FEODALİTEDEN CUMHURİYETE TARİH YOLCULUĞU


FEODALİTEDEN CUMHURİYETE TARİH YOLCULUĞU

Bilinen tarih boyunca antik Yunan/Grek şehir devletlerinden Roma emperyalist cumhuriyetine kurulan cumhuriyetlerin hepsi ilkel dini gelenekler esasına göre kurulmuş devlet rejimleriydi.

Amerika’nın İnsan Hakları Beyannamesi

Günümüzün çağdaş demokrasi anlayışının temeli olan 1776’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Amerika Birleşik Devletlerinin kurulmasını takiben Fildelfiya eyaletinde yazdığı Amerikan anayasası, 15 Aralık 1791’de, anayasasına “Amerikan Devletinin, bireyler üzerindeki haklarını sınırlayan “The Bill of the Rights” adıyla bilinen İnsan hakları beyannamesi ile aşağıda okuyacağınız din temelli şeri devlet rejimlerinin koruyup yaşattığı köleci, insanın özgürlüğüne engel olan geleneklerin kaldırılmalarını ve diğer özgürlük, bağımsızlık, eşit ücretli çalışma, sosyal güvenceler, evlenme, boşanma, mülkiyet edinme, köleciliğin yasaklanması çağdaş insan haklarını belirleyen hakların yazıldığı meşhur İnsan Hakları beyannamesi ile atılmıştır.

Elbette, Amerika’da ve Avrupa’da gelişen demokrasi ve eşitlik anlayışının, mezhep savaşlarına boğulmuş Fransa’da galip gelerek 1789’da yapılan Fransız devrimini atlamak olmaz.

1917’de Rus Ekim devrimini takiben ülkemizde 29 Ekim 1923’de ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, gerçek anlamda kurulmuş ilk demokratik rejimlerdir.

10 Kasım 1938’de İsmet İnönü’nün yaptığı İngilizci darbe ile sona eren büyük önderin zehirlenerek öldürülmesi ve batı esaslarına göre cumhuriyet kurulması çabaları bitmiştir. Aşağıda okuyacağınız, 1000 yıl İslami mezhep ve tarikatlar olarak gizli-kripto yaşamış dini ve etnik azınlıkların Osmanlı sonrası 11 Kasım 1938 itibarı ile yeniden devleti almasıyla başlayan “geriye gidiş” ile cumhuriyet kazanımları 1950 Menderes hükumeti, Amerikancı 1960,1971, 1980 darbeleri ve muhtıralarının getirdikleri işbirlikçi, yıkıcı, gerici, dinci faaliyetler desteklenmiş, cumhuriyeti anlaşılmasına, yaşanmasına fırsat vermeden elden çıkartmaya başlamışlardır.

Deliüzzaman-ı Saidi Kürdi aslında Süryani inançlı Bitlis Ermeni devşirmelerindendir.

Bunların en yıkıcı olanları, orduya Saidi Kürdi Deliüzzaman’ın Nurculuğunun 1950’lerde sokulmasını, önceden Gregoryen Ermeni dönmelerinin tarikatı olan Işıkçılık tarikatı imamı olan Fetullah Gülen’e 1967’de, İngiliz imali Kürt Vehhabiliği adını verdiğimiz Süryani, Yezidi, Yahudi Bagratunilerin de dinlerinin İslam Tarikatı adıyla gizlendikleri Nur Cemaatinin CIA tarafından F.GÜLEN’e teslimi, 1980 askeri darbesi sonrası da devletin bu tarikata teslim edilmesidir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Derin Nato teşkilatı ile ülkemizdeki işbirlikçi siyaset ve devlet adamlarınca desteklenen bu kripto ihanet yapılanmasının devleti tamamen ele geçirmesi ise 03 Kasım 2002 genel seçimleri ile iktidara gelen AKP hükumeti döneminde olmuştur.

Aşağıdaki resim onların nasıl sahte Müslüman olduklarını göstermektedir.

AKİF BEKİ’NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR. İSLAMCI BİR CUMHURBAŞKANI NEDEN YAPTIRDIĞI SARAYIN AÇILIŞİINDA MEVLİT OKUTMAK YERİNE, KATOLİK HRİSTİYANLIĞIN RUHANİ ÖNDERİ PAPA’YI ÇAĞIRIP VAFTİZ ETTİRİR? BUNU ALKIŞLAYAN MİLLET DE ONUN MİLLETİDİR BUNDAN ŞÜPHE YOKTUR.

21. yüzyıl başında ülkemizde ABD-AB-Derin NATO ve yerli işbirlikçilerinin çabaları ile iktidar edilmiş en son “TANRI KRAL” örneğinden sonra şu feodaliteden cumhuriyete olan insanlık macerasına, kısa yoldan Roma’dan başlayalım.

Osmanlı’dan da önce Anadolu Bizans/Doğu Roma imparatorluğuydu. 540’lara gelindiğinde Ayasofya’yı inşa ettiren Jüstinyen Astrogot-Vizigot (Almanlar)ların eline geçen Batı Roma’yı Doğu Roma ile birleştirmiş ve 541’de çıkardığı yeni bir anayasayı uygulamaya koymuştu.

İslam’ın doğduğu çağda Roma Haritası ve Etnik yapısı

Anadolu Roma tebalarının yaşam biçimleri de bu yasalara göre belirlenmişti.  Yasanın esasını eski Etrüsk dini, Sabilik, Tevrat, İncil ilkeleri teşkil ediyordu.

Etrüsk soylu Roma halkı tek eşliydi, ama Sabi dini Cinze (İng:Ginza d Rbba) kitabı ilkelerine göre aile yapısı şekillenmişti.

Cinze kitabına göre, Tanrı Hay (Bakara 155, Ali İmran 2 ayetlerde geçer) Adem’e; “

-“Ey Adem, zenginlik olsun diye sana oğullar, kızlar ve mallar verdik. Onlar senin karıların ve kölelerindir. İstediğini kurban edebilir veya öldürebilirsin. Onları kadın gibi kullanabilir, köle olarak satabilir veya borcuma karşılık köle olarak kiraya verebilirsin, içlerinden sana sadık olanı seçip mirasçı tayin edebilirsin. Diğer çocukların da mirasçı tayin ettiğin oğluna köle olarak hizmet etmek zorundadırlar.” demektedir.

Bu emir aynen Tevrat geleneklerine geçmiştir. İbrahim, 100 yaşında bulduğu İsmail’i veya Yahudi Tevrat’ına göre İshak’ı kurban etmekten çekinmemiştir. İshak sütten kesilip üç yaşına geldiğinde İbrahim ziyafet vermiştir. Ancak, İsmail bu törende kardeşi İshak’ı cinsel olarak aşağılayan sözler ve bakışlarla alay edince kardeşini babasından önce cinsel olarak istismar ettiğinden Sara anayı kızdırmış ve İsmail anası köle Hacer ile Mekke çöllerine sürülmüştür.

Hile ile kör babası İshak’ı kandırıp kendini peygamber olarak kutsatan Yakup, büyük oğlu Ruben’i genç karılarından birisiyle kendi yatağında yakaladığı için onun peygamberlik hakkını vermez ve kardeşlerini kendisine ihbar eden Yusuf’u seçer. Kardeşleri de bu yüzden Yusuf’a düşman olur. Çünkü ona köle olmak istememektedirler.

Bu ilkel, köleci, ensest Sabi geleneği, Jüstinyen anayasasında ensest evliliklerin yasaklanmasına ve Tevrat Levililer kitabına sokulmasına rağmen, Davut peygamberin Kral Saul’un oğlu ile eşcinsel aşkı, Davut’un çocuklarının kız kardeşlerine tecavüzleri örnek alınarak dinde kalmış ve günümüze kadar gelmiştir.

Şimdi günümüzden 2476 yıl önce M.Ö.451’de yazılmış Roma 12 Tablet Yasalarından, 4.tablette düzenlenen “Babanın Hakları” konusunu okuyalım;

Peygamber Muhammet’in Ayşe ile yaptığı evlilik Allah emri değildir. Tevrat’tan da eski Sabilerin din kitaplarında var olan, Roma hukukuna da geçmiş bir evlilik geleneğidir. İslam ile bağı sadece Muhammet’in bu geleneği sürdürme kararıdır. Tevrat’ta, ergenlik yaşı kızlarda “9”‘dur ancak evlilik yaşı “11-12’dir” Roma Hukuku da aynı şekildedir ve asil Roma halkı için evlilik yaşı 14-15’tir. Kuran Talak suresinde kızların sadece ergenlik yaşlı “9” olarak belirtilmişse de ille de bu yaşta evlenin, evlendirin denilmiyor. 650’tane “aklınızı kullanın” diyen Kur’an ayeti var. Sapıklara kanıp sapıtmayın.

Tablet 4; Babanın ve Evliliğin Hakları;

4:1; Bir baba, yasal evlilikten doğan oğlunu yaşatmaya veya öldürme hakkına sahiptir; ve hatta üç kez sattıktan sonra özgür bırakabilir.

4:2; Baba, oğlunu üç defadan fazla başkasına satmışsa, oğul babadan alınarak azad edilir.

4:3; Bir baba son doğan oğlu, bir insandan çok canavara benzer, şeklen korkunç derecede bozuksa, öldürülebilir.

Burada geçen “yasal evlilik” terimi, özgür bir Roma vatandaşı evliliğini yerel şehir idare kurumuna onaylatmak zorundaydı. Günümüzün resmi nikâh anlayışının kaynağı budur. Resmen kayıt edilmemiş evlilikten doğan çocuklar” nesepsiz” sayılır mirasçı tayin edilemezlerdi.

Tanrı Krallar ve Jüstinyen yasaları yazıma koyduğum, dilimize çevirdiğim bir araştırma yazısı metninde Roma aile yapısı ve Miras konusu şöyle yorumlanmış;

ROMA’DA EVLİLİK

-Roma’da evlilik, aileleri korumak anlamında bir görev olarak görülürdü. Evliliklerin çoğu, yasal haklara sahip çocuklar elde etme amacı başta olmak şartıyla, aileler arasında bağları güçlendirmek için ebeveynler tarafından ayarlanırdı. Romalı bir erkek evliliğe düşük nazarla bakardı ve sadece, yasal çocuk yapmak için evlenirdi.

14 yaşına geldiğinde kızlar evlenmeye zorlanırlardı. Ailesinin sosyal konumunu yukarı taşıma geleneği yüzünden bir erkek için evlenip boşanmak genel bir alışkanlık değildi. Bu evliliği aşağılama geleneği Hristiyanlık yükseldiğinde de Roma nüfusunun düşük kalmasına etkili olmuştur.

-Evlilikler büyük tantanalar, gösterişlerle yerine getirilmelerine rağmen devlet ve dini yapı tarafından tanınmamıştır. Tek yasal gerçek mesele çocukların “yasal mirasçı” olabilmeleriydi. Romalılar, yasa aklıyla, ölüm veya boşanma hallerinde mirasın nasıl bölünebileceği hakkında oldukça sofistike belgeler ürettiler. Bulunmuş en eski belge Mısır’da M.Ö.IV.yy’a ait bir Yahudi evlilik sözleşmesidir*. Bu sözleşme, 14 yaşında bir kız için “6” inek karşılığında bir değiş-tokuşu içeriyordu.

-Evliliklerin çoğu gençler arasındaydı. Kızlar 12 yaşında, erkekler 14 yaşında evliliğe hazır kabul ediliyorlardı. “25” yaşında bekâr bir erkek ve “20” yaşında evlenmemiş bir kız para cezasına çarptırılıyordu. Gelinlerin bakire olmaları ilkeydi. Erkeklerin daha önce fahişelerle veya köle erkeklerle cinsel ilişkileri olması isteniliyordu. Bazı çocuklar bebeklikte nişanlanıyorlardı (Doğu Anadolu’da beşik kertmesi. Alaeddin Yavuz).

KENDİ BEBEKLERİNİ KADIN GİBİ KULLANAN SAPIKLAR, İSLAM MASKESİYLE SAPIKLIKLARINI YAŞIYORLAR

İslam’a da boşanmış kadının evliliği benzer şekilde geçmiştir.;

Agustus döneminde kadınlara boşanma hakkı verildi. Kocalar, metreslerini görebilirler ancak onları tutup evde barındıramazlardı, dullar, boşandıktan 18 ay sonra iki yıl içinde evlenmeye mecbur edildi.

 

İslam’a erkeğin “Boş ol” diyerek karısını boşama geleneği, Muhammetten önce bir Roma yasasıydı;

Roma’da boşanmak ise Medeni Hukuka göre üç şekilde yapılıyordu, bir haberciyle “topla eşyalarını” şeklinde bir not göndererek veya karısı ona söylemeden bir yere gittiğini bildirdiğinde hemen boşanılıyordu. (Kynk-People Almanac)

Kadına tecavüz geleneği ve “anal yoldan ilişki yasağı” aynen Kuran ayeti olarak vardır. Peygamber, “kadınlar tarlanızdır, istediğiniz yoldan girin demişse de sonradan bu “anal ilişki yasağına dönüşmüştür.. Roma yasası baskın gelmiş diyelim;

“-Toplum tarihçisi Paul Veyne, Roma gerdek gecesini tanımlarken; “Roma gerdek gecesi resmen kadına yasal tecavüz gecesiydi”, erkek, kadını bir köle gibi istediği şekilde kullanabileceğini kabul ettirmek amacıyla kadınerkeği tarafından taciz edildirdi.. Bunu cinsel ilişkiye bir başlangıç olarak yorumlamak zordur. Kadının korkusuna ve mufakatının olmamasına rağmen, erkeğin ilk gece önce bekâretini bozması gelenekti ama anal yoldan kullanmakatan kaçınması da düzenlenmişti.”

Roma’da erkeklerin “biseksüel yaşamları” ve “babalarınca mirasçı  tayin edilmeleri;

“-Genç erkeklerin fahişeleri ve erkek aşıklarını ziyaret etmeleri teşvik edilirdi ve evlendikten sonra eşlerine ait olmaları, ev erkeği olmaları istenilirdi. Anne ve babaları sağ ve onların kanatları altında oldukça, kız veya erkek ayırmaksızın çocuklar babalarına “EFENDİM” diye hitap ederlerdi. Bazen, babaları tarafından ölüme mahkûm edildiklerinde çocuklar haliyle hayal kırıklıklarına uğrarlardı.

Oğullar, bir işe, bir meslek hayatına başlamak için babalarının onayına ihtiyaçları vardı. Gelirleri babalarına aitti. Bu stres ve baskılardan doğan düzenlemeler bazen çocukları babalarını öldürmeye, babaları da çocuklarını miraslarından mahrum bırakmaya teşvik ediyordu.”

İSA, GAY VE ŞEYTAN TANRI MIDIR?

Roma’da Kadının yeri aynı kaynaktan devam;

“-Romalı kadınların çocuklarını büyütebildikleri, kocalarına kölelerin yaptıkları gibi su getirmek, yemek pişirmek, örgü örmek gibi hizmetlerde bulunabiliyorlardı. Cato, bir erkek kadını yanağından öptüğünde onun içki içip içmediğini anlamak için öperdi” der.

Kadınlara, erkeğin malı gözüyle bakılırdı. Evlilik çağına geldiklerinde iki tür seçenekleri vardı; Manu ile evlenmek, yani kocasının malı olmak ve manu’suz evlenmek yani, babasına ait olarak kalmak ve onun mirasından yararlanma hakkını korumak için tekrar babasınca sahiplenilmiş olmak.

Mesela “peçe giyilmesi” konusu da, 10. tablet yasalarında “ölüye hizmet eden kadınların kıyafeti” olarak düzenlenmiştir. Bu çağda Roma Hristiyan değildi, pagandı.

“10:7; Evde gömülmeye hazırlanan bir cesedin başında hizmet etmek üzere, başları peçeli üç kadından fazlası bulunamaz. Beden, mor kumaşlara sarılmalı, dışarıda yakıldığında cenaze alayına eşlik edenler arasında 10 kavalcı bulundurulabilir.”

Mesela Yahudilerin ölenin arkasından elbiselerini yortmaları, vücutlarını yaralamaları da bu yasada düzenlenmiş, yasaklanmıştır.

“10:8; Yas tutan kadınlar, ölünün yanında tırnaklarıyla yanaklarını yırtmamalı, “Eyvah” diye ağıt yakmamalıdırlar.

Örneğin Miras bırakma ve miras konusu;

Tablet 5; Gayrimenkul ve Koruyuculuk Hakları;

5:1; Mülk sahibinin, ev halkının başı olması (Baba) sıfatıyla mülkünü, yasal mirasçılarına veya koruyucularına bırakmayı yasanın gücü ve izniyle takdir etmesi sorun değildir.

5:2; Bir baba mirasçı belirtmeden, mirasçılarına hiçbir şey bırakmadan ölürse, en yakın baba tarafından erkeğe veya hiç biri yoksa kan bağı olan ailesinden en yakını ona mirasçı olur.”

İslam’a da geçen “koruyuculuk” konusu;

5:6; “Ailenin başı, mirasçı belirtmeden ölür ve henüz reşitliğe ulaşmamış oğluna özel bir miras bırakırsa, onun en yakın baba tarafından olan erkek koruyuculuğunu üstlenir.”

Jüstinyen Yasalarında Roma Hukunun kısaca tanımları- Doğa hukuku,Medeni hukuk, Kavimler/Uluslar Hukuku (Romalı olmayan tebaların kendi geleneklerine göre yargılanmalarını, yaşamalarını düzenler) ve diğerleri

“Doğa Hukuku, Kavimler Hukuku ve Medeni Hukuk;

Doğa Hukuku, tüm hayvanların düşünüldüğü doğadır, bunun için insan tabiatına pek uymaz ama tüm, havada, karada, denizde yaşayan yaratıklara kökenlerine göre uygulanabilir. Bu yüzden de erkek ve dişiliğin birleşiminden evliliğin düzenlenmesinin doğuşuna; ve bu yüzden çocukların eğitimlerinin düzenlenmesinin çıkarımına, bu hukuk bilgisinin diğer hayvanlara bağışlanmasını göreceğiz.

1-Medeni Hukuk ve Kavimler Hukuku aşağıdaki şekilde bölünmüştür; Bütün insanlar, bazıları kendilerine ait, bazıları insanlığa ait olan yasalar ve geleneklerle yönetilirler;

Her halk, medeni hukuk ile şekillenmiş kendisine ait bir hali umum eyaletlerde olduğu gibi kurmuştur.

Kavimler Hukuku, bütün milletlerin kullandığı, halklar arasında eşit olarak gözlenen ve bütün insanlık arasında doğal nedenlerle yasalaşmıştır. Bütün insanların bir parçası olarak Roma halkı da kendilerine özel bir yasa yürürlüğe koymuştur. Kendi özel yerlerinde kendi farklılıklarını açıklamayı önereceğiz.

2-Medeni Hukuk adını her bir eyaletten alır, örneğin, Atinalılardan biri Solon veya Draco’nun Atina Medeni Hukukunu isterse, bu manada hiçbir hata yapmaması gerekir, Biz, Romalılar Romalıların Medeni Hukukunu ya da Roma vatandaşlarınca çıkarılan Quirinus’dan şekillenmiş Quirites- Jus Quiritium’u kullanır diyeceğiz. Her ne şekilde olursa olsun, eyaletin adını eklemediğimizde, sadece adını vermeden bahsettiğimiz şair deyince, nasıl Greklerde   Homer, bizde Virgil anlaşılıyorsa öyle anlaşılacaktır.

Kavimler hukuku,bütün kavimlerin kendileri için yaptıkları düzenlemeler ve gelenekler nasıl ki tamamen insan ihtiyaçlarından oluşmuşsa, tüm insan ırkı için de öylesine geneldir. Savaşlarda ortaya çıkan esaret ve kölelik, bütün insanlar özgür doğdukları için nasıl ki tabiat hukukuna ters ise bu yasaya göre bütün sözleşmeler, satınalmalar, satışlar, kiralamalar, depositler, kiralamalar gibi sayısız işlemler bu yasa ilkesine yakındır.

3- Yasamız, Grekler arasında da olduğu gibi yazı ve yazılı olmayan yasalar olarak kullanılmaktadır. Yazılı Hukuk Yasaları, Plesbiscita, Senato Kararları, İmparatorun Kararları,Yüksek hakimlerin emirleri ve Jüri konseyinin yanıtlarından oluşmaktadır…”

Roma hukukunda özgürlük ve kölelik konusu;

Amerika’da hala TANRI KRAL geleneğine uygun olarak İsa, kapitalist, sömürgeci, din ağırlıklı rejimin savunucusu gibi gösterilmektedir.

Köleler, düşman elinden alınmaları sebebiyle mancipia adıyla anılırlardı.

4-Ayrıca böyle köle olurlar veya köle doğarlar. Kökenlerini dişi kölelerimize borçlu olanlar köle doğanlardır, veya esaret yoluyla Uluslar/Kavimler yasasına göre de köle olurlar veya borcunun bir miktarının elde edilebilmesi için kendisinin 20 yıl boyunca köle olarak satılmasına izin verilen özgürlerin Medeni Hukuka uymalarıyla da köle olurlar.

5- Azat edilmiş veya özgür doğmuş olanlar arasında çeşitli farklılıklar olmasına rağmen köleleliğin şartlarında farklılık yoktur.”

 

Roma hukukunda Köle Azadı konusu;

BAŞLIK 5-V AZAT ÖZGÜR BIRAKILANLAR İLE İLGİLİ

Özgür bırakılma, yasal kölelikten azat edilmedir. Azat edilme, bir sahipin iradesine, kontroluna tabi olup, uzun süre kölelik etmiş olan birine özgürlüğünün bahşedilmesidir.

Azat edilene gücü geri verilir. Bu işlemin kaynağı, her insanın doğuştan özgür olduğu ilkesini belirleyen Uluslar/kavimler yasasıdır. Köleliğin süresi bilinmedikçe azat etme var olamaz, azat edilme ayrıcalığı Uluslar yasasıyla tanıtıldıktan sonra herkesi tanımlayan genel bir adın tahsis edilmesiyle, Uluslar Yasasında üç insan türü tanımlanmıştır;

Özgürler, karşıtları olan köleler ve üçüncü sınıf olan, kölelik süreleri kesilmiş olan özgür bırakılanlardır.

19.yy. Osmanlı Köle pazarınsa satılan köleler

Azat edilme, İmparatorluk Anayasasına uygun olarak kutsal kiliselerde; Praetor/Yargıcın asasıyla, dostların hazır bulunduğu yerde, anlaşma ile ve vasiyetname ile olmak üzere çeşitli şekillerde yerine getirilebilmektedir. Şimdi sahip olduğumuzdaki gibi eski Anayasamızda da, bir köleye özgürlüğünün bahşedilmesinin yöntemleri tanıtılmıştır.

Yine de, sahipleri, bir Vali hamama, bir Preconsul, veya Praetor tiyatroya giderken, yolda yürürken istedikleri anda köle azat edebilirler.

Bu açıdan bakıldığında eski zamanlarda özgürleştirme şartları üç türlüydü; azat edilir edilmez tüm haklarını ve yasal özgürlüklerini kazanıp Roma vatandaşı olabiliyorlardı; Latinleşenler, (Lex) Junia Norbana yasası ile daha aşağı şartlarda özgürlüklerini alabiliyorlardı; (Lex)Aelia Sentia yasasıyla da Dedititii sınıfı arasında daha az derecede özgürlüğe sahip olabiliyorlardı. Latinler tarafından kullanılan düşük düzeyli vatandaşlık kavramı artık yürürlüğünü yitirmiştir. Bu yüzden, bizim iyi niyetimiz, özgür doğanın azat edildiği, tek tarafın hoşlanacağı azatlı özgür bırakılanların kısıtlı oldukları tek özgürlük şekli benimsemiş eski Roma şehri şartlarının gözden geçirilmesiyle bu iki anayasa ile insanlığın yaşam şartlarını iyileştirmek, geliştirmek isteğidir.

Bundan dolayıdır ki, detititii sınıfını, şöhretli insan Quastor Tribonian’ın önerisiyle günümüzde kölelerin şartlarını görüşerek, bütün azatlı Roma vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmamayı uygun gören İmparatorluk emirlerimiz ile eski yasalardaki ve diğer anayasamızdaki günümüze uymayan şartların aynı Quaestor’un önerisiyle reformlarını yapıp tek tip Roma vatandaşlığını karara bağlayarak resmen ilan ettiğimiz anayasamızdaki kararlarımız ile kaldırmış bulunuyoruz.

İslam’da da köle azadının teşvikinin, Allah emri değil Muhammet’in peygamberliğinden 70 yıldan evvel yapılmış Jüstinyen yasaları olduğunu görüyoruz.

Kur’an Nisa 23,24,25.ayetlerde düzenlenen “evlilik yasakları” ve evliliğin şekli tamamen Roma Jüstinyen yasalarıdır;

Önce Kuran ayetleri Yaşar Nuri Öztürk meali;

  1. Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle bir şey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.
  2. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
  3. Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah’ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini* onlara bir hak olarak verin. Mehir* kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

*Mehir konusunun aynen Roma hukukunda olduğunu da okuyacaksınız.

  1. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa* onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

*İslam ve Hristiyanlık öncesi Roma’da köle kadınlar tapınaklara veya tapınak çevresinde inşa edilmiş genelevlere satılırlardı. Bu köleci kavimler için önemli bir gelir kaynağıydı. Köle kadınla yapılan evlilikte kadının fuhşa yönelmesi bu yüzden “özgür kadına oranla yarı yarıya indirilmiştir. İslam öncesi inanışlar Tapınak Fahişeliği dinleri geleneklerine tabi olduğundan Kabe çevresi genelevlerle doluydu. Kabe’de hac ve umre ibadetlerinde toplu biseksüel (Kadınlı erkekli grup seks) cinsel ilişkiler ibadet sayılırdı. Aynı gelenekler Hristiyanlık öncesi bütün toplumlarda vardı. Hindistan ve Hindu dini mezheplerinde bu gelenek hala sürmektedir. Alaeddin YAVUZ

Tapınak Fahişeliğine dayalı dinler Sümer ile başlar.

Kuran’da Boşama;

  1. Eğer boşanmaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi işiten çok iyi bilendir.
  2. Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdet ve temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanmakta iseler, Allah’ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse eşlerini geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler. Kadınlar, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.
  3. Boşama iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah’ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah’ın sınırlarında duramayacaklarından kaygılanırsanız, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın. Allah’ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler.
  4. Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikâhlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. İkinci erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah’ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluğa açıklar.
  5. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar mı ya onları örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına olacak bir biçimde, tutmayın. Bunu yapan, öz benliğine zulmetmiş olur. Allah’ın ayetlerini eğlence aracı yapmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek için indirdiği Kitap’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.
  6. Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak anlaşmışlarsa eski kocalarıyla nikâhlanmaları hususunda onlara engel çıkarmayın. Bu, sizin Allah’a ve âhiret gününe inanmış olanınıza verilen öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.

Emzikli kadının boşanması;

  1. Anneler çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için- tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiçbir benlik yaratılış kapasitesi dışında bir şeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuğu yüzünden, çocuğun babası da kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir.
  2. İçinizden ölüp de geriye zevceler bırakanların bu eşleri, dört ay on gün kendi başlarına beklerler. Sürelerini tamamladıklarında kendilerince uygun gördüklerini örfe uygun biçimde yapmalarında sizin için bir sakınca yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberdardır. “

Boşanma ile ilgili Talak Suresi Ayetleri;

  1. Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah’tan sakının! Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah’ın sınırlarını çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş/oluş ortaya çıkarır.
  2. Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah’a ve âhiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.
  3. Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’tan sakınırsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder.
  4. O kadınları, imkânlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.”

İslam hukukuna göre boşanan kadının hakları sadece nikah esnasında söz kesilmiş olan mehir neyse onu almak, çocuklu ise sütten kesinceye kadar nafaka ödemektir. Oysa günümüz medeni hukuku, anneye verilen çocuk reşit oluncaya kadar (18 yaş. Dinen ay hali görülünce kızlar reşit sayılırlar), yükseköğrenim görüyorsalar, öğrenimlerini tamamlayıncaya kadar baba nafaka ödemek zorundadır. Sizce Allah emri mi yoksa çağdaş medeni hukuk mu daha adaletlidir? Okuduklarınız, İslam’ın çıktığı tarihte mevcut Roma yasası ve kavimler hukuku gelenekleridir ve kesinlikle tanrı emirleri değildir. Bunlar Roma’dan da önce var olan Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır, Hint, Grek, Fars toplumlarının köleci gelenekleridir.

Şimdi okuduklarınızı aklınızda iyi tutmanıza gerek kalmayacak çünkü bunların bazılarını Roma Hukukunda göreceksiniz

BAŞLIK IX (9) BABALIK YETKİSİ İLE İLGİLİ

Nuh’un örtülmesi-Nuh’un da ondan sonra gelen Sabi-Arami-Yahudi ve diğer Arap kavimleri de hepsi ensest sapıklıklar içindeydi. Bu resme konu edilen olay tahminimce Jüstinyen Yasalarının düzenlemesinden sonra değiştirilmiş olmalıdır.

Yasal evlilikten olan çocuklarımız, bizim gücümüzdür.

1-Evlilik veya Birliktelik, kadın ve erkeğe zorla birlikte yaşamayı gerektirir.

2-Çocuklarımızı özel Roma vatandaşı yapan otorite, sahip olduğumuz çocukların üzerinde başka insanların otoritesine izin vermez.

3-Her kim, siz ve eşinizden doğmuşsa, sizin oğlunuz ve eşinden doğmuş kız ve erkek torunlarınız ve hatta onların kız ve erkek çocukları dahi silsilesiyle sizin otoriteniz altındadır. Ancak, kızınızın doğurduğu çocuklar sizin değil, babalarının idareleri altındadır.

BAŞLIK X(10) EVLİLİK İLE İLGİLİ YASALAR

Babil Kulesi- İşte babaya, oğullarını, kızlarını, hayvanlarını köle ve karı yapan dinin merkezi

Roma vatandaşları, yasa kavramına göre yasal birleşmelerden oluşan evliliklere, erkekse ergenlik çağında kız ise çocuk yapabilme yeteneğine kavuştuklarındaailelerinin onaylarını aldıktan sonra, önceden sahip oldukları yasal şartlara göre, medeni veya doğal hukuk çerçevesinde katılırlar. Bundan dolayı, deli bir insanın kızının evlendirilmesi, deli bir insanın oğlunun bir eş alması istenilebildiği gibi oğul hakkında bazı fikirler üstün gelebilir. Biz, anayasamızın evlilik sözleşmesinde tanımlandığı üzere deli bir insanın kızının veya oğlunun babanın onayı olmadan evlendirilmelerine izin veriyoruz.

1-Şunlardan olanların ve bazılarının evlilik sözleşmesi yapmalarından kaçınırız ve izin vermeyiz;

Bu yüzden, ebeveynler ve çocuklar arasında akrabalık olduğunda; örneğin, baba-kız; dede-kız torun; ana-oğul; büyükanne-erkek torun ve bu şekilde silsile halinde devam eden akrabalar arasındaki evlilikler ve karıkoca gibi böyle yaşayanlar oldukları söylenilse de bu ensest evlilikler şerefsizliktir.

Bu prensipler çok genel ve uygulanabilir olup, evlatlık dahi alınsalar ebeveynler ve çocuklar arasında böyle bir evlilik için yasal sınırlama mevcuttur; ve azat ettiğiniz köleniz olsa dahi evlatlık kızınız, torununuz da olsa bir eş olarak alamazsınız.

2- Benzer kuralların ikinci derece akrabalıklar için de uygulandığından bahsedilse de bu kesin değildir. Evlilik aslında, aynı anne ve babadan olan kız-erkek kardeş veya ikisinden de olanlar arasında yasaklanmıştır. Fakat, bir kadın evlatlık yoluyla sizin kız kardeşiniz olmuşsa, evlatlık sözleşmesi devam ettikçe onunla evlenemezsiniz ama, evlatlık sorunu çözüldüğünde veya azat edildiğinde evliliğe mani bir hal   kalmaz. Bu nedenle bu kural konulmuştur, bir kimse erkek evlatlık almak istiyorsa, kız evlatlığını azat etmelidir. Birisi kız evlatlığınla evlenmek istediğinde öncelikle oğlunu azat etmelidir.

Yahudiler tanrılarının ayetteki gibi resmini yapmamışlar ama, Greklerin Ganimedes adlı gılmanını becerdikten sonra uyuyan Zeus’tan ateşi çalan Promoteus’a kadar hepsi ensest, biseksüel sapıklardı.

3-Erkek kardeşinizin oğlu veya kızı ile evlenmek yasaktır ya da hiç kimse erkek kardeşinin veya kız kardeşinin kız torunlarıyla evlenemez hatta dördüncü göbek akrabalık bağı olsa dahi evlenemezler. Bunlardan birinin kızı veya kız torunlarıyla her şekilde evlilik sözleşmesi yapmak yasal değildir, yasaklanmıştır. Her nasılsa, siz, babanızın evlatlık kızıyla, medeni ve doğa hukuku ile ilgili engeller olmadıkça evlenebilirsiniz.

4- İki erkek kardeşin veya iki kız kardeşin çocukları ya da bir kız bir erkek kardeşin çocukları evlenebilirler.(Ülkemizde özellikle şafiler, devşirmeler arasında oldukça yaygın bir gelenektir. Hanefilerde çok fakirlik halinde ana tarafından evlilik dışında uygulanmaz. Alaeddin Yavuz)

5-Bundan başka, halanız ile evlenemezsiniz. Hatta evlatlık dahi olsa da halanız veya teyzeniz ile de atalarınızın soyundan olduğundan evlenemezsiniz. Bundan dolayı da aynı gerekçeyle büyük halanız ile babanızın anne tarafından olan ile de evlenemezsiniz.

6-Ve yakınlık bağı nedenile bazı kadınlarla da evlilik yasaktır. Örneğin, üvey kız evlat veya gelin, ikisi de kız evlat sayıldıklarından onlara evliliğe izin verilmez. Anlaşılması gereken, bunlar kızınız veya gelininiz ise ve hala oğlunuzla evli ise, bir kadın iki erkekle evli olamayacağına göre evlenemezsiniz; kız, halâüvey kızınız ise ve annesi ile evliysenizbir adam aynı anda iki kadınla evlenemeyeceğine göre evlilik sözleşmesi yapamazsınız.

7- Kayın valide veya üvey anne ile evlilikakrabalık bağı sürdükçe ve kesilmedikçe yasaktır; bu demektir ki, üvey anneniz, hala babanız ile evli iken bir kadının iki kocası olması umum ahlaka aykırı olduğundan; kayın valideniz, halâ kızı karınız olduğuna göre, bir adam aynı anda iki kadınla evli olamayacağına göre evlenemezsiniz.

8-Kocanın başka kadından oğlu, kadının başka kocadan kızı varsa veya benzeri bir hal varsa, yasal olarak kardeş sayılsalar da evlilik kontratı düzenleyebilirler.

9- Boşandığınız eşinizin başka kocadan kızı var ise sonunda bu sizin evlatlığınız olmaz, fakat Jullianus der ki, bu tür bir yakınlığa sahip kadınla evlilikten kaçınılmalıdır; oğlunuzun nişanlısı, sizin gelininiz değildir, veya babanızın nişanlısıysa sizin kayınvalideniz değildir, bu nedenlerle böyle tanımlanmış evliliklerden kaçınılması haliyle yasaldır.

10- Köleler arasında evlilikte akrabalık, baba-kız şeklinde olduğunda evliliğe engeldir ve kölelikten azat edilmiş abi-kız kardeş için de bu geçerlidir.

11- Ve hatta, değişik gerekçelerle evlilik sözleşmesi yapması yasaklanmış kişiler de vardır ve bunlar eski hukuk belgeleri ve dökümanları üzerine yapılan yorumlarda ve maddelerde tek tek numaralandırılmışlardır.

12- İlkelerini koyduğumuz yasaları ihlal ederek, ne karı-koca yakınlığı ne de düğün töreni,evlilik ya da başlık/mehir vermeden karı-koca hayatı yaşadığı anlaşılan olursa; builişkiden doğan çocuklar babalarının idaresi altında sayılmazlar, anneleri gayrimeşru ilişkiden hamile kalmış sayılacağından çocukların sonunda babası belirsiz sayılır, Grek dilinde “tesadüfi hamilelik”ten doğma anlamına gelen sahte çocuklar olarak sayılacaktır, çünkü çocuklar babasızdır. Böylesine çözülmüş bir birleşmenin olduğu yerde mehirin dönmesi için bir talep yoktur, imparatorluk anayasasına göre ceza gerektiren bir yasak evlilik yapılmıştır.

13- Bazen yeni doğan çocukların bir baba otoristesine verilmediği ve bunun sonradan olduğu haller olur, böyle biri doğal oğuldur, curia’nın bir üyesi olduğundan babanın idaresi altına verilir. Bu oğul, aynı zamanda evliliği yasa ile yasaklanmamış, babası ile karı-koca hayatı yaşayan bir özgür anneden doğmuş, anayasamızın sağladığı uygun belgelere sahip, sonradan baba idaresine verilmiş olduğundan kendi sınıfına ait kabul edilir. Benzeri aynı şekilde evliliklerden doğan başka çocuklar olsa dahi anayasamız onlara benzeri avantajlar verir.

BAŞLIK 11-XI- EVLAT EDİNME

İdaremiz altında sadece kendi çocuklarımız olmaz, daha önceden belirttiğimiz gibi evlatlık çocuklar da ediniriz.

 

BAŞLIK 15-XV BABADAN KAN BAĞIYLA YASAL KORUYUCULUK

12 Tablet Yasalarına göre, babadan kan bağıyla koruyucu (Agnate) olanlar, anlaşma ile koruyucu tayin edilenlerden değildir, yasal koruyucular olarak anılırlar.

1-Agnateler/Koruyucular, erkek cinsiyetli, baba tarafından kan bağı ile bağlı akraba olanlar demektir; örneğin, aynı babadan doğan erkek kardeş, o erkek kardeşin oğlu ve erkek torunu; hatta, amcası, amcasının oğlu ve amcasının torunu…şeklindedir. Dişi cinsiyet bağıyla bağlı olan koruyuculardan Agnate olmaz ama Doğa Hukukuna göre Cognate olur; bunun için aynı babadan olan kız kardeş, erkek kardeşe aynı ilkeyle bağlıdır, çünkü aile, anneden değil babadan olan çocuklar ile sürer.

2- Agnate/Babadan kan bağı olandan koruyucu tayini, ölümünden sonra mirasçısına bir koruyucu tayin edilmesini isteyen bir müracaat belgesi, koruyuculukla ilgili bir vasiyetname bırakmasıyla olur; bazen, vasiyetname bırakan sağ iken koruyucu tayin edilenin ölmesi olarak da anlaşılabilir.

3- Babadan kan yoluyla koruyuculuğun kaldırılması, medeni haklarını ceza ile kaybetmiş olma halinde olur. Akrabalık terimi sadece erkek tarafından akrabalığı ifade eder. Yukarıdaki, medeni haklarını kaybetmiş olma cezası yüzünden başlangıçta değişiklik olsa da akrabalık yasası kadın tarafından olmaz., ve böyle koruyuculuğun kaldırılması da doğaldır.””

Şimdi İslam’da Koruyuculuk ayetleri;

Nisa Suresi ;

  1. Yetimlere mallarını verin. Temizi pise değişmeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Bunu yapmak gerçekten büyük bir vebaldir.
  2. Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.
  3. Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. Eğer ondan birazını kendileri kişisel istekleriyle size sunmuşlarsa artık onu içinize sine sine yiyin.
  4. Allah’ın sizin için ayakta durma aracı yaptığı mallarınızı kendini bilmez beyinsizlere vermeyin, o mallar içinden onlara rızık ayırın, onları giydirin ve onlara tatlı ve işe yarar bir söz söyleyin.
  5. Yetimleri, nikâh çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Büyüyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan, iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.”
  6. Şunda kuşkunuz olmasın ki, zulme başvurarak yetimlerin mallarını yiyenler karınlarına doldurmak üzere bir ateş yemekten başka bir şey yapmazlar. Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır.

Ana-baba mallarından çocuklara Miras;

  1. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından -onun azından da çoğundan da- farz kılınmış bir nasip olarak kadınlara da bir pay vardır.
  2. Mirasın paylaştırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel ve hoş bir söz de söyleyin.
  3. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
  4. Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden her birine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah’tan bir öneridir bu. Allah Alîm’dir, Halîm’dir.”

Kibele ayinlerindeki yamyamlığı ve cinselliği temsil eden bir sahne.
Dinler, halkın aklını donuna sokup, elinden ekmeğini, günlük kazancını almak üzerine kurulu devlet siyasetleridir. Ruhabnlar ile devlet erkine hizmet ederler. Halka bir faydaları yoktur. Ahlak asla din değildir. Dinden ayrı düşünülmelidir

Okuduğunuz Kuran ayetleri ile İslam öncesi Roma hukuk metinleri arasındaki benzerlikler sizi düşündürmüştür. Düşündürmelidir de. İslam, Roma’nın vilayeti olan Hicaz’da doğmuştur ve MS.627’de Herakles’in iran Sasani imparatorluğu yıkıp yerle bir etmesinden sonra, 628’de Şam’da Ebu Süfyan ile Herakles pazarlığından iki yıl sonra 630’da Mekke’nin Muhammet’e tesliminden sonra güçlenmiştir. Muhammet 632’de öldüğünde Arap yarımadası Muhammet idaresine geçmişti. 721 yıl savaştığı Sasanileri bir daha dirilmemek üzere bozguna uğratan Herakles’in desteği olmadan, Arap çöllerinde bir peygamberin devlet kurması olanaksızdır.

İslam, Sabi dini ağırlıklı inançlara sahip Arapların, gene Sabi Cinze kitabından alınan “S’İSLAM” adı üzerine kurulmuş, tamamen Roma hukukuna uygun, Arapları, Roma aleyhine isyan eden başta Yahudiler ve Yahudi Hristiyan Nasranilerin, İsa’ya şeytan diyen Süryanilerin, İran kökenli tebaların bir daha sorun olmamaları için baskı altına alınarak Roma hizmetinde bir siyasal sistemin adıdır.

Roma bunun nimetlerini Herakles zamanında görmüşse de birden imparatorluk sahibi olan cahil çöl Arapları, yüz yıl sonra Roma’ya karşı gelmişler, böylece İslam da Abbasilerle başlayan kabile iktidarı değişiklikleri, mezhep ve tarikatlara bölünerek parçalanmıştır. İslam’ın en son temsilcileri olan Hilafetin sahibi Osmanlılar, İran Safevi, Hindistan Babür Türk hanedanlarının 15. yüz yılda keşifler çağı ile güç kaybına uğramışlar, ortak çalışan Kutsal İttifak devletlerinin idaresine girmişler son olarak I.Dünya savaşı ile yeryüzünde güç olmaktan çıkmışlardır.

Bu gelişmede Haçlı Kutsal İttifak ülkeleri ile işbirliği yapan Yahudiler, Ortodoks Yahudi ve Hristiyanların ihanetleri önemlidir. Bu gizli (kripto) yaşayan kavimler çıkardıkları İslami mezhepler, tarikatlar ve cemaatler olarak kendi dinlerine uygun olarak İngilizlerin yaptığı Vehhabilik, Hint Kadıyaniliği, İran Bahailiği, Mısır Efganiliği ve onun Kürt uyarlaması Nurculuk adları altında bu ülkelerde devlet idaresini ellerine geçirmişlerdir.

Katolik olan Roma da 20. Yüzyıldan itibaren, yolundan ayrılarak bu Ortodoks Yahudi ve Hristiyan mezheplerine uygun olarak reformlar yapmıştır. Bu değişiklik en son olarak “Dinler arası Diyalog” ve “Ilımlı İslam” adları altında İslam’ın Hristiyanlaştırılması siyaseti olmuştur.

“Müslümanlar ve Türkler bizim dinlerimizi değiştirdiler, dinlerine devşirdiler” diye şikayet edip asırlar boyu isyanlar çıkaran kripto gayrimüslümlerin dinlerinin de aslında kendi ensest, sapıklıklar içinde boğulmuş dinleri değil, İran, Roma ve Osmanlı tarafından olumlu yönde düzenlenmiş, din esaslı hukuk metinleri olduğunu görmüş olduk.

Şimdi, bir Müslüman veya devşirme veya gayrimüslüm okuduklarını aklında yargılasın ve karar versin. Cumhuriyet mi yoksa Tevrat-İslam şeri hukuku mu daha adildir?

İnsan olarak vicdanı ile boğuşarak karar versin.

Tüm dünya milletleri dinlerindeki sapıklıkları yasalarla kaldırırken Müslüman sapıklıkta ısrar eden tek din grubu olarak lanetlenmektedir. Bunu da Ortodoks Yahudi ve Hristiyanların kurduğu sahte Müslüman tarikatları yürütmekte, Müslümanlar da onların ardından gitmektedir.

En erken Dokuz yaşında adet gördüğü için reşit sayılıp evlendirilen bir kız çocuğu mu 18 yaşına kadar çağdaş eğitim alıp kendi tercihini yapabilen bir kız çocuğu mu daha iyi anne olur?

Sütten kesilmiş (18 aylık ile 36 aylık arasındaki bebekler) çocukları ile ensest biseksüel cinsellik yaşayan ana-babadan oluşan toplum mu, ensestin ve pedofilinin yasaklandığı, çocukların lise, üniversite eğitimi aldıkları ve kendi iradeleriyle ensest olmayan evlilik yapabildikleri cumhuriyet çocukları yetiştiren aile modeli mi insanidir?

Babanın çocuklarından birini üstün tutup diğerlerini köle olarak kiraya verip, sattığı ve seçtiği oğluna diğer kardeşlerini köle yapan ensest, cinsi sapık, köleci aile toplumu mu, ana-babanın mallarından eşit şekilde mal paylaşımı yapabilen, kardeşlerin eşit haklara sahip olduğu özgür cumhuriyet toplumu mu daha adaletli ve insanidir?

Devletin, egemen bir soya ve onun benimsediği dini rejimi tüm tebaya dayatan ait ırkın elinde olduğu, egemen din-ırkın dışındakilerin iki, üç kat vergi ödedikleri, özgür de olsa, borcundan dolayı köle olup özgürlüğünü kaybedebilen köleci, sapkın bir toplum modeli mi, herkesi eşit kabul eden, eşit haklara sahip eden, eşit yargılama yapan, eşit vergi alan cumhuriyet demokrasi toplumu mu daha adaletli ve insanidir?

Bu kıyaslamaları insan olarak vicdanlarınızda yapınız ve demokratik Atatürk cumhuriyetinin sizlere getirdiği nimetleri takdir ediniz.

Diyanet İşleri Mehmet Görmez Yezidi Şatanist olarak İslamın da içine etmiştir.

Başka şansınız yoktur. Adalet herkesin ihtiyacıdır. Bu gün devleti sizin soyunuz, din kardeşleriniz ele geçirmiş olabilir, yarın siz geçmişte tarih olan nice egemen kavimlerin kaderini paylaştığınızda yine “eşitlikçi, demokratik, hukuk cumhuriyetinin adaletine muhtaç kalacağınızı her zaman hesaplarınızda en önde tutarak yargılayınız.

Çağdaş demokratik hukuk devleti bir nimettir ve bunun kıymetini isteseniz de istemeseniz de vicdanınız size kabul ettirecektir.

Yeter ki bu yazıyı baştan sona kadar hiçbir dini, ırki ön yargıya dayanmadan okuyup tarafsız vicdan ile yargılayın. Gerçeği adaleti isteyen vicdanınıza teslim olun ve sapkın dini, şeri ilkel rejimleri kafanızdan çıkartınız ve çağdaş, kendi hak ve özgürlüklerine olduğu kadar başkalarının ve tabiatta yaşayan hayvan ve bitkilerinde hakları olduğunu kabul etmiş, demokratların, sosyalistlerin, komünistlerin gerçek adaletli insanlar olduklarını, evrensel kardeşliğe baş koydukları bu değerleri göz ardı etmesin.

Adalet her dinin içinde az çok bulunsa da asla çağdaş hukukta var olduğu kadar yer almamaktadır.

İmam Gazali’nin bu sözünü bir yere yazın, “insanlar dinsiz yaşayabilirler ama adaletsiz asla” yaşayamazlar.

Demokratik Laik Atatürk cumhuriyeti, adaleti getirmiştir. Yoksa Osmanlı’nın yarısı kölelerden oluşuyordu ve şeri hukuk olsaydı bu gün çoğunuz, sütten kesilir kesilmez ırzına geçilen, genelevlerde satılan, aşağılanmış, hastalıklardan ızdıraplar çeken, hayvandan aşağı varlıklardınız. İnsan bile değildiniz.

Ya, ADALET+CUMHURİYET ya da “KÖLECİ, ENSEST, DİNİ-CİNSEL SAPIK TOPLUM?

Geçmişten gelen Atatürk, Türk, rejim düşmanlıklarını artık kaldırıp atın ve insan olarak, tarafsız vicdanlarınızla karar veriniz.

Takdir sizindir.

Cumhuriyet olmasaydı, şimdiki nüfusun 2/3’si köle olacaktı. Bu gün şeriat isteyen salakların çoğunluğu okuryazarlığı, devlet memuru, milletvekilliğini geçin “özgür insan olamayacaklardı. Çünkü elan devletimiz, kölelikten özgür bireyliğe cumhuriyetle terfi ettirilmiş, hain kölelerin soylarından gelenlerin idaresindedir. Atatürk ve cumhuriyete en çok sahip çıkması gerekenler Türk ve Müslüman asıllı olmayan tebalara mensup olanlardır. Ama bunlar yaratılıştan lanetli olduklarından kendilerine ekmek verenin gırtlağını kestikleri için geçmişte köle edilmişlerdi zaten. Lanet olsun tüm nankörlere.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

 

 

 

 

 

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.