AK DENİZ, OLİMPUS DAĞI TARTIŞMALARI ve TESPİTLERİM.

Cumhuriyetimizin ve devletimizin kurucusu büyük Atatürk, Sakarya Meydan Savaşını kazandıktan sonra şu emri vermişti;

-“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir.”

Ama ordular Ege’ye Afyon’a, Manisa’ya, Balıkesir’e İzmir’e girmişti.

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk

Bu olay, AKP’nin cumhuriyete saldırılarını başlattığı zamanda malum yandaş medyada eleştiri konusu olmuş ve Atatürk “coğrafya bilmemekle” itham edilmişti.

Ne yazık ki hiç bir Atatürkçü de çıkıp buna mantıklı bir cevap verememiş, meydanı terk etmiş, konuyu başka yönlere çekmişti.

Bu konuda tek açıklamayı o zamanlar ben yazmış, yararlanıldığına da tanık olmuştum.

Ege denizi Akdenizin bir parçasıdır. Grekler Rodos-Girit adalarının çizgisinden kuzeyini Aegean /Ege olarak adlandırmışlardır.

“Ege” adı ise Yunanlıların balıkçılıktan savaşlarına uzanan yaşamlarının çoğunu bu denizde ve adalarında geçirdiklerinden ona ayrıcalık tanıyarak, kendi mitolojilerine dayanarak verdikleri ayrı bir addı.

Grek dilinde “Αιγαίο Πέλαγος” Aydeo Pelayos şeklinde söylenebilen, denizde boğularak ölen “Aegea (Egea) “ adlı Amazon kraliçesinden adını almış bir kasabanın adının verildiği iddialarına ek olarak “Deniz Keçisi (Keçi tanrı Pan’a, Bafomet’e yapılan şeytan ibadeti Kabe’deki Allah/Hubel de keçi tanrıydı)” anlamına gelen Aigaion (Aygayon/Aygun okunabilir) kelimesinden, oğlunun denizde boğulduğunu sandığındankendisini denizde boğan Theseus’un babasının adı “Aegeus” tan olduğuna dair rivayetler yazılmaktadır.

Güney Slav kavimlerinin dillerinden olan Sırpça’da “Aegean” adı sıklıkla “Бело море /Belo More” şeklinde söylenirken Makedon ve Bulgar dillerinde “Бяло море Byalo more” yani “Beyaz/Ak Deniz” denilmektedir.(Kynk- Zbornik Matice srpske za društvene nauke: (1961), Volumes 28-31, p.74(Serbian)) https://en.wikipedia.org/wiki/Aegean_Sea#cite_note-3

Wikipedya kaynağından çıkan son sonuca göre, “Ak Deniz” aslında Ege ve diğer büyük kısmını ayırmamaktadır.

Ege’yi büyüğünden ayırmadan “Ak Deniz” diyen Makedonlar ile Bulgarların verdikleri adı, Osmanlı Türklerinin tercihinde, Ak deniz diyen iki kavminde Türk kanı taşımaları da buna etken olmuş olabilir.

Yunanistan haritası

EGE DENİZİ VE YUNANİSTAN HARİTASI

Atatürk de zaten Makedonyalı değil miydi?

Evliya Çelebi de kendisinden önce yaşamış Grek tarihçilerini, Arap tarihçilerini kaynak vererek Seyahatname adlı kitabında, bu felaketle bu büyük çukurda milyonlarca insanını hayvanın ve çok sayıda şehir medeniyetinin yok olduğunu anlatır.

Ege diye ayırmadan doğrudan AK DENİZ der.

Bence bu “Akdeniz neresi” tartışması burada biter.

Ama bizim inat insanlarımız bir şeyler bulup kendini halkı çıkartmakta usta olduklarından konuyu biraz daha çeşitlendirelim.

 

Ege’den ayrı olarak düşünülen Ak Denize Greklerin verdiği “Mediteranean” yani “karalar arasında kalmış iç deniz” anlamında, Recep Tayyip Edoğan eleştirildiğinde, eleştirenler haklı görünmekteyseler de, bu eleştirileriyle, “İlk hedefiniz Ak denizdir” diyen, ve Ege denizine ilerleyerek işgal ordularını burada denize döktüğünü düşündüğümüzde aynı cehaletle Atatürk’ü de karalamış olduklarının farkında değillerdir.

Greklerin eski halklarının Balkan yarımadasında yakın komşularından olan ,yani çok sayıda şehir devletlerinden oluşan Antik Grek ülkeleri halklarına “Latinler” denilirdi. Konuştukları dile de “Latince” denilirdi. Grek İncil’i de bu dille yazılıp okunduğundan, Rönesans’a kadar İncil’in bütün Hristiyanlarca Latin dilinde okunmasının getirdiği yaygınlığı yüzünden bizim bile aldığımız ilaçların reçeteleri dahil TIP DİLİnin de Latince olduğunu hatırlatırım.

İşte Greklerinde dilinin temeli olan bu Latin dilinde “medius-Medium” sıfatından alınan “mediorta, ara, arasında, içte” anlamındaki önek ile “terra-Toprak, yer” adının birleşmesinden üretilmiş “Mediterranean =Karalar/Kıtalar arasında kalan, orta/ara/iç ülke” anlamında iki kelimeden oluşan bir addır.

Romalılar “Mare Nostrum=BizimDeniz”, Arapça’da,” البحر الأبيض المتوسط ‘” “El Bahr-el Ebyed-ul Mutavasit =Ortada yer alan beyaz/Ak deniz” diyerek Greklere yakın bir ifade kullanmışlarda “Ak Deniz” dediklerinden Osmanlılar da, Bahr-i Sefid yani Ak Deniz demişlerdir.

Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının arasında çok büyük bir çukurun, tahminen M.Ö. 10.000 yıl kadar önce oluşan bir depremle, Karadeniz’in İstanbul boğazını tutan dağların yıkılmasıyla boşalan Karadeniz’in suyunun sırayla, Marmara çukuruna dolup taşarak, boğazlardan geçerek Akdeniz çukuruna dolmasıyla oluştuğuna inanılır.

Bir Grek mitinde, Grek tanrısı Zeus’un insan karılarından birinden bu günkü Haliçte doğan Herkül’e Hera’nın musallat ettiği bir boğanın burnuna Zeus’un musallat ettiği bir sineğin çıldırmasıyla boynuzlarıyla boğazı oluşturan vadinin yamaçlarına vurarak denizi tutan sete ulaşıp bu dağları yıktığından İstanbul boğazına batılılar Bosphorus (Grek, Bosporos-Bous=Boğa/Öküz/İnek; Poros=Geçit) yani “Öküz geçidi” adını verdikleri bilinir. Her şeye bir İngilizce ad bulunuyor ya eksik kalmasın, İngilizceside Oxford (Ox=Öküz/Boğa; Ford=Geçit=Öküz Geçidi) demektir. Bu yüzden batılı haritalarda İstanbul boğazı Bosphorus adıyla anılır, boğaz çevresinde kurulan bir çok uluslararası şirketimiz, işletmelerimiz de bu adı kullanır. Neyse bu işin masal kısmı. Biz İstanbul Boğazı dediğimiz gibi Konstantin Boğazı diyenler de vardır.

Mediterranean adının diğer milletlerce benimsenmesi, tüccar olan Yunanlıların bütün Akdeniz ve Karadeniz sahillerinde kurdukları ticari kolonilerine yerleştirdiği insanların Grek dilini kullanarak her yerde bu adı genelleştirmeleri sayesinde olmasının yanında, 20.yüzyılda Hristiyan dünyasının iki dünya savaşıyla, rakibi İslam dünyasını ve diğer milletleri dize getirip, Grek kültürüne dayalı Batı Kültürünü insanlara dayatmasıyla da olmuştur.

Çünkü Haçlı batılılar,Pers Mitracılığına inandıkları çağlardan itibaren 2500 yıl boyunca Grek koloni şehir devletlerine yerleştirdikleri insanların nüfuslarının artması, okuryazar ve uyanık tüccarlar olan bu insanların bulundukları ülkelerde yerel ve devlet idarelerinde iktidar olmalarının da etkisi büyüktür.

Toparladığımızda, Romalılar, Bizim Deniz (Mare Nostrum) Grekler İç deniz (Mediterranean) ve Ege (Aegean) olarak bu büyük çukuru Girit adasından itibaren ikiye bölmüşler, onlar gibi yapan diğer kavimler de geniş Ak Deniz coğrafyasında on üç kadar kendi coğrafi yerlerinin adlarıyla andıkları iç deniz de vardır.

Araplar, Ortada yer alan Ak Deniz diyerek Greklerle “orta yer, iç” anlamında birleşmişler, Türkler/Osmanlılar ve komşu kavimleri ise, ayırmadan tek ad olarak Ak Deniz adını kullanmışlardır.

Bu yüzden Atatürk de ordulara düşmanı dökecek istikameti verirken “Akdeniz’i “ hedef göstermiştir. Ondan sonra Ak Deniz adını kullananlar da cahil değillermiş.

AK DENİZ- BAHRİ SEFİD, WHITE SEA, BELO MORE,BYOLO MORE,MEDİTERRANEAN SEA

AK DENİZ- BAHRİ SEFİD, WHITE SEA, BELO MORE,BYOLO MORE,MEDİTERRANEAN SEA

Akdeniz üzerinde hakimiyet kurmuş büyük bir çok kavmin Ege’yi ayırmadan ikisine birden Akdeniz olarak kabul ettiklerini gördük.

Televizyonda yandaş medyanın yazarları o zamanlar “keykubat”,”adilyargic” adlarıyla yazdığım yazıları CHP’nin gizli muhalif kalemi olduğumu sanarak CHP ve diğer Atatürk’çü kesimin ve benim inkar etmemize rağmen inatla tartışmalara “blog adı vermeden” her yazımı konu ediyorlardı. Ben de bundan ülke menfaatine iyi bir iş yamak adına, sağcısı, solcusu, dindarı-dinsizi, bütün dini ve etnik farklılıkları emperyalizme, emperyalist işgale karşı ortak mücadeleye dahil edebilmek, bastığımız toprağa herkersçe sahip çıkılmasını hedeflediğimden sürekli ılımlı, ortayı bulucu yazılar yazdım. Bu yüzden bazı Atatürkçü arkadaşlar sıkıntı yaşadılarsa da benden de özellikle, dini, tarihi, coğrafi araştırmalarımdan alıntılar yaparak epey faydalandıklarına da tanık olduğumdan sonunda bu saydığım kesimlerden vatanseverler arasında gerçekten bir birleşme gerçekleşti.

2008’lerdeki Ergenekon tutuklamaları, Silivri mahkeme ve hapishanelerinin inşaları, ordumuzun genelkurmayının, doğruyu savunan, ülkemizi bizce sorun olmayan konularda maceraya sokacak siyasetlerin dayatılmasına karşı çıkan aydınların ABD başkanı Bush’un emriyle toptan tutuklanıp içeri atılması ülkemize yapılan ağır baskıların yarattığı şartlar yüzünden yazılarımı sertleştirmek zorunda da kaldım. Ki böyle yapmasak AKP sonrası bu milletin yatacak yeri yoktu, her millet bize düşman olacaktı.

Bu nedenle, AKP hükumetiden bütün TBMM içi ve dışı muhalefete, onlarda ulusal yazılı ve görsel basından yerel basına, ve internet blog yazarlarına kadar yazılarımın okunması arttı.

İşte başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bunları ya okumuş ya da okuyan danışmanlarından aldığı bilgilerle ülkemizde yapılan bir uluslararsı toplantıdaki konuşmasında Akdeniz’den “White Sea=Ak Deniz” olarak bahsetmişti.

O yazımda, Evliya Çelebi’nin Promoteus’un dev iskeletini zincire vurulmuş olarak, kafatasının içine kartalların yuva yaptığı halde Bitlis-Van bölgesi dağlarında gördüğünü yazmasına ve Balkanlarda yaşayan Greklerin ve Avrupa halklarının da, geçmiş işgaller, darbeler, iyileşmeyen hastalıklar nedeniye ölsünler diye cehennemin ağzı olduğuna inandıkları Balkanlara sürüldüklerini kaynaklar vererek yazmıştım.

Bu tür sürgünlere Sabiler, Arap yarımadası Arapları, Yahudiler ile ilgili yaptığım çalışmalarda da Avrupalı ve Amerikalı akademisyen filolog-arkeologların kitaplarından çeviriler de de vermiştim.

Antalya Beydağlarında bulunan Olimpos dağının ise antik çağlara ait 113 adet lahit mezarla öne çıkan zengin arkeolojik kalıntıları gerçek Olimpos’un bu dağ olduğuna işaret etmektedir.

Antalya’ya 80 km.uzaklıkta aynı adla anılan kent ve bir de akarsu olarak Olimpos çayı da vardır.

Zaten Olimpos adının da Grek diline ait olmadığı Anadolu dillerine ait olduğu “Ulu Dağ” anlamına geldiği iddiaları da yaygındır.

Greklerin, Yahudilerin, Aramilerin sürgün kavimler olduklarını “Aramilerden Haramilere”,”Antik Sabiler ve Kutsal Kitapları Ginza d Rabba”, Yahudi Kültü” gibi çeviri derleme yazılarımda bunları geniş geniş işlediğim yazılarımdan bazılarıdır.

Yunanistan’da iki Olimpos Dağı vardır. İlki bu günkü Yunanistan’ın Evia adıyla, eskiden de Euboea adlı adasında 1.172m. rakımlı ikinci yüksek dağın adıdır.

Aynı adada daha yüksek bir dağ varken, dağların zirvelerine, bulutların üstünde yaşamayı seçen Grek tanrılarının neden daha alçak bir daha yerletiklerini düşünmek bile, Grek efsanelerinin kökeninin bu Olimpos değil, Anadolu’daki Olimpos olduğuna ikna edebilir.

 

İkincisine gelince, Greklerin Oros Olympos dedikleri volkanik dağ, 2919m rakımlı bir dağdır. Teselya-Larissa-Pierria (Piyerya) şehirleri arasında bulunur. Yunanistan’ın en yüksek dağıdır. Greklerin geldikleri yerlerden tırtıklama mitolojilernde Dodekathon (dodeka=12; theoi=tanrı) adıyla andıkları 12 tanrıları; 1-Zeus, 2-Hera, 3-Poseidon, 4-Demeter, 5-Apollo, 6-Ares, 7-Afrodit, 8-Hefaestus, 9-Hestia/Diyonisus, 10-Hades ve 11-Persefone’nin bulutlar üstünde dedikleri Mytikas zirvesini barındıran dağdır.

Türklerin de buraya “Semavat evi” yani “Göklerin Evi” dedikleri geçmektedir. Bu adı vermelerinde, Fatih Sultan Mehmet’in kendisini Hristiyan ve Müslümanların dini önderi yapmak istemesiyle başlayan, iki büyük dini birleştirme projesi gereğince Yunan kültürüne duyduğu saygıdan kaynaklanmış olmalıdır. Grekler’den parayla alınan devşirmelerin bu etkiyi uyandırmada ki etkilerini görmezlikten gelemeyiz.

YUNANİSTAN'DA İKİ OLİMPOS DAĞI VE BOĞAZLAR

YUNANİSTAN’DA İKİ OLİMPOS DAĞI VE BOĞAZLAR

Grek dilinde etimolojik köken bilgisi yoktur.Ama, Olympos adının “gök, parlak, kaya, yüksek” anlama geldiği hakkında teorler olduğu belirtilmektedir.

Buna rağmen, Olimpos dağında yaşayan, “öküz başlı, boynuzlu, insan şekilli” olan ve Grek kavminin babaları olan bu dev ve cüce tanrılara yakın olmak isteyip, sert iklimine katlanmak için kimsenin oralara çıkıp Anadolu’da ki Olimpos’ta olduğu gibi medeniyet izleri bırakmamışlardır.

M.Ö. 515-510 bazılarına göre de M.Ö.472-465 yılları arasında, 96*40m   ebadında,17 metre yüksekliğindeki 104 sütunla inşa edilen ve içinde şimdi olmayan 13 metre boyundaki Zeus heykelini barındıran Zeus tapınağının da Atina’da alçak bir tepe üstünde olması, tanrılarının burada yaşadığına inanılması düşündürücüdür. Atina’yı çevreleyen dört dağın en yükseği Penteli’nin 1413 metre kadar olması, yükseği seven ensest Zeus ve kızanlarınca pek tercih edilecek gibi görülmemektedir.

Bu bilgilere ek olarak Bey dağlarının rakımı yani deniz seviyesinden yüksekliği 600m ile 3600 m. Arasında değişmektedir.

İlki bir adada 1.712m. ve diğeri yarımada da 2.919 metrelik iki dağ ile Grek Olimpos’u ile Anadolu’daki 3.600 metrelik, çevresi bereketli çaylar, dereler ve medeniyet kalıntıları ile dolu olan Anadolu Olimpos’u kıyaslandığında “yükseklerde, bulutların üstünde” yaşayan 12 tanrı sizce hangisini tercih ederdi?

Üstelik, “12” tanrı, “12” gezegen, ilk “7” gezegen/tanrı, “7” tepe üzerine şehir gelenekleri, erkek cinsel organının kutsandığı dinlerin Pers, Sümer, Sabi, Hint kökenli olması, Grekler dahil Avrupa’nın eski kavimlerinin de iyileşmeyen hastalıklar, işgaller, askeri darbeler nedeniyle sürgün milletler oldukları göz önüne alındığında Greklerin bu kültürü oraya taşıyıp, kendilerine göre uyarladıkları kabul edilebilir.

Bu Grek tanrılarının aynı zamanda “öküz başlı” insan şekilli dev cin ve şeytanlar olduklarını hesapladığımızda Anadolu’daki Olipos dağı zaten adı üstünde Toros (Taurus) Boğa/Öküz Dağları adını taşımaktadır. Toro zaten Grek değil Aramice bir kelimedir. Bu durumda geriye zaten bir şey kalmamaktadır.

ANTALYA BEYDAĞLARINDAKİ OLİMPOS

ANTALYA BEYDAĞLARINDAKİ OLİMPOS

Olimpos Anadolu’nun malıdır, Grek dinleri ve tanrıları da.

Bütün insanlık tarihi boyunca yeryüzüne insanların bu coğrafyadan dağıldığı, ilk tarım geleneklerinin bu topraklarda oluştuğu, ilk büyük dinlerin ve medeniyetin bu topraklarda geliştiği yeryüzünde bütün milletlerce kabul edilmişken biz neden ortak bir “Anadolu Milliyetçiliği Kültürü” oluşturmayalım?

Anadolu İskit, Hitit, Etrüsk, Frigya, Pers, Roma, Emevi-Abbasi, Selçuklu, Cengiz, Osmanlı, Timur dönemlerini yaşamış, uzun ömürlü imparatorlukların kurulduğu, üç kıtadan milletlerin harman olduğu, hiç bir etnik grubun da “saf/arı” kan olmayı iddia edemeyeceği bir halka sahiptir.

Sümer,Hint, Pers, Türk, Arap, Grek medeniyetlerinin ve milletleri ile coğrafyanın her yerinden kavimlerin göçlerle gelip yerleştiği bu topraklarda neden ortak bir “Anadolu Kültürü” oluşturmayalım da Türk ve İslam tutuculuğu ile Kürtçülük adı altında Sami kavmiyetçiliği (Semitizm) güden, Grek, Ermeni, Rum, Çerkez ayrımcılığı yapan Grek ve Ermeni çoğunluklu dinci-kinci devşirmelerin, Siyonizme çalışan, işbirlikçi siyasi oyunlarıyla birbirimizi yiyelim?

Evet ben de yine iddia ediyorum.

Grek kültürü, Hint, Pers, Arap, Türk kültürü harmanı, kandine has olmayan değişik nedenlerle Ortadoğu coğrafyasından sürülmüş kavimlerin milliyetçilik inatlarıyla oluşturulmuş bir kültürdür. Bu yüzden kendine has bir kültür sayılamaz.

 Dinleri Fars ve Arap ağırlıklı Hint motifli, dilleri de aynı şekilde olan, örneğin Dorların Grekleri silip süpürmesine rağmen onları da Grek sayarak eritme taktiği güden bu Grek=Hileci tüccar kavminin uydurmalarına neden teslim olalım?

Ergenekon tutuklamalarını takiben tepki Üniversitelerde anarşi kıvılcımı hortlatıldıysa da “bunların da batıdan desteklerinin kesileceği zaman muhakkak gelecektir, sabredin. Anarşiye girerseniz, zaten geçmiş yıllardan adımız belli, gene harcanırız halk da bizi anarşist bilir, yapılan işe yaramaz. Bunların son kullanma tarihlerini bu defa bekleyelim ki, halk bizim doğruyu söylediğimizi, bunların ekonomik, siyasi mucizeler yaratan zeki, imanlı insanlar olmadıklarını, gerçek yüzlerini görsün.” Önerim kabul görmüştü.

Sola Açılan Haçlı Seferi ve Cumhuriyet Tarihimiz” başlıklı yazımda işlediğim, 12 Eylül 1980 cuntasından zarar görenlerin en çok solcular sonra da ülkücüler olduğunu işlemem, vatansever ülkücülerle solcular, Atatürkçüler ve diğer sağcı dindarlar arasında hoşnutluk yaratmış, tek başına direniş yapan Ulusal Kanal ile akılcı-ülkücü Yaniçağ Gazeteleri arasında ortak tv programları başlamıştı. Tabi ben, sürekli engellendiğinden, kapatıldığından yensini açtığım bloglarım, aydınlık Gelecek Hareketi, Kalemler ve Kılıçlar sitelerinde yayınadığım bir kaç makalem, onlara yapılan yorumlarla bir kaç kişiye ulaşabildiysem, ulaşabildiklerim değerli insanlarmı ki bunu, kenid birikimlerini ekleyerek kitlelere yaydılar.

 

İlk defa onlara, “demokrat, Atatürkçü geçmiş hükumetlerin ekonomik krizlerle tasfiye edilip bu işbirlikçilere muhtaç edildiği şartlara düşme hakkı tanıyalım, tahriklere kapılmayalım, boşa kan akmasın” dedim. Bu çağrım kabul gördü, herkes büyük sabır gösterdi.

 

Sağ olsunlar bu günlere bir Mısır, Ukrayna olmadan gelebildik. Hukümet de zaten fazla kaşımadı, o da kendi içinde bir şeyler yaptı, tutuklanan asker ve sivillere fazla işkence etmedi, şu anda çoğunu serbest bıraktı, belirli güçleri   ve halkı fazla tahrik etmedi, biraz da edemedi. Sonunda kansız bir geçiş dönemi yaşadık diyemesek de diğer ülkelere göre pek de kan dökmüş sayılmayız.Ya, her şey geçmiş, o karanlıklar bitmiş değildir, hala okyanus aşırı devletlerden gelen talimatlarla gazeteciler tutuklanmakta, ulusal görsel ve yazılı basına proje mimarı devletler, onlara emir veren çıkar gruplarınca baskı yapılmaktadır.

Önümüzdeki seçimlerde ülkenin kaderini belirleyecektir.

 

M.Ö. 92’lerde başlayan ve M.S. 627’ye kadar 721 yıl süren Roma-İran çekişmesi, 627’den günümüze kadar İslam-Haçlı çekişmesi olarak halen sürmekte ve her gün insanlarımız, Ortodoks Hristiyan ve Yahudilerce “İslam” adı altında çıkartılmış mezhep ve tarikatlarla bölünmüş, Allah-Allah diyerek birbirini yiyerek uydurma Grek kültünü benimsemiş, onları bile köleleştirmiş, batılı sömürgecilerin ekmeğine daha ne kadar yağ sürecektir?

 

Sadece 1984-2015 arası geçen 31 yılda özünde Grek/Rum-Ermeni milliyetçiliği barındıran, Yahudi müdahaleleri taşıyan terör olayları ile 50.000 üzerinde insanımızın canını almadı mı?

Bu ne kadar sürecektir?

2001’de başlatılan Haçlı Seferi ile sadece Irak’’ta üç milyon insan ölmüş, sekiz milyon savaş mağduru, bunu Libya, Mısır, Yemen, Ukrayna, Gürcistan olayları izlemiş on milyonlarca savaş mağduru, milyonlarla ifade edilen ölümler ve göçler izlemiştir.

Bölgede hala en çok mülteci barındıran ülkeyiz.

 

Bölgedeki 22 Müslüman ülkesini ve ülkemizi birbirine düşüren, batıya köle eden bu işgal ve teröre karşı devletlerimzi neden zayıf kalmaktadır?

Tek açıklaması bölge halklarının asgari müştereklerde birleşerek ortak çıkarlara dayalı bölgesel milli siyasetl kuramamalarından kaynaklanmaktadır.

 

Bu bölünmenin de sebebi, geçmişte kurulan büyü imparatorlukların idarelerini “din ve kimlik değiştirerek veya devşirilerek o devletlerin başına geçmiş ama özüne sadık kalarak, kendi halkını öne geçirmek için onlarabaskı siyasetleri uygulayarak tahrik edip, hakim milletlere düşmanlık uyandıran sinsi, dinci-kinci-ırkçı devşirme devlet adamlarının hala işbaşında olması ve kökenlerini bu Haçlılarla akraba ilan ederek, yaşadıkları coğrafyaya, bastıkları toprağa, aralarında yaşadıkları milletlere ihanet etmelerindendir.

 

Bu topraklarda yaşayan, dinlerle, dayatmalarla, evliliklerle asimile olmuş, kimliğini unutmuş, kendisini başka millet sayan ya da milliyetini arı, katışıksız sanan herkesin artık şu dinci-kinci, ırkçı niyetlerinden kurtulması ve ortak çıkarlarda diğer milletlerle birlik olarak bir barış coğrafyası kurmayı düşünmeli, buna hizmet etmelidir.

Yoksa, hep birlikte köleleşip gideceğiz.

Alaeddin Yavuz
keykubat /

adilyargic/

adilyargicc

 

Yararlanılan kaynaklar;

1-http://keykubat.blogspot.com.tr/2011/12/iranli-gozuyle-zerdustluk-ve-mitra-dini.html#axzz3pQzTzjNp

2-https://en.wikipedia.org/wiki/Bosphorus

3-https://en.wikipedia.org/wiki/Aegean_Sea#cite_note-3

4-http://www.mlahanas.de/Greeks/Temples/ZeusOlympiosTempleAthens.html

5-https://en.wikipedia.org/wiki/Mount_Olympus

6-https://en.wikipedia.org/wiki/Temple_of_Zeus,_Olympia

7-http://adilyargicc.blogspot.de/2012/02/cin-ve-seytan-kultu-zerdustluk-buyu.html

8-http://adilyargicc.blogspot.ru/2014_07_01_archive.html

9-http://keykubat.blogspot.com.tr/2010/07/sola-acilan-hacli-seferleri-ve.html

 

 

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset, Tarih içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.