SAVAŞ ÇANLARI ÇALARKEN KENDİMİZLE BOĞUŞUYORUZ


SAVAŞ ÇANLARI ÇALARKEN KENDİMİZLE BOĞUŞUYORUZ

New York İkiz Kuleler. G.W.Bush’un erkek kardeşinin güvenliğinden sorumlu olduğu binaları onun güvenlik şirketinin infilak ettirdiği iddialarından kimsenin şüphesi kalmadı

11 Eylül 2001 İkiz kule komplosunun ardından kopartılan sanal “İslam Düşmanlığı” ile G.W.Bush’un açtığı Haçlı seferi , 2001’de Afganistan’ın işgali, 2003 Irak işgali, sıra ile Arap yarımadası ve Afrika Müslüman ülkelerinin işgalinin ardından 2011’de Suriye’ye Lübnan üzerinden sokulan ABD terör örgütü ISIS’in faaliyetleri ile bölünen Suriye’ye rağmen halen bitmiş değildir.

Çünkü, son gelişmeler gösteriyor ki, ABD-AB ve İngiltere’nin en sadık monarşileri olan Arap yarımadası petrol üreten ülkeleri de dahil olmak üzere doğrudan, dolaylı olarak Rusya ile ticari ve siyasi ilişkilere geçmişlerdir.

Türkiye, NATO üyesi, 1938’den beri İngiltere, 1947’den beri Amerika Birleşik Devletleri, 1961 sonrası Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkelerinin kolonisi olmasına, Osmanlıyı yıkan ve Atatürk cumhuriyetine batı adına savaş açan, bu hizmetlerinin karşılığında Türkiye Cumhuriyetinin idares batı tarafından kendilerine verilmiş bulunan, Müslüman ve Müslüman Kürt kimliğinde gizlenen, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani, Kıpti, Nusayri, Yezidi işbirlikçilerin idaresinde olmasına rağmen Avrasya bloğu ülkeler ile bağları güçlendiren bir siyaset izlemeye başlamıştır.

Her ne kadar eski ABD başkanı Barrack Obama, “Türkiye’nin çıkarları buna uygun olduğu için Avrasya bloğu ile ilişkilerine biz izin verdik” dese de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD başkanları “Esat must go” dedikçe Suriye Rejimi ve diktatörü Esat’ı hedef alan sözler sarf etmeyi sürdürse de yeni ABD başkanı Donald Trump’un gelişinin ardından, Abd ve onun kuzey Atlantik örgütü olan Nato’dan kopuşlar başta Avrupa Birliği ülkelerinde başlamıştır.

Almanya Başbakanı Angela Merkel

Almanya, daha G.W.Bush zamanında çekimser kaldığı 22 Nato çetesiyle yapılan Ortadoğu işgalinden, başkan Obama döneminde Libya işgali sırasında Merkel’in “Biz iki dünya savaşı çıkardık, bundan kusur kalalım” demiş, Almanya bunu ünlü otomobil markası Wolkswagen otomobillere çevreye zarar verdiğinden, standartlara uygun yakıt yakmadığından büyük para cezaları ile karşılaşmıştır. Zaman içinde Çek cumhuriyeti ile başlayan askeri oluşumu, 1915’lerdeki ortakları Avusturya-Macaristan’a ve hatta Ukrayna’ya doğru uzatmaya başlamıştır.

İspanya, katıldığı dinlerarası diyalogdan daha başında ayrılmış ve Orta Doğu işgalinden uzak kalmış, bizdeki PKK gibi Amerikan beslemeli Katalon yapılanmasına karşı ciddi bir mücadele başlatmıştır. Bu gün Katalonya’nın bağımsızlığı konusu gündemden düşmüş, yut dışına kaçan önderi Puigdemont, dün Almanya’da tutuklanmıştır.

Türkiye, Irak ile yürüttüğü ortak hareket ile Irak Kürdistanı olan Barzani önderliğindeki bölücü hareketi kısırlığa uğratmıştır. Ki, çok daha önceleri, Kürt önderlerinden Celal Talabani, “Ben komünistim, emperyalizme karışıyım, emperyalizm kuklası Kürdistan istemiyorum” diyerek çekilmiş ve Irak cumhurbaşkanı olmuştu. Şu anda Irak’ta son PKK kalıntıları da Türkiye’nin tehdidi ve Irak’ın üzerine yürümesiyle sahneden çekilme yoluna geçmiştir.

Suriye’de, Furat Operasyonu, Afrin harekatı gibi adlarla yapılan girişimler, sınırını Hatay ilimize dayamış olan PYD/PKK kimlikli, İsrail kölesi, Amerika’nın kara ordusunun petrol boru hattını takip eden “Denize Açılan Kürdistan ve Büyük İsrail projesinin yolunu kesmiştir.

II. Dünya Savaşı Sonrası
Cuhrchil, Truman ve Stalin

Tüm bu başarısızlıkların ardında ise, 1947’de II.Dünya Savaşının tek galibi olan ve dünyayı fethetmesine rağmen, hiçbir ülkeye bayrak dikmediğini, bütün milletlere özgürlük verdiğini, söyleyen ve ardından her milletin dininin koruyucusu, din düşmanı komünist SSCB’ye karşı, inançlı milletlerin koruyucusu olduğunu ilan etmiş Amerika’nın aslında öyle olmadığı, gelmiş geçmiş tüm emperyalistlerin köküne kibrit suyu dökmüş, daha zalim ve sömürgeci, köleci, ırkçı, Siyonist, Mason, 19.yy.da yaptığı ABCFM faaliyetlerini aynen devam ettiren, her dini “Protestan Amerikan Hristiyanlığına çeviren, “Kökten Dincilik ve Gericilik ihracatçısı, özgürlük düşmanı” bir Amerika fotoğrafı, Irak ve öteki İslam ülkelerini işgali, Ebu Gureyb hapishanesi resimleri, döktüğü kanlara eklediği yağma, talan, yıkım ekonomisi, cinsiyet ve yaşa bakmaksızın taciz ve tecavüzlerin faili bir Amerika ve arkasında sözde medeniyeti ile övünen bir Avrupa haklı olarak tiksinilir hale gelmiştir.

21.yy. BOP projesi gereğinde 36 parçaya bölüneceği kaderi ABD’ce yazılmış Türkiye Cumhuriyeti halkı bölünmek istemediğini, 16 yıldır AB-D memuru AKP’nin tüm kışkırtıcı, karıştırıcı, düşmanlık üreten siyasi çabalarına rağmen iç karışıklıktan kaçmıştır.

1992’lerde hazırlanan Pentagon Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesinde göre haritaları değişecek olan ülkeler

Sayılan batılı NATO ve AB ortaklarımızın(!) bizi bölüp parçalama planlarını uygulaması için olağanüstü siyasi, ekonomik destekleriyle başımızda tuttuğu AKP hükumeti ve onu orada tutmakla görevlendirilmiş “sazcı-gazcı muhalefet”in tüm ortak faaliyetlerine rağmen halkımız bölünmeme üzerinde gönül birliği etmiştir.

“10” yıl boyunca AKP’nin yürüttüğü açılım sürecinin, şehir savaşları ve Suriye üzerinden bize savaş açan ordu haline getirdiği PKK terör örgütü ve onun dinci kripto(gizli) ortağı F.GÜLEN örgütleri ile AKP bağlarını kesip savaş başlattığında, ırkçı parti AKP’ye katılmış, ana muhalefet partisi de onları korumaya soyunmuştur.

Bu da halkı, alternatif seçeneğinden mahrum ederek AKP’ye mecbur etmiştir.

Şimdi, geçmişteki 14 yılın hataları sonucu Irak ve Suriye sınırlarımızda ortaya çıkan yeni terör örgütü devleti yapılanmasının sadece önünü kesmekten ibaret Fırat ve Afrin operasyonları ile AKP vatansever haline getirilmiştir. Sanki 2002’de sıfır terörle aldığı devlette, PKK’yı kendisi güçlendirip devlete savaş ilan edecek kadar güçlenmesine izin veren, 15 yıldır devletin tüm kurum ve kuruluşlarını yabancılara satıp, kapılarına kilit vurduran, insanlarımızı işsizliğe mahkum eden, kamu arazilerini ve gayrimenkullerini kendi aile bireyleri başta olmak üzere partili yandaş ve akrabalarının kurduğu vakıflar üzerinden onlara hibe eden, yağmacı, talancı, yalancı ve devletin kozmik odasını CIA’ya teslim edip vatana ihanet eden o değilmiş gibi geçmiş unutturulmuştur.

Amerika korumlaı Kürdistan adıyla gizlenen kantonlar. Arap kaşıması bu harita yüzündendir.

Rabi önünde boy abdesti alıp, namaz kıldıktan sonra inek kurbanı ve Sinegoga büyük bağışları sonucu vaftiz edilerek günahlarından kurtulmuş bir Yahudi’ye benzeyen AKP hükumetini iktidardan indirmek bu şartlarda iş bile değilken, ana muhalefet partisi CHP, onun terk ettiği PKK-GÜLEN yapılanmasına şirinlik yaparak yaklaşınca, halk altenatifsiz bırakılmıştır.

İçte bunlar olurken,  Avrasya bloğu maceralarımıza karşı tedbir alan ABD, gözümüze görünen Rıza Sarraf davası ve sayısız batak kara para aklama, şirket, off shore olayları ile AKP hükumetini eli altında tutmaya çalışmaktadır. Kısaca AKP hükumeti ne ABD ile ne de AB ile bağlarını koparmamıştır. Buna rağmen Rusya ve Avrasya bloğu ile ilişkilere devam etmektedir.

Geçtiğimiz seçim dönemlerinde hem bizde hem de batılı ülkelerde çok etkili olduğu görülen, belki de AKP hükumetinin dünyaya öğrettiği “kayıkçı kavgası” dediğimiz “bütün dünyaya posta koyma” olarak görülen ağız dalaşları sayesinde hem AKP hem de Holanda, Almanya ve diğer ülkelerdeki hükumetler koltuklarını koruduklarını göstermişlerdir.

Şimdi bu kayıkçı kavgası, usul usul ciddiyet kazanmaktadır. Suriye’de karşılıklı uçak düşürmeler, küçük askeri birliklere atılan bombalar, uluslararası yolculuk eden yolcu veya iş adamlarına ait uçakların düşürülmeleri derken, İngiltere’de casus krizi ve diplomat kovmaya kadar uzanmıştır.

1746’da Vehhabilerin başlattığı Hilafeti OsmanlI’dan alıp Yahudilere verme amaçlı yıkıcı faaliyetleri, Haçlı destekleriyle 170 yılda başarıya ulaştı ve ülkemize de Nurculuk diye bir yavrusunu bıraktı.

Rusya ile bağlarımız ve AB-D ülkeleri ile kayıkçı kavgalarının bıraktığı sevimsiz izlenimler, İslamofobi ile birleştirilerek bize karşı ciddi ekonomik yaptırımlara dönüşmeye başlamıştır.

Ülkemizde birden ABD Doları, Euromoney olmak üzere tüm yabancı paralar değer kazanmaya başlamış, ülkemizden büyük sermaye sahiplerinin kaçışları artarak sürme aşamasına geçmiştir.

Elli yıl önce bir halk deyişi olan, “Şakayla karışık Sadri Alışık” deyimi gerçek olmuş, şakayla karışık, ekonomimize, devletin bütünlüğüne, 70 yıllık batılı ortaklarımızca merhametsiz darbeler indirilmiştir.

Hani ortaktık ya?

Ya düşman olsaydık ne olacaktı?

Yoksa hiç dost olmadık mı?

Demek ki olmamışız ki bunlara tanık olmaktayız.

Şimdi kafa karıştıran, 2011’e kadar ABD ve AB’nin emir eri olan, tüm komşularımızı ve komşumuz olmayan Müslüman dünyanın Haçlılara tesliminde ortaklık etmiş, hükumet ettiği Türkiye Cumhuriyeti devletini “36” parçaya ayıracağını söylemiş, sıfırı tüketmiş terör örgütünü rakip donanımlı bir ordu haline getirmiş AKP, batının bizi hedef almasıyla gerçekten vatanın ve milletin birliğinin savunucusu mudur?

Yani, vatansever siyaset mi izlemektedir?

Dediği gibi kandırılmış mıdır?

CHP ve MHP sayesinde Alternatifsiz midir?

RABİA ile anlatmaya çalıştığı tüm dini, etnik farklıkları ile demokrat ve komünistlerin, dinsizlerin, ateistlerin, agnostiklerin koruyucusu, bastıkları toprağa sadakat ve hizmette birleştiricisi midir?

Yoksa 2019’da yapılacak olan, yerel ve genel seçimleri alması için Fırat, Afrin operasyonlarıyla önü açılmış, seçimi kazanınca, gerçek yüzü ortaya çıkacak, gene her şey 1992’lerde yazılmış Pentagon raporlarına göre mi gerçekleşecektir?

Buna karar vermek zor değildir, R.T. Erdoğan’ın yaptığı bütün konuşmalarında RABİA adını verdiği “Tek bayrak, tek devlet, Tek Din, Tek Millet” dediği 2011 öncesi ABD emperyalizminin yayılmacı sloganıdır.

Bu ülke, ne Pers, ne Grek, ne Sasani, ne Roma, ne Bizans, ne Osmanlı dönemlerinde TEK DİN, TEK MİLLET olamamıştır. Asla da olması olanağı yoktur.

Bunu yapmak isteyen bir cumhurbaşkanı olan kişi bu Yemame’li Mecusi Yahudilerin kadın peygamberi olan Hz. Rabia (dördüncü demektir) adına ABD’nin Yeni Dünya Düzeninin Dört temel ilkesini, sıralayıp ardından “ Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez, Rum, Arap…” diye saymamalıdır. İstiklal marşının bestesi güftesi ile oynamamalıdır, Atatürk düşmanlığı yapmamalıdır, büyük emeklerle yapılmış köy ve mezra okullarını kapatıp, taşımalı eğitim düzeniyle, ilköğretim çocuklarını cinsi ve dini sapık tarikat ve cemaat yurtlarına mahkum etmemelidir, eğitimde kaliteyi sıfırlayıp, tümüyle aptal tekke, sıbyan mektebi eğitim düzenine dönmemelidir…

Demek ki mevcut cumhur reisi ve şahsi malı AKP’nin bu ülke insanını birleştirmek, kardeşçe yaşatmak, eşit adaletten yararlandırmak, çağdaş demokratik hukuk devleti ve sosyal devlet olmak gibi “halkı önde tutan” hedeflerden uzaktır.

Birlikten bahsederek bölmektedir.

Milletin derken, 1915-23 işbirlikçi travma mağdurlarını kast etmektedir.

Ülkemize doldurduğu tüm Suriye göçmenleri, Suriye’nin Fransa kolonisi olduğu dönemde, Hatay sorunu yüzünden 560 km’lik Suriye sınır bölgemize yerleştirdiği, 1915 sürgünü Ermeni, Süryani, Nasturi, Yezidi isyancıların torunlarından başkaları değildir. Ki bunlar Atatürk döneminde 15 yıl boyunca çıkartılan ve Kürt İsyanları adıyla örtülen Yahudi-Hristiyan isyanlarının tümüne katılmışlar, Atatürk’e yapılan 41 suikastın içinde bir şekilde olmuşlardır.

İşte cumhurbaşkanının milleti bunlardır;

Üniversitelere, devlet memuriyetlerine sınavsız, hastanelere, telefonlara parasız, marketlerde %50 indirimli kredi kartları ile beleş bir hayat sunulmaktadır. Çakma bir göç tiyatrosu ile ülkemize doldurulmuşlardır. 2019 seçimleri sonrası iç isyanda kullanılmaya çok elverişli olmakla birlikte, ülkelerine dönme gibi niyetleri de yoktur. İlk gelenler alenen basına demişlerdi zaten;

-“Biz gitmek için gelmedik, yurdumuza geri döndük”

Eskisi gibi ihanet edeceklerse lanet olsun, bizimle birlikte sahip çıkacaklarsa ne ala…

Bir de bizsiz sahip çıkmaya kalkarlarsa bak o zaman cümbüşe.

En büyük şüphem de burada zaten.

At izi, it izine, Müslüman Hristiyan-Yahudi’ye karışmıştır.

AKP ve sahibi şüpheleri ortadan kaldıramamaktadır.

ABD ve NATO ülkelerinde de Rusya, Çin, İran ile birlikte “yalnızlaştırma operasyonlarına” maruz bırakılırken bunların hiç konuşulmaması gerekirdi. Ama reisicumhur yapınca bize ne kalıyor ki?

Üzülmek, evet üzülüyoruz.

Çok umurunda sanki?

Niye olsun ki?

AKP ve partisinin sembolü Ampul, masonik Yahudi sembolü.

Sloganı, Nasturi, Mecusi Yemame Yahudilerinin kadın peygamberi Rabia,

Bu Yahudilerin Hz. Muhammet’e gönderdikleri iki suikastçinin adları Emir ve Rabia.

Kur’an R’ad (Yıldırım) Suresi 13. Ayet tefsirinde bu iki suikastçıdan Rabia’yı Allah yıldırımıyla çarparak öldürür.

Peygamberin dini İslam’ı terk edip İngiliz imali Vehhabilik dinini kuran da bu Yahudilerden olan Necran’lı (Şimdiki Riyad şehri bölgesi) Mehmet Abdülvehhap.

Peygamberin mezarını ve Kabe’yi topa tutan, Müslümanları yağmalayan, Osmanlı halifelerinin açtığı cihatlara Haçlı seferlerine katılarak cevap veren Yemame Beni Temim kabilesinden olan Suud Kraliyet ailesi de Rabia’cı.

AKP de 2001’de başlatılan Haçlı seferinde, İslam dünyasına tuzak kurup tüm Müslüman ülkeleri işgal ettirmiş bir Rabiacı.

Çanakkale zaferini kazandıktan sonra tayin olduğu Suriye Yıldırım orduları komutanı iken çektirdiği resmine;

Atatürk Yıldırım Orduları Komutanıyken çektirdiği resme, Çanakkale notunu düşüyor;
“Öyle bir gaza eyledik ki hoşnut eyledik peygamberi”

“Öyle bir gaza eyledik ki hoşnut eyledik peygamberi” diye yazan, Doğu Anadolu’yu önce Ruslara sonra İngilizlere teslim eden sözde Müslüman Nurcu Saidi Kürdi, Palu’lu Şeyh Sait, Dersim’li Seyit Rıza ve bir çok Nasturi, Süryani, Keldani, Yezidi aşiretlerine rağmen ülkemize kazandıran Mustafa kemal Atatürk’e yapılan kasıtlı saldırıların arkasında da bunun kökleri vardır. Cumhurbaşkanı Siirt’li eşinin memleketinden Siirt Milletvekili olarak ilk kez TBMM’ye girmiştir. Kanal 7 sunucusu ve baş danışmanlığını yapan Akif Beki, 2001’de yazdığı Recep Tayyip Erdoğan’In Harfleri kitabında Erdoğan’ın dedelerinin Siirtli imamlara dayandığını yazmıştır.

Kürt Vehhabiliği olarak da bilinen Nurculuk hareketini temel felsefesi olarak benimsemiş AKP, çıkardığı ilk cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Suudi Arabistan’da bankacılık hizmetlerinde, İslam Kalkınma Bankasında çalışmış, cumhurbaşkanlığı döneminde bile ilk Suud kralının adıyla verilen Abdülaziz El Suud nişanı, Katar’dan Bağımsızlık Kolyesi ödüller almıştır.

İslam’a peygamberine, 1400 yıl önce suikast kuran Rabia’cılar, önce peygamberin ülkesini ele geçirmiş, Msülüman olmayanın turist olarak gezmesi bile, peygamberin verdiği  “Mescidül Haremeyn Şerefeyn” sıfatı yüzünden yasak iken, Amerika’lı Paris Hilton’un 300 yüksekliğindeki gökdelen otelleri, 13m metre yüksekliğindeki Allah’In Ulu Evi ile dalga geçer hale getirilmiştir.

Rabiacılar, R’ad suresinde suikastçılarının yıldırımla öldürülmeleri işlenerek lanetlenmiş din ve peygamber düşmanlarıyken, din ve peygamber düşmanı Vehhabilerin memurları “RABİA sembollü AKP son İslam ülkesi Türkiye’nin başına getirilmiş, Müslüman çocuklarının adları Emir, Rabia ile dolmuştur.

Bu millet nasıl Müslümandır ki, peygamberine ve dinine tuzak kuran ve sembolü RABİA olan, Müslüman maskeli olan ve 16 yıldır İslam dünyasına haçlılarla tuzak kuran, milyonlarca Müslümanın ölümüne, çocukların yetim, öksüz, kadınların dul, evsiz, yurtsuz kalmasına neden olan, devletlerinin yıkılıp yağmalanmasına tezgahçılık yapan bir Rum-Yahudi-Ermeni partisini başında hükumet olarak tutar?

Bunların arkasında nasıl yer alır?

Alırsa sonucuna katlanır.

2011’den beri dünyanın tekrar kutuplaştığı, Çin, Rusya, İran bloğuna karşı AB-D bloğunun NATO silahlarıyla birlikte karşılıklı meydan okumaları, diplomat kovmaları, ekonomik savaşlar ilan etmeleri, Türkiye’nin de yerinin bütün oynaklığına rağmen, özellikle batılı devletlerce hedef haline getirildiği dönemde olmaması gerekenler olmakta, özellikle siyasi iktidar ve onun 16 yılda tayin ettiği bürokratik yapı, tek elde toplanmış yandaş basını, tarikat ve cemaatleri ile her gün ortalığı germekte, halkı birleştirmek yerine bölmektedirler.

Binali Yıldırım, “sıfır etkin karakter” adayı olarak çıktı ama işi yürütür hale geldi.

Son, Kur’an güncellemesi açıklaması ardından geri çekilmesine bakılırsa, Cumhurbaşkanı tarikatlardan, tarikatlar ondan, halk da bunların devleti bir uçurumdan aşağıya atmasından korkmaktadır.

Kimse beğenmese de başbakan Binali Yıldırım sayesinde birçok iflas noktasından çevrilen ülkemiz, cumhurbaşkanının, dini, etnik ayrılıkçı yapılanmaları hoş tutacak açıklamalar yerine, başbakanı gibi toparlayıcı söz ve icraatlar yapması bu zamanda çok önemlidir.

Niyetleri devleti yaşatmaksa elbette…

Takdir kendilerinindir.

Alaeddin YAVUZ.

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Güncel Siyaset, Hukuk ve devlet içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.