DİNSİZ YAŞANIR AMA ADALETSİZ ASLA

İslam bilginlerinden İmam Gazali’nin aklımda kaldığı kadarıyla “Alemlerin Sırrı” adlı kitabındaki sözü adaletin dinden önce geldiğini bize önemle vurgular.
“İnsanlar dinsiz yaşar ama adaletsiz asla!”
Bu sözün doğruluğunu yeryüzünde farklı milletlerin ve dinlerin olmasına bakarak görüyoruz. Bütün milletler, batıda son 200 yılda gelişen teknolojik, kültürel siyasi, adli yeniliklerin dünya tarihinde bir devrim sayılacak şekilde değişmesi üzerine, kendilerini millet yapan dinlerinin rejimlerini terk ederek çağdaş hukuka dayalı devlet ve siyasi rejimleri kurmaya yönelmişlerdir.
Müslüman ülkelerde ise bunu  tersi, bir yöntem batı tarafından dayatılmaktadır.
Diğer milletler, askeri bir terimle “İleri marş” komutuyla daima “ileri”ye yönlendirilirken, Müslüman toplumlar bir emir farkıyla “Geriye dön, ileri marş” şeklinde yönlendirilmişlerdir.
Bu yüzden, temeli maden devrinde atılmış dini adalet ilkelerine dayalı şeriat düzeni hayranlığı işbirlikçi siyasi hükumet ve yandaşları devlet yapılanmasınca insanlarımız “geriye dönüp, ileri gitmeye” özendirilmektedir.
MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN TEMEL SORUNU DİNE DAYALI MUKAYESE GELENEĞİDİR.
Bu güne kadar gerek askeri gerek Menderesle başlayan sivil darbelerin hukuk dışılığını eleştiriyoruz. Oysa Menderes de Atatürk’ün yardımıyla Hukuk fakültesine yazılmış ve milletvekiliyken hukuk eğitimi almış, İzmir Amerikan lisesi kökenli bir aydınımızdı.
Turgut Özal, dini motifleri olmasına rağmen bürokrasi içinden geldiği için kamu hukuku hakkında kendisini mecburen geliştirdiğinden o da fazla tepki çekmemişti.
Ama Recep Tayyip Erdoğan ise tamamen İmam Hatip kökenli olup, bütün mukayese yeteneği dini temel üzerine kurulu olduğundan sadece aşırı din pompalanmış eğitimsiz kitlelerin gönlünde taht kurmuş, adeta onların tanrısı olmuştur.
Ama yaptığı her iş daima direkten dönmüş ve halkın gönlünde yer etmemiştir.
Kaldır

Temel hukuk eğitimi olmadan, ilkel dini adalet kavramı ile değerleri gelişen insanlar, her ne kadar başarılı olsalar da kendilerini küçük düşüren işler yaparak, kendilerine en büyük düşmanlıkları yaparlar. Bu kimseler, devlet adamı olduklarında ise milletlerini sefilliğe, devletlerini yıkıma taşırlar.

Bu yüzden kendisine oy veren kitlelere bağlı siyaset yürütür hale gelmiş ve “milletim” derken kendisine bağlı bu kalabalık ama bilgisiz toplumu işaret etmiştir.
Kendi “milletinin” oylarıyla koltuğu kurtarmasına rağmen halkını bütünüyle arkasına alamadığı gibi, dünya siyasetinde de yalnızlığa itilmiştir.
Bürokrasiden gelmediği içinde devlet adamı kimliği gelişmemiş olduğundan, sokak kültürünü öne çıkartmış, lumpen “Kasımpaşalı profili” ile karikatürleşmiştir.
Bunlara ek olarak, geçirdiği yoksul gençliğinin öcünü alırcasına nüfuz ticareti yaparak havadan zengin olma yolunu seçerek, gerçek bir devlet-millet adamı olmak yerine “devlet malı deniz, yemeyen domuz” ilkesinin temsilcisi olmuş, çağımızın hileci hırsız tanrısı Hermes karakterinin temsilcisi olarak namlanmıştır.
Kendisini zengin eden ama küçük düşüren bu işlerinin tek nedeni, çağdaş hukuk mantığı, bürokratik tecrübesi eksik sonradan olma devlet adamlığı, hile, yalana dayalı siyasi başarılarına rağmen saygınlık elde etmekten uzak kalmasını sağlamıştır.
Oysa, zamanında biraz temel hukuk okusaydı, bunu geliştirip ileri düzeye çıkarsaydı, akıl terazisini temel mantık ilkeleri üzerinde geliştirebilseydi gerçekten çok saygın bir siyasi kişilik olabilirdi.
Ama artık yapacak bir şey yok. Olan olmuş, ülkemiz adaletsizlik içinde boğulmuştur.
İslam ve Hristiyanlığın da temeli olan “kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına da öyle davran”; “komşusu açken tok uyuyan bizden değildir”;”Fırat kıyısında kaybolan koyun Ömer’den sorulur” gibi dini hukuk, günümüz çağdaş hukukuna kesinlikle ters düşmemektedir.
Ama, dini ticaret, devlet gücünü nüfuz ticareti aracı yapan, ezik kişiliğin ürünü adı hırsıza çıkmış bir siyasi figür için bunlar beklenilmeyecek erdemlerdir.
Bu tespitler ışığında, ister dindar ister dinsiz, ister demokrat ister Atatürkçü, ister sağcı, ister solcu olsun herkes önce temel hukuk ile ilgili yazılar okumalı, mukayese yeteneğini geliştirmelidir.
Çağdaş hukuki değerleri ne dine ne de komünizme ters düşmezler. Bu değerlerle mukayese yeteneğini geliştirmiş insanlar, dindarsalar dinlerine, siyasi, felesefi ideolojiler peşindeyseler ideolojik felsefelerini geliştirmede daha başarılı olacaklar, fikirlerini herkese daha kolay kabul ettirmekte başarılı olacaklardır.
Ülkemizde ve dünya genelinde tek sorun, “hileyi yalanı zekanın temeli sayan” Zervanilik, Zerdüştlük temelli yazılmış Tevrat ve ondan doğan din kitaplarıdır.
Bu tunç, bakır çağlarının ürünü olan dini ahlak denilen ahlaksızlıktan insanlar kendilerini kurtarmalıdır.
Hukuk okuyan, mukayeseli mahkeme kararlarını okuyarak, kıyaslama kabiliyetini geliştirmiş insanların zaten bu ilkel değerlerin tartısına ihtiyaçları olmadığını hemen fark edeceklerdir.
İlmi, sarığı, cübbesi ve sakalı olan, okur ama yazamayan tekke, zaviye imamları, manastır papazları, havra hahamlarının ardından gitmeye de gerek kalmadığını, başlarını dualara gerek kalmadan dertlerden koruyan sağlam iradeli insanların çoğalması bence temel hukuk okumakla başlatılabilir.
Böyle olunca da insanlar kendiliğinden sorunlarını çözebilecek yeteneğe kavuşacaklarından, yargı kurumları satın alınmış yargıç, savcı, avukatları barındıran, insanları korkutan, öcü beton yığınları olmaktan kurtarılabilir.
Kaldır

Adalet terazileri bozuk milletler, tekke, vakıf kapılarında bir tas çorbaya şükür eden sefil toplumlar haline gelirler. Ülkemiz de AKP ile bu yolda epey yol almıştır.

Hukuk ekmek su kadar temel ihtiyaçtır.
İmam Gazali’nin dediği gibi, “dinsiz yaşanır ama adaletsiz asla!”
Herkese bol hukuki yazılar okumaları dileğimle.
Takdir sizindir.
Alaeddin Yavuz

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Güncel Siyaset içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.