İÇKİ YASAĞININ ARKA YÜZÜ


İÇKİ YASAĞININ ARKA YÜZÜ

Hz.Muhammed uyrken kılıcını çaldırıyor Danimarka

Hz.Muhammed,rahiplerle tartışırken şarap içip uyuyor ve Bizanslılara uyurken kılıcını çaldırıyor. XVI.yy. Danimarka (Temsili resim-Onların iddiasıdır.)

Bu konuyu birkaç ayet birkaç örnekle 20 satırda bitirmek mümkündü. Ama arkasından dinciler, yok orası öyle burası böyle, yok ayet tam değil önceki ve sonraki ayeti de yazsaydı gibi şeyler söyleyip çürütürlerdi.

Aslında bunların kaçının gerçek Müslüman olduğu konusunda sınırsız şüphelere sahip olduğumdan halkımıza bunları anlatabilmek ve dost—düşmanı tanıyabilmelerini kolaylaştırmak için geniş, açıklamalı olarak yazmanın daha faydalı olduğuna her zaman inanmışımdır.

Çünkü içki yasağını uygulayan bu sahte Müslümanlar artık “zafere ulaştıklarından” o kadar emin hale gelmişlerdir ki, gerçek kimliklerini yavaş yavaş itiraf etmeye, ayrılıkçı-bölücü örgüte ve yandaşlarına sahip çıkmaya, aralarındaki sinsi bağlarını göstermeye başlamışlardır.

Devleti yıkmak için isyan çıkartan ve 500.000 Türk ve Müslümanın ölümüne sebep olan Palu’lu Şeyh Sait’in, Dersim’li Seyit Rıza’nın itibarlarının iade edilmesinden, BDP m.vekili Gülten Kışanak’ın darbe anılarını paylaşarak “Ben de olsam dağa çıkardım” diye terörü haklı gösteren, Dersim sürgünü Manisalı Bülent Arınç, “Türkiye’de Türk adını sileceğiz!” diyen Recep Tayyip Erdoğan başbakanından, Afyon’da “Yunan Şehitler Anıtı” dikmeye kalkan AKP Afyon milletvekilleri ve belediye başkanlarından ve nice kusulan ihanetleri gördükçe bu millete, Atatürk’ün ölümünden sonra devleti teslim alan bu işbirlikçi hainlerden bahsetmemek ihanettir. Bu yüzden uzun uzun yazıyorum ki anlaşılsın.

Anlayana!

Yeryüzünde hiçbir din yoktur ki onun bir geçmişi, onu doğuran bir kültü, o dinin ortaya çıktığı toplumun yaşam tarzlarıyla ve komşu kavimler ile çağının büyük devletlerinin dayattığı dinlerin etkisi altında olmasın.

İslâm’ın da kökenlerine baktığımızda kendisinden eski olan ve neredeyse bütün küçüklü büyüklü dinlerle akrabalığı olduğunu görüyoruz.

Beyaz giyenlerr

Hint Can dini kadınları ve örtünmeleri (Buna can kurban)

İçki yasağı da bunlardan birisidir. Büyük, yaygın dinlerin en yenisi olan İslâm’dan önce var olan en eski dinlerden birisi olan Sümer, Hindu, Cincilik/ Cancılık (Jainism- Beyaz Giyenler ve Çıplaklar olarak iki mezhebi vardır), Hıristiyanlığın “İsa’nın Yeniden doğacağı yedinci gün”, “İsa’nın Kilisesi”, ”Bilimciler”, “Uluslararası Birleşik Beş Kaburga”, Theravada”, Köktendinci Hıristiyan Protestanları” tarikatları ile Mahayana Budistleri ile Hindu dinlerinin bazı tarikatlarının içkiyi “akıl bütünlüğünü” giderdiği gerekçesiyle yasakladıkları bilinir.

Dinlerde içkiden kasıt eskiden beri var olan Arpa gibi tahıllardan Bira, üzümden şarap, hurmadan yapılan Sabi ve Süryanilerde “Hamr”, Zerdüştlükte “Haoma” adıyla bilinen şarap türleridir. Yoksa günümüzde tükettiğimiz içkilerin birçoğu o tarihlerde bilinen şeyler değildir.

Bazı Buda vedalarında “uyuşturucu ve alkolden aklı kısıtladığı için uzak durulması gerekir” demektedir.

Bu dinlerde Türkiye’deki namaz hareketlerinden farklı olarak, secdeli (yere yüzükoyun yatarak ta olabilmektedir) ve secdesiz ayakta cenaze namazı tarzında namaz ibadetleri yanında hac, tavaf, tespih, oruç, kurban gibi gelenekleri de barındırmaktadırlar.

Beyaz giyinen ve Çıplak (Digambara) Can dini müritleri

Çıplak veya beyaz giyinmek ve dünyevi arzulardan elini eteğini çekerek tanrıya yakarılarla ilahi bilgiye erişmeyi amaçlayan mağara ya da tapınak içinde yapılan çilekeşlik yaşamı da bu dinlerin esaslarını teşkil etmektedir.

Hint Cancı/Cinci din adamları, Yahudi Hahamları, Hıristiyan papaz ve rahibeleri, Yezidi, Süryani imamları, mirleri, şeyhleri, pirleri arasında yaygın olan bu yaşam tarzını Muhammet iki kez damadı olan Osman’a yasaklamış ise de ölümünden sonra çıplak veya beyaz giyinen çilekeşlik İslâm Ermişliği, dervişliği adı altında sürdürülmüştür. Suriyeli Derezi Rabiya Hatun da kadın çilekeşlere örnek bir kişiliği temsil eder. Türkiye Tokat ilinde halen ermiş kabul edilen “Hindî Baba (Hintli Baba)” türbesi Cancı Hint kültünün İslam üzerindeki etkisine işarettir.

Ülkemizde yaygın dinlerden birisi olan Yezidilik ya da kendi deyimleriyle Ezdilik dininin adı köken olarak Sümer mitolojisine kadar uzanır.

Sümer tanrılarının ve halkının yaşadıkları, ikamet ettikleri yer olan  “yüksek tepe’nin”  Sümer dilindeki adı “Ezida” olarak geçer.

Akadların Sümer devletine son verdiği ve Akad-Babil imparatorluğunu kurdukları dönemde ortaya çıkan “Medya Krallığı” ise günümüz İran’ının tarihe ilk çıkışıdır.

İranlılar da Sümer güneş tanrısı Şamaş/Şemeş’in adını “Şems” olarak söylemişler ve ona “yüksekteki evde-Ezida’da oturan” sıfatından dolayı “Ezd, Yezd” adını vermişlerdir. “Yezdigirt” adlı İran şahlarına M.S. II. yüzyıllarda rastlıyoruz.

Irak, Suriye, Arap yarımadası ve Mısır Arapları da büyük Pers İmparatorluğunun idaresinde kaldıklarından her ne kadar kendilerine ait dinleri olsa da İran Mihriliği (Mitra-Güneş), Zerdüşltlüğü ve Zerkses dönemlerinde yayılan Zervanilik (Şeytan İbadeti dini) inançlarından nasiplerini almışlardır.

Çünkü o dönemlerde dinler  “Irkçı Dinler” di ve kendileri ister şeytana (Ay’a, karanlığa) ister iyi tanrıya (Güneş’e, parlak-aydılığa) tapınsınlar, azınlıkları kendi dinlerinin kötü tanrıları olan şeytanlara tapınmaya zorlarlar ve aşağılarlardı. Üstüne de dinlerine tapınmalarına izin verdikleri için halklarından “Mevali/köle/kul” vergisi alırlardı. Bu vergi İslam’a da “Surre (rüşvet) Alayları” adıyla girmiştir.

İranlıların bu siyasetini Grekler Büyük İskender döneminde sürdürmüşlerdir. İskender imparatorluğunun Afganistan-Mısır arasında bütün kalıntılarının M.Ö.50 ile M.S.50 yılları arasında sonra ermesi ile İran ve İran Mitracılığı üzerine kurulu Grek Mitracılığı dinine dayalı Roma Mitracılığı, Serapis ve Hermes dinleri (Şeytan İbadetlerine dayalı) her ne kadar yayıldıysa da Arap yarımadası Arapları arasında bu iki kült te yaygındı.

İslâm öncesi peygamber Muhammet’in kavmi Kureyş, Yemen Sabileri, Süryani Arapları namaz kılıyorlardı. Namaz, Hin dilinden Arap diline “Namas” kelimesinden geçmiş ve “Selam”  anlamına gelir.

Muhammed’e yasaklanan namaz ise sadece öğle namazıdır. Güneş’in tam tepede olması, tanrının yeryüzüne hâkim olması demekti. Tanrının yeryüzüzne hâkim olduğu zamanda namaz kılmak ise tanrının koruyuculuğundan şüphe etmek, şirk koşmak demekti. O zamanlar namaz “Güneş doğsun!” diye yalvarmak için kılınırdı. Günde yedi vakit, aynen Müslümanlar gibi namaz kılan Süryanilerin Ginza d Rabba kitabını okursanız böyle olduğunu da görürsünüz.

Yahudilikten bile eski olan kuzey Doğu Hindistan’da ortaya çıkmış ve 16.000 yıllık olduğunu iddia eden Cancılık/Cincilik dini M.Ö II. yüzyıllarda Çin’de yayılmış ve bu dine geçen hanedan “Cin (Can)” manasında “ÇİN” adını almıştır. Bu hanedan öncesi 500 kadar kabileden oluşan Çin halklarının ortak adı Katay’dı ve Çin’in resmi havayollarının adı da halen “Katay” dır.

Kurban da Arap dilinin bir kelimesi olmasına rağmen Araplar “Kurban Bayramı” anlamına gelen “İyd El Kurban” demezler de Hintçe olan “İyd El Eda(Kurban)” kurban kelimesini kullanarak söylerler. Bu, bugün de böyleydi, İslam öncesi de böyledir.

Cancılık dininin İslam öncesi Arap Yezidiliği ile Mecusiliği üzerinde etkisi tartışılmazdır. Cancıların mezhebi olan “Digambaralık=Çıplaklık”, Anadolu’da Evliya Çelebi (1658) zamanında bile Anadolu’da yaygındı. Bunların Hac etmeleri Mekke’nin fethi sırasında peygamberin emriyle yasaklanmıştı ama “Çıplaklık” Araplar arasında XX. Yüzyıla kadar sürdü.

Bu dinin öteki mezhebi olan Svetambaralık (Beyaz Giyinenler) ise Arap kıyafetlerinden Papa’nın kıyafetine kadar baktığımızda kendisini göstermektedir. Müslümanların da ölülerini beyaz kefene sararak gömmeleri de bununla ilişkilendirilebilir. Bu kült Anadolu’ya gelen bütün Türk kavimlerinin hepsinin Orta Asya yani Güney Türkistan bölgesinden gelmelerine bakılırsa Hint Can dininden etkilenmediklerini söylemek olanaksızdır.

Hem Hint hem İslam iki kült de Türklerde birleşmiştir. Ayrıca Güney Türkistan Türklerinin Çin hanedanının idaresine defalarca girmelerine, IX. Yüzyılda Uygur İmparatorunun Sabilikten doğan Mani dinini benimsemesi de eklenince Hint kültünün etkisi tartışılmaz hale gelir. XII. Yüzyılda Kürtlere aşılanan Emevi Yezidiliğinin Kürtleştirilmişini yaşayan Kürt Yezidileri arasında “Beyaz Giyinmek” çok üstün bir yere sahiptir.

Yezidi ruhbanları ne kadar Müslümanlara benziyorlar değil mi?

Yezidi mele imamları

Yezidi Mele İmamları. 1890’larda II. Abdülhamit bu şeytan Tavus ve Azazil ibadetçileri olan Yahudileri Haçlılarla bir olup Müslüman kanı akıtmasınlar diye “Namaz kıldıkları için” Müslüman saydı. Aynı anda 1892’de Vatikan da Hristiyan saydı. Şimdi bu Kürt Vehhabileri hem Hristiyan hem de Müslümandırlar. Diyanetten de Müslüman imam maaşı alırlar.

Kürt Yezidiliğinde, Yezidi Kürtlerin ataları Adem ve Hava’nın yaratılışını Allah’ın emriyle yerine getiren bilge şeytan Tavus’tur. Tavus, “ölen tanrıdır” ve yüz yılda bir bir Yezidinin bedeninde ortaya çıkar. Bu yüzden Yezidi Kürtler toplumda alışılmışın dışında fikirler öne sürenlere, delilere “sır sahibi” gözüyle bakarlar.

Beyaz Said-i Kürdi

Beyaz Giyinen Deliüzzaman

İngiliz işbirlikçisi Bitlis’li Said-i Kürdi Deliüzzaman da kendisini “yüzyılda bir İslâm’ı yenilemekle görevli seçilmiş kişi” olarak tanımlamaktadır ve çoğu zaman da “beyazlar” giyinmektedir. Ayrıca, ölü diriltme, jandarmaların kelepçelerini açma, kimyagerlik (simyacılık) merakından kendisine alayla söylenilmiş “Bediüzzaman (Çağın Mucizesi)” adını benimsemesi de, İslâm Kürdistancılığı” idealleri doğrultusunda Van’da “Medreset-ül Zehra (Gül Medresesi)” bunlara birer delildir. “Gül, hem Hıristiyanlarda, hem Süryanilerde hem de Yezidilerde kutsal bir çiçektir. Gene Siirt Yezidi olan Abdullah Gül’ün annesi de Yezidileri namaz kıldıkları için Sünni Müslüman sayan ve kurucusu Şeyh Adi’nin adından türetilme “Adeviye”  tarikatının adını taşır.

Yezidilikte içki yasaktır. Halife Ömer ile halife Ali’nin içki yasağı konusunda ayet gelmesi için peygamber Muhammet’e defalarca istekte bulunduklarını Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an tefsirinde yaptığı eski İslam bilginlerinin kayıtlarından yaptığı derlemelerden öğreniyoruz.

Muhammet’in İslam’ı aslında bu gün bile çağdaş kabul edilebilecek özünde yasakçı olmayan bir dindir ama eski Yezidi, Mecusi dindarlıklarını Muhammet’in İslam’ı ile “siyasi açıdan birleştirenler bu serbestliğe karşı çıkmışlardır. Recm, Örtünme, Köle Azadı, içki konuları bunların başında gelir. İçki konusunda resmen “Allah’a dayatma yaptıran” sahabeler de yok değildirler. Onların bu dayatmaları,ille de içkiyi yasaklayan ayet gönder” çığlıkları sonunda Allah’ı mı Muhammet’i mi kızdırdı bilinmez “Bakara 2:219; Nisa 4:43;Maide 5:90-91’nci” ayetleri inmiş ve içki kesinlikle yasaklanmıştır.

İçkiyi yasaklayan, örtünmeyi ve kadın haklarını kısıtlayan ayetlerin hepsi çok saygı duyulan Sahabelerin dayatması ile inmiştir.

Bu ayetlerin “ISMARLAMA AYETLER” olduklarını bu ayetlerin tefsirlerinde okuduğunuda siz de anlayacaksınız! Bunlar, İslâm’ın getirdiği özxgürlüğü kavramaktan çok hala eski tanrılarının gazabından ama açıklayamadıkları için, çoğunluğu da arkalarına alan bazı ileri gelenlerce “ISMARLANMIŞTIR!”

Okuyalım;

İslâm’ın başlangıcında Kur’an’ın 16. Suresi olan Nahl (Hurma) Suresi 67’nci ayeti; “Hurma bahçelerinin ve üzüm bağlarının meyvelerinden de, hem bir sarhoşluk verici şey çıkarırsınız, hem de bir güzel rızık.” Dediği için Müslümanlar içki içiyorlardı. Diye yazıyor Elmalılı hoca ve devam ediyor; “İslâm dininde şarabın ve sarhoşluk verici nesnelerin yasak edilmesi tedricen (aşama ile) olmuştur.İslâm’ın geldiği ilk zamanlar, henüz şarap mübahtı…”

Buna delil olarak ta;” Hz. Ömer, Muaz ve diğer bazı sahabelerin “Ey Allah’ın Resulü, şarap hakkında bize bir fetva ver, çünkü o aklı gideriyor.” diye hükmünü sormaları üzerine bu âyet indi ve ilk haram kılma bununla başladı.
Bu âyette yasaklık açık olmakla birlikte caiz olma ihtimali de yok değildi. Bunun üzerine hemen terk edenler bulunduğu gibi, henüz terk etmeyenler de vardı. Sonra bir namaz olayı üzerine, “Ey iman edenler! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın.” (Nisa, 4/43) âyeti indi. Bunun üzerine içenler pek azaldı ise de yine vardı.” Tespitlerini yapmıştır.

Bu da yetmez, tartışmaya açık konudur babından olsa gerek sıradan bir asayiş olayını peygamberin önüne getirirler ve içki yasağı bu ayetle kesinleşir.

Elmalı’lı Tefsiri Bakara 2:219 ayet tefsirinden okuyalım;

“İtban b. Mâlik, Sa’d b. Ebi Vakkas ile beraber birkaç kişiyi davet etmiş, içki içmişler, sarhoş oldukları zaman, övünmeye ve şiir söylemeye başlamışlar. Bu sırada Sa’d, Ensardan birinin hicvini (şiir yolu ile yerme) konu alan bir şiir okumuş, o da bir çene kemiği ile ona vurup başını yarmıştı.
Bundan dolayı Sa’d, Hz. Peygambere giderek şikâyet etmiş, bunun üzerine Resulullah’ın: “Allah’ım! Şarap hakkında bize yeterli beyanda bulun!” diye, dua etmesi üzerine Mâide Sûresindeki:
Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları hep şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. O halde ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. İçki ile kumarda şeytan sırf aranıza düşmanlık ve kin düşürmeyi ve sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymayı ister. Artık vaz geçiyorsunuz değil mi?(Maide, 5/90,91) âyetleri inmiş ve bununla şarabın haramlığı son derece şiddetli bir şekilde yasaklanmıştır.” Böylece Yezidi sahte Müslümanlar sonunda muratlarına nail olurlar.

Kimse iftira atıyor demesin, bu ayet ile rahatlayanlar da Elmalı’nın dikkatinden kaçmamıştır. (Elmalı’lı benim gibi yorumlamıyor hatırlatayım. O din adamıdır) Onları da eklemiş okuyalım; Hz. Ömer bunu dinleyince, “İnteheynâ ya Rabbî” yani tamamen vazgeçtik ya Rabbî demiştir.

Hz. Ali’nin:Bir kuyuya bir damla şarap düşse, sonra oraya bir minare yapılsa, o minarede ezan okumazdım ve bir damla şarap bir denize düşse sonra o deniz kuruyup da yerinde otlar bitse orada hayvan gütmezdim.” dediği,

Abdullah b. Ömer hazretlerinin de: Bir parmağımı şaraba sokmuş olsam, o parmak bende kalmazdı, yani keser atardım.”

Sünni mezhebinin kurucusu imam Ebu Hanife’nin de yorumu oldukça çağdaş bir yorumdur ve Muhammet’i yüz yıl sonra anlayıp yeniden tanımlamaya çalışan bir kişilik sergilemektedir. Okuyalım, aynı ayet tefsirinden;

“Ebu Hanife hazretleri bu şekilde şaraptan başka sarhoşluk veren şeylerin bizzat kendisinin ve damlasının necis ve haram olmadığına ve dolayısıyla sarhoş etme derecesine varmaksızın, fasıklara ve kâfirlere benzeme kastı da bulunmaksızın, kuvvet için az bir miktarda içilmesinin caiz olabileceğini söylemiş ise de, “Fethu’l-Kadîr” de “Kitabu’l-Eşribe”de açıklandığı üzere, üç mezheb ile Hanefi mezhebinde dahi tercih edilen, “Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” hadis-i şerifi gereğince, çoğu sarhoş edenin azının da haram olmasıdır.”

Elmalılı da Ebu Hanife’nin tespitine katılmakla beraber yasakçı Yezidilerin “hâkim görüşlerine” itibar etmekten kendisini alıkoyamamıştır. Bunu en büyük nedeni de o zamanlarda emperyalizmin Yezidi Nurculuğu, Efganiliği, içkiyi tamamen yasaklayan Bahailiği Müslüman ülkelerde maddi ve siyasi olarak teşvik etmesi yüzündendir diye düşünüyorum.

İçkiyi yasaklayan ayetlerin peygamberin veda haccına yani ölümüne yakın zamanlarda gelmesi dikkat çekicidir. Bakara Suresinin Kur’an’ın 2’nci suresi olmasına bakmayın. Vahiy sırasında 85’nci sıradadır.

İçki, recm, örtünme, kurban konularında Muhammet’in istediğini gerçekleştirmek şöyle dursun, Yezidiliğe halen bağlı olan yandaşlarının etkisinde kalıp istediği devrimi gerçekleştiremediğine böylece tanık oluyoruz. Muhammet’in ölümünden sonra zaten Ebu Süfyan’ın ve çocuklarının yıldızlarının parladığı, eski Yezidi Mecusi geleneklerin hortladığı görülür.

Ancak, Muhammet sonrası da, günümüzde de Yezidilerden içki içen çoktur. Bunun sebebi de, Muhammet zamanında Yezidilerin İran Mecusiliği etkisinde olanları zaten içiyorlardı. Rum Suresi tefsirinde de Bizanslıların İranlılara yenilmesinde Muhammet ve yandaşları üzüldüğünde, Yezidilerin sevinmeleri ve “Üç vakte kadar Bizans galip gelecektir” diyen Rum Suresinin inmesi tartışmalarında Hicaz Yezidilerindeki İran etkisi açıkça görülür.

Günümüzdekilere gelince 19’ncu ve 20’nci yüzyıl başlarında Kürtler arasında Sosyalizm siyasetine bağlanan Yezidi Kürtlerin etkileri tartışılmazdır. Günümüzde de ülkemizin solcularının başını çeken bu Kürtler her ne kadar dine inançları olmasa da aşiretlerinin desteğini ret edemediklerinden ortada bir siyaset izlerler.

1096-1099 yılları arasında gerçekleşen I. Haçlı Seferi’ni takiben “Tapınak Şövalyeleri Tarikatını kuran Bolonya’lı Baldwin’in Süryaniliği kabul ettiği açıktır.

15. yüzyılda Fransa Kralı IV. Fransuva’nın Tapınak Şövalyelerini kazığa oturtarak idam etmesi ve aşağılayıcı işkencelere tabi tutması olaylarında tarikatın önderi olan Jack de Molay’ın itiraflarından oluşan itirafnamelerde, Tapınak Şövalyelerinin Bafomet şeytanına tapındıkları kayıtlara geçmiştir.

Bu kıyımdan kurtulanların bir kısmı Almanya’ya bir kısmı da İskoçya’ya kaçmışlar ve kurtulmuşlardı. XVI. Yüzyılda İskoçya’da “Gül Haç Kilisesini” kurduklarında “inşaatta gösterdikleri ustalıktan dolayı “Mason (Duvarcı)” adını alan bu şeytan ibadetçileri daha sonra Amerika’ya göç etmişlerdir.

Masonların bir tarikatı olan Mormon tarikatında da “alkol” kesinlikle yasaktır.

Sabilerin günümüzdeki yaygın adlarıyla Süryanilerin bol bulundukları ve anavatanları olan Ürdün- Şeria nehri civarlarındaki topraklarda El Kaum adında bir tanrıları vardı ve bu tanrıları “içkiyi yasaklıyordu”. Bunun dışındaki bütün Arap-Sabi, Yezidi, Mecusi tanrıları hatta Allah’ın Evi olan Kâbe’deki Hubel/El Lah/Allah bile içki sunusu kabul eden bir bereket tanrısıydı.

Nebatilerden kalma bir tanrı olan El Kaum’du. Altında kaynağı verilen El Kaum’un tanımını okuyalım;

El Kaum (Arapça) =Nebatilerde ,gece ve savaş tanrısı olarak tapınılır, kervanların koruyucusu olduğuna inanılırdı.(Hermes benzetmesi) “İnsanların arkadaşı (Yaren)” adıyla da anılırdı. Gene Nebatilerde, “Şerefine toprağa içki dökülmeyen, içki içmeyen, ihsanı, ikramı bol bahşeden, tanrıydı. (Encyclopaedia of Religion and Ethcis, op. cit., p. 663.)

Yahudilerde de içki serbesttir ama Yahudi kabilelerinden Rekavlıların ataları olan Yehodonav’ın öğüdüne sadık kalarak içki içmediklerini, bağ dikmediklerini ve bunda direndiklerini Tevrat Yeremya Kitabı 35’nci bölümde işlenir ve bu Yahudi tanrısı Yahve’nin hoşuna gider ve onları yüceltir;

Yeremya 35. Bölüm;

Yer.35: 19 Bunun için İsrail’in Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
‘Rekav oğlu Yehonadav’ın soyundan önümde hizmet edecek olanlar
hiçbir zaman eksilmeyecek.”

Evet, içki konusunda bu tespitler doğrudur. İçki düşkünlük yaptığından zaman içinde iradeyi giderir ve insanı çok aşağılık davranışları işlemeye de sevk eder. İçkinin bu gerçekleri yaşanmış ve elan yaşanmakta olan olaylardır.

Ancak, insanlar bunu bilmediklerinden değil bildikleri halde içmektedirler. İçenlerin çoğu da kendisini kurtarmış, toplumda yeri olan, insanlara hizmetler veren, faydaları dokunan kişilerdir. Birkaç fakir fukara yokluktan, aç karınla içmekten ya da tembellik nedeniyle aç içtiğinden serserilik ediyor diye veya içkiliyken cinayet işliyor diye bunun yasaklanmasını kutsallaştırmak ta doğru değildir.

Peygamberlerden bunu içmeyen yoktur. Nurcular, Fetullahçılar ve Yezidi İslâmcılar peygamber Muhammet’i yüceltmek için onun çocukluğunda Allah ve meleklerince korunduğundan günah işlemediğini öne sürmektedirler.

Oysa İbni Hişam El Kalbi, Hicri 201 (812’lerde) yılında Muhammet İbni İshak’ın (699-768) “Kitabul Asnam (Putlar Kitabı)” derlemesinde, Allah’ın Kızları olarak tapınılan El Uzza bölümünde peygamber Muhammet’in bir itirafını kaydetmiştir. Bu itirafta peygamber;

“-Ben bunların dinindeyken bu puta (El Uzza’ya) boz bir koyun kurban etmiştim!” demektedir.

Bu da peygamberin putlara kurban kesmek gibi bir ibadetten korunmayan Muhammet’in içki içebileceğini göstermektedir. Bu konuda çok sayıda iddia da zaten vardır.

Allah’ın Evi olan ve “Allah’ın Bekçileri” sıfatlarıyla anılan Kureyş kabilesinin korumasındaki Kâbe’de 360 put- heykel vardı ve bu El Kaum’un da heykeli muhakkak bunlar arasındaydı. (Kynk- Elmalılı Kuran Fatiha Suresi tefsiri; İbni İshak Siyer, Kitabul Asnam)

İçki yasağı getirecek ayetler için peygambere resmen baskı yapan Halife Ömer ve Muaz gibilerin zaten Yezidi özellikleri bilinen bir şeydir ve Muhammet’i asla anlayamamışlardır.

Peygamberin ölüm döşeğine düştüğü haberi, savaşa giden orduda bulunan halife Ömer’e de ulaştığında, Ömer’in saçmalıklarını herkes ret eder.

Nedir bu saçmalıklar?

Neymiş?

Peygamber, Kur’an’ın bir suresini yanlış tefsir etmiş, yani açıklamış ta günaha girmişmiş. Bu yüzden yüz yıl içinde veya belirli bir zamanda tekrar doğup Araplara önderlik edecekmiş!

Silah arkadaşları buna karşı çıkar ve Mekke’ye gelinceye kadar Ömer’in kendisine karşı çıkan silah arkadaşlarına kılıç çektiği yazılıdır.

Yetmez, Peygamber ölmek üzeredir, yanına gidip başında durmaz kapı önünde ölmesini bekler ve bu fikrini halka kabul ettirmeye çalışır.

Peygamber de Ebubekir’i gelen vakit namazında ve ölümünden sonra imamlıkla görevlendirmek ister ve çağırtır. Ayşe bu ağır sorumluluktan babasını kurtarmak için peygamberle tartışır ama emir kesin olunca Ebubekir gelir, içeri girer, peygamberin ölümüne kadar başucunda oturur ve vasiyetini alır.

Dışarı çıktığında Ömer hala bu saçmalıklarını anlatmayı sürdürür. Peygamberin yeniden dirilmesi demek reenkarnasyon ruh tenasülü/geçmesi olayıdır ki İslâm’da ret edilmiştir.

Ebubekir, Ömer’i kibarca uyarır (Geniş bilgi için tık), Ömer duymaz bu defa kuvvetle iterek kenara çekerek Müslümanlara şöyle der;

“Her kim Muhammet’e tapıyorduysa o insandır, ölmüştür. Her kim Allah’a tapıyorduysa o bakidir, diridir, vardır!”

Sizce İslâm’ı kim daha iyi anlamıştır?

Bence Ebubekir’dir.

İslâm öncesi Araplar çöl şeytanlarına ve cinlere tapınıyorlardı. Allah ve kızları olan Lat, Menat, Uzza’da dişi şeytanlardı ve şekilleri insan şekliydi. Hacdan haça yıkanır, tıraş olurlar, saçlarını, kıllarını una bulayıp atarlardı ve öteki yezidiler de bunları pişirip yerlerdi. Çekirge, fare, yılan, kertenkele gibi iğrenç hayvanları yemek adettendi.

Muhammet bunları böyle sapıklıklardan kurtarmıştır. Ama içki ve kadın düşmanı recim taraftarı Sabi, Mecusi, Yezidilerden, onların putlara kurban kesme sapıklıklarından kurtaramamıştır.

Bir de bunlara İslâm devletlerinin güçlü zamanlarında “Müslüman olduk” deyip uyanların, çöküş dönemlerinde Bizans’ın desteğini alarak İslâm’ı bölen mezhepleri ve tarikatları çıkartanlar da eklenince at izi ile it izi iyice karışmıştır.

Sıradan insanları bırakınız dini bilgisi yüksek olanlar bile bu bölünmelere katılmışlardır.

2003 yılında Gürcistan’ın Avrupa Parlamentosuna verdiği “Azınlık Raporu’nda”  Dicle-Fırat nehirleri arasında El Cezire veya Mezopotamya olarak anılan bölgede yaşayan Arap, Ermeni Süryaniler, Sabiler ile Yezidi Kürtlerin, 1567’lerrden itibaren Gürcistan’dan “ortak düşmanları olan Türkler ile Müslümanlara karşı” destek almaya başladıklarını bu işbirliğinin Osmanlı imparatorluğunun yıkılışına kadar sürdüğünü okuyoruz.

11 Kasım 1938’de devletin başına geçen İsmet İnönü El Cezire bölgesine giren Bitlis kökenli bir Rum’dur. İngiliz işbirlikçisidir. 05 Mayıs 1938’de devir aldığı devleti İngiliz mandası yapmıştır.

14 Mayıs 1950’de İngilizlerin en sadık işbirlikçileri olan Yezidi, Yahudi Kürtler ile Nakşibendilikten türeme Nurculuk Yezidiliği-Süryaniliğinin savunucuları, İslâm Kürdistancılarına devleti teslim etmiştir.

O tarihten bu güne kadar partisi CHP 1946’da Pembe köşk adlı ikametinde Celal Bayar ilke aralarında yaptığı “şike-Muvazaa” gereğince iktidara oynamamıştır.

İşte çok derin Müslüman olan ve Osmanlıcı görünen bu Nurcuların Süryani, Beyt Şemes (Güneş/Şems) Evi” Sabi Yahudilerinin ve Yezidi Kürtlerin ortak kıyafetleri “Çarşaf-peçe” ve burkadır.

Hepsi Tevrat, İncil okurlar ve yukarıdaki Tevrat ayetleri onlar için de kutsaldır. İçkiyi yasaklamalarına rağmen bu tarikatlarda her türlü uyuşturucu başta esrar (eski olmasına rağmen Kur’an yasaklamamıştır) ile şeytanın işleri olan kumar, bahis, toto, loto gibi şans oyunlarını hepsi oynamaktadırlar.

İçki/Alkol içenler serhoş olup muhtelif aşayiş olaylarına, trafik kazalarına, kasti cinayetlere sebep olabilirler.

Peki, esrar aklı gidermez mi? Üstelik uyuşturucu tedavisi alkol tedavisinden daha zor ve acılıdır.

Ya kumar ve öteki şans oyunlar?

Kumar yüzünden evler, fabrikalar, hanlar satılmakta, insanlar toplu olarak işsiz evsiz bırakılabilmekte ve toplumda her türlü ahlak çöküşüne neden olmaktadır.

Oysa alkol sadece içene ce çevresindekilere zarar verir.

İçkiyi yasaklayıp uyuşturucu satışına, kumarın her türüne dokunmayan, rüşveti “bahşiş” diye serbest bırakan, halife Ömer zamanında cami yapılmış kilise vakıflarına kadar iade yasaları çıkartan, karşılık gözetmeden yabancılara milyonlarca dönüm devlet arazisini satan, Amerika ve İngiltere tarafından seçilip iktidara getirilen ve bu devletlerin büyükleriyle telefon görüşmelerini bile reklam amacıyla kullanan, teröristleri serbest bırakıp, onlarla mücadele eden ordunun generallerini yargılayan, uyuşturucu ve silah kaçakçılıklarıyla bilinen, böyle zengin olmuş doğulu toprak ağaları ile ruhbanlarını devlet bakanlıklarına getiren, Irak’ta kurulan çakma Kürdistan devletine izin veren ve bu devletin sözde resmi dairelerinde Masonların kutsal işaretlerini kullanan, yüzyıllardır devlet düşmanlığı yapan aşiret olan Yahudi Barzanilerle dost iktidarları görünce bunların “Müslümanlıklarından mı” yoksa “Masonluklarından mı” bunu yaptıklarını sormadan edemiyor insan!

Nasıl bir Müslüman;

1400 yıllık düşmanı olan Haçlılara Müslüman çocuklarını NATO askeri eder?

Nasıl bir Müslüman, Haçlılarla bir olur ve Müslümanların kırılmasında çeteler kurup Müslümanları kırdırır?

Nasıl bir Müslüman kendi toprağını karşılık gözetmeksizin haçlılara satar?

Nasıl bir Müslüman 1300-1000 yıl önce  cami yapılmış bina ve arazileri Hıristiyan vakıflarına iade eder?

Nasıl bir Müslüman okullarında Haçlılar istiyor diye cinsel sapıklıkları ders olarak okutur, kulüpler kurdurup teşvik eder?

Nasıl bir Müslüman “alkol yasaklarken”  esrar, eroin ve benzeri uyuşturucuları serbest bırakır, onların kaçakçılığını yapanları hükümete bakan yapar?

Nasıl bir başbakan adı “Türkiye olan bir ülkede Haçlılarla bir olup “Türk adını sileceğiz!” der?

Nasıl bir Türk ve Müslüman, Türkiye Cumhuriyetini 36 eyalete böleceğini söyler?

Nasıl Müslüman bir devlet adamı  Müslüman ve Türk askerini Haçlı emrine verir ve Müslümanların işgalinde kullanır?

Çünkü bunlar Müslüman takiyesi yapan Hristiyandır. Kumar, bahis oyunları, Tevrat’ta Yakup peygamberin işleridir. Yakup, hile ile peygamberlik hakkını ağabeyi Esav’dan alınca, öldürülme korkusu ile dayısının yanına kaçar. Dayısının küçük kızına aşık olur. Dayısı da sekiz yıl ona hizmet ederse kızını vereceğini söyler. Yıllar dolunca düğün dernek, gerdekte peçeyi kaldırıp bir bakar ki büyük kızı vermişler.

-Dayı bu ne_

-Bizde önce büyük kız evlendirilir. Küçüğünü istiyorsan bir sekiz yıl daha çalış.

Sekiz yıl sonunda küçük kızı da alır. Ama, bu arada o da hileye yatar. Çapraz melezlemeyi öğrenir ve dayısı ile doğacak kuzuların rengine bahse girer, doğan kuzuların renkleri, yaban eşeği gibi çizgili olanları bile üretir ve dayısının tüm sürüsünü alır. Yahudi ve Hristiyanlar Tevrat okuduklarından asla kumar ve özellikle bahisten vazgeçmezler.

İçki yasağı ise gene Hristiyanlık emridir. İsa, havarileri ile son yemeğini yediğinde aşağıdaki ayetteki isteği gerçekleşinceye kadar kutsal meyve üzümün ürünü içkiyi içmeyeceğini söyler. Bazı Hristiyan mezhepleri de bu yüzden içki içmezler.

Okuyalım Matta İncil’i ;

Mat.26: 29 Size şunu söyleyeyim, Babamın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.

İşte, Sabilerin Cinze d Rabba (Ginza d Rbba) kitabında, İslam’da Arş-ı Ala, Cinze kitabında Erkan el Arşa” diye geçen ilk toprak yaratıldığında, kendiliğinden biten asmanın meyvesi üzüm Allah’ın ilk gıdasıdır. Öteki bitkileri yaratıncaya kadar üzüm ile beslenir, zamanla şarap yapmayı öğrenir, evreni yaratırken yoruldukça içki içer dinlenir. Bu ayet gereğince şarap ile vaftiz geleneği elan sürmektedir. Ama Nasturi Hristiyanları ve bazı Hristiyan mezhepleri, İsa’yı “Allah” saydıklarından, “O içmiyorsa biz de içmeyiz” kararı almışlardır.

Yezidi bir Kureyşli olan Hz. Hamza’nın sağlığında yukarıdaki Nahl 67ayeti inmiş, Hind’in kölesi vahşi onu savaşta öldürünce Nasrani Hristiyan Yahudi olan Ömer ise içki içmemektedir. Yukarıdaki Kur’an tefsirinde eksik olan bu ayetin bilgisidir.

İçki yasağı kısaca, Allah’ın değil Ömer ve Muaz’ın istekleri ve Hristiyan mezheplerine uygun olarak değiştirilmiştir. Çünkü, Habeş İncili okuyan Gregoryen Ermeniler üzüm bayramı yapmakta ve kutsal şaraptan içmektedirler. Katolikler de İncillerinde bu ayet olmasına rağmen içmektedirler.

Matta İncil’i ayetinin İslam’a geçmesi bize İslam’ın daha Muhammet çağında Hristiyanlaştırılmaya başlandığını kanıtlamaktadır. Zaten Kur’an Tevra ve İncil’e inananlara “Ehli Kitap”  demektedir. Ama, Adem’in ilk yaratılışında meleklerin Adem’e secde ettiğini yazan tek kitap olan Cinze’den hiç bahsetmemektedir. Oysa bu konu Tevrat ve İncil’de yoktur. Sabi olan peygamber Muhammet’in Cinze kitabını Kur’an’a almamasının tek nedeni, Cinze İsa’nın “recm edilerek cennetten kovulmuş Er Ruha şeytanının” (Euzubesmele), Allah’tan mektup getirerek peygamber Yahya’ya verdiği için onun şeytan olduğunu bildiği halde vaftiz ettiğini, İsa’nın ve tüm Yahudi peygamberlerinin ve Yahudilerin Şeytani olduğunu yazdığı için Roma imparatorlluğunca yasaklanmasıdır. Bu yasak, Osmanlı’nın yıkılış döneminde Yezidiler ile birlikte Ermenilerin, Keldanilerin ve Süryanilerin de Hristiyan sayılmaları ile son bulmuştur.

11 Kasım 1938’den beri iktidar olanlar ile TBMM koltuklarını işgal eden “NATO, AB üyeliklerinden vazgeçemeyiz!” diyebilen günümüzün iktidar ve Muhalefet partileri de İslam’ı eski dinlere dönüştüren, maskeli kripto gayrimüslümlerden oluşmaktadır. İçki yasağı İslami değil, İsevi bir yasaktır.

Bunca kanıta rağmen kabul etmeyen de kendisi bilir.

Takdir okuyucunundur!

Alaeddin Yavuz

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Güncel Siyaset içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to İÇKİ YASAĞININ ARKA YÜZÜ

  1. el muslim dedi ki:

    sadece gülüyorum yazar efendi . sana cevap veriyorum insanlar eskiden beri krallarını ilah rab olarak görürlerdi bunun sebebi ise ılahın kelime anlamında gizli.ilah islam dininden önce koruyup gözelten kanun koyan himaye eden rızık veren anlamında kullanılıyordu. nitekim bunu sümerlerdede helak olan kavimlerdede görmek mumkundur. yani hak din önceden vardı ve insanlar ilah ALLAHIN İLAH SIFATINI ÇALMIŞLARDIR. kuranda açık bir şekilde sümerlerin içinde bulunduğu durumu krallarının nasıl gördüklerini izah etmektedir. ha birde unutmadan söyleyeyim sümerlerde akadlarda firavunlarda allahı inkar eden kimseler değildi sadece onun nizamını tanımazlardı ilahiyetini kabul etmek istemezlerdi. bunun bilimsel olarakta kanıtı var kurandada kanıtı var ben kurandan veriyorum firavuna davetine karşılık emrindekilerine o halde oyle bir bina inşa edin ki musanın rabbi ile kanuşayım tabiri onun ilahın varlığından haberdar olduğu fakat kinlendiğini gösterir. yine sümerlerde ise bilindiği gibi hz nuhun peygamber gönderildiği kavimdir. ve nuh sizin ALLAHTAN başka ilahınız yok diyor. burdada ve ayetin devamındada bu kavmin ALLAHın yanında başka insanları (krallarını) ilah olarak gördükleri için söylemiştir. açıkça bu kavimlere hak dinin geldiği açıktır. ve daha öncede bunlar allaha inanan toplumlar olduğunu sonradan başka şeyleri orak koştuklarını göstermektedir. hak din islam ile son şeklini tamamlamıştır….

    Beğen

    • alaeddinyavuz dedi ki:

      Bak sen Sümerleri de tanrı kavramını da yanlış biliyorsun. Doğrusu buradadır. Sen Kur’an tefsirini bırak mealini de okumamışsın belli Sonra ben senden cevap istemedim ki bana cevap lütfunda(!) bulunmuşsun.Bu blogta “İslam Öncesi Arap Tanrıları” adlı çalışmamı da oku. Sümer, Babil, Asur tanrıları var. Genel kültür olarak oku. Bu yazıları okuyarak dinden çıkacak kadar korkaksan evinde otur zikir yap.
      Allah’ın gerçek köklerini bu yazılarda bulabilirsin. Sen tefsir okusaydın bu yazılar sana tuhaf gelmezdi.Ama cahile laf anlatacağına git işine bak daha iyi.Anlamazsınız ki?
      Tayyipler, Deliüzzamanlar, Fetoşlar sizi Hıristiyanlaştırırlar, dini piç ederler de artlarından gidersiniz. Onları kutsar yüceltirsiniz. Dinine sahip çıkmayanlar, dinleri değiştirilirken anlamayanlar dinlerini bilmiyorlar demektir.
      O zaman yorum da yapmayın.
      Gidin zikir yapın.Putperstlerin kıyafetleri içinde dolaşın durun

      Beğen

  2. taha dedi ki:

    BEN SÜMEROLOG OLARAK ŞUNLARI BELIRTMEK ISTIYORUM KENDINI SUMEROLOG OLARAK TANITAN VEYA BILDIĞINI SOYLEYEN SONRADA KENDI IDEOLOJISINI SÜMER TARİHİYLE KARIŞTIRIP ORTAYA KOYAN KİŞİLERE ITIBAR ETMEYIN…. BEN BIR MUSLUMAN OLARAK YAZARIN BIRCOK YAZILARINDA ÖNYARGI,BİLGİSİZLIK YADA BAŞKALARININ DÜŞÜNCESINI BENIMSEYIP ONLARI AKTARMA GÖRDÜM YAZARA TAVSİYEM KAYNAKLARI ILK ELDEN OKUYUN….

    Beğen

    • alaeddinyavuz dedi ki:

      Sümerolog ve Müslüman.İlginç bir yorum olarak yayınladım.
      Ülkemizde bazı üniversiteler, Sümer, Hitit, Grek, Pers, Arap kültleri hakkında bilim insanı yetiştirmek için bazı fakülteler açtılarsa da bunlardan bu toplumların geçmişteki yazılarını dilimize çevirebilecek uzmanlar ne yazık ki yetişmemektedir.
      1994 yılında İstanbul Arkeoloji müzesinin Anadolu Medeniyetleri bölümünün girişinde bulunan iki Hitit Aslan heykeli üzerindeki yazıları okuyup dilimize çevirebilmesi için, Türkçe bilmeyen bir Hititoloğu Kültür Bakanlığı İsveç’ten getirtmişti.
      Gerçek bir Sümerolog, yani Sümer bilimcisi zaten böyle yorum yapmaz.
      Ben en azından bu yazıyı yazabilmek için, bazı yabancı kaynaklardan çeviri yaptım ve dilimizde olanlardan da derlemeler yaptım.
      Kendisine Sümerolog diyen ve eline bir Sümer tableti bile almamış, bu dilde adını yazamayan adamların yorumlarına da sizler itibar etmeyiniz.
      Takdir sizindir.

      Beğen

Yorumlar kapatıldı.