YEZİDİLİK, KERBELA-EL UZZA’NIN İNTİKAMI

YEZİD, YEZİDİLİK, KERBELA-EL UZZA’NIN İNTİKAMI

Bu yazımın yazılmasına sebep, aslında Müslüman olmayan, ama Müslüman görünüp, Haçlılarla işbirliklerini açıkça yapan, Müslüman ve Türkleri, haçlıların kölesi, askeri eden, Nurcu, Gülenci, Mason Müslümanlarının başbakanı olan, Kırım Musevisi Tatar olan Ahmet Davutoğlu’nun, Hacı Bektaş’ta katıldığı Muharrem ayı Aşure şenliklerinde yaptığı saçmalamadır.

Ahmet Davutoğlu, kasıtlı olarak tarihi  çarpıtmıştır.

Ahmet Davutoğlu, kasıtlı olarak tarihi çarpıtmıştır.

“Dersim, çağımızın modern Kerbelasdır, Dersim soykırımından dolayı özür diliyorum”. Demesidir. Dersim’de Atatürk’e isyan edenler Aleviler değil, Sabetayist Yahudi tarikatında olan, Alevi görünen “6” Ermeni kabilesidir. Diğer Alevi aşiretleri, Ovacık, Mazgirt bölgelerinde köprü, okul inşaatlarını koruyan askerlerin Seyit Rıza   çetesince öldürülmeleriyle başlamış, İngiliz, Fransız destekli bu olayda yer almamışlardır.

Sonra, Aleviler, Kerbela’da, Hz. Ali oğlu Hüseyin’e bağlıdırlar, Nurcu AKP ise, Muaviye oğlu Yezid’in yandaşlarıdırlar. Böyle olduğundan, bu güne kadar Cem evlerini “Cem evi, cümbüş evi” deyip, ibadethane bile saymamışlardır.

Irak kerbela İmam-ı Hüseyn (ra) Ehli Beyt,in kuşatıldığı Mahal ve Adresleri gösteren Resimli siyeri-(30 Muharrem 1433

Halife I.Yezid’in Kerbela Kuşatması

 

Amerika’nın jandarmalığı görevini bu millete yaptırabilmek için, her kılığa giren AKPKK koalisyonunun son bombası da Muharrem ayını fırsat bilerek, Alevileri kazanma kurnazlığına yatması olmuştur.

Yezid- Hüseyin savaşını anlayabilmek için, Yezid, kimdir, ne demektir, Hüseyin neyi, kimi temsil eder sorularına bşr cümleyle cevap vermek mümkündür. Ama, bu işi kaynağına göre öğrenmek ve öğretmek gerekir. Bu konuda kitaplar, ansiklopediler karıştırmaya, tasavvuf içinde kaybolup gitmeye gerek kalmadan sizi kesin bilgiyle donatacak bu yazımı iyi okumanızı öneririm.

Kur’an İslamı, gerçek manada kavrayabilmenin, dört temel mezhebin aralarındaki farkı, bunlara bağlı sayıları 600 ile 1000 arasında değişen, birisi diğerinin girdiği camiye bile girmeyecek kadar birbirine zıt ve düşman tarikatlar arasındaki “kavram farkını” anlayabilmek için, İslam öncesi Hicaz Arapları ile onlar üzerinde çok etkileri olan diğer milletlerin dinlerini bilmek gerekir. Aksi halde tarikat ve mezhep savaşlarının arasında yuvarlanır gidersiniz. Örneğin, Dersim Alevileri ne Kur’an okur ne namaz kılarlar ama Müslümanım derler. Alevilerin namaz kılanları da vardır.

Özellikle doğu Anadolu’da yaygın olan düşmanlık, Dersim Alevilerine Şafiler, Nurcular “Kızılbaş” derler, onlar de Şafilere, Nıurculara “Yezit” derlerler. Nurcuların, Şafilerin iman ve ibadetleri batılı Sünni Türklerden çok farklıdır.

Kızılbaş Alevilerin pirleri, Kürt Şafi/Nurcuların şeyhleri,Seyit yani peygamber soyundandırlar, onların ruhlarını cennete götürecek rehberdirler. Şafi/Nurcu Kürtlere göre, Said-i Nursi Deliüzzaman böyle bir kişiliktir. Namaz kılmayan dinden çıkmıştır, öldürülmelidir. Müslümanlar gibi, Allah’a inanan, Hristiyan Süryani, Yezid ve Gregoryen Ermenilerin imanlarının temeli namazdır (dua derler), namazı terk eden dinden çıkmıştır ve öldürülmelidir inancına sahiptirler. Bozuk İslam olan, Vehhabiler, Şafiler, Selefiler gibi sarık-cübbe; Çarşaf-peçe” gibi kıyafet dayatmaları da yapan bu mezhep ve tarikatların da kökenlerini böylece görmüş oldunuz.

Oysa Hanefi Türk Sünniler bunları “Kur’anın ilgili ayetlerine dayanarak esastan ret ederler, ibadetleri yapmamak veya aksatmak, iman korundukça dinden çıkmayı gerektirmez. Allah’tan şefaat almadıkça, hiç kimse soyundan, sopundan dolayı, kimseye şefaat edemez, önce kendisini kurtarmalıdır böyle tipler.

Mitra/Mihr iran Güneş TanrısıYezitlik, İslam öncesi Hicaz Araplarının da tapındıkları Zerdüştlük ağırlıklı, “mecüc(cüce)” cin ve şeytanlara tapınılan, tapınaklarda onlardan, dua, ayin, kurban yoluyla bilgiler almaya dayalı , Mecusilik adıyla da bildiğimiz dinin adıdır. Kökenleri eski İran Mitra/Mihr dinine uzanır.

“Türkiye Türklerindir” adlı blogumda yayınladığım “İran kaynaklarına göre Zerdüştlük” başlıklı çeviri yazımın kaynağı olan, İran Ticaret odasının yayınladığı “İran Mitolojisi” adlı yazıda ve diğer İran mitolojisi araştırmacılarının tespitlerinde geçtiğine göre, İbrahim peygamberin babasının adı olan AZER’de, İran Mihr dininin beş cüce şeytanından birisinin adıdır. Bir kulağını yatak diğerini yorgan yapan cüce, bilgiç bir şeytandır, Azer, Azeri, Hazar adları bu şeytanın adlarındandır. Yezidi adını da, İranlıların bu dev ve cüce cin ve şeytanlarının en büyüğüne “Yezd, Yezdan” adını vermelerinden, bu dine inananlara da “Yezd’e inanan, ondan olanlar” anlamında “Yezidi” denilmesindendir.

İslam öncesi, Hicaz Arapları İran Mecusiliğini kendi yerel tanrılarıyla harmanladıkları Ay Tanrısı Dinine inanmaktaydılar. Bu dine göre, Allah,tan başka tanrılar da vardı. Hırsızlık ettiği için çöle sürülmüş, iki kızıyla yaşamak için çölün ortasında kendisine “KÂBE” (Küp şeklinde bina) ev yapmış, Ay ve Bereket Tanrısıydı.

Sembol hayvanı Kara Erkek Manda olan Ay Tanrısı Sin’in bronz heykeli

Sümer’in gök tanrısı Enlil’in oğlu “Sin”, Mıssır’ın kâtip tanrısı “Lah” karakterleriyle birleştirilmiştir. Bir adı “BA’ALLAH” olan Tevrat, İncil, kur’an’da da geçen Sabilerin Ay ve Bereket tanrısı BA’al’ karakteriyle de eşleştirilmekteydi. Çünkü,   Sina yarımadasında inen Tevrat’ı Kur’an Tur ve YASİN sureleriyle kutsamaktadır. İşte bu Ay tanrısı Allah,’ın   kızı Güneş ile evliliğinden ilk yedi gezegen doğmuştur. Bunların hepsi aynı zamanda insan şekilli tanrıdır. Yedi gök cismi/tanrının güneş etrafında dönmesini taklit olarak “Halay” dediğimiz çember oluşturularak yapılan dansları da ibadet şekillerinden birisiydi.

İslam bunları iptal etmiştir, Şems (Güneş), Kamer (Ay), Yasin (Selam Sin), Tur, Bakara (İnek/öküz) gibi surelerde, bu gök cisimlerinin Allah’ın tayin ettiği yörüngede onun bildiği bir süreye kadar yüzecek olan gök cisimleri olarak tanımamıştır ve “Lailaheillallah, Muhammedenabdühu ve resuluhu” ile “Kulhüvallahuehad” diyerek Tevhidi (Birliği) getirmiştir. Yani, “Allah’tan başka tanrı yoktur ve Muhammed onun elçisidir” ile “De ki, Allah birdir” diyerek mitolojideki öteki tanrıların bütün sıfatlarını Allah’ta birleştirmiş, ötekilerini melek veya şeytan yapmıştır.

Yapmasına yapmıştır ama, bazıları bunu pek beğenmemiş, eski imanlarına bağlı kalmış, siyaseten “Müslüman oldum” deyip, peygambere düşmanlık etmişlerdir. Hatta bazıları sağlığında muhalif camiler açmışlar, peygamber bunları “Mescid-i Dirar” yani “Zararlı Mescitler” ilan etmiştir. Ama görünen o ki, aşağıdaki tespitleri okuduğunuzda, “yararlı” değil, “zararlı” mescitleri kuranların galip geldiğini göreceksiniz.

Bunlardan birisi olan, kendilerine “Ezidi” denilmesinde ısrar eden günümüz Yezidiliği ise, peygamberin, dini bozan Sabilerden olan ve Sabilerin merkezi sayılan ülkemizdeki Urfa Harran şehrine sürdüğü Mervan bin Hakem’in ikinci halife Osman zamanında Mekke’ye getirilip yetki verilmesinin getirdiği kudret ve Süfyan ailesiyle işbirliği sonucu halife ettiği Halife I. Mervan’ın soyundan gelen, Romalılarla işbirliği yaptığından Abbasilerin takibinde olan Şeyh Hadi Bin Musafir tarafından 12. yy. sonlarında kurulmuştur.

12 yüzyılda, Abbasi İmparatorluğunun dağılıp, Arap-Selçuklu-Haçlı kültünün çekiştiği ortamda ortaya çıkması, putperestliğe, Allah’a kız ve eş yakıştırıp, onun kızı, cennetten kovulan dişi şeytana Tavus adıyla tapınmaları yüzünden, hem Hicaz İslam’ı hem Türk hem de Haçlı özelliklerini barındırmaktadır. Hicaz İslam’ını ise tamamen “Yezidilik-Şeytana taparlık” olarak kabulü, Hazreti Muhammed’i aşağılaması Müslümanları çok sinir edeceğe benzer.

Bir Müslüman’ın çocuğuna Yezid adını vermesi, İslam’a aykırıdır.

Şimdi, Allah’ın kızları konusunu işlemek için biraz Kuran’a dönelim;

Kuran Necm Suresinde geçen Allah’ın Kızları hakkında Kureyşlilere Allah “Meleklere Kız adı veriyorsunuz, bu hayırsız bir taksimdir,yaratılışlarını gördünüz mü” diye kızmakta, kızlarına “KIZ” değil “Melek” denilmesini emretmektedir;

NECM Suresi;

(Necmden maksat, yıldız demektir.)

18-Andolsun ki, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.

19-Siz de gördünüz değil mi Lat ve Uzza‘yı?

20-Üçüncü olarak da öteki Menat‘ı?

21-Size erkek, O’na dişi öylemi?

22-Öyle ise bu çok hayıflı (haksız) bir taksim”(Elmalılı Tefsirinden)

Bir örnek de NAHL Suresinden;

57- “Kendilerine istedikleri erkek çocukları alıp,kızları da Allah’a mal ediyorlar.O bundan münezzehtir.

Şimdi de Elmalılı hocanın tefsirinden;

“”Lât, Uzza ve Menat onların taptıkları putlardandı. Onun için bu putlarla, Abdullât, Abdul Uzza ve Abdul’l Menat diye isimler vermişlerdi.

Hatta “Bismillâti ve’l- Uzza” sözünü yemin ifadesi olarak kullanırlardı.

Ebu Ubeyde gibi bazı âlimler, bunların taştan putlar olup, Ka’be’nin içinde bulunduklarını söylemişlerse de, başka mekânlarda kurulan hususî puthanelerde de putların bulunduklarını gösteren nakillere rastlanmaktadır.

Ka’be içinde Hübel gibi diğer putların bulunması sebebiyle, yukarıda isimleri sayılan putların husûsi hanelerde bulunan putlar olması gerekir.

Lât için Tâif’de, Uzza için Nahle’de, Menat için Kudeyd’de birer mekânın olduğu nakledilmektedir. “

Bu surenin tefsirinde, Elmalı’lı Hamdi Yazır eski İslam tefsir alimlerinden yararlanarak tespit ettiği bir efsanede, Lat ve Menat’ın putlarının kırılmasını anlatır. Uzza ise bir vahada bulunan üç ağaçtan birinde yaşayan bir “ağaç tanrı-ça-(Hermafrodit)”dır. Uzza’yı öldürmesi için de Halid Bin Velid’i gönderir. O da Uzza’nın boynunu kılıçla keserek öldürür.

Allah’ın Kızı El Uzza’nın Öldürülmesi;

Kureyş’lilerin nazarında da putların en büyüğü Uzza idi. Onu ziyaret eder, ona hediye ve kurban verirlerdi. Kureyşliler onun için Hurad vadisinde Sükam adını verdikleri bir koruluk kurmuşlardı ve onu Kâbe’nin Harem‘ine benzetmek istiyorlardı.

Şeybân b. Câbir b. Mürre oğullarından olan bakıcıları, Beni’l-Haris b. Abdilmuttalip b. Hâşim’in adamlarındandı. Bunların en son bakıcıları da “Dübeyye b Harmeselemî idi. Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke’yi fethettiği zaman Hâlid b. Velid‘e dediki:

Batn-ı Nahle’ye git orada üç semüre ağacı bulacaksın, birinciyi kes!” Hâlid varıp kesti ve geri dönüp geldi: Peygamber (s.a.v) ona:

“-Bir şey gördün mü?” dedi.

O da,;

“-hayır” dedi:

“-Öyle ise git ikinciyi de kes!” dedi.

Kesip geldiğinde de ona tekrar;

“-Bir şey gördün mü” diye sordu.

“-Hayır” deyince,

“-O halde git üçüncüyü de kes!” dedi. Halid b. Velid kesmek üzere gittiğinde kendisini vazgeçirmek isteyen çıplak bir kadınla karşılaştı. Saçlarını dağıtmış, ellerini ensesine koymuş ve dişlerini gösteren bu şeytan kılıklı kadının arkasında da bakıcı olan Dübeyye b. Harmesselemi eşşeybânî Halid’e bakıp şöyle diyordu:

“-Ya Uzza! Haydi yalan çıkarma, Halid’in üzerine şiddetli bir şekilde saldır. Örtüyü bırak ve kollarını sıva, çünkü sen bu gün Hâlid’i öldürmezsen peşin bir zilletle dönecek ve Hıristiyanlaştırılacaksın.”

Halid de şöyle dedi;

inanna/İştar/Nene/Nur/Er Ruha/Er Ruda/El Uzza

“-Ya Uzza nankörlük sana, senin için tenzih (berî kılma) yok. Gördüm ki Allah seni zelil kıldı.”

Ve sonra kılıçla başına vurdu ve onu öldürdü, peşinden de ağacı kesti ve Dubeyye’yi de öldürdü Daha sonra da Resulullah’a gelip durumu haber verdi.

Peygamber de;

“-O, Uzza idi, artık bundan böyle Araplara Uzza yok.” dedi…..

Mısır mitolojisinde, gerek baş tanrı RA olsun gerek diğerleri, başka cisimlere geçebilen ve onlarda yaşayabilen canlı türleridir. Hangi canlıya girerlerse onların bedeninde yaşarlar ve öyle bilinirler. Ancak, bedenin ölümüyle, işlevini yitirmesinden sonra başka bir canlıya geçebilmektedirler.

Şimdi;

Uzza’nın İntikamı”

Peygamberin ölümünü takiben gelen dört halife Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’den sonra Muaviye’nin oğlu Yezid halife seçilir. Aşağıda okuyacağınız efsane, 12. yy. Sonlarında “Kürt Yezidilik Dinini” kuran, halife Mervan soyundan gelen Şeyh Adi’nin Kürtlere yazdığı din Kitabı olan Mushaf-ı Reş *(Kara Kitap) tan alınan bu olay hem Kürtlerce “tanrı” sayılan halife Yezid’in doğumunu, hem de yukarıda okuduğunuz, Allah’ın kızı ve karısı olduğuna tapınılan Güneş Tanrıçası El Uzza’nın yaşlı bir kadın bedeninde tekrar dirilerek Muaviye ile evlenip Yezid’i doğurmasını anlatır.

Böylece, “Müslüman oldum diyen Ebu Süfyan’ın, peygamber Muhammet’in vahiy katipliğini yapan Süfyan oğlu Muaviye’nin, onun oğlu Yezid’in ve ardından gelen Emevi hanedanının gerçekten Müslüman olup olmadıklarına da karar verebileceksiniz;

**Mushaf, Müslümanlar arasında Kur’an-ı Kerim’in yaygın adıdır. Oysa, Mushaf “sayfalı kitap” demektir. Parşömen kağıdın M.Ö. 50’lerde Romalılarca, İzmir Bergama’da icat edilmesine kadar kitaplar, papirus denilen sazdan, hayvan derilerinden ve ipekten yapıldığından sayfalı kitap yapmak mümkün değildi ve tüm kitaplar bir veya iki değneğe sarılan rulo halindeydi. Parşömen kağıtla “sayfalı kitap=Mushaf” yapabilmek mümkün olmuştur. Yezidilerin Kitabının adının da Mushaf-ı Reş olması bundandır. “REŞ” kara,siyah demektir. Yezidiler, pagan dinlerinde olduğu gibi Allah’ın şeklinin siyah bir piton yılanı olduğuna inandıklarından “Reş” adını kullanırlar. Kökeni Hint tanrısı Krişna’ya kadar uzanan “Kara Piton Yılanı” Tanrı kavramı, Greklerdei Mısırda, coğrafyamızın her yerindeki dinlerde vardır.

Müslüman görünen Yezidiler, bu gün kitaplarına “Kur’an-ı Kerim-i Mushaf-ı Reş” derler, Müslüman gibi beş vakit namaz kılarlar. Kitabın, ceylan derisine yazılmış gerçeği, 1916’da Süveyş Kanal savaşı sırasında Urfa’da bulunan Müslüman Osmanlı askerlerince yakılmıştır. Kalan parçaları da Urfa Cizre’de bulunan “Yanık Kur’an Camii” adıyla anılan camide lkorunmaktadır. Geçen hafta Cizre, “Özerk Kürdistan Vilayeti/Kanton Devleti” olarak ilan edilmiştir.

Mushaf-ı Reş’ten alıntı;

“…Hatta O, Muaviye adlı hizmetçisi olan İsmail oğullarının peygamberi Muhammed’i, aydınlattı, O geldiğinde Muhammed doğru biri değildi ve ona baş ağrısı (Sara) ile eziyet etti. Sonra peygamber, tıraş etmesini iyi bilen kölesi Muaviye’den başını tıraş etmesini istedi. O da aceleyle zorlanarak onu tıraş etti. Sonuç olarak tıraş ederken başını kesti ve kanattı, yere düşeceğinden korkan Muaviye, kanı diliyle yaladı.

Bunun üzerine Muhammed ;

“-Ne yapıyorsun Muaviye?” diye sordu. O da,”-Yere düşeceğinden korkarak kanı yaladım” dedi.

O da;

-“-Günah işledin Muaviye, senden sonra benim soyuma karşı çıkacak bir millete sahip olacaksın.”

Muaviye cevapladı;

“-Öyleyse dünya evine girmeyeceğim ve evlenmeyeceğim!”

Bir süre sonra tanrı Muaviye’ye bir akrep gönderdi ve onu ısırttı, yüzü yerinden çıkacak gibi şişti ve doktorlar ona “ölmesin” diye evlenmesini söylediler. Bunu işitince rıza gösterdi.

Ona çocuğu olmasın diye seksen yaşında bir kadın getirdiler. Muaviye karısını bildi ve sabahleyin bu kadın tanrının gücüyle yirmi beş yaşında bir kadın olarak ortaya çıktı. Sonra hamile kaldı ve tanrımız Yezid doğdu.

Fakat yabancı soylar, bu gerçekten habersiz olup, tanrımızın büyük tanrı tarafından horlanıp sürüldüğüne ve cennetten geldiğine inanırlar. Ona bu nedenle küfretmektedirler. Bunda hatalıdırlar. Ama biz Yezidi soyu, yukarıdaki yedi tanrıdan biri olduğunu bildiğimiz için öyle olmadığına inanıyoruz. Bu kişinin görüntüsünde ve biçiminde olduğunu biliyoruz. O sahip olduğumuz bir horoz şeklindedir.

Hiç birimizin onun adını, adını andıran Şeytan, Kaytan, Şer (kötü),set (nehir) ve benzeri sözleri ağzımıza almaya izni yoktur.

Yezidi Tavus

Ne de küfür anlamında Melun, Lanet, Nal (at nalı) ve benzeri sesleri veren kelimeleri, sözleri telaffuz etmemiz, tanrıya olan saygımız yüzünden yasaklanmıştır.”” Kynk=”Sacred Books and Traditions of the Yezidiz, by Isya Joseph, [1919], at sacred-texts.com http://www.sacred-texts.com/asia/sby/sby11.htm

Yezidilerin çoğunluğu, özellikle, Yavuz Sultan Selim döneminden sonra Şafi mezhebine geçmişler, hatta, onları Afganistan’ın Himalayalarından getirerek, Sünni/Hanefiliğe geçmekte direnen Alevi Türklerden boşalttığı bölgeye yerleştirdiği için de minnet olarak Türklerin kurduğu iddia edilen Nakşibendi tarikatına girmişlerdir. Nakşibendilik, günümüz Irak’ta bulunan Süleymaniye, Erbil, Musul, Kerkük bölgelerindeki Kürtler arasında etkili olan, Kürtçü Şeyh Halid’in idaresine 19. yy. da geçmiş ve Yezidileştirilmiştir.

Bunun en son hali 20.yy. başlarında İngilizlerin kurmayı hayal ettikleri Kürdistan’a “şeyhül İslam” olarak belirledikleri Bitlis’in Nurs köyünden Said-i Kürdi/Nursi’nye kurdurulan Nurcuıluk tarikatıdır. Bu tarikat, Yezidilik ile birlikte, Allah’a “Allah, Hay, Hayat, Işık Kralı Nur” adlarıyla inanan Hristiyan Süryaniliği, Irak Sabiliği olan ve İsa peygambere “Nur/Işık Kralı/Allah” adıyla tapınan Şubbaların da inançlarından oluşmaktadır. Sabi dininde Allah’ın yani Ay Tanrısı Sin’in, “cennetten recmedilerek kovulmuş kızı” İnanna’nın adıyla Şubba Sabilerinin İncil’i başlar. Yezidiler, İnanna’ya İştar, Tavus, Horoz gibi adlar verirler.

Stele of Nabonidus, Star and Crescent of Harran coin, Sign of Sin (Beaulieu, Segal 1963)

Urfa Harran’da bulunan Ay Tanrısı Sin, Ba’al elinde asasıyla, Hilal-Yıldız ve Müslümanların bu gün de kullandığı Hilal sembolleri

Hicaz Arapları da İslam öncesi Ay Tanrıları olan Allah’ın kızı ve karısı olduğuna inandıkları Güneş Tanrıçası El Uzza’ya (Güçlü Olan) “Recmedilerek cenneten kovulmuş Dişi Şeytan” olarak tapınırlardı. Bu, şeytana tapınmayı kaldırmak için, Allah’ın izniyle peygamber Muhammed, Halid bin Velid’e Uzza’yı öldürtmüş ve ona tapınmayı kaldırmıştır.

Her namaz duası ve Kur’an suresini okumaya başlamadan önce de “Euzubillahimineşşeytanirracim” denmesini yani “Huzurdan taşlanarak (recm) kovulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım” denmesini de İslam şart koşmuştur.

Yezidilerin Mushaf-ı Reş kitabında anlatıldığı gibi, demek ki işler beklendiği gibi gitmemiş, El Uzza, Süfyan’ın oğlu ve peygamberin vahiy kâtipliğini yapan Muaviye ile evlenmenin yolunu bulmuş, ondan Yezid olarak doğmuş görünmektedir. Uzza’ya tapınan Ebu Süfyan ve ailesi, IV. Halife Hz. Ali’den sonra soyunu kurutmayı başarmıştır.

Geçtiğimiz, 08 Kasım 2014 günü, yeni başbakanımız Ahmet Davutoğlu, katıldığı Hacı Bektaş Aşure şenliğinde, 1938’de bastırılan Dersim İsyanı için, “Dersim Modern Kerbela’ydı. Bu yüzden, Alevilerden devlet adına özür diliyorum” demesiyle, Kerbela’nın önemi gündeme gelmiştir.

10 Ekim 680, Hicri 10 Muharrem 61 yılında, Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin ile Muaviye’nin oğlu halife I. Yezid arasında geçen savaşın yapıldığı Irak Kerbela şehri yakınlarındaki savaştan adını alan, Kerbela olayında, bu gün halife Yezid’in tarafını tutanların, Kürt İslamcıları olan Nurcular olduğunu görüyoruz.

Nurcuların da Yezid’e olan bağlılıklarının İslam’dan değil, Yezidilik’ten geldiğini de buraya kadar okumuş olduğunuzdan artık takdir sizlerindir.

Ne Dersim isyanının bastırılması bir Kerbela’dır ne de Kerbela Dersim’dir ve ne de Kerbela İslam’i’dir. Kerbela, tamamen Muhammed’in tebliğ edildiğini dinin eski Mecusilik ile değiştirilmesi, Muhammed’İn soyunun kurutulması, El Uzza’nın öcünün alınması olayıdır.

AK-SARAYIN İLK MİSAFİRİ PAPAKimse, “Efendim, biz Müslüman olarak ne Yezidilerin Mushaf-ı Reş’lerinde yazana ne de Yezid’in Mecusi olduğuna inanırız, bunlar boş şeydir” diyorsanız, İslam’ı dönüştüren, 1952’de Papalıktan ödül alan Said-i Kürdi’yi, tüyü bitmemiş yetimlerin, dulların haklarından çalınarak Atatürk’ün kurduğu, millete hediye ettiği Atatürk Orman Çiftliğinin ortasına binlerce ağacı katlederek yaptırılan, sadece aylık elektrik faturası “700.000TL” olan “kaçak AK-SARAY’a” ilk yabancı konuk olarak yeni seçilen Katolik Hristiyanların dini lideri Papa Fracise’i davet eden Nurcu, Süryani asıllı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve onun seçtiği kendisi ve eşleri Kırım Muesevisi olan başbakan Ahmet Davutoğlu’nun devleti PKK’yla masaya oturtan, İslam’ın Kelime-i şehadetinden “Muhammeden Resulullah” ifadesini çıkartan, eski pagan tapınakları gibi devlet hazinesinden gereksiz yere altı alışveriş merkezi olan, bitişiklerinde kilise ve Sinegog barındıran “Ilımlı İslam’ına” da onay veriyorsunuz demektir.

Yezid’İn Kerbela’sı ile Tayyip Erdoğan’ın Kerbelası, bu gün Müslüman ve Türk milletinin Haçlılara esir, köle edildiği 09 Eylül 2001 Haçlı seferleriyle başladığı Haçlı savaşlarıdır, bu milletin onlara bu yüzden oy vermeleridir.

Tekrar ediyorum;

Kerbela denilen savaş, tamamıyla peygamberin, erkek çocuğu olmadığı için, koruyucusu ve amcası olan Ebu Talip’in oğlu olan Hz. Ali, Abbas soyundan üreyen soyunu kurutmayı hedefleyen bir savaştı.

Mushaf-ı Reş’te anlatılan Uzza’nın öldürülmesinden sonra, Muaviye’nin başına gelen olayları takiben sözde Uzza’nın kadın şeklinde ortaya çıkıp Muaviye ile evlenmesi, doğan çocuğu Yezid’e (Halife I.Yezid) Muhammed soyunu kurutturması hatta bu kavgada Muhammed’in karısı Ayşe’nin ordu kurup yardım etmesi arasında aşırı derecede bağ olduğu görülmektedir.

Din mantığından düşünüldüğünde,her cisme geçebilen, her şekle girebilen, ölen ve yeniden dirilebilen bir şeytan olan Uzza’nın kendisine yeni bir vücut bulması sorun olmasa gerekir. Bakıcısı da yaşlı bir kadındı. Muhtemelen ona geçmiş olabilir.

Bu nedenle Yezidi Şeyh Hadi’nin kitabının bu iddialarını irdeleme gereği duydum.

Kara Mushaf’ta geçen Haz. Muhammed’in baş ağrısı (Sara/Epilepsi-Vahiy alan bütün peygamberler Saralıdır) yüzünden tıraş olmaya karar vermesi, Muaviye’nin başını kanatması ve kanı yalaması, (batıl inanç) Muhammed’in ona laneti açıklamasını takiben, Haz. Peygamberin sekiz karısından sadece ikisinden olan iki erkek çocuğunun da ölmeleri, tek mirasçısı ve soyunu sürdürecek olan evlatlığı ve amcasının oğlu Haz. Ali’nin kalması, Muaviye’nin akrep tarafından sokularak hasta edilmesi, kurtulmak için evlenmek zorunda kalması, evlendiği “80” yaşındaki kadının sabah 25 yaşında kalkması, çocuk Yezid’i doğurması iddiaları ve Haz. Peygamberin ölümünden 15 yıl sonra Muaviye’nin Sıffin Savaşında (M.657) Haz. Ali ve soyunu öldürerek Muhammed soyunu bitirmesidir.

Kürt Yezidiliğinin kurucusu sözde, peygamber Muhammed’in sürgüne gönderdiği Mervanilerden soyu gelen ve kendisini “Hakkari’nin Allah’ı” ilan etmiş olan Kürt tanrısı Şeyh Hadi’nin olayı tam bu açmazdan ele alarak kendi kavmine Müslüman-Hıristiyan-Yahudi ayırmayan ama güçlü olan Hıristiyan dünyası tarafında yer alan yalama bir din anlayışı oluşturması herhalde kendi halkını korumayı amaçlamaktadır.

Gerek Emevi, Abbasi gerekse Sünni Osmanlı’nın zorla İslam dayatması bir çok dinden halkın, büyük çoğunluğunun Müslüman olarak, kendi eski dinlerinin şartlarının ağırlıkta olduğu mezhep ve tarikatlar kurulmasını sağlamıştır. Bu gün, 600 ile 1000 arasında değişen İslami tarikatların bu kadar çok olmalarının sebebi, eski dinleri ile dayatılan İslam arasında ortak noktaları birleştirmiş mezhep imamları ile tarikat şeyhlerinin “eski inançlarını koruma gayretleri” olarak anlaşılmalıdır. İslam öncesi dinlerin, İslam’a girmeyen kesimleri ise oldukça az, sembolik sayıda kalarak, gerçek dinin koruyuculuğunu yapmışlardır.

Bu gün, devletin tasfiyesini yapan, bölgeyi haçlılara teslim eden zihniyet işte bu dayatmayla Müslüman olup devleti ele geçirip, dine sahip çıkan değişmeyen azınlıkların idaresinde yürüttükleri bir savaştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yıllarca danışmanlığını yaptığı, “beynimin yarısı” dediği görsel ve yazılı basında konu olan AKP Adıyaman Milletvekili Yezidi Mehmet Metiner’in, “katıldığı bir Tv programında “Yezid ile Hüseyin karşı karşıya getirildiğinde tavrımız Yezid’ten yanadır” derken, yerinin de İslam’ı değiştiren, dönüştüren Ebu Süfyan’ın   oğlu Muaviye ve onun oğlu Yezid tarafında olduğunu göstermiştir.

Artık, neyin doğru, neyin yanlış olduğuna siz karar veriniz.

al_uzza_by_thaliatook-d5cstk6

El Uzza (Güçlü olan) Güneş tanrıçası. Allah’ın kızı ve karısı, ilk yedi gezegenin anası olduğuna inanılırdı.

Muhammed bir din tebliğ etmiştir, eski dinde Allah’ın kızı, güneş tanrıçası diye tapınıp boz bir koyun da kurban ettiği, İbni İshak’ın Kitab-ül Asnam (Putlar Kitabı) da geçen El Uzza’yı da din adına öldürtmüştür.

Olan şey Uzza’nın intikamı mıdır yoksa ona tapınanların mıdır? Derseniz, bence inananların intikamıdır derim. Çünkü ortada görünen bir Uzza yoktur ama inananların aldığı canlar, savaşlar, tarihler vardır. Bu intikam daha çok can alacak gibi görünmektedir.

Alaeddin Yavuz

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

 

 

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.