvords of Truth which proceed from Thy mouth Over all deeds. Make victorious and establish This my soul (the soul of) Adam-Yuhana son of Mahnus. And Life is victorious over all works.

Chapter 76

In the name of the Life! Praises to the Outer Life

Whom Ye caused to dwell without (beyond), The abode that hath limit. For Your eyes are open to (discern) Your own, Your ears hearken at Your Place . Praises to that one great name of Life Which is above all names. Its name resteth on the great Place of Light, On the everlasting abode and on the city of ‘uthras, And on the Beam who was greater than all beams, With Whose fight all beams shine And by Whom all souls are justified;

Who establisheth our strength and cutteth us not off From the House of our trust; Who restoreth our souls at the House of Ransom On the Day of Judgement, and perfecteth our souls On the great Day of joy. Praises (be) to One Who is all the ‘uthras, And to One Who is all prayers, and to the Predestined One Wvho came and remained for our commemoration And who was established in the presence of Outer Life. (One) on whose mouth Life rested and whose praise Was established without. Praises, praises to the Ancient, the First, To the Son of the great Primal Life Whom Life called, prepared, armed and sent Him forth To the generations. (Lo) Thou camest and didst open a door, Thou didst level a road and tread out a path, Didst set up a boundary-stone And didst knit together a community. Thou wast Helper, Saviour and Guide To the Father of the great Family of Life , And didst knit it together in a Communion of Life, Didst build it into a great Building of sound construction And didst bring it forth to the great Place of Light And the Everlasting Abode.

O callers whom I have summoned! O nourishers whom I have nourished! O builders whom I have raised up And brought out from amongst the peoples, nations and tongues! Behold, here I stand! Behold, here I dwell! Worlds against whom I guard myself Though your words are not far from my face, If ye take mountains (of food) as your viaticum for eating,

They will not satisfy (lit. “complete”) you. If ye take seas for your drinking They will not make you perfect (content you). (But) if with perfections ye stand before the Outer Life And before the Eternal Abode, I will count your number, And your reckoning shall be reckoned. Betimes I will come and will fly And will reach the sons of my Name, the sons of my Sign, And the sons of the great Family of Life. I will bind you together into the bundle of Life And I will build you into a great Building of Truth And will bring you forth to the great Place of Light And to the Everlasting Abode.

If there is no hatred, rancour, or dissension amongst you The hand of the unbartablas (customs-officers ?) will not search amongst your garments; Ye will not pass over the Bridge Nor walk in a narrow street; Ye will not stand before the judge Nor look on the countenance of the Adversary-at-law; Nor will ye see an averted face. The chief customs-officer will not question you.

Ye will go forth: ye will behold the Perfecter of Souls, One who setteth on paths of surety His friends that are made perfect, A great comrade of the faithful, One of the great band of souls, Who will come out toward you And clothe your souls in a garment of radiance

And in good pure vestments of light Which he will bring you from the Great Place of Light And the Everlasting Abode. He will bring out toward you wreaths, A wreath of victories. And every leaf of your wreaths will (weigh) One thousand and eighty mithqals . Its brilliancy will exceed the brightness of the Sun And its light outshine the light of the moon. Ye will receive your vesture and will receive your wreaths In the presence of the Great (Life). Ye will be great, and called ‘uthras amongst the ‘uthras. Ye will open your eyes and behold your Judge. Betimes will the dayspring dawn upon you, In strength ye will arise and behold the Outer Ether And the great Beam who is all light, Who was set up before the Great Life: He whom Life created, prepared and sent forth To the ages and to the worlds. And every man who giveth oblation; And took part in the communion from beginning to end. They will make as perfect as the mamas, Like rays of light he will be made to shine On the day of deliverance, on the Day of Redemption, The great Day of Joy; so that his righteous act Stretcheth onward. It will precede you and will uplift, Showing you the Outer Ether and the everlasting Abode, The place which is ancient, (of) Primal Beings, And sons of the great Family of Life. They eat of that which is imperishable And drink that which is not wine, eating well And asking solace. And an ‘uthra of Life Cometh and resteth upon them day by day and hour by hour Praises (be) to the fame of the righteous And to the existence of Chosen Elect (men), And to the Unearthly Being who standeth without, Whose eyes are open and fixed upon those Who love his name of Truth (kusta) – Thou art he, Manda-d-Hiia! for thou knowest About that in which the perfect man is made perfect, And about the virtuous man, in what his virtue consisteth . And the Lie , of what doth it consist. Not a word issueth from the mouth of a perfect man But thou knowest it, hast understood and expected it In the great Place of Light and the Everlasting Abode. ‘the mountain doth not boast its strength, nor a hero his doughty deeds, Nor doth a bowman vaunt his bow, nor the physician his drugs, Nor the righteous and sage man the utterance of his mouth. Not so : it is an ‘uthra of Life which cometh And resteth upon Thy devotees. And those who seek from Him shall find, and to those who ask of Him

It will be given. Day by day, hour by hour, behold us Who stand in Thy name and are upheld by (calling on) Thy name. We hold to Thy Leader of the great company of Truth We have held staunch because of Thy victories. Humiliate us not; cast us not into the hands of tormentors, Liars, hypocrites and the censorious. Let not torturers strike us nor condemners damn our souls! The good will see and wvill be found ready , (But) The wicked will be discomfited and the children of the world be shamed

Perfected (souls) will see that the Life existeth ,And will direct their gaze to the great Place of Light and the everlasting Abode.

Thou, Manda-d-Hiia, callest the caller , nourishest the nourisher, buildest the builder,

Exaltest horns , enlargest footsteps and settest up a road , And dost knit together in communion.

Thou art He who constructeth, and who takest out from amongst the peoples, nations and tongues every man who is summoned, worthy and invited. To every man whose term of life is over Thou wilt be a Helper, Saviour and Guide to the great Place of Light and to the everlasting Abode. As to one whose term is incomplete and he standeth (liveth) in the body, (able) to open his mouth, lift up his voice, pray his prayers and to offer up his praise, and whose feet can walk to my House , thine ‘uthra shall come and shall rest upon him, Thy friend.

Diffuse Thy light over all who love Thy name of Truth (kusta). Thou hast spoken with Thy Word and hast commanded us with Thy commandment, “Over your words My Word hath precedence : and at the raising of your right hands (towards Me?) My right hand will be lifted towards you. Ye will call, and I will answer you quickly. Ye will seek My hand and I will not withhold it (from) your hands”.

We will pray with Thee the ‘uthras’ prayer and ask of Thee, of the Great (Life), a petition for ourselves, for our friends, for our friends’ friends and for those who love the great Family of Life, for the whole Nasiruta of Life, fulfilled and disseminated on earth. Thou wilt bring us some of Thy radiance, thou wilt lend us some of Thy light. We will enter into Thy radiance will go forth in Thy light, will rise in Thy name and be kept right by Thy nature . Truth is Thy name, Knowledge of Life is Thy name, precious is Thy name, magnified is Thy name, victorious is Thy name, victorious are the words of truth wvhich issue from Thy mouth, and victorious are all Thy deeds . And Life is victorious!

Chapter 77

In the name of the Life!

Thee (O) life, (is it meet) to praise, to honour, To magnify and to bless; First Life, Second Life and Third Life, Yufin-Yufafin and Sam-Mana-Smira And the Vine which is All-Life And the great Tree which is all healings.

(Meet is it) to praise, honour and magnify And to bless ‘Usar-Hai and Pta-Hai Who open (reveal) the pihta of Life And transplant a planting of Light, And instal the First Counterpart In the House of Life.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Nbat ‘The First great Bursting-Forth (Emanation), The exigence of Life in Its nature.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless The Lord of Great Fruition. the great and high Being who was fruitful, begetteth and produceth Great fruit for Himself.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Yukabar-Ziwa, who increased in his brilliancy And was great in his light.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Yuzataq-Manda-d-Hiia, the life which proceeded from Life, The truth (kusta) that was aforetime, in the Beginning; Who was mightier in His radiance than the worlds of light.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Has, the Stem of splendour, radiance, light and honour Whose branches are a thousand thousand and its tendrils A myriad myriad. Well is it for him Who hath looked on that Tree! Bihram , who saw it, lived, shone, was cured and established And his name hath not died.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Sanasie , who standeth at the Gate of Life And prayeth for spirits and souls. He interpreteth silence, inspireth hope And taketh in keeping in the World of Light The prayers of pious and believing people.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Haiasum-Kusta, messenger of Life, The Word of the first chosen elect (men). He crossed the worlds, came, pierced the firmament And revealed himself.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Bhaq-Ziwa , who is called “He acted and succeeded in his skinta.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Yukas’ar, source of radiance who bestoweth radiance and displayeth his fight.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Biriawis, the strong source (kana) , The Kana took thought so that its radiance increased.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Ayar , the pure Vine which abideth In the great and lofty Treasure-house of Light.

(Meet it is) to praise, honour, magnify and bless The pure Yusamin who resteth upon The treasures of the waters And upon mighty wellsprings of light.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless The ‘uthra Tauriel , the being who resteth by The pastures of the water. When a fragment from the little finger of his right hand Fell (off ?) There was consternation on earth, And vexation( ?) in the world of falsehood.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Adatan and Yadatan , who stand at the Gate of Life And praise and extol Life, And pray for the spirits and souls Of righteous and believing people In the Place of Life.

(Meet is it) to praise, honour, magnify and bless Silmai and Nidbai , two ‘uthras Delegates of Manda-d-Hiia Who are active and do (the work of) the Life. With kusta and with the testimony of the Life They immerse living, shining, bright and well-doing souls Who go in sincerity to the Jordan (and are baptised) (But) not in the name of gods or of a messiah!

(It is meet) to praise, honour, magnify and bless Sum-Hai, Rhum-Hai, ‘In-Hai and Zamar-Hai , Four Beings, sons of perfection, Who come towards sincere and believing people, And take them out of bonds (Tied by) the hands of the wicked And from beneath the claws of scheming men; And lift them up to the great place of Light And to the Everlasting Abode. They knit them into the Bundle of Life And build them into a great Building Of sure strength .

(It is meet) to praise, honour, magnify and bless Hibil, Sitil and Anus, Sons of a Stock which is living, light-giving, Vigorous and sturdy: Beings that cannot be taken by the sword Nor consumed by flames of fire; Nor swept away by floods of water; Nor will the thongs of their sandals Be dipped in the water. They were judged and were justified; They sought and they found; They strove and reached the Great Place of Light And the Everlasting Abode.

(It is meet) to praise, honour, magnify and bless Sihiun, and Pardun, and Kanfun , ‘Uthras whose names, each one, are in the House of Life;

And the ‘uthras Adam-Kasia, Bihram and Ram whose names are Each one in the House of life, (but) their nature is two two, (dualistic ? ) And the names of righteous and believing people Will be established in the Place of Light. Thy name giveth out light, Thy name is illustrious, Thy name is pleasing and Thy name raiseth up. Thy name is victorious and victorious are the words of truth Which issue from Thy mouth, (victorious) over all works. Make victorious and raise up this my soul, (The soul of) Adam-Yuhana sun of Mahnus! And Life is victorious over all works.

I copied these three prayers “We have acknowledged”, “Praises”, and “Thee (Life) ” for myself so that there may be commemoration for me on earth and yonder in the mighty and lofty worlds of light. Fur my heart hath testified to the First Life and I endure the persecution of the world from suns of the planets. For one name – Yawar – do I strive with a pious and believing heart fur the love of precious Truth.

My waiteth on the Life and mine eyes upon Manda-d-Hiia; for they will be my support, my deliverer and saviour from the Place of Darkness to the Place of Light. I copied for myself, poor and lowly a slave who is all sin, dust on the feet of Nasuraeans .., etc.

(The rest of the colophon, which resembles the former colophon, is omitted)

The Responses

Chapter 78

In the name of the Great Life! May my thought, my knowledge and my understanding Enlighten me, Adam-Yuhana sun of Mahnus, By means of these responses and homilies for baptism and the masiqta.

Chapter 79

In the name of the Great Life! When the myrtle , the myrtle, flourished In the gardens of Hibil; When the wild marjoram grew in the precincts of the manda, They gave me two twigs of myrtle From which they twisted a wreath for the jordan. For it is wondrous and fragrant is its perfume!

[Recite this hymn and twist a wreath of myrtle for thy staff, then read the jordan-hymn “Hear me my father, hear me”.]

Chapter 80

In the name of the Great Life !
Hear me, my Father, hear me! Draw me upward
(O) Great One, son of the mighty (Life),
Our Father, son of the Lite !
Silmai and Nidbai, lords of the jordan, hear me!
Jordan, and both its banks, hear me!
Hear me, Hibil-Ziwa, whose strength
Resteth upon his brethren, the ‘uthras!
Hear me, Yawar-Ziwa, (thou)
whose creations rest on (depend upon?) the jordan!
Hear me, Mana-Rba-Kabira
And raise that which ye have planted!
Hear me, hear me, Hablaba) and Kana-d-Zidqa ,
Hear me, hear me, Abathur-Rama, whose strength
Presideth over the Scales!
Hear me, great Bihram! and raise me up
Yuzataq-Manda-d-Hiia!
Hear me, (ye) Seven Mysteries which reside
In the Great Wellspring
Hear me, (ye) three wellsprings which give out
Radiance, light and effulgence!
Hear me (ye) three manas
Who rest upon the jordan with your treasurel
Hear me, Anus-‘Uthra ,
Whose strength dwelleth upon met

Chapter 81

In the name of the Great Lifel
Hear me, my Father, hear me!
And draw me upward, great Son of the mighty (Life);
Our Father, Son of the Life!
Silmai and Nidbai, lords of the jordan, hear me!
Jordan and its two banks, hear me!
Habsaba and Kana-d-Zidqa hear me!
Hear me, Great Life, from the height,
Hear me!

Chapter 82

In the name of the Great Life !
At the Fountain-head came I forth,
At the Source of springs of life went I hence.
Three skintas (sanctuaries) did I found
And set over them guardians as rulers.
The guardians I appointed to rule over them
Are sublime, blessed and trusty
To the uttermost.

[Repeat this hymn when thou art baptising and takest up the mambuha into the phial from the jordan, and recite the prayer “At the Fountain-head of Water came I forth” and then recite “Blessed art thou, Outer Door”.]

Chapter 83

In the name of the Great Life!
How lovely are plants which the jordan hath planted
And raised up! Pure fruit have they borne
And on their heads they set living wreaths.
Yawar-Ziwa rejoiceth in the good plants
Which the jordan planted and raised.
The Plants rejoice and flourish
In the perfume of Manda-d-Hiia
Which breatheth  upon them.

Chapter 84

Truly did my baptiser baptise me,
Well did my baptiser baptise me,
Truly did my baptiser baptise me
And your baptism shall attain its end.

Chapter 85

Silmai hath baptised us with his baptism, Nidbai hath signed us with his pure sign, The great Anus-‘uthra hath placed living wreaths on our heads.

Chapter 86

The jordan in which we have been immersed Shall be our witness that we have turned not away From our sign, nor have altered our pure Word.

Chapter 87

I rejoice in my priests And in nasoraeans who hearken to my converse. I rejoice in you, my priests, For ye have not changed my pure Word.

Chapter 88

In the name of the great Life!
May the sublime Light be magnified!
Rightly do I say to you, my Chosen,
Who went up with me to the jordan,
Pervert and change me not, alter me not by hand,
Pervert not nor alienate me,
Men who have heard the Voice of Life!
He who heareth the voice of Life
Will be edified, Will be built up,
Built up and armed. (Such a man’s) strength will be doubled.
Moreover, those who listen to the speech of the Life
Will be greatly increased,
Will be enriched and will not lack.
Into the communion that is great will he be knit,
He will enter the communion that is great
So that he will be united (therewith) and will arise
And will behold the Place of Light.
And Life is renowned and victorious,
And victorious the man who went hence.

Chapter 89

In the name of the Great Life The great Light be magnified! To you do I call and (you) do I teach, Men who have received the Sign. Hearken not to the talk of all peoples and generations; Let not their stumblings cause you to stumble, Stumble not because of their stumblings! Be not interrogated at their tribunals, At their tribunals be not interrogated! Certainly have ye held to established truth, Ye have held to the certainty about which I instructed you. I call to my chosen ones so that Ye may not turn your thought away from Me. Because any man who is not steadfast (in thought) Whose mind is turned against me, Whose mind is turned from me, Great and not small will be his hurt . If ye have attained my strength Bear (arms for) me ! If ye bear (arms for) me firmly Stand by me frombeginning to end! But it ye have not attained my strength (or army) Go from me, and approach not! For he that entereth it and beareth (arms) for me, His ” garment” will be adjusted to the House of Perfection. But he that weareth it and doth not perfect it Will die and his spirit will extinguish, He will die and extinct will be his spirit, He will become the portion of the world, Thou hast conquered, Manda-d-Hiia, Good One, who confirmest Thy friends! Renowned and victorious is Life And victorious the man who went hence,

Chapter 90

In the flame of the Great Life
The sublime Light be glorified!
A disciple  am I, a new one;
For I went to the jordan-bank
And took my name on my head
And in my heart I took a Sign,
My Sign is not that of Fire,
Nor is it that wherewith the Anointed One
My Sign is a jordan of living water,
The strength of which none can attain,
He chose one out of a thousand
And from two thousand he chose two,
Making traders of them
Who labour and ply their trade on earth.
And they trade for fee and pious gift,
And shine more than sun and moon.
I came to the congregation of souls,
For the Life sent me, sent me forth.
There were some who bought my wares,
There those who came to their end  and lay down .
There were those who bought my wares.
The eyes (of such a one) were filled with light,
Filled with light were his eyes
(On) beholding the Great (One) in the House of Perfection,
There were those who did not buy my wares.
They went on, reached their end and lay down.
‘they were blind and saw not,
Their ears were stopped and they heard not
And their hearts were not awakened
To behold the Great One in the House of Perfection.
As They called them and they answered not,
When they call, who will answer them?
Because it was given to them but they took not,
Who will give to them when they ask ?
They hated the Way of Life and its Abode
But loved the abode of the wicked.
And lo! in the abode of the wicked
Will they be held captive.
They tied up their tribute, their money
In a lappet  of their clothes.
When they wish to lift their heads (hold their heads high)
They hurl them down  to the Gates of Darkness

To my Chosen do I call, to my Plants Who stand by the jordan. I say to them, “My children (who walk) in my road, My children (who follow) my road, Swerve not from it or its boundary! Let him who deviateth from its boundary Cling to the boundary-stone. He who hath turned aside from both will fall into the uttermost ends of the world”. Thou host conquered, Manda-d-Hiia, Good One, who confirmeth his friends! Thou wilt forgive us who praise our Lord Our sins and our trespasses. Renowned and victorious is Life And victorious the man who hath gone hence.

[Up to here are the hymns and chants of baptism; and from here to below are the hymns and chants of the masiqta.]

Chapter 91

My vigilance and praisegiving
Are my ferrymen across (the waters of death);
A transformation brought me over,
A cloud  of light took me over.
In purity shalt thou rise to the Place of Light.

Chapter 92

In the name of the Life!
Go in peace, chosen, pure and guiltless one;
Thou art without spot.
Thou hast proven thyself by (thy sojourn on ) earth
And thy destiny leapt upward from its struggles
From its struggles thy destiny leapt upward.
Above all the world thou hast spoken.
Chosen and pure one (saying),
“I am a seer, a diviner;
A seer am I and a diviner!”

The worlds assembled for judgement, For judgement the worlds assembled And judgement was pronounced on them, On them was judgement pronounced, On those who did not perform the works Of right-dealing Man. But thou alone, Chosen and Pure One, Fair mana, that art burnished bright, Thou goest not to the judgement hall. Judgement will not be pronounced over thee, Over thee judgement will not be pronounced; Because thou didst perform the works Of right-dealing mankind. This , that they endure and bear, Thou (O) Chosen One, wilt not find before thee. Escape the clutch of the planets And the forces of this wvorld! Take, put on thy garment of radiance, Set on thy living wreath! Bow thyself! and worship! Prostrate (thyself) and praise the Great Life. Praise the Place of Life To which thy fathers go. Thou (O) Chosen One, Wast not from here; From this place thou wast not transplanted Thy planting, thy place was the Place of Life, Thy home the Everlasting Abode. They have set up for thee a throne of rest In which there is no heat or wrath. There is kept for thee a girdle In which there is no trouble or fault . Good one! Rise to the House of Life! And go to the Everlasting Abode !

They will hang thy lamp amongst lamps of light And they will shine in thy time, and lit thy moment. Arise! Behold the Place of Light! Renowned is Life and victorious And victorious the man who went thither.

Chapter 93

The mana rejoiceth in its treasure
And in the glory of Life
Which resteth on it.
I have acknowledged thee
(O) elect righteous one,
For thou settest my soul free
From transitory things.

Chapter 94

Hail to thee, hail to thee, soul
That hast departed from the world!
Thou leavest corruption and the stinking  body
In which thou hast been: (thou leanest)
Its abode, the abode of the wicked,
The place which is all sinning,
The world of darkness,
Of hatred, jealousy and dissensions,
The abode in which the planets go about,
Bringing pains and blemishes,
Pains they bring, and blemishes,
Every day causing them tribulation.
Rise up, rise up, soul!
Ascend to thy first homeland.
Rise, rise to thy first homeland,
The place from which thou wast transplanted,
To the place from which thou wast transplanted,
To thy good dwelling, (the dwelling) of ‘uthras,
Bestir thyself! don thy garment of glory
And set on thy living wreath.

Rise! inhabit the S’kintas Amongst the ‘uthras, thy brethren. As thou hast learnt, praise thy first Home; And curse this place, the house of thy fostering; For (during) the years that thou didst spend therein Every day the Seven were thine enemies, The Seven were thine enemies and the Twelve Beset thee with persecution. Renowned is Life and victorious, And victorious the man who hath gone thither.

Chapter 95

Her Sunday, her kus’ta and her alms
Bear witness for the soul.
Ye will be her witnesses
And will pass her through at the toll-house.

Chapter 96

I am provided and provisioned:
‘Uthras of light equipped me.
I am provisioned; for Life provided for me.
And I am equipped by ‘uthras of light.
They provided me with provision of Truth (ki

I lifted mine eyes to heaven and my soul waited on the house of life. and the life who heard my cry sent toward me a deliverer. the deliverer who came to me brought me that which was lovely; he opened out a robe and showed me its radiance and i cast off the stinking body. he grasped me with the palm of his right hand and led me over the waters of death . over the waters of death he brought me and led me onward; in the likeness of life he supported me. life supported life, life found its own. its own self did life find and my soul found that for which it had looked. renowned is life and victorious and victorious the man who went hence.

Chapter 97

He rose and took me with him and did not leave me in the perishable dwelling.

Chapter 98

The day on which the soul goeth forth,
on the day that the perfected one ascendeth,
on the day that the soul issueth from below
the spheres of death, of contention ,
strife was thrown into the earth.
ruha’s slaves sit  bewailing
and the seven sit in consternation.
the robe of the stars is lent
and dust is cast on ruha’s head.
the hell-beasts  weep
and the demons of purgatories are panic-stricken.
the being who brought me hither,
who brought me that which was beautiful,
put on me a robe, clothed me in a robe of radiance,
in a wrapping  of light he covered me.
he set on (my head) a wreath of ether
and (gave me) of that which life bestoweth on the ‘uthras.
he set me up amongst ‘uthras
and stood me up amidst the perfected (souls).
a wreath of ether he set on my head,
and gloriously he brought me forth from the world.
life supported life,
life found its own,
its own did life find,
and my soul found that for which it had looked.
renowned is life and victorious,
and victorious the man who went thither.

Chapter 99

Ye are set up and raised up, my chosen ones,
by the word and certitude  that came to you
the word and the certitude that came to the good,
the true word  which came to believers.
my chosen, ye sought and ye found,
moreover ye shall seek and ye shall find.
ye sought and found, my chosen ones,
as the first (souls?) sought and found.
thou art victorious, manda-d-hiia.
and thou bringest to victory all who love thee.
and life is victorious.
[here recite “Blessed and praised is Life, that souls”.]

Chapter 100

In a building which life buildeth,
good trees flourish.
fragrant is the perfume of the trees
with the perfume of manda-d-hiia
which pervadeth them.
[here recite “Blessed and praised be Life”
of Shem son of Noah,and “Good is good for the good”.]

Chapter 101

The life hath founded a dwelling,
and radiance dawned
in the sublime ether!
i and my brethren, the ‘uthras,
have set out every good thing ,
have set out the allotted portion of the great (life):
we have offered it up in purity to the place of light.

Chapter 102

The building that life buildeth will never come to nought. [repeat this hymn after thou hast partaken of the communion and then say “Darkness is crushed back into the Dark and Light set up in its place”.]

Chapter 103

Darkness is crushed back into the dark
and light is set up in its place.
the life hath accepted your prayer,
the ‘uthras have accepted your praise
the oblation is assigned to its lord,
and bounty to him who giveth it.
this soul ot n, and the souls of this masiqta  rest at the
great place of light and the everlasting abode.
and life is victorious.

[here recite “In great radiance am I immersed” and lift thy hand for the masiqta and pray a prayer for thyself. and life is victorious.]

The Rus’ hma

Chapter 104

My Lord be praised!
May Kul(a strengthen you! In the name of the great Life
may healing and purity be thine!
0 my Father, their Father, King Piriawis,
Great Jordan of living water,
In the name of the Great Life
We have cleansed our hands in truth (ku ja)
And our lips with faith;
We have uttered words of radiance.

My mind is absorbed in (thoughts of) Light. Blessed is Thy name, praised is Thy name My Lord, Manda-d-Hiia, and blessed and praised Is that great Countenance (Presence) of Glory which emanated from Itself. (Three times.) I, N, son of N (or daughter of N.), Am signed with the Sign of Life And the name of Life and the name of Manda-d-Hiia Were pronounced on me. (Three times) My ears have heard the voice of Life. (Three times) My nostrils have breathed the perfume of Life. (Three times) My Sign, that is on me, was not in fire, And not in oil, and not that wherewith the Anointed One anointed.

My Sign is in the great jordan of living water And the Sign and name of Manda-d-Hiia is mentioned upon me. Darkness is crushed down, and Light set up And the name of Manda-d-Hiia is mentioned upon me. (Three times) My mouth was filled with prayer and praise. (Three times) My knees bless and worship the Great Life. (Three times) My feet tread the ways of Truth (Kus’ta) and Faith. (Three times) I, N, son of N., am baptised with the baptism Of the great Bihram, son ot the Mighty (Life) My baptism shall guard me and will succeed. And the name of Life and the name of Manda-d-Hiia Are mentioned upon me.

(Three times)

My feet – and the hands of the Seven and the Twelve Shall be powerless to rule me. The name of the Life and the name of Manda-d-Hiia Are mentioned upon me.

Asiet Malkia

Chapter 105

Kus’ta heal you! In the Name of the Great Life! Healing and victory be thine, O great Gate of the precious House of Mercies! Healing and victory be yours; My honoured First Parents Healing and victory be yours; Treasure of the great First honoured Life. Healing and victory be thine; King Mara-d-Rabutha-‘laita Healing and victory be thine; King Yus’amin the Pure, son of Nis’ibtun Healing and victory be thine; King Manda-d-Hiia, son of Nis’ibtun, Healing and victory be thine; King Hibil-Ziwa Healing and victory be thine; King Anus’-‘uthra Healing and victory be thine; King S’is’lam-Rba Healing and victory be thine; King ‘Shaq-Ziwa-Rba-Qadmaia Healing and victory be thine; King Sam-Ziwa, pure, eldest, beloved, great, first Radiance Healing and victory be yours, Hibil, S’itil and Anus’, Healing and victory be yours Adatan and Yadatan, Healing and victory be yours

S’ilmay and Nidvay, (ye) two guardian ‘uthras of the jordan, Healing and victory be yours; (Ye) twenty-four ‘uthras, sons of light, Healing and victory be yours; (Ye) four beings, sons of Salutation, Healing and victory be yours; Njab and Anan-Ns’ab , Healing and victory be yours; Sar and Sarwan, Healing and victory be yours; Zhir and Zahrun and Bhir and Bihrun, And Tar and Tarwan Healing and victory be yours; Yufin (and ?) Yufafin, Healing and victory be yours; Habs’aba and Kana-d-Zidqa, Healing and victory be yours; King Baibag-‘uthra, Healing and victory be thine; King S’ingilan-‘uthra, Healing and victory be thine; Simat-Hiia, Healing and victory be thine; Great ‘Zlat , Healing and victory be thine; S’arat-Nit’ufta , Healing and victory be thine; Kanat-Nit’ufta, Healing and victory be thine; Bihrat-Anana, Healing and victory be thine; King Abathur-Rama , Healing and victory be thine; King ‘Us’ t’una-rba ,

Healing and victory be thine; King Abathur-Muzania, Healing and victory be thine; King Pthahil, son of Zahriel , Healing and victory be thine; King Yahia-Yuhana, Healing and victory be thine; King Adam, the first man, Healing and victory be thine; King S’itil, , son of Adam the first man, Healing and victory be thine; O (ye) kings and’uthras, And Indwellings and jordans, And running streams and s’kintas Of the worlds of light, All of you, healing and victory (be yours!) And (may there be) forgiving of sins For myself, (Adam Yuhana) son of (Mahnus’), (N. son of N.) Who have prayed this prayer !

May there be forgiveness of sins for me! (Note. – The part which follows forms the main part of the RAHMIA or “Devotions”, I.e. the prayers prescribed for the three prayer- times daily, i.e. at sunrise, at noon and before sunset; each day of the week having its own set of prayers. These must be got by heart, and their correct recitation is an essential part of every priest’s training.)

My Lord be praised! In the name of the Great First Sublime (Strange) Life, from the worlds of light, the Transcendent, above all works, be there healing and purity (victory), strength and soundness, hearing and being heard, joy of heart and forgiving of sins for me, Adam Yuhana son of Mahnus’. May my thought, my knowledge and my intelligence enlighten me by means of this treasure, a section of the Devotions (Rahmia), and the strength of Yawar-Ziwa and Simat-Hiia.

Prayer 106

Up, up! ye Elect Righteous Ones
Pray this prayer in the “Devotions” of the early hours (daybreak) for it is the opening (prayer) of the “Devotions”.

Here recite “My good messenger” and “I worship Life” and recite “In the name of…”]

In the Name of the Great Life!

Up, up! ye Elect righteous ones,
Rise up, ye perfected and believing ones!

Rise, worship and praise the Great Life!

And praise the great king ŠiŠlam-Rba,

And praise the Occult Tanna and Ham-Ziwa,

And praise the great Yawar and ‘Zlat the great,

And praise Simat-Hiia,

From whom all worlds came into being;

And praise the Wellspring and Datepalm

From Whom the Father of ‘uthras came into being.

I worship and praise that lofty and great

King of light, the Compassionate One

Who is full of loving-kindness.

[Prayers 107 -108 Pray these two prayers after “Up, up elect righteous” (#106) in the early morning devotions, then recite “In their name.., in the name of that Primal Being”]
107

In the name of the Great Life!

My good messenger of light
Who travelleth to the house of its friends,

Come, direct my speech and open my mouth in praise
That I may praise the Great Life
Wholly.

108

In the name of the Great Life!

I worship Life
And I praise my Lord Manda-d-Hiia
And that great Presence of Glory
Which emanated from Itself.

(Prayers 110 – 112 This prayer, “The time of devotions” is the opening prayer of the eventide devotions. Then recite “In their name (In the name of the Life) and “In the name of that (Primal Being) and set on thy crown and recite beside is “Life created (Yawar-Ziwa)”, “Let there
be light” and “Manda created me” and then recite “Incense that is fragrant”, and “Lo for the First Life” for the incense and cast it on the fire. And here recite the Sunday prayer.)
110

In the name of the great Life!

The time, the time for devotions arriveth
The time of the Lord of Prayer hath come.

My awakener is Hibil, my instructor is Šitil,
Anuš lifteth up my hymns.

The immerser in my immersion is Šilmai
And he who establisheth prayers is Nidbai.

111

In the name of the Great Life!

My good messenger of light
Who travelleth to the house of its friends

Come, direct my speech and open my mouth in praise
That I may praise the Great Life
Wholly.

112

In the name of the Great Life!

I worship the Life
And I praise my lord Manda-d-Hiia
And that great Presence of Glory
Which emanated from Itself.

(Prayers 113 – 116 Pray these four prayers:
“On the Ether-Light do I stand” (#113),
“Early I rose from my sleep” (#114),
“We have purified our hands in kušta”(#115),
“Blessed be thy name and praised be thy name”(#116).
Recite them for the “Devotions” for daybreak after incense)

#113

On the light of Ether do I stand

In the name of the Great Life, may healing be mine,
Adam-Yuhana son of Mahnuš, through this Sunday prayer!

“On the light of Ether do I stand,
I stand for the Great Light with its purities!

I am Manda-d-Hiia, emanation (planting) of the Mighty First Life.
I cried to the first day of the week, (Habšaba)
The lauded, the pure guardian of the Light
Who enlighteneth ‘uthras.
To him I said

“Rise up, go, set off, descend to the earthly world,
To that world which is all birth,
To be with the Elect Righteous,
Men formed of flesh and blood.
Hold them in thy grasp, strengthen them,
Stand by them, take care of them,
Give them strength and fortitude
So that they may stand and worship and praise
The Mighty Sublime Life! ”

Then Sunday spoke, saying to Manda-d-Hiia
“How canst thou send me to this world that is all birth
To be with elect righteous (men)
Formed of flesh and blood who do not respect me!
They treat me with contempt, hold me in no great honour,
And remit not my sin and transgression!”

Then Manda-d-Hiia spoke, saying to Sunday,
“Up with thee! Go, set off, descend to the earthly world
To this world that is all birth, to be with
Elect, righteous men formed of flesh and blood.
And grasp them in thy grasp, confirm them,
Stand by them and take care of them!
Turn back and drive away from them
The seven planets together with their demons and devils,
And their amulet-imps and their evil creatures;
So that they will forgive thee thy sins
And thy transgressions; will hold thee in great esteem
And victory will be ours and will be thine”

Then Manda-d-Hiia spoke and said to the elect righteous,
“Give heed to Sunday the Enlightener whom
I have sent to be with you in order to enlighten you,
To uplift you and make you upright,
And to bring you prayer and praise.
Forgive him his sins and transgressions
And hold him in great esteem.”

Manda-d-Hiia taught and expounded and said,
“Anyone who doth not forsake his sins and trespasses
On Sunday, nor holdeth him in high esteem,
Will have no seat amongst the ‘uthras
Nor will he behold the great Countenance of Glory.
For Sunday is more precious, greater and more beauteous
And bright than all the ‘uthras!”

Blessed and praised is Manda-d-Hiia and the Confirmed”

And Life is victorious over all works.

# 114

Early I arose from my sleep

In the name of the Great Life!

Sublime Light be glorified!

Early I arose from my sleep: I stood,
Into radiance that was great I looked,
I gazed into radiance that was great,
Into the Light which is boundless.

When clothed’) in robes of radiance
And light was thrown on my shoulders
A wreath of ether He set on my head
And set it on the head of all His race
He hymned, and the ‘uthras with Him hymn
And the Light-rays answer His voice.
And it rouseth sleepers and maketh them rise up
From their sleep.
He said to them

“Arise, ye sleepers who lie there,
Rise up, ye stumblers who have stumbled,
Arise, worship and praise the Great Life
And praise His Counterpart, that is the image of the Life
Which shineth forth and is expressed
In sublime light.”

And Life be praised!

#115
We have purified our hands in Kušta

In the name of the Great Life!

We have purified our hands in Kušta (truth)
And our lips in faith
We have uttered words of radiance
And were absorbed in thoughts of light.

Thou, my lord Manda-d-Hiia, art blessed and praised
And thy praise is established (on high).

Great is the strength of Life;
Abounding the glory of the mighty (Life)!

Honour resteth upon the ‘uthras who sit in glory.

This is prayer and praise which came to them from
The great place of Light and the everlasting Abode.

We praise (Him) with it when we have risen from our sleep,
Before any have spoken falsehood.

For any man who prayeth this prayer there will be forgiving of sins and transgressions in the great place of Light and in the everlasting Abode.

And Life is victorious.

#116
Blessed be thy name and praised be thy name

Blessed be thy name and praised be thy name
My lord, Manda-d-Hiia!

Pure mountains that quake not have blessed thee:
‘Ufalnia (interpretations!) of truth which are unchangeable
Have blessed thee.

Sons of salvation who sit in thy company
Have blessed thee.

Yawar-Ziwa, the great king of Nasirutha
Hath blessed thee;

Ayar-Nhura, the pure, the envoy who is all righteousness,
Hath blessed thee

And I worship and praise that channel of light,
The messenger of all rays-of-light.

Blessed is thy name and praised is thy name,
Being who resteth upon the Škintas!

Upon Škintas doth his name rest.

Every day, daily, they gaze on his likeness
And upon the great Countenance of Glory.

And Life be praised!

#117

[Prayer 117:  Pray this prayer in the Rahmia (Devotions) of the seventh hour after incense on the fire (and after) “On the Ether-Iight do I stand” (#113)]

I worship, praise and laud
That Šrar, the great occult First Vine
Whose fruits are a thousand thousand,
And a myriad myriad His tendrils;

Upon Whom I called and He answered me·
Further, when I call on him, He will answer me;

For He will come and will heal me,
Will lift me up, raise me and confirm me
Will direct my eyes to the Light,
And my feet to steadfastness
My mouth to wisdom and my heart to vigilance.

Then I worship, praise and laud
That first great occult Škinta
That is the house of dazzling beings.

Then I worship, praise and laud
That occult, first Škinta
Which my Parents inhabit.

Then I worship, praise and laud
Yon Ruaz, the great first secret Vine
Which loosed its milky juices into the habitations.

Then I worship, praise and laud
That Ruaz, the great first Light
Who hath sovereignty over all worlds of light.

Then I worship, praise and laud
That great, occult, first Škinta
To which the eyes of Nasoraeans.
Men set apart, and the elect righteous
Look, that they may rise and behold
The great place of Light and the Everlasting Abode.

And Life be praised: Life is victorious.

#118

[Prayer 118: Pray this prayer in the evening devotions after incense (and) after “For the Ether-light do I stand”. (#113) ]

It is time to pray the “Devotions”
The great moment for humble worship
For offering up propitiatory prayer

To my lord, Manda-d-Hiia,
For arousing the elect righteous.
The priests say to Manda-d-Hiia:

“We will abjure that which we possess
Of fee, alms and benefit
And the (false) deity of the House
We will come and will be believers.”

Manda-d-hiia saith to them, to the priests:

“Your Father hath great strength,
Surpassing all limit, (stronger)
Than passionate thoughts, vain things
And the devouring flame.

The Good One clotheth His children
He covereth them and raiseth and showeth them
That there is great enlargement of Life
And your souls shall rejoice
With clouds (spouses?) of light.

But other souls will die and become
As though they had never existed.

Ye shall receive your vestments
Ye shall receive your wreaths.

In the presence of the Great (Life?)
Ye will be great, and will be called
‘Uthras amongst the ‘uthras.

And ye will say “The Living stand
In the dwelling of the Life”

And Life is victorious over all works.

#119
[Prayers 119 – 124 SUNDAY The following three antiphonal hymns and three chants are for the first day of the week.]

In the name of the Great Life
Be the sublime Light glorified!

On Sunday, the first of days,
Who hath seen that which I have seen?

Who saw Manda-d-Hiia
When he went and came to the world?

He went (thence) and came to the world
The Earth lay prostrate and was affrighted.

He taught, and lovely was his voice!
And he lifted it up, in his mouth there was eloquence,
Eloquence he put into his mouth.

He revolutionized and forsook the world:
The world he revolutionized and forsook.

Spirit (Ruha) sitteth in lamentation
In lamentation sitteth Ruha;

And the Seven sit in consternation;
They weep and prolong their mourning
Because their mysteries are disclosed,
Because disclosed are their mysteries.
They will be brought to an end
On the great Last Day.

Namrus (Ruha) feared and trembled,
Her weapon fell from her shoulder,
From her shoulder fell her weapon
And her bows from the palm of her hand,

Ruha addresseth her sons,
Her good-for-nothing idle (sons),

She saith to them,
“Sons, when terror overtaketh your mother,
What will you Seven do!
When the Strange Being cometh,
Who will rise to confront him?”

A consuming ray of light
Is in Manda-d-Hiia’siirr’s hand; felling· them
He cometh (to?) the rebels.

The Son-of-Life raiseth his Voice
At departure of the Seven
Saying to them “I have brought wares
To my friends.
I brought truthful words to believers.
Men who buy my wares,
Their merits wreathe their heads
Twined are their merits,
And their horns are exalted
On their heads.
They will arise and will behold
The Place of Light.”

Renowned is Life and victorious,
And victorious the man who went hence.


#120

My day — what is it amongst the days?
A day, My day!

What amongst the hours is one hour?
My day, what is it amongst the days?

The day on which the radiance of Manda-d-Hiia shone forth,
My day is Sunday, chief of days,

The day on which the radiance of Manda-d-Hiia dawned

On my day the radiance of Sunday dawned
Upon us and enlightened us beyond measure.

# 121

Before the Wellsprings were transmuted
Before the Awakening without,
Before ye were in existence
I was in the world.

The Voice of living waters (Water of Life),
(Waters) which transmute the turbid waters.

They become clear and shining
They gush forth and cast out impurities.

Wherefore should the First (Life) desire sons from the dregs?

Voices cry aloud proclamations
Planning schemes, all of them talk!

(But) one Voice cometh and teacheth all sayings,
One Being cometh and teacheth about this and that.

(As for) us, who have praised our Lord
Thou wilt forgive us our sins.

Thou wast victorious, Manda-d-Hiia
And thou leadest all thy friends to victory.

And Life is victorious.

# I22

O Lord of devotions,
O Lord of Prayers

And of hymns and good books,
O Lord of prayer and praise,
Hear my voice and condemn me not!


#123

Except for six or seven nations,
Fruit is set up on the Tree

On the Tree fruit is set up
And (other) trees gather together toward it.

Toward it do the trees assemble,
And a throne is set up for the Lord of Radiance
For the Lord of Radiance a throne is set up
And the Lord of Radiance sitteth thereon.

Before him are set up recompenses
Which he delivereth to the perfect,
To the perfect doth he deliver them

And said:
“To each according to the works of his hands
It is awarded”.

And he said:
“Every man who toiled
And was long-suffering shall come
and take with both hands,
But he who did not toil nor endure,
Standeth empty in the House of Dues.

He will seek but will not find,
And ask, but nought will be given him,
Because he had in his hand and gave not,
He will search there in his bosom and will find nothing.”

Thou art praised, Manda-d-Hiia
Who dost not condemn thy friends.

# I24

I seek a boon from the Life,
From Thee, mighty Life.

I seek a boon from the Life –
That Ye will rightly guide Your praise
For me.

(….)

Chapter 170

Tab taba Itabia (The Full Commemoration Prayer for the Dead and Living)

Good is the Good (one ?) for the good, and He set His nature upon those who love His name. We will seek and find, and will speak and be heard. We have sought and found, we spoke and were heard in Thy presence, my Lord Manda-d-Hiia, Lord of Healings. Forgive the sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes of him who made (furnished) this bread , masiqta and tabuta . His sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes thou wilt remit for him, my lord Manda-d-Hiia and Great First Life, (those of) the donor of fee and oblation.

For our forefathers there shall be forgiving of sins. For Yus’amin son of Dmut-Hiia there shall be forgiveness of sins. For Abatur son of Bihrat there shall be forgiveness of sins. For Hablaba and Kana-d-Zidqa there shall be forgiveness of sins. For the twenty-four ‘uthras, sons of light, there shall be forgiveness of sins. For Pthahil son of Zahriel there shall be forgiveness of sins. For Adam son of Qin and Eve his wife there shall be forgiveness of sins. For S’itil son of Adam there shall be forgiveness of sins. There shall be forgiveness of sins for Ram and Rud . There shall be forgiveness of sins for S’urbai and S’arhabiel). There shall be forgiveness of sins for S’um son of Noah and Nuraita his wife. There shall be forgiveness of sins for Yahia-Yuhana son of ‘Nis’bai and Qinta and Anhar his wives. There shall be forgiveness of sins for those three hundred and sixty priests who went forth from the district of Jerusalem the city. There shall be forgiveness of sins for the souls of our good fathers and for this my soul, Adam-Zihrun son of Mahnus’, who hath prayed this prayer and devotions. There shall be forgiveness of sins for the soul of my father, Yahia-Bihram son of Hawa-Mamania. There shall be forgiveness of sins for the soul of my mother, Mahnus’ daughter of Simat. There shall be forgiveness of sins for the soul of my teacher Bihram son of Mudalal. There shall be forgiveness of sins for his wife, Anhar daughter of Hawa. There shall be forgiveness of sins for the souls of my children Anhar daughter of Anhar. There shall be forgiveness of sins for my brothers (and sisters) Anhar, and Sam, and Mudalal, and Ram; and Muhatam-Yuhana, and Adam-Yuhana, the sons of Mahnus’ : forgiveness of sins be there for them. The souls of Mandaeans; Ram son of S’arat-Simat ,-forgiveness of sins be there for him; Zihrun son of Simat, forgiveness ot sins be there for him; Anhar daughter of Simat, forgiveness of sins be there for her; Simat daughter of Hawa, forgiveness of sins be there for her; Ram son of Simat, forgiveness of sins be there for him; Yasmin daughter of Yasman, forgiveness of sins be there for her. All the souls of our good fathers, be there forgiveness for them. And for this my soul, mine, Adam-Zihrun son of Mahnul, be there forgiveness for me. The soul of my teacher, Bihram son of Mudalal, be there forgiveness for him. The souls of priests, Adam-Zihrun son of Mamania, forgiveness of sins be there for him. Yahia-Anus’ son of Maliha, forgiveness of sins be there for him. Yahia-Ram- Zihrun son of Hawa-Simat, forgiveness of sins be there for him. Yahia-Zihrun son of Mudalal, forgiveness of sins be there for him. Sam-Bihram son of Mudalal, forgiveness of sins be there for him. All souls of our good forefathers, forgiveness of sins be there for them. And for this my soul, Adam-Zihrun son of Mahnus’ who have prayed this prayer and devotions, forgiveness of sins be there for me- And the soul of my teacher Bihram son of Mudalal, forgiveness of sons be there for him. The souls of ganzibria: Yahia-Yuhana son of Hawa-Simat, forgiveness of sins be there for him; Zihrun son of Simat, forgiveness of sins be there for him; Sam-Bihram son of Simat, forgiveness of sins be there for him; Bihram-S’itil son of S’arat, forgiveness of sins be there for him; Zihrun son of Maliha, forgiveness of sins be there for him; Adam son of S’adia-Maliha forgiveness of sins be there for him; Yahia-Bayan and Yahia-Bihram sons of Hawa-Mamania, forgiveness of sins be there for them; Ram-Yuhana son of Mamania, forgiveness of sins be there for him; Bayan-Zangia son of Anhar-Simat, forgiveness of sins be there for him; Sam-Saiwia son of S’arat, forgiveness of sins be there for him; Bihram son of Madinat, forgiveness of sins be there for him; Yahia son of Anhar-Ziwa, forgiveness of sins be there for him; Ram-Sindan and S’aria, forgiveness of sins be there for them; Hawa daughter of Daia, forgiveness of sins be there for her; Anhar- Kumraita daughter of Simat, forgiveness of sins be there for her; Yahia-Ramuia son of Ramuia, forgiveness of sins be there for him; Sam-Bihram son of Mudalal, forgiveness of sins be there for him; Adam son of Bihram (Bihrat?)-Dihgan, forgiveness of sins be there for him; Adam-Br-hiia son of Simat, forgiveness of sins of there for him; Brik-Yawar son of Buran, forgiveness of sins be there for him; Bihram Bisth’aq son of Hawa, forgiveness of sins be there for him; S’abur son of Dukt, forgiveness of sins be there for him; Mha- tam and S’itil, sons of Haiuna, forgiveness of sins be there for them; Anus’ son of Mihria-Zad, forgiveness of sins be there for him; S’aiar- Ziwa and S’abur son (sons?) of Kaizar’il, forgiveness of sins be there for him (them?); Bhira son of Kujasta, forgiveness of sins be there for him; Zakia son of Hawa, forgiveness of sins be there for him; Ardaban-Malka-Baktiar son of Simat, forgiveness of sins be there for him.

And all souls of our good fathers, forgiveness of sins be there for them. And for this my soul, mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’, who have prayed this prayer and these devotions, forgiveness of sins be there for me. The soul of my teacher, Bihram, son of Mudalal, forgiveness of sins be there for him. The souls of the ethnarchs: Adam-Bul-Faraz son of Hawa- Mamania, forgiveness of sins be there for him; Anus’ Mu’ailia son of Hawa-Zadia, forgiveness of sins be there for him; Yahia-Adam, son of Zadia-Anus’ , Hawa ( ?), forgiveness of sins be there for him (their?); Bihdad son of S’adia, forgiveness of sins be there for him; Bainia son of Haiuna, forgiveness of sins be there for him; Haiuna daughter of Tihwia, forgiveness of sins be there for her; Ramuia son of ‘Qaimat, forgiveness of sins be there for him; S’ganda son of Yasman, forgiveness of sins be there for him, Zazai-d-Gawazta son of Hawa, forgiveness of sins be there for him. The people, (consisting of all Nasoraeans, priests and laymen (mandaiia), and ganzibria and ganzaiia (headpriests and treas- urers ?), from the age of Adam the First Man down to the end of the world (and generations); all who went down to the jordan and were immersed and received the Pure Sign, who did not betray their Sign, nor renounced (were converted from) their Baptism, forgiveness of sins be there for them. For them and their spouses and their offspring, their priests, and for those who supplied this bread and ritual food (t’abuta), and for you, my fathers, my teachers and instructors when ye upheld me from the Left to the Right, Forgiveness be there for you. And ye shall say “Life abideth in Its Dwelling ” And Life be praised: Life is victorious over all works.

Chapter 171

Hymns of Praise

In the Name of the Life!

Praised be the First Great Radiance and praised the Great First Light! Praised be the Wellspring and the great first Palm-Tree Praised be the mystic Tan(n)a which dwelleth in the great mystic First Wellspring. Praised be the great S’is’lam who sitteth on the bank of the Wellspring and Palm-tree; praised is the great ‘zlat Praised is the great Yawar who was formed from the loins of Radiance: praised is Simat-Hiia (Treasure-of-Life), Mother of all kings, because from them (both) all worlds proceeded – for she was appointed as the result of secret mysteries.

Praised is that first great Jordan : praised are those three hundred and sixty jordans which proceeded from that first great Jordan. Praised is that great mystic first S’kinta and praised are the three hundred and sixty S’kintas which proceeded from that first great mystic S’kinta.

Yawar-Ziwa, the vigilant ‘uthra, divulged, revealed and said, “Upon every Nasoraean man who standeth at his devotions and prayeth this prayer and offereth up this (prayer of) dedication the glory of the Life will come and will rest on him, and he shall have strength and increase like Anus’-‘Uthra. Upon any Mandaean man who standeth at his devotions and prayeth this prayer and raiseth this dedicatory prayer the attention of the Life will descend, will rest on him and he will have strength and greatness like a priest. And he shall say “Thou art established First Life” and dedicate (his crown) sixty-one times and make (this) petition : (and say) Ye are blessed, praised and magnified, revered and established with high honour which is great and boundless, O Life, and my Lord Manda-d-Hiia and the great First Life, the Second Life and the Third Life;

Yufin and Yufafin; Sam-Mana Smira; and the Vine which is all Life and the great Tree which is all healings. (O) Compassionate One, Forgiving One, Clement One, Pitiful One, Deliverer and Saviour, O Looser of the bound, loosen him (me) from and forgive his (my) sins, trespasses, follies, stumblings and blunders, mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’, who have prayed this prayer and “devotions”. Be there forgiveness of sins for me! O Sunday, the lauded, pure guardian of Light, (0) Ayar-Nhura, pure saviour who art all piety, who art invisible and unbounded! be my answerer and answer me : be my supporter and support me, be my Raiser-up and raise my soul, mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’ who have prayed this prayer and “devotions”. Be there forgiveness of sins for me!

O Hablaba (Sunday) ! deliver me from hell-beasts and from purgatory-demons and from water-penalties, and from pots that seethe, from fire and ice, from the snare of the planets, from the plots of the planets, from the slaying of the planets and from the seven hell-beasts, the chief Levier of dues and the children of darkness. Great Bihram! baptise me in thy sublime jordan and deliver me in purity to the Place of Light. Stretch forth thy right hand of holy truth to clasp that of this my individual soul, mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’, who have prayed this prayer and (offered up) these devotions. Be there forgiving of sins for me. O Abathur-Rama, 0 Abathur-Muzania! Weigh me in thy balance, build me into thy building and count me in thy reckoning! Mahziel, Great First Word, which assured me sight in mine eyes, pour wisdom into my heart! Open the eyes of my understanding! Haias’um, healer; Kus’ta, and Yusmir healer of the mana and its counterpart, heal me (preserve me) from pains, from blemishes from hateful curses, from a sickly body and from an oozing body. 0 Yawar-Rba, Yur-Rba, Treasurer, king of worlds of light, free me, rid me of my sin, my trespasses, my follies, my stumblings and my mistakes, mine, Adam Zihrun son of Mahnus’ who have prayed this prayer and devotions. Be there forgiveness of sins for me, and for my father and mother, and nor my teacher, for my wife and children, for my priests and for all souls who stood for the Name of Life and were firm in the sign of Manda-d-Hiia with a sincere and believing heart. Yea, Life, verily Life , Life will be with the victorious. They (Life) will not condemn those who love Their name: they will be joined in holy union. Life for those who know, Life for those who believe, Life for beings who instruct us. Life is established in its dwellings: Life is victorious over all works.

Chapter 172

Now (we beseech Thee), Life, (bestow) Thy pity, Thy clemency, Thine attention, Thy compassion, Thine, Great First Life! Show pity, be clement, be attentive to and show compassion on this, my soul, mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’ who have prayed this prayer and (these) devotions. May there be forgiveness of sins for me. (Three times) . For me and for my father and my mother, for my teacher and for my wife and my offspring, and for my priest and for whomsoever hath offered this bread and ritual foods. And for you, my fathers, my teachers, and my instructors and those who taught me the faith when ye supported me from the Left to the Right, may there be forgiving of sins for you. And ye shall say “Life is established in its dwellings”. And Life is victorious over all works.

The S’ umhita

Chapter 173

The name of the Life and the name of Manda-d-Hiia be pronounced upon thee! The name of the great mystic Wellspring is pronounced upon thee. The name of the great mystic First Palmtree is pronounced upon thee. The naive of the great S’is’lam is pronounced upon thee. The name of the great ‘zlat is pronounced upon thee. The name of the great Yawar is pronounced upun thee. The name of Simat-Hiia is pronounced upon thee. The name of the great Yukabar is pronounced upon thee. The name of the Mana and his counterpart is pronounced upon thee. The name of the great Mystery, the mystic Word, is pronounced upon thee. The name of Shaq-Ziwa the great, the first, is pronounced upon thee. The name of Sam, the pure, first-produced, beloved and first radiance, is pronounced upon thee. The name of the Life and the name of Manda-d-Hiia is pronounced upon thee, Adam-Zihrun son of Mahnus’. May illness, malady, accidents, curses, vows and forfeitures , pains, infirmities, violent fevers, the evil eye and the dimmed eye be loosed and removed from thee. They shall depart (rise) to the mountains and heights from thy body, spirit and soul, thy trunk and thy, stature and (from) thine entire frame, thine, Adam-Zihrun son of Mahnus’, through the strength of my Father, their Father, Manda-d-Hiia, through the strength of the treasure of the First Life and through the strength of Yawar-Zi,va and Simat- Hiia. And the name of Life and the name of Manda-d-Hiia be pronounced upon thee.

Chapter 174

I beseech the Life and my Lord Manda-d-Hiia and the ‘uthras and kings of the worlds of the light for a sponsor for this high mystery (ginza) so that no lacking or deficiency may appear therein. Should there be anything missing or deficient, do thou, O Hibil- Ziwa, (thou) great Fulfiller, supplement it from thy treasure which is not deficient and from thy plenty, which lacketh in nothing. Rid it and loose it from its sins, trespasses, follies, stumblings and mistakes, (and) mine, Adam-Zihrun son of Mahnus’ who have prayed this prayer and (these) devotions. May there be forgiving of sins for me.

O Sunday, receive it, save it, establish it and raise it up to perfection!

Chapter 175

In the name of the Great Life. Then, when she reacheth the Seven Mysteries, servitors of the Seven go forth towards her. They come and surround her and question her and say to her, “O soul, whence comest thou and whither goest thou ?” I say to them, “I come from the Body, the name of which is the Earth and I am going towards the Good Consumination “. They say to me, “Whose servant art thou and whose envoy art thou called ?” I say to them, “I am the servitor of the Beloved Consummation, and the envoy of the vast Ether”.

Then they bless her (me); and praise her and guard her and say to her, “Everyone who knoweth this saying will rise towards the Good Goal ” because they seek to grasp the mysteries of the Body . And they question her and then she riseth towards the Good Goal.

Chapter 176

O King of all kings, O Father of all ‘uthras; O Adatan and Yadatan; O S’ilmay and Nedvay, ye guardian ‘uthras of the jordan; O Hibil-Ziwa, great Fulfiller who deliverest us from evil plots and deliverest us from all that is evil and ugly, O high King of Light, thou wilt give me comeliness of body, compassion of heart, fullness of hand and integrity of eye. O Life, and my Lord Manda-d-Hiia Thou deliverest me savest me and guardest me. O high King of Light!

Little New Year`s Feast Prayer

Chapter 177

In the Name of the Great Life.
Vines shone in the water
And in the jordan mighty they grew.
Ye are flourishing offshoots.
Messengers hither I bring you,
I give you great ‘uthras.

I have twined for you and bring you Garlands of myrtle and marjoram For (lit. “in”) the doors of the houses.

I will rear up for you babes And bring them to you. We bless you unto the world`s end : The full river (yardna) hath blessed you And the baptism which is unfailing from beginning to end.

Honouring of the Crown

Chapter 178

Kus’ta strengthen thee , my crown, Kus’ta strengthen thee, my teacher, Kus’ta strengthen thee, my turban, Kus’ta strengthen thee, guardian of my turban, Kulja strengthen thee, Great First Radiance, Kus’ta strengthen thee, Great First Light, Kus’ta strengthen you, my brother-priests, Kus’ta strengthen You, Life, my Parents , Kus’ta strengthen thee, my treasure, Kus’ta strengthen thee, Guardian of my treasure! We kiss thee with a pure mouth. (Sixty-one times) In an inner vessel they concealed thee . The Wellspring of living waters hath blessed thee, And the Nas’irutha which emanated therefrom Will be thine assuagement, it will be thy portion. And treasure will arise to its owner. And Thou, Life, wilt be victorious for ever and ever! And Life is victorious .

(…)

The Letter

Chapter 382

In the Name of the Great Life!

Vines shone in the waters:
Mighty ones were confirmed
For perfecting, for clearing the waters,
Establishing Your likeness and giving us light
Let your radiance shine upon us, great ‘uthras!
Shine, shine forth, come in mystic transfiguration,
Let your radiance shine forth and the radiance of the king.
Let your fragrance come and overpower (us with its sweetness)

[This hymn the ganzibra shall pronounce over the wine-bowl, giving it to the baruka (blesser) and to the two witnesses.]

Chapter 383

In the name of the Great Life!

On the day that Hibil-Ziwa
Walked with Yawar,
Myrtle with them was plentiful,
Plentiful was the myrtle,
And to Yawar he gave it,
Into his right hand.
And he said to him,
“Take from me fresh myrtle
And pronounce blessing in the shkinata
Its blessing pronounce in the shkinata.
Then Yawar opened his mouth,
Blessing Hibil-Ziwa, blessing Hibil-Ziwa
And said to him, “Blessed art thou,
Our father, Hibil-Ziwa!
Like the myrtle that is in thy right hand
Thy Root shall flourish
Like the root of fresh myrtle:
And thou shalt have strength and increase
Like the living waters”.

[The “blessers” recite this hymn and give myrtle to the ganzibra.]

Chapter 384

Myrtle, myrtle! The king took it;
The king was surrounded by the perfume of myrtle,
The king was surrounded by myrtle-perfume,
And blessing Hibil-Ziwa,
He said, blessing Hibil-Ziwa,
“Blessed art thou, our father Hibil-Ziwa,
Who hast brought this plant of fresh myrtle
And hast set it up in the dwellings of ‘uthras.
The dwellings shine in its brightness
And delight in its fragrance for ever.

[The ganzibra recites this hymn and taketh the myrtle from the “blessers”.]

Chapter 385

In the name of the Great Life!

All who inhale thy perfume and are crowned by thee
Sixty heinous sins will fall away from him.
And all pure spouses will be made perfect,
Delivered from evil actions.
(Those) who twine the wreaths and set them on our heads
Will arise without spot and behold the Place of Light.

(The ganzibra reciteth this prayer over the myrtle, inhaleth its fragrance and giveth it to the shganda (acolyte) to smell, and to the “blessers” and all persons present; then he throweth the myrtle into the jordan and (folds and) putteth away the banner. And (then) they “honour their crowns.”)

[Note. — Here D. C. 3 p. 328 has a colophon which begins: –]

These are the prayers for the pihtania (breads) and all the blessings of the Blessed Oblation which I copied for my brothers and parents so that there may be support and a guardian for us on earth and forgiving of sins before the Life, my Parents, in the worlds of light, so that they may be instructed therein. I am poor, lowly… etc.

[Note. — Before No. 386D.C. 3 inserts:

Chapter 386

See Prayer No. 329.

[The rubric differs slightly, so I give it:]

[This is a hymn for consecration of crowns on the Sunday when the ganzibra wishes to consecrate the cotton crowns for the priests. Wearing his vestments, with the (novice’s) vestments and the crowns in his right hand and his staff in his left, he goes to the bank of the jordan, grasping the crowns which he wishes to consecrate together with his own in his right hand. Then, after performing ritual ablution in the jordan, he approaches the cult-hut and examines each (item) of the vestments, and recites the ‘Salutation’ at the Door of Mercies (i.e. facing North), to (as many) kings as he is able. After that he shall recite this hymn once over each crown. And Life is victorious!]

Chapter 387

See Prayer No. 305.

Chapter 388

See Prayer No. 306.

Chapter 389

See Prayer No. 307.

Chapter 390

See Prayer No. 308.

Chapter 391

See Prayer No. 309.

Chapter 392

See Prayer No. 310.

Chapter 393

See Prayer No. 311.

[The ganzibra shall recite these seven hymns of the Great Shishlam when he placeth the crown on the postulant. And the priests shall recite these seven other hymns, and give their reponses.]

Chapter 394

See Prayer No. 312.

Chapter 395

See Prayer No. 313.

Chapter 396

See Prayer No. 314.

Chapter 397

See Prayer No. 315.

Chapter 398

See Prayer No. 316 and 317.

Chapter 399

See Prayer No. 318 and the rubric which follows it.

Chapter 400

See Prayer No. 319 and the rubric which follows it.

Chapter 401

See Prayer No. 320 and the rubric which follows it.

Chapter 402

See Prayer No. 321 and the rubric which follows it.

Chapter 403

See Prayer No. 322 and compare Prayer 386.

Chapter 404

See Prayer No. 323 and the rubric which follows it.

Chapter 405

See Prayer No. 324 and the rubric which follows it.

Chapter 406

See Prayer No. 325 and the rubric which follows it.

Chapter 407

See Prayer No. 326 and the rubric which follows it.

Chapter 408

See Prayer No. 327 and the rubric which follows it.

Chapter 409

See Prayer No. 328 and the rubric which follows it.

Chapter 410

Prayer of Yahia

In the Name of the Great Life!

Health, victory and forgiving of sins be there for me, Adam-Yuhana son of Mahnush, who have prayed this prayer and (these) Devotions. Forgiving of sins be there for a man whose eyes wait upon his Father and whose thought is directed to the Life and whose mind doth not stray from Knowledge-of-Life.

Poor am I who make this petition: a lowly man who hath kept aloof from the Seven. And I say “O Lord of the lofty firmament, (O) Being who accepteth request, receive my prayer and my praise here; guide it with Thy directing (power), grant me a place in Thy Place, give me a dwelling in Thy world. Do not question me about my sins and the burden which hath weighed down my soul in this world. Behold me, who have sought purification before Thee! Look on me, who have borne persecution for Thy name! End for me acts of violence, for I am Thy servant and Thy child. Now I humble myself and my children to Thy name, for I have been true to thy name, and speak (it) in my heart and talk (of it) in my mind. And I subdue my form and my loins, (O) Shihrialia shilia, superior to all glories, before the pure Light which is above all lights.

And I say, “O Lord of gleaming banners, Lord of mystic books, Lord of “Letters-of-Truth”. Lord of prayer and praise, He who uplifteth the prayer of ‘uthras and sponsors the praisegiving of kings, Support of prayerful thoughts! Let there be strength and constancy for all lovers of Thy name! Look upon me with Your eyes and pity me in Your heart! Support me with Your strength, clothe me with Your glory, cover me with Your light. Cut me not off from Yourself! And put far from me fear, dread and terror of the seven stars and the twelve constellations: deliver me from the hands of the wicked, and loosen my feet from the bonds of death. Cut me not off from Your presence. Arm me against all that is evil: be for me a bulwark against rebels and a Hand of Truth against the destructive powers of this world. Turn away, repulse from me insecurity (?), poverty, ill-luck, lack of sleep and hours of agitation, an evil day and blows (onslaughts) which occur all the time. Be to me Life in life; give me to drink of freshly-flowing Water of Life. Set up for me a kana d-zidqa, a Table and good fortune so that they are fully supplied by Nasirutha. And my brethren will be with me and will provide (me with) a peaceful transplanting: my wife, my plants (children), and my priests shall accomplish it.

I shall depart and come towards You after a (ritually) perfect departure (death), with pure oil, and with the proven Sign; in ripeness of years, without feebleness, in a blessed old age, in my own home.

Look on the plants, marvel at the shualania (those entering the priesthood under tuition); then let there be with You a forgiver of sins for me, Adam-Yuhana son of Mahnush who have prayed this prayer and these “Devotions”. Forgiveness of sins be there for me, for my father and mother, for my teacher, for my wife, for my offspring, for my priests and for all souls who arose at the name of Life and verified the sign of Manda-d-Hiia with pious and believing heart.

Yea, Life, verily Life, life with the victorious there shall be for those love Their name! They will not sever the holy union knit between living ones, with those who know the Life and believe in the Life, and with those who teach us the faith. And Life abideth in Its Dwellings and Life is victorious over all works!

And now (I ask) of Life, Your compassion, Your forgiveness, Your reconciliation and Your compassion, Yours, Great First Life! Pity, forgive, awake and have compassion upon this my soul, mine, Adam-Yuhana son of Mahnush who have prayed this prayer and these “Devotions”. Let there be forgiveness of sins for me! (thrice); for me and for my father, my mother, my teacher, my wife and my wife and my plants (children) and my priests who have placed bread and (ritual) food (here), (and) you, my fathers, my teachers, my instructors and those who taught me the faith, when ye supported me from the Left to the Right. Forgiveness of sins be there for you! Life abideth in Its dwellings and Life is victorious over all works!

[This is a prayer (called) Yahia’s Petition (“John’s Prayer”). Pray it in all your devotions.]

Other Hymns

Chapter 411

[This is the great Commemorative prayer known as “Our forefathers”. It is usually preceded by the Tab taba ltabia prayer as in prayer 170. It is recited at every rite for the departed.]

Our forefathers, there shall be forgiving of sins for them. Yushamin son of Dmuth-Hiia, there will be forgiving of sins for him.

…. (the prayer continues from this part as in Prayer 170, inserting the name of the copyist, Adam-Yuhana son of Mahnush, and his relatives, and teacher wherever such insertions are customary. The insertions are called zharia, “injunctions”, “rubrics”)

[This is the chant of “Our forefathers”.]

Chapter 412

In the name of the Great Life.

Then, when she (the soul) reacheth the seven mysteries,
Servants of the Seven go out towards her
And come and surround her and question her.
And they said to her “O soul, whence comest thou?
And whither goest thou?” She said to them,
I come from the Body the name of which is Earth.
And I go toward the good Kimsa“.
They say to her “Servant of whom, art thou?
Messenger of whom art thou called?”
She said to them “I am the servant of the beloved Kimsa
And the envoy of the vast Ether”.
Then they bless her and commend her and say to her,
“All who know this (pass-) word shall rise
Towards the good Kimsa”.
For they seek to grasp the mystery of the Body
And (so) question her.
And thereupon she ascendeth
Towards the Good Kimsa
.

[This is a prayer about the questioning of the soul.]

Chapter 413

[See prayer 177.]

Chapter 414

My Lord be praised!

In the name of the Great Life!

On the day when the radiance within Radiance
Broke through and emerged,
A counterpart of the jordan was formed in mirrors;
In mirrors a counterpart of the jordan was formed.
ether And water was produced in the Ether.
The jordan emerged in its glory
And the water was intermingled with the Ether,
Intermingled was Water with Ether.
And the strength of Light increased greatly,
Was increased and established.
A wreath they twisted into crowns
(Of) myrtle leaves.
And trees bore their burden (fruit)
Nasirutha spoke therein to kings (priests)
And their purities were intertwined.

(The bridegroom shall recite this prayer when entering his house before he “taketh kushta with his wife”. Then he shall “honour” his crown. Beware of performing a marriage OI (entering into) a partnership when the moon is in Cancer, Capricornus, Sagittarius or Scorpio: they are evil days for a wedding.)

 

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı