EYÜP ENSARİ EYÜP MASALI


EYÜP ENSARİ İSTANBUL’A GELDİ Mİ?

Araplar “7” kez İstanbul önlerine gelmiş, altısında İstanbul’a bile yaklaşamadan tabana kuvvet geri kaçmıştır.

Eyüp Türbesi Eyüp İstanbul. Bu Arap yerine, İstanbul’un bütün kuşatmalarında ölen Türk askerlerinin her biri için böyle türbe yapılmalıydı.

674’te Emevilerin İstanbul kuşatmasında öldüğü iddia edilen sahabe Eyüp Ensari(Dine yardımcı) bu kuşatmada ölmüş denilir. Sözde, başarısız olan Fatih, hocası Akşemseddin’in yattığı istişarede rüyasında peygamberi değil bu Emevi’yi görmüş, asker moral bulmuş ta İstanbul’u Fethi gerçekleşmiş. On binlerce Türk askeri hikayeden ölmüş, Fethi bu yağmacı Arap yapmış gibi uydurma, Arapçı tarih bize, başımızdaki İslamcılık yapan Rum, Yahudi Araplarca kakalanır durur.

İslam kaynaklarına göre İ.Halid bin Zeyd bin Kulayb ve sonradan aldığı adı ile Eyüp Eba ül Eyüp Ensari, peygamber Muhammet’in 622’de Medine (Yesrib) hicretinde, şehre geldiğinde devesinin evinin önünde durduğu ve Mescidi Nebevi tamamlanıncaya kadar “7” yedi yıl evinde kaldığı Beni Neccar olarak da bilinen Hazreç kabilesinin reisidir. Peygamberin kaldığı Mescidi Nebevi’nin(Peygamber Mescidi) yerini Sahal ve Süheyl adlı iki yetimden ücretiyle satın alıp, burayı peygamberin adına vakıf ilan etmiştir. Din savaşlarında peygamberin sancağının taşıyıcısıdır. 640’den sonra Mısır’ın fethiyle Mısır’a göç etmiş, Emevilerin başkent yaptığı Fustat şehrine yerleşmiştir. Evi, Emevi komutanlarından Emir bin El’aas’ın adına yapılan cami yanındadır.

Eyüp Ensari’den 165 yıl sonra doğan İran’ı hadis derleyicisi Muhammed ibn Cerir el Taberi’nin(D-839–Ö-923 ) kesinliği kaybolmuş, rivayetlere dayalı tuttuğu kayıtlarına göre, Peygamberin “Konstantiniye fetholunacaktır, onu fetheden komutan cennetliktir” hadisine uygun olarak Hicri. 49 (9/2/669 – 28/1/670) yılları arasında Muaviyenin oğlu Yezid’in başlattığı İstanbul’un fethini amaçlayan savaşlara yaşlı olmasına rağmen kendisini yazdırarak katılmıştır.

674-678 yılları arasında süren ilk, İslami kaynaklara göre ikinci İstanbul kuşatmasına katılmak istediğini bildirdiğinde, önerisini soran birisine “Düşman topraklarının içine dala bildiğiniz kadar dalın beni de oraya taşıyın surların dibine gömün” diye vasiyet ettiği rivayet edilir. Kuşatma kışları Balıkesir Erdek’te bulunan antik şehir Kzikos’a çekilerek, yazları eski Kadıköy Kalcedon’a(Fikirtepe) yerleşerek buradan saldırılar düzenleyerek 678’e kadar kuşatmayı sürdürmüşlerdir. Haliç körfezine gerilen zincir asla geçilememiş, Arapların bilmediği bir silah olan surlardan mancınıkla atılan Rum ateşi ile Arap donanması yanmış sonunda Araplar Selanik’e sürülmüş oradan da Girit adasına ve Mısır’a geri sürülmüşlerdir. Eyüp Ensari bu kuşatmada parazit temelli bağırsak hastalığı olan dizanteriden ölmüştür.

Haliç zincirini geçip körfeze giremeyen Arapların şimdiki Eyüp Semtine kadar karadan geldikleri de yalandır. Bu yüzden Eyüp Ensarinin oraya gömülmesi de masaldır.

Eyüp el Ensari Wikipediya sayfa resmi

Peygamber Muhammet 632 yılında 62-63 yaşında öldüğü yazılır. Bilinen tarihe göre de 571 doğumludur. 632’de öldüğünde “61” yaşındadır. Araplar o tarihlerde takvim kullanmazlardı. İbni İshak, Siretül Resulüllah kitabında Arapların peygamberden 20 yıl sonra takvimi öğrendiklerini yazar.

Eyüp el Ensari, 622’de 51 yaşında olan peygamberi ağırlayan, olgun en az peygamberle yaşıt olması gereken namlı bir kabilenin reisi ve Medine’nin seçkinlerindendi. Kabilesinin inandığı Mecusilik veya Nasturi Hristiyanlığındaki yanlışları tespit edip, İslam’a meyil edebilecek kadar araştıran, sorgulayan bir olgunluktaydı. Bunları 20-30 yaşlarında birisinin yapmasını beklemek akıl işi değildir. Bu durumda Hz. Muhammet ile yaşıt veya daha yaşlı olmasını düşünmek gerekir.

İnsan özgürlüğüne değer vermeyen Araplar, baskınla ele geçirdikleri masum insanları köle pazarında satıyorlar. Cihat ve savaş ta bunun içindi.

Çünkü, Araplar taş devrinde değildiler ve Arabistan Mecusi (İran Hristiyanlığı), Nasturi, Süryani Hristiyanlığı ve Yahudi dinlerindeydi. Ülke Roma vilayeti olduğundan da eş cinselliği yasaklayan, köle azadını teşvik eden 542’de çıkartılmış Jüstinyen’in yaptığı Roma yasaları da geçerliydi.

Yeni Peygamberi (Mecusiliğe göre tesellici Baraklitus-Faraklit) bekleyecek İncil ayetlerinden haberdardı. Peygamberin kendi kabilesi Ezd de Mecusiydi. Mecusilere göre bu kişi, Mecusiliği kuran Mani’ydi ve çoktan gelmişti ve ölüp gitmişti. Ama İran şahı Behram onu lanetleyip öldürttüğü için de Arapların beklentiye sokulması da muhtemeldi. Ki, Muhammet adı da Baraklitus’u temsilen verilmiştir. Muhammet adında birisi Muhammet çağında hiç kimsede yoktur. Muhammet’in o zamanki adının gerçekten Muhammet olup olmadığı bile şüpheliyken bu kadar karışık konuları ayırt edip, Mekke’den kendi kabilesince kovulan Muhammet’i “PEYGAMBER” kabul edebilecek bilgi birikimi için de Yahudi hahamı veya Hristiyan rahibi falan olması gerekirdi. Sıradan bir kabile reisi bu kadar bilgiye sahip olamazdı. Hele 40-50 yaşlarda olan biri için mümkün değildir.

Biz, yaşıt olduklarını kabul edelim, 632’ye kadar “10” yıl peygamberin bütün seferlerine katıldı. Bu seferler peygamberden sonra da devam etti. Peygamberden yaşça büyük olmasını geçelim, yaşıt olduğunu varsaysak bile, peygamberin 632’de ölümünden 42 yıl sonra 674’de onun öldüğü tarihte 103 yaşında olması gerekir.

Bazı İslami kaynaklar bu savaşta 80-86 yaşında olduğunu öne sürüyorlar. Öyle bile olsa yaşadığı Mısır’ın bu günkü başkenti Kahire ile otomobille yapılan yolculukta 3818 km yol, iki gün 4 saat yani 52 saat zaman harcaması gerekiyor.

Bu gün uçakla 1238 km ve 129 dakikalık yol.

Mısır Kahire İstanbul arası mesafeler kara ve hava yolu

Deve veya at sırtında veya kadınların taşındığı Hevdeçe de binse bu yaşlı adamın hava , iklim değişikliğinden rahatsızlıkları, tuvalet ihtiyaçları için koca ordunun beklemesi olanaksızdır. Ayrıca da bu yolculuk dört aydan aşağı sürmez.

Diğer yandan savaşmadan öldüğü için de şehit değildir. Şehit din uğruna savaşırken ölene denilir. Millet savaşırken hasta yaşlı yatağında bekleyip, fırsatı çıkınca sur dibine kendini gömdürmekle şehit mi olunur?

Komutan değilsin, savaşçı er bile değilsin, deve ile taşınan ölümü bekleyen 103 yaşında bir yüksün.

Arapların kadınlarını, yaşlılarını taşıdıkları hevdeç yüklü deve

103 yaşında bir Arap, Mısır’dan bu günkü otoyol hesabından 3818 kilometre deve, at sırtında veya hevdeçte en az dört-altı ay yolculuk sonrası İstanbul’a gelip savaşacak ve şehit olacak. Yolda çöl ikliminden gece gündüzün eşit olmadığı, sıcaklıkların çok değiştiği koşulların yaşandığı Anadolu’ya geçtiğinde iklim değişikliğinden hastalanıp ölür zaten. Bunların coğrafyasında sonbahar, ilkbahar mevsimleri yoktur. Kar bilmezler, gece yağmur da olsa 22 C’den aşağı sıcaklık kolay düşmez. Bu gün İstanbul’dan Trabzon, Diyarbakır gibi yerlere seyahat edenler üç gün hasta yatıyor, 103 veya iddia edildiği gibi 85 yaşında olsun bu dört-altı aylık yolculuğa kimse dayanamaz.
Böyle iddia edene “hadiyin oradan” demezler mi adama?

Bu size okullardan matematiğin neden kaldırıldığını açıklayabilir belki.
Din cehaletten beslenir, yalan ve palavradır, masaldır, gazdır, hava cıvadır.

Kelin merhemi olsa başına sürermiş. Bu şerefsiz yağmacı Arapın veya kavminin bir üstünlüğü, doğa üstü bir gücü olsaydı, İstanbul’u kendileri fethederdi.

Köle pazarlayan pezevenk Araplar

İstanbul’un fethini gerçekleştiren savaşta ölen her bir TÜRK ASKERİ milyonla Eyüp Ensari’den kutsaldır.

Bu köleci, yağmacı, Türk katliamcısı Araba dua edeceğinize kendi evlatlarımıza dua edin. Çünkü Allah varsa, fetih iznini bu sapık Araplara değil Türk askerine vermiştir.

İşte bu yüzden Atatürk;
BİR TÜRK DÜNYAYA Bedeldir demiştir.
Biseksüel, köleci, başarısız, lanetli olup, yalanlarla, masallarla kendilerini kutsallaştırmış Araplara değil, özünde kutsal olan, Araplara ve başka milletlere vermediği asaleti, onuru, zaferleri verdiği kendi atalarınıza dua ediniz.

İstanbul’un fethini Araplara yamamaya çalışan ve İstanbul’a gelmesi mümkün olmayan insanlara efsane yazmış bu uydurma Arap masallarıyla beyninizi meşgul etmeyiniz.

Osmanlı bunu niye yaptı derseniz, mutlaka Yavuz, I.Selim ile başlayan Hilafet özlemi ve Arapları yönetme sevdası içindir. Bu efsane muhtemelen bu yüzden yakıştırılmıştır.

Mimarı da Yavuz’un hocası, Türk soykırımı fetvaları veren İdris-i Bitlisi niye olmasın?

Takdir sizindir.

Wikipediya Kaynakları;

Or 52 A.H, see Ibn Sa’d and Tabari, cited in Prof. Philip K Hitti, A History of the Arabs, London, 1951 revised edition, p.202

“A Part of the Eyoub (i.e., Uyüp) Cemetery, I, Constantinople, Turkey”. World Digital Library. 1890–1900. Retrieved 2013-10-18.

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Tarih içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.