TELGIRAFIN TELLERİNE DİNOZORLAR MI KONAR

TELGIRAFIN TELLERİNE DİNOZORLAR MI KONAR

Başlığa bakıp ta diyebilirsiniz;

Hindistan telgrafı resmen kaldırdı.

-Alaeddin bey, telgıraf mı kaldı artık uydular, uydu bağlantılı internetli televizyonlar, cep telefonları dolu. Artık telefon etmek için postahane kuyrukları 1980 sonlarında tarihe karıştı. Santral memurelerinin “Adana çık aradan, Ankara çık aradan” gibi birbirlerini fırçaladıkları çığlıkları duyulmuyor, tarih oldu.

Önemli konuları bildirmek için çekilen telgraflar da öyle aynı kaderi paylaştı. Şimdi elektronik postalar var. Helada hacet eylerken dahi elektronik posta göndermek mümkün hem de resimli. Tabi helada neyi çekip postaladığınıza bağlı:)).

Ama bunca olağanüstü hızla gelişen iletişim teknolojisine, sinek böcek şeklinde dinleme cihazları da eklenerek istihbarat teknolojisi aklı boyutlarını zorlar hale gelmiştir.

Bu teknolojiyi kullanarak, cep telefonlarına, bilgisayarlara sizin haberiniz olmadan sizi herhangi bir komplonun mağduru yapmak anlık iştir. İşte bu yolla AKP­-Cemaat koalisyonu 2008’den itibaren emekli ve muvazzaf ast veya yüksek rütbeli subay, polis, siyasi, basın ve sermaye gruplarından çok sayıda insanı iftiralarla tutukladılar ve onların tutulmaları ve yargılanmaları için mevcut adliye binaları ve cezaevleri yerine onlara özel Silivri mahkemeleri ve cezaevleri tesislerini hizmete soktular.

Devletin adalet, asayiş, haberalma, ordu kurumlarının içine yıllar öncesinden yerleştirilmiş kripto elemanlar bir anda faaliyete geçtiler her yer aşırı istihbarat-iftira bombardımanına tutuldu. Eğer bu son teknoloji olmasaydı, bu bilgiler telgraf telleriyle yapılamaya kalkılsaydı inanın o teller aşırı yoğunluktan kızarır erirdi veya üstüne dinozor konmuşçasına kopardı.

2008 yılından bu yana devletin genelkurmayı Silivri koloni hapishanesine tıkılırken, sürekli inkar edilen terör örgütü ile hükumetin koalisyona geçmesi günümüzde devletin resmi siyaseti haline gelmiştir.

Devlet dış düşman ordularınca işgal edilmişçesine, terör örgütü mensupları açıkça devlete her dediğini yaptırır, asker sivil öldürür, açıktan ticari faaliyetler yürütür ve ülkenin en önemli kurum ve kuruluşlarını satın alır, devleti sekiz eyalete bölen yeni dayatma devlet yapılanması, açılım, saçılım, ileri demokrasi saçmalıklarıyla örtülürken, işgali gören vatanseverler ellerinde bu ülkenin bayraklarıyla sokaklara döküldüklerinde devletin polisi onlara acımasızca gaz bombası, su topu, jop vesaire ile düşmanmışçasına saldırtılmaktadır.

Polis vahşeti

Bu konuda işbirlikçi siyaset-cemaat koalisyonunun emirlerine harfiyen itaat eden polis ve yargı mensupları çok kıtmetliydiler. Polis hukuksuz hükumet emirlerini uyguladığında “destan” yazardı, yargı ise hukuksuz yargılamaları ile “kahramanlık” yapardı.

Başbakan o zamanlar “Biz yargıya karışmıyoruz, ortada suç varsa bırakın yargı görevini yapsın!” derdi. İç işleri bakanı eski İstanbul valisi Muammer Güler bey “Polis durduk yerde kimseyi tutuklamaz” derdi. Ne güzel di o günler. AKP-Cemaat el ele, diz dize camilerde namazlara katılırlar, kendi imamları tarafından hutbelerde yüceltilirlerken bu yalamalıkları dinleyip eşsiz olduklarına inanırlardı.

Her yer toz pembe, pürunur içindeydi.

Boşbakan İrecep Tayyibe efendi kendini Osmanlı padişahı Kanuni gibi görür her aklına eseni söyler, tepki görünce de ertesi gün 320’den fazla vekili olduğundan mecliste o saçmalıklarını yasa haline getirirdi. Bu yasaların hukukiliği ise yoktur.

TBMM yani Türkiye Büyük Billet Meclisi artık Tayyip Beyin Malı Mülkü, Türkiye Cumhuriyeti de Tayyip Cemaat devleti olmuştu. Her iki grup Irak’ta Kürt ve Süryani devletçikleri kurdurmuş hatta bunu doğu Anadolu ve Suriye sınırımızda da uygulama aşamasına geçmişler, sonunu getirmeye and içtikleri, yüzyıllar öncesinden “Dar-ül Harb” yani “savaş alanı” ilan ettikleri devletin de kalıntılarını yağmalayarak geçinip gidiyorlardı.

Hatta 16 Kasım 2013’te Diyarbakır’da Ira’tan Yahudi Kürtlerinin aşiret reisi Barzani ve bütün Kürtçü yazar, çizer tayfalar toplanmış devleti nasıl parçalayacaklarını Arap geleneklerinden çalıntı halk oyunları ve türküleriyle çalıp oynayıp coşarak ilan ediyorlardı.
Kambersiz düğün olmaz örneğindeki gibi Batum Süryani’si Rum Tayyip olmadan da bu toplantı elbette olamazdı.

Barzani bu kutlama olayını “Başbakan Süryani Tayyip ile Urfa Ermeni’si Öcalan eşkıyasının önderlikleri sayesinde” gerçekleştirebildiklerini rahatça gerinerek söylüyordu. Kürtler acilen yeni anayasa yapılarak Kürtlerin coğrafi bölgelerinin tanınması ve kurulacak kukla oluşumun resmileştirilmesi için Süryani Tayyip’i sıkıştırıyorlardı.

Ortak amaçlara sahip olsalar da yaklaşan 2014 yerel ve genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle Süryani Tayyip tekrar seçilememe korkusunu da yenemediğinden Kürtlerin isteklerini ertelemişti.

Kürtlerin dediklerine göre %60 Kürt oylarıyla iktidarda tutulan Süryani Tayyip, zaten Kürtçü partilere kaymakta olan Kürt oylarının her seçimde azaldığını, bu seçimde de kuruyabileceklerini de hesaplıyordu. Diğer bölgelerden de oy alamayınca başına gelecekleri de çok iyi bildiğinden Kürtleri beklemeye zorladı. Onlar da var olan muhalefete katılarak AKP’yi bitirme faaliyetlerine yöneldiler.

16 Kasım 2013 Diyarbakır’da Hükumetin ihanet günü.

Biraz gerçek biraz tiyatro olsa da bu oyunun şartları ortalama bunlardır.
Ne olduysa ortalıkta görünmeyen ama gizde bilindiği anlaşılan uyuşmazlık basına yansıdı ve AKP’nin 2004’te F.Gülen cemaatini bitirme planına imza attığı basında yer aldı.

2007-8’de genelkurmay tabakasını Silivri’ye tıkmakta oldukça etkili olan “Bavul İstihbaratı” bu defa aynı gazetecinin bu defa AKP hükumeti için bir “Bavul İstihbaratı” olayını başlattı.

Bavulcu taraf yazarı.

Suçlama içeren delillerin üretiliş ve kamuoyuna yansıtılış şekli Ergenekon operasyonunun birebir kopyasıydı. Her gün basına tane tane verilen AKP’yi suçlu ilan eden delilleri 17 Aralık 2013 operasyonları izledi ve ortalık karıştı.

Başta başbakan RE.T.E. masonunun zeki oğulcukları ile hükumetin dört bakanı, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın, Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın üstün zekâlı mahdumları, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab (Rıza Sarraf) ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in yüz milyarları bulan yolsuzluklar yaptıkları, uzun süredir karşılıklı takip, dinleme, gözleme istihbaratları sonucunda gene Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından operasyona karar verilmiş ve gizli olarak gerçekleştirilmiş ve anında da basınla paylaşılmıştı.

Ama Bavul bumerangı ile hızlanan kavga, F.Gülen’in golcüsü Hakan Allah’aşükür’ün istifa ettirilmesinin ardından hükumetin pilini bitirecek olan bu büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gerçekleştirilmişti.
Başta Halk Bankası Genel Müdürü olmak üzere bakanların çocuklarının da evlerinde milyonlarca ABD doları para ayakkabı kutuları içinde saklanırken ele geçirilmişti.

Halk bankası önünde Ayakkabı Kutusu eylemi

Halk Bankası müdürü bu paraların Bosna ve memleketindeki okul yapan vakıflara “hayır” olarak vereceği için ayakkabı kutularında sakladığını söyleyerek milleti güldürmüştü.

Bu operasyonu F.Gülen’in şahsına karşı savaş ilanı sayan boşbakan anında soruşturmayı yapan polis müdürleri ile savcıları görevden almış olayı takip eden günlerde yüzlerce polis müdüründen memuruna hakiminden savcısına memurları görevlerinden alarak uygun yerlere sürmüş, bazılarını doğrudan “amirine haber vermeyerek görevini kötüye kullanma suçu” (böyle bir suç tanımı bu olay için geçerli değildir. Cumhuriyet savcıları gizli olarak kendine bağlı polis ile soruşturma, yakalama görevlerini yapabilirler.

Boşbakanın yaptığı resmen yargıya müdahale, hükumet yetkisini kötüye kullanarak kendini aklama suçu işlemektedir. Savcı ve polislere isnat ettikleri suçu kendileri işlemektedirler.
Resmen delilleri karartmakta, başlatılmış tüm tahkikatları kısırlığa uğratmaktadırlar. Böylesine büyük bir yolsuzluk operasyonunda başta boşbakan ve hükumetinin istifa etmeleri ve tutuklu yargılanmaları gerekmektedir. Bu suçlar gerçek olduktan sonra olayın boşbakan ve şahsi malı AKP’nin eski kankisi Cemaat ile savaş içinde olması hiç bir şekilde özür teşkil etmez.

Hele olayı “uluslararası komplo, dış güçlerin oyunu, İsrail oyunu…” gibi sıfatlarla adlandırmak kendilerini gülünç hale düşürmektedir. Çünkü boşbakanı iktidar eden bu güçlerdir ve yıllardır çok iyiydiler. Bu gün ABD elçisine bile katlanamayan boşbakan Irak, Libya,

Suriye operasyonlarından aynı elçilere haber vermeden adım atmazdı.
Yetmedi şimdi de “çete” dedler ve önce polis teşkilatında F.Gülen’in imamını teşhir etti, bu gün de Yargutay’da Fetoş imamını eski adalaet bakanı M.A.Şahin deşifre etmiştir.

“Ne istediniz de vermedik!” diyerek Fetoş’a çatan boşbakanın eski adalet baaknının imamı şimdi teşhir etmesi, yenisinin cemaat hakim ve savcılarını “boka bulaştıktan sonra” ayıklama başlaması ve HSYK’ bile beyanat yasağı getirmesi gülünçtür.
Kendisine ve hükumetine “komplo” kurulduğunu iddia ederken çocuğuna ve haliyle kendisine uzanacak soruşturmayı engellemek için yargı ve emniyet güçlerini dağıtmak, mağdura yatmak ise daha trajikomiktir hatta arlanmazlıktır.

Bu çeteyi siz örgütlediniz, siz korudunuz, siz görevlendirdiniz, Ergenekon soruşturmalarında kahraman, ucu size dokunuca “vay bana ha!” deyip kendiniz aklama derdine düşmeniz resmen acizliğinizdir. Öte yandan onları temizleyecek olan en iyi ekip te sizsiniz ama hem halkın gözünde hem de hukuken meşruiyetiniz kalmamıştır.

Yetkisizsiniz.

Hükumet devlet içinde “çete ile mücadele eden” değil, resmen işlediği suçu tahkik eden yargı ve emniyet güçlerine savaş açmış, kamu adına yürüttüğü yasama ve yürütme görevini resmen suistimal ederek kendini aklama, delilleri karartma rezilliği içinde adaletin ırzına geçmektedir.

İstifadan başka seçeneği yoktur.

İsithbarattan polise, yargıdan orduya, sermayeden vakıflara her yere üstün zekâlı (!) yavrularını yerleştiren, her kuruş rüşvetten haberi olan ve payını alan, halkına zulüm ile hükmeden boşbakan eski kankisinin hazırladığı “yolsuzluk ve rüşvet” operasyonunu vatandaşlarla birlikte öğrenmişse, polisin oğlunun evinde arama yapıp lahmacun yemesinden bile haberi olmamışsa gerçekten telgırafın tellerine dinazorlar konmuş demektir.

 

Çünkü son teknolojiye sahip istihbaratı resmen kof çıkmıştır. Bize de türkü yakmak düşmüştür;
Telgırafın tellerine dinazorlar mı konar
Yallah Tayyip yapılır mı böyle yolsuzluklar

Telgırafın tellerini arşınlamalı, Devleti soyanı kurşunlamalı…

Alaeddin Yavuz
keykubat /adilyargic/ adilyargicc

 

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.