OSMANLIYI SATAN SADRAZAMLAR, VEZİRLER

1768-1829 BALKANLARDAN KIRIMA OSMANLI

KARADENİZ BÖLGESİNDE HASTALIKLAR VE SÜRGÜNLER

Aşağıda adını verdiğim kitabın daha başlangıcında dikkatimi çeken olayların bizim tarihimizde bize öğretilmediği dikkatimi çektiğinden halkımızla paylaşmayı uygun buldum.

Başımızdaki siyasi partileri ve bürokrasiyi ne yazık ki Atatürk sonrasından beri İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile eski SSCB şimdiki Rusya Birleşik Devletler Topluluğu da tali etkisiyle tayin etmektedirler.

Bu olayın yeni olmadığını, bu kitapta 1829 Osmanlı Rus savaşında zamanın başbakanı olan Sadrazam Ahmet paşa tarafından savaşa giden ordunun hareket noktalarından, içeride çıkabilecek isyanlara karşı alınan tedbirlere kadar Rus Çarlık Ordusuna bildirildiği anlatılmaktadır.

Bunu daha önceden tespit ettiğimden blog başlıklarımı kendime ait olan “Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez” sözümle belirlediğimi hatırlatırım.

Bu kitap da 1700-1800 lü yıllarda Rus ordusuna geçmiş Osmanlı paşalarından, sayısız ihanetlerden bahsetmektedir.

Ben sadece bir kaç sayfanın resmini çektim ve onları kısmen dilimize çevirmeye çalışacağım.

Yazılarıma özellikle yandaş medyada iktidar yanlısı çakma profesörlerin, tarihçilerin ve cahil ilahiyatçı ve imamlarca çok itiraz ve yalanlama yapıldığından sayfa resimlerini çekerek yayınlama gereği duydum.

Kitabın adı: Migration and Disease in the Black Sea Region (Karadeniz Bölgesinde Hastalıklar ve Sürgünler)

Açıklaması;Ottoman -Russian Relations in Eighteenth  and Early Nineteenth Century. (Onsekizinci ve Erken Ondokuzuncu Yüzyıullarda Osmanlı-Rusya İlişkileri)

Yazarı; Andrew Robarts

Kitabın Yayın evi ve yayınlama tarihi;

Kitabın linki; https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=8739214970594874875#editor/target=post;postID=9120972033160959311; onPublishedMenu=allposts;onClosedMenu=allposts;postNum=0;src=link

Kitap görüldüğü gibi akademik bir araştırma kitabıdır.Yazar Andrew Robarts, Geogetown Üniversitesinde bir akademisyendir. öğretmenlerinin ve ailesinin teşvikleri, bazı yayıncı kurumların maddi destekleriyle gerçekleştirdiği araştırmasını, önce kendi Üniversitesi Georgetown’da başlatmış sonra ülkesinden ayrılarak Bulgaristan, Romanya, Rusya, Kırım Odessa ile Moldavya Kişinev, Türkiye Osmanlı ve İslam Araştırmaları devlet arşivlerinde belge tarayarak ve bazı adını verdiği tarihçilerimizle görüşerek bilgileri temin etmiştir.

Ülkemizde iktidar yandaşlığı yapan Osmanlıca bile bilmeden Osmanlıcılık yapan, ömründe bir A4 kağıdı dolduracak yabancı bir akademik çalışmayı dilimize çevirip öğrencilerine, halkımıza ulaştırmaktan aciz cahil çakma doçentler ve profesörlerin yanıltıcı, yanlış, saçma yorumlarına aldanmayınız.

Özellikle AKP döneminde yazılan ve yayınlanan bilgilere asla itibar etmeyiniz. Verdiğim bilgileri de yazarın bir yabancı olduğunu, azıcık Hristiyan toplumunu kayıracağını da unutmayınız. Gerçeğinde ben onları önce olduğu gibi yayınlayıp sonra bizdeki karşılığıyla size düzelterek vermeyi ilke edinmişimdir.

Büyük devletlerin yazarlarının da “kompleksi olmadıklarından” en az yalana başvuran araştırmacılar olduklarını da unutmayınız.

Siz de daima uyanık olun yeter.

Çeviriler sayfa takip etmeden seçilen kısımlardan yapılmıştır.

İyi okumalar;

Karadeniz Bölgesi ve Bölgesel Tarihi

Karadeniz Bölgesi, 1768-1829 tarihleri arasında geleneksel sömürgeci karakterli bir savaş tiyatrosuna göre şekillendirilmiştir.

Aslında bu dönemde Osmanlı ve Rusya, Karadeniz üzerinde Balkanlar, Kafkasya üzerindeki üstünlük savaşlarında dört silahlı çatışmayla ilişkilendirilebilirler.

Bu kitaba esas alınan Rus asilzadesi İvan İvanoviç  Veşniakov’un Kırım tatarlarını hacdan getiren bir gemi ve sonra Yunan bir ticaret gemisiyle Osmanlının başkenti İstanbul ile Karadeniz bölgesinde edindiği izlenimlerini yazdığı hatıralarıdır.

Veşniakov’a göre 18.yüzyıl ve erken 19.yy Karadeniz bölgesi savaşlarla sürekli el değiştiren, halkın çoğunun Osmanlı ve Rusya arasında ki değişiklikler yüzünden karşılıklı ticaretin yanında hastalıkların da yaygın olduğu bir bölgedir. Sayfalar 2,3,4)

Düzenleme öncesi Bir Not;

Karadeniz Bölgesi Tarihi, uluslararası Serbest Ticaretin açıklıklığı ile kapalı ekonomi arasında sarkaç gibi sürekli yer değiştirmiştir.  1768-1774 yılları arasında süren Osmanlı-Rus savaşları sona ermiş, s Kırım’ın Kaffa limanında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla (1774) Kırım Hanlığı Rusya idaresinde bağımsızlık kazanmış, Karadeniz sahilinde bulunan Kinburun, Yenikale ve Kerç limanları Rusların ağır baskıları sonucu Rusya’ya terk edilmiş, Osmanlı gölü olan Karadenizden Çanakkale boğazına kadar bölgelerde Rusya serbest ticaret yapma hakkı da kazanmıştı.

Bu serbestliğin getirdiği göçlerle birlikte de bölgede hastalıklar da hatırı sayılır ölçüde yayılmıştı. Bunları önlemek için 1768’de Osmanlı ile Rusya’nın aralarında Hünkar İskelesi anlaşmasını imzalayarak yakınlık kurmaları, Rusların İstanbul’da asker bulundurma konumuna ilerlemesi de İngiltere ile Fransa’yı telaşlandırmıştı. Karadeniz Sorununa  uluslararası statü kazandırılması ile 60 yılda Karadeniz ticareti ikili ekonomik konumunu yitirmişti. (S.9)

Göçler ve Yerleşimler

  1. ve 19. Yüzyıllarda göçlerle gelen yer değiştirmeler siyasi, ticari, tarımsal faaliyetler gibi nedenlere bağlı olarak değişmekteydi ve bu göçler Karadeniz bölgesinde gurbetçiliğe dayalı göçleri hareketlendirdi. Bu göçler içinde Rusların Osmanlı’dan aldıkları yerlere yerleştirdiği göçmenler arasında Ermeniler önemli yer tutuyordu. Dynester nehri kıyısına 1792’de kurulan Grigoriopol şehrine kuzey Kafkasya’da Terek nehri civarından göç ettirilen Ermeniler Bender, Kilia ve İbrail, Nahçivan ve Mozdok yerleşimlerini kurdular. 1790’larda Grigoriopol şehrinde Ermeniler , 1000’rus nüfusuna karşın 2.800 ile nüfus çoğunluğunu ele geçirdiler ve Kızılyar ile Mozdok yerleşimlerinde çoğaldılar.

Osmanlı’ya ait Tun Nehri vilayeti ve Rumeli kasabalarında önemli sayıda Ermeni nüfusu bulunuyordu. Rusların 1809’da Eflak’ı işgal ettiklerinde Rus askeri memurları Bükreş’te 801 Ermeni yerleşimci tespit ettiler.

Karadeniz bölgesinde 18. Ve 19. Yüzyılların erken dönemlerinde Yunanlı göçmenler de yerleştirildiler. 1780’lerde Yenikale,Kerç ve Taganrog kentlerinde Yunanlı tüccarlar da çeşitlendiler. Bu yüzyıllarda Güney Rusya’da önemli Yunan nüfusu bulunmaktaydı. 1820’lerde Yunan kaçaklar ile göçmenlerin gelişleriyle Tuna vilayeti şehri Dobruca’da Yunan nüfusu iyice artmıştı.

Rus çarı Dinyester nehri kıyısındaki geniş topraklarda Eflak ve Moldavyalı asillere geniş topraklar bağışladığından güney Rusya ve Besarabya’da Moldavyalı köylüler tarım yerleşimcileri olarak buralara göçtüler ve 19. Yüzyılın erken dönemlerinde Besarabya’da nüfus çoğunluğunu elde ettiler.

Bunların yanında Hristiyan Türkler veya Bulgarlara göre Türkleştirilmiş Hristiyanlar (Poturçeni Bulgarları)ile Gagavuzlar da Karadeniz boyunca Dobruca ve Besarabya’da nüfus yoğunluğu elde ettiler.

18 ve 19.yüzyıllarda Gagavuzlar, Karadeniz civarında Balçık, Kavarna, Köstence, Mangalya, ve Varna şehirlerinde ve Silistre, Dobruca’da büyük ölçüde yerleştiler ve Dobruca’nın Vister kasabasında 1000 aile Gagavuz yerleşmişti.

Rus ve Bulgar yetkililerince yanlış değerlendirilen birkaç Sırp, Moldavyalı, Yunan azınlığın yanında Türkçe konuşan Gagavuz Türkleri 18.yüzyılın erken dönemlerinde Güney Rusya’ya yerleşmişlerdi.

1786-1792;1806-1812;1828-1829 Osmanlı Rus savaşlarında binlerce Gagavuz Türk’ü Osmanlı’nın Bucak, Bender ve İsmail şehirlerine göç etmişlerdi. 1830’ların ortalarında Besarabya’da 27.000 Gagavuz Türk’ü yaşmaktaydı.

1806-1812 Osmanlı Rus savaşında Tuna bölgesinden Rusya imparatorluğuna önemli sayıda Çingene göçleri olmuştur. 19.yy ortalarında Rusların yaptıkları nüfus sayımlarında Besarabya’da Romen nüfusu 12.000 olarak tespit edilmiştir. İngiltere’nin Bükreş konsolosu William Wilkinson’un tahminlerine göre Tuna vilayeti bölgesinde 150.000 Romen yaşamaktaydı ve çabucak yer değiştiriyorlardı.

Prusya (Almanya) Sarayevo konsolos yardımcısı Carl Von Sax’a göre Osmanlı’nın alt Tuna vilayetinde yarısı Müslüman yarısı gayrimüslüm 25.000 Romen yaşamaktaydı.

1768-1830 yılları arasındaki Osmanlı savaşları süresince Rumeli’den Tuna’ya Rus idaresine en çok göçenler 250.000 nüfus ile Bulgarlardı (Bulgar nüfusunun %15’i) ve kısa süre Rus idaresinden sonra bu göçmenler eski evlerine geri dönmüşlerdi….

Alan Fisher’a göre 1768-1792 yılları arasında 150.000-200-000 Kırım Tatarı Rusya’dan Osmanlı’ya göç etmişti. Birian Willliams’a göre Rumeli’de on binlerce Kırım Tatarı yaşamaktaydı.

Güney Rusya’da Bulavin isyanını takip eden ayaklanmalarda Nekrosovitler olarak bilinen ve “eski imanlılar” da denilen Ruslar ile Kazaklardan oluşan çok sayıda göçmen Tuna nehir ağzı yatağına 18. yüzyılın erken dönemlerinde göçmüşlerdir. 1703-1730 yılları arasında hükümdar olan III. Ahmet onların Osmanlı ordusunda görev almaları halinde vergi muafiyeti tanıyan ferman yayınlamıştır. Bu yüzden 1768’den 1829’a kadar süren Osmanlı Rus savaşlarında bu Nekrosovitler Osmanlı askeri olarak savaşmışlardır. Bu sayede Tuna kıyısında Seriköy, Dunavets ve Beştepeler ile Osmanlı toprakları Dobruca, Babadağ, Maçin, Tulça, Hırsova ile Karadeniz kıyısında Balçık ile Varna’ya da yerleşmişlerdir. (s-14,15,16,17,18)

Kitap, 18.ve 19.yy.larda Trakya’dan Balkanlara Osmanlı Rus ilişkilerini incelemektedir.

S-18

Karadeniz Bölgesinde Hastalıklar;

İleri Küçük Kaynarça Anlaşması zamanında Osmanlı-Rusya arasında ticaret zenginleşti, Karadeniz bölgesinde ölçülebilir insan göçleri yaşandı, salgın hastalıklar nedeniyle kesintili savaşl halleri yaşand.

Bu arada önemle belirtmek gerekir ki virüse dayalı bulaşıcı hastalıklardan Sıtma, tifüs gibilerin yanında Veba (İng. Plague) hastalığı da yayılmıştı.

Özellikle kolera ve veba gibi hastalıkları yapanvrüslerin yayılması hakkında bilgi vermek gerekirse, bakteri bulaşmış bir böceği bir fare yer, fareyi sinek sokar ve gidip bir insanı da sokarak hastalığı bulaştırır.

Bun u engellemenin yolu da farelerin ve sineklerin üreme ortamlarını yok etmek ya da asker veya tüccarların üzerlerine ipekli, yünlü,  pamuklu kumaşlar giydirmek, hastaları bunlarla örterek sineklerin sokmalarını önlemektir.

Bu hastalıklar, depremler, sellerin olduğu zamanlarda 20C-25C sıcaklık ortamında çıkmakta ve insanların yetersiz beslendiği, bağışıklık sistemlerinin zayıfladığı zamanlarda yayılmaktadır.

Vebanın bu bölgede yayılmasının sebebi de 1817’de Hindistan’da Ganj nehri bölgesinde çıkan Veba salgınının Müslüman Hacılar ve onları taşıyan buharlı gemiler yoluyla yayıldığı bir gerçektir.

Hicaz’dan dönen Rus hacıların indikleri Karadeniz limanları ve Astrakan’dan Rusya’ya veba yayılmıştı. Bu yüzden 1820-1830’larda Rusya kolera ve veba ile mücadele eden tek Avrupa ülkesiydi.

1823’ten 1831’e kadar koleradan 250.000 Rus vatandaşı ölmüştü. Bunu önlemek için Osmanlı ve Rusya devletleri ortaklaşa çalışarak salgın hastalıkları önleyecek tedbirleri aldılar.

  1. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Balkanlarında sıhhi şartların sağlanmadığı kasabalarda, ordu karargahlarında, mülteci kamplarında tifüs ortaya çıktı. Osmanlı idaresindeki Tuna nehri bataklıkları ile Karadeniz sahilleri boyunca da, soktuğu yeri kanatan sivrisinek sokmalarıyla da sıtma hastalığı Varna’ya kadar yayıldı.

Balkanlarda seyahat edenler, ateşli ağrılardan ve nefes yolu rahatsızlıklarından şikayet ediyorlardı.

Sam White’nın bahsettiğine göre, zayıf sıhhi şartlar, ilkel su sağlama sistemleri , dizanteri, ateş, bağırsak rahatsızlıklar, karın ağrıları, kızıl, tifüs, sıtma gibi yerel hastalıkların etkisi Osmanlı topraklarında iki katına çıkıyordu. (S-18,19)

Akışkan Kimlikler ve Şartlara Göre Bağlılıklar

Karadeniz leğeni çevresinde 18. Ve 19. Yüzyıllarda askeri karışıklıklar,siyasi rekabetler, fiziksel ve ruhsal yanlış yerleşimler göçlerle birleşince bir çok bireyin kimlik duygularında değişimler ortaya çıktı ve bağlılıklarını şartlara göre değiştirmeye başladılar.

1828-1829 Osmanlı Rus Harbinin sonuçlanmasıyla Rusların Zaporozian Cossackları dedikleri  Osmanlı ordusundaki Kazak ve Rus Hristiyanlar olan Nekrosovitler Osmanlı’dan aldıkları azadname ile ile Odesa kalesindeki soydaşları da hep birlikte Rusya tebaasına geçerek Rus ordusuna katıldılar ve Osmanlıya karşı savaşlarda yer almaya başladılar. Ruslar bunlara “Türk Zaporozhianlar (Turetskie Zaporozhtsy)” adını vermişlerdi. 19. Yüzyılın ilk onlu yıllarında Rusya’ya dönen Kırım Tatarları da Rus ordusuna yazıldılar ve Osmanlı ordusuna karşı savaştılar.

1828-1829 Osmanlı Rus savaşında esir alınan Osmanlı askerleri de Rus ordusunda savaşmaya, Rus Çarına bağlı kalacaklarına yemin ettiler.

Oysa 1806-1812 Osmanlı Rus savaşında bu Rus Kazaklar ile Kırım Tatarları, Osmanlı valisine karşı isyan edenlere karşı saldırmışlardı. (S-24)

Bu döneklerin Rus ordusuna kabul edilmelerine rağmen Rusya İmparatorluğu bunlara  “alçaklar (zlodei) ve “aldatanlar (obmanshchiki)” diyerek güvenilmemesi yönünde talimat verdi.

Bunun üzerine Zaporozyanlardan Osmanlı’ya geri dönenlerin de orduya katılmasına Osmanlı hükümeti fetva verdiyse de bazı paşalar kabul etmekte tereddüt gösterdiler.

Rus limanlarına girebilmek için birçok Osmanlı ticaret gemisi Rus bayrakları asarak Karadeniz de seyahat etmeye başladılar…

Karadeniz bölgesi terk edilmiş askerler ile ordudan atılmışlarla doluydu.

1768-1774 Osmanlı Rus savaşında bunlardan hiç biri Osmanlı Ordusuna katılmadılar ve başıboş kalmış leventler Virgina Aksan vilayetinde Rusların yanında Osmanlı’ya karşı savaştılar

1790’larda dönme Rus askerleri ve subayları Osmanlı ordusunda Ruslara karşı savaştılar.

18.yy. sonları ile 19. Yy başlarında muhalif Osmanlı ordusu hizmetkarları Rusya’ya sığındılar. Örneğin Novorossiya vilayeti Nikolayev kasabasının beş mil dışında Osmanlıdan atılanlar bir yerleşim yeri kurdular. Yerleşime bahriye subayı Salih ağa önderlik etti ve Rus ordusunda tuğgeneral olarak hizmet etti. 1786-1792 savaşında prens Potemkin tarafından Osmanlı’ya görüşmeci olarak gönderildi.

1808-1809 dönemlerinde çok miktarda Osmanlı subayı ve askeri (42 subay ve 155 asker) Osmanlı ordusundan kaçarak Rusya’ya sığındılar. Bunlar da Nikolayev kasabasında ikamet ettirildiler.

Yüksek rütbeli Osmanlı kaçağı olan Yusuf Siruzi paşa, 1828 Varna savaşında, astlarını Rus tebasına geçmeye teşvik etmek ve Ruslarla işbirliği etmekle (hıyanetini icra ederek)  suçlandığından kaçarak Ruslara sığınmıştı.

1821’de Yunan isyanını bastırmakta etkili görev yapmış bir çok paşa 1828-1829 Osmanılı-Rus savaşında Rusya tebasına geçmişti.

  1. yüzyılda ve 19. yüzyılın erken dönemlerinde Karadeniz bölgesinde dinden dönmeler de hızla yaşanıyordu. 1808 Aralık ayında Ahmet bey adlı bir Osmanlı askeri, Rumeli’de Tırnova’da kuşatma sürerken  Osmanlı ordusundan kaçarak gönüllü olarak Kazakların tugayına teslim oldu.

Bükreş’teki Rus karargahına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken Ahmet bey verdiği dilekçede Hristiyan olmak istediğini belirtti. Bükreş’teki genelkurmayın cevabında Tırnova’daki  Ortodoks kilisesinde Hristiyanlığı öğrenmesi uygun görüldü. Eğitimini bitirdikten sonra Odessa’ya yerleşti ve Rus İmparatoruna sadık birey olarak yaşamını sürdürdü.

Tersine olarak da 1828-1829 savaşında Rus askerlerden de İslam’a dönenler oldu. 1802 tarihli Osmanlı Hatti Şerif kayıtlarında Eflak bölgesinde çok sayıda Müslüman ve Hristiyanın dinden döndükleri kayıt edilmiştir.

Dönenlerin çoğunun gerçekte dönmedikleri, sürgünler yüzünden ellerinden çıkan evlerini arazilerini, miraslarını geri almak, evlenmek için bu yola başvurdukları da yazılıdır. (S-26)

25-26 sayfadan çeviridir.

Karadeniz Bölgesinde İstihbarat Toplama;

Ajanlar, Casuslar, Muhalifler ve Mahkumların Savaşları.

(S-26’dan başlıyor 32’e kadar.)

Geç 18.yy. ve erken 19.yüzyılda Rusya devleti Kırım, Besarabya, Tuna vilayeti ve Osmanlı Dobruca’sında yoğun istihbarat toplama faaliyetleri başlattı. İstihbarat toplamanın düğüm noktası Moldavya’nın başkenti Jassy şehri ve Romanya’nın başkenti Bükreş’ti. Askeri casuslar Prut ve Tuna nehirleri boyunca uzanan karantina bölgelerini gözlerken istihbarat polisleri de Odesa, Tulça, Oçakov, İsmail ve Akkerman’da konuşlandılar.

Bu memurlar, Polonyalı kaçakları, özgür masonları, Yunanlı asileri ve Rus muhalifleri izleyip raporlar yazıyorlardı.

Alıkonulan göçmenler ile sorgulanan şüpheli, göçmen grupları arasına gizlenen Türk suçluların sorgulanmalarına dayalı olarak görev yapıyorlardı. Rus casus ve ajanları resmi belgelerini, Osmanlı Rumeli’si ve İstanbul’un yan yana olması nedeniyle Saint Petersburg’da tutuyorlardı.

Rus ajan ve casusları, Osmanlı imparatorluğundaki gelişmeleri gözleyebilmeleri ve malumat ulaştırabilmeleri için güvenilir çeşitli gayri resmi kadrolarda istihdam ediyorlardı.

1814 ve 1815’de Rys çarı I.Aleksandre’nın güvenilir danışmanı ve Saint Petersburg’un güney Rusya’daki kilit adamı, Besarabya, Osmanlı Rumeli’sinden önemli bilgiler getiren Kişinev’de bir Ermeni’ydi.

Özellikle Osmanlı ile sözleşmesi olan Yunan, Ermeni ve Rus gemici tüccarlar Osmanlı ordusunun hacmi hakkında yeterli, güvenilir bilgiler verebiliyorlardı.

Kırım ve Besarabya’daki Osmanlı ajanlarına rehberlik eden Kırımlı bayan Tatarlar iki taraflı oynayarak Güney Rusya’daki Osmanlı istihbaratı hakkında güvenilir bilgiler veriyorlardı.

Para ödemek şartıyla Müslüman Türk Hacı Musa adlı bir şahıs da (her ne kadar tam tanımlanamamışsa da) Rus ordusuna yardımcı oluyordu.

Osmanlı devleti, Karadeniz bölgesinde Rus İstihbarat toplama kabiliyetinden daha fazlasına sahipti. Karadeniz bölgesinde Osmanlı –Rus istihbarat toplama faaliyetlerinde muhalif Jakobenler sayesinde Osmanlının Rusya’nın derinlerine kadar işleyerek operasyon yapabilme ve istihbarat toplama yeteneği daha fazlaydı.

Osmanlı ajanları, Jassy ve Bükreş’de Eflak’ta yerleşmiş Bulgar mültecilerden Tuna nehri boyunca ve Tuna prensliklerinden istihbarat dosyaları alabiliyorlar ve Rus ordusunun ilerleyişi, yerleşimini takip edebiliyorlardı.

Besarabya’da çok dilli Osmanlı ajanları geri dönüş için çıkış belgesi almak üzere Bulgar göçmenleri kışkırtmış, Osmanlı ordusunda çalışmış Zaporozyan Kazaklarını keşif işlerinde görevlendirmişti. Ruslar gibi Osmanlılar da ikinci sınıf vatandaşlardan ajanları işe alıyorlardı. 1809’da Rus yetkililer Rusçuk’tan Kristo İvasn ile Sviştov’dan Velizar Stoyanoviç adlı iki Bulgar ile Nikola adlı bir Eflaklı’yı               Osmanlı lehine ajanlıkla suçlamışlardı. Osmanlı ve Rus iki taraf da savaş suçlularını gerçek zamanlı askeri ve siyasi istihbarat toplamada kullanıyorlardı.

Örneğin, serbest bırakılan Türk esirler 1768-1774 savaşında güney Rsuya’da çıkarılan Pugaçev isyanı hakkında tam malumat getirmişlerdi.

1775’de, savaş esirlerinden toplanan Rusya’Nın ekonomik ve ticari durumu hakkındaki bilgiler Osmanlı büyükelçisi Abdülkerim paşaya iletmişlerdi. Bükreş İngiliz konsolosu William Wilkinson’a göre 1786-1792 Osmanlı Rus savaşlarındaki “İmanın Düşmanlarının Şartları ve Güçleri”  istihbarat yapılanması, birçok kişinin gayretli sorgulayarak kıymetli bilgiler elde etmişti.

1806-1812 savaşlarında sorgulanan bir Türk askeri Rus ordusundaki Osmanlı casuslarının adlarını vermiş, ek olarak Tuna nehri yakınlarında bulunan Rusçuk ve Svitov daki Osmanlı birlikleri ile İstanbul’dan Tuna’ya ve Anadolu’ya Osmanlı askeri birliklerinin hareket değiştirme yerlerini itiraf etmişti.

Aynı savaşta kaçmayı başaran bir Türk askeri “Rusya ahvaline tedariki harbiye” olarak adlandırılan Rusya’nın savaş hazırlıkları kadar Rusya’nın genel durumu hakkında bilgiler ulaştırmıştı.

1828-29 savaşında serbest bırakılan üçüncü sınıf bir Rus ajanı olan bir savaş esiri, Osmanlı ordusunun morali, birliklerinin hareketleri hakkında bilgiler vermişti.

Osmanlı-Rus istihbarat toplama çalışmalarında göçmenlerin alıkonulup sorgulanmaları önemli bir yer tutuyordu. Örneğin 1808’de İlia (İlya) adlı bir Moldavya’lı göçmenin mahkeme dışında uygun şekilde alınan ifadesinde Osmanlı birliklerinin Tuna boyunca yer değiştirmeleri hakkında Rus yetkililer bilgi temin etmişlerdi.

*1828’de Varna’da güvenlik şartlarının kötüleştiği, Varna ve Odesa’da Rus gemilerinin batırıldığı bir zamanda, İstanbul’da,  Ahmet Ağa adlı bir Sadrazam *(Baş vezir-BAŞBAKAN) iltica ederek bilgi getirdi.——————————————–

1828-29 savaşı başında üçüncü sınıf bir ajan, adı gizli bir Bulgar göçmenden Osmanlı birliklerinin hareketleri ve Tuna önlerinde tedarik merkezleri hakkında bilgi getirmişti.

Osmanlı ve Rus istihbaratçılarının bilgi toplamada yaşadıkları zorluklar elbette şaşırtıcı değildi.

1778’de, İstanbul Rusya büyük elçisi, İstanbul Anadolu yakasında bulunan Üsküdar’da bir Ermeni ajanın sokak ortasında öldürüldüğünü rapor etmişti.

Görünüşte, Margoz’un saldırganı, henüz Kırım’dan dönmüş bir Müslüman Türk’tü.

Ermenilerin birçok suçlamalarına rağmen bu yüzyılda Osmanlı parası Rusya Karadenizindeki karantina bölgelerinde geçerli olarak kaldı.

1820’lerde Prut ve Tuna kıyılarına yerleşen nüfuslar arasında Osmanlı parası uzun zaman kullanımda kaldı.

I.I.Dibich- Zabalkansky adlı Rus generali ve sözcüsünün dediğine göre, Eflak bölgesindeki prensliklerde Osmanlı parasının kaldırılmasında bir türlü başarı sağlanamamıştır.

Bu yüzyıllarda karşılıklı göçlerin sıklıkla yaşanması yüzünden Osmanlı parası Rusya Besarabyasında yürürlükte kalmayı sürdürmüştür.”

Bu kadar çeviri umarım, önce “Osmanlı Düşkünü” vatandaşlarımızın akıllarını başlarına almaya yetecektir.

Çünkü, başbakanından, bakanına, paşasından erine Osmanlı ihanetler ile çökmüştür, çökertilmiştir.

Bu gün Türkiye cumhuriyetin bir Osmanlı kurmasını bırakalım hayali bile mevcut devletin paramparça edilmesiyle sonuçlanacaktır.

Ki bu “Yeni Osmanlıcılık kavramını” 2006’larda şimdi kapalı olan “Geliyor yeni Osmanlı Geliyor başlıklı yazımdan sonra Ahmet Davutoğlu o zaman danışmandı aldı ve günümüze kadar getirdi. AKP’nin hiç bir kişisinde o zamana kadar  bu yoktu. Bu yazıyı yazma nedenim de o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “36 parçalı Türkiye’den bahsediyordu”. Öyle değil böyle yapsınlar bari deyip yazdım ve hala bu iddiayı, gerçekleştirmek gibi hedefleri olmadığı halde oy avcılığı için hükumet kullanmaktadır.

En sevdiği ortakları Fethullah Gülen’in derin Ermeni yapılanmasını hala temizleyememiş hükümetin daha bunun 36 etnik gizli yapılanması yanında en az 50 seneyi temizliğe ayırması gerekecektir.

Kısaca bu iş böyle yürümez, böyle devlet yönetilmez. Camide namaz, evde zikir ile devlet yönetilseydi Osmanlı yıkılmazdı, yukarıda kısa çeviri yazıda okuduğunuz gibi 300 yıl sürekli oluk oluk kan akıtmazdı.

TEK ADAM anayasası oylamasında EVET çıktığı takdirde ilk yapılacak iş, Türkiye federasyonlara bölünecektir ve bir dönem belki Kürdistan, Batı Ermenistan, Potomya ve Megalo İdea kurulmaları gerçekleşinceye kadar “FEDERE ANADOLU CUMHURİYETİ” sürebilir ama en geç 15 yıl içinde devleti otonom “36” parçaya bölünecektir. Ardından bırakın Osmanlı’yı, herkes iç savaşlarla birbirine kırdırılarak nüfus 1/4 oranında azaltılacaktır.

En iyi ihtimalle, başımızdaki kripto Rum yapılanma  İran’ın işgalinde etkin askeri rol alarak devleti savaşa sokacaktır. Bu da, ABD-RUSYA-ÇİN birlikte anlaşamadığı sürece dünya savaşı demektir ki ülkemiz yıllar boyu savaş alanı olacaktır.

Çünkü, asırlardır devlet hayali kuran bu devşirme azınlıkların devlet olma umutlarını 1915’de İttihat ve terakki ve ardından Atatürk bitirmiştir.

Şimdi bunlar onun öcünü alıp devleti yıkmaya yemin etmiş “1915 travmacılarının çocukları” sizleri sonu belirsiz maceralara sürüklemekten kaçınmayacaklardır.

Aslında, büyük devletlerin 1915 travmacılarını travmaya sokan Enver paşa ve Atatürk’e izin vermeleri, Bakü-Tiflis ile Musul-Kerkük petrollerini güvenceye almak içindi.

Zamanın İngiltere ve Amerika’sı diretseydiler Cumhuriyet kurulamayabilirdi de. Bazı Ermeni yazarların yazdıkları gibi 1915’de devlet olma izni balkanlara verildi ama doğu Hristiyanlarına uygun görülmedi. Bunun hesabını da Atatürk ve Türk milletinden değil, 1000 yıldır köleliğini ettiğiniz ve hala etmekte olduğunuz batılı din kardeşlerinden sorsanız daha iyi edersiniz.

Sizi asırlarca devlet hayaliyle coşturup koşturdular, yukarıdaki gibi sayısız ihanetler yaşattınız, kanlar akıttınız ama efendileriniz size devlet olmayı çok gördü ve inanın gene de görmeye devam edeceklerdir.

Bu yüzden, geçmişin acılarını analım ama siz de kilisede namaz kılarken kimse gelip sizi bir yere sürmedi. Suçunuzu kabul edip, şu topraklara birlikte sahip çıkalım.

Birlikte ayaklarımızı bastığımız toprakları, sırayla el değiştiren azınlık iktidarlarının sinsi hesapları uğruna batıya sömürtmeyelim, birlikte sahip çıkalım.

Bastığın toprağa, özgürlüğüne, demokratik haklarını korumaya sahip, emperyalizme karşı çık!

Ne Osmanlı ne Bizans, ne Kürdistan ne Lazistan/Pontus, en iyisi mevcut durumu korumak ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” demektir.

Takdir sizlerindir.

Dilimize çeviren ve yayınlayan;

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

*RUSYA’YA İLTİCA EDEN BAŞBAKAN AHMET PAŞA KİMDİR?

(Özellikle II.Mahmut döneminde yapılan 1808-1809; 1806-1812; 1828-1829 Osmanlı Rus savaşlarında yüksek rütbelilerin ihanetlerinde büyük bir artış var.

II.Mahmut döneminde adı geçen ve saraydan istihbarat gönderdiği yazılan Baş vezir Ahmet paşa adına istinaden iki paşa kaydı vardır.

Birisi Gürcü diğeri de Lazdır. Laz’ın da “aziz” olan adına bakarsak Ortodoks Gregoryen Ermeni dininde olduğunu söylemek zor olmayacaktır.Bunun yanında Gürcistan Avurpa Parlamentosuna verdiği 2003 Gürcistan Azınlık raporunda Osmanlı’yı yıkmak için, 1768’lerden itibaren Ermeni, Süryani, Nasturi, Yezidi Kürtlerle birlikte ortak hareket ettiklerini açıkça yazmıştır. Başımızdaki de “Ben Gürcüyüm, karım Kürt” diye daha başbakan olduğunda 2004’lerde bağırmaya başlayan birisidir.Evliya Çelebi Seyahatname kitabının Tiflis bölümünde “Ne zaman Moskof çarlarının soyu tükense, gelirler Gürcistan’dan bir papaz alıp Çar yaparlar” demiştir. Lenin’in son Rus Çarı ve ailesini öldürmesinin ardından Lenin zehirlenerek öldürülmüş ve yerine Gürcistan Tiflis papaz okulu mezunu, ablası da Tiflis kilisesinde rahibe Josef Stalin getirilmiştir.

Tesadüf mü sizce?

Yine aynı Evliye Çelebi daha 1658’lerde, Gürcüler ile Kürtlerin aralarında kız alıp verdiklerini, birbirlerinden köleler satın aldıklarını yazmıştır. Bu konuda geniş alıntı bilgileri “Evilya Çelebiye Göre Doğu Anadolu” başlıklı adilyargic blogspot.com blogumda bulabilirsiniz.

Ancak Lazların Gücüleri pek sevmemesine rağmen Osmanlı’nın yıkılış döneminde güçlü olan ve dinen kendilerine yakın Rusya ve Gürcistan’a yaklaşmaları kadar doğal bir şey olamaz.

Çünkü Osmanlı padişahları Türk geleneğinde olmayan “soya dayalı devlet ilkesini” benimseyip, Fatih ile Türkleri devletten çıkarmışlar ve Kanuni’den sonra da bu paşaların hamam oğlanları olmuşlardır.

Sonunda bunlar da batının yani soydaşlarını çıkarlarına uygun olarak devleti bitirmişlerdir.

“HURŞİT AHMET PAŞA”

30 Kasım 1822’de ölm, Gürcü asıllı paşadır. 05 Eylül 1812-01 Nisan 1815 yılları arasında Sadrazamlık (Başbakan) yapmıştır.

Laz Aziz Ahmet Paşa

(Ö.1819 Erzurum)  1811’de  asker sevkiyatında görevli asker olarak orduda görev aldı. Bundaki başarısıyla Hacı Mustafa Ağa, İbrahim Rafet Efendi’nin padişaha anlatmalarıyla Sadrazam olmuştur. 1811’de Rusçuk’u Ruslardan almış, bir yıl sonra 28 Mayıs 1812’de Besarabya’nın tamamını Ruslara kaybetmiştir.

Laz Ahmet paşa tamamen devlet torpil ile gelmiştir ve dış güçlerin parmağı olduğu birden başbakanlığa yükselmesinden bellidir.

Alaeddin Yavuz

İMPARATORLUKLARDAN ŞİKAYET EDENLER, ONLARIN ÇOK DİNLİ VE ÇOK IRKLI DEVLETLER OLDUKLARINI, O İMPARATORLUKLAR ÇAĞINDA İMPARATORLUK GELENEKLERİNİ DE HESAPLAMALIDIRLAR.

BUNLARI HESAPLAMADAN YAPILAN HER TÜRLÜ YORUM, İDDİA,TEZ SONUNDA BOŞA ÇIKACAKTIR.

SADECE EN GALİP, EN BÜYÜK, MEVCUT EGEMENİ YAĞLAMAYA YARAR.

OSMANLI HAKKINDA DA YAPILAN YORUMLARIN ÇOĞU BÖYLEDİR.

AMA GÜNÜMÜZDE OSMANLICILIK YAPANLAR, ONDAN, TÜRK VE MÜSLÜMANLARDAN ÖÇ ALMAYA YEMİN ETMİŞ HAİNLERİDİR.

AKP VE VEHHABİ, HUMEYNİ ANLAYIŞLARI BUNLARIN İKTİDAR OLMUŞUDUR.

AlaeddinYavuz

Tarih içinde yayınlandı

SAYIN BLOG ZİYARETÇİLERİM

DEĞERLİ BLOG ZİYARETÇİLERİM.
Ben tarihçi değilim, sadece tarihi siyasi partilerin emellerine göre yorumlayan, kendilerine bizi yönetme gücü veren Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği çıkarları uğruna komşularımızla yakında bizi kapıştırarak bölgemizi kanla yıkama projelerine hizmet etmek üzere başlattıkları Osmanlıcı, şeriat düzeninin zihinsel ortamını oluşturan, ama size faydası olmayacak, evlatlarınızın cesetlerini bile bulamayacağınız acılar yaşatacak halk düşmanı satılmış tarihçilerin yazmadıklarını yazarım.
İlahiyatçı değilim, ama, siyasi partiler ve onlara arka çıkan bozuk tarikat ve cemaatlerin halkı dininden, imanından eden, bölen, aklı bilimi yok sayıp her şeyi bir kitapla açıklamaya çalışan aslında Müslüman da olmayan dinci-kinci kriptoların İslam diye sizlere anlattıkları sapıklıkların hangi dinlere ait olduğunu yazarım.
Çünkü bu sahtekarlar sizin bilgisizliğinizi sömürerek cenneti dünyada yaşarken size cennet için milyarlarca yıl sonra kopması muhtemel kıyamete kadar beklemenizi, bunun için işi gücü bırakıp ibadet ve tövbe ile onlara bağlılık içinde yaşamanızı öğütlerler.
Bu da sizin ve nesillerinizin bilime, fenne, matematiğe sahip sömürgeci devletlerin köle askerleri, köle işçileri, kadın erkek fahişeleri olmanıza sebep olacaktır.
Bu nedenle her türlü dini yobazlık, o dinlerin aşırı dindarlığı sizin, nesillerinizin ve devletimizin aleyhine sonuçlanacak bozuk bir yoldur.
Osmanlı hayallerine kapılan gençler, analar babalar bu resme iyi bakın.
Dinmiş, cihatmış bunların size getireceği yokluk, kıtlık, salgın hastalık, açlık ve sadece ölümdür.
Kendime verdiğim görev budur, sizi bilgilendirmektir.
Takdir sizindir.
SURİYE'DE IŞİD ROKETİ YEMİŞ ŞEHİT BİR ASKERİMİZİN BEYLİK SİLAHI. 3000C'" Sıcaklık demiri eritmiş. Kabir azabından toprak sıkacak diye korkup sabah akşam zikir çeken Akp'ciler, cehennem azabında olmayan bu ateşte yanan şehit evladımız bu ceza için hangi günahı işledi? Söyleyeyim askerlikten yırtmak için 20.000. TL bulamama günahını işledi bu kadar.

SURİYE’DE IŞİD ROKETİ YEMİŞ ŞEHİT BİR ASKERİMİZİN BEYLİK SİLAHI.
3000C'” Sıcaklık demiri eritmiş. Kabir azabından toprak sıkacak diye korkup sabah akşam zikir çeken Akp’ciler, cehennem azabında olmayan bu ateşte yanan şehit evladımız bu ceza için hangi günahı işledi? Söyleyeyim askerlikten yırtmak için 20.000. TL bulamama günahını işledi bu kadar.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet içinde yayınlandı

BİR ÖMRE BARIŞ ÇOK MU?

BİR ÖMRE BARIŞ ÇOK MU?

2004’lerde açtığım keykubatblogcucomun sloganı buydu.

Bilinen tarihin başından beri yeryüzünde 4200 dinden fazla din olduğu bilinmektedir. Bütün bu dinlerin öne çıkanlarının hepsinde ortak olan, yıldızlardan bu dünyaya göçmüş, cin/can, şeytan/titan denilen yılan, kertenkele yapısında, insan şekilli varlıklara ibadet vardır.

Farklı milletleri yaratıp birbirine düşüren, kazanana mağlupların mallarını, bakire kızlarını, bakir oğullarını köle, fahişe olarak kullanmalarını öğütleyen, savaş alanındaki ölülerin taze kanları, kalp ve beyinleri ile beslenen, savaş olmadığında hayvan ve insan kurbanı isteyen bu varlıklara ibadet hala sürmektedir.

Ne zaman insanlar bunlara karşı birleşip savaştıysa üstün teknolojik donanımları ve insan üstü askeri yetenekleriyle insanları mağlup etmişlerdir. Birbiriyle savaşmak istemeyenleri yok etmişlerdir.

Buna rağmen insanlar bunlara direnmiştir.

Tevrat kitabında da Yahweh yılan tanrısı, Danyal kitabında geçtiği gibi, İran şahına 20 gün esir düşmüş, melek Mikail onu kurtarmıştır. O da Büyük İskender’e güç verip İran’ı perişan etmiştir.

İbrahim’e cennet yerine soyuna Arzı Mevut’u vaat etmiştir. Yaşadığımız terör ve savaşların nedeni be vaat edilen Arzı mevut içindir.

Yani Akdeniz’den Fırat’a kadar topraklarda İsrail projesidir.

Binlerce yıl önce tapınak ruhbanlarının halklarını bir arada tutabilmek için komşu kavimlerin dinlerinden çaldıkları bu masallar uğruna her gün insanlar Yahudilerin yılan tanrısı Yahweh cüce şeytanına kurban edilmektedir.

Milyarlarca yılla ifade edilen evrenin ömrü yanında 50-100 yıllık bir insan ömrü nedir ki?

Bu kadarcık bir ömrü bile 15-20 yaşında çıkarılan savaşlarda, öldürülerek harcanan, bu bilgilerden habersiz evlatların telef edilmeleri ne kadar daha sürecektir?

Bu antik çağ masallarına dayalı yılan soyu cin ve şeytanlara insanlık daha kaç yıl evlatlarını kurban verecektir?

SURİYE’DE IŞİD ROKETİ YEMİŞ ŞEHİT BİR ASKERİMİZİN BEYLİK SİLAHI.

3000C'” Sıcaklık demiri eritmiş. Kabir azabından toprak sıkacak diye korkup sabah akşam zikir çeken Akp’ciler, cehennem azabında olmayan bu ateşte yanan şehit evladımız bu ceza için hangi günahı işledi? Söyleyeyim askerlikten yırtmak için 20.000. TL bulamama günahını işledi bu kadar.

Kısacık insan ömrüne barış, kardeşlik hiç gelmeyecek midir?

Yaşanmış tarihi olaylara ilahiyat masalları yazarak insanları kandıran bre hain ruhbanlar:

Bir ömre barış çok mudur?

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet içinde yayınlandı | Tagged

KADİR MISIRLIOĞLU VE ÖTEKİ KRİPTO RİZELİLER

KADİR MISIRLIOĞLU, KRİPTO HEMŞİN ERMENİ’SİDİR.

ERMENİ KAYNAĞI OLAN KİTAP SAYFASININ RESMİNİ ÇEKTİM VE DİLİMİZE ÇEVİRDİM.

İYİ OKUMALAR.

BİR VATAN HAİNİ DİN DÜŞMANINI, ÖTEKİ VATAN HAİNİNDEN ÖĞRENMEK İSTİHBARATIN TEMELİDİR.Yalan yok, iftira yok. Ermeni, Ermeni’yi, hain, haini yazmış.

Biz, Ermeni’ye veya hainin soyuna, halkına değil, işbirlikçisine, Türkçü, İslamcı görünüp dinini bozup imanından ederek, “bize böyle inanacaksınız dediniz, şimdi biz size böyle inanacaksınız ve yaşayacaksınız” diye İslam’a benzeyen kendi dinini İslam diye satarak sinsice aldatan, orta çağın öcünü 21.yy.da almaya kalkan, dinci, kinci kriptoları, devleti soyan, satan, yağmalayan, emperyalist haçlılara kırdıran, bu topraklarda yaşayanları, bu sapık idealleri uğruna, sefilliğe, ölümlere mahkum eden cahil hainleri, deşifre ediyoruz.

Olay budur.

Ermeni araştırmacı Yazar Hovann Simonyan’ın Christian Cities and Villages in Turkey kitabının Hemshin;History,Society and Identity in the Highlands of Northeast Turkey  adlı bölümünde Akçaabat’ın 1680-1730 yılları arasında Hemşin Ermenilerinin Müslümanlaştırmak için Anadolu’ya dağıtılan Ermenilerin Sera Der adlı köye yerleşerek Cevizlik ve Palatana adıyla bilinen köyün “Akçaabat” adıyla kurduklarını yazmaktadır.

d4c17-ak25c32587aabat2bermen25c425b02bk25c32596y25c3259c2bkad25c425b0r2bmisirlio25c4259elu2bermen25c425b0d25c425b0r

Oysa bu yazarın kendi iftirasından başka şey değildir.

Aşağıda Gürcistan 2003 Azınlık Raporunda da okuyacağınız gibi, Gürcistan ile Karadeniz, Doğu ve Güney doğu Anadolu Ermenileri, Süryanileri ile Yezidi Kürtlerinin 1658’den beri her savaştan önce birlikte isyan çıkardıklarının itiraflarına tanık olacaksınız.

1676-1681’de beş yıl süren Kırım Osmanlı Rus savaşlarından Osmanlı galip çıkmıştır. Bu savaş esnasında Gürcülerle komşu olan Rize Hemşin Ermenilerinin rahat durmamaları yüzünden sürüldüklerini anlamak zor değildir. Bu savaştan baş vezirliğe terfi edecek olan Merzifonlu Kara Mustafa paşa iki yıl sonra 1683’de İkinci Viyana Kuşatmasına geçecektir. Bu tehcirlerin İslamlaştırma değil tamamen “tedbir amaçlı” olduğu ortadadır.

Bizim tarihçilerimizin bu konuları halkın birliğini korumak amaçlı mı yoksa kendilerinin de kripto olduklarından dolayı mı pek işlemediklerinden, Ermenilerin yazdıkları tarihlerden alıntılarla Hemşin Ermenilerini tanıyalım;

20 KASIM 2010 CUMARTESI

HEMŞİNLİ ERMENİLER KİMDİR ?

kadir_misiroglu_mustafa_kemal_i_begeniyorsan_namaz_kilsan_da_kafirsin_h16283_a2b40

İttihat ve Terakki Pasrtisi ve Atatürk ile arkadaşları Pontus, Ermeni, Süryani, Yezidi devletleri kurulmasını engelledi, 1000 yıllık hayallerini suya düşürdü.
Neden sevsinler Atatürk ve İttihatçıları ki?

/ Haygazun Alvertsyan
Tarihçi Ğevond’un verilerine göre, 788 yılında Büyük Hayk’taki Kotayk ve Aragatsotn nahiyelerinden 12.000 kişi, Arap egemenlerin baskılarına direnemeyip Abas Amatuni ve oğlu Hamam Payazat önderliğinde Ermenistan’ı terk ederek Bizans İmparatorluğunun bir parçası olan Pontos’a yerleşirler. Pontos’ta Ermeniler eskiden beri ikamet etmişlerdir. Daha sonraki yüzyıllarda nüfusları, politik ve ekonomik baskılar yüzünden Ermenistan’ın çeşitli nahiyelerinden göç edenlerle artmıştır.

Bizans imparatoru Konstantin, Ermenileri hoşnutlukla karşılayıp verimli topraklara yerleştirdi ve Ermeni prenslere bir süre sonra savaşta yıkılacak Tambur şehrini hediye etti. Hamam Amatuni bu şehri yeniden kurdu ve kendi ismiyle Hamamşen olarak (daha sonra da Hamşen – Hemşin) adlandırdı.

Hamam Amatuni’nin kurduğu prenslik tam yedi yüzyıl sonra 1489’da yıkıldı. Hemşin’in başlangıçta Bizans, daha sonra 13. yüzyılda Pontos İmparatorluk bünyesinde yarı bağımsız bir statüsü vardı.

“Pontos Tarihi” adlı eserin yazarı M.Bıjışkyan, 19. yüzyıl başlarında bu yöreleri ziyaret etmiş ve İslamlaştırılmış Ermeniler hakkında şunları yazmıştır: “Hemşinliler yarı yarıya’dır (yarı Hıristiyan, yarı İslam), çoğu dinini değiştirmiştir, fakat Hıristiyan törelerini koruyup kiliseye giderek zekat vermekten kaçınmazlar, hemen hemen hepsi Vartavar ve Verapohum zamanında kiliseye gidip mum yakar, atalarının ruhu için kurban keserler. Hıristiyanlığı bilen ihtiyarlar da vardır, haça saygı gösterir, kiliselere gizlice zekat verirler.” (Yani kimse Müslüman olmamış. Alaeddin Yavuz)

Benzeri ifadeler yabancı kaynaklarda da vardır. Amerikalı Protestan misyonerlerden Smith ve Dwite, yöreye yaptıkları seyahatten edindikleri izlenimleri 1831 yılında Londra’da, daha sonra 1833 yılında Boston’da yayınlamışlardır. Bu misyonerler seyahat notlarında şunları yazmışlardır:“Ermeniler arasında bir kısmı Müslüman’dır, yaşadıkları bölgeye Hemşin denir. Katolik bir Ermeni olan Trabzonlu muhatabımız, 70- 80 köyde ikamet eden 3- 4 bin Ermeni aile bulunduğunu söyledi. Çoğu yaklaşık 200 sene evvel Müslüman olmuş, fakat onlar bile günümüzde Ermenice konuşurlar, kadınların çoğu başka dil bilmez.”

Hemşinli Ermeniler; ikamet yerleri, mezhepleri ve dillerine göre bugün üç temel gruba ayrılmaktadır (Bert Wooks):

a) Batı Hemşinli Ermeniler: Türkiye’nin Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize vilayetlerinde oturmaktadırlar, dilleri Türkçedir, sünni Müslümandırlar.

b) Doğu Hemşinli Ermeniler: Hopa ve yöresindeki 30 köy başta olmak üzere (kısmen de Borçka) Artvin vilayetinde ikamet etmektedirler, dilleri Ermenicedir (Hemşin lehçesi), sünni Müslümandırlar.

c) Kuzey Hemşinli Ermeniler: Abhazya ve Rusya’nın Krasnodar bölgesinde ikamet etmektedirler, Hemşin lehçesi ve Ordu, Canik, Trabzon ağzıyla konuşmakta, Rusça bilmektedirler. Büyük bir kısmı Doğu Ermenicesini de konuşabilmektedir, Hıristiyan olup Ermeni Apostolik kilisesine bağlıdırlar.

Hemşinli Ermeni toplulukları, Amerika ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde de vardır. Son yıllarda Türkiye’den göç etmiş Müslüman Hemşinli Ermeniler (Hemşil), en büyüğü Almanya’da olmak üzere Avrupa ülkelerinde yeni topluluklar oluşturmaktadırlar.

Kendi tarihi yerleşim bölgelerinin dışında birçok Hemşinli Ermeni İzmit yöresi, Erzurum, Ankara, İzmir, İstanbul gibi Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ikamet etmektedir.

Müslüman Hemşinli Ermeniler kendilerine Hemşil (Hemşinli) demekte, bu isim Türkler ve diğer uluslar tarafından da kullanılmaktadır.  http://hamshentsi.blogspot.com.tr/2010/11/hemsinli-ermeniler-kimdir-haygazun.html

Bu yazıda Roma Bizans seviciliği hat safhadadır. Oysa, önceki yazılarımdan hatırladığıma göre, Grek Büyük İskender’den Roma ve Bizans’a  Ermeniler, İrani olduklarından ve şeytana tapındıklarından dolayı daime soykırıma tutulmuşlardır.(Mitolojiden Günümüze Ermeniler”  başlıklı çeviri yazıma adilyargicblogspotcom da bakabilirsiniz. Resmen Roma sevicisi bu kaypak tarihçi, aynı Fetullah Gülen ve Kadir Mısırlıoğlu gibi.

Şimdi öteki alıntıya bakalım;

Gizli Ermeniler / Ծպտյալ հայեր

16 Mayıs 2012 ·

Hemşinlilerin Kökeni

Yazar Serdar Hakyemezoğlu
Çoğumuzun bilmediği, farkında olmadığı ya da bir yerlerde okumuş olsa da üstünde durmadığı Anadolu coğrafyasının mucizevî etnik unsurlarından biridir Hemşinliler. Rize’nin Hemşin ve Çamlı Hemşin ilçelerinde oturanlara nerelisiniz sorusu yöneltildiğinde Rizeliyim demiyorlar, Hemşinliyim, diyorlar. Anadolu’da birçok yörede benzerleri olan bu “İl’e” bağlı olmaksızın doğrudan “İlçe’ye” aidiyet duygusu Hemşin ve Çamlı Hemşin’de doruklarda dolaşıyor. Örneğin İspirliler Erzurumluyum demez, Siverekliler Urfalıyım demez, Karşıyakalılar İzmirliyim demez ama örnekleri çoğaltılabilecek bu ilçe aidiyeti duygusu ya ili ile tatlı bir rekabetten, ya il olmayı beklerken ilçe olarak kalmış olmanın ile karşı yarattığı eziklik duygusundan ya da daha başka ikincil nedenlerden ileri geliyor. Oysa Hemşinliler nerelisiniz sorusuna Hemşinliyim diye cevap verirken, sanki kendilerine milliyetleri sorulmuş gibi davranıyorlar. Anadolu’nun çok kültürlü ve çok etnisiteli mozaiğine bir ilave daha… Hemşinli Milleti!

Şaka bir yana işin aslı da biraz bu yönde. Ayrı bir dilleri var ve adı Hemşince. Bölgede konuşulan Lazca veya Gürcüceden ayrı bir dil bu. Wikipedi’deki bilgiye göre Ermenicenin bir diyalekti.

Günümüzde ise Hemşinliler başta Rize ve Artvin olmak üzere eski ve yeni göçlerle Sakarya, Bursa, Düzce, Akçakoca, İzmit,(İzmir Kemalpaşa), İstanbul, Ankara ve Erzurum başta Tortum ve az miktarda İspir ilçeleri olmakla beraber Trabzon, Samsun gibi şehirlerde ve yerleşim yerlerinde de yaşamaktadırlar.
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=229065370537170&id=408549459168098

 

Recep Tayyip Erdoğan’ı “Allahın sıfatlarının çoğuna sahip olan kişi” diye tanımlayan Düzce milletvekili Fevai Aslan, kendisini geçmişte Mesih ve Allah ilan eden Hasan Mezarcı’nın Düzce’li olmasını dikkatinize çekiyorum. Bunları aşağıda belgeleriyle okuyacaksınız.

İttihat ve Terakki Partisine, Mustafa Kemal Atatürk’e en çok isyan çıkartan yerlerin başında da Adapazarı, Düzce, Rize, Trabzon olduğunu hatırladığımızda, bunları arkasında “Müslüman olmuş kripto Ermeni ve Rumları” bulmaktayız.

54421-allah2bartik2bya2bpart25c425b0l25c425b02bya2bdevlet2bba25c5259ekaniBu yüzden de yazımda, ağırlık konusu Rize ve Rize’li kripto Ermeniler olacaktır.

Rize Osmanlı’da Trabzon vilayetine bağlı sancak/kaza olarak küçük bir kasabaydı. 1805’lerden sonra yavaş yavaş Osmanlı’nın Rus çarlığına “sıcak denizlere ineceksen Boğazdan değil, Kafkaslar-İran üstünden in” diyerek Kafkasları biraz da 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile, Osmanlı azınlıklarına denetim yetkisini Ruslara, ardından batılı devletlere tanıması yüzünden vergiden, askerden kaçmak isteyen herkesin gidip Kiliselere kayıt yaptırması, Avrupa ve Amerika kiliselerinden gelen misyonerlerin getirdiği paralarla birden zengin olan azınlıkların devlet kurmaya teşvik edilmeleri yüzünden çıkardıkları isyanların da getirdiği zayıflık nedeniyle mecburiyetten Kafkasları boşaltmıştı.

Kısa süre içinde de Rize vilayeti Ermeni, Rum, Arap Hristiyan, Gürcü gibi azınlıkları yüzünden Rusya idaresine giren Gürcistan’a dahil olmuş, 60 yıl Gürcü-Rus idaresinde kalmıştır. 1915’de Enver paşa Azerbaycan seferleri sırasında kurtardıysa da 1916 başında, İngiliz rahip ajanı Mr. Robert Frew’un Said-i Kürdi Deliüzzaman, o zamanki adıyla Molla Said’in Tiflis’te Rus Kafkas orduları başkomutanı, Rus Çarının oğlu Nikolay Nikolaviç’e götürdüğü “Kuzey doğu ve Doğu Anadolu demografik-askeri haritası” sayesinde Rusların eline Doğu Anadolu ile birlikte geçmişti. Deliüzzaman bu buluşmasını kendini yücelten kısa bir anekdot ile “Tarihçe-i Hayatım” adlı yazıcısı Hüsrev’e yazdırdığı kitabında anlatmıştır.

İşte bu altın vuruştu ve bu Rus işgali sayesinde, Pontus, Büyük Ermenistan ile Keldani, Süryani, Nasturi, Yezidi devleti olacak olan Kürdistan da kurulabilecekti.

Bu oyunu da aynı yıl Haziran sonrası Çanakkale savaşı ardından Yıldırım Orduları Komutanlığına getirilen Mustafa Kemal Atatürk bozmuş, hayalleri 100 yıllığına uykuya yatmıştı.

1916’da, Rusya Müslümanlarına Kürt Vehhabiliği olan Nurculuğu yaymak için götürülen Said-i Kürdi Deliüzzaman, 1919’da Polonya üzerinden döndüğünde ortada ne Kürdistan vardı ne Pontus, ne Ermenistan.

Nasıl küfretmesinler İttihat Terakki’ye, Enver Paşa’ya, Mustafa Kemal’e?

Bu yüzden Rize deyince, Trabzon’u da içine alan bir coğrafyayı işleyeceğiz.

İşte 1720’lerde başlayan ilk ayrılıkçı hareketler sonucu Trabzon Platana yani Akçaabat‘a sürülmüş bir asi Hemşin Ermeni’si. Ana adı “Sariye“.

kadir-misirlioglu-akcabat

Anne adı Sareye. İbrahim peygamberin kızkardeşi ve karısı olan Sara/Sare ananın adı. Müslümanlar, Tevrat ve İncil’i Kuranla okumayı ret ettiklerinden dolayı bu adı kullanmazlar. Babasının Eyüp Sabri olan adı iki isimden oluşmaktadır. Bu da Sabi devşirmelerinin geleneğidir.

Ben de Sünniyim ama bizde bu ad hiç kullanılmaz. İbrahim peygamberin kız kardeşi ve karısı Sara ananın da adından aynı zamanda da Akçaabat’ın Hemşin sürgünü Ermenilerinin yerleşmesinden önceki “Sera Dere” köyünün adının da Sara ana ile ilgili olmasından bu adı almış olabilir. Sonunda Kadir Mısırlıoğlu Ermenisi’nin en azından anasının da Rum devşirmesi olduğu de ortaya çıkmıştır.Babasının iki adı “Eyüp Sabri” adı kullanması ilginç şekilde Sabi Hristiyanları olan Süryani ve Gregoryen Ermenilerin de bir geleneğidir. Bu da devşirmeliğine bir delildir.

Ben, kitabı okudum, kaynağını inandırıcı olması için resmini çekerek, resim üzerinde dilimize çeviri yaparak verdim.

Türk ve Osmanlı ve İslam üzerine nutuklar çekenler, 1915’de Pontus, Süryani, Ermeni, Kürt devletleri kurma hevesindeki kriptolardır.

Kim ki 1915 yılından 14 Mayıs 1950 tarihleri arasını sorun ederse emin olunuz ki hepsi onlardandır. Hepsi kripto Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani, Yezidi Kürt, Ortodoks Yahudiler ile Grek soylu olduklarını iddia eden kripto Anadolu Rumlarıdır.

Şimdi bazı resimleri de vereceğim.

Yukarıdaki paylaşımda Süryani kilisesi İnternet sitesinde bakıyoruz, 1915’de onlar da Süryani devleti kurmak için hevesleri kursaklarına tıkılanlar arasındaymışlar.

a521b-19152bs25c3259cryan25c425b0ler25c425b0n2bgelecek2bumudunu2byok2bett25c425b0

1915’lere, İttihat ve Terakki partisine, Enver paşa ve Mustafa Kemal Atatürk’e kin duyanlardan, Kadir Mısırlıoğlu’nun deli raporu olduğu için sözlerinden dolayı yargılanmaz. Bakalım başka kimlere deli raporu alınmış.

3befb-19152bs25c3259cryan25c425b02bsoykirimi

Bunların başında Hasan Mezarcı gelir.

d4e25-d25c325bczce2b19542bhasan2bmezarc25c425b1

Hemşin Ermenilerinin sürüldüğü Düzce’nin kriptosu. Bunlar Osmanlı diyerek Osmanlıdan, İslam diyerek Müslümandan, Türk diyerek Türkten öç almaktadırlar.

Kendisinin önce peygamber, sonra Mesih en sonunda Allah olduğunu ilan eden bu şahıs da deli raporu alınarak serbest bırakıldı ve Almanya’ya gittiğinde tekrar Mesihliğini açıklamıştır.

Bunlar tesadüfi veye delilik emareleri değildir.

İşte Hasan MEZARCI’nın delilik olayının basında yansıması.

6c068-h2bmezarci2bdel25c425b0

Hasan Mezarcı’nın bunca tepki çeken önergesi, Mustafa Kemal Atatürk’ü devirmek için, etrafında gerçekten ona samimi inanan Topal Osman’ı çevresinden çekebilmek için kurulan bir kumpasın baş rol oyuncusu Trabzon milletvekili kripto Ali Şükrü’nün Topal Osman tarafından öldürülmesinin araştırılmasını içermektedir.

17f5e-hasan2bmezarc25c425b12b25c325b6nergesi2bvatan2bhaini2bali2b25c5259e25c325bckr25c325bc

O tarihlerde hala Atatürk dönemine tanıklık etmiş vatanseverler vardı. Bu yüzden ona karşı çıkıldı. Ama artık pek kimse kalmadığından devleti, basını, bürokrasiyi ele geçiren bu Müslüman görünümlü kriptolar kendilerine inanılmasını yıllardır eğitim yurtlarında kendi yetiştirdikleri sözde akademisyen, yazar, çizer ve din adamlarını da kullanarak başarılı olmaktadırlar.

İşte o belge;

Hasan Mezarcı’nın anlatıldığı İnternet sitesinde bu gün bile Mesih olduğu vurgulanmaktadır. Demek ki deli değilmiş.

f333c-hasan2bmezarci2bmes25c425b0h

Merkezi Amerika’da olan Mason tarikatlarından biri olan Moon tarikatı üyesi olduğuna dair

Gani Müjde’nin bir yazısı, basından.

3a3ec-moon2btarikat25c425b12bh2bmzrc25c425b1

Ne Osmanlı Müslümanı ne de Türk olan, asla adam gibi Türkçe veya Osmanlıca konuşamayan bu kriptolar, Osmanlı ve cumhuriyet döneminde çıkan isyanlar sonucu batıya sürülen kripto yani Müslüman ve Türk kimliğinde yaşayan gayrimüslümlerdir.

Selçuklu’dan Osmanlı’ya Anadolu’da Türk ve Müslüman devletlerini yıkanlar günümüzde de “15” yıl Atatürk’e karşı “Kürt ve gerici isyanlar” adı altında bize öğretilen isyanları çıkartan işbirlikçilerdir.

Asla deli değil aksine sinsi, toplumu devlete karşı şüpheye iten yurt dışında aldıkları algı eğitimleri ile “kitle algı operasyonları” yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında çok iyi papaz olan bu kriptolar, hitabet sanatını çok iyi bilmekte ve kullanabilmektedirler. Kullandıklarında da karşılarında işi bilen olmadıkça etkili olmaları engellenemez.

Bütün bu ihanetler, Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de öldürülmesinden sonra devleti ele geçiren azınlıklar koalisyonu ile örgütlenmişse de İsmet İnönü bu “dinci-kinci-dindar ve kinci nesilci” tiplere şans vermemiştir.

Ona Düşmanlıkları bundandır.

Oysa, İngiliz rahip ajanı Mr. Robert Frew’un ürettiği Kürt Vehhabiliği olarak bilinen Nurculuğu yayan Said-i Kürdi Deliüzzaman Bitlis’li 1864 Ermeni Sürgünü devşirmelerinden olduğu gibi, İsmet İnönü’de Bitlis’li Yezidi Kürt kökenlidir ama gerici değildir.

İkisinin ortak yanı “İngiltere’ye devleti teslim et rahat et” siyasetine bağlılıklarıdır.

Beyaz Said-i Kürdi Deliüzzaman. Bitlis Ermeni devşirmesi. Kürt Vehhabiliğini savundu, ABD-İngiltere desteğiyle yaydı.

19.yy.da Kürt Halidi Yezidi tarikatı haline getirilen Nakşibendi tarikatı öğretisi üzerine eklenen Müslümanlar gibi namaz, oruç,hac, umre, kurban v.b. ibadetleri bulunan Sabi dini kitapları okuyan Ortodoks Yahudi, Ortodoks Hristiyan mezhepleri Süryani, Keldani, Nasturi, Gregoryen Ermeni mezheplerinin temel ilkeleri üzerine kurulan Nurculuk, Suudi Vehhabiliğinin Kürt ve Sabi uyarlamasıdır birebir aynıdır da denilebilir.

Bu konuları bilmeyen halkımıza 1950’den beri Nurculuğu “Gerçek İslam” diye öğreten, Bitlis+Rize+Adapazarı+Bolu Düzce merkezli gelen saldırıların altından Karadeniz, Mezopotamya Ermeni, Rumlarının çıkması tesadüf müdür?

Rize’lilere devam edelim. İşte benim memuriyet yıllarımda, internetin değil bilgisayarın bilinmediği 1980-1990’lı yılların başlarında Allah olduğunu iddia ettiğine dair haberler çıkan, 1915 olayları ve Atatürk dönemi ile büyük sorunları olan Şevki Yılmaz’ın bu gün AKP’nin önemli yazarlarından olması tesadüf değildir.

Şevki Yılmaz kendi internet sitesinde kendisini böyle tanıtmış.

43398-25c5259eevki2by25c425b1lmaz2brize

Atatürk’e neden “Deccal” yani kıyamette çıkacak yaratık diyor? Çünkü bunların Pontus heveslerini kursağında bıraktılar da ondan. Ne güzel Osmanlı’yı yıkmayı başarmışlardı, önlerinde hiç engel yoktu, İslam’ı da kendi dinlerine uydurmuşlardı.

e2a9b-25c5259eevki2by25c425b1lmaz2batat25c325bcrk2bdeccal

1000 yıllık devlet olma planlarını bozan Mustafa Kemal Atatürk’e DECCAL yani “kıyamette yerden çıkacak canavar” demesi, şeytani planılarını, sinsi düşmanlıklarını boşa çıkartmasındandır.

Ama İttihat ve Terakki partisi, sonra Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş savaşı heveslerini 100 yıl ertelemişti.

Rizeliler bunlarla bitti mi sanıyorsunuz?

Hayır daha İlk İngiliz İslamı olan, İngiliz ajanı Hemper’in yaptığı din olan ve Osmanlı Hilafeti bu dini “tarikat” diye bile saymadığından halifeliğin asıl kaldırılmasına gerekçe olan Vehhabi dini mensupları Vehhabilere mahsus “Cihat Çağrıları” var.

Bakalım bu çağrıları kimler yapmış?

Hay Allah, bu cihat çağrısı AKP’den ve şimdiki

cumhurbaşkanından değil mi? Altta da devamı

Peki bu İslami Cihat neydi?

Bu bir savaşın din savaşı olabilmesi için Müslüman bir ülkeye değil, “İslam dinini yok etme amaçlı” saldırı olması ve hilafetin karar vermesi gerekiyor.

Bu gün Halifelik kurumu en son 03 Mart 1924’de Hilafetin kaldırılmasıyla varlığını yitirmiştir. Görev TBMM’ye verilmiştir.

Hilafet kurumunun kaldırılmasının en önemli nedenlerinden birisi Müslüman Arabistan, Mısır, Suriye, Irak, Kafkas Müslümanlarının “Hilafeti Osmanlı’dan almak amacıyla” Osmanlı halifeliğine 1747’den 1919’a kadar savaşan Vehhabi dini mensupları yüzünden işlevinin kalmamasıydı.

İstanbul'da eğitilen IŞİD militanları.

İstanbul’da eğitilen IŞİD militanları.

I.Dünya savaşında Osmanlı Halifesi “CHAD” ilan etmiş ama Araplar ve Kafkaslılar Türk askerlerini Yemen’de, Hicaz’da, Mısır’da, Suriye’e, Irak’ta sırtlarından vurmuşlardı.

İran da zaten Şii’ydi ve hilafeti tanımıyordu.Hint ve Afgan Müslümanları da batılı emperyalist devletlerin işgalindeydiler.

Yani katılamazlardı. Ama onlar aralarında para toplayıp yardım gönderdiler. Kurtuluş savaşında da bunu sürdürdüler.

Peki, bu Osmanlı Hilafetine karşı savaşan Vehhabi dincileri neden “CİHAD” çağrısı yapıyorlar?

Onlara göre hilafet Suudi Kralıdır, onların da kralı İngiltere’dir. “Vehhabilik, Bir İhanet Örgütlenmesi” yazımda yazdığım gibi, Vehhabilik veya bizdeki adı Nurculuk,Işıkçılık olsun ikisi de İslam düşmanı, ama İslam’a çok benzeyen Hristiyan ve Yahudi dinlerinin İslami uyarlanmış halleridir.

İşte ilk cihadı Vehhabiler Osmanlı, Balkanlar ve Kafkaslardan Rus işgalleri, denizlerden İngiliz, Fransız ve öteki batılı işgalcilerin işgalinde çırpınırken, Vehhabiler de Yemame, Necd, Hicaz Arap Müslümanlarına cihat ilan etmişler, 1805’lerde Kabe’yi dahi ele geçirmişlerdi.

Şimdi cihatlarının ne şekilde olduğunu Osmanlı kaynaklarından okuyalım;

“”Aşağıda okuyacağınız yazı, Vehhabilik dinini kuran İngiliz ajan Mr. Hemper’in anılarını Alman dergisinde yayınlamasından sonra ona cevap olarak İstanbul Bahriye Matbaasında İngilizce basılmış, Eyüp Sabri Paşa’nın kaleme aldığı Hicri 1306-Miladi 1887 yılında Mirkat-ül Harameyn adlı kitabından “Vehhabiliğin başlangıcı ve Yayılması” konusundan dilimize çevrilmiş küçük bir parçadır.

Vehhabilerin Müslüman olup olmadığına siz karar veriniz…

Bir cumhurbaşkanı düşününüz, devletin resmi internet sitesinde yazan biyografisinde, bitirdiği İmam Hatip Lisesinin adı yok, 1918’de bitirdiğini beyan ettiği Üniversite 1982’yılında açılmış.

İlkokulu dışında bilgiler yanıltıcı. Hangi ortaokulu, hangi İmamhatip lisesini bitirdiği belli değil. 1981'de bitirdiğini yazdığı üniversite 1982'de açılmış.

İlkokulu dışında bilgiler yanıltıcı. Hangi ortaokulu, hangi İmamhatip lisesini bitirdiği belli değil. 1981’de bitirdiğini yazdığı üniversite 1982’de açılmış.

Diplomaları, eğitimi, askerliği hakkında ya iddia edildiği gibi sahtekar, yalancı ve devletin makamını hile, ABD  işbirliğinin verdiği güç ile işgal ediyor. Böyle değil ise durum nedir? Açıklasın.

Aşağıdaki resim Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinden çekilmiştir.

Vehhabi Suudi Arabistan ile Selefi Dürzi (Müslüman değiller, 19.yy.da Hristiyan sayıldılar) IŞİD’i destekleyin emrini iyi okuyunuz;

Vehhabilerin Taif’de Müslüman Katliamları; (H.1217. M-1803)


“”…Vehhablerin dediklerine göre, Abdül Vehap, düşüncelerini başlarıyla halka yayınca Şerif Galip korkarak kaçtı. Ve Taiflilerin sana direnecek güçleri yoktur. Beni, Taiflilerle kalelerini teslim etmeleri ve Abdülvehhap’tan bağışlanma dilemelerini bildirmem için gönderdiler. Ben Vehhabileri seviyorum. Geri dönün. Çok kan döktünüz. Taif’i ele geçirmeden geri dönmek yok. Yemin ediyorum Taifliler kalelerini kısa sürede teslim edeceklerdir. Ve sen ne istersen onu kabul edeceklerdir.

Şerif Galip Efendinin hatası yüzünden Taif boşuna teslim edilmemeliydi. Eğer Taif’de kalsaydı Taifliler bu kıyamet gününü yaşamayacaklardı. Korkaklar ve hainler olduğundan dolayı Vehabiler Taiflilerin şehirlerini kolay teslim etmeyeceklerine inanıyorlar.

muhammadbinabdulwahab-1

muhammadbinabdulwahab-1

Muhammed Abdülvehhab İngiliz ajanı Sir Percy ile.
İslam düşmanı Necd Nasturi Yahudi’si

Ama, kalenin burcunda ateşkes bayrağını görünce onlarla konuşmak için heyet gönderdik. İple kale burcuna heyeti çektiler. Heyet onlara, bütün mallarınızı burada toplayın ve canınızı kurtarmak için teslim olun! Denildi. İbrahim adlı bir Müslümanın yardımlarıyla Taifliler heyete vermek için mallarını topladılar. Heyet, “Bunlar yetmez daha da verin , bu kadarcık şey için sizi bağışlayamayız, daha da getirin” dedi.
Heyete mallarını vermeyenlerin listelerini verdiler. Heyet onlar için “ mallarını verenler istedikleri şekilde gitmekte serbesttirler, kadınları ve çocukları bağlayın, zincire vurun!

p27-sharifhusayn

sharifhusayn

1917 Süveyş Kanal savaşına 100 bin
kişiyle destek getirdim deyip ordu içine giren
sonra Türk ordusunu içten vuraran savaşın
kaybedilmesi, Osmanlı’ının teslim olmasında
baş rol oynayan Mekke emiri Vehhabi
Şerif Hüseyin.1917 Süveyş Kanal savaşına 100 bin
kişiyle destek getirdim deyip ordu içine giren
sonra Türk ordusunu içten vuraran savaşın
kaybedilmesi, Osmanlı’ının teslim olmasında
baş rol oynadı.

Heyete daha insaflı olmaları için yalvardılarsa da heyetin başındakinin kızgınlığı ve saldırganlığı arttı.
İbrahim artık sabırlı olmayı başaramıyordu, dayanamayıp onun göğsüne bir taşla vurdu ve öldürdü.
Bunlar olurken Vehhabiler kaleye saldırdılar ve çıkan karışıklıkta top mermisi ve kurşunla vurulmadan kurtuldular.
Vehhabiler kale kapısını kırıp içeri girdiler ve gördükleri bütün kadın ve çocukları öldürdüler hatta beşikteki bebekleri dahi kestiler. Sokaklar bir anda kan seline döndü. Evlere saldırdılar, ne varsa yağmaladılar, bu gün batımına kadar sürdü.
Kalenin doğu tarafındaki taş evleri ele geçiremediklerinden onları da taş ve kurşun yağmuruna tuttular. Sonunda bir Vehhabi, “”sizi bağışladık, kadın ve çocuklarınızla istediğiniz yere gidebilirsiniz” diye bağırdı ama ona da uymadılar.
Bit epe üzerinde göçmek için toplanan gerçek Müslümanların Vehhabiler etraflarını sardılar ve gitmelerine izin vermediler. On iki gün boyunca kuşatma sürdü ve sıcaktan, susuzluktan kadın ve çocukların ölümlerini seyrettiler, onları küfür ederek, taş atarak, yakaladıklarına sopalarla vurarak işkenceler ettiler.
Onları tek tek çağırarak “sakladığınız mallarınız nerede?” diye döverek sorguladılar, merhamet isteyenlere de “ Ölüm saatiniz geliyor” diye tehditlerde bulundular.
İbni Sekban dışarı çıkarak, 12 gündür tutmadıkları sözlerini tutacaklarını söyleyerek direnenleri teslimiyete davet etti. Bitkinlikten ve sözüne inanmak istediklerinde olsa teslim olanların, kollarını arkasından bağlayıp etrafı çevrilmiş tepedeki Müslümanların yanına koydular ve 367 erkek Müslüman ile kadın, çocukların hepsini kılıçtan geçirdiler. Sonra şehitlerin vücutlarını hayvanlara ezdirdiler, gömülmelerine izin vermeden on altı gün boyunca kurda kuşa yedirdiler.
Öldürülen Müslümanların evlerini ve mallarını yağmaladılar hepsini kale kapısı yanında bir öbekte topladılar. Malların beşte birini de reisleri Suud’a gönderdiler.

Necdli,Bitlis'li Ermeni,,İran'lı, Erzurum'lu Ermeni,Rize/Siirt kökenli Süryani Vehhabilerimiz.

Necdli,Bitlis’li Ermeni,,İran’lı, Erzurum’lu Ermeni,Rize/Siirt kökenli Süryani Vehhabilerimiz.

Vehabiler Kuran-ı Kerim’in ve tefsirleri ile hadis kitaplarını kütüphanelerden, evlerden, mescitlerden topladılar, sokaklara yerlere attılar. Altın yaldız kaplı deriden Kur’an kaplarından terlikler yaptılar, Kur’an kitaplarını da ayaklarının altında parçaladılar. Taif sokaklarının her yeri Kuran, tefsir, hadis kitaplarının sayfalarıyla dolmuştu.
Sonunda İbni Sekban yağmacıları buna son vermeye davet etmesiyle durdularsa da bunlardan sadece üç Kuran-ı Kerim kopyası ile bir tane Sahih Buhari hadis kitabı kurtarılabildi.
“16 gün boyunca şehitlerin vücutları açıkta kaldı çürümeye başladı ve sıcağın da etkisiyle bütün şehri pis kokular sardı. Sağ bırakılan Müslümanlar, ölülerini gömmek için İbni Sekban’a yalvarıp yakardılar, sonunda insafa geldi ve sağ kalanlar, öldürülen anne, babalarının, kardeşlerinin, akrabalarının kokmuş cesetlerini çukurlar kazarak içine doldurup üstlerine toprak atarak gömdüler. Cesetlerin hiç birisi tanınacak halde değildi ve kuşlar ve hayvanlar parçalarını her yere dağıttığından çoğunun sadece dörtte bir parçası bulunabiliyordu.

Cesetlerin gömülmesi bitince, sağ kalanların öç alabileceklerini düşünen Vehhabiler, “Kederinize kapılarak göğsünüzü kabartmayın, eğer üstlerine anmak için bina inşa ederseniz yerle bir ederiz.” Şeklinde tehditten de geri kalmadılar.

Kalan Taiflileri de kılıçtan geçirip, yağmaladıkları paraları, malları aralarında pay ettikten sonra da şehirde bulunan din büyüklerinin mezarlarını yıktılar, harabeye çevirdiler. Bunlar arasında Seyid Abdül Hadi Efendinin de mezarı vardı….””

Bu okuduklarınızı yapanlar, ne haçlı askeri ne de başka bir gayrimüslüm işgalcilerdir. Bunlar kendilerinden olmayanları öldüren, mallarını yağmalayan sahte Müslümanlar, bu gün Suudi Arabistan’ı Müslüman kimliğiyle yöneten Necd ve Yemame Yahudileri olan Suud ailesi ve onlara katılanlardır.

Yüreğinde vicdanı olan herhangi bir insan hele hele kendisine Müslüman diyen birisi bu Vehhabileri, onlarla işbirliği içinde olan ülkemizdeki siyasileri daha iyi tanıyacaklardır.

Ben dilimize çevirdim, siz okudunuz. Takdir sizindir.

Dilimize çeviren ve yayınlayan;

Alaeddin Yavuz

 

Peki “CİHATÇI” Vehhabi Suudi sever  Recep Tayyip Erdoğan nereliydi?

Ilımlı kimliğiyle bilinen araştırmacı Cezmi Yurtsever’in İnternet sitesinden;

RECEP TAYYİP ERDOĞAN SOYU -KÖKENLERİ

-Osmanlı Arşivinde Başbakan Tayyip Erdoğanın kökenlerini aydınlatacak 1835 tarihli Rize nüfus defteri ve 1850 tarihli vergi defteri bulundu.

-Erdoğanın ataları “Bakatoğlu” sülale ismiyle biliniyor. İsyancı anlamına gelen.

-Erdoğanın büyük dedesi Bakatoğlu Memiş yörenin derebeyi- isyancısı durumunda idi.

-1934 soy ismi kanununa göre aile sülale geleneğine bağlı kalsaydı “İsyancı” soy ismini alması lazımdı.

Osmanlı Arşivinde 1500-1900 yılları arası dönemde sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın etnik kimliğini ortaya koyan belgeler üzerinde araştıralar yaptım.

Türkiye’de bütün yurttaşların nüfus kimlikleri 1905 (Rumi-1321) tarihli defterler esas alınarak tespit edilmektedir.

Osmanlı Arşivi ilk kez Trabzon eyaletinin 1830’lu yılarda tutulan nüfus defterlerini de araştırmacılara açtı. Ve ek olarak da 1850 tarihli vergi defterini araştırmacıların bilgisine sundu. Osmanlı Arşivinde MAD.d 7958 kod numarası ile kayıtlı olan Rize yöresi köyler öşür defterinde Başbakan Erdoğan’ın büyük dedesi Bakatlıoğlu Memiş’in Pulihoz köyünün kurucu ailesi olduğu ve 86 kuruş vergi ödeyerek köyün en zengini olduğu ortaya çıkıyor.

Pulihoz köyü, Kıble dağının yamacında kurulmuş ve karşısında da Ayani tepesi var. Bakatoğlu Memiş aynı zamanda yörenin “Ayan” ünvanlı “derebeyi” durumunda. Yörede yaşanan olaylar göz önüne alındığında Bakatoğlu sözcüğü “İsyancı” anlamına geldiği anlaşılıyor. Osmanlı Arşivinde Rize yöresinde yaşanan 19.yüzyıl başları isyan hareketleri ile ilgili ayrıntılı fermanlar var.

RECEP TAYYİP ERDOĞANIN OSMANLI ARŞİVİNDEKİ SOY-KÖKEN KAYDI

Türkiye’de insanların kökenleri hakkındaki resmi bilgiler 19.yüzyıl ortalarından itibaren tutulan Nüfus ve Tapu kayıtlarına dayanır. Özellikle Osmanlı coğrafyasında ve Anadolu genelinde 1850’li yıllardan itibaren Nüfus dairesi komisyonları kurarak yerleşim birimlerinde yaşayan insanların sülale/soy/köken isimleri ve şahıs adları yazılmıştır. 1880-1890-1900’lü yılların başlarında Osmanlı Nüfus İdaresi imparatorluk genelinde kişi kayıtlarını (sicillerini) tutmakta yazmakta başarılı olmuştur. Bu dönemden kalan defterlerin asılları da Arşivlerde titizlikle korunmuştur.

1835 TARİHLİ NÜFUS DEFTERİNE SAKAL RENGİNE BAKILARAK YAZILDILAR

Abdullah Gül yezidi, R.T.Erdoğan Süryan'si, Vehhabi Suud kralının dizlerine kapanmak için oteline koşmuşlardı

Abdullah Gül yezidi, R.T.Erdoğan Süryan’si, Vehhabi Suud kralının dizlerine kapanmak için oteline koşmuşlardı

Osmanlı Arşivinde bulunan 1835 tarihli Rize nüfus defterinde Rize’nin Pulihoz köyü kurucu aile ve bir numaralı hanesine kaydı yapılan Hüseyin oğlu Mehmet Efendi “İslam inanç kimliği” adı altında 45 yaşında ve “Kırca sakallı” olarak yazılmış. Ve çocuklarının ismi de 18 yaşındaki Mustafa ile 11 yaşındaki Yunus olarak yazılmış. Hüseyin oğlu Mehmet Efendi’nin nüfus künyesine bakılarak adı geçen Hüseyin 1700’lü yıların ortalarına kadar kimliği belirlenmiş olur. Adı geçen Yunus, babası Mehmet (veya Memiş) ve onun da babası Hüseyin Efendi Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın atalarıdır.

POTAMYA DEFTERİNDE YAZILI OLANLAR

Türkiye’de tartışmalara sebebiyet veren “Potamya” sözcüğü, Pontus-Rum döneminden kalan ve “Dereler bölgesi” anlamında Rize’nin dağlık bölgesinin de antik dönem ismidir.

Potamya bölgesinde 20. yüzyıl başlarında 12 köy vardı. Ve birisi de Pulihoz köyü idi. Osmanlı yönetimi Potamya ismini 1913 yılında değiştirdi.

Potamya bölgesi Fatih sultan Mehmet’in 1461 yılında Rize yöresini fethettiği tarihten itibaren 1600 yılı başlarına kadar geçen 150 yıl gibi zaman diliminde %-90 oranında Pontus-Rum etnik karakterde idi. Potamya yöresini 3 tımarlı sipahi aile ve Osmanlı yönetiminin özellikle Çukurova ve Maraş yöresi aşiretlerinin yöreye sürgün ve iskan politikası sonucu 1600-1800 yılları arasında hızla etnik kimlik değişimine geçti. 1800’lü yıların başlarında yörede yaşayan İslamların oranı %-90’a çıktı.

……….

BAKAT SÜLALESİ İSMİ “İSYANCI” ANLAMINDADIR!,

cb927-osmanl25c425b12b18042b18712btrabzon2bharitas25c425b12bjohnston2baleksander2bkeith

1804-1871 Osmanlı D.Karadeniz Haritası.

Pulihoz köyünde yaşayanlar içinde yer alan “Bakat” lakablı Memiş’in kimliği ve kökenleri hakkındaki bilgiler ise tarihi bir sır olarak karşımıza çıkmaktadır. “Bakat” sözcüğünün Türkçe ve Osmanlıca lügatlerde bir anlamı bulunmamaktadır. Aynı aileden gelen ve Dumankaya köyünde bir dönem muhtarlık da yapan İsmail Erdoğan’a göre “Erzurum tarafından gelen ve celepçilik yapan bir kişinin aldığı lakabıdır”. 1850 tarihli Rize öşür defteri üzerinde araştırmalarda bulunan Muhammet Safi’ye göre ise Oğuz/Türkmenlerin “Bayat” boyundan gelmedir. Ve Bayat sözcüğü Rize yöresinde “Bakat” olarak değişime uğramıştır. Bütün bu açıklamalar şahsi yorumlardır. Ama Bakat sözcüğünün Osmanlı dönemi tarihi terimler içindeki anlamları ise:

1- Tapu Tahrir defterlerinde yazıldığı şekliyle “Bagat” sözcüğünden gelebilir. Bu sözcüğün anlamı da Bağcılar demektir.

2-Osmanlı döneminde sık sık rastlanan devlete karşı gelen isyan edenlerle ilgili olarak en ağır suçlamaların yer aldığı “Bagi” sözcüğünden gelmiş olabilir. Osmanlı yönetimine isyan edenlere karşı resmi söylem olarak kullanılan ve yazılı belgelere de geçen “ karşı gelen” , “isyan edenlere” karşı kullanılan “eşkıya, haydut, isyancı” anlamlarına gelen “BAGİ” sözcüğünden anlam alan “BAGAT” veya “BAKAT” sözcükleri halk desteği ile gerçekleşen onurlu bir mücadeleye dönüştüğünde “ Kahraman”, “isyancı”, “direnişci” anlamlarına da gelmektedir. Bu düşüncenin yansıması olarak aynı aile 1934 yılında “Erdoğan” soy ismini almıştır. Kurulu düzene karşı gelenler, isyan edenler, silahlı çatışmaya girenler halk nezdinde kahraman olarak görülür, ama yönetim onlar için “eşkıya ve hain” sözcüklerini kullanır.

Rize yöresinde 1810’lu yılarda Vali Süleyman paşa’ya isyan eden ve bu uğurda idam edilerek kellesi kesilenTuzcuoğlu Memiş’in destekçileri arasında bulunanlar içinde şüphesiz ki Polihoz köyünden Bakatlı ailesi de vardı. Ve de onlar isyancılar anlamına gelen “BAKAT” sülale ismini almışlardı…..

….16. Yüzyıla ait Trabzon eyaleti ile ilgili Osmanlı Tapu defterlerinde “Veledi Abdullah” veya bir başka tanımlamayla “Nev Müslim” olanlara yer verilmiştir. “Nev Müslim” sözcükleri “Yeni İslam” veya “İslama dönerek yeni kimlik kazananlar” anlamlarına da gelir.

Hanifi Bostan’ın Rize kazasındaki nüfus durumları ile ilgili araştırma sonuçları: (1 )

-1486 yılında : 79 hane İslam, 5378 hane Hristiyan

-1515 yılında :421 hane İslam, 4714 hane hristiyan

-1520 yılında:500 hane İslam, 6706 hane hristiyan

-1554 yılında: 859 hane İslam, 4860 hane hristiyan

-1583 yılında: 2363 hane İslam, 5276 hane hristiyan vardır.

Sayın Bostan’ın verdiği bu rakamların ışığında 1550 yılı Rize’nin sosyal kimliğinin değişiminde dönüm noktasıdır. Ve bu tarihten sonra Rize’nin etnik kimliği İslamlar lehine hızla değişmektedir.

Dipnotları:

1.M. Hanefi BOSTAN,XV. Ve XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, TTK Yayını, 1999, s. 213; Trabzon şehrindeki inanç ve kimlik değişimi hakkında bak. Heath W. Lowry,Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi 1461-1583,Boğaziçi yayınları, 2005

2.Bostan, Aynı eser, s. 321 Kynk.linki; https://cezmyurtsevercom.blogspot.com.tr/2011/09/recep-tayyip-erdogan-soyu-kokenleri.html?_escaped_fragment_

………

Sayın Cezmi Yurtsever’in yaptığı bu araştırmaya saygı duyuyorum. Elinden geldiğince “Asi” anlamına geldiğini söylediği “Bagat” sözcüğünü şimdiki Cumhurbaşkanımız asla “Bagat” olarak söylemedi. ”

“BAGATA” olarak söyledi. Dedesi için “BAGATALI TEYYÜP” dedi.

Peki Bagata nedir?

Kendi yaptığım bir araştırmaya göre de “BAGATA” Gürcistan ve Ermenistan’da asırlarca Davut soyundan gelme Hristiyan Yahudi soyundan gelen Gürcü ve Ermeni Bagratuniler ile alakalıdır ve onun ideolojisine uymaktadır. Siyasi lider seçilmesinde de, dedesinin “asi/isyancılığında” da bu özelliği tam uyuşmaktadır.

fcdb6-selahattin2bdemirta25c5259f

Recep Tayyip Erdoğan’ın neden “Ben Gürcü’yüm karım Siirt’li Kürt” ve dedesini “Bagata’lı Teyyüp” olarak tanıttığını anlamak zor değildir. Çünkü kendisini Türkiye Cumhuriyetini “Bizans İmparatorluğuna çevirecek “Hristiyan iktidarının tahtına “Başta Rus çarlarını da içine alan Bagratuni Romanov ailesine mensup, Davut Soyu hanedan adamı” olduğunu vurgulamaktadır.Zira HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın da baba adı “BAGRAT’tır” .Köken olarak Ermeni olduğundan onun da parti başına getirilmesi Ermeni Bagratunilerden olduğunu düşündürmektedir.

“keykubatblogspotcom” blogumda “Gürcü Bagratunilerden Bagata’lı Teyyüp’a” başlıklı yazımda yazımda yabancı kaynaklardan yaptığım çeviriyi sunuyorum;

“”Oldukça tartışmalı olan Bagratuni ailelerinin kökenlerinin Ermenistan’da başladığı, Gürcistan’da dallandığı yaygın olarak kabul görmektedir.

Bagratyuni veya Bagratuni adlarının kökenleri eski Farsçada “Bagadâta=Allahverdi” kelimesinden gelmektedir. Ermenistan ve Gürcistan’daki Bagratid hanedanları edebi olarak dilimize çevrildiğinde “Bagrat’ın kurduğu evin Çocukları” anlamına gelir ve Grek dilinde “Bagrat+id=Bagrat’ın +çocukları” demektir.

Gürcistan ve Ermenistan’da bu tespite muhalif fikirler de ortaya çıkmıştır.

Ermeni Bagratidlerden Orontid Hanedanının dallarından olan ve Akameniş İran İmparatorluğunun (M.Ö. 400-200) satraplarından olduklarını iddia etmektedirler. Adlarını, tarihi kuzey merkezi Ermenistan’ın adı Farsça Bagrevand ile Orontidlerin güneş tanrısı Angl-Thork adlarından aldıklarını, Hristiyanlığa geçinceye kadar bu adla anıldıklarını iddia etmektedirler. Bu adın daha sonra mitsel ataları olan Hayk tarafından kaldırıldığını iddia ederler. Sonraları İncil’in etkisiyle Yahudi atalarının olmasıyla eğlendiklerini, bunun ilk kez Khorene’li Musa tarafından açıkça söylendiğini sonra da Gürcülerce geliştirilerek Davut soyundan oldukları şeklinde tekrar edilerek söylenmiştir demektedirler.

Kardeşlerden biri olan ve 532’de ölen Guaram (Garam/Karam okunabilir) oğlu Bagrat’ın adından Bagratyuni adının çıktığı belirtilmektedir. (Bagratuni adının da “Bagratın kurduğu evin çocukları” olduğunu hatırlayalım) Guaram’ın yerine geçen Kartli prensi Bizans idaresi altındayken kendisine Bizansın yargıçlık rütbesi olan Kouropalates rütbesi (575’de) bahşedilmiştir. Bu uyarlamaya göre kurulan Bagratuni hanedanı 1801’e kadar Gürcistan’ı yönetmiştir. (Georgia-1911 Encyclopedia Brittanica 11 baskı)

Bu geleneğe olan inanç 20.yy.a kadar genel kabul gördü (Suny (1994) 349) Bagratunilerin Yahudi-İncil kökenleri çağdaş bilginlerce yapılan araştırmalarla yaygın olarak gözden düştüğünden soy kökenleri hala tartışmalıdır. Bazı Sovyet çağı Gürcü tarihçilerinden N.Berdzenishvili tarafından geliştirilen ve özetlenen Gürcistan tarihinin standart baş vuru kitabında özetlendiği haliyle;

Gürcistan’ı Ortaçağ’dan 19.yy.a kadar yöneten dünyanın en uzun ömürlü Hristiyan hanedanları arasında yer alan hanedanın adıdır. Çağımızda, Grek dilinde “Bagratid”, İngilizce “Bagrations” olarak geçmekte ve Gürcü Bagratuniler adıyla bilinmektedirler.

Tumanoff- Cryill’in “Armenia and Georgia”; The Cambridge Medieval History, Cambridge, 1996 C.IV, S-609’da yazdığına göre Bagratuni hanedanının kökenleri oldukça tartışmalıdır.

Bir çok bilim adamına göre Ermeni Bagratuni hanedanıyla aynı kökenden oldukları kabul edilir.

Aile, M.S. sekizinci yüzyılda I.Ashot (Aşut) zamanında İberya’da idareyi ele geçirdiler. M.S. 888’de Gürcistan Krallığının çeşitli politikalarını yürüten Gürcü monarşisi soyunu yeniledi 11. yy.dan 13.yy.a kadar devleti yönettiler.
Bu dönemlerde hüküm süren ve kurucu olarak bilinen Kurucu IV.Davut (1089-1125) ve onun torunu Büyük Tamara (1184-1213) idareleri Gürcistan tarihinde Altın Çağ olarak anılır
(Kynk-Montgomery, Massingberd ve Hugh’un yazdıkları “Burke’s Royal Families of the World. C.II. Africa ve Middle East S 56-67)

Birleşik Gürcü krallığının dağılmasından sonra 15.yy.ın geç dönemlerinde Bagratuni hanedanı aralıklı olarak Kartlı Krallığı, Kakheti Krallığı ve İmereti (Aymiriti) Krallığı adlarıyla 19.yy.da Rusların idaresine girinceye kadar var oldular. (Kynk-Montgomery, Massingberd ve Hugh’un yazdıkları “Burke’s Royal Families of the World. C.II. Africa ve Middle East S 56-67)

Ruslarla yapılan Georgievsk Anlaşmasının 3. maddesine göre egemenlik Bagratuni ailesinde olacaktı ve Gürcü tahtında kalacaktılar. Rusya ilhak ettikten sonra Rus tacı bu maddeyi yasal olmayan bir şekilde ortadan kaldırmıştır. Hanedan, 1917 Rus devrimine kadar Rus çarlığından bu hakkını istemiştir.

1921’de Sovyet idaresinin Rusya’da kurulmasından sonra ailenin bazı üyeleri düşük konumlu işlerde görevlendiridiler ve Gürcistan dışında batı Avrupa’da yaşamaya zorlandılar. 1991’de Gürcistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra bazıları ülkelerine geri döndüler.

Bagratuni Hanedanının Gerçek Kökenleri;

Bagratuni ailesi, Avrupa’da en eski hanedan olarak ün yapmıştır.(Kynk-The Curious Case of Ms. Orange E.J.Edwards S 50; More Moves on an Eastern Cheqerboard Sir Harry Luke S-71; John Murray Handbook for Travellers in Russia, Poland and Finland S-322; The Chautauquan, C 22,Theodore L.Flood, Frank Chaplin Bray 1895 S.698 )…Kaynak yazım;

https://keykubat.blogspot.com.tr/2016/05/gurcu-bagratunilerden-bagatali-teyyupe.html ”
Çeviri yazıdaki “Hanedan, 1917 Rus devrimine kadar Rus çarlığından bu hakkını istemiştir.” ifadesi, Gürcülerin neden ABD-İngiliz-A.B. siyasetlerine tabi olduğunu ve neyi amaçladığını, 2008 Gürcü-Rus Savaşına ülkeyi neden soktuklarını biraz olsun açıklamaktadır.

Recep Tayyip Erdoğan da bu savaşa ülkemizi sokacaktı ama, zamanın Genelkurmayının ve bilmediğimiz kahramanların çabalarıyla bu savaşa girmekten kurtulmuştuk.

Böylece “Bagatalı Teyyüp”, Bagata-Bagat” adlarının Cezmi Yurtsever’in yazdığı gibi “bağcılıkla, ilgili olmadığı açıktır. “İsyancı/Asi” de değildir.Ama “Asi”likle bağları vardır.

2008 Rus-Gürcü Savaşında Rusya karşısında sıkışan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili R.T.Erdoğan’dan çok yardım beklemiş, başbakanımız da tatile çıkıp telefonları kapatmıştı. Bloglarımda bu konuda yazdığım şiir bile durmaktadır.

İşte bu davranışı “ihanet sayan” Saakaşvili internet’te 2010’da “2003 Gürcistan Azınlık Raporunu(Tıkla oku)” yayınlamıştı. Tesadüfen araştırma yaparken rastladığım bu yazıyı dilimize çevirmiştim ve 2010 referandumundan bir ay önce “adilyargicblogum” google tarafından silinmişti.Referandumdan 15 gün sonra Google “basın özgürlüğü ilkelerine bağlı olduğunu açılayarak AKP hükumeti ile bağı kalmadığını açıklamış ve blogumu geri iade etmişti.

O yazımın başlığı “2003 Gürcistan Azınlık Raporunda Süryaniler ve Yezdi Kürtler)” di.

O raporda, 1760 yılında Süryani asiler ile Yezidi Kürtlerin OSMANLI’DAN KAÇARAK GÜRCİSTAN’A SIĞINDIKLARI, SÜRYANİLERİN’BATUM’A, YEZİDİ KÜRTLERİN DE TİFLİS’E YERLEŞTİRİLDİKLERİ” ANLATILMAKTADIR.

Bu tespit de, Potomya/Güneysu’nun Pilihoz Köyü’nün 19.yy.da kurulmasını, yağmacı olduğundan zengin olan R.T.Erdoğan’ın dedesini bize kolayca açıklamaktadır;

“…Süryaniler ve Yezidi Kürtler yakalandıkları düşmanlıklarla devletliklerini kaybetmişlerdir. Gürcistan kendi bağımsızlığı için savaşmak zorundaydı ve kendini savundu.

Komşuları Türklerin idaresinde yaşarken Gürcistan bölgede tek gayrimüslüm devlet kalarak cazibe çekmişti. 1760’lar’da, Doğu Süryani Kilisesi Patriği Mor Avram ile onunla yakın bağları bulunan Yezidi Kürtleriyle aralarında zaten var olan gizli işbirliği anlaşması gereğince, Süryaniler ve Kürtler Gürcü Çarı II. Irakli’den yardım istediler.

Tam doğru zaman ise Osmanlı İmparatorluğunun 25 Eylül 1768’de Çarlık Rusya’sına savaş ilan ettiğinde geldi.

Uzun anlaşma görüşmelerinden sonra Rusya II. Irakli’yi Türkiye’yle savaşa ikna edebildi. ((Opisanie sosednikh s Gruziey stran i narodov (Description of Lands and Peoples Adjacent to Georgia)) Hazırlanan ve Kont Nikita Panin tarafından ‘Gürcistan ve Komşu Halkların Topraklarının Tanımlanması’ yönergesine göre belirlenmiş şartları Gürcistan heyetinin başkanı Artemii Andronikashvili kabul etti….

…..Bu dönem, Gürcistan’da muhtelif düzineler halinde Süryani ailelerinin ortaya çıktığı dönemdir. Osmanlı imparatorluğu ve İran’dan gelenler Mukhrani bölgesine (Azerbaycan Sınırı) yerleştirilmişlerdi.

Rusya 1828’de İran ile Türkmençay Antlaşmasını imzaladığında, İranlı Süryani ve Kürtler Gürcistan’da kiraladıkları yerlere gelmeye fırsat bulmuşlardı.

19.yy.ın ikinci yarısında sayıları büyük rakamlara ulaşmıştı. Diğer büyük Yezidi göçmen dalgası 1915-1917 döneminde ortaya çıkmıştı.

Türkiye’den hayatlarını kurtarmak için kaçmışlardı. Belgelere göre, sadece Türklerin değil Müslüman Kürtlerin de Yezidilere karşı oldukları bilinmektedir.

Yezidi tarihçiler, sadece bir günde 56.000 Yezidi Kürtünün Aras Nehrinde Müslüman Kürtlerin elleriyle öldürüldüklerini yazmaktadırlar.””

50.000 kadar Süryani de benzer bir kaderden kurtulmak için Gürcistan Ermenistan’a gelmişlerdi.20.yy.da Yezidi Gürcistan’daki Kürtlerinin rönesansları geriye gitmeye başlamıştı.

1915-17 dönemlerinde büyük kalabalıklar halinde Gürcistan’a göçen Süryani ve Yezidi Kürtleri ,özellikle Yezidi Kürtlerin dediklerine göre 1960-80 arası onların en iyi çağlarıydı. Tiyatroları,dramaları,radyoları,Kürt dilinde haftalık yayınları,profesörleri,akademisyenleri, artistleri,sanatçıları,sporcuları,partilerde boy gösterenleri vardı…..”

18.yy.da 1760’larda zayıflayan Osman’lıdan umutlanarak devlet olma sevdasına kapılan Süryaniler ve Yezidi Kürtler isyanlarını arttırmışlar, bastırılınca da 1915-1917’ye kadar dalga dalga Gürcistan’a sığınmış olduklarını 2003 Gürcistan Azınlık raporu bize vermektedir.


Tarihçi Cezmi Yurtsever’in verdiği “Osmanlı Arşivinde bulunan 1835 tarihli Rize nüfus defterinde Rize’nin Pulihoz köyü kurucu aile ve bir numaralı hanesine kaydı yapılan Hüseyin oğlu Mehmet Efendi “İslam inanç kimliği” adı altında 45 yaşında ve “Kırca sakallı” olarak yazılmış….”

tanım ile Potamya Plilihoz köyünün tarihinin “1835’de “Hüseyin oğlu Mehmet Efendi” adıyla başlaması, buraya Rus idaresindeyken yerleştirilen Süryanileri veya, Gürcistan’dan göçüp gelerek Rize ‘de Arami/Arap Rumlarının (Süryani,Keldani,Nasturi,Yahudiler Arap’tır çokluğu nedeniyle yerleştiklerini düşünebiliriz.

Diyeceksiniz ki adları tamamen Müslüman adı bunların, şimdi oldu mu?

İslam, ne kıyafet ne de “ad” devrimi yaptı.

Süryaniler, Nasturi ve Keldaniler ve hatta Gregoryen Ermeniler ile Nasturi ve Tevrat Yahudileri Sabi adları kullanırlar. Sizin Müslüman adları sandığınız adlar İslam’dan önce de vardı zaten, şimdi de var.

Mesela Nasreddin;

İsa peygamberin köyü neresi?

-Nasıra.

İlk Hristiyanlar Nasıra’lı Yahudilerdir ve onlara “Nasraniler” denilir. Tamamen Aramice olan bu ad ile benim adım da aynı ekleri alır;

“Nasr-ed-din=Din’i Nasıra Eden” yani, “dinini İsa peygamber düzeyine çıkartan” anlamına gelir.

Diyeceksiniz ki Nasrettin hoca Türk.

Selçuklu Hristiyan Türkler çoook.

Irak’ta da çok, Suriye’de de.

Hacı ve Cuma adları da onların kullandıkları adlardır, geleneksel olarak Müslümanlar kullanmazlar. Şerife, Sabilerin vaftizden sonra gerdeğe girdikleri sazdan kulübeye denilir.

Mesela, Feyzullah, Hayrullah, Fetullah gibi “Allah” eki alan adları Gregoryen Ermenilerin, “Tanrıverdi, Allahverdi” gibi ekler alanlar da “Yezidi Kürtler, Bagratuni Gürcü ve Bagratuni Ermenilerin kullandığı eklerdir ve Türkçe’dir.

Elmalı’lı Hamdi Yazır Kur’an Bakara Suresi 2:62 ayet tefsirinde, “İslamda en çok mezhep, tarikat çıkartanların Basra, Kufe, Bağdat’lı Sabiler olduklarını, dini bozduklarını ve bunların giyimleri, ibadetleri, adları bakımından Sünni bir Müslümandan ayrılamayacağını yazmaktadır. Mesela Erol Evgin bir Süryani’dir, hiç ayırabildiniz mi?

Ülkemizde Süryani, Nasturi, Keldani, Yezidi bölgeleri, Urfa (Ruha) Mardin, Hakkari, Siirt (Süryani Ermeni ve Yezidi), Bitlis, Gregoryen-Süryani Ermeni gibi verebiliriz. Bu coğrafya yani Mezopotamya Babil’den beri, 5,500 yıldır en az Sabilerin bölgesidir. Buralardan en çok ses sanatçısı çıkma nedeni de kiliselerinde müzikli ibadet etmeleri ve ilahiler okumalarındandır. Bizim düğün salonlarını andırmaktadır. Ses ve sinema sanatçılarının hepsi bunlardandır ve sevgimizi kazanmışlardır.

Peki kendini “Peygamber, Mesih, Allah” ilan etmek İslamda “dinden çıkmakla eştir.

Kur’an peygamberliğin Muhammet ile son bulduğunu, Allah’ın da ölümsüz, ezel ebed olduğunu söyler. Kur’an’da Mesih adına tek ayet yoktur. Hadislerin hepsi bu saydığım dine sonradan girenlerce uydurulmuştur.

Mesih İran Zerdüştlerinde Şaoşyant, Sabi’lerde Hibi Ziwa, Hristiyanlarda Allah/İsa’dır. Süryani’lere göre İsa, dişi şeytan Er Ruha’nın kılık değiştirmişidir. Böyle dedikleri için Romalılar Hristiyan olunca onları soykırıma tabi tutmuştur.

Ama “Allah’ı bu gün partili yapma siyaseti Amerika’dan bize geçmiştir. Başımızdakiler de özünde Müslüman olmadıklarından kitabına uydurup sürdürmektedirler.

Böylece kendisini “Allah ilan eden Düzce’li kripto Hasan Mezarcı’dan sonra gene Düzce AKP Milletvekili Fevai Aslan’ın R.T.Erdoğan’ın Allah ilan etmesi, Malatya AKPMv. adayı Ebuzer Aydın’ın “”Referansım Allah’tır” yakıştırmaslarına tepki göstermemesi bile İslam’a sığan bir olay değildir.

Bahri Şenkal ise R.T.Erdoğan’a yapılan bu din ve ahlak dışı yakıştırmalara “hiciv” yollu eleştiri getiren bir vatanseverdir.

Bu açıklamalardan sonra, bu coğrafyanın asırlardır yerlileri olan bu halklar, İskit, Hitit, Babil, Med, Pers, İran, Asur, Grek, Roma,Arap, Türk kavimlerinin idarelerine girmişler, Türkler dışında bunlar rahat etmemişlerdir.

Ancak, İslam Osmanlı’nın Rum ve Arap Rum’u, Yahudi kökenli devşirme bürokratları, vahşi Rum geleneklerini uygulamışlar, onların yarattığı düşmanlık da Türk milletinin üstüne kalmıştır.

Şimdi, İslam’ın yayıldığı 635’lerden buyana geçen 1400 yıla yakın süredir Müslümanların yaptıkları tüm zulümler sanki Muhammet Türklerden çıkmış gibi, Türklere yamanmaktadır.

Orta Çağın intikamı 21.yüzyılda masum Kur’anı bile kendi dilinde okuması yasaklanmış Türklerden çıkarılmaktadır.

Kurnaz Araplar çoktan İslam’ın bir Roma tezgahı olduğunu bildiklerinden eski dinleri olan Yezidilik, Derezilik, Vehhabilik gibi dinlere dönmüşler, Haçlı batılı Vatikan’lı Papa ve Kardinallerine kendilerini afettirmişlerdir.

Ortada kalan, Arap Kur’an’ını dilinde okuması bile yasak olan Türk milleti ise soykırımlarla suçlanarak Yahudilerin günahları için kestikleri günah keçileri ilan edilmekte, anarşi, terör, komşularda savaşlar içinde her gün can vermekte, kan dökmekte ve sefalet çekmektedir.

Oysa, karar bu düşmanlığı güdenlerin kendilerinden çıkma şerefsiz devşirmelerindir.

Uyanın da kurtulun bu Arap dinlerinden artık.

VE KRİPTO RİZE’Lİ DEVLET ADAMLARIMIZIN İŞTE HAÇLILARA SADAKAT MEKTUPLAR VE GİZLİ ANLAŞMA MADDELERİ;

Siirt’li Abdullah Gül ile Rize Potomya’lı R.T.Erdoğan aslında hemşehridir. R.T.Erdoğan’In danışmanlığını yapan Akif Beki’nin 2002’de yazdığı “Recep Tayyip Erdoğan’ın Harfleri” adlı kitabında Arap Ebced hesabına, Yahudi Kabala olarak bilinen Harf değerlendirme hesabıyla ona” ilahlık, uluhiyet kazandırmak” için yazdığı bu kitapta, cumhurbaşkanının dedelerinin Siirt’li imamlara dayandığını yazmıştır. Zaten Erdoğan’ın eşi Emine Gülbaran (Kızlık soyadı) hanım da Siirt’lidir ve ana adı’nın NİLİ olmasının Yahudi İstaihbarat örgütüyle bağı olduğu yazılmaktadır (Soner Yalçın, Ergun Poyraz yazıları). Erdoğan hakkında yazdığı  kitapları yüzünden tutuklanmış olan Ergun Poyrazda bir tv mülakatında bunu tekrar etmiştir.You tube videolarında mevcuttur.

Sonucunda 1658 Abdal Han İsyanı ile başlayan Kürt isyanları içinde yer alan Yezidi, Süryani, Ermeni isyancılığı, Osmanlı coğrafyasının her bölgesine bu isyancıların sürülmelerine sebep olmuş, sürgün yerlerinde yöre halkına uyan bu insanlar zamanla devletin her kademesine getirilmişler, böylece örgütlenmişlerdir.

AKP iktidarının ilk başladığı zamanda R.T.Erdoğan’n ilk çektirdiği filim de “hocalık” yapan, bir Hristiyan Rum’un yaşadığı din baskısını işlemek olmuştur. Oysa, hangi ülkede, azınlıktan din adamı yapılmaktadır bir araştırsınlar. Rusya’da Rus, Romanya’da Romen, İtalya’da İtalyan, İspanya’da İspanyol, İsrail’de Yahudi dışlında bir din adamı bulamazsın.

Bu millet, soya dayalı ruhbanlığı ret eden Hanefi Müslümanı oldukları için soya dayalı ruhban müessesi kurmamışlardır. Ve dinini size emanet edecek kadar güvenmiş, hürmet etmiş ama siz bunu “dini baskı” olarak suç haline getirip kin güdecek kadar şerefsiz nankörler olmuşsunuz.

Yukarıda haklarında bilgi verilmiş bulunan Müslüman görünüp, kiliseye vergi veren Ermenilerden Hemşin’li dinci-kinci Kadir Mısırlıoğlu, Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz gibi Rize kökenli Ermenileri 1680’de süren de gene, 1676-1681 yılları arasında beş yıl Ruslarla savaşan ve mağlubiyete uğratan devşirme Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır. Merzifon halkının o zaman çoğu Ermeni’dir. Devlet savaşta iken, düşmanla bir olup devleti zaafa uğratan bu Bizans Sevicisi Hemşin Ermenilerini sürenin de bir Ermeni olması şaşırtıcı değildir. Fatih Sultan Mehmet en son Türk paşası Çandarlı Halil paşayı temizledikten sonra devlette hiç bir Türk’ten paşa yapılmamış, İstanbul’u fetheden Türklere İstanbul’a girmek yasaklanırken Ermeniler Kumkapı ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

EYYY VEHHABİ, HER ŞEY BELEŞ KOŞ, TÜRKİYE NE HOŞŞŞŞ!!!

EYYY VEHHABİ, HER ŞEY BELEŞ KOŞ, TÜRKİYE NE HOŞŞŞŞ!!!

Öteki isim Recep Tayyip Erdoğan da kökeni Siirt’e uzanan, Gürcistan’a sığınmış Hristiyan Süryani Arami veya Ermeni’dir. Onun da atalarının sürgün geçmişi Hemşin Ermenileri ile aynı veya yakın tarihlere denk gelmektedir. Gürcülerin önderliğinde Ermeni, Süryani, Keldani, Nasturi Hristiyanları ile Yezidi Kürtlerin Bizans-Roma lehine asırlardır isyan ettikleri, savaş esnasında devleti sırtından hançerledikleri bu yüzden sürgün edildikleri tarihi kayıtlarda sabittir. Sürgünden kurtulmanın tek şartı da İslam’a girmekti. Mallarına kıyamadıkları için Müslüman olan, sonra da “Türkleri bize din dayattı, şimdi onların dinlerini kendi dinimize çevirerek intikam alıyoruz” diye avunan bu kriptoların kinleri de, dinleri de, iddiaları da yalandır. Kendilerini RUM sayan bu azınlıklar, Hristiyan olmalarına rağmen Vatikan da Bizans da bunları Hristiyan saymamış, soykırıma uğratmıştır. Soykırımdan İslam ile kurtulmuşlar, kitaplarında Hz. Muhammet için “Sahte peygamber, dini bozan şeytan Bizbat” dedikleri Bağdat hilafet mahkemesinde 7.yy.da sabit olunca Araplar da bunları soykırıma uğratmıştır. Son kurtaran Türklerdir, bunları vezir vükela yapmış ama aşırı ırkçı ensest üreyen kavimler oldukları için güttükleri soy davaları ile ille de devlet hevesine kapılarak kendilerini özgürleştiren Türkleri hedef almışlar, Vatikan ve öteki Hristiyan Roma Cermen imparatorlukları ile gizli açık işbirlikçiliklerle ihanet etmişlerdir. Merzifonlu Kara Mustafa paşa ve diğerleri gibi gene kendilerinden olan Osmanlı paşalarınca sürülmüşlerdir. Soykırım yapılmamıştır.

Kendilerinden olan paşaları suçlamaktansa, Osmanlı’da sadece savaşçı asker olarak görev alan Masum Türk halkına en alçak iftiralarla bu gün saldırmalarının mantığını kendilerine açıklayabilecek fikirleri olduğunu dahi sanmıyorum.

1300 yıldır Emevi, Abbasi İslam imparatorluklarının, 1000 yıldır coğrafyayı yöneten ve kendilerini kıyımdan kurtaran Türklere yaptıkları ihanetleri yüzünden aldıkları sürgün cezalarını “İslamlaştırma ve soykırım iftiraları” ile kine çevirmek, Orta Çağ’ın öcünü 21. yy.da masum Türk milletinden çıkarmak ancak bu kadar kalleşlere yakışan bir davranıştır.

Keşke soykırım yapsaydılar da bu gün bu alçakça iftiralarla suçlayacak kimse olmazdı en azından ama Türk milletinin böyle bir karakteri tarih boyunca olmamıştır, o ancak “tecavüzlerle ensest üreyen sapkın kavimlerin” işidir.

Kripto Rize’li Ermeni ve Rumların hakkında bunca bilgiden sonra takdir sizindir.

Ya, bu ülkede herkes bastığı toprağa, özgürlüğüne, cumhuriyetin kazandırdığı demokratik haklara sahip, sömürgeci emperyalizme tüm bölge ülkeleri ile birlikte karşı çıkarak bağımsız, kardeşçe yaşamanın yoluna bakacağız.

Ya da “1400 yılın öcünü alıyoruz, fırsatı bulmuşken öcümüzü alırız” ahmaklığı ve cehaletine düşerseniz ben de bunu derim;

Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez.!!!

Takdir insanlarındır.

Kripto Rum, Ermeni, Yezidi koalisyonu AKP ile Yunanistan'a teslim edilen EGE topraklarımız

Kripto Rum, Ermeni, Yezidi koalisyonu AKP ile Yunanistan’a teslim edilen EGE topraklarımız

Polis üniformasından askerin tören yürüyüşüne Yunanlılaştırılan polis ve askerimiz

Polis üniformasından askerin tören yürüyüşüne Yunanlılaştırılan polis ve askerimiz

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

Güncel Siyaset, Tarih içinde yayınlandı | Tagged ,

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET (NİSA 23; AHZAB 50)

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET İslam öncesi de günümüzde de, İslam dışındaki dinlerde, ensest üreme kültü gereğince, aile içinde homoseksüel, heteroseksüel, biseksüel ve hayvanlarla cinsellik tanrı…

Kaynak: KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET (NİSA 23; AHZAB 50)

Uncategorized içinde yayınlandı

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET (NİSA 23; AHZAB 50)

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET

İslam öncesi de günümüzde de, İslam dışındaki dinlerde, ensest üreme kültü gereğince, aile içinde homoseksüel, heteroseksüel, biseksüel ve hayvanlarla cinsellik tanrının emriydi. Bu blogda, bu konuyu “Mitolojiden Günümüze Sapıklık Ayetleri” yazımda okuyabilirsiniz.

Kur’an bu sapıklıkları kısaca Bakara 198.ayetin son cümlesinde kesin belirtmiştir.

Bakara 2:198;Rabbinizden bir lütuf ve bereket istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. O’nu, O’nun size gösterdiği gibi anın. Siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz.(Yaşar Nuri Çevirisi)

Nisa Suresi 4:15 ve 16.ayetlerde cinsel sapkınlıklar açıklanmıştır;

4:15. Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.“(Yaşar Nuri Çevirisi)
4:16. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb’dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm’dir, merhametine sınır yoktur.”(Yaşar Nuri Çevirisi)

Görüldüğü gibi kadın ve erkek eşcinselliğinin İslam toplumundaki yaygınlığı Kur’an’ın da konusudur. Kur’an neyi yasaklamışsa bilin ki o sapkınlık Kur’an’ın indiği zamanda yaşanan ve yaygın bir sapıklıktı.

İngiliz akademisyen Oxford Üniv. öğretim üyesi Douglas Howard-Johnston‘un yıllarını verdiği Roman Persian Wars (Roma-İran Savaşları) kitabında yazığı gibi, ilk kez Roma’nın Hristiyanlığı kabulüyle, bu cinsel sapıklıkları Romalılar halka yasakladılar ama asillere serbest bıraktılar.

Bu yasaklar Hristiyanlığın ardından Roma imparatoru Nasrani Herakles tarafından desteklenen İslam’da da yer almıştır.

Eski sapkınlıkların emredildiği dinlerin dindarları da Roma idaresinde “Hristiyan mezhebi-Tarikatı”, İslam idaresinde “İslam Mezhebi- Tarikatı” olarak yer almışlar, gizlice geleneklerini sürdürmüşlerdir. İngiliz Dinler Ansiklopedisine göre Hristiyanlık 34.000, tarikata ayrılmıştır. İslam’da 1000 kadar tarikat ve cemaat olduğu bilinmektedir. Bunların her biri ayrı bir din demektir. Vehhabilik ve Nurculuk hakkında çıktıkları dönemin Halifesi ile Şeyhülislamı karar verme geleneği vardı. Osmanlı’ya karşı işgalci Halı seferlerini yapan batılı işgalcilerle oldukları için bunlar Hilafetçe onaylanmamış ve ayrı dinler olarak kalmışlardır.

Nasturi, Süryani, Derezi, Yezidi dinlkeri “19..yyda Vatikan tarafından Hristiyanlık olarak kabul edildiklerinden bunlardaki sapıklıkları aramızda İslami tarikatlar içinde yaşamaktadırlar.

Sapıklık bu derece yaygın ve alışkanlıkla vazgeçilmez halde olunca bu Roma geleneği, İslam da peygamberine serbest bırakmıştır. Ayet her ne kadar “yalnız sana” dese de, İslam devlet adamları bunu “kendilerini tanrının yeryüzündeki halifesi” görmeleri yüzünden kendilerini de kast ettiği inancıyla uygulamışlardır. Bu yüzden bütün İslam devlet ricalinde bu sapıklıkları aynı diğer milletlerde olduğu gibi görmek mümkündür.

Batılılar 16.yy.da başlayan Rönesans ile bunu kaldırmak istemişlerse de ancak 20.yy. da başarmışlardır.

Buna rağmen Vatikan merkezli LGTB hareketlerini ABD ve A.B. parlamentosu “cinsiyet ayrımcılığı” maddesiyle bize dayatmaktadır.

4:22. Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle bir şey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.”
4:23. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna.
Allah çok affedici, çok merhametlidir.”

Yukarıdaki iki ayette yasaklanan evlilikler aynı şekilde Tevrat’ta da vardır. Ama Musa zamanında da sonrasında da Muhammet zamanında da Yahudiler ile komşuları olan bütün Arap, Rum, Grek kavimlerinde bu gelenekler yaygındı.

Peygamber Muhammet’de böyle sapık bir toplumda doğmuştu ve kendisini kurtaramadığı için, hem de can güvenliği temelli olarak da sapıklığı kendine serbest bırakmıştır veya din indiyse ona kolaylık olsun diye serbest bırakmıştır.

Ahzab Suresi 33:50; Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elini altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu... Allah
Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Şimdi bu ayetlerin başka bir çevirmence çevrilmiş hallerini verelim.

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET

KULA AYRI PEYGAMBERE AYRI AYET

Bu güne kadar “sadece peygambere geçerli” olan bu sapıklık ayrıcalığını, kendini onun yerine koyan halife, padişah, sultan, paşa gibi şahsiyetlerce hatalı uygulandığı düşüncesindeyim.

Sapık oldu mu insan onu ayet de din de cennet de cehennem de durduramaz.

Takdir okuyanlarındır.

NİSA 4:23 Müminlere yasaklanan evlilikler;

Müminlere yasak olan evlilik ilişkileri

Müminlere yasak olan evlilik ilişkileri

Peygambere serbest bırakılırlar. Ahzab 33:50

Peygambere serbest olan kardeş çocukları v.b. evlilikleri

Peygambere serbest olan kardeş çocukları v.b. evlilikleri

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı | Tagged

AVRUPA BİRLİĞİ DESTEKLİ LGTB SİYASETLERİMİZ.

AKP’Lİ TROL’UN BİRİSİ BENİ İFTİRALARIYLA ŞİKAYET ETMİŞ.

Bir AKP’li vatandaş olduğunu iddia eden birisi, bloglarımın linklerini alarak hakkımda adli mercilere şikayette bulunmuştur.

Cumhuriyet savcılığı da yayın yaptığım ilgili blog adreslerinden derlediği bilgilerle bana ulaşmış ve AKP’li trol şahsın yazılarım hakkındaki şikayetlerine istinaden ifademi almıştır.

Yazdığım yazılarımda zaten kaynaksız, delilsiz, resimsiz yazım olmadığından sadece bu yazıları yazmaktaki amacım sorulmuş, dini konularda İslam’a karşı yürütülen eşcinsel, pedofili suçlamalarına Diyanetin hiçbir yanıt vermemesi üzerine yazmaya başladığımı örnekleriyle izah ettim.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve başbakan Ahmet Davutoğluna da “Avrupa Birliği dayatmalarıyla üniversitlerde LGTB DERNEKLERİ kurduğunu ve cinsel sapıklığı yaymakla suçladığımı da iddia etmiştir. Oysa bütün yazılarıma bu iddiaların belgeleri, linkleri bulunmaktadır.

Savcılık dönüşü yazılarıma baktığımda yararlandığım bir çok haber sitesinin linklerinin körelmiş olduğunu fark ettim. Binlerce yazım bulunduğundan hepsini sürekli denetlememenin olanaksız olması yanında 2011 yılına kadar engellemeler, tehditler ve blog kapatmaları yüzünden aylarca giremediğim için yazılarımın ne durumda olduğunu da takip edemediğim gibi birkaç yazımda verdiğim adların ve rakamların, olayların akışlarının farklı şekilde değiştirildiğini, kaynak aldığı resmi yabancı internet sitelerine girişin engellendiğini veya kitap alma şartı getirildiğine tanık oldum ve bunları da yazdım.

Ben ne Recep Tayyip Erdoğan ne A.Davutoğlu ne de yerine geçn ve geçecek olanların şahırlarını ve partilerini asla hedef almadım.

Hedef aldığım, ülkemizin dünya siyasetindeki yeri, büyük devletlerin ülkemiz ve bölgemiz hakkında yazdıkları projeleri ile bunları gerçekleştirmek için kimleri nasıl seçtiklerini yazdım. Bunu da siyasi kişi ve kurumların yaptıkları işleri, temsilcilerinin kendi sözleriyle kanıtladım.

Onların sözlerinden yola çıkarak araştırmalar yaptım ve edindiğim bilgilere göre sonuçlarını yazdım.

Bunun tek sebebi de siyasi kurumlar ve kuruluşlardır.

Veriyi onları veriyor, devlet ve milletin kaderlerine hükmediyorlar. Bu durumda halkın da onlar hakkında bilgi edinme, araştırma, sorma, cevap bekleme hakları vardır.

Tamamen, “fikir ve ifade özgürlüğü” çerçevesinde olan yazılarıma yapılan AKP’li maaşlı trol adı verilen şahıslardan olması muhtemel şahısların şikayetlerini 60’a yaklaşan yaşım ve memuriyet hayatım boyunca da ne gördüm ne de duydum.

Şiir okumaktan tutuklandığı için hala bunun mağduriyetini kullanan bir şahsı bu halk en yüksek merciye diploması olmamasına rağmen güvenip getirmiş, o ise halkın yarısını bir yarısına ajan haline getirip, karpuz gibi tokuşturmakta, devletin ve milletin birliğini tehdit etmektedir.

Özellikle belirteyim ki asla kimseye iftira atma huyum yoktur. önce AKP bir Amerikan projesidir ve Recep Tayyip Erdoğan, ABD eski Gnl.Kurmay Bşk. II.Bush hükumetinin Savunma bakanı Colin Powel’dan ülkemizde iktidara geçmek için  yardım dilenen mektup yazmıştır. Siyasi Vatan Partisince yapılan bu iddiaya elan cevap vermemiştir.

Onu iktidara hazırlamak için 28 Şubat olayı da tezgahlanmıştır diyen bir belge daha.

AKP’NİN KURUCULKARI BUNU DA İTİRAF ETTİLER.

“AKP BİR AMERİKAN PROJESİDİR.

LGTB faaliyetlerinde Avrupa birliği ve özellikle Aralık 2002’den itibaren AKP destekleri ile AKP öncesi kılını kıpırdatamayan LGTB derneklerinin gelişimini kendi sitelerindeki yazılardan daha 1993’de A.B. Parlamentosunun LGTB konusunu Türkiye ilişkilerine eklediğini önce okuyalım;

Aşağıdaki yazının yayınlandığı internet sitesinin resminden sonra aynı konuları okuyalım;

“ÖZETLE; LAMBDAİSTANBUL NE YAPTI?

1993’te, Türkiye’de ilk defa, uluslararası bir eşcinsel etkinliği düzenleme girişiminde bulundu. Etkinliklere katılmak üzere Türkiye’den pek çok aydın ve sanatçı ile anlaşıldı. Yurtdışındaki birçok eşcinsel organizasyonun temsilcileri ile yabancı milletvekilleri de etkinlik sebebi ile Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin gündeminde ilk defa böyle bir konu geniş biçimde yer aldı. Etkinlikler başlangıç tarihine bir gün kala valilik tarafından yasaklandı. Etkinliklerin yasaklanmasından sonra, uluslararası girişimler sonucu, Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu, Türkiye raporuna, eşcinselliği de ekledi. ABD kongresinden Türk hükümetine protesto notaları çekildi….” http://www.lambdaistanbul.org/s/hakkinda/ozetle-lambdaistanbul-ne-yapti/

Kaynaklara devam edelim;

2001’den 2015’e AKP’in LGBTİ Tarihi

“Hakları yasal güvenceye alınmalı”dan anayasaya cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eklenmesini engellemeye ve “Lut kavmi” ifadeleriyle doğrudan hedef göstermeye… KAOS GL, AKP’nin 2001’den 2015’e LGBTİ tarihine baktı.

İstanbul – BİA Haber Merkezi26 Eylül 2015, Cumartesi 00:00

AKP’nin iktidara gelmeden önce 2001 yılında “eşcinsellerin kendi hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alınması” gerekiyor bakışından anayasa tartışmalarında “bu yüz yılın meselesi değil” yaklaşımına, oradan da “ahlaksızlık” olarak itham edilmesine kadar süreci KaosGL derledi.

Adalet ve Kalkınma Partisi 14 Ağustos 2001’de sosyal muhafazakâr Türk siyasî partisi olarak kuruldu. İktidara geldikleri ilk dönemde ılımlı bir siyaset çizen AKP hükümeti LGBTİ konusunda da demokratik ve hak temelli olacağını ileri sürdü. Recep Tayyip Erdoğan, Abbas Güçlü ’nün bir programında gelen bir soru üzerine, “Eşcinsellerin kendi hak özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart” cümlesini kullandı.,

* Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Mahir Ünal, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a, “Selahattin Demirtaş’a buradan soruyorum. HDP’li 1. sıra milletvekili bir adayı iktidara geldiğinde ya da iktidar ortağı oldukları takdirde eşcinsel evlilikleri serbest bırakacağız açıklaması hakkında ne düşünüyor?” dedi. (21 Mayıs 2015)

* Burhan Kuzu: “HDP’den bir vaat daha: Eşcinseller Türkiye’de evlilik yapabilecekler. Sandığa gittiğimizde mührümüzü vururken bu vaat de aklımıza gelmeli.” ( 25 Mayıs 2015,)

http://bianet.org/biamag/lgbti/167837-2001-den-2015-e-akp-in-lgbti-tarihi

Kızlı-erkekli ev tartışmasında eşcinsel evlilik örneği

Yasada suç olmayan bir şeyin ‘suç’ olması için yasal düzenleme yapılması gerektiğini söyleyen AK Partili İdris Bal, demokrasilerde yasaların Meclis onayıyla yapıldığını hatırlattı. Birinci sınıf demokrasilerde evrensel standartlar olduğunun altını çizen Bal, “Şu anki dünya konjonktürüne bakıldığında böyle bir düzenlemeye Avrupa Birliği’nin soğuk bakacağını düşünüyorum. Bunu nereye bağlayacaksınız? Zinanın suç olup olmamasıyla alakalı… Yakında ilerleme raporu yayımlanacak. Dünya ne der? Türkiye’ye bakış açısından tartışma getirir. Birinci sınıf demokrasilerde böyle şeyler yoktur” ifadesini kullandı.

Radikalleşme imajı

Türkiye’nin ‘kültürel değerleri’ açısından bakıldığında buna ‘hoş’ diyenin seyrek çıkacağını belirten Bal, “Ailelerin kabul etmemesi ayrı, devletin yasal düzenleme yapması ayrı konu. Ahlaki değerler ile hukuki kurallar farklıdır. Şu anki yasalarda suç olmayan bir fiil ancak ahlaki çerçevede değerlendirilebilir” dedi.

Bir şeyin tartışılması ile adım atılmasının ayrı şeyler olduğunu söyleyen Bal, ‘radikalleşme imajı’ endişesini de dile getirdi: “Gezi olaylarından beri Avrupa’da ‘Türkiye radikalleşiyor mu’ diye bir şüphe var. O çerçevede bunun çok yanlış yere çekilebileceğini düşünüyorum,”

Yasal bir düzenlemenin öğrenciyle sınırlı kalmayacağını söyleyen Bal, sözlerine şöyle devam etti:

“Zaten üniversite öğrencisi 18 yaşından büyüktür. Çocuk muamelesi yapamayız. Toplumda sadece öğrenci evleri değil, bütün nikâhsız birlikteliklerle ilgili tartışma başlatır. Sayın Başbakan’ın 2-3 gün içinde açıklık getireceğini düşünüyorum. Bazen kısa cevaplar verilirken murat edilen söylenmemiş olabilir. ”

ABD Harvard Üniversitesi’nde ziyaretçi hoca olarak görev yaptığı sırada Boston’da eşcinsel evliliklerin yasalaştığını söyleyen İdris Bal, gelişmeleri şöyle aktardı:

“Diğer eyaletler kabul etmedi. Kilise, üniversiteler, medya, siyasetçiler çok tartıştı. Ben tartışmanın bir sıkıntı olmadığını düşünüyorum. Belki Sayın Başbakan tartışılmasını istemiş de olabilir. Onun adına konuşmak istemem. Çok gerekli bir tartışma olduğunu düşünmüyorum. Ama bir şekilde başlamış.”

İdris Bal, “Türkiye’de de eşcinsel evlilikleri tartışılabilir mi?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Tartışılır tabii. Bunu (kız-erkek karışık evler) tartışan onu da tartışır. Tartışılması ayrı, tasvip edilmesi ayrı, uygulanması ayrıdır. Önemli olan belli bir kanaatin ağır basıp yasal hale gelmesidir. Ahlaki olarak eleştirebilirsiniz, ama suç olmadıktan sonra nasıl engel olacaksınız?”

AKP’li vekil sapkınlığın korunması toplantısında!!!

AK Parti Milletvekili Nursuna Memecan CHP Milletvekili Binnaz Toprak ile birlikte GBTİ (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel, interseksüel) Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” seminerine katıldı.

20 -21 Kasım tarihlerinde Arnavutluk’un başkenti Tiran’da AB Parlamentosu tarafından düzenlenen “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTİ (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel, interseksüel) Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” seminerine CHP Milletvekili Binnaz Toprak ile katılan AK Parti Milletvekili Nursuna Memecan’a tepkiler yağıyor.

Allah’ın lanetlediği bir eğilim olan sapkın eşcinsel tercihlerin, “hassas grupların korunması” adı altında değerlendirildiği bir toplantıya bu vekili kim gönderdi?

Şimdi Genel Başkanın ve parti ileri gelenlerinin tavrının ne olacağı konuşulmalı değil mi?

AB’ın Tiran’da düzenlediği eşcinsellerin korunması seminerine parti görevlendirmesi dışında kendi isteğiyle katılan Nursuna Memecan, “Eşcinseller de imam olabilir” diyerek saçmaladı.

AK Parti Sivas Milletvekili Nursuna Memecan, AB Parlamentosu tarafından 20-21 Kasım tarihlerinde Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTI (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel, interseksüel) Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması”seminerine katılmasını eleştirenlere tepki gösterdi.

MEMECAN: KENDİ İSTEĞİMLE KATILDIM

Gazetemizin sorularını cevaplayan AK Parti Sivas Milletvekili Mesude Nursuna Memecan, eşcinsellerin korunması seminerine partisinin görevlendirmesi ile değil kendi rızasıyla katıldığını açıkladı. Toplantının Avrupa Birliği Parlamentosu’nun organizasyonuyla yapıldığını belirten Memecan, “AB Parlamentosuyla yakın ilişkilerimiz var. Bu toplantıya katılmamızdan daha normal bir şey olamaz” ifadelerini kullandı.

EŞCİNSELLER DE İMAM OLABİLİR

“Başörtülüler nasıl hakimlik yapıyorsa eşcinsellerin hakimlik yapmasına da itirazım olmaz” şeklinde konuşan Memecan, sözlerini şok ifadelerle sürdürdü: “İmam olacaklarsa imam olurlar. Eğer iyi bir imamsa, dini iyi anladıysa ve anlatabiliyorsa olsun. İnsanların işine bakalım”

Memecan, “Peki ama İslam dini eşcinselliği bir sapkınlık olarak ifade ediyor. Buna ne dersiniz?” sorumuza ise; “Bakın sadece bizim dinimizde değil diğer dinlerde de eşcinselliği normal olarak kabul etmiyor. Tamam dinde öyle. Olmazsa olmaz o zaman. Yani olamıyorsa olmaz. Eğer bu durum dine aykırılık teşkil ediyorsa olmaz. Ama dinin gereklerini ve gerekçelerini anlatabiliyorsa olur. Bakın sadece eşcinseller değil, kim kendine ayrımcılık yapıldığına inanıyorsa ben onların yanında olmaya devam edeceğim” şeklinde cevap verdi.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden AK Partili Mehmet Metiner ile Ziver Özdemir ve Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesi MHP’li Ruhsar Demirel seminere katılmazken, CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprakve AK Parti Sivas Milletvekili Nursuna Memecan seminere iştirak etmişti.

Özetle; Lambdaistanbul Ne Yaptı?
08/11/2013 02:00
A+ A-

İdris Bal, ‘Gezi’ çıkışının ardından kızlı-erkekli evler tartışmasında da farklı bir yorum yaptı: Öğrenci evlerini tartışan, eşcinsel evlilikleri de tartışır.

Haber: TARIK IŞIK -tarik.isik@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı olaylarında AK Parti ’nin ‘stratejik hata yaptığını’ söyleyerek parti içinden tepki çeken AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal, ‘kız-erkek karışık evler’ polemiğiyle ilgili de dikkat çeken açıklamalar yaptı. ABD ’de eşcinsel evliliklerinin bazı eyaletlerde ‘yasal’ olduğunu hatırlatan İdris Bal, Türkiye ’de de bu evliliklerin tartışılabileceğini söyledi. http://www.radikal.com.tr/turkiye/kizli-erkekli-ev-tartismasinda-escinsel-evlilik-ornegi-1159634/

AIDS Savaşım Derneği İstanbul (A.S.D.) için Türkiye’nin ilk ‘Erkekler İçin Güvenli Seks broşürü’ yazıldı, tasarlandı ve baskıya hazır hale getirildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) maddî destek verdiği ve A.S.D. ile birlikte yürütülen bir eğitim ve araştırma projesinin sonucu olarak, “AIDS Hakkında Bilmek İstemediğiniz Her şey” kitapçığı hazırlandı ve basıldı. Çeşitli etkinliklerde dağıtıldı, Kaos dergisi ile birlikte verildi ve hâlâ dağıtılmaya devam ediyor.

27 Eylül 1998’de Kaos GL, Sappho’nun Kızları, Bursa Spartaküs ve Almanya Türk Gay’in de katılımıyla Türkiyeli Eşcinsellerin İlk Buluşması; İstanbuluşma gerçekleştirildi. Bu buluşmalar 2004 yılına kadar altı ayda bir Ankara ve İstanbul’da dönüşümlü olarak sürdürüldü. Toplantılar başta olmak üzere, yemek, kokteyl, film, piknik, parti gibi etkinliklerin de düzenlendiği buluşmalar Türkiye’deki eşcinsel hareket bileşenlerinin ve eşcinsel bireylerin bir araya gelerek tanışma, tartışma platformu oldu. 1999 Ocak ayında eşcinsel destek telefon hattı projesi hayata geçirildi.

LGTB faaliyetlerinin Üniversitelere girmesi ve yasal statü kazanması AKP dönemindedir;

1993’de kurulan ilk Gay derneğinin ardından engellemeler ile karşılaşan LGTB’ler özgürlüğü AKP döneminde yakalamışlardır.

AKP DÖNEMİ LGTB FAALİYETLERİ
Alıntıdır;
ÖZETLE; LAMBDAİSTANBUL NE YAPTI?

1993’te, Türkiye’de ilk defa, uluslararası bir eşcinsel etkinliği düzenleme girişiminde bulundu. Etkinliklere katılmak üzere Türkiye’den pek çok aydın ve sanatçı ile anlaşıldı. Yurt dışındaki birçok eşcinsel organizasyonun temsilcileri ile yabancı milletvekilleri de etkinlik sebebi ile Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin gündeminde ilk defa böyle bir konu geniş biçimde yer aldı. Etkinlikler başlangıç tarihine bir gün kala valilik tarafından yasaklandı.

Etkinliklerin yasaklanmasından sonra, uluslararası girişimler sonucu, Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu, Türkiye raporuna, eşcinselliği de ekledi. ABD kongresinden Türk hükümetine protesto notaları çekildi. (Amerika Birleşik Devletleri “ABD” ve Avrupa Parlamentosunun destekleriyle LGTB faaliyetlerine izin verilmesi ve eşcinselliğin yayılmasının belgesi bu ifadedir. Alaeddin Yavuz)

Kurulduğu 1993 yılında ILGA (Uluslararası Lezbiyen ve Gey Derneği) üyesi oldu.

AİDS ve cinsel sağlık konusunda eşcinsel bireyleri bilinçlendirmek adına birçok faaliyette bulundu. Lambdaistanbul grubu adına, AİDS Savaşım Derneği (A.S.D.) vasıtası ve Dünya Sağlık Örgütü’nden gelen para ile Bülent Erkmen’in tasarımını yaptığı bir AİDS posteri hazırlandı. Poster, Fransa’da ödül kazandı ve Taksim Meydanı’nda sergilendi. Yine bu dönemde A.S.D.’nin hazırlatmış olduğu ve pek çok eşcinselin tepkisini çeken bir TV reklâmı ile eşcinsel düşmanı ifadeler içeren bir AİDS broşürü, Lambdaistanbul’un girişimleri sonucu yayından ve dağıtımdan kaldırıldı.

1993 yılında, Club Prive’de, 3 ay boyunca, eşcinsel bireyler arasında fikir alışverişini; yaşananlar üzerinden ortak bir söylem geliştirmeyi hedefleyen toplantılar düzenlendi. Ama polis baskısı yüzünden mekân terk edildi. (Lambdaistanbul bu tarihten sonra, çeşitli mekânlarda haftada en az bir gün toplantı düzenleyerek eşcinsel bireylerin bir araya gelmesine yardımcı oldu)

1995 Eylül’ünde düzenlenmek istenen ikinci Gey ve Lezbiyen Özgürlük etkinlikleri de valilikçe engellendiği için yapılamadı. Bu ikinci antidemokratik engelleme, internet ve Reuters Ajansı aracılığıyla, dünya kamuoyuna duyuruldu. Türk basınının ilgisizliğine rağmen, engelleme, dünya basınında yer aldı ve protestolarla İçişleri ve Kültür Bakanlıkları ile Başbakanlık’ın faksları kilitlendi.

(AKP’nin iktidar olması 03 Kasım 2002’dir.A.Yavuz)

1 Aralık 2002’de Savaşa Hayır Platformunun düzenlediği ve yaklaşık 150 STK’nin katıldığı “Irak’ta Savaşa Hayır” yürüyüşü ve mitingine “.Lambda İstanbul EŞCİNSEL Sivil Toplum Girişimi” pankartıyla katıldı

2003 yazı Lambdaistanbul, Amargi Kadın Akademisi, Dayanışma Sendikası, Gökkuşağı Kadın Derneği ve Ortadoğu Tarih Akademisi’nden katılımcılar, grupların birbirlerini geçici platformlar üzerinden değil, daha yakından tanıması amacıyla oluşturdukları İstanbul Toplumsal Ekoloji Platformu sürecini başlattılar.


“Avrupa Birliği desteği ile yürütülen proje bir yıllık bir süreyi kapsıyordu.”

2003 Mart ayında Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nde, eşcinsel temalı edebiyat eserleri başta olmak üzere, insan hakları raporları, eşcinsel politikaları ile ilgili yerli yabancı makaleler, çeşitli STK’ların süreli-süresiz yayınları ve eşcinsel temalı film ve belgesellerden oluşan bir kütüphane oluşturulmaya başlandı. Sayısı bine yaklaşan kitaplarıyla Lambda İstanbul Eşcinsel Kütüphanesi çalışmaları devam ediyor.

16 Mayıs 2003 İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, akademisyenler, Lambdaistanbul katılımcıları çalışmasıyla “Eşcinsellere Yönelik Ayrımcılık ve Şiddet Sempozyumu” gerçekleştirildi. Sempozyumda eşcinsellere yönelik ayrımcılık; Adli Psikiyatri, Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Sosyal Hizmet ve benzeri alanlarda genel olarak değerlendirilirken, “Travesti ve Transseksüellerin sorunları” ve “Lezbiyen Görünmezliği” gibi konulara ayrı oturumlarda değinildi.

2003 Haziran ayında, Lambdaistanbul, Eşcinsel Onur Haftası Etkinlikleri’ni 10. yaş kutlamalarıyla birleştirdi. 10. Yıl Lambdaistanbul Eşcinsel Onur Etkinlikleri kapsamında, Türkiye’de ilk defa eşcinseller kendi başlarına İstiklal Caddesi’nde, yaklaşık 50 kişinin katılımıyla bir yürüyüş gerçekleştirdi.

27 Eylül 2003 Lambdaistanbul Avrupa Adlî Bilimler Kongresi kapsamında, 27 Eylül’de gerçekleşen Eşcinsel Cinayetleri Oturumu’na konuşmacı olarak katılmakla beraber, bu konuda Kanada’da ayrıntılı çalışmalar yürüten diğer bir konuşmacı Douglas Janoff, İstanbul’da geçirdiği birkaç gün boyunca, Türkiye’deki durum konusunda bilgilendirdi. (Burada yabancı ülkeden bir yetkiliye rapor vermek de var)

1 Aralık 2003 itibarîyle başlayan Dünya İnsan Hakları Haftası sebebiyle NTV’de yayımlanan Ayrımcılık başlıklı televizyon programında, katılımcılarımız Deniz Yıldız ve Öner Ceylan eşcinsellerin karşılaştıkları temel problemleri dile getirdiler.

2003 Aralık ayından başlayarak 80 yıl sonra yenilenen Türk Ceza Kanununa eşcinsel bireylerin haklarını gözeten maddelerin eklenmesini amaçlayan bir kampanya başlattı. Bu kampanya çerçevesinde basın açıklamaları, mektup ve faks yollama kampanyaları düzenlemenin yanın sıra, Kaos GL grubu ile birlikte TCK Türk Ceza Kanununun hazırlanma sürecinde müdahil olarak meclise gidildi. Adalet alt komisyonu üyesi CHP milletvekili Orhan Eraslan’a taleplerini bildirdi. Ayrıca kanunun kadın haklarını gözeten bir yapıya kavuşmasını amaçlayan TCK Kadın Platformunda Lambdaistanbullu kadınlar olarak da yer aldı.

7–8 Mayıs 2004 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’yle ortaklaşa “Türkiye’de Cinsel Kimlik ve Yönelimleri Anlamak” başlıklı yeni bir sempozyum gerçekleştirildi.

2004 Mayıs ayında CETAD(cinsel eğitim tedavi ve araştırma derneği) kongresinde Lambdaistanbul masası açıldı. Eşcinsellik konusunda oturumlara katılındı.

2004 Haziran ayında iki ayda bir yayınlanan Lambdaistanbul Bülteninin ilk sayısı çıktı. Bu bülten aracılığıyla Lambdaistanbul gündemini ve politikalarını yazılı olarak aktarmaya yeniden başlamış oldu.

26 Temmuz 2004 tarihinde Eşcinsel Danışma Hattı ilk Alo ile hizmete başladı. Eşcinsellikle ilgili merak edilen her konuda aranılabilecek 0 212 244 57 62 numaralı telefon hizmetine devam ediyor. Şu ana kadar 1000’in üzerinde görüşme gerçekleştirildi.

2004 Temmuz’unda SKY TV’de ‘Rüstem Batum’la Söylenmeyenler’ programına üç katılımcısıyla katıldı. Bu programdan dolayı programa katılan eşcinsel arkadaşlarımız üzerinden eşcinsellere hakaret içeren bir yazıyı kaleme alan Akşam gazetesi yazarı Burhan Ayeri hakkında hakaret davası açıldı. Dava devam ediyor.

2004 Ekim ayında Türkiye’nin ilk gey lezbiyen film festivali Outistanbul’a karşı ülkücü ve köktendincilerin basın açıklaması yapması üzerine bir basın açıklaması yapıldı ve topluca galaya katılındı.

2004 Ekim ayında İstanbul Üniversitesi öğrenci şenliğinde Lambdaistanbul olarak masa açıldı çeşitli sol gruplar tarafından protesto edildi. Bu gelişmelerin ışığında 9 Kasım’da siyasal bilimler fakültesinde ‘toplumsal cinsiyet ve militarizm’ başlıklı panel gerçekleştirildi.

11–12 Ekim 2004 tarihlerinde Ankara’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen “Avrupa Birliği’nde Ayrımcılıkla Mücadele ve Ülkemize Yansımaları” seminerine katılındı.

2004 Kasım ayında Hülya adlı travesti arkadaşımıza işkence uygulayıp cezaevine girmesine neden olan polisler hakkında İHD ile birlikte işkence davası açıldı. Duruşmalara katılıp konu hakkında kamuoyu yaratmak için eylemler düzenlendi.

2005 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yürüyüşüne ilk kez Lambdaistanbullu biseksüel, lezbiyen, travesti ve transseksüel kadınlar olarak pankart ve dövizlerle katılındı.

2005 Mart ve Haziran ayları arasında eşcinsel ve biseksüel bireylerin açılma ve dışlanma deneyimlerini araştıran bir anketi 400 kişiyi kapsayan bir anket uygulandı. (Anket sonuçları kitap olarak Nisan 2006 ‘da yayınlandı.)

2005 Nisan ayında tutuklanarak askeri cezaevinde işkenceye maruz bırakılan eşcinsel aktivist, vicdani/total retçi Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi içerisinde çeşitli eylemlere ve basın açıklamalarına katılındı.

Yukarıda sıralananlar dışında, 12 yıllık süreç içerisinde, sayısız basın açıklaması, eylem ve düzenli toplantılar gerçekleştirilmiştir. Kaynak; http://www.lambdaistanbul.org/s/hakkinda/ozetle-lambdaistanbul-ne-yapti/

……..

LGTB olarak kayıtlı çalışan, devlet izniyle fuhuş yapan veya toplum dışında yaşamaya gayret edenlerin insan olarak haklarına devlet veya toplum hürmet etmeliyse de bunların yaygınlaşmasının asıl nedeni dinlerdir.

Özellikle, Vatikan ve batılı kiliselerce sapkın ilan edilmiş Ortodoks Yahudi ve Hristiyan mezhepleri ile bu inananların çoğunluğunun İslami tarikatlar altında devlet idaresine geldiğini AKP döneminde gördük ve Fetullah Gülen Cemaat operasyonuyla bu belgelenmiş oldu.

İşte size dini bir insanlık dışı tecavüz olayı.

Bu olay hiç bir insani vicdana sığmadığı gibi, sütten kesilme yaşı olan 1,5 ile 3 yaş Talmud bunu “3” yaş belirtir altında cişnsel ilişki yasaktır.

Ama bu kansızlar 38’günlük çocuğa tecavüz edip öldürmüşlerdir.

Ülkemizdeki LGTB üyelerinin büyük çoğunluğu da incelendiğinde doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Ortodoks Rum Gürcü,Gregoryen kalıntıları taşıyan bazı kripto Karadenizlilerde ağırlıklıdır. Veya bunların geçmiş zamanda ülkemizin herhangi bir yerine yerleşmişlerindendir.

Kısaca her yerde bulunmaktadırlar, tecavüzün de en eski temeli Hint, Fars, Sabi ve Yahudi dinidir. Hristiyanlık ve İslam ise Tevrat’tan çıkma dinlerdir.

Kur’an bunları yasaklamasına rağmen F.GÜlen Cemaati gibi cemaatler bunu peygamber, sahabe(peygamberin yoldaşları veya çağdaşları için de kullanılır), ensar (dine hizmet eden) sünneti gibi uydurma gerekçelerle yaymayı başarmışlardır.

Adliyelere ve basına yansıyan davalardan artık haberi olmayan kalmamıştır sanırım.

Facebook paylaşımından;

Alaeddin Yavuz

Dün, 16:24 ·

DİNLER CİNSEL SAPIKLIKLARIN TEMELİ DERKEN BOŞUNA DEMEDİM.

Pantherra Quovadis

VURULDUK EY HALKIM

BİR DOKTOR ÇIĞLIĞI…!!!!!

AYETLERİYLE,SURELERİYLE VERDİM.

VİCDANLILAR TAKDİR ETTİ, DİNDARIM DİYENLER ADLİYEYE ŞİKAYET ETTİ.

İŞTE BİR DOKTORUN, VERDİĞİ ÖLÜM RAPORU ÜSTÜNE FERYADI.

Insanlık İslam adıyla yok ediliyor, sapık dinler İslam adıyla hortlatılıyor, buna ileri demokrasi diyorlar.

2 aylık 4 kilo erkek BEBEK!..

Bu maalesef biz hekimlerin yaptığı bir makale sunumunun ilk satırları değil…Bugün bir VAHŞETi manşet edenlerin mecbûren seçilmiş talihsiz ilk sözleri…

Evet yurdumda 2 aylık bir bebeğin ölüm raporuna bir hekim tecavüz sonucu exitus(ölüm) yazmak zorunda kaldıysa lütfen bizahmet ayağa kalksın insanlık!!…Tabi hâlâ bir yerlerde insanlığımız kaldıysa…

Her şeyden önce bu bireysel değil TOPLUMSAL BİR SUÇtur!…15 yaşındaki çocuğa anne olma vasfını ahlaksızca yükleyen zihniyet elbette ” çocuk annenin çocuğunu tecavüz sonucu öldürülmesine istismar der pedofili der hele bilmem ne der!..”

2 aylık bir bebeği tecavüz ederek öldürmenin adı bir hastalık olamaz!!!..Şayet birileri öyle diyorsa yazıklar olsun Tıp fakültelerinde çürüttüğüm dirseğe, bu camiâda verdiğim emeğe!..

Bu vahşet tek başına işlenmiş bir suç değildir!..

Ülkemizde kadın kalmamış gibi “kadın konferansına “Trans” gönderen AKP’dir.

Bu; kapalı kapılar ardında yapılanların mubah kabul edildiği, duyanların görenlerin susup” aman bize ne” deyip göz yumduğu, kötüyü uyarmadığı, ondan yüz çevirmeyip ırz düşmanlarını normal bir birey olarak görüp toplumda ona da bir yer edindirdiği böylece herkesin dahil olduğu ve ahlaksızlığın normalleşme noktasına taşındığı ORGANİZE BİR SUÇ tur!

Her gün okuduk, duyduk, gördük..Laf söylemekten başka ne yaptı bu toplum?. Saçmasapan ” o ona atladı bu buna atladı kim kiminle nerede? “… fakirlikten ağzı açlık kokan ama uçkur derdinde sapıklar duygu sömürüsüyle empoze edildi millete ya da medyada magazinde zengin hovardaların kaç sevgili yaptığı(!) özendirildi…Kadınlar, çocuklar alındı satıldı peşkeş çekildi her şekilde…

Sadece okul dersini yapmak için pc yi her açtığında ahlaksız sitelerin et yığını sex tacirleriyle karşı karşıya getirilen artık normalleştirilen önü alınmaz şey sözüm ona teknoloji olamazdı olmadı da!..Eğitimi gitti okulların cıscıbır bir öğretim ibaresi kaldı…Öğretmenlerimiz ahlak adına ağzını açsa şikayet edilir oldu…Her şeyin dışı zenginleşti içi boşaldı…

Millet iyice kudurdu cebinde parası olmayan etraftaki çoluğa çocuğa hayvana ölüye sardı… Kanı bitlenmiş zengin de parasıyla ” cinsel tercihlerini” icrâ edip duruyor(!)…Kimine hasta kimine kodaman deyip tecavüzcüyü neredeyse onore edip pisliğin üstünün örtüldüğü, hatta tecavüz edilen zavallıya “tecavüzcüsüyle evlenmenin lütûf olarak görüldüğü” hiç bir dine hiç bir hukuka hiç bir vicdana aslında insanlığa ve hatta hayvanlığa sığmayan neler neler yapıldı ve yapılıyor…

Bugün, ahlaksız olanlar da yazdı çizdi hükmetti güçlü olan güçsüzü bugün de ezdi yedi bitirdi tecavüz etti. Biz yırtınıp dururken kim bilir kaç otel odasında bugün de kaç erkek çocuk hatırlı birilerine porsiyon edildi!… Boynuna altından paradan yularlar vurularak kaç çocuk gelin gerdekte idâm edildi!…

Kim bilir kaç çocuk getirildi gece acil servislere fiili livata şüphesiyle?..

Kim bilir!!!

Aslında herkes bilir!!!

Susulur!

Bilmezden gelinir!

İfşâ eden suçlanır bir şekilde susturulur!..

Edene değil diyene yapıştırılır damga!…

Olsun yapmaktan çok yine de Susmak Suçtur!..

Yâ hu “Bana ne” diyenin çocuğunun başına gelme riski yok mudur bu vahşetin ki susulur ?

Adalet günün birinde herkese lâzım olmaz bir şey midir ki susulur?..

İşin acınası tarafı bunları duyduk!! ” Vurulduk!!!” Keşke ölseydik halbuki sadece ” Vurulduk!…”

“Vurulduk Ey Halkım” hem de insanlığımızdan vurulduk!…

Bugün de öldü insanlık!…

Aç gözünü bir bak! Lût kavminin helâkı neden olmuş? Bu haltı yiyenlerden mi buna göz yumanlardan mı daha çok?..

“Bana ne ” diyen toplumlar için layık görülen şey helak edilmektir!..

Peki neyi bekliyor bu millet arınmak için helâk edilmeyi mi?

Op.Dr.Halise Babayiğit””

————————————

Bu kadar iğrençlikler ülkemizde olmasın, modern çağda insanlığımızı, ayaklar altına alınmasın, çağdaş insani değerlerimiz, eğitim ve özgür iş bulma, kurma çalışma haklarımız güvencede olsun,, can hürriyetimiz bu gün de bundan sonraki kuşaklar için de korunsun diye bunları yazıyoruz.

Dinlerin cinsel sapıklıkların kaynağı olması, İmameti yasaklayan Hanefi Sünni Maturidi İslam anlayışı dışında cemaat ve tarikatların anlayışları oranında her türlü cinsel sapıklıklar mevcuttur.

LGTB dernekleri de, eş cinsel evlilikleri de, pedofilik, çocuk kadın ğılman evlilikleri de dinlerin emirleri ve uygulamalarıdır.

Bunlar, dinlere binlerce yıl içinde sosyal güvenlik, can güvenliği gerekçesiyle girmişler, ancak çağdaş dinleri de etkilemişlerdir.

Bunca peygamber veya düşünür, imparator ne kendilerini ne de halklarını bu sapıklıklardan bütün gönüllü isteklerine rağmen kurtaramamıştır.

Kurtulmak gerekmez mi sizce?

Bence gerekir ve rahipler arasında gizli eşcinsel evlilik gelenekleri, ensest üreme gerekçeleri yüzünden, Müslümanları da HRİSTİYANLAŞTIRMA siyasetlerini son aşaması olarak hükumetlere bunu dayatmaktadırlar.

Bu konuda yazdığım ilk yazılarımdan “Dinde ve Cennette Eşcinsellik” yazıma yapılan yorumlarda linkleri okuyan AKP’lilerin hükumete her türlü baskıyı yaptığını biliyorum. LGTB derneğinin raporuından da anlaşıldığı gibi aslı kapalı blogumda yer alan bu yazılarımın etkisi AKP’llilerin hükumete baskısını sağlamış ve bugün internetten neredeyse kaldırılır hale gelmiştir.

Sonunda yaptığımız hizmettir. Anne-baba-çocuklardan oluşan çekirdek doğal aileyi savunmaktır.

Yazılarımın AKP’nin dönüşümüne hizmet etmesi beni mutlu etmektedir.

Beni suçlayan, suçölamak için yalan iftiralara sarılan acizler bana zarar vedrmekte başarılı olabilirler ama yaptıkları kendi nesillerine de yanlıştır. Çünkü ben AKP’nin de liderlerinizin de onurlanabilecekleri işleri önermekteyim, yanlışı asla önermedim.

Takdir insanlarımızındır.

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

Bütün bu cinsel bozuklukların temellerinin dinler olduğunu her dinin din kitabının ayetleri-cümleleriyle okuyarak öğrenmek için tıklayınız;

https://alaeddinyavuz.wordpress.com/2016/11/22/mitolojiden-gunumuz-e-sapiklik-ayetleri/

Alıntı yaptığım sitelerin linkini verdim, yazıları neredeyse olduğu gibi mecburen aldığım için özür dilerim. Herkese saygılar.

Ensar vakfına da iftira atmışım. Utanır insan be basına, yargıya, hükümet beyanlarına yansımış bir olaya iftira diyen kendisi iftiracıdır.

Ensar vakfına da iftira atmışım. Utanır insan be basına, yargıya, hükümet beyanlarına yansımış bir olaya iftira diyen kendisi iftiracıdır.

Ensar vakfına da iftira atmışım. Utanır insan be basına, yargıya, hükümet beyanlarına yansımış bir olaya iftira diyen kendisi iftiracıdır.

Ensar vakfına da iftira atmışım. Utanır insan be basına, yargıya, hükümet beyanlarına yansımış bir olaya iftira diyen kendisi iftiracıdır.

Ensar vakfına da iftira atmışım. Utanır insan be basına, yargıya, hükümet beyanlarına yansımış bir olaya iftira diyen kendisi iftiracıdır

Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet, Tarih, Uncategorized içinde yayınlandı