PERS KRALI KRUS’UN İLK İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ


PERS KRALI BÜYÜK KRUS’UN İNSAN HAKLARI SİLİNDİR BELGESİ.

İnternet ortamında araştırma yaparken rast geldiğim bu metni dilimize kazandırmayı, elan ülkemizin de içinde bulunduğu, halkının yarısı, sokaklarda, miting alanlarında adalet arayan bir ülke vatandaşı olmamış nedeniyle uygun buldum.

Bu güne kadar çoğumuzun, günümüzden 2556 yıl önce bir monarkın bu kadar adalet anlayışına sahip olabileceği kimsenin aklına gelmezdi.

Ama gelmiş ve insanlığa da böyle bir miras bırakmıştır. Bunu yayınlayan İran’ın değerli insanlarına da teşekkürü borç bilirim.

Şimdi, sizleri şaşkınlıklara boğacak, ülkemizde “adalet” dağıttıklarını iddia edenleri kalp krizine sokacak çeviri yazımı okumaya geçelim.

Kolay gelsin;

“…Aryan dilinde yazılmış, Pers kralı Büyük Krus’a ait İnsan Hakları Belgesi, çivi yazısı ile yazılmış bir silindir metin 1878’de Babil kazılarında bulundu. Belge, Büyük Krus’un Babil’i işgal ettiğinde şehrin ahalisine tanıdığı hakları ve onlara gösterdiği muameleleri anlatmaktadır.

Belge, Birleşmiş Milletler tarafından 1971’de tüm B.M. ülkelerinin dillerine çevrilerek yayınlandı.

İran Güneş Tanrısı Ahura Mazda; Armazd

“-Ahura Mazda bu ülkeyi, bu milleti, kuraklıktan, yalandan, düşmanlıktan, kinden korusun” demektedir.

Belgede geçen metinlerin çevirisi aynen şöyledir;

“-Ben, Krus.

Dünyanın kralı. Babil’e girdiğimde… kimsenin ülkede korku salmasına izin vermedim…   Babil’in ihtiyaçlarını ve mabetlerinin iyi şartlarda olmasını sağladım. Onların talihsizliklerine son verdim.”

 

Büyük Krus (M.Ö.580-529) İran kabileleri olan Medler ile Persleri birleştirerek Pers ülkesini kuran ilk Akameniş imparatorudur. Daha önce kurulanların en büyüğünü kuran büyük fatih olarak da bilinir. Bozguna uğrattığı düşmanlarına karşı beklenmeyen hoşgörü gösteren yüce gönüllü olarak da hatırlanır.

Medler üzerinde galibiyet kazandıktan sonra Medya ve Pers ileri gelenlerini birleştirerek memurlar olarak tayin etmiş ve yeni krallığını kurmuştur.

 

Anadolu’nun (Küçük Asya) fethi tamamlandığında orduları doğu sınırlarındaydı. Hycranya ve Pers ülkesi zaten Medya Krallığının parçasıydı. Doğuda ilerleyerek Drangyana, Arachosya, Margianya ve Bactria’yı fethetti. Öküz nehrini geçerek Asyalı yörük kabilelerin saldırılarına karşı en yüksek savunma kalelerini diktirdiği Jaxartes (Siriderya nehri)ne ulaştı.

Doğudaki zaferlerini tamamlayınca, Babil ve Mısır üzerine dört sefer düzenledi.

Babil’i fethettiğinde, kendisini “özgürleştirici” olarak gören ve kutlamalar ile karşılayan Yahudilerin vaat edilmiş topraklarına dönmelerine izin verdi. Diğer ırkların dini inançlarına ve geleneklerine büyük hoş görü gösterdi. O bu değerleri ile yönettiği bütün insanların saygı ve sevgilerini kazandı.

Belgede, kendisini, babasını, birinci ve ikinci atalarını tanıttıktan sonra Krus,Babil’in, İran’ın ve dört kıtanın kralı olduğunu söyler;

“-Ben Krus, dünyanın kralı, ulu kral, güçlü kral, yönettiklerince sevilip, bağırlara basılan, kalplere huzur veren Bel ve Nabu’nun yönettiği, Babil’in, Sümer’in, Akad’ın kralı, dört kıtanın kralı, Kambises’in oğlu, büyük Anşan Kralı, Krus’un torunu, ulu kral, Anşan’ın kralı, bitmeyen kraliyet neslinden olanım. Gayet iyi niyetle girdiğim Babil’de, kraliyet sarayında, kutlamalar arasında bir egemenlik koltuğu kurdum.Büyük tanrı Marduk, Ben ve Babil’in koca yürekli sakinleri kendimizi ona adadık…. Ben, günlük olarak ona ibadet ettim.”

Devam eder;

“-Bütün işlerimde, kendinden önceki ruhları ve yüce uluhiyetini aşırı yücelttiğimiz ulu tanrı Marduk, bütün askerlerimin, belimden gelen dölüm olan oğlum Kambises ve beni neşelendirdi ve ben Kral Krus ona ibadet ettim.

Denizin alçağında ve yükseğindeki yerlerde taht odalarında oturan bütün dört kıtanın kralları… Batı ülkelerinin çadırlarda oturan bütün kralları bana yüklü hediyeler getirdiler ve Babil’de ayağımı öptüler.

Asur, Susa, Agade, ve Eşnuna şehirlerinden, Fırat’ın ötesinde, tanrılarının ikamet edip, aralarında oturduğu tapınakları uzun zamandır harabe olmuş Zamban, Meumu, Der gibi Lgutium ülkesinin kutsal şehirlerine döndüm ve onlara kalıcı ikametler verdim. Bütün sakinlerine katılarak tüm ikametlerini oturulacak yerler haline getirdim. Babil kralı Nabonid, Babil’e Sümer ve Akad tanrılarının kızgınlığını getirdi. Ben, ulu tanrı Marduk’a, buraların sakinlerine hoşlarına gidecek ikametler, yaşam alanları kurma sözü verdim. Tapınaklarına koyduğum Bel ve Nabu’dan önceki bütün tanrılar, uzun günlerimdeki günlük ibadetlerimde iyiliğime işaret ederler, Marduk’un tanrım olduğunu söylerler. Kral Krus ve oğlu Kambises size hürmet etsin…”

Ve;

“-Şimdi, Ahura Mazda’nın yardımıyla, dört bir tarafın uluslarının ve Babil’in, İran krallığının tacını giydim, yaşadığım sürece, tayin ettiğim valilerin ve alt idarecilerinin halkı incitmeyeceğini, imparatorluğumdaki bütün ulusların örf ve adetlerine, dinlerine hürmet edeceğimi ilan ettim.

Bundan böyle, Ahura Mazda bana krallığımı bahşetiği sürece, hiçbir ulus üzerine hakimiyetimi dayatmayacağım. Herkes onu kabulde serbest olacak, onlardan birisi ret ederse, asla hakimiyetimi savaş üzerine kurmayacağım.

İran ve Babil’in ve dört bir tarafın kralı oluncaya kadar, asla birinin diğerini incitmesine izin vermedim, eğer bu olursa, onun hakkını geri alırım ve baskı yapanı cezalandırırım.

Ve, ben hakim oldukça, hiç kimseye, birinin taşınır veya taşınmazını ve arazi üzerine kurulu mallarını zorla veya karşılık ödemeksizin sahiplenmesine izin vermeyeceğim.

Ben yaşadıkça, ücretsiz işçi çalıştırılmasını engelleyeceğim.

Bu gün, herkesin dinini serbestçe seçme hakkı olduğunu bildirdim. İnsanlar her dinde yaşamakta, başkalarının haklarına tecavüz etmedikçe iş edinmede özgürdür.

Hiç kimse başkalarının hataları yüzünden cezalandırılamaz.

Köleliği engelliyorum ve benim valilerim ve astları, kadın-erkek köle alışverişlerini zorla yasaklayacaklardır.

Bu tür gelenekler dünya üzerinde yok edilecektir.

(Ahura) Mazda’nın, Babil ve dünyanın dört bir tarafındaki İran’ın uluslarına karşı görevimi yerine getirmemdeki engelleri kaldırmaması, başarılı olmam için yardım etmesi için yalvarıyorum.

Babil zaferinden sonra Büyük Krus kendisini Fatih olarak değil ama tacın yasal varisi ve “özgürleştiren” olarak takdim etti. “BABİL’İn ve Dünyanın Kralı” ünvanını aldı. Büyük Krus, fethettiği ülke insanlarına tek şekil verme düşüncesinde asla olmadı ve İran tacına eklenmiş olan her bir krallığın değişmeyen öğretilerini terk eden bir akla sahip oldu.

M.Ö.537’de, 40.000’den fazla Yahudi’nin Babil’i terk ederek Filistin’e dönmelerine izin verdi. Hatta, kil tablete yazılı ilk İnsan Hakları Beyannamesini insanlığa ilan etti.

Babil-kazılarında-bulunan-Büyük Krusun-İlk-İnsan-Hakları-Beyannamesi-olan-silindir-

“-Ben Krus, dünyanın kralı, ulu kral, güçlü kral, yönettiklerince sevilip, bağırlara basılan, kalplere huzur veren Bel ve Nabu’nun yönettiği, Babil’in, Sümer’in, Akad’ın kralı, dört kıtanın kralı, Kambises’in oğlu, büyük Anşan Kralı, Krus’un torunu, ulu kral, Tesipes’in neslinden Anşan’ın kralı, bitmeyen kraliyet neslinden olanım. Gayet iyi niyetle girdiğim Bail’de, kraliyet sarayında, kutlamalar arasında bir egemenlik koltuğu kurdum.Büyük tanrı Marduk, Ben ve Babil’in koca yürekli sakinleri kendimizi ona adadık…. Ben, günlük olarak ona ibadet ettim. Çok sayıda olan askeri birliklerim, Babil’in ortasında rahatsız edilmeden dolaştılar.

 

Sümer, Akad ülkelerinde kimsenin korku salmasına izin vermedim. Babil’in ve tapınaklarının ihtiyaçlarını gözettim ve ibadethanelerini iyi duruma getirerek ömürlerini uzattım. Babil’İn sakinleri… Onların yakışıksız boyunduruklarını kaldırdım. Harap olmuş ikametlerini onarttım. Talihsizliklerine son verdim.

Ulu tanrı Marduk yaptıklarımdan hoşlandı ve askerlerimi, belimden olan dölüm oğlum Kambises’i, ve ona ibadet eden kral olan beni yücelen uluhiyetinin görkeminden önce iyi ruhu içinde hoşlukla, kutsadı.

Denizin alçağında ve yükseğindeki yerlerde taht odalarında oturan bütün dört kıtanın kralları… Batı ülkelerinin çadırlarda oturan bütün kralları bana yüklü hediyeler getirdiler ve Babil’de ayağımı öptüler.

Asur, Susa, Agade, ve Eşnuna şehirlerinden, Fırat’ın ötesinde, tanrılarının ikamet edip, aralarında oturduğu tapınakları uzun zamandır harabe olmuş Zamban, Meumu, Der gibi Lgutium ülkesinin kutsal şehirlerine döndüm ve onlara kalıcı ikametler verdim.

 

Büyük Krus’un Avıstralya’daki bir kabartması

Bütün sakinlerine katılarak tüm ikametlerini oturulacak yerler haline getirdim. Babil kralı Nabonid, Babil’e Sümer ve Akad tanrılarının kızgınlığını getirdi. Ben, ulu tanrı Marduk’a, buraların sakinlerine hoşlarına gidecek ikametler, yaşam alanları kurma sözü verdim. Tapınaklarına koyduğum Bel ve Nabu’dan önceki bütün tanrılar, uzun günlerimdeki günlük ibadetlerimde iyiliğime işaret ederler, Marduk’un tanrım olduğunu söylerler. Kral Krus ve oğlu Kambises size hürmet etsin.

2017 yılı itibarıyla günümüzden tam 2556 yıl önce 29 Ekim 539’da Büyük Krus’un Babil’e “direnişsiz” girdiği zafer günü ve yayınladığı ilk İnsan Hakları Beyannamesi yüzünden İran 29 EKİM gününü “ “KUTSAL KRUS GÜNÜ” olarak kutlama kararı almıştır.

Bunu da iyi yapmıştır, çünkü;

2017 yılı itibarıyla tam 2556 yıl önce ilkelliğin, yamyamlığın, yobazlığın, haramiliğin, soy sop güden ırkçılığın, köleciliğin, güçlünün egemenliğinin, zayıfın ezildiği, elektrik, su, yol hizmetlerinin, günümüzdeki yargı ve bürokrasi kurumlarının, eğitmin olmadığı bir dünyada bu kadar ileri görüş ve hoş görü az erdem değildir.

-Krus, girdiği ülke halkına din dayatmıyor;

-Kendi idaresini kabul etmeyen kralları seçimlerinde serbest bırakıyor;

-İşgal ettiği ülkenin halkının tanrılarına ve dinlerine hürmet ediyor;

-İşgal ettiği ülkenin dini yapılarını ve halkının ikametlerini onarıyor;

-Herkese dinini seçme hakkı veriyor;

-Ücretsiz işçi çalıştırmayı yasaklıyor;

-Köle alım satımını imparatorluk içinde ve etki alanındaki dünya ülkelerinde yasaklıyor;

-Tüm emirlerini uygulamakla valilerini ve alt görevlilerini görevlendiriyor.

-Devlet adamlarının ve yerel devlet adamlarının, bürokratlarının halka her türlü eziyet vermelerini yasaklıyor.

-Bütün emirlerini kendi ömrü süresince uygulatacağına söz veriyor, zira, ölümünden sonra yerine geçenlerin yapacaklarına karışma olanağı yoktur. Geçmişte de değiştirilmesi yasaklanan yasalar, emirler olmuş ve buna uyulmamıştır, Krus da sanırım bunun bilincinde olarak bunu yapmıştır.

Oysa ardından gelen Büyük iskender’in “köleci, ırkçı, sömürgeci” tutumu bunları yıkmış, kölecilik, soya dayalı monarşik krallıklar, işgal geri gelmiştir. Büyük İskender’den sonra dörde bölünen Grek imparatorluğu sadece Afganistan Baktriya’da (550 yıl) ve Mısır ‘da (500 yıl) uzun süre yaşayabilmiştir. Ardından tekrar İran şahı Ardeşir ile Sasani imparatorluğu gelmiş, onu he ne kadar köle azat etmeyi teşvik ese de, parlamento kuran cumhuriyet olsa da, din ve devlet işlerinden bağımsız yargılayan laik mahkemeler kursa da yine köleciliği kaldıramayan 2206 yıl süren bir Roma egemenliği gelmiştir.

Tevrat’ı Roma geleneklerne göre yeniden yazıp, Nasıra’lı Ferisilerin çıkardıkları Hristiyanlık dinini, Roma geleneklerine uydurarak Katolik Hristiyanlığı kuran Roma, köleciliği yine dine bağlamıştır. Doğu-Batı Roma çekişmesi sonunda Batı Roma/Bizans, Nasıra’lı Hristiyan mezhebine uygun olarak Bizans ortodoks Kilisesini kurmuştur. Bu kiliseye mensup Herakles döneminde Sasani imparatoru Hüsrev’i MS-627’de büyük bozguna uğratarak İran’ı iç karışıklıklara boğmuş, 628’den beri Hicaz Araplarına, Hristiyanlığın bir alt dini olan İslam adıyla bir Hristiyanlık kurarak Arap, Armi ve İrani kavimleri İslam devleti altında toplamış, verdiği maddi ve askeri desteklerle Arapların 632’de Arap yarımadasını tek devlet, 641’de de Libya’dan Horasan’a uzanan bir devlet haline getirip insanlığa ve kendisine bela etmiştir.

İslam’da ilk bölünme, ırkçı, soy sop güden, ensest gelenekleri olan, köleci Emevi darbesi ile peygamberin ölümünü takiben başlamıştı.

641’de herakles’in ölümünden sonra Araplar Vatikan ve İstanbul’u tehdit edince, Roma’nın çıkarttığı iç isyanlar ile zayıflayan Araplar, İran’da Büyük Selçuklu, onu takip eden Haçlı seferleri ile hakimiyetlerini yitirmişler, İslam mezheplere ve tarikatlara bölünmüş parçalanmıştır.

1200’lerde Cengiz akınları ve coğrafya’ya Türklerin hakim olmalarıyla yeni yeni devletler ortaya çıkmış, insanlar her gün kurulan ve yıkılan devletler yüzünden adaletsizliğe boğulmuşlardır.

İçinden çürümüş kokuşmuş Roma ve Bizans, imparatorluk günlerindeki adalet dağıtma işini bırakmış, gücünün yettiğini soyar hale gelip yıkılmıştır.

Bu boşluktan doğan Osmanlı imparatorluğu ne yazık ki, ilkel Arap köleci,ırkçı gelenekleriyle dolu İslam dini yüzünden, bütün yi niyetine rağmen adam gibi bir adalet düzeni kurmayı başaramamıştır.

Osmanlının Roma için tehlike arz eden Arap, Yahudi ve İran’ı kökenli kavimleri sakin tutması, batının da Atlantik okyanusuna sıkıştırılması, onların denize atlamalarında ve 15.yy.da gelişen Keşifler çağını başlatmalarına, yeryüzünü güneyden ve doğudan fethetmelerini getirmiş, batı bu defa 19.yy.a kadar tüm dünyaya egemen olmuştur.

Büyük Krus’un, eski Yunanistan ve Roma hukuklarını iyi okuyan, keşiflerle aristokrasiye girmiş aydın batılılar kendi adalet sistemlerini yenilemişler ve dünya ülkelerinin üzerinde bir adalet ve siyaset sistemi kurmuşlardır.

İslam ülkelerinden sadece, 30 Ekim 1918’de son haçlı seferinde yıkılmış, teslim olmuş, toprakları paylaşılıp işgal edilmiş Osmanlı üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi Mustafa Kemal ve arkadaşları gerçek anlamda Batı Demokrasini getirmeye gayret etmişlerdir. Bu gayretleri, feodal işbirlikçi Ermeni, Arami, Nasturi, Kürt isyanlarıyla engellenmiş ve bu azınlıkların devşirmeleri, 10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal’i öldürmüşler, Müslüman ve Türkçülük siyasetleri ile iktidarı ele geçirerek demokratik gelişimi engellemişlerdir.

Aynı şey İran’da olmuş 1979’da Musevi olan Ayetullah Ruhullah Musevi Humeyni, derin NATO ülkelerinin askeri operasyonlarıyla yıkılan ırkçı ama demokratik sayılabilen Şah rejiminin üstüne, Paris’te eğitildiği evden getirtilerek oturtulmuştur.

Aynı bela, da ülkemize, 03 Kasım 2002 genel seçimleriyle, yaratılan sahte ekonomik krizlerle tek çare olarak gösterilen AKP hükumetinin 2007 yılı sonlarında başlattığı Ergenekoni Balyoz gibi adlar verilen yüksek rütbeli subayların ve bürokratların tasfiye edilmesiyle ülkemize musallat edilmiştir. Geçen yıllarda 6500’e yakın orta eğitim kurumu İmamhatip liselerine çevrilmiş, milli eğitim, merkezi yerlerde açılan okullara öğrencilerin taşındığı taşımalı sisteme, o da tarikat yurtlarına ve eğitim kurumlarına dönüştürülerek, milli eğitim sistemi çökertilmiştir.

Her gün devlet destekli artan yobazlığa gömülen ülkemiz, günümüzden 2556 yıl önce yayınlanmış bir İnsan Haklarını beyannamesine muhtaç, adaletten ve insani haklardan uzak hale getirilirken, uluslararası siyasi tezgahlarla ülkemize doldurulan aslen Arami, Ermeni, Yahudi, Rum kökenli Arapların ülkemize doldurularak devlet kurumlarına yerleştirilmeleri, sınavsız üniversitelere girmeleri dayatılmıştır. Böylece, eski Roma ve Bizans avam tabakasını oluşturan, Arap-Rum soyluların devlet bürokrasisini ve sermayesini ellerine geçirdikleri, ırkçı, köleci, cinsel sapkınlıklara boğulmuş bir işgal devleti doğurulmuş ve büyütülmektedir.

Büyük Krus’tan Bizans’ın Jüstinyen’ine “ırka ve soya dayalı” devlet ilkesi terk edilmişken,, binlerce yıllık adalet kavramları önümüzdeyken, adaletten uzak, zorba, köleci, ırkçı Arap geleneklerinin İslam dini şeriatı diye dayatılması insanlık dışıdır.

Tarih boyunca BÜYÜK DEVLET ADAMLIĞI, çeviri metinde de görüldüğü gibi ADALETLE HÜKMEDENLERE layık görülmüştür.

On yıllardır tarih ve dinleri araştıran biri olarak vardığım sonuç, hiç bir dinde ilahi yasa yoktur. Bütün yasaklar ve görevler tanrı olarak görülen din ve devlet adamlığını bir yürüten, kralların, şahların, padişahların, hanların… emirleridir. Hepsi de tarih içinde yeni gelen egemenlerce değiştirilmişlerdir.

Büyük Krus’un İnsan Hakları beyannamesi maalesef, Tevrat, İncil, Kur’an ayetlerini emrettiğine inanılan Allah’ın emirlerinden daha demokratik ve insancıldır. Krus da tanrısı Ahura Mazda’nın yardımları, Sümer Babil tanrılarının inayetleriyle bu ilkeleri emrettiğine göre, ya son dinlerin emirleri, tanrının emirleri değil ya da Krus, Yahudi’nin Yahve’sinden, Vatikan’ın İsa/Krist’inden, İslam’ın Allah’ından daha adaletlidir.

O zaman ben niye bu tanrıya ibadet edeyim ki? Adalet yok, insanlık yok, hoş görü yok, kendinden olmayanı soy diyen tanrı olamaz. Olursa haydi işine git kardeşim, demek düşer.

Büyük Krus’un “ağır gelen boyunduruklarınızı üzerinizden kaldırdım” dediği adalet ilkelerini köleci Büyük İskender, Roma medeniyetsizlikleri ile unutmuş, hatta Jüstinyen adaletini aratan günümüz sömürgeci haçlı sermayesi ve onların ülkemizdeki temsilcileri, Hammurabi, Büyük Krus, Lenin, Atatürk gibi devlet adamları, solon, Çiçero, Sokrat gibi hukuk ve bilim insanlarının yanlarında, zorba idarecilikleriyle küçüldükçe, adlarının önlerine ne yazdırırlarsa yazdırsınlar büyük olarak kabul göremeyeceklerdir.

Tarih boyunca asla, adının başına büyüklük sıfatları yazdıranlara “BÜYÜK ADAM” onuru layık görülmemiştir.

Adı ADALET olan ve halkının yarısına sokaklarda, miting alanlarında, ADALET aratan hükümetimize ilan olunur.

 

Metni dilimize çeviren, yorumlayan ve yayınlayan;

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc,

 

Yazının orjinalini barındıran İran resmi sitesinin linkidir; http://www.farsinet.com/cyrus/

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Hukuk ve devlet, Tarih içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.