KURBAN BAYRAMINDA ŞEHİTLERİ KATLEDENLERİN TARİHÇELERİ

Bu gün, resmi, ulusal yayın yapan kanallara düşmeyen ama terör örgütünün kanallarında verilen 26 kadar şehidin haberleri, beni bu kısa özet tarihçeyi yazmaya sevk etti.

Gene yazmadan, eski kaynaklarıyla yazdığım yazıları özetlemeden duramadım.

Asker ve polise saldırılarErmeni-Kürt, Arami/Süryanilerden oluşan terör örgütünün düşmanlıkların tarihi kökenlerini bilmeyenler ve okumuş, unutmuşlar için bir özet olarak vermeye gayret ettim.

Arapların El Cezire dedikleri, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki Mezopotamya adasının yerlileri olan Sabi/Arami Araplarının, 635’lerde Emevi İslam idaresinde girmelerini takip eden yıllarda, din kitaplarında, peygamber Muhammet için “Şeytan Bizbat” dedikleri, Müslümanların kıyamete kadar anılacak ahmaklar oldukları gibi ibarelerin doğruluğunu araştırmak isteyen Emevi Bağdat halifesinin kurduğu mahkemede suçları sabit bulunduğundan Sabi/Arami kıyımı yapması ile, Kur’anda, Bakara 62, Hac 17, Maide 69 ayetlerde “Sabilerin iyilerinin cennete girebileceklerinin bildirilmesi, peygamberin de peygamberlik öncesi Sabiliğe geçtiği bilindiğinden, Müslümanlarca “hoşgörü” gösterilen Sabi/Aramilerin, bu tariha kadar “şeytana tapındıkları gerekçesiyle” kendilerine soykırım yapan Doğu Romalılarla kolkola girmesine sebep olmuştu.

Aynı zamanda, erken dönemlerde bölgeye yerleşmiş olan, İran şahı Ardeşir’in M.S.II. yy.da kendi icraatlarını yazdığı “Ardeşir’İn İşleri” adlı kitapta, İran dağlarında gezen, belirli bir kavim özelliği göstermeyen kavimleri KÜRT adıyla adlandırdığını biliyoruz.

Halkımız, ülkemizin dört bir köşesinden birlik için, teröre karşı kararını katıldığı mitinglerde ilgililere söylemiştir. "Akan kan dursun" derken de "Devletin birliği için ölürüz" de demeyi unutmamıştır. İlgililer bu isteklere gereken değeri vermek zorundadır.

Halkımız, ülkemizin dört bir köşesinden birlik için, teröre karşı kararını katıldığı mitinglerde ilgililere söylemiştir. “Akan kan dursun” derken de “Devletin birliği için ölürüz” de demeyi unutmamıştır. İlgililer bu isteklere gereken değeri vermek zorundadır.

İşte bu kavimler, Zağros dağlarından Amanoslara uzanan dağ silsilesinde zaman içinde İran Zerdüştlüğü, İran Zervaniliği (Şeytan Arman/Erman/Ehriman’a tapınılan din) dinlerinde yaşamışlardı. Bu şeytana tapınanlara Arman, Türkler de Ermeni diyorlardı. Aynı dine inanan İran, Kafkas, Anadolu Ermenileri ise, soylarını Bagratun adlı Yahudi soylu bir krala bağlayarak kendilerini diğer Erman tapınıcılarından ayırıyorlardı. Her iki kavim de M.Ö.1600’lerde Suriye’den dağlara sürülen Sabi/Aramilerin, eşkiyalık yaşamlarıya “Arami” olan adlarını “Haramiye” çeviren eşkiyalık yaşamlarına ortaktılar. Çünkü aynı dağlarda yaşıyorlardı.

Belki de hepsi birden Aramiydi kim bilir?

Ermeni Kürtler, göçer yaşamları sonucu göçtükleri El Cezire adasında, Mezopotamya Sabilerinin inançları ile Emevi Yezidiliği ortası bir din olan “Kürt Yezidliği” ise, 12.yy. başlarında, Doğu Romalılarla, Abbasi hilafetine karşı işbirliği içinde olan Halife Mervan soyundan Şeyh Adi’nin kurduğu din bu coğrafyada Arami eşkiyalarla birlikte hareket eden dağ Kürtleri arasında hakimdi.

Bunlar Mushaf-ı Reş ve Cilvename adlı kendi iki din kitaplarına rağmen Tevrat, İncil de okuyor, Talmud gibi iki gizli kitaba inanıyor, Müslümanlar gibi namaz, oruç, kurban ibadetleri yapıyor, nikah törenlerinden sonra Kilise ziyaretlere de gidiyorlardı.

19.yüzyılın ikinci yarısında Türk İslam tarikatı olan Nakşibendiliği Kürt İslam tarikatına dönüştürmeyi başarmalarını takiben, İskoç Mason locasından “Dinsiz” olduğu gerekçesiyle atılan Afgan Rum’u Muhammet Afgani’nin kurduğu Mason İslam’ı tarikatının devamı olduğunu söyleyerek Kürt İslam’ı olan Nurculuk tarikatını kuran yazı yazamayan Yezidi Bitlis’li Said-i Kürdi Deliüzzaman, İngiliz rahip ajanı Mr. Robert Frew’un talimatıla giderek 1916 başlarında Tiflis’te buluştuğu Rus Çarlık Kafkas Orduları komutanı Nikolay Nikolaviç ile yaptığı mülakatı, “Tarihçe-i Hayatım” adlı kitabında anlatırkan, bir tepe üzerinde görüştüğü Nikolay Nikolaviç’in yanında yere bir resim çizdiğini, bunun kuracağı medresesinin resmi olduğunu izah eder. Rus komutanın, “İslam mı kaldı ne medresesi dediğinde “Ha tiflis, ha Bitlis” bu iki yerden birisinde bunu kuracağını anlatır.

Deliüzzaman’dan,250 yıl önce yaşamış Evliya Çelebi ise Gürcistan Tiflis ve Bitlis anılarını yazdığı Seyahatname adlı eserinde bu iki şehrin, Büyük İskender’İn köle komutanı Bitlis tarafından, İskenderin emriyle kurulduğunu ve halkının Rum olduğunu yazar. Yani iki şehir kardeş şehirdir.

Söz Büyük İskender’e gelmişken, M.Ö. IV. Yy.da 333-300 yılları arasında İran’ı fethinden sonra döndüğü Mezopotamya’da içkisine konulan zehirle öldürülmesinden sonra imparatorluk beş komutanı arasında bölünmüştü. Afganistan’da, Baktria (Baktriya) adlı bir Rum krallığı kurulmuş ve bu krallık 500 yıl kadar sürmüştü. Mısır’daki Grek Selevkos krallığından sonra ikinci uzun ömürlü Rum krallığı budur. Bu krallık, İran Mitracılığı/Mihriliğinden uyarlama Grek Mitracılığı dinindeydi, ve İranlılarla yaşayan, ve İranlıların Öküz başlı tanrılarına tapındıklarından “ÖKÜZ/OĞUZ” adını alan Türkler de haliyle bu Grek dinine girmişlerdi. Ardeşir ile son bulan Afgan Baktriya Rum krallığı yıkılınca dağlara sürülen Rumlar da, İranlıların aşağılamak için verdikleri Kürt adını böyle almış olabilirler.İslam tarhinide ilk kez Kürt adının da İran’da hakim Abbasi valilerinin VIII. Yy. kayıtlarında geçmesi, Roma’nın daha o zaman onlara el attığının işareti olarak yorumlanmalıdır.

Oğuz soyu olan Osmanlı padişahlarının ve Rum ve Kürt sevdaları ile Kürtlerin Grek/Yunan aşkları belki bu şekilde açıklanabilir. Zira her iki toplumda Alevi Türklerden ve onlara yakın inançlara sahip, Gregoryen Ermeniliği benimsememiş, Zerdüştlük ağırlıklı Anadolu Ermeni-Türk Alevilerinden nefret etmişlerdir. Bu hala Alevi-Sünni savaşı şeklinde de sürmektedir.

 

Bu Baktriya krallığını kaldıran da M.S. II. Yy. da yaşamış Ardeşir’dir. Ardeşir’den sonra dağların eşkiyaları Sabi Arami/Haramileri ve Haşhaşi Ermenilerle karışan bu Rumlar, Rumlaşmış Oğuz Türklerinin himayesinde doğu Anadolu’ya getirilmelerinin gerekçesidir. Yani, İskender’İn putperestliğinden, Emevi Sünniliğine uzanan inanç ve soy kardeşliğidir.

 

640’larda başlayan Emevi’lerin Sabi/Aramilere uyguladığı soykırımdan El Cezire/ Mezopotamya’ya önceden göçmüş Yezidi, şatanist Kürt Rumlar da nasiplenmişlerdi.

 

Emevi soykırımından kurtıulmak için İslam’a giren Aramilerin dini bozacak her türlü mezhep, tarikat oyunlarıyla İslam’ın yara aldığını bilen Osmanlı, bunların bölgedeki ağırlıklarını kırmak için İran’dan, İran Sünni’si Kürtleri getirmişti.

Çünkü Osmanlı da Emevi İslam’ı da denilen İran Sünniliğine tabiydi ve Anadolu’ya kendisinden önce gelmiş Alevi Türkleriyle inançları uyuşmuyordu.

 

Bu günkü, İmam Ebu Hanife’nin kurduğu, İmam Maturidi’nin geliştirdiği Türk Sünniliği ise Kürtlerin bölgeye yerleştirilmesinden sonra resmileşecek, Türklerce kabulü 19.yy.a kadar sarkacaktı.

Araplar ise, İslam öncesi, Kabe’de ve Hicaz’ın Mekke, Medine, Taif gibi kutsal mekanlarına dağılmış 360 tanrının her birinin soylarından geldiklerine dayanan inançlarını İslam ile birleştirmiş, bu soydan gelen imamların cennete giderken kendilerine rehberlik edeceği inancına dayalı, imamlarını “yarı tanrı” olarak kabul eden Eşari İslam anlayışını benimsediklerinden Türk Sünniliği, Ebu Hanife’nin memleketi Irak’ta küçük bir kesim dışında sadece Anadolu ve Balkan Türkleri arasında yayılacaktı.

I.Selim’in Sünniliği ilan etmesinden önce 1516’da Osmanlı’ya kattığı doğu Anadolu Kürtleri ona biat edip, hediyeler sunmasına rağmen, Şafi görünümlü Yezid Bitlis Han’ı ona hediye göndermemişti. İlk Osmanlı-Türk kırgınlığı böyle başlamış, 1658’de Malak Ahmet paşa, Bitlis Hanı Abdal Han’ın isyanını güçlükle bastırmış, ardından Amanoslara kadar uzanan coğrafyada sekiz bıyıklı Yezidi dağ Kürtlerinin isyanları da bastırılmasına rağmen, Osmanlı’nın batıda ilerlemesine engel olmuştur.

Kürt, Amerika, İsrailGeçmiş onca din kardeşliğine rağmen, Osmanlı, artık hem doğunun hem de batının hedefinde, Haçlı düşmanı İslam Türk egemenliği olduğundan, Rumlara olan ilgisi, Rumlardan devşirme ordu ve bürokrasiye sahip olmasına rağmen, “yıkılması gereken bir hedefti ve Kürtlerin de kendini Rum sayan Sabi ve Süryanilerin de ve hatta Müslüman Araplarında 18.yy. dan başlayan Vehhabi isyanlarıyla zayıflatılıyordu.

Osmanlı’yı kuran Oğuz7öküz Türkleri, Rumlaşmak için ne yaptılarsa işe yaramamış, kendi saraylarında kafes maymunu, halkı da, planları önceden haçlılara devşirme Rum, Arap, Kürt, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Sırp bürokratlarca satılan savaş planlarıyla soy kırıma tabi tutuluyordu.

18.yy. sonlarında, 1768-1774 Osmanlı Rus savaşında Osmanlının ağır bir yenilgi almasıyla Ruslar, daha sonraları diğer Haçlı devletlerine de tanıdıkları, “Osmanlı azınlıkları üzerinde koruyuculuk hakkı” elde etmişlerdi.

Bunu fırsat bilen Yezidiler, Bagratuniler, Süryaniler, Rumlar ve son katılan Ermeniler de batılıların himayesine zevkle girmişler, gerek Rus çarlığından gerek batılı kiliselerden toplanan yardım paralarıyla birden zenginleşmişlerdi.

Devletin ordusunda bulunmayan uzun menzilli Rus ve İngiliz tüfekleri ile, Osmanlı ordusunun subaylarını, neferlerini kolayca avlayabiliyorlar ve Balkanlarda kurulan devletler gibi devlet kuracakları hayaliyle yanıp tutuşuyorlardı.

Hüseyin Feyzullah bazen iyi laflar da etmiştir. (Feyzullah, Gregoryen Ermenilerin kullandığı bir addır. Hayrullah, Syefullah, Fethullah gibi)

Hüseyin Feyzullah bazen iyi laflar da etmiştir. (Feyzullah, Gregoryen Ermenilerin kullandığı bir addır. Hayrullah, Syefullah, Fethullah gibi)

Sonunda 1861’de Sultan Abdülmecit’in ardından tahta çıkan Sultan Abdülaziz bunların hakkından gelecek, isyancıları önce Adana, Mersin bölgesine, sonra tekrar isyan ederler endişesiyle Kıbrıs’a sürecekti. Kıbrıs’a, Gregoryen Kayseri Ermeni’si olarak sürülen bir ailenin çocuğu olarak, Fevzi Çakmak paşanın torpiliyle Harp Akademisine sokulan, Hüseyin Feyzullah (Alpaslan Türkeş), bu sürgünü hayat hikayesini yazarken şöyle anlatacaktı.

Kayseri Pınarbaşı’nda yaşayan dedelerim, mal yüzünden çıkardıkları kavgalar yüzünden önce Mersin’e, sonra da bunlar dönerler korkusuyla Kıbrıs’a 1860 yılında sürülmüşlerdir.”

Oysa 1860 yılında Sultan Abdülmecit tahttaydı ve Osmanlı, Ermeni kasabası olan Kayseri-Pınarbaşı’na değil, Eskişehir’den öteye giremiyordu. Yani Türk milletine Rus, İngiliz, Fransız tüfekleriyle 93 yıl aralıksız kurşun sıkan Ermenilerin soyu olan birisi hala Türk milletinin bazı ahmak kesimlerince “Başbuğ” olarak anılabilecekti.

Nasıl ki aynı isyanın sürgünlerinden kurtulma için “Müslüman olduk” deyip, İslam’a “çarşaf-peçe” gibi şeytan ibadeti kıyafetini sokan Gregoryen Ermenilerin soyu Fethullah Gülen’e de “Büyük İslam Alimi” olarak hürmet ettikleri gibi.

Bu isyancılar, ister Kürt, ister Ermeni, ister Süryani olarak bilinsinler sonunda hepsi aynı şeytana farklı adlarla tapınıyorlardı.

HRİSTİYAN ŞERİATI İLAN EDİLİYOR1Bunlara bir de Grek/Yunan soylu Rum dönmelerinden oluşan işbirlikçi Ortodoks Rum kökenli çakma imamlar da eklenince, İslam dini ve Türk milleti bunların elinde oyuncak haline getirilmişti.

Sultan Abdülaziz’den sonra bu sahtekar kafirlere en büyük darbeyi cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk vuruyordu.

“Allah, Kur’an, Muhammet, Din elden gidiyor” gibi sloganlar atarak, camilerde verdikleri yalan yanlış, iftira dolu vaazlarla milleti kandırmayı da başarmışlardı.

Atatürk’e 26 Kürt bir o kadar Rum ve gerici isyan çıkartan bu din bezirganı kafirler, sonunda, onun yalakalığını yaparak yükselmiş, hiç bir askeri ve siyasi sıfatı olmayan İsmet İnönü’nün yardımıyla büyük önderi zehirleyerek öldürmeyi ve devlet idaresini ellerine geçirmeyi de başarmışlardı.

Bu müşrik kafirlere Sünni Müslüman Türklerin ve Arapların aldanmasının tek nedeni ise,740’larda Abbasi halifesinin kurduğu Bağdat İslam üniversitesinde Kur’anın yeniden düzenlenmesi, tasavvufunun Grek Hermetizm’i olarak belirlenmesi ve ilk emri “OKU” olan Kur’an ayetine rağmen, kendi sahtekarlıklarını halk aymasın, keyfi savaşları sorgulamasın diye, halka “kendi dilinde Kur’an okumasını yasaklamaları” ve Araplara da Kur’an hakkında yetkili olmadıkça “açıklama, yorum yapmaları halinde dinden çıkacakları inancının aşılanmasıdır.”

Böylece, aynı Sünni Müslümanlar gibi, namaz, oruç, hac, kurban gibi ibadetleri aynen yerine getiren Doğu Kiliseleri olarak da bilinen Şeytana tapınan Sabi, Süryani, Ermeni Hristiyanları ile, Sabiler gibi ibadet eden, Tevrat’ı benimsemeyen Ortodoks Yahudileri, İslam’ı kolayca değiştirmişlerdi.

Kimse de bunu aymamıştı. Ayanlar da ya parayla ya da devlet eliyle susturulmuşlar, İslam’ın değiştirilmesi başarılmıştı.

Bunların aşırı dinci ve kinciliklerini bilen İsmet İnönü’nun, Atatürk’ün başlattığı “Ulusalcılık” siyasetiyle de 1915’de Suriye’ye sürülen Ermenilerin 1917’den sonra dönerek İslam kimliğinde yaşamaları daha da kolaylaştırılmış, devlet dairelerini de bunlarla doldurmuştu.

30 Ekim 1918'de teslim olan, ordusunu terhis eden Osmanlı'nın sadece tasfiye işlemleri için iktidarda bırakılan padişahına imzalatılan parçalanmış Anadolu haritası. Atatürk'ün değiştirdiği harita budur.Devletin Ermeni ve Rumlarca işgalinin tamamlanmasına rağmen, Sevr haritasında dayatılan Kürdistan’ın kurulmasını, İsmet paşa 1943 Adana-Yenice görüşmesinde “Kürtler, eşkiya geçmişleriyle devlet kurup yönetecek olgunluğa erişmeleri için 80 yıl daha Türklerin arasında eğitilmeleri lazımdır” diyerek bölünmeyi ertelemişti.

Bunu takiben 1950 Menderes döneminde batıya Kürt göçleri başlatılmış, Türk yurdu işgal ettirilmişti. 1961’de Almanya’nın işgücü ihtiyacı gene bu Kürtlerden karşılanmıştı.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine yayılan Kürt İşçi göçleri, Kürtleri eğitmiş, zenginleştirmiş ve ülkemize, Sağ-sol anarşi dönemi, ASALA ve PKK terör örgütleri şeklinde geri dönmüştü.

Bu üç terör döneminde de Kürtlerin her türlü eğitimlerinden lojistik, mali, siyasi destklerine kadar tüm ihtiyaçları, Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, Yunanistan ve ABD tarafından sağlanmıştı. Hala da böyledir.

  1. yüzyılın Yeni Dünya Düzeni’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ayağı olan B.O.P   projesiyle ülkemizin önce doğuda bir (Kuzey) Kürdistan, sonra Ermenistan ve Büyük İsrail olarak haritamızın değişmesi büyük devletlerce kararlaştırılmıştır.

Müslüman görünümlü, Ermeni (Işıkçı F.Gülen cemaati), Süryani (Nurcu Ermeni-Arami-Rum) cemaatlerinin en büyük gelir kaynaklarından birisi de “fakir çocuk okutan” Işık Evleri, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflar kurmalarıdır.

Bu sayede Türk ve Müslüman çocuklarını İslam adı altında Hristiyanlaştırmayı başarmışlardır ve AKP döneminde özellikle kurban derilerini toplama işini bu cemaatlere bırakmışlardır.

Bu gün yani 23 Eylül 2015 günkü Halk Tv’nin verdiği “Gülen cemaatine kurban derisi bağışlayanlar, terör örgütüne yataklık etmekten yargılanacaklar” başlıklı haberde işlendiğine göre ülkemizdeki kurban pazarı 10. milyar ABD Dolarıdır. Bunun 6 milyar doları sadece deri ticareti pazarıdır.

Oysa, Sünni Türklerde, kurban, dinen öncelikle, çocuklar için birer tane, ve maddi imkan varsa, kişi zorlanmıyorsa bunu n haricinde kesebilir. Ama her bayramda kesme zorunluğu yoktur şeklinde uygulanırken, bu pazardan tüm parsayı kapan bu Ermeni-Rum cemaatlerinin tayin ettiği din hocaları, halkı her bayram kurbana teşvik etmekte hatta imkanı olmayana kredi kartıyla kurban satın alma olanakları sunmaktadırlar.

Oysa bunlar, son 13 yıllık iktidarlarında, Kürtçülük, Kürt açılımı, Çözüm Süreci adı altında 2002 yılında bitirilmiş terör örgütünü ordu haline getirdiler, ayrı devlet kurmayı aklına getirmeyen Kürtleri bile bu davanın içine çektiler, diğer azınlıkları da ayrılmaya teşvik ettiler.

45 günde 55 şehit 2015Her gün Kürt bölgelerinden gelen asker, polis şehitlere, bölge halkından olan, vatansever esnaf, aydın, korucu gibi insanlar da eklenmektedir.

Bu gün yine Van bölgesinde, Kirpi tabir edilen zırhlı aracın yola döşenmiş büyük miktarda patlayaıcıların patlatılmasıyla imha edildiği, en az 13 askerin şehit edildiği, başkja bir yerde karakol basıldığı, helikopterin üç defa şehit nakli yaptığını, bir başka bölgede bir helikopterin düşürüldüğü toplam 26 askerin öldürüldüğü terör örgütünün kanalında Türkçe olarak verilmiştir.

Aynı haber veren örgüt kanalı, “Kürt imamların kurduğu örgüt kanalıyla kurbanlarını kesmelerini ve derilerini de bu Kürt örgütüne vermelerini” halktan istemektedir. (MED Tv).

Ne Müslümanlık ama değil mi?

Kendileri gelirler, Türk yurdunda Müslümanız diyerek kalırlar, insanlık, medeniyet öğrenirler, zenginleşirler sonra da arkadan kurşun sıkarlar.

Haydi Müslümanız, din kardeşiyiz deyin bakalım.

Türk ve Müslüman dünyası, 1917’de çöken, 1919’da teslim olan Osmanlı imparatorluğundan çıkan topraklar üzerinde bu gün 40’a yakın devlette yaşamaktadırlar. Hepsinin başında, Müslüman görünümlü bu devşirme gayrimüslüm müşrikleri kafirler hakimdir.

Bu müşrikler, Türk milletine saldırılarını çok eskilere bağlamaktadırlar.

M.Ö.490 yılında, Atina’yı ele geçiren Pers/İran şahı Daryus’un ordusuna ilk bozgunu, Atina’ya 40 km kadar uzaklıkta olan Maraton adlı sahile çekilen Grekler yaşatmıştır ve bunu “doğunun batıdan kovulabileceği inancını” korumakta kullanmışlardır.

12 Eylül 1683’te Osmanlı II.Viyana bozgununu yemiştir.

12 Eylül 1722 Ruslar Bakü-Derbent’e girmişlerdir.

12 Eylül 1980, Gregoryen Ermeni dönmesi Kenan Evren Amerika’nın emriyle darbe

yapmış, devleti Amerika’ya ve işbirlikçisi, dindaşı Fethullah Gülen cemaatini devletin her

kademesinde örgütlemiştir.

12 Eylül 2010, Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesinin ilk adımı olan Anayasa referandumu

yapılmıştır.

12 Eylül 2015 AKP, son kongresini yapmıştır.

Bunlar size bir şey söylemiyorsa biraz daha geriye gidelim.

630’da Mekke’nin fethi ile, Kâbenin bulunduğu Mekke ve çevresini peygamber Muhammet, Haremeyn Şerefeyn yani, Şerefli Yasak Bölge, yani gayrimüslümlerin girmesi yasak olan bölge ilan etmişti. Bu gün de Harem- Şerif (Şerefli yasak yer) adıyla da anılır.

Bu yasak, Osmanlı 1919’da teslim oluncaya kadar korundu. Bu gün İngiliz İslamını idrak eden Necd çöllerinin Yezidi Suud ailesinin idaresinde olan Mekke ve Kâbe’nin her yeri, Hristiyan batılı otellerle çevrilmiştir. Bu fuhuş yuvalarının önünde secde eden, hac yaptığını sanan, kurban kesen, namaz kılan Müslümanlar haçlıların alay konusu olmuşlardır.

Bütün Müslüman dünyası bu işbirlikçi hain devşirmeler sayesinde haçlının kölesi olmuştur.

B.O.P projesi kapsamında 22 Müslüman devletinin Müslümanları yaşadıkları işgaller sonucu çareyi zengin batıya göç etmekte bulmuşlar veya buna teşvik edilmişlerdir.

Bu göçler sayesinde Akdeniz, Ege Denizi birden dünyanın en büyük Müslüman mezarlığına dönüşmüştür.

Türkiye’de de Müslümanlar her gün, kendini Rum sayan Kürt, Rum, Ermeni çetelerince öldürülmekte, anne ve babalar çoğu zaman roket ve patlayıcı ateşleriyle yanmış, parçalanmış olduklarından cesetleri bile bulunamayan evlatlarına ait boş veya içine hayvan eti konulmuş tabutlara sarılmaktadırlar.

Bunca kurban verirken hala kurban kesmeniz niyedir?

Kurban Sümerden İslam’a insanın, evlatlarının başları ve malları için kesilir. Oysa, vatanınızda esirsiniz, kölesiniz, sizi ilgilendirmeyen savaşlarda, terör olaylarında evlatlarınızı kurban alan haçlıları başınızdan atmadan, Mübarek Harem-ül Şerefeyn olan Mekke ve çevresinden haçlıları çıkarmadan, başınızdaki sahte Müslüman din ve devlet adamlarından kurtulmadan size hac da, kurban da Cuma namazı da yasaktır.

Bu gün başınızda olanlar, düne kadar “putperest” dedikleri Türkleri hac yolunca soyan, öldüren, kadınlarını ırzına geçip pazarda satan, mallarını yağmalayan hainlerin soylarıdır.

1658’lerde Evliye Çelebi, Seyahatname adlı kitabında bunu bakın nasıl dile getirmiş;

Arapların Türk Hacı Katliamları;

“…Zamanımızda kadın taifesinin kâbesi, doğup büyüdüğü kapısının eşiğinin iç yüzüdür.Dışarı çıkmaya.Çünkü bu Kâbe yoluna çıkanlar,kadınların neler çektiğini bilirler.Mesela Konakçı Ali Paşa senesinde Reşit oğlu adlı Araplar,hacıları vurup nice ehli ırz kadınları, cariyeleri, üryan edip, götürüp inciterek o nazlı hatunlara hizmet ettirdiler.Nicesi öldü,nicesi para verip kurtuldu.Nicesi orada kalıp evlat sahibi oldular.Hakirin bu tasvirifarza aykırıdır ama yüreğim yanıktır.O faciada hakir bulundum,gözümle gördüm.”

Kaynak -Evliya Çelebi Seyahatnamesi C.9 .S-161 ve 165.

Haaa,içiniz rahatsa, fahişeleştiyseniz, girsin çıksın kalbimi bozmam diyorsanız bileceğiniz iştir.

Kimse uyarmadı, yazmadı, çizmedi demeyin diye ben bir çok vatansever gibi yazdım, uyardım.

Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Yazıya esas olan kaynaklarım;

1-https://alaeddinyavuz.wordpress.com/wp-admin/post.php?post=521&action=edit

2-http://keykubat.blogspot.com.tr/2010/07/sola-acilan-hacli-seferleri-ve.html#axzz3mb66cNYr

3-http://keykubat.blogspot.com.tr/2012/10/alpaslan-tukes-devlet-bahceli-ermeni.html

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Güncel Siyaset, Tarih içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.