YENİ ANAYASAYA HAYIR ÇÜNKÜ…

YENİ ANAYASA DİKTATÖRLÜK ANAYASASI OLACAKTIR.

Mevcut Anayasamıza daha şimdiden yapılan İKİ EK MADDE ile devlet idaresinin şekli belirlenmiştir.

Geçici 1. Madde’de mevcut anayasaya göre Cumhurbaşkanı,  Milli Güvenlik Konseyinin görevlerinin HALK OYLAMASI ile kabul edildiğinde, Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığını yürüten Cumhurbaşkanının (Devlet Başkanı yazılmış), cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak YEDİ YILLIK BİR DÖNEM için seçileceği ve Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getireceği, yetkileri kullanacağı belirtilmiştir. Diğerleri şimdilik tartışma konusu değildir.

Geçici 2.Madde ise kanaatimce diktatörlüğü tanımlamaktadır. Milli Güvenlik Konseyi üyeliklerinden birisi herhangi bir nedenle boşaldığında YERİNE ÜYE ALINMAYACAĞI belirtilmektedir. Yani üyeler ne kadar eksilirse TEK ADAMLIK o kadar rahat olacak demektir. Biri öldü, biri kaza geçirdi, biri yoğun bakımda…olduğunu düşünelim. Bu konuda sayısız komplo teorisi üretilebilir.

Yapılacak genel seçimler sonucu belirlenecek hükumet ile Milli Güvenlik Konseyinin adı “CUMHURBAŞKANLIĞI KONSEYİ” ne dönüşüyor.

Bu da, konsey üyelerinin Cumhurbaşkanının sadece getir götür memurlarına dönüştürülmesinden başka şey değildir.

Cumhurbaşkanlığı Konseyinin Görevleri kısmında da, mevcut kazanılmış anayasal hakların korunulacağı adları anılarak belirtilmiştir. Ancak onlardan sonra sayılanlar ise endişe vericidir. Tamamen Padişah ile Sadrazam (başbakan) ve Vezirlerden (bakanlar) oluşan feodal yapıya dönüştürülen bir “CUMHURBAŞKANI” ve “CUMHURBAŞKANI KONSEYİ” TBMM’nin tüm yetkilerini üç maddede üstlenmiş görünmektedir.

Bunlardan en korkunçlarını aynen maddeden kopyalayarak ekliyorum; ”

“a) …milletlerarası andlaşmalara, dış ülkelere silahlı kuvvet gönderilmesine ve yabancı kuvvetlerin Türkiye’ye kabulüne, olağanüstü yönetime, sıkıyönetim ve savaş haline dair kanunlar ile Cumhurbaşkanınca gerekli görülen diğer kanunları Cumhurbaşkanına tanınan onbeş günlük sürenin ilk on günü içinde incelemek;

 b) Cumhurbaşkanının istemi ve tespit edeceği süre içinde: Milletvekili genel seçimlerinin yenilenmesine, olağanüstü yönetim yetkisinin kullanılmasına ve alınacak tedbirlere, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun yönetim ve gözetimine, gençliğin yetiştirilmesine ve Diyanet İşlerinin düzenlenmesine ilişkin konuları incelemek ve görüş bildirmek;

Şimdi bu maddeyi biraz düşünerek yargılayalım;

Tamamıyla TBMM’ye ait olan yetkilerin tümü neredeyse Cumhurbaşkanlığı konseyine verilmiştir. “a” maddesinde sayılan milletlerarası anlaşmalar yapmak, şu anda hükumetin görevidir, DIŞ ÜLKELERE SİLAHLI KUVVET GÖNDERMEK VE KABUL ETMEK ise TBMM’nin görevidir. Bir madde ile hem hükumet hem TBMM devre dışı bırakılmıştır.

“b” maddesi daha korkutucu bir ifade ile başlıyor; “Cumhurbaşkanının isteğine göre”. yani Cumhurbaşkanlığı Konseyi veya hükumet ya da TBMM partileri bir maddeyi ihtiyaç olarak belirleyemeyecek, öneremeyecektir, sadece TBMMM binasında konken oynayıp sekreterleriyle, metresleriyle aşklarını konuşacaklardır. Çünkü başka iş kalmıyor. Daha bitmediii…

Cumhurbaşkanı İSTEMEDİKÇE, kimse genel seçimlere, OHAL uygulamasına veya bitirilmesine, RTÜK’e talimat vermeye veya görevlerini düzenlemeye kalkışamayacaktır.

Burada dikkat çeken iki terim çok önemlidir çünkü bu laik düzen ve demokrasinin sonu demektir ki şöyle;”GENÇLİĞİN YETİŞTİRİLMESİNE” ve “DİYANET İŞLERİNİN DÜZENLENMESİNE”

Yani halkımız aynen RTÜK ile uyutulmaya, aslı olmayan dini safsatalar, hadis, dua v.b. gibi narkozlarla uyutulup, kötü giden her şeyin gizleneceği bir ulusal haberleşme sistemi içinde hapsedilirken, GENÇLİĞİMİZ de RTÜK, DİYANET ve M.E.B tarafından seçilmiş en etkili köleleştirici eğitimle verilen narkozla hipnoz edilmiş ve her verilen emri “Allah’tan bilen” zavallı, aklı dumura uğratılmış olacaktır.

Ondan sonra gelsin FETİHLER.

Yahu tank üretelim dedininiz motoru yok beee.

Neyse üzülmeyelim, savaşa sokacak güçler taka tuka bir şeyler verirler artık. Ortadoğu Jandarması olacağız ya Rusya, Balkanlar, İran, Çin her yeri fethederiz artık bu imanla.

Sıra geldi son maddeye;

c) Cumhurbaşkanının istemine göre, iç ve dış güvenlik ile gerekli görülen diğer konularda inceleme ve araştırma yapmak ve sonuçlarını Cumhurbaşkanına sunmak.”

Bu da her türlü araştırma ve istihbaratı bu konseyin “CUMHURBAŞKANININ İSTEĞİNE GÖRE” yapacakları anlaşılıyor. Muhterem kişiliklerinin uygun bulmayacakları bir araştırma, mesela kendi veya çocuklarının veya görevlendirdiği resmi sivil örgütlenmelerin hakkında “anayasal, tck, cmuk gibi şeylerde belirtilen suçlar gibi basit şeylerle rahatsız edilmek istemediği sonucunu çıkartabiliriz değil başka sonuç ta çıkartamayız. Çıkaran varsa saçmalar bence.

Kısaca, TBBM partileri, hükumet iptal yani ilga yani kaldırılıyor demektir. Bizlerin gözlerini boyamak için de bu diktatörlüğün gerçekleşmesinde BÜYÜK EMEKLERİ geçen TBMM ve onları dışarıdan mali, siyasi destekleyenlerin evlatlarından veya göstereceklerinden oluşan kukla bir meclis de “dostlar demokrasi var desin” diye maaşa bağlanıp sabah gelinip akşam gidilen TBMM konken Salonu olacaktır.

Bunu anlamak için HUKUKÇU, AVUKAT, YARGIÇ, MİLLETVEKİLİ, BAKAN olmaya gerek yoktur. Zaten bunu yaptıranın da İmamhatipten sonra düz lise farkını vererek aldığını resmi sitesinde yazdığı gibi başka diploması da yoktur.

Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde kendileri yazdırmışlar, bakınız isterseniz.

Şimdi merak eden Altıncı Kısmı toptan okuyabilir.

ALTINCI KISIM 

Geçici Hükümler 

GEÇİCİ MADDE 1- Anayasanın, halkoylaması sonucuTürkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin usulünce ilânı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Millî Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır. 18 Eylül 1980 tarihinde Devlet Başkanı olarak içtiği and yürürlükte kalır. Yedi yıllık sürenin sonunda Cumhurbaşkanlığı seçimi Anayasada öngörülen hükümlere göre yapılır. Cumhurbaşkanı, ilk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar, 12 Aralık 1980 gün ve 2356 sayılı Kanunla teşekkül etmiş olan Millî Güvenlik Konseyinin Başkanlığını da yürütür. İlk milletvekili genel seçimleri sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp göreve başlayıncaya kadar geçecek süre içinde, Cumhurbaşkanlığının herhangi bir surette boşalması halinde, Millî Güvenlik Konseyinin en kıdemli üyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Anayasaya göre yeni Cumhurbaşkanını seçinceye kadar, Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve O’nun Anayasadaki bütün görevlerini yerine getirir ve yetkilerini kullanır

GEÇİCİ MADDE 2-

12 Aralık 1980 gün ve 2356 sayılı Kanunla kuruluşu gösterilen Millî Güvenlik Konseyi, Anayasaya dayalı olarak hazırlanacak Siyasî Partiler Kanunu ile Seçim Kanununa göre yapılacak ilk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun ve 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunlara göre görevlerini devam ettirir.

Anayasanın kabulünden sonra 2356 sayılı Kanunun 3 üncü maddesindeki Millî Güvenlik Konseyi Üyeliklerinden birisinin herhangi bir nedenle boşalması halinde doldurulması usulüne ilişkin hüküm uygulanmaz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp göreve başladıktan sonra, Millî Güvenlik Konseyi, altı yıllık bir süre için Cumhurbaşkanlığı Konseyi haline dönüşür ve Millî Güvenlik Konseyi Üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi sıfatını alırlar.

Millî Güvenlik Konseyi üyesi olarak 18 Eylül 1980 tarihinde içtikleri and yürürlükte kalır. Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeleri, Anayasada Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin haiz bulundukları özlük hakları ile dokunulmazlığına sahip olurlar. Altı yıllık süre sonunda Cumhurbaşkanlığı Konseyinin hukukî varlığı sona erer.

Cumhurbaşkanlığı Konseyinin görevleri şunlardır: 

a) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek Cumhurbaşkanlığına gönderilen, Anayasada yazılı temel hak ve hürriyetlere ve ödevlere, lâiklik ilkesine, Atatürk inkılâplarının, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasına, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna, milletlerarası andlaşmalara, dış ülkelere silahlı kuvvet gönderilmesine ve yabancı kuvvetlerin Türkiye’ye kabulüne, olağanüstü yönetime, sıkıyönetim ve savaş haline dair kanunlar ile Cumhurbaşkanınca gerekli görülen diğer kanunları Cumhurbaşkanına tanınan onbeş günlük sürenin ilk on günü içinde incelemek;

 b) Cumhurbaşkanının istemi ve tespit edeceği süre içinde: Milletvekili genel seçimlerinin yenilenmesine, olağanüstü yönetim yetkisinin kullanılmasına ve alınacak tedbirlere, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun yönetim ve gözetimine, gençliğin yetiştirilmesine ve Diyanet İşlerinin düzenlenmesine ilişkin konuları incelemek ve görüş bildirmek;

c) Cumhurbaşkanının istemine göre, iç ve dış güvenlik ile gerekli görülen diğer konularda inceleme ve araştırma yapmak ve sonuçlarını Cumhurbaşkanına sunmak.”

Buraya kadar okuyana son olarak şunları yazabilirim. Her şeyi tek elinde toplayan cumhurbaşkanı, bütün bürokrasiyi tespit etmekte, bütün yargıyı, genelkurmayı her şeyi elinde tutmakta, o istemedikçe yasa önerisi bile yapılamayacak, yurt dışına asker gönderip ülkeyi savaşa sokabileceği gibi, yabancı ülkelerin ordularını ülkemize davet edebilecek. Bu 11. yy. da Türk korkusuyla Papa İnnocenzio’dan yardım isteyerek Haçlı ordularını ülkesine davet eden I. Aleksus Komnenos’un büyük hatası, 1204’de Aleksiyus Angelos komutasındaki  IV.Haçlı ordusunun kabaran iştahla gelerek1204’de İstanbul’u yağmalattıran Bizans İmparatoru IV. Aleksios’u hatırlattı.

Ülkeye silahlı yabancı oırduları davet edecek ama doğan olumsuz sonuçlarından hiç bir yargı denetimine tabi olmayacak. Çünkü hükumet ve meclis genel seçimlere de karar veremeyecek. Cumhurbaşkanı memnunsa “hükumet devam edecek” dedikçe sorun yok, halk isyan mı etmiş, yolla üstüne bir ordu, kim öldü kim kaldı olacak.

Bana görünen bu gene de siz bir daha okuyun derim.

Hükmet, mevcut kamu kurumlarının memur atamalarını, maaş ödemelerin, ÜST AKIL(!) tarafından verilen emirler doğrultusunda “DEMOKLESİN KILICI” gibi yürütecektir mutlaka.

Ancak, CUMHURBAŞKANIna tanınan yetkiler bana arenalarda savaşan dövüşçüler hakkında “baş parmağını yukarı” kaldırdığında “YAŞASIN”, “aşağı indirdiğinde” ise “ÖLDÜRÜN” emri veren Roma imparatorlarını hatırlattı.

Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/

Alaeddin Yavuz wordpress

keykubat

/adilyargic

/ adilyargicc

Anayasa okumak için TIKLA https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2016.doc

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.