MUHAMMET’İN UYLUK KEMİĞİNİN, ZEYD’İN UYLUK KEMİĞİ ÜSTÜNDE NE İŞİ VAR?

Pek çok hadis yazarının kitabında geçen aşağıdaki örnek yıllardır insanlara “hadis’in fiziki ağırlığını kanıtlamak için” verilir durur. Oysa kimse düşünmez ki “Uyluk kemiği” insanın neresidir.

Canlı insanın uyluk kemiği diğerinin uyluk kemiği üstüne nasıl konulur? :)

Canlı insanın uyluk kemiği diğerinin uyluk kemiği üstüne nasıl konulur?🙂

Peygamber Pinokyo muydu ki ,eve girince kemiklerini onun bunun üstüne atsın?

Yıllardır bu hadisle dalga geçmeyi dine saygımdan erteledim ama bir haftadır internette baktım ki her gün yayılıyor.

Şimdi okuyunuz bakalım cehaletten üreme hadisler, ona dayalı cinsel sapıklığı peygambere yamayan bu hadisin yeni bir bakış açısıyla yorumlanması size ve düşündürecek?

Ya da hadis denildiği gibi “sarih/geçerli” ise, bu durumda peygamberin vahyi eş cinsel ilişki halinde aldığını da kabul etmiş olacaksınız.

Şimdi Buhari hadisini okuyalım;” Zeyd b. Sabit de şöyle demiştir: “Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e vahiy indirdiği zaman, uyluğu benim uyluğumun üstünde idi. Uyluğu o kadar ağırlaştı ki, o an baldırımın kırılacağından endişe ettim”

Uyluk kemiği, bizim “baldır “ dediğimiz, diz kapağından kalçaya kadar olan bacağımızın üst kısmıdır.

Peygamber, eve gidince, oyuncak bebekler gibi bacaklarını kollarını çıkartıp oraya buraya mı atıyordu da uyluk kemiği, “azad kabul etmez erkek kölesi Zeyd’in uyluk kemiği üstüne” gelmişti.

Mesela, pek çok hadis yazarının kitabında geçen aşağıdaki örnek yıllardır insanlara “hadis’in fiziki ağırlığını kanıtlamak için” verilir durur.

Oysa kimse düşünmez ki “Uyluk kemiği” insanın neresidir?

Peygamberin “uyluk kemiğinin”, Zeyd’in “uyluk kemiği üstüne” gelmesi, resmen Peygamberin Zeyd’in kucağına oturduğunu” ifade etmiyor mu?

Vahyin fiziki ağırlığını ifade edeyim derken, vahyin gelmesi esnasında “peygamberin kucağında oturduğunu” gizlemek için, “uyluk kemiklerinin üstü üste olduğunu söylemek” oldukça zekice bir ifadedir. Veya bu ifade, o çağlarda da bu çağda da Rum ve Arap milletlerinde  “biseksüel yaşam” doğaldır. Bunun doğal olmadığı toplumlar, örneğin Türklerce tuhaf karşılanmaması için belki de sonrada “uyluk kemiği” üzerinden olay anlatıldı.

Bu durumda;

İki insanın uyluk kemikleri ancak bu şekilde üst üste gelir. Başka olanağı var mıdır? Haaa, pozisyon farkı olabilir.

İki insanın uyluk kemikleri ancak bu şekilde üst üste gelir. Başka olanağı var mıdır?
Haaa, pozisyon farkı olabilir.

Vahiy getiren melek Cebrail olduğuna göre peygamberin kucağına oturmasıyla mı ağırlaşmanın gerçekleştiğini takdirlerinize bırakıyorum.

İşte “sevgili peygamberimizin bir yüzü. Daha önce de Hz. Ayşe’den nakledilen bir hadisi de IŞİD Gerçek İslam’ı mı Uyguluyor” başlıklı çalışmamda, Zeyd’in peygamberin yatak odasına teklifsiz girdiğini ve peygamberin kalkarak onu öptüğünü anlatan olayı vermiştim. Ondan alıntı;

Muhammet, Ayşe ile odasındayken, Zeyd, yatak odasına giriyor, Muhammet kalkıp Zeyd i öpüyor;

Tirmizî ve başka muhaddislerin rivayeti ile Hz. Aişe demiştir ki: “Bir sefer Zeyd b. Harise Medine’ye geldi, Resulullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, ona sarıldı ve öptü.

Geniş açıklama için Cd isteyen var mı?

Neyse CD olmadığı için başka geleneksel kayıtlarla devam edelim.

İşte, gördüğünüz gibi, dinler cinsel bozuklukların temelidir. Onları yıpratmak için küfre gerek yoktur. Kendileri kendilerine yetiyor.

Siz, siz olun, uyluk kemiğinize sahip çıkın, onun bunun uyluk kemiği üstüne gidip kalmasınlar sonra adınız kötüye çıkar maazallah…

Son soru;

Şimdi bu hadis sizce doğru mu uydurma mı?

Haliyle uydurma diyecek herkes. Yakında bütün hadis kitaplarından çıkartılabilir.

“Vahiy, Cebrail tarafından getirildiğinde, peygamber kucağımdaydı ve ağırlığı bile beni çok korkutacak kadardı” demek yerine, “uyluk kemiği” üzerinden olayı açıklamak;

Veya;

Peygamberin kölesi Zeyd’in, vahiy geldiğinde içinde bulundukları mahrem olayı gizlemek, ama vahyin ağırlığını ifade etmek için bulduğu en zekice çözüm, “uyluk kemiklerinin binişmesi” dir.

Bu yazıya bazı hakaret edenler oldu. O zaman bunları da okuyun bakalım. Bunlar da 1300 yıl önce yazılmış peygamberin hayatını anlatan kitaptan alındı.

MUHAMMET’İN VAHİY KESTİREN HATASI

Alberto Riviera gibi Hristiyan araştırmacıların iddiasına göre, Muhammet’e vahiyler, Mekke baş keşişi ve amcaoğlu olan Varaka b. Nevfel’in ölümünden sonradır. O da bunu Buhari hadis kitabına dayandırır. Aama İbni ishak başka bir konuya parmak basar ve bu olayda, İslam öncesi Kâbe ve çevresinde yaygın olan “Tapınak Fahişeliği Dini” gereğince yapılan bir olay neden olmuştur.

Okuyacağınız metin, peygamber Muhammette’n 100 yıl kadar sonra İbni Hişam El Kalbi tarafından İbni İshak’ın yazdığı “Siret-ül Resulüllah (Peygamberin Hayatı)” kitabından alıntıdır;

“Hatice Tanrı elçisine (S.A.S.) “Ey Amcam oğlu! Şu sana gelen melek bir daha gelirse bana haber verebilir misin ?” demiş.

Tanrı elçisi ona: “Evet haber verebilirim” demiş.

Hatice ona: “Öyle ise bir daha sana geldiği zaman bana haber ver” demiş.

Çok geçmeden Cebrail (A.S) her defasında yaptığı gibi gene ona gelmiş.

Tanrı elçisi (S.A.S.) Hatice’ye dönüp “ey Hatice ! İşte Cebrail geldi” demiş.

Hatice ona “ey amcam oğlu kalk da sol dizimin üstüne otur” demiş.

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma'da yaygın bir dindi. Ülkemizde Karadeniz bölgesi "Paflagonya", Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ükmeizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Bunun üzerine Tanrı elçisi (S.A.S.) kalkıp Hatice’nin sol dizinin üstüne oturmuş. O zaman Hatice ona “Onu görüyor musun ?” diye sormuş, Tanrı elçisi “evet görüyorum” demiş.

Hatice ona “öyle ise kalk sağ dizimin üstüne otur” demiş. S-151

Tanrı elçisi (S.A.S.) kalkıp Hatice’nin sağ dizinin üstüne oturmuş.

O zaman Hatice ona “şimdi de onu görüyormusun ? diye sormuş.

Tanrı elçisi “evet görüyorum” demiş.

Hatice ona “Peki öyleyse kalk kucağıma otur” demiş. Tanrı   elçisi (S.A.S.) kalkıp Hatice’nin kucağına oturmuş. Hatice ona “hala onu görüyor musun ?” diye sormuş   o da “evet görüyorum” demiş.

O zaman Hatice, kucağında Tanrı elçisi (S.A.S.) oturmuş bulunduğu halde yüzünü açıp peçesini indirmiş ve Muhammed’e “nasıl hala onu görüyor musun ?” diye sormuş   o da “hayır, artık görmüyorum” demiş.

Bunun üzerine Hatice Muhammed’e “ey amcam oğlu! Müjde olsun. Bu işte diren, Tanrıya and olsun ki bu bir melektir, şeytan olamaz” demiş.

İbn-i İshak der ki: Ben bu sözleri Hasan oğlu Abdullah’a anlattım. O da bana dedi ki: “Ben annem olan Hasan kızı Fatıma’nın Hatice’den naklen bu sözleri anlattığını işittim. Ancak annemin şöyle dediğini de duydum: Hatice gömleğini sıyırıp Tanrı elçisini (S.A.S.) çıplak vücuduna çekip kucaklamış. O zaman Cebrail gitmiş. Bunun üzerine Hatice Tanrı elçisine (S.A.S.): “Bu bir melektir. Şeytan olamaz” demiş”

Cebrail bir cin olduğuna göre, her kılığa ve her şekle girebilmektedir. Sabilik dininde kıyametin günahları kusursuz tartan adil yargıcı, doğru terazisi onun elindedir. Ayrıca da bir diğer sembolü de “erkeklik organıdır”. Greklerin Hermes’i ile aynıdır.

Yani kadın erkek demez, çıplak gördüğü an geçirir. Sabiler asırlar boyunca tol boylarına kilometre taşı olarak Cebrail’in erkeklik organını dikmişlerdir.

Bunu Sabi İncil’i okuyan rahip Varaka, yada rahibe Hatice ve onlardan Hristiyan olmuş, peygamberlik iddia ettirilen Muhammet bilmiyor muydu?

Yani, “tapınak fahişeliği dinlerinde” cebrail veya Allah , ilahiler, çalgılar, içkili yemekler eşliğinde çağrılır, cinsel ilişkiye girilir ve öğrenilmek istenilen bilgiler öğrenilirdi.

Bu yolları Cebrail de Hatice de Muhammet de biliyordu. İslam öncesi Mecusilikte de Ortodoks Hristiyanlıkta da Yahudilikte de bu böyleydi.

İslam dünyasının tek sorunu bel altıdır. İşte, eşcinselliğin dine uygun olduğuna dair fetva çıkartılmış.

İslam dünyasının tek sorunu bel altıdır. İşte, eşcinselliğin dine uygun olduğuna dair fetva çıkartılmış.

Hatice Muhammet’i kucağına alınca Cebrail nereye geçer dersiniz?

Takdir sizin.

Zaten bu olaydan sonra Cebrail geldiğinde “Muhammet, Hatice’ye selam söyle” der. Hatice de “Selam Allah’ındır, Allah’ın kendisidir.” Der. Bu cümleler, sıradan hileci bir Arap tüccarı kadının işi değildir. Ruhbanlık gerektirir.

Anlaşılması gereken anlaşılmıştır umarım.

Başka açıdan da şöyle düşünsek;

Mahremiyetle Cebrail’in sınanması gerektiğini Hatice nereden biliyordu?

Gökyüzünde Allah’ın sayısız meleklerinin en başta gelen dört meleğinden birisi olan Cebrail’e bu hareketi yapmak kimin haddineydi?

Cebrail sanki bu kadar kıymetli bir melek değil de Busra şehrinin manastır rahibinin posta güverciniymişçesine onu mahremiyetle sınamak hangi aklın ürünüydü?

Ya Kâbe’de iş tuttukları için taş edilen Safe ile Merve gibi çarpılsaydılar?

Bu inanan bir insanın girebileceği bir risk değildir.

Buna ancak, Muhammmet’in görümlerinin kendi anlattıklarının yansıması olduğunu bilen birisi cesaret edebilir, aksi dinen mümkün değildir.

Bunu yapabilecek kimse o zamanın Hristiyan ve Yahudilerinden değil de “tapınak Fahişeliği dinine ibadet eden, tapınakta, yemekli, içkili, müzikli, ilahiler eşliğinden tanrıyı çağıran, ilişkiye geçip gaybı öğrenme geleneği olan dinin rahibeleridir.

Rahip Bahira ve Varaka’nın Süryani veya Nasturi olduklarına göre, Sabilerin böyle ibadetlerini ortodoks Hristiyanlığa taşıdıklarını düşünebiliriz.

Hatice’nin yaptığı ancak böyle açıklanabilir. Yani bilimsel adıyla “Tapınak Fahişeliği Dini”.

Huveylid Kızı Hatice’nin İslam Oluşu

Huveylid kızı Hatice Muhammed’e inanıp Tanrı tarafından ona geleni tasdik edip Peygamberlik ödevini yerine getirmekte Peygambere yardım etti. Bu kadın Tanrıya, onun elçisine (S.A.S.) ve Tanrı   tarafından gelen şeylere ilk inanan kimse idi. Bu vesile ile Tanrı, elçisinin ödevinin ağırlığını   hafifletti. Tanrı elçisi, reddetme ve yalancı çıkarma gibi sevmediği şeyler işitip üzüldüğü zaman onun yanına döner dönmez Tanrı Hatice vasıtasiyle onun üzüntüsünü giderirdi. Hatice Tanrı elçisine (S.A.S.) direnmesini söyler, teselli eder, tasdik eder halkın yaptıklarını   hoş görmesini tavsiye ederdi.

İbn-i Hişam diyor ki :”. İbn-i Hişam diyor ki: Sözünün doğruluğuna güvendiğim bir kimse şunları anlattı: Cebrail (A.S.) Tanrı elçisine (S.A.S) gelip ona “Hatice’ye Tanrının selamını söyle” demiş, Tanrı elçisi de “Ey Hatice! İşte Cebrail (A.S.), sana Tanrının selamını getirmiş” demiş. Bunun üzerine Hatice “Selam Tanrının kendisidir. Selam ondan gelir . Cebraile de selam” cevabını vermiş. “

Hatice’nin verdiği cevap ilginçtir; “Selam tarnının kendisidir.Selam ondan gelir. Cebrail’e de selam!”

(Hatice’nin burada dini de tanrı kavramını da yorup, yorumlayan ruhban bir kişiliği vardır ve tartışma götürmez derecede bu açıktır. Sıradan tüccar bir Emevi kadınının bu birikimde olması mümkün değildir.Alaeddin Yavuz)

Sonra vahiyler de kesilir.

İbn-i İshak der ki: Bundan sonra bir müddet Tanrı elçisine vahiy gelmez oldu. Bu durum Tanrı elçisine ağır geldi ve onu üzdü.

(Vahiy gelir mi, cenabet ettin ortalığı. Cebrail’e tapınak fahişeliği ayini yap sonra vahiy gelsin. O da baktı ki bu Arapların adam olacakları yok, eski putperest ibadetlerindeki ayarı tutturup, kafasına göre takılmaya başlamış olmalıdır.)

Sonra Cebrail ona Duha suresini getirdi. Bu surede, kendisini peygamberlikle üstün kılan Tanrı!! Peygamberini bırakıp unutmamış olduğuna and içiyor. Tanrı buyuruyor ki “Kuşluk vaktine ve sessiz geceye and olsun ki Tanrın seni bırakmadı, unutmadı da” (Duhan Suresi 93:1-3).

Ama, Tapınak Fahişeliği Dinlerinin Bereket Ayini böyle cinsel içerikliydi. Cebrail bunu kabul etmedi ve cezalandırdı deyin ne derseniz deyin ama bu olay tarihte yerini almıştır. Peygamberler de eşleri de mükammel insanlar değildir. Toplumlarının yaşayış ve ibadet tarzı ne ise ondan farklı hareket etmeleri de beklenemez.

Bu yüzden kimse beni suçlamasın. Dinin gerçekleridir bunlar. Yoksa her şey iyiyse din neden yenilendi? Peygamber neden geldi?

Aptal olmayın. Araplar biseksüel bir toplumdu, her iki cinsle ilişkiye girerlerdi. Zeyd’i satın alıp peygambere hediye eden de karısı Haticedir. O da bu kitapta yazılıdır. Muhammet de biseksüeldi. O toplumdan farklı olamazdı, değildi de.

Kız ve erkek, ergen yani, aybaşı kanı görecek dokuz yaşını doldurmamış olmayan, bebeklerle yapılan, Mufakatat adıyla bilinen bir cinsel ilişki türünün Arap kültüründe nasıl yaşandığını İslami kaynaklardan görelim;

MUFA’KATAT ;

Arapça Mufa’katat’ın, Hristiyanlık öncesi Sabi dininin Sin mezhebinde İnanna’ya tapınan İngilizlerin dili İngilizce karşılığı da “Thigh=Uyluk Kemiği+ing=Thighing=Uyluk kemikleri/baldırlar arasına arkadan erkeklik organını sokarak, hafifçe sürtüştürmekle yapılan cinsel ilişkiye verilen addır.

“Yetişkin bir erkeğin, sütten kesilme yaşında körpe bir kızın, baldırları arasına cinsel organını sokarak okşaması öpmesi yasal değildir.” (Genel kabule göre Sütten kesilme yaşı 1,5 ile 2. yaştır)

“It is not illegal for an adult male to ‘thigh’ or enjoy a young girl who is still in the age of weaning; meaning to place his penis between her thighs, and to kiss her.”

Ayatu Allah Al Khumaini’s “Tahrir Al wasila” p. 241, issue number 12  

“Sütten kesilmiş (İng=Wean) çocuğun, butlarına yakın baldırları arasına cinsel organı sokarak öpme okşama (İng;Thighing).

This is from a Muslim cults Priest he is after all an Ayatollah

Thighing of children: Mohammed (51) married Ayesha when she was SIX, but as she was too small to consumate, he practised the sacred rite of Mufa’ Khathat (otherwise known as ‘thighing’) whereby he rubbed himself between the tops of her thighs, but did not enter.

Türkçesi;

Bu alıntı Ayetullah Humeyni’nin meşhur Tahrir el Vesile bilinen adıyla Küçük Yeşil kitabındandır.;

Muhammet (51 yaşındaydı) Ayşe ile evlendiğinde Ayşe altı yaşındaydı fakat, karıkocalık ilişkisi için çok küçüktü. O,mukaddes ayin olan “Mufa Katat” (Thighing) vasıtasıyla, baldırlarının üst arasında sürttürdü ama içine girmedi.”

Bu günlerde yaygın olarak “”, özellikle düğünlerde çocukların “mufaÂkatat”ı alışkanlığı vardır.

Ulemaların bu konudaki görüşleri, Allah’ın selamı üstüne olasıca Muhammet peygamberin, Müslümanların anası Ayşe’nin baldırları arasına mufaÂkatat (İng.Thighing) yaptığıdır.

Ayşe henüz altı yaşında ve cinsel ilişkiye girilmesi sakıncalı görüldüğünden (isterse görülmesin Ebubekir’in kızı) peygamberin Ayşe’ye mufaÂkatat yaptığı, yani cinsel ve boşaltım organlarının altına bacak arasına cinsel organını sürterek rahatladığı, bunu erkeklerle de tekrar ettiği bilinir.”

Bu bilgilere göre, peygamberin deve üzerinde kölesi Zeyd ile mufakatat yaptığı sonucu çıkmaktadır. Ne iştah akıl işi değil.

Peygamberin sünneti diye ensest homoseksüel ilişkiler Humeyni’nin meşhur Tahrir El Vesile kitabında yer almıştır, hem de baba, oğul ilişkisi okuyalım;

Aile içi ensest homoseksüellik Humeyni Şeriatında serbest.;
Baba, oğul, erkek kardeş, kayın peder, dede, torun, valla yok bir sorun!
Girsin çıksın kalbini bozma…

Tahrir el Vesile
Cilt II:19
Evlilik Üzerine, Zina ve Karıkocalık ilişkileri
Sayfa 56
Ensest Homoseksüellik;
If a man sodomizes the son, brother, or father of his wife after their marriage, the marriage remains valid.”

Eğer, bir adam, oğlu,erkek kardeşi veya evlendikten sonra eşinin babası ile homoseksüel ilişkiye girerse evlilik geçerlidir.” Yani boşanma nedeni sayılmaz.””

Arapların, İslam geldi diye binlerce yıl uyguladıkları sapık cinsel yaşam geleneklerini hemen terk etmesi düşünülemez. Peygamber sünneti diye hala tekrar ettiğine de tanık olduk. Onların sapıklıklarını Kuran ne güzel dile getiriyor;

“Bakara Suresi 2:198 Hac mevsiminde Rabbinizden rızık isteyerek ticaret yapmanız size günah değildir. Arafat’tan sel gibi taşarak döndüğünüzde Meş’ari’l-Haram yanında, Allah’ı zikredin. O’nu, size doğrusunu öğrettiği gibi zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten yolunu şaşırmışlardan idiniz.”Yani “sapıktınız” diyor. İslam ile şereflenenlerin de sapık Araplar olduğunu görüyoruz.

Peygambere uygunsuz ortamda gelen vahyin en teknik açıklaması ancak  böyle bir anlatım şekliyle yapılabilir ve de ancak şeytana tapınan Arapların yapabileceği iştir, diyerek olayı bitirelim.

Bizler, büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün sapıklıkları, bidatları, hurafeleri temizlettiği bir İslam kültürü içinde yetiştiğimizden diğer Müslüman ülkelerde süren sapıklıklardan haberdar değildik ve bütün Müslümanları kendimiz gibi sandığımızdan şeriat özlemcileri güç kazandılar ve kendilerini yönelten sapık imamların sapıklıklarını, gayrimüslümlüklerini göremediler.

Takdir sizindir.

Uyluk kemikleri canlı insanda, ancak böyle ve benzeri şekilde üst üste gelebilir. :)

Uyluk kemikleri canlı insanda, ancak böyle ve benzeri şekilde üst üste gelebilir.🙂

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Hadis’in anlatıldığı İslami sitelerden birii herhangi birisinde de bulabilirsiniz. Buhari hadislerinde de vardır bu olay;http://www.kuranvehadis.com/node/3435

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.