DİN VE TARİH EN TEHLİKELİ SİLAHTIR

DİN VE TARİH EN TEHLİKELİ SİLAHTIR.

 

Bu gün facebook paylaşımlarında genç tarihçi arkadaşımız Sinan Meydanın bu konuda bir tespitinin paylaşımına tanık oldum ve altına yaptığım yorumu da biraz açarak yazıya dönüştürdüm.

Sinan Meydan kardeşim, bende öyle bir güven oluşturdu ki, hiç okumadan yazdığına imza atacak kadar güveniyorum.

Çünkü, başından beri benim tarzım tarihi inceleme mantığına sahiptir.

Herhangi bir yazımı okuyup etkilendikten sonra mı böyle oldu yoksa kendi zekasının inceliğiyle mi bu karakteri kazandı bilmiyorum ama ne olduysa iyi olmuş, ülkemiz bir vatansever tarihçi kazandı ve öyle böyle de olmayan bir tarihçi oldu.

Bu arada hala kapalı olan “Keykubat.blogcu.com” bloğumda 2004’lerde “haber-yorum” yazıları yayınlamaya başladığımı, 2006’lardan itibaren de dini ve tarihi makaleler, tarihi araştırma, çeviri yazılar yayınlamaya başladığımı bilmeyenlere belirteyim.

Tarihin silah olarak kullanıldığını ilk kez Turizm polisinde yabancı misafirleri gezdirirken fark ettim. Sürekli bizi aşağılayan olayları işliyorlardı. Tarihi bizi aşağılamak, kabuğumuza çekilmemizi ve mümkünse yeryüzünden silinmemizi istercesine aşağılıyorlardı.

Cevaplarını veriyordum ama daha donanımlı olmak gerekiyordu. Bu da beni araştırmaya itti. Araştırdım. Sonra ben onları ezmeye başladım. Başlangıçta heyette bulunan bazen vali bazen emniyet müdürlerimiz bana konuşmama talimatı vermişlerdi.

Sonra baktılar ki iyi gidiyor sonra heyetlere beni istemeye başlamışlardı. Zamanı geldi, Sultanahmet camiinde misyonerlik yapan papazlara karşı duruşum ve tartışmayı kaybettiklerinde 40 papaza Kuran aldırmaya uzanan olayları yaşadım.

Bu sevenlerimi arttırdığı gibi, meslektaşlarım arasında sinsi Kürtçülük yapan kripto Ermenileri de rahatsız etti. Onların oyunlarıyla defalarca karakollara sürüldüm. Bunda benim suçum yoktu, sadece devletin Turizm polisine sicili bozuk, mesleki ahlakı düzgün olmayan, küçük çıkarları kovalayan amirleri tayin etmeleri, onların istekleriyle benimkilerin uyuşmaması neden olmuştu.

İnsanın da üstüne gidildiğinde hata yapmayan olmaz. Ben de üstüme gelinince savunma duygusuyla yerli yersi hatalar yapmış olabilirim.

Ama sonunda yaptığım görevlerde mesleğimi milletimi her türlü kuru yaş iftiraya karşı savundum ve yabancıların da takdirini aldım.

Çocukluktan beri ilgi alanım olan dinler ve tarih bana tarihin din savaşları üzerine kurulu olduğunu, dinlerin de ilahi değil siyasi olduğunu, milletlerin siyasetlerini din üzerine kurduklarını, başka milletlerin dinlerini kabul edenlerin de eriyerek asimile olduklarını öğretti.

Ben hala buradayım ve bu görüşü savunuyorum. Son yaptığım çalışmalarımda da bunun delillerini verdim. Aklı olanlar bunu kavramakta sıkıntı çekmeyeceklerdir. Sadece, atalarının cahil olabileceklerini ya da düşmandan aldıkları yenilgiler sonucu başına dayanan kılıçla, sevdiklerinin boyunlarına dayanan kılıç, darağacı, ırza geçme tehditleriyle dinlere girdiklerini de düşünmeleri yeterli olacaktır.

Dinlerin hiç birisi ilahi değildir. Hepsi siyasidir. Her millete adını veren bir dini vardır. Başkalarının dinlerine girenler tarihten silinmişlerdir ve kıl payı kimliklerini koruyabilenler de silineceklerdir.

Sadece tarih değil din de onun en önemli parçası, bedeni olarak silah olarak düşünülmüş bir kurgudur.

Hristiyanlığı Roma’nın resmi dini ilan eden Büyük Kontantin’in biyograficisi H.Doerries’in dediği gibi, “Devlet dini yapar, din de devletin siyasetini belirler.”

Halkın, ölüm sonrası ebedi yaşam umuduyla sarılıp toz kondurmadığı dini ise, devlet ve ortağı din otoritelerince sürekli kendi çıkarlarını koruyacak şekilde değiştirilmektedir.

Bağımsızlığını kaybetmiş milletlerde ise dinde gizlice yapılan değişikliklerle halkın da devletin de emperyal/sömürgeci güçleri ilahi takdir olarak kabul etmeleri sağlanır.

Örneğin 1948 sosyalist Çin devrimin yapan MAO ZEDUNG, 150 yıl İngiliz sömürgeliği döneminde “Biz Çinliler, İngiliz efendilerimizi taşımak için kullanılan çekçek dedikleri iki tekerli yolcu arabalarını çekmek için doğmuşuz” inancını kırmakla uğraşmıştır.

Din ve tarih nelere sebep olabiliyor görüyor musunuz?

Bu yüzden bilinen 8000 yıllık medeniyetler hep din toplumları kurmuş, dünya tarihi din savaşlarıyla yazılmıştır.

Tarihi bir silah olarak kullanan ilk yazılar da ülkemizde benim bloglarımda işlenmiştir.

Memuriyetim zamanında Kadıköy Hasanpaşa Karakolunda çalıştığım yıllarda tanıştığım bir akademisyen arkadaşım, o zamanlarda Balkanlarda Türk izlerini araştıran program yapıyordu. Onunla konuştuğumuzda bana bu özelliğimi söylemişti.

“Alaattin, biz tarihi, geçmiş olayların kayıtları ve sadece devletin ibret alması konusunda yararlı görüyorduk. Ama sen tarihi siyaset ve silah haline getiriyorsun” demişti.

Sonra o da bana benzedi. Hala Atatürkçü mücadeleyi veren, ve mücadeleye en başlarda katılan bir arkadaşımızdır.

Ben, İslam’ın ilk gerileme tarihi olan M.S. 740’lardan itibaren hem İslam dininde hem de dini kaynaklarında Roma ve İslam öncesi Arap dinlerinden devşirilenlerin etkisiyle dinin de değişime uğratıldığını düşünüyorum. Bunda yalnız da değilim.

En önemli İslami siyer, hadis, icma, kıyas, Kuran dahil belgelerin batılı kütüphanelerde olması, Mu Kıtası, Mu’nun Çocukları gibi kitaplarla Türklerin tarih öncesi kimliklerinin İngiliz Mason yazar James Churchward tarafından yazılması, Güneş Dil Teorisinin bile bunlardan çıkartılması, Tengrizm dini hakkında verilerin Ruslarca keşfedilip bize verilmesi, Çin’in hala Türk medeniyeti ürünü olan büyük Beyaz piramit ve diğerleri hakkındaki bilgileri gizli tutması, İran’ı işgal eden Emevi İslam ordularının Türk-İran tarihi, dini kayıtlarını yakarak yok etmesinin bizi kökenlerimizi bilme hakkından mahrum etmesi bile bunun için yeterli bir delildir.

Delilleri çeşitlendirmek mümkündür. Çünkü, din ve tarih dünya siyasetinin en güçlü ve tehlikeli silahıdır iddiasındayım.

Bunu bir daha kanıtlayalım.

Geçenlerde facebook sayfamda yayınladığım bir çalışmamı da buna eklersem uygun olacaktır.

Çağımızın Roma’sı Amerika, dünyaya vermek istediği yeni düzen, “daha küçük devletler ve daha köleci dini rejimlerdir.”

İster kabul edin ister etmeyiniz..

İslam, Hristiyanlığı Hicaz Araplarına dayatan Roma tarafından Hicaz Araplarının ağırlıklı dinleri olan Yıldız Dinlerine uygun bir Hristiyanlık dini olarak yapıldı.

İbni İshak’ın Siretül Resulullah adlı kitabında verdiği bir örneğe göre, Varaka Bin Nefvel ve üç arkadaşı bir hac sonrası halklarına yeni bir din aramak için Mekke’yi terk etme kararı alırlar.

Sonunda Varaka (Muhammet’in amca oğullarından) Mekke’ye dönerek Nasturi Hristiyan kilisesinin baş keşişi olur. Muhammet’in hayatında önemli yeri vardır. Buhari hadislerinde Varaka’nın ölümünden sonra üç yıl vahiylerin kesildiği kaydı geçer. Muhammet’in Suriye Büşra şehri Nasturi episkoposu rahip Bahira, Arabistan kiliselerinden sorumlu Episkopostur.

Muhammet’in dokuz yaşında onunla yaptığı görüşmede Muhammet’in sırtında peygamberlik mührünü gören bu adamdır. İbni İshak’ın kayıtlarında Muhammet ona “Mecusileri sevemediğini söyler.” Hristiyanlara sempati duyar. Bu da, altı yaşında süt annesi Halime’nin dedesi Abdülmutallip’e onu getirdiğinde Mekke pazar yerinde kaybolduktan sonra onu bulan, dedesine teslim eden ve Muhammet’in peygamberliğini bile onaylayan Varaka’nın marifeti olsa gerekir.

Muhammet, peygamberliği süresince etrafında daima Hristiyan kökenli kişilikleri barındırmıştır. İslam Nasturi Hristiyanlığının Hicaz Arapları için yorumlanmış halidir. Nasturiler de beş vakit namaz kılarlar.

Muhammet’in halkı Hristiyanlaştıran dinine karşı çıkan amcaları Ebu Cehil, Ebu Süfyan bin Harb, oğlu Muaviye ve torunu Yezid’tir.

Bu gün Kürt Yezidiliğinin din kitabı “Mushafı Reş’i okuduğumuzda, Ebu Süfyan, Muaviye “Tanrımız şeytan Azazel/Tavus” dedikleri Halife Yezid’in baba ve dedeleri olması dolayısıyla kutsal kişiler olarak anılır. Ebubekir de tanrıları arasındadır.

İlginç değil mi?

İşte size Emevi İslamı=Mecusilik=Şeytan ibadeti.

 

Ebu Süfyan’ı 627’deki İran’ı kesin yenilgiye uğratmasından sonra  Şam’da gören Roma imparatoru Herakles Ebu Süfyan’ı “Muhammet’in üzerinden hazırlanmış Hicaz Hristiyanlığına ikna etmiş” ve üç yıl sonra 630’da Mekke Muhammet’e teslim edilmiş, Roma’nın destekleriyle Arap yarımadası tam bir Kureyş imparatorluğu olmuştur.

Muhammet sonrası üç yıl içinde (635) İran’dan Mısır’a kadar büyük topraklara egemen olan Araplar güçlenince kibir sahibi oldular Roma’ya sadık değil düşman oldular ve onları da yönetmek istediler. Düşmanlık buradan geliyor. Şimdi Roma o hatasını telafi edecek.

Bu cesareti onlara Araplar verdiler. I. Haçlı seferlerinde, batılılarca Hristiyan bilinen Derezi, Hrisityan oldular. 1740’larda hilafeti Türklerden alma bahanesiyle İngiliz İslam’ı Vehhabiliğe geçtiler. Bunu aşağıda resimleri olan Mason İslam tarikatlarını kurarak ve onlara “karşı gelinirse tümden Müslüman dünyasını yok edecekleri korkusunu vermeleriyle” daha da cesaretlendiler. Bu imamlar sayesinde I. Dünya savaşından sonra Osmanlıdan çıkan toprakları “direnişsiz” teslim aldılar.

İslam’ın başına 1919’dan önce getirmeye başladığı sayısız kripto din adamlarıyla dini “asla direnmeyi akıl etmeyecek inananlar yaratacak, koyun, köle toplum” edecek şekilde düzenlemeyi hedeflediler ve bunu da yaptılar.

Ilımlı İslam budur. AKP ile getirilmek istenilen “dini rejim” Müslümanları ve Türkleri köleleştirecek bir rejimdir.

Hristiyanlar da “köleliği sevdiren Amerikan Protestan mezhebi ağırlıklı, şatanist dinleri içeren bir dine devşirileceklerdir. Süryani kilisesinin Türkçe yayın yapan kanalı Hayat Tv. bazen buna “Ey Amerika Protestan diyorsun da neyi protesto ediyorsun, biz halimizden memnunuz” dese de mecburen, ABD’nin din pompalayan kanallarında çok etkileyici bulduğu, süslü içi geçmiş ama çok bilen bir kart karının İncil övgülerinden oluşan programı Türkçe yayınlamadan edememektedir.

Aslen devşirme Yozgat Gregoryen Ermenilerinden olan eski Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu da TRT Belgesel kanalında yayınlanan bir Osmanlı içerikli belgeselde “Amerika’nın Protestan mezhebini dayattığını” bir cümle ile de olsa söyledi. Tesadüf ben de ona denk geldim.

Roma’dan bu güne, Yemen, Bahreyn, Irak, Suriye coğrafyasında çıkartılan Şii isyanların sebebi, geçmişte Pers imparatorluğu zamanında bu coğrafyalara yerleştirilmiş, Zerdüşt, Mihri (Mitracı), Zervani, Mani, Şii İslam inançlarına sahip İran/Pers ve Türk kökenli veya her ikisinin de melezi halkların yerleştirilmeleriyle sağlanmıştır. Bu halklar İran zayıfladığında Hristiyan veya çıkarlarına uyan milletlerle, İran güçlendiğinde de İran çıkarına isyan ederek coğrafyada İran’ın etkisinin güçlenmesi için çalışırlar.

Ülkemizdeki Pkk Yezidi Kürt, Gregoryen Ermeni, Nasturi, Derezi, Alevi isyanlarının da kökenleri İran’a dayanır ve bunlar bazen Hristiyan haçlılar tarafından da kullanılırlar. Bu gün iki tarafça da kullanılmaktadırlar.

Peki ya Osmanlı ve günümüz Türkiye’si?

İnanın Osmanlı Vatikan destekli büyüdü ve kendisine verilen doğu Roma sınırlarında hükümran edildi. Sonra gerek kalmayınca da bitirildi.

Bu günkü Türkiye de, Muhammet’e “şeytan Bizbat, Marsın kılıcı kan dökücü Ahmet” dedikleri için soykırıma tabi tutulan, önceden de Roma tarafından İsa’ya şeytan dedikleri için Roma tarafından kıyılan devşirme Süryani, Nasturi, Keldani, Ortodoks Rumlar ile Gregoryen Ermeni dönmelerinin idaresinde tam bir Vatikan kumandalıdır.

Bizim Atlantik okyanusunda kıyımız olmamasına rağmen Kuzey Atlantik Ülkeleri Ticaret Örgütü olan NATO üyesiyizdir, bu örgüte girmek için yok yere Kore’ye asker göndermişizdir, Amerikan üslerini korumak için Kıbrıs’a girmişizdir ama burası bize asla verilmemiş, bir de sırtımıza kambur edilmiştir. Kıbrıslılar da bunun ağır mağduru olmuşlardır. Ama bu Amerikan siyasetidir, bizim yapacağımız şey sadece verdikleri emirleri yerine getirmektir. Çünkü başımızdaki kripto devşirmeler iktidarlarını bu güçler sayesinde sürdürmektedirler.

Siyasi iktidarlarımız, bu gün de “Ilımlı İslam” adlı siyaset ile, işte bu yeni Roma’nın yeni dini” üzerine kurulacak rejimin icracılarıdır.

Din ve tarihin, emperyal güçlerin egemenliklerini sürdürmelerinde ne kadar etkili bir silah olduğunu umarım anlatabilmişimdir.

Tarihlerine, kültürlerine sahip çıkmayan, eğitimden, okuryazarlıktan uzak kalan, halkını eğitmekten iktidarlarını koruma uğruna kaçınan devlet adamları, siyasetçiler ve bunlar başına iktidar eden milletler, tarihe ve dinlere hükmeden milletlerin kölesi olurlar.

Diğer blog başlıklarında kullandığım, bana ait olan ve artık ülke genelinde kabul görmüş olan bir sözüm ile bitireyim.

“Kendileri için plan yapmayan milletler, başkalarının kendileri için yaptıkları planlara razı olurlar”.

Bu gün yaşadığımız Türkiye maalesef, başkalarının bizim için yaptıkları planlara razı olmuş ve bunu zorla halkına kabul ettiren bir ülkedir.

Ama taç giyen baş akıllanır demiş atalarımız, bir yerde bu sapıklıktan dönülebileceği ümidimi hiç kaybetmedim.

Dinlere dayalı siyasetler terk edilmeli, bütün kavimlerin yaşadıkları ülkenin toprağının ve halkın özgürlüğünün savunulmasında ortak hareket etmeleri aşamasına geçilmelidir.

Bu coğrafyada, yukarıdaki tespitler ışığında dün üzerinde birlik sağlanması mümkün olamayacağı için, her dinin ve milletin inançlarında serbest bırakılıp, bastığı toprağa sahip çıkmasını sağlayacak özgürlük anlayışında birleşmeleri acilen menfaatleri icabıdır.

Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.