ALLAHINI ŞAŞIRMIŞ KAVİMLER, MÜSLÜMANLAR


Müslümanların dini oldukça ilginç bir dindir. Kutsal kitapları Kur’an’da açıklanan sıfatlarıyla övülen tanrıları, Sabilerin tanrısı El Hay olmasına rağmen, tapındıkları tanrıları Allah ise tamamen farklı sıfatlara sahip olan Mecusi Kureyş tanrısı bir “Teke şeytan” dır.

Oldukça iddialı olan bu tespiti kaynaklarıyla açıklamadan ifade etmek olanaksızdır.

Öyleyse bu tespiti nasıl yaptığımızı açıklayalım;

KEÇİ BAŞLI TANRI İBADETİ

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ükmeizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Araplar, “Çöl halkının tanrısı, Keçi Başlı Şeytan Azazil” olarak, İslam’dan 1100 yıl (M.Ö.7.yy.)da rahipleri Kâtip Ezra/Azra, İslam’daki adıyla Üzeyir peygamberce Cebrail’in vahiyleri ile yazılmış olduğunu iddia ettikleri Tevrat’a göre Yahudilerin “Teke Tanrılarına, keçi/teke kurban ettikleri” anlatılmaktadır. Çoluk çocuk sahibi olan, doğuran, ölümlü, çöl şeytanlarına tapındıkları Arap kaynaklarında da geçtiğinden, Allah’ın o zamanlarda “Teke Tanrı” olarak tapınılan bir put olduğu açıktır.

Hatta, Üzeyir’den 200 yıl kadar sonra gelen, M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskenderin fetihleriyle Grek/Yunan idaresine giren Araplar da, Greklerin tapındığı, Anadolu’da, Balkanlarda “Bafo-Bafomet”, Roma’da Janus/Yanoş adıyla yaygın olarak tapınılan Keçi/Teke tanrıları Bafomet’e tapındıkları da bilinen bir gerçektir.

M.S.II.yüzyılda tekrar eski gücüne kavuşan İranlılar bölgeyi Greklerden temizlemiş, Arap yarımadasında da kendi azınlıklarını yerleştirirken Zervanilik adındaki şeytana ibadet etmeyi emreden dinlerini de kabul ettirmişlerdi.

İslam öncesi peygamber Muhammet’in kavminin dini bu İran Zervaniliğini kendi geleneksel dinleriyle harmanlayıp iman ettikleri dinleri de Yezidilikti, ki Muhammet, kendisi de Ezdi kabilesinden olduğunu söylediği “Hüküm Ezd’edir” hadisine bağlayarak siyer yazarları yazmaktadırlar;

“Emanet Ezd’dedir.” -Tirmizi,Sünen,no 3936-

“Ezd kabilesinden olanlar, Allah’ın yeryüzündeki aslanlarıdırlar. İnsanlar onları alçaltmak isterlerken, Allah onları yükseltir. öyle bir zaman gelecektir ki, kişi hep ‘keşke babam bir Ezd’li olsaydı, keşke anam bir Ezd’li olsaydı’ diyecek” -Tirmizi,no:3937-

Azazel

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ükmeizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Ezdiler (Farsça-Türkçe’de Yezidiler) ve diğer Çöl Araplarının “Azazel” adlı “Teke/Keçi” tanrılara tapındığını, M.Ö.VI.yy.da yani günümüzden “2.600” yıl, Hz. Muhammet’ten”1100” yıl kadar önce, Üzeyir peygamber, (Katip Ezra) tarafından yazılmış Tevrat’ın Levililer kitabında görüyoruz;

Lev.16: 10 Azazel’e düşen tekeyi ise halkın günahlarını bağışlatmak için canlı olarak RAB’be sunacak. Onu çöle salıp Azazel’e gönderecek.

Lev.17: 7 İsrail halkı taptığı teke ilahlara artık kurban kesmeyecek. Bu yasa kuşaklar boyunca geçerli olacak.

D Not 17:7 “Teke ilahlar” ya da “Teke görünümlü cinler.”

Okuduğunuz ayetlerin kitabı Tevrat’ta çöl Araplarında ve Yahudilerde “Teke Tanrı” ya tapınma kesindir.

 

Hicaz Mecusiliği/Yezidiliğinden, Emevi Halifelerinden Mervan’ın soyundan Şeyh Adi tarafından üretilen Kürt Yezidilik dininde de tanrı bu “TEKE TANRI AZAZEL” dir ve adı “Azazil ve Tavus” olarak geçmektedir;

“İlk gün, yani pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan Ta’us Melek (Tavuskuşu Melek) ‘tir.” Kitapları Mushafı Reş’in ayeti böyle demektedir. Aşağıda da okuyacağız.

İslam öncesi Kâbe’nin Hubel putu yani Allah da “Kadın memeleri  olan keçi başlı bir tanrıydı.” Anadolu Rumları buna “Bafomet” adıyla tapınıyorlardı. Paflagonya, Bafra, Bafa Gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alırlar. Bunlar, namaz, oruç, kurban her şeyi günümüz Müslümanları gibi yapıyorlardı. Bazılar iki, üç, bazıları beş vakit namaz kılıyorlardı.Günümüz Yezidi Kürtleri işte bu tanrıya yani Keçi Şeytan Azazel’e tapındıklarını kitaplarıyla ifade ediyorlar. Hem de , Yahudiler, Hristiyanlar ile Müslümanların tanrılarına “küfür ettiklerini” de belirtiyorlar.

Allah’ın İslam öncesi nasıl bir tanrı olduğunu Kur’an ayetleriyle de görmeye devam edelim;

 

Azazel Bafomet

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ükmeizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Necm 53:19’dan 53:28’e kadar geçen ayetlerde bu şeytan’ın kılzarı El Lat, Menat ve El Uzza’nın adları ve onların “dişi” değil, Aramice’den Arapçaya geçen adlarıyla “Melek/Melik/Kral” oldukları işlenir;

Necm (Yıldız) Suresi 53:19,20,21,22,23,24,25,26,27,28.

  1. Gördünüz mü Uzza’yı, Lât’ı.
  2. Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât’ı.
  3. Erkek size, dişi Allah’a mı?
  4. İşte bu, insafsız bir bölüştürme.
  5. Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir.
  6. İnsan için, her özleyip hayal ettiği var mı acaba?
  7. Sonrası da öncesi de/âhiret de dünya da Allah’ındır.
  8. Göklerde nice melekler var ki, şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.
  9. O âhirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar.
  10. Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.”

Bu ayetlerde geçen, İslam öncesi Allah adlı şeytanın kızları olarak tapınılan bu dişi şeytanları Kur’an “cinsiyeti belirsiz melekler” ilan etmiştir. Kur’an’a sokulan bu “şeytan adları” yüzünden, en eski Hadis ve siyer yazarı İbni İshak, Muhammet’i şeytanın vahiylerini Allah’tan sanarak “dine şeytanları sokmakla” suçlamış ve bu ayetlere de “şeytan ayetleri” demiştir. 1979 İran devriminden sonra bu ayetler üzerine kitap yazan Salman-ı Rüştü’nin de İran’dan canını kurtarmak için kaçmasına sebep de bu şeytan ayetleridir. “insan tarafından öldürülemeyen, semüre denen bir tür hurma ağacında yaşayan bu üç dişi tanrıça’dan El Uzza’yı Halid bin Velid öldürdüğünden, ona “Allah’ın kılıcı” namı verilmiştir. El Uzza boynu kılıçla kesildiğinde vampir filmlerinde olduğu gibi kor olup yanmıştır.

Muhammet, gerçekte Nasturi İncil’inden aldığı, Rahman ve Rahim tanrı Hay/Hayya” ile “Allah’ın” ortasını bulmakta zorlanınca, kendisine vahyedildiğini iddia ettiği dine, kabilesinin eski şeytan tanrılarının adlarını soktuğu zamanlarda, kendi kabilesinden de komşu Yemame bölgesi Sabilerinden de İbrahim’in bıraktığı, şeytana, putlara, ikonlara, resimlere, heykellere tapınmayan, aynı Sünni Müslümanlar gibi ibadet eden, bayramlarından haclarına kadar aynı şekilde ibadet eden, kendilerini “Hanifler” olarak tanımlayan Yemame Sabilerinden olup, Muhammet zamanında peygamberlik eden,

Gök Ana Keltlerin büyük gök anası

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ülkemizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

“Rahman ve Rahim Hayy/Hayya’ya “Bismilhay ve Er Rahman Er Rahim” diyen Hanif Araplar vardı.

Muhammet’in kavmi Emevi/Umeyye/Kureyşliler bunların dinini beğenmezdi ve İran Zerdüştlüğünün Araplar için uyarlaması olan Mecusiydiler. Muhammed ise, Muhammed’den önce, kavmine yeni bir din aramak için Mekke’yi bir hac mevsiminden sonra terk edip ayrılan(Kynk-Siret-ül Resulüllah İbni İshak), Nasturi Hristiyanlığı benimseyerek geri döndüğünde, Mekke Nasturi kilisesi baş keşişi olan Varaka bin Nevfel’den Nasturi Hristiyanlığı öğrenmiş, bu Hanifler’in Hristiyan’ı olan dine girmişti. (Kynk-Buhari hadisleri- Vatikan rahibi Alberto Riviera’nın Prophet/Peygamber kitabı) Peygamberliğini ilan ettikten sonra bir gün Kâbe’de dua ederken “Bismillahirrahmanirrahim” demesine şahit olan bir Mecusi, “Muhammet İKİ TANRIYA tapınıyor demişti. Zaten Mecusi olan babasının dininden dönüp, Nasturi Sabi olan Muhammet’e “Sabiyye=dönek” dediklerinden, Sabiliğin “Yıldız dini” olması yüzünden de onu uzaktan gördüklerinde “Sabet et Nücum=Yıldız Göründü” (Kynk. E.H.Yazır Bakara 62.ayet tefsiri) diye alay ettikleri zamanda, peygamberliğini de ilan edip iki tanrı adını birlikte anmasıyla iş uzamış, kendi kabilesi ve amcaları, dayıları olan Kureyşliler çıldırmıştı.

Oysa, Allah’ın Kur’andaki sıfatları, “hay” adıyla birlikte olmak üzere tamamıyla El Hay’ın sıfatlarıdır, okuyalım;

 

Ali İmran Suresi 3:1,2,3,4,5,6.

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Allah… İlâh yok O’ndan başka… Hayy’dır O, Kayyûm’dur.
  3. O, sana Kitap’ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.
  4. Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan’ı da indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah’ın ayetlerini örtüp inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Azîz’dir hem intikam alıcı…
  5. Allah… Gökte ve yerde hiçbir şey O’na gizli kalmaz.
  6. Rahimlerde sizi dilediğince şekillendiren O’dur. İlâh yok O’ndan başka. Azîz’dir O, Hakîm’dir.”

 

Bakara 2:255,256

2: 255. Allah’tan başka ilah yok. Hayy’dır O, sürekli diridir; Kayyûm’dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O’na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!… İnsanlar O’nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O’na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.

 

2:256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.”

 

Böylece, “El Hay;Hayya, Rahman, Rahim” adlarının İslam ile inmiş sıfatlar olmadığını, muhtemelen Furkan’ın da Sabilerin din kitabı Cinze d Rabba, Süryanilerin Pşitto’su oldukları düşünülebilir.

Çünkü bu din kitaplarından başka kitaplarda “Adem, Havva, Şit, İsmail, Muhammet, Ahmet” adlarına ve “Nuh Tufanına” rastlanılmaz. Çünkü, Sabiler, Adem’in üçüncü oğlu Şit’in soyundan gelen Nuh(Nuha), çocukları, Sam, Yafes, Ham, onların soyundan gelen İbrahim, İsmail ve Yahya gibi peygamberlerin geldiği millettir.

Bakara 62, Hac 17, Maide 69 ayetlerinde Sabilerin iyilerinini cennete girebilecekleri belirtilir.

 

İşte bu milletten olan, gerçek adı “Müslim/Müslüm” olan, peygamberlik iddiasına başlayınca kendine taktığı adıyla “Yemameli Rahman” da denilen bu peygamber adayı da Medine’ye gelip kendisinden “birlikte peygamberlik etmeyi”, benzer ayetlerin kendisine de vahiy edildiği gerekçesiyle isteyince Muhammed’in dini İslam’a girenler şöyle tepki göstermişlerdi;

“Bize ulaşan bilgiye göre, Yemame’deki şu adam, Rahman denen kişi öğretiyor sana Müslümanlığı. Kuşkun olmasın ve yemin ederiz ki, biz hiçbir zaman Rahman’a inanmayız. Allah’tan vaz geçmeyiz” demişlerdir. (Kaynak-Siret el İbn İshak, Muhammed Hamidullah 180/254)

Bu peygamber adayının teklifini Muhammet ret edince onu aşağılamak için “Müseylemet-ü Kezzap” yani adı olan “Müslim” ’i aşağılayıcı biçimde bozarak “Müseylime” ve de “çok yalancı” anlamında “El Kezzap” demişlerdir. O da peygamberlik iddiasında bulunan Secah adlı bir kahin kadın ile birlikte yıllarca peygamberlik iddiasını sürdümüş ve Ebubekir’in halifeliği zamanında Yemame’ye yapılan savaşt öldürülmüş, Secah ise kadın olması ve tehlikesin görülmesi sebebiyle olsa gerek serbest bırakılmıştır. “Rahman ve Rahim Tanrı/Allah” kavramında din tebliğ eden bunlardan başka üç kişi daha vardır. Onları Muhammet kendisi savaş açarak öldürtmüştür.

“Rahman ve Rahim” tanrı tebliği ve “Allah” adlı putun inkârı yüzünden gelen tepkileri yatıştırmak için aşağıdaki ayetler inmiştir. Her ne kadar Kur’an tefsircileri bu olayı gizleseler de ayetlerin iniş sebebi itiraz götürmeyecek derecede bu olayın olduğudur;

 

İsra Suresi 17:110;111

17:110. De ki: “İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O’nundur. Namazında/duanda sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut.”

17;111. Şöyle de: “Hamt, o Allah’a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiştir.” Ve tekbir edip yücelt O’nu!

Oysa Sabilerin El Hay/Hayya adlı tanrıları Melki d Nura (Nur/Işık kralı/Meliki)maddi bedene sahip değildir ve çocuğu yoktur ama yaratır, yarattıklarına “oğlum” diye hitap eder.

Şimdi Cin Ze di Rabba kitabından El Hay/Hayya’yı tanıyalım;

 Hayya

Hay=Yaşam,Hayat.

 Hay,Sabi inancında üstün bir tanrıdır. Genellikle “Nukrayya (Nukriia)” yani “yaratık, varlık, tarif edilemeyen”, ‘onun azametinde daha önce bir varlık görülmemiştir’ şeklinde tanımlanır. Görülen ve görülmeyen, iki tür varlığın kaynağıdır, varoluştan önce var olan yaratıcı bir güçtür.

Hay (Yaşam) ışığın yerinden meydana geldi, sular da Hay’dan meydana geldi. Sudan ışıma çıktı, ışımadan Işık meydana geldi, Işıktan da Üstralar var oldu.

Hay, yaşamın Işığın ülkesinden,suların Hay’dan,sulardan Işımanın, Işımadan Işığın, Işıktan Hayın önünde duran ve dua eden Üstraların var olduklarını bilir. 288

Işıktan dünya, İlk Hay(Yaşam)dan art arda çıkan şekillerden meydana geldi. 290 İlk Yaşam’ın şekinasından Haya Kadmaya ortaya çıkar çıkmaz yüz altmış Ürdün nehri yarattı ve her birinin başına iki koruyucu koydu. … Sonra, 360 Işıktan dünya yarattı.291

 

SAPIK DİYANET BAŞKANI

Keçi başlı tanrı şeytan Bafomet ibadeti Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir dindi. Ükmeizde Karadeniz bölgesi “Paflagonya”, Samsun Bafra, Muğla Bafa gölü, Kıbrıs Baf şehirleri adını bu şeytandan alır.

Allah’ın Oğlu, Beyaz Elbise (Örtünme),Sarık (Baş örtüsü) kavramlarının temeli;

 Cinze’nin bir diğer bölümünde İlk Yaşam, büyük Mana’ya, dikkatlice kendisine bir oğul yarattığını  bildirdi. Mana, oğlunu ışıyan bir elbise ile giydirmesini ve başını ışıktan bir sarık ile örtmesini söyledi. İlk Yaşam eğilerek ulu, üstün Mana’yı övdü, ona secde etti ve ona dedi;

“Düşündüm ve tek, ulu, haklı, “Bir” olandan, büyük, haklı, “Bir” olan, bir oğul yarattım. Ulu Mana İlk Yaşam’a, “git ona, ışından bir elbise giydir ve başını ışıktan arı bir sarıkla ört” dedi.”293

Yaratılış efsanesine göre “Ulu Mana (Ulu Sır/Giz/Anlam)”ya tek tanrı kabul edilen Hayya/Hay secde etmektedir. Bu durumda “Ulu Mana”, “İlk Yaşam/ Hay” ’dan büyüktür. Ama Sabiler ille de Hay’ı tercih etmektedir.

 

Tek Tanrı Kavramı;

İlk Yaşam/Hay, Sabilerin açıkladıkları, ibadet etmeye değer esas tanrısıdır. Paylaşılan tek olumlu görüşe göre,O; aluiya kulhun ubadiya “her şeyin ötesinde”, balma di nura -Işığın dünyasında “bütün yaratıkların üstünde” dir.”.29s

Kur’an 11.Suresi,Hud ayet “7”de Allah’ın yerini “suların üstündeki Arş” olarak tanımlar.İslam ulemaları “Arş” kelimesini “gök” olarak çevirmişlerse, Ugarit metinlerinde ve yukarıdaki Sabi metinlerinde de “sulardan yaratılan Ürdün (Nehir demektir) nehirlerinin üzerinde aktıkları “ilk toprağın” adı olduğu açıktır.O toprakta evreni kaplayan büyük engin’in üzerinde idi.

“11:7. O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi…”

Hay, “her şeyden önce var olan ve Nur/Işık Alemlerini yaratandır. O alemlerde maddi-fiziki beden, şekil yoktur her şey ve herkes Nur’dan-Işıktan’dır.Yukarıdaki metni tekrar alalım;

“Hay (Yaşam) ışığın yerinden meydana geldi, sular da Hay’dan meydana geldi. Sudan ışıma çıktı, ışımadan Işık meydana geldi, Işıktan da Üstralar var oldu.

Hay, yaşamın Işığın ülkesinden,suların Hay’dan,sulardan Işımanın, Işımadan Işığın, Işıktan Hay’ın önünde duran ve dua eden Üstraların var olduklarını bilir. Ayet-288

Hay, “doğurmaz, doğurtmaz, ama kendisine bir oğul/hizmetçi/köle yaratır ve kendisi de kendisinden üstün olan, hiç bir maddi sıfatı olmayan “Ulu Mana’ya da secde eder. Bu da “namaz” dediğimiz olaydır ve kendinden üstün olan “ulu yaratıcı”yı övmek için yapılır;

“Cinze’nin bir diğer bölümünde İlk Yaşam, büyük Mana’ya, dikkatlice kendisine bir oğul yarattığını  bildirdi. Mana, oğlunu ışıyan bir elbise ile giydirmesini ve başını ışıktan bir sarık ile örtmesini söyledi. İlk Yaşam eğilerek ulu, üstün Mana’yı övdü, ona secde etti…”

Ama Sabiler, “Ulu Mana” adlı asıl var edici tanrıları kenara itip, El Hay’ı yüceltmişlerdir. Sarık/Aba/Pelerin/Cübbe de “Hay’ın” alt dereceli tanrılara/meleklere verdiği onlara güç veren giysileridir.İslam, Yahudi ve Hristiyanlara uyarak bu konuyu hiç ellememiştir;

Tek Tanrı Kavramı;

İlk Yaşam/Hay, Sabilerin açıkladıkları, ibadet etmeye değer esas tanrısıdır. Paylaşılan tek olumlu görüşe göre,O; aluiya kulhun ubadiya “her şeyin ötesinde”, balma di nura -Işığın dünyasında “bütün yaratıkların üstünde” dir.”.29s

Tamamıyla “ışık/Nur” olan ve cennet olarak da kabul edilen Tevrat’a “Işık Krallığı” olarak da geçen “Nur Alemi”ni yaratan, “yarı fiziki (ışık ve mana)” yapıya sahip El Hay, Kur’an tarafından da benimsenmiş bir tanrıdır.

Rahman ve Rahim tanrı ise bütün gökleri, gök cisimlerini, üzerlerinde yaşayan gök halklarıyla birlikte yaratan “Gök Ana Pira” dır. Muhammet, Allah’In “her zaman diri-genç, bunama-yaşlılıktantan muaf tanrı” sıfatlarını yakıştırmak için “Rahim, yaşamı içinde barındıran” ve gençliğini koruması bakımından da “rahman” terimini kabul etmiştir.İslam öncesi Tevrat’In Yahve’si, İncil’in İsa’ıs ve öteki dinlerin tanrıları “doğan, doğuran, yaşlanan ve ölen” tanrılardı. Bu kusurları kaldırmak için de Sabilerin Gök Ana’sı Pira (Rahim ve Am),diriliğini koruyan, ezel ebed, bunamayan Ulu Mana ve El Hay’ın sıfatlarını birleştirmiştir.

Oysa bu sıfatların hepsine sahip olan ve “hay” adıyla da anılan Babil’lerin Marduk’u sıfatında kusursuz, fiziki şekili olan “Manda di Hayya” adlı tanrı, şeytan Er Ruha, oğlu Ur’un ejderhalardan oluşan ordularıyla savaşıp yendiğinden tüm tanrıların sıfatlarına sahiptir. Ezel Ebed olarak tanımlanır. Muhammet de M.Ö. 1300’lerde firavun Akeneton, M.Ö.4.yy.da Grek Sokrates’in başaramadığını,”Bismillahirrahmanirrahim (Yaşamı içinde barındıran, koruyan- Her zaman genç-diri)” sıfat tamlaması içinde ifade etmeyi başarıp, insanlara kabul ettirebilmiş bir devrimcidir.

Ama, verdiği tavizler yüzünden de felsefesi de bozulmuştur, dinin temel akideleri içinde hac (Gök Ana Pira’nın rahmine ibadet), kurban (toprak-su temelli cin ve şeytanlara yemek, kan sunusu), putları melekleştirme (Allah’ın ve kızlarının adları, Hacerül esved=Gök Ana Pira’nın amına hürmet) gibi sayısız ilkellikleri de ayıklayamadan dini tamamladıysa da bunlar beğenilmemiş ve üçüncü halife Osman zamanında elde edilen “dört Kur’an” yakılmış, yeniden yazılmış, onlar da beğenilmemiş ve Grek Hermetizminin tasavvufu esas alınarak M.S.750’lerde Bağdat ünüversitesinde “İniş sırasına değil, metin uzunluğu sırasına göre” dizilen, çoğu da Nasturi Hristiyanların İncil’inden derlenmiş surelerden ibaret bir Ku’an oluşturulmuştur. Arapça bilenler Youtube video sitesinde “Arabian Ginze di Rabba” yazarak arama yaptıklarında, bu İncil’in Arapçasının imam tarafından okunuşunu dinleyebilirler.

Arapların inatları yüzünden, Sabilerin “El Hay” ’ının sıatlarında, Kabe’nin “Teke/Keçi şeytanı Allah”ın adını zikrederek iman eden Müslümanların dualarını hangi tanrının kabul edeceği bence tartışma konusu yapılmalıdır.

İslam gerçekten ilahi bir din olsaydı, Bakara 2:256’daki “Dinde zorlama yoktur…” ayeti gereğince kan akıtılmaz, dinin ilahiliğine kapılan insanlar, Zerdüştü, Zervani’si, Sabi’si, Hristiyan’ı, Budist’i, Brahman’ı kendiliğinden gelir girerdi.

Oysa, Muhammet, “22” yıllık peygamberliğinde “27” savaş yapmış, kendi dinine girip de “zekat 1/5 oranında gelir vergisi” vermeyi ret ettikleri için dinden çıkanları bile kılıçla dine sorlamıştır. Ya Bedevileri dine zorlamak için inen “Tevbe Suresi 5 Tuttuğunuz yerde öldürün” ayeti tam bir zulüm örneğidir.

Tevbe Suresi 9:5;

“9: 5. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı/duayı yerine getirir, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Evet, ezel-ebed, yerlerin göklerin yaratıcısı, her şeyin ve bizlerin de sahibi, hüküm gününün “adil yargıcı” yüce Allah, “zekat” yani “vergi” derdine düşmüş, “vergi/zekat verirlerse yollarını açın”, yani bırakın demektedir.

Böyle ilahi bir din olabilir mi?

Yoksa, Roma’nın Arapları İran ve Yahudi isyanları tehditlerine karşı, “yıldız dinlerine uygun Hristiyanlık dinine” geçirdiği, adının da Sabilik’ten alınma olduğu uydurma bir din midir?

İslam, tamamen bağımsız ilahi bir din ise İran şahı Yemen valisi Bazan’dan Muhammet’İn kellesini isterken, Roma neden engellememiştir? Hatta, kesin İran zaferinden sonra 627’de Halep’te Ebu Süfyan ile Roma imparatoru Herakles neyin pazarlığını yapmışlardır da bir den Muhammet’e Süfyan Mekke’Yi teslim etmiş, beş senede (627-632) tüm Arap yarımadası tek devlet, 13 yılda da (627-640) Horasan’dan Libya’ya kadar kolayca her teri işgal edivermişlerdir?

Bu İslam din adamlarının iddia ettikleri gibi, dine insanların gönüllü olarak akın akın girmeleriyle değil, kılıçla olmuştur.

Sabilerin kitabı eğer bu metinleri, İslam çıktıktan sonra “bilgiçilik olsun diye” yazılmayıp, ilahi vahiylerden ibaretse, İslam da kendinden önceki Tevrat, İncil kitapları inananları gibi şeytani bir dindir.

Okuyalım bakalım İslam ne kadar şeytana hizmet eden bir dinmiş;

“”Sabilerin kitabı Cin ze di Rabba s.144. Müslümanlar için ne diyor?;

“Nirig (Mars) Mezhebi Kuruldu, Muhammet/İslam

 Bütün yaratılmışları aldatan,

Ve onların şeytanları yeryüzünün vahşiliği içinde

her yede hareket edeceklerdir.

Dip Not;

1183 nirig, n’rig (Babil. Nirgallu,Nergal ) Gezegen Mars, Muhammet ile ilişkilendirilmiş ve Arapların sembolü olarak kabul edilmiştir. (MD, 229)

(Ginza d-Rabba R.Sayfa. 144)

 

Ve, dünyaya aptallıklarını göstereceklerdir….”

Ondan çıkan (humra) tılsımları, dünyada onlara gazap etme yetkisi verecektir.Savaş birliklerinin başında at üstünde oturacak, onları kim çağırırsa, cinayet işleyeceklerdir.

Savaş birliklerinin başında ata binerek oturacaktır.

1184: humra veya humarta (tılsım) ruh (MD p. 135).

 

Ve dünyada kan dökecektir.

Katliam işlediği günde,

Yaptığı iyi işlerden daha çok zevk alacaktır.

Cinayet işlediği günde,

Laklak edip kalben gülecektir.

Cinayet işlemediği günde,

Mürair otu gibi vücudu kuruyacaktır.

Nirig’in (Mars) yarattığı mezhep,

günlerin sonuna gelindiğinde kurulacaktır.

1186 murrair, güney Irak’ta yetişen çok acı bir ot.”

 

“Arap Abdullah” (Abdula Arabiya/Arbaya)

“Büyücü/Şeytan Bizbat’ın oğlu Ahmet” (Ahmat bar Bizbat)

Ruha’nın oğlu Muhammed” (Muhamat brah d Ruha)

“Arap peygamber” (Nbiha arbaya)

“Arapların kralı” (Malka d Arbaya)

 

Ginza ve Draşya d Yahya adlı kutsal metinlerinde Muhammet’indüyaya çok kötülük getiren kişi”  olduğu, Divanı Abatur’da (S.29) ise “zarar yıkım çocuğu” şeklinde anılır.”

Mars savaş konusunda ona yardım eder, kılıçla insanları dinine sokar bu yüzden ona “Kan dökücünün oğlu Arap” adını verir.

İfade şöyledir;

“Ey Arap çağında yaşayan rahipler. Kan dökücünün oğlu Arap’ın oraya çıkması, dünyada bir peygamber gibi davranması, öyle ki Yahudiler gibi sünneti uygulaması ve sözleri değiştirmesinden önce olanları söyleyeceğim; Zira o sahte peygamberlerin en aşağısıdır. Mars ona eşlik etmektedir. Çünkü o yalan peygamberlerinin sonuncusudur/ mührüdür.,Ondan sonra Mesih zamanın sonunda çıkacaktır. Ey Nasuralar, kan dökücünün oğlu Arapın ortaya çıkması, dünyada peygamber olarak anılması, Mars’ın onunla inmesi, kılıç çekerek insanları kendi dinine döndürmesi öncesi hakkında sizi bilgilendireceğim.”(Haran Gaveyta S 12)

Divanı Abatur da (S.37) gene “ Muhammet’in Musa üzerinde hakimiyet kurduğunu ama Abdullah’ın onun yasasını kıracağını” yazar.

Haran Gaveyta adlı kitaplarında (S.13) Muhammet’in ortaya çıkış sebebi, onun doğumundan 86 yıl önce kötü güçlerin (Adonay’ın) Sabi toplumundan Kikil’i kandırarak Sabilerin inançlarını bozacak şekilde kelimelerin yerlerini değiştirdikleri yazılıdır.

Müslümanlar geçmişte de bu gün de “kan döken zalim, cinsi sapık, pedofilik evlilikler yapan kavimler olarak bütün dünyada nefret edilmektedir.. Taliban, El Kaide, Işid, Boko Haram gibi İslami örgütler yaklaşık “40” yıldır insanlığı İslam dininden nefret ettirmişlerdir.

Buna Suudi, Mısır, Katar Vehhabi imamlarının, İran’ın Humeyni’sinin Küçük Yeşil Kitap’ı (Tahrir el Vesile) büyük zemin hazırlamışlardır.

Sabilerin bu kitabı, M.Ö.3000’lere uzanır, eğer dinler çıktıkça bunlar kitaplarına “bunlar bize önceden bildirilmişti” demek için bu olayları yazmadıysalar, oldukça ileriyi gören bir dinleri olduğunu söyleyebiliriz. Cin Ze di Rabba kitabı, ne Tevrat’ı ne Grek ne Nasturi ne Habeş (Etiyopya, Sudan, Ermeni) İncillerini ne de İslam’ı  kabul etmediği gibi peygamberlerini de “şeytan, şeytanın köleleri” olarak tanımlamaktadır.

İslam gerçekten siyasi bir din olmasaydı, Muhammet’in kendi kabilesi olan Ezdilerden Kaysı kabilesi, Haçlı seferleri öncesi, Lübnan Vadi el Teym bölgesine gelerek Dürzi olmazdı, hilafeti Abbasilerden, sonraları da Fatımi Mısırlılar ile Osmanlı’dan geri almak için haçlı Vatikan ile birlikte olup, Müslümanları arkadan vurmazlardı. 1919 senesine kadar hacca giden Müslümanlara baskın yapıp, onları soymaz, ırzlarına geçmez, kadınlarını köle olarak pazarda satmaz, haçlılarla bir oldukları için İtalya’ya kadar sürülmezlerdi.(Kynk-Amerikan Kaynaklarına Göre Dürziler-alaeddinyavuz.blogspot. com)

Hatta hiç zulüm yapmaz, diğer kavimleri de kendi kavimlerini de kendilerine düşman etmezler, hilafet de yeryüzünün hakimiyeti de onlarda olurdu.

Neden bu ilahi emirleri indiren tanrıları Allah, 100 yılda Arapları terk etti ve başka milletlere köle etti?

Peygamberin kendi milletinin bu gün, 1739’da İngiliz ajanı Hemper’in, Muhammet’e karşı koyan Necd’li Nasturi ve Musevi Araplarından olan Mehmet Abdülvehhap ortaklığıyla çıkarılmış, hilafeti Osmanlı’dan almayı amaçlayan,Osmanlı halifelerinde “tarikat” bile kabul edilmemiş, 300 yıl Müslüman-Türk katliamı yapmış Vehhabi olmaları, Muhammet’in Roma köleliğine uygundur ama Türk milletine ve Arap olmayan diğer Müslümanlara yakışmamaktadır.

Hatta, İran’dan Libya’ya kadar Emevi İslam imparatorluğu (632-640) sekiz yılda Roma desteğiyle büyüdüğünde, Araplar Roma’yı da işgal kalkınca “İslam-Hristiyan düşmanlığı başlamıştır. Vehhabi Arapların Vatikan ve Amerikan-İngiliz kölelikleri bile bu yüzden atalarına ihanet sayılmalıdır ama yapıyorlar işte.

Muhammet’in nasıl bıraktığına dair pek kanıt olmamakla birlikte günümüz İslam’ının tanrısının sıfatları Nasturi İncil’inden, adı Kureyş’in Teke tanrısından, bir dindir. Yaygın bir deyim olan “Allah’ını şaşırmış” tabiri, İslam için çok uygundur.

Eğer, gerçekten bir yaratıcı varsa, Müslümanların saçma ibadeetleri yüzünden ne El Hay ne de Allah Müslümanların ibadetine değer vermeyecektir.

Kardeşim bir karar verin, hangisine tapınıyorsunuz?

 

Alaeddin Yavuz

 

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.