MESELA DEDİK


TAYYİP BEY NEYE OYNUYOR?
TAYYİP, AB, ABD, BM İLE SÜREKLİ ZITLAŞIYOR. DEVLETİN TÜM İTİBARINI SIFIRLADI.
İÇERİDE HİLELİ OYLARLA AYAKTA DURABİLİYOR.
REFERANDUM SONUÇLARININ HİLELİ OLDUĞU KANITLANDI. YSK, OYLAR SAYILIRKEN İLKE DEĞİŞTİRDİ, GEÇERSİZ SAYILAN MÜHÜRSÜZ OYLARI GEÇERLİ SAYDI.
ÜLKEDE GERÇEK YABANCI SAYISI BİLİNMEZKEN, BİLİNEN 5. MİLYON SURİYELİ’DEN KAÇINA OY KULLANDIRILDIĞI BELLİ DEĞİL. GEÇEN HAFTA GELEN AFGANLILARIN, YILLARDIR HER İLE DAĞITILMIŞ IŞİD’LİLERİN DURUMLARI İSE BELİRSİZ.
BUNLARA OY KULLANDIRILMAYACAĞI GARANTİSİ YOK.
HALKA POLİS, SADAT, AKP ÇETELERİ VE TROLLARI İLE KORKU VERİYOR, ÖLÜM DAHİL HER ŞEYLE TEHDİT EDİYOR.
HALKI 36 ETNİK GRUBA BÖLELİ 14 YIL OLUYOR.
DEVLETİN KIRMIZI ÇİZGİLERİ YEŞİL HAT OLDU.
IRAKTA BİR KÜRDİSTAN, SURİYE SINIRINDA BİR SÜRYANİSTAN, SURİYE DE HATAYA KADAR KÜRDİSTAN KURDURDU.
OSMANLININ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN AMANSIZ DÜŞMANI BARZAN AİLESİ VE ONUN MÜTTEFİKLERİ OLAN NASTURİ, YEZİDİ KÜRTLERİN TANINMAMIŞ DEVLET BAYRAKLARINI İSTANBUL, ANKARA BEŞTEPE SARAYINA ÇEKTİRDİ, BARZANİYE DEVLET BAŞKANI PROTOKOLÜ UYGULADI.
SIFIR SORUN DEDİ SIFIR KOMŞU KALDI.
SURİYE’DEN 5 MİLYON GÖÇMENİ AB DÜMENİYLE DEVLETİN İÇİNE DOLDURUP VATANDAŞ YAPTI, REFERANDUMDA OY KULLANDIRDI. VERGİDEN MUAF TUTTU. DİPLOMA SORMADAN TIP, SİYASAL GİBİ FAKÜLTELERE SINAVSIZ SURİYELİ DOLDURDU. KENDİ ÇOCUKLARIMIZ SINAVA GEÇ KALDIKLARI İÇİN ALINMADILAR İNTİHAR EDENLER OLDU.
BUNLAR YETMEDİ AFGANİSTAN DAN DA ÜÇ MİLYON GENÇ ERKEK EL KAİDE MİLİTANI DOLDURULDU.
 
REFERANDUMDA ALENEN SEÇİM YASASININ IRZINA GEÇİLDİ. SEÇİM SONUÇLARI AÇIKLANMADAN BALKON KONUŞMASI YAPTI.
ERTESİ GÜN YENİ REJİME GEÇTİĞİMİZİ DUYURDU.
AGİT, ABD REFERANDUM SONUÇLARININ HUKUKİ OLMADIKLARI KONUSUNDA HEMFİKİRLER.
PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?
 
İLK ÖNCE HAYIR OYLARI VEREN KESİM İSTER DİRENİŞE GEÇSİN İSTER GEÇMESİN, RTE VE SİLAHLI AFGAN, IŞİD İLE SURİYE’DEKİ 60 KADAR TERÖR ÖRGÜTÜ ÜLKEYE DOLDURULARAK, 1805-1812 DE VEHHABİLERİN ARABİSTAN’DA KENDİLERİNDEN OLMAYAN MÜSLÜMANLARA UYGULADIKLARI SOYKIRIMA BAŞLAYACAK.
ORDU BÖLÜNECEK, MUHALİF KESİM SADAT VE DOLDURULAN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE TASFİYE EDİLECEK.
POLİS BAŞTA MUHALİFLERİN KATLEDİLMELERİNDE GÖREV ALACAK.
AVRUPA BİRLİĞİ VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DEMOKRASİ GETİRMEK İÇİN MÜDAHALE EDECEKLER, OLAYA HAKİM OLACAKLAR.
SONUNDA BİZE ” DEMOKRASİ GETİRDİK” DİYE IRAK MİSALİ BİR ÜLKEYİ TAYİN ETTİKLERİ VALİYE BIRAKIP 100 YILLIK KÖLELİK ANLAŞMASI İLE ÇIKARLARINI GÜVENCEYE ALACAKLAR.
BU MİLLETE BU BENCE AZ BİLE.
DAHA FAZLASI OLURSA SAKIN “NE İŞLEDİK DE BU OLDU” DİYE SORAN OLMASIN.
BU REFERANDUMDA EVET OYLARINDA PAYI OLAN BÜTÜN SERMAYE, BÜROKRAT, BASIN, YAYIN, EĞİTİM KESİMLERİNDEN MAKARNACI, POŞETÇİ TAYYİP, PONTUS, KÜRDİSTAN, ERMENİSTAN MANYAKLARININ YAŞADIĞI BU ÜLKEYE BUNLAR AZ BİLE.
KIZMAYIN CANIM.
MESELA DEDİK.
Güncel Siyaset içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi

FACEBOOK REFERANDUM PAYLAŞIMLARI


17 Nisan 2017 günü facebook paylaşımlarımdan;

İSTANBULU BİLMEYEN KÖPRÜ TÜNEL MANYAKLARINA..
1984’DEN BERİ İSTANBULDAYIM. AKPNİN YAPTIĞI RAYLI METROYA BİNMEDİM, ÜÇÜNCÜ KÖPRÜYÜ, BOĞAZ TÜNELİNİ GÖRMEDİM. BOĞAZ TÜNELİ GEÇİŞ 15TL,DÖNÜŞTE DE TEKRAR AYNI ÜCRET. BU YÜZDEN DEMİRELİN KÖPRÜSÜ DAHA EKONOMİK. ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ YOLU 140 KİLOMETRE UZATIYOR, VAKTİ OLAN, BURAKIN TANKERLERİNDEN BEDAVA DEPO FULLEYENLERE 3.KÖPRÜ UYGUN OLABİLİR. O TARAFTA YERLEŞİM DE YOK ZATEN. MERAKLI SALAKLAR BUYURSUN GEÇSİN.
OSMAN GAZİ KÖPRÜSÜNE YÜKSEK ÜCRETİ YÜZÜNDEN SULANAMADIM BİLE. KÖPRÜDEN GEÇİŞ 96 TL DİYORLAR. KARADAN DOLANAN MAZOTLU OTOMOBİL 25TL YAKIYOR.
AYRICA, YOL, TÜNEL, KÖPRÜ GİBİ AMME HİZMETLERİ HALKA ÜCRETSİZ OLUR. BİZDE DELİ DUMRUL KÖPRÜSÜ. GEÇENDEN GİDİŞ DÖNÜŞ, GEÇMEYENDEN İKİSİ ARTI KDV, ÖTV’Sİ ALINIYOR.
EFENDİM, AVRUPA’DA DA OTOYOL, BAZI KÖPRÜ, TÜNELLER ÜCRETLİYMİŞ.
AVRUPA KALİTESİNDE KAÇ OTOYOLUMUZ VAR? 350-400KM SÜRAT YAPILACAK KAÇ OTOYOL VAR. BÜTÜN YOLLAR ÇÖKMÜŞ, YAMALI BOHÇA GİBİ. AYRICA AVRUPALININ İŞSİZLİK MAAŞI BİZİM ASGARİ ÜCRETİ KATLIYOR, ÇALIŞAN MEMUR İŞÇİMİZDEN FAZLADIR. AVRUPA PETROL ÜRÜNÜ YAKITLARI BİZİM YARI FİYATIMIZA KULLANIYOR.
YAPILMASI GEREKEN ŞUDUR:
OSMANGAZİ KÖPRÜSÜ 25TL,
BOĞAZ KÖPRÜLERİ VE TÜNELİ 3TL. HEPSİ OGS VE HGS
BAK NASIL PARA KAZANIYORSUNUZ…
BOĞAZ IN HEM ALTINDAN HEM ÜSTÜNDEN GEÇİP HİZMETE NANKÖRLÜK EDİYORSUNUZ DİYEN, KENDİSİ ANADOLUNUN KÖYÜNDEN ÇIKMAMIŞ, YA DA BİLEREK SÖYLEYEN PARTİCİ SALAKLARA DUYURUMDUR.

 

 

HERKESE İYİ GÜNLER.
AKPYSK ile onları destekleyenler hileci tanrının çocukları olduklarını kanıtladılar. Milletin iradesine hileyle ipotek koydular. Demokrasi, özgürlük mücadelesi elbet sürecek. Kültürel mücadele yerini kültürel ve eylem mücadelesine bırakacaktır.
Ancak, gençlerin kırdırıldığı bir iç savaşa karşıyım doğrudan sorumlulardan hesap sorulmalıdır. Öncelik bu olmalıdır. Gençlerimiz, mikletimizin tomurcuk çiçekleridir, geleceğidir. Tomurcukları yolunan çiçe kurur, gençlerini kaybeden millet ölür.
Her türlü saltanat oluşumuna büyük mitingler ile tepki verilmeli, mitingçiler de silahlı militanlarca dışarıdan korunmalıdır. Atatürk’ğn Bursa nutku yürürlüğe sokulmalıdır. Ya da Akp çetesi parlamenter rejimi sürdürmelidir. Halkın yarısından fazlasının karşı olduğu rejim hevesi terk edilmelidir. Israr ederse olayların sorumlusu olacaklardır. Halka direniş hakkı doğmuştur.
Takdir sizindir.

 

CHPNİN ANAYASAL GÖREVİ.
%2,5-3,5 mühürsüz oyun pompalandığı itirafları var. Ysk itiraf etmiştir. Chp hemen anayasa mahkemesine başvuru yapmalıdır.
MHP’nin Amerika’nın istepne yama partisi olduğu tartışılmıyor artık. Hdp bile ondan vatansever çıktı.

 

RTE’Yİ MECLİSE SOKAN SİİRT, KÜRTÇÜLÜĞÜN MERKEZİ ŞIRNAK #HAYIR DEDİ. KASTAMONU’DAN RİZE’YE HER YER PONTUS, BİZANS ÇIKTI.

 

 

HUDUT BOYLARI VATANA SAHİP ÇIKTI…
#HAYIR DİYEN, ARTVİN”DEN SİİRT’E, ORADAN MUĞLA’YA, ÇANAKKALE, BALIKESİR’DEN TRAKYA VE İSTANBUL İLE SON BULMUŞ, KARADENİZDEN ZONGULDAK İNCİ OLARAK BELİRMİŞTİR. KISACA HEP HUDUT BOYLARI BÜYÜYÜ FARK EDİP #HAYIR DEMİŞTİR.
ESKİ BAŞKENTLER BURSA, KONYA ÇUVALLAMIŞTIR.
ÜLKEMİZİN EN UYANIK İLLERİNİN HUDUT İLLERİ OLMASI DİKKAT ÇEKİCİDİR.
İÇ KESİMLER OSMANLI VE KURTULUŞ SAVAŞINDA DA BÖYLEYDİ.
ANKARA, TUNCELİ , EŞKİŞEHİR GİBİ İÇ BÖLGE İLLERİMİZE DE TEŞEKKÜRLER DİYORUM.
AMA, BALKON KONUŞMASI ŞAİBEYİ KALDIRMAMIŞTIR. İTİRAZLAR, MÜCADELE SÜRECEKTİR.

 

EMRE KONGAR:
-BENİM GİBİ BAZI SAFLAR, SİZİN BAĞIMSIZ YARGI HAKKINIZI YILLARDIR SAVUNDULAR. AMA BU GÖREVİNİZİ DEVLETİN, MİLLETİN KADER ANINDA DATIN DİYE BUNI YAPMADIK.
MERDAN YANARDAĞ:
1,5 MİLYON SAHTE OY VARDIR, 2,5 MİLYON OYA İTİRAZ VARDIR. SAYIM TAMAMLANMADAN BALKONDAN YAPILAN ZAFER DEĞİL HEZİMET KONUŞMASIDIR. DEVLETİ İŞGAL EDİYORSUNUZ.

 

ARTIK DEMOKRATİK ÜLKE DEĞİLİZ…
KASIM VE NİSAN SANDIK SONUÇLARINDA MÜDAHALE OLDUĞU AÇIKTIR.
MÜDAHALENİN, DONALD TRUMP ‘IN SURİYE, KUZEY KORE ÇIKIŞLARININ ENDİŞESİNİ OKUYORUM.
BU ARADA DA OLAN DEVLETE MİLLETE OLUYOR.
AMERİKA İSTİYOR DİYE REJİM DE GİTTİ ELDEN. AMA HALKIN DEĞİL, DERİNLERİN RIZASIYLA.

 

AKPLİLER %49’A SEVİNMESİN AĞIT YAKSINLAR. BU, HALKTAN GELEN MEYDAN OKUMADIR, HÜKÜMETÇE BAŞARISIZLIKTIR. 15 YIL TEK PARTİ, TEK ADAM, İŞ, GÜÇ, SİLAHLA, KAOS, TERÖRLE TEHDİDE RAĞMEN %51 KESİN OLMAYAN #EVET, REZİLLİKTİR.
DÜNYA MİLLETLERİ BUNA GÖTLERİYLE GÜLERLER.
DÜNYA LİDERİ, ÜLKESİNDEKİ DİKTATÖRDEN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR DEMEKTİR.

 

%49 #HAYIR Ne Demek? #HAYIR oyları yürekten, ötekileri kürekten. Ya nimetinden ya da sapından korkuya evet onlar 15 yıldır tek adam tek parti sürekli tehdit sonuç %49 #Hayır bu meydan okumadır. Kavgaya bindiğinde #hayır %70 olur

 

 

KİMSE UMUTSUZLUĞA KAPILMASIN. BU OY ORANIYLA AKP VE REİSİNİN İSTİFA ETMESİ GEREKİR. 15 YIL TEK PARTİ, TEK ADAM YÖNET, OHAL’DE REFERANDUM YAP, HALKI İŞİ, HAYATI, SİLAHLA TEHDİT ET, AYRILIKÇI KÜRTLERDEN BİLE OY ALMA, BÜYÜK ŞEHİRLERİ KAYBET, SONUÇ KESİN OLMAMAKLA %49 HAYIR İSE ADAMI 196 DEVLET ARASINDA KİMSE ŞEYİNE SALLAMAZ.
BÜYÜK ŞEHİRLERİ KAYBEDEN İKTİDAR OLAMAZ.
REJİM DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN %75-80 OY GEREKİR.

 

Tek hain bölge Doğu Karadeniz Bölgesiymiş.
Van, Diyarbakırdan Mardin’e, Adana’dan Muğla, ordan İzmir, Çanakkale, Balıkesir, Trakyaya, oradan İstanbul Zonguldak’a #hayır çıkıyor. Ama, Sinop’tan Rize’ye evet çıkıyor. Vatan haini denilen Tunceli en yüksek #HAYIR
veriyor.
Bu durumda vatan haini Doğu Karadeniz çıkıyor.

 

DOĞU ANADOLU, DEMOKRASİ BİLİNCİNDE İÇ ANADOLU, KARADENİZİ KATLADI.
URFA, KİLİS, ADIYAMAN, K. MARAŞ GİBİ, AMERİKAN KİLİSELERİNDEN GELEN KİLİSE BAĞIŞLARI ADINA 19. YÜZYILDA PROTESTAN OLAN, MENDERES DÖNEMİNDE MÜSLÜMAN, AKP İLE ÖNCE FETOCU SONRA MENZİLCİ KRİPTO ERMENİ İLLER İSE YÜZ KARASI OLMAYA DEVAM ETTİLER.

 

HALKIN İRADESİ YOK SAYILMIŞTIR…
REFERANDUM HİLENİN DANİSKASINI YAŞATTI.
Beş milyona yakın Süriyeli, üç milyon Afgan militanı etti sekiz milyon. Tespit edilen, bir buçuk milyon mühürsüz, iki buçuk milyon şaibeli oy etti 12.000.000 oy.
Aşağıdaki mesajda 22.000.000 mühürsüz önceden hazırlanmış oy topla 34.000.000 sahte oy
Bunca hileye rağmen sonuç %49’a %51.
AKP ve destekçileri olan işbirlikçi örgütkenme suç işlemiştir, suçludur. Takdir milletindir.

 

1915-1923’DE PONTUS, ERMENİSTAN, SÜRYANİSTAN KURAMADIKLARI İÇİN TRAVMA YAŞAYANLAR, MÜSLÜMAN GÖRÜNÜP HALKI ALDATARAK VE SAYISIZ SEÇİM HİLELERİYLE ZAFER İLAN ETTİLER.

 

REFERANDUMUN TEK GERÇEĞİ, HER DİN, DİL, IRKTAN ÖZGÜRLÜĞÜNE, BASTIĞI TOĞRAĞA SAHİP ÇIKAN VATANSEVERLER TEK ÜLKÜDE BİRLEŞTİLER. BU MİLLET YIKILMAZ. AKP VE YAVŞAKLARI YIKILIR, YIKILACAKLARDIR VEYA UTANACAKLARDIR VE UYANACAKLARDIR.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

 

Güncel Siyaset içinde yayınlandı

SON ŞANSA BİR GÜN KALA TEŞEKKÜR…


SON ŞANSA BİR GÜN KALA TEŞEKKÜR…

2002 03 KASIM’INDAN İTİBAREN ÜLKEMİZE DİKİLMİŞ DELİ GÖMLEĞİNİ, TAYİN ETTİKLERİ HÜKÜMET İLE MİLLETİMİZE GİYDİRMEYE ÇALIŞAN SÖMÜRGECİ İŞGALİNE BAŞLATTIĞIMIZ KÜLTÜREL DİRENİŞ SAVAŞI 16 NİSAN 2017 PAZAR GÜNÜ, HALK OYUYLA KARARA BAĞLANACAKTIR.
HALKIMIZ İLKEL FEODAL REJİM İLE ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ ARASINDA SEÇİM YAPACAKTIR.
14, YILDIR SÜRDÜRDÜĞÜMÜZ ÖZGÜRLÜK SAVAŞI PAZAR GÜNÜ YAPILACAK OYLAMA İLE SONUÇLANACAKTIR.
VEHHABİ GELENEĞİ HÜKÜMETÇE UYGULANIRSA BELKİ YENİ BİR SAVAŞIN DA BAŞLANGICI OLACAKTIR.
BU GÜNE KADAR ATATÜRK CUMHURİYETİNİ, KAZANIMLARINI, IRK, DİN, DİL AYIRMADAN, KANAL KANAL, YAZILI BASINDA SATIR SATIR, ÜLKE GENELİNDE, İL İL, KÖY KÖY GEZEN BÜTÜN VATANSEVERLERE ŞAHSIM ADINA MİNNET DUYUYORUM VE YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM.
HER DİL, DİN, ETNİK KÖKENDEN TÜM HALKIMIZIN BİRLEŞTİĞİ TÜRK VATANDAŞLIĞINI BENİMSEMİŞ, BU DAVAYI YÜRÜTEN HER İNSANIMIZA SONSUZ TEŞEKKÜR EDİYORUM.
BU YOLDA VERDİĞİM ŞEHİDİM DE BENİM FATURAMDIR.
Gülen cemaatinin ablalarının kumpaslarıyla
ölümüne engel olamadığım kızımı
biraz da yazılarıma fazla kafa yorduğum
için engel olamadım.
En son babalar duyar misali oldu bazı şeyler.
Ölümünden sonra tüm arkadaşlarının F.Gülen
cemaati üyeleri olduklarını öğrenebildim.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Güncel Siyaset içinde yayınlandı

HİPNOZ, ZİHİN KONTROLÜ, TEVRATTA VE GÜNÜMÜZDE ZİHİN KONTROLÜ


HİPNOZ…

İlle de Amerikan çizgi romanlarında olduğu gibi “gözlerime bak artık kölemsin” şeklinde yapılmıyor.

Yanınızda oturup sizi yüceltiyor, onaylıyor ana fikirleri değişen o değil siz oluyorsunuz.

Tevrat Danyal peygamber kitabında Babilde esir olarak büyüyen Danyal ve iki Yahudi genci, Babil kralına rüya gördürmeyi ve onu kendilerine müraccat edecek hale getirirler. Gerisi kolaydır.

Ülkenin en güçlü insanı olurlar. Babil büyücüleri de boş değildir onlar da devreye girince peygamberlerin sıkıntıları başlar. Tarih boyunca krallara rüyalar gösterip, açıklayan, baş ağrıları yaratıp lir çalarak tedavi eden büyücülere Davut peygamber de dahildir.

Davut peygamber karakteri büyük ihtimal ile Büyük İskender zamanında Yunan hileci tanrısı Hermes karakterine benzetilmiş olmalıdır. Hermes de daha doğar doğmaz kundağından çıkıp ağabeyi Apollon’un öküzlerini çalıp bir mağaraya saklar. Mağarada bulduğu bir dev kağlumbağayı öldürüp kabuğundan Lir, bağırsaklarından da tel yapar.

Ağabeyinin şikayeti üzerine olay Zeus’a iletilir ve yargılanmak için kundakta uyuyan Hileci tanrı Hermes Zeus’un huzuruna annesinin şakın bakışları arasında çıkartılır.

Hermes yaptığı liri çalarak Zeus ve tanrıları büyüler ve peygamber olur. Tanrılar meclisinin kararlarını insanlara, insanların işlerini de tanrılara götürür. Ağabeyi Apollon öküz ve ineklerine karşılık Liri ister ve müziğin tanrısı olur. Hermes, sınır boylarında gezerek Yunanlı tüccarlara tercümanlık yapar pasif eşcinsel ilişkilere girer. Tercümanlığın ilkelerini de belirleyen odur.

Şimdi Lir çalarak tedavi yapan, kral Saul ve oğlu ile pasif eşcinsel ilişkiler yaşayan, Aramiler ile Filistinlilerin sınırlarında gezen savaşçı, müzisyen, Hermes Karakterinden uyarlanma Davut peygamberin Saul’a Lir ile şifa vermesini okuyalım.

Tevrat;

Samuel 16;14….23.

Davut Saul’a Lir Çalıyor

1.Sa.16: 14 Bu sıralarda RAB’bin Ruhu Saul’dan ayrılmıştı. RAB’bingönderdiği kötü bir ruh ona sıkıntı çektiriyordu.

1.Sa.16: 15 Hizmetkârları Saul’a, “Bak, Tanrı’nın gönderdiği kötü birruh sana sıkıntı çektiriyor” dediler,

1.Sa.16: 16 “Efendimiz, biz hizmetkârlarına buyruk ver, iyi lir çalan birini bulalım. Öyle ki, Tanrı’nın gönderdiği kötü ruh üzerine gelince, o lir çalar, sen de rahatlarsın.”

1.Sa.16: 17 Saul hizmetkârlarına, “İyi lir çalan birini bulup bana getirin” diye buyurdu.

1.Sa.16: 18 Hizmetkârlardan biri, “Beytlehemli İşay’ın oğullarındanbirini gördüm” dedi, “İyi lir çalar. Üstelik yürekli, güçlü birsavaşçıdır; akıllıca konuşur, yakışıklıdır. RAB de onunladır.”

1.Sa.16: 19 Bunun üzerine Saul İşay’a ulaklar göndererek, “Sürüyü güdenoğlun Davut’u bana gönder” dedi.

1.Sa.16: 20 İşay ekmek yüklü bir eşek, bir tulum şarap, bir de oğlak alıp oğlu Davut’la birlikte Saul’a gönderdi.

1.Sa.16: 21 Davut Saul’un yanına varıp onun hizmetine girdi. Saul Davut’u çok sevdi ve ona silahlarını taşıma görevini verdi.

1.Sa.16: 22 Saul İşay’a şu haberi gönderdi: “İzin ver de Davut hizmetimde kalsın; ondan hoşnudum.”

1.Sa.16: 23 O günden sonra, Tanrı’nın gönderdiği kötü ruh ne zaman Saul’un üzerine gelse, Davut liri alıp çalar, Saul rahatlayıp kendine gelirdi. Kötü ruh da ondan uzaklaşırdı.””

Bir çeşit hipnoz yoluyla krala verilen baş ağrısı onu anında sağlıksız ve muhtaç olmasını sağlıyor, Lir çalan bir eşcinsel saray kölesi gelip onu honut ediyor ve kurtuluyor. Böylece hipnoz yemiş kral köleye dönüşüyor.

Şimdi Danyal Peygamberin kölelikten Nebukadnezar’ın danışmanlığına sıçramasında “RÜYA GÖRDÜRME TEKNİĞİ” nasıl kullanılmış okuyalım;

DANİEL (Danyal)

Daniel Babil’de Eğitiliyor

BÖLÜM 1

Dan.1: 1 Yahuda Kralı Yehoyakim’in krallığının üçüncü yılında Babil Kralı Nebukadnessar Yeruşalim’in üzerine yürüyüp kenti kuşattı.

Dan.1: 2 Rab, Yahuda Kralı Yehoyakim’i ve Tanrı’nın Tapınağı’ndaki bazı eşyaları Nebukadnessar’ın eline teslim etti. Nebukadnessar bunları Şinar*fa* ülkesine götürüp kendi ilahının tapınağının hazinesine yerleştirdi.D Not 1:2 “Şinar”, yani “Babil”.

Dan.1: 3-4 Kral İsrailliler arasından kral soyundan gelme ya da soylu bazı gençlerin seçilip saraya getirilmesi için saray görevlilerinin yöneticisi Aşpenaz’a buyruk verdi. Bu gençler kusursuz, yakışıklı, her konuda bilge, bilgili, öğrenmeyeyetenekli, sarayda görev almaya uygun nitelikte kişiler olmalıydı. Aşpenaz onlara Kildaniler’in* dilini ve yazısını öğretecekti.

Dan.1: 5 Kral bu gençler için kendi sofrasından gündelik yiyecek ve şarap ayırdı. Üç yıl eğitildikten sonra gençler kralın önüne çıkarılacaklardı.

Dan.1: 6 Seçilen gençler arasında Yahudalılar’dan Daniel, Hananya, Mişael ve Azarya da vardı.

Dan.1: 7 Saray görevlilerinin yöneticisi onlara yeni adlar koydu. Daniel’e Belteşassar, Hananya’ya Şadrak, Mişael’e Meşak, Azarya’ya Abed-Nego adını verdi.

Dan.1: 8 Daniel dinsel açıdan kendini kirletmemek için kralın onlaraayırdığı yemeklerden yemeyi de şaraptan içmeyi de istemedi. Bu yoldan kendini kirletmemek için saray görevlilerinin yöneticisine ricada bulundu.

Dan.1: 9 Tanrı saray görevlileri yöneticisinin Daniel’e sevgiyle,sevecenlikle davranmasını sağladı.

Dan.1: 10 Adam Daniel’e, “Yiyecek içecek payınızı ayıran efendimiz kraldan korkarım” dedi, “Eğer yüzünüzü yaşıtınız olan öbür gençlerin yüzünden daha solgun görürse, başımı tehlikeye sokmuş olursunuz.”

Dan.1: 11-12 Daniel, saray görevlileri yöneticisinin Hananya, Mişael,Azarya ve kendisinin başına koyduğu gözeticiye gidip, “Lütfenkullarınıza on gün olanak tanıyın” dedi, “Bu on gün içinde bizeyemek için sebze, içmek için de su verilsin.

Dan.1: 13 Sonra yüzlerimizi kralın yemeklerini yiyen öbür gençlerinyüzleriyle kıyaslayın ve kullarınıza gördüğünüze göre davranın.”

Dan.1: 14 Gözetici bu isteği kabul etti ve onlara on gün deneme fırsatı verdi.

Dan.1: 15 On gün sonra dört genç kralın yemeklerini yiyen öbür gençlerin hepsinden daha sağlıklı, daha iyi beslenmiş görünüyordu.

Dan.1: 16 Böylece gözetici o günden sonra kralın gençler içinayırdığı yemekle şarabı kaldırdı ve onlara sebze vermeyi sürdürdü.

Dan.1: 17 Tanrı bu dört gence her konuda bilgi, beceri, bilgelikverdi. Daniel her çeşit görümü ve düşü yorumlayabiliyordu.

Dan.1: 18 Kralın belirlediği süre tamamlanınca, saray görevlileriyöneticisi gençleri Nebukadnessar’a götürdü.

Dan.1: 19 Kral onlarla görüştü; içlerinde Daniel, Hananya, Mişael,Azarya gibisi yoktu. Bu yüzden kralın hizmetine onlar atandı.

Dan.1: 20 Kral bilgelik ve anlayışla ilgili konularda onları sınadıve dört genci ülkesindeki bütün sihirbazlardan, falcılardan on kat üstün buldu.

Dan.1: 21 Kral Koreş’in krallığının birinci yılına dek Daniel sarayda kaldı.

Nebukadnessar’ın Gördüğü Düş

BÖLÜM 2

Dan.2: 1 Krallığının ikinci yılında Nebukadnessar bir düş gördü. Ruhuüzüntüyle sarsıldı, uykusu kaçtı.

Dan.2: 2 Düşünün ne olduğunu söylesinler diye sihirbazları, falcıları, büyücüleri, yıldızbilimcileri çağırttı. Hepsi gelip kralın önünde durdular.

Dan.2: 3 Kral, “Beni üzüntüyle sarsan bir düş gördüm. Ne anlamageldiğini öğrenmek istiyorum” dedi.

Dan.2: 4 Yıldızbilimciler Aramice*fb*, “Ey kral, sen çok yaşa!”dediler, “Düşünü bu kullarına anlat ki, ne anlama geldiğini söyleyelim.”D Not 2:4 2:4-7:28 ayetleri Babil’de o dönemin resmi dili Aramice yazılmıştır.

Dan.2: 5 Kral, “Gördüğüm düşü ve ne anlama geldiğini banaaçıklamazsanız, kararım kesin, paramparça edileceksiniz” diyekarşılık verdi, “Evleriniz de çöplüğe çevrilecek.

Dan.2: 6 Ama düşü ve ne anlama geldiğini açıklayabilirseniz, sizibüyük armağanlarla ödüllendirip onurlandıracağım. Onun için banadüşü ve ne anlama geldiğini açıklayın.”

Dan.2: 7 Onlar yine, “Ey kral, düşü bu kullarına anlat ki, ne anlamageldiğini söyleyelim” dediler.

Dan.2: 8 Bunun üzerine kral, “Kararımın kesin olduğunu bildiğiniziçin zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum” dedi,

Dan.2: 9 “Ama düşün ne olduğunu bana açıklamazsanız, sizin için tek ceza vardır. Durumun değişeceğini umarak bana yalan yanlış şeyler söylemek için aranızda anlaşmışsınız. Şimdi bana düşün ne olduğunu söyleyin ki, ne anlama geldiğini açıklayabileceğinizi anlayayım.”

Dan.2: 10 Yıldızbilimciler, “Yeryüzünde senin bu isteğini yerinegetirecek tek kişi yoktur” diye yanıtladılar, “Kaldı ki, büyük,güçlü hiçbir kral bir sihirbazdan, falcıdan ya dayıldızbilimciden böyle bir şey istememiştir.

Dan.2: 11 Kralın isteğini yerine getirmek güçtür. İnsanlar arasındayaşamayan ilahlardan başka krala bunu açıklayabilecek kimse yoktur.”

Dan.2: 12 Buna çok öfkelenen kral, Babil’deki bütün bilgelerin öldürülmesini buyurdu.

Dan.2: 13 Böylece hepsinin öldürülmesi için buyruk çıktı. Daniel’learkadaşlarının öldürülmesi için de adamlar gönderildi.

Dan.2: 14 Daniel Babil’in bilgelerini öldürmeye giden kralın muhafızbirliği komutanı Aryok’la bilgece, akıllıca konuştu.

Dan.2: 15 Aryok’a, “Kralın buyruğu neden bu denli sert?” diye sordu.Aryok durumu Daniel’e anlattı.

Dan.2: 16 Bunun üzerine Daniel krala gidip düşünün ne anlamageldiğini söyleyebilmesi için zaman istedi.

Dan.2: 17 Sonra evine dönüp olup bitenleri arkadaşları Hananya’ya,Mişael’e, Azarya’ya anlattı.

Dan.2: 18 Göklerin Tanrısı’na yakarmalarını istedi; öyle ki, Tanrıonlara lütfedip bu gizi açıklasın ve kendisiyle arkadaşlarıBabil’in öbür bilgeleriyle birlikte öldürülmesinler.

Dan.2: 19 Gece giz bir görümde Daniel’e açıklandı. Bunun üzerineDaniel Göklerin Tanrısı’nı övdü.

Dan.2: 20 Şöyle dedi:”Tanrı’nın adına öncesizlikten sonsuzluğa dek övgüler olsun!Bilgelik ve güç O’na özgüdür.

Dan.2: 21 O’dur zamanları ve mevsimleri değiştiren.Kralları tahttan indirir, tahta çıkarır.Bilgelere bilgelik,Anlayışlılara bilgi verir.

Dan.2: 22 Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır,Karanlıkta neler olduğunu bilir,Çevresi ışıkla kuşatılmıştır.

Dan.2: 23 Ey atalarımın Tanrısı,Sana şükreder, seni överim.Sen ki, bana bilgelik ve güç verdin,Senden istediklerimizi bana bildirdinVe kralın düşünü bize açıkladın.”

Daniel Düşü Yorumluyor

Dan.2: 24 Daniel, kralın Babil’in bilgelerini öldürmeye atadığıAryok’a giderek, “Babil’in bilgelerini yok etme” dedi, “Benikrala götür, düşünün ne anlama geldiğini açıklayacağım.”

Dan.2: 25 Aryok onu hemen krala götürdü ve, “Sürgündeki Yahudalılararasında kralın düşünü yorumlayabilecek birini buldum” dedi.

Dan.2: 26 Kral, öbür adı Belteşassar olan Daniel’e, “Gördüğüm düşüve ne anlama geldiğini bana söyleyebilir misin?” diye sordu.

Dan.2: 27 Daniel şöyle yanıtladı: “Kralın açıklanmasını istediği gizine bir bilge, ne falcı, ne de sihirbaz açıklayabilir.

Dan.2: 28 Ama gökte gizleri açıklayan bir Tanrı var. Gelecekte nelerolacağını Kral Nebukadnessar’a O bildirmiştir. Yatağında yatarkengördüğün düş ve görümler şunlardır:

Dan.2: 29 “Sen, ey kral, yatarken gelecekle ilgili düşünceleredaldın, gizleri açan da neler olacağını sana bildirdi.

Dan.2: 30 Bana gelince, ey kral, öbür insanlardan daha bilge olduğumiçin değil, düşünün ne anlama geldiğini bilesin, aklındangeçenleri anlayasın diye bu giz bana açıklandı.

Dan.2: 31 “Ey kral, düşünde önünde duran büyük bir heykel gördün. Çokbüyük ve olağanüstü parlaktı, görünüşü ürkütücüydü.

Dan.2: 32 Başı saf altından, göğsüyle kolları gümüşten, karnıylakalçaları tunçtan*,

Dan.2: 33 bacakları demirden, ayaklarının bir kesimi demirden, birkesimi kildendi.

Dan.2: 34 Sen bakıyordun ki, bir taş insan eli değmeden kesilipheykelin demirden, kilden ayaklarına çarparak onları paramparça etti.

Dan.2: 35 Demir, kil, tunç, gümüş, altın aynı anda parçalandı; yazınharman yerindeki saman çöpleri gibi oldular. Derken bir rüzgarçıktı, hiç iz bırakmadan hepsini alıp götürdü. Heykele çarpantaşsa büyük bir dağ oldu, bütün dünyayı doldurdu.

Dan.2: 36 “Gördüğün düş buydu. Şimdi de ne anlama geldiğini sanaaçıklayalım.

Dan.2: 37 Sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin Tanrısı sanaegemenlik, güç, kudret, yücelik verdi.

Dan.2: 38 İnsanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşlarısenin eline teslim etti. Seni hepsine egemen kıldı. Altından baş sensin.

Dan.2: 39 Senden sonra senden daha aşağı durumda başka bir krallık çıkacak. Sonra bütün dünyada egemenlik sürecek tunçtan üçüncü bir krallık çıkacak.

Dan.2: 40 Dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak. Çünkü demir herşeyi kırıp ezer. Demir gibi tümünü kırıp parçalayacak.

Dan.2: 41 Ayaklarla parmakların bir kesiminin çömlekçi kilinden, bir kesiminin demirden olduğunu gördün; yani bölünmüş bir krallık olacak bu. Öyleyken onda demirin gücü de bulunacak, çünkü demiri kille karışık gördün.

Dan.2: 42 Ayak parmaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kildenolduğu gibi, krallığın da bir bölümü güçlü, bir bölümü zayıf olacak.

Dan.2: 43 Demirin kille karışık olduğunu gördüğüne göre halklarevlilik bağıyla birbirleriyle karışacaklar, ama demirin killekarışmadığı gibi onlar da birbirine bağlı kalmayacaklar.

Dan.2: 44 “Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak,başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallıkönceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek.

Dan.2: 45 İnsan eli değmeden dağdan kesilip gelen taşın demiri, tuncu, kili, gümüşü, altını parçaladığını gördün. Ulu Tanrı bundan sonra neler olacağını krala açıklamıştır. Düş gerçek, yorumu da güvenilirdir.”

Dan.2: 46 Bunun üzerine Kral Nebukadnessar Daniel’in önünde yüzüstüyere kapandı. Ona bir sunu ve buhur sunulmasını buyurdu.

Dan.2: 47 Daniel’e, “Madem bu gizi açıklayabildin, Tanrın gerçektentanrıların Tanrısı, kralların Efendisi” dedi, “Gizleri açan O’dur.”

Dan.2: 48 Sonra Daniel’i yüksek bir göreve getirdi; ona birçok değerli armağan verdi. Onu Babil İli’ne vali atadı, Babil’in bütün bilgelerinin başkanı yaptı.

Dan.2: 49 Daniel’in isteği üzerine Şadrak’ı, Meşak’ı, Abed-Nego’yuda Babil İli’nde yüksek görevlere atadı. Daniel ise sarayda kaldı.””

Kaldeliler, Babiller/Aramiler, Yahudiler ve Hintliler yeryüzünde büyü, illüzyon, telepati, telekinezi gibi konularda her zaman bir numaradırlar ve tarih boyunca bu huyları yüzünden sürülmüşlerdir.

Bizim Keloğlan masallarında da büyülenmiş padişah Hulusi Kentmen’i Şeytane sultan ile veziri Kayhan Yıldızoğlu’nun etkisinden kurtaran Rüştü Asyalı filmi hala tvlerde gösterilmektedir.

Bilinen insanlık tarihinde bütün devletlerin dini rejimlerle yönetilmeleri ve bu kültürlerde de ruhaniliğin yaygın olması yüzünden büyü, illüzyon, sihir, simya, telepati, hipnoz da din bezirganları olan ruhbanların tapınaklarda öğrendikleri temel bilgilerdi. İbni İshak, Siretül Resülulullah kitabnda Necd veya Necran bölgesinde Muhammet peygamberden 150 yıl kadar önce sihirbazlık okulları olduğunu yazmaktadır. Bu bilgilerde dinlerin büyü, sihir, telepati gibi veya illüzyonlar kullanan rahiplerce yani “mucizeler gösterenlerce” yayıldığını anlatmaktadır. Musa’nın asasının yılan olup firavunun büyücüsünün asasını yutması efsanesi de büyücülük yarışıdır. Adamına göre de kazanan tanrının adamı olur ve gerçektir. Ama sonunda gerek tanrı gerek din bezirganları sonunda büyü, kitle hipnoz teknikleri kullanmaktadırlar.

Davut peygamber soyundan Hristiyan oldukları iddia edilen ve Ermenistan ve Gürcistan’ı 800 yıl yöneten Bagratuni ailesinin Fransa, Almanya, Belçika, Polonya gibi ülkeler yanında Rus Çarlığında Rasputin efsanesi tam bir Drakula efsanesidir ve büyücülük, zihin kontrolünde olağan üstü anıları insanlık tarihinde hala konuşulur. Bu konuda “Gürcü Bagratunilerden Bagatalı Teyyüp’e” yazımı da okuyabilirsiniz.

Yahudilerin, Aramilerin sürgünleri esasında büyücülükleri yüzündendir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da kendisini gizleyen Kripto Yahudi olduğu yazar Ergun Poyraz ile en yakın dava yoldaşı eski maliye bakanınca da açıklanmıştır. Basit büyüler, ses tonunda titreme olmadan, kendinden emin, karşındakine sorgulama aralığı bırakmadan amaç doğrultusunda “soru cevaplı hoşa giden ses tonuyla konuşmaktır.

Hiç bir televizyon programında tek bir muhalefet partili ile tartışmadan ON BEŞ yıldır iktidarda kalan AKP en çok bu hipnoz yokunu kullanmaktadır.

Buna R.T.Erdoğan ın ses tonuna eklenmiş bazı elektronik sinyalleri de düşünürsek AKPlilerin neden tereddütsüz ve ne denilirse denilsin asla ikna olmayan AKPlilerin imalat tekniğini de anlamış olacağız.

Arami, Yahudi, Hristiyan ruhbanların en önemli özellikleri hitabet, müzik yani ilahilerle afyonlu yiyecek içeceklerle yapılan zikir ibadetleri, namazlar hipnozun ta kendisidir.

AKP’nin de tarikatları denetim dışı bırakması ve uyuşturucu tüketiminin AKP döneminde had safhaya ulaştırılması, polise alınan esrar kullanımını ölçen cihazların geri alınması beni bu hipnoz olayına ikna etmektedir.

 Gerisi sizin anlayışınıza kalmış.

Bir de şu videoyu izleyiniz;

Hipnoz ille de Mandrake çizgi roman kahramanının bakışlarıyla insanı köleye çevirmesi şeklinde değil, size düşünme şansı vermeden, bağlaçlarla uzatılan titremeyen ses tonuyla inandırıcı hitabetlerle de yapılmaktadır. Bu video bunu gayet iyi anlatmıştır.

Bu da İngilizce idare edin. Bireyden topluma hipnozla bir milleti veya dünya halklarını yönetme tekniklerinde hipnoz daima yer almaktadır.

Hepimiz bir şekilde bu zihin kontrol tekniklerinden nasibimizi farkında olmadan alıyoruz ama ülkemizde ve Müslüman toplumlarda bu en çok tarikat, cemaat ve aşırı radikal siyasi partilerce üyelerine ve televizyon, radyo, yazılı basın yoluyla da halka yapılabilmektedir.

Özellikle AKPliler ile cemaat ve tarikat mensupları, terör örgütü üyeleri bunlara dikkat etmelidirler.

Mutlaka bir tür hipnoz altında olmaları mümkündür.

Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi

RABİA, HAZRETİ MUHAMMET’İN SÜİKASTÇISIDIR.


RABİA VE EMİR, PEYGAMBERE SUİKAST KURAN İKİ ARAP…
AKP’NİN, EL KAİDE’NİN, ONDAN DOĞAN IŞİD’İN, SELEFİ İSLAMCI MÜSLÜMAN KARDEŞLER ÖRGÜTLERİNİN SEMBOLÜ RABİA VE BUNLARIN ÇOK SEVDİKLERİ ADLARIN BAŞINDA DA “EMİR” ADININ GELMESİ TESADÜF MÜDÜR?
AKP hükumeti iktidara geldiğinden beri, peygamber Hazreti Muhammet’e inen dini değiştiren Sabilerin, Sabilerden Hristiyanlığa, Yahudilikten Sabi Hristiyanlığına (Nasturi, Maruni, Süryani gibi) geçen ve Emevi-Abbasi dönemlerinde baskı ile Müslüman olmuş, azınlıkların, İslam’a soktukları putperestlikleri barındıran sahte İslami tarikatların koalisyonunu temsil etmiştir.

Kuran okuyan, namaz kılan, şeriat getirecek kadar imanlı olan bir siyasetçi Rabi ve Emir olayını nasıl bilmez ve Mısır, Suriye Derezileri ile Kürt Yezidilerinin, Yemame, Necd, Basra Sabilerinin sembollerini benimser.

Bunların geçen son 300 yıl içinde en tehlikelileri olan ve Mason inanışları barındıran, 1740’larda İngiliz rahip ajanları marifetiyle çıkartılmış yeni bir din olarak Osmanlı ulemalarınca sapkınlık olarak görülen ve asla “İslam” denilmeyen Vehhabilik dini ve bu din ile peygamberden sonra çıkan Selefi İslam akımının birleşmesi ek olarak Müslüman görünen Yahudilerin kurduğu tarikatların kurduğu bir tarikat akımıdır.
Rabia, Arap dilinde “dördüncü” demektir. Filistin bölgesinde yaşayan Derezilerin kadın ermişlerinin adıdır. Elmalı’lı Hamdi Yazır’ın Sabileri işlediği Bakara 62. ayet tefsirinde “dini mezhep ve tarikatlarla en çok bozanlar dediği Kufa, Basra Sabileridir” tanımını doğrularcasına, Rabia Adeviye de Basra’lı Yezidi bir kadındır. “Adeviye” Yezidi mezhebini kuran Şeyh Adi’nin adından türetilme, Müslüman görünen Kürt Yezidilerinin tarikatıdır. Yezidiler, deliler, saralılarda (epilepsi) keramet arayan bir inanışa sahiptirler.
Deliüüzaman-ı Said-i Kürdi, ve günümüzü çakma peygamber R.Tayyip Erdoğan da “okumadığını, her dediğini yasalaştıran bir deli devlet adamı rolü” oynarken bu Alevilerin, Yezidilerin ve Ortodoksların oylarını kapmayı hesaplamaktadır. Aynı zamanda peygambere sağlığında “bu ayeti hakkında bir daha Allah’a sor yoksa biz dine girmeyeceğiz” diye tehditler yapan, Allah’a ayet ısmarlayan, ona tuzak ve kumpaslar kuran Rabia kabilesinin de adıdır.
Emir, İslam öncesi, 360 puttan her birinin soyundan geldiğine inanan 360 Arap kabilesi olduğunu Elmalılı Hamdi Yazır Kur’án tefsirinde İslam siyer, hadis yazarlarını kaynak göstererek yazmıştır. Arapların, Allah’ın soyundan geldiklerine inandıkları Arap beylerine verdikleri ad da Amir yani Emir’dir. Arapça’da “A” sesi yoktur, Elif vardır. Bu yüzden Amir, Emir okunur. Arap emirleri, Arap kabilelerinin hem ruhbanları hem de beyleridir.
AKP hükumetinin ilk zamanlarında zamanında yayınlanan “Adını Feriha Koydum” adlı bir dizide çok zenginlerin oturduğu bir apartmanda kapıcılık eden ailenin fakir kızı Feriha ile, İslam öncesi Mekke’de Kâbe çevresindeki genelevlerde kölelerini çalıştırarak zengin olan Arap Emirlerinin çağdaş benzeri olan, pavyonculuk yapan Sarrafoğlu soyadlı bir ailenin oğlu Emir’in aşkları bütün genç kızları sarmış, evli kadınlar bile bu diziyi genç kızlarıyla birlikte seyrederlerdi.
“Oğlu” ekini soy adlarında kullananlar çoğunlukla Yahudilerdir. İshak peygamberin oğulları olan Yakup’un soyundan olanların Yakupoğulları, Tüysüzoğulları, kıllı doğan Esav’dan, Tüylüoğulları gibi adlar ülkemizde de yaygındır. Hazar denizi çevresi Türkleri, Tatarları, Tacik ve Kırgızları arasında M.S.700’lerden itibaren Yahudi inancı yaygınlaşmış olduğundan, Cengiz, Timur akınlarıyla gelen Türkler arasında da bu Musevi Türkler de çok olduğundan, Selçuklu sonra kurulan Anadolu Beyliklerinin da adlarında bu “oğlu” ekini görürüz. Örnek, Dulkadiroğulları, Germiyanoğulları,Aydınoğulları, Ramazanoğulları gibi. Alevi Türklüğün ardında biraz bu Mesevilik vardır da unutulmuştur.
Oysa, Kırım’dan Kazakistan’a, oradan Türkmenistan, Tacikistan’a Musevi Türkler hala vardırlar. Bu gerçeklere bakarak, Musevilik-Yahudi düşmanlığı yapan Türkçü ve İslamcılar da akıllı olmak zorundadırlar. Anadolu Sünniliği de hiç bir Müslüman ülkesinde yaşanan bir İslami yaşam değildir. Kökeni Irak olmasına rağmen Irak’ta Şiiler daha fazladır.
İşte, pavyonculuk (pezevenklik) işiyle meşgul Sarrafoğlu ailesinin çapkın, yakışıklı oğlu Emir kişiliğinde bu ad diğer AKP yandaşı dizilerde hala kullanılmaktadır.
Hazreti Muhammet’e camide hutbe sırasında suikast kuran iki hainin de adları ne tesadüf ki Emir ve Rabia’dır.
Okuyalım;
13.R’AD SURESİ (YILDIRIM SURESİ)
R’ad suresi, Kur’an’da 13. suredir. 13. ayetin de tefsiri, peygambere camide tuzak kuran Rabia aşiretinden iki kişinin olayı üzerine inmiştir.
Bu ikişi kişi Rabia aşiretinden Erbed b. Rabîa ile Amir b. Tufeyl’dir. Amir de dilimize “Emir” olarak geçmiştir.
Tefsir alıntısını okuyalım;
“”13:13. “Gök gürültüsü O’na hamd ile, melekler de O’nun korkusundan dolayı O’nu tesbih ederler. O yıldırımlar gönderir, onunla dilediğini çarpar. Onlar Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa Allah’ın çarpması pek çetindir.”
Elmalı’lı Hocadan devam edelim Kuran tam bir mitolojiye dönüyor;
13:13- Ve ra’d, O’nu hamd ile tesbih eder. Gök gürlemesi de O’nun yüceliğini dile get
  • Sol
  • Orta
  • Sağ
Kaldır

2016 yılı Mayıs ayında AKP milletvekillerine dağıtılan Recep Tayyip Erdoğan’ın RABİA’cı eli.

irir ve O’na hamd eder. (Ra’d ile Berk anlamı için Bakara Sûresi âyet 19’a bakınız). Şimşek ile birlikte olan ve daha sonra işitilen o gök gürlemesi, o yürekleri yerinden oynatacak gibi tepede patlayıp, yerleri ve gökleri sarsarcasına ufuktan ufuğa yayılan o çatlayış ve gürleyiş, Allah Teâlâ’nın nimet ve rahmetini, azemet ve kibriyasını ilan ederek O’nun uluhiyetinin şanını tesbih ve tenzih eden bir sestir ki, tesbihinin altında yatan mânâyı bütün âleme haykırır. Ya da işitenlere bu mânâyı hatırlatıp telkin eder .
Melekler de O’nun heybetinden, yani Allah’dan korktuklarından dolayı böyle tesbih ederler. O’nun için gök gürlemesinin artarda yankılanan sesi duyulur. Ve Allah şimşekler gönderir de her kimi dilerse onunla onu vurur, o kimseye isabet ettirir, çarptırır, yakar. Böyle olduğu halde, onlar (yani, o kâfirler) hadlerini bilmezler de Allah’la mücadele ederler. Oysa Allah’ın havli ve kuvveti (ya da her türlü hileye karşı tedbiri ve takdiri) pek şiddetlidir, çok çetindir.
Burada Erbed b. Rabîa ile Amir b. Tufeyl olayına işaret olunduğu naklediliyor. Şöyle ki, meşhur şair Lebîd b. Rabîa’nın kardeşi olan Erbed b. Rabîa ile Amir b. Tufeyl, ikisi birlikte Hz. Peygamber’e gaile çıkarmak için gelmişler, mescide girmişlerdi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de ashaptan bazı kişilerle birlikte orada oturuyordu. Amir çok yakışıklı idi, güzelliği ve şıklığı oradakilerin dikkatini çekti, ona bakıyorlardı.
Amir arkadaşı Erbed’e daha önce şöyle tenbih etmişti: “Ben Muhammed’le konuşmaya başlayınca, yavaşça arkasına geç ve boynunu kılıçla vur” demişti. Hz. Peygamber Amir ile konuşmaya başlamış, Erbed de arkasına dolaşıp geçmişti, kılıcını bir karış kadar çekmiş, fakat Allah Teâlâ izin vermediğinden tamamiyle sıyıramamıştı. Amir, ne duruyorsun, haydi dercesine gözüyle kaşıyla işaret etmeye başladı.
Peygamber Efendimiz de bu durumu gördü ve hemen “Ey Allah’ım, bu ikisine dilediğini yaparak bana yardım eyle!” diye dua etti.
Defolup gittiler. Allah Teâlâ, açık bir yaz günü Erbed’in (Bin Rabia) tepesine bir yıldırım indirdi ve onu yaktı. Amir de kaçarak gitti, Beni Selul’den bir kadının evine indi.
Sabah olunca, büsbütün rengi atmış ve benzi solmuştu. Sonra atına bindi, silahını çekti, çölde bir yandan sağa sola at koşturuyor; bir yandan da “Çık karşıma ey ölüm meleği, haydi çık!” diyerek şiir sayıklıyordu ve “Yemin ederim ki, şu sahrada Muhammed ve onun koruyucusu olan ölüm meleği karşıma çıksa ikisini de mızrağımla deler geçerim.” diyordu.
Derken Allah Teâlâ ona bir melek gönderdi, melek onu bir kanadıyla çarptı, yere yuvarladı; o vakit dizinde büyük bir gudde, yani hıyarcık çıkmıştı, açıkçası vebaya yakalanmıştı. Bunun üzerine o kadının evine geri döndü. “Deve guddesi gibi gudde ve Beni Selul’den zavallı bir kadının evinde ölüm! Hayır olmaz bu işte!” diyordu. Sonra yine atını istedi, bindi ve sürdü bir daha geri dönmedi, at sırtında öldü.”
İslam dini ve peygamberin düşmanı Rabia kabilesinden Erbed b. Rabîa ile Amir b. Tufeyl’in peygambere kurdukları tuzak ile, asırlardır Müslüman kimliğinde görünüp, batılı Hristiyanlardan aldıkları desteklerle zenginleşen, onların baskılarıyla devletin başına geçirilen sahte Müslümanların onun dinine kurdukları tuzak ve kullandıkları simge isimlerin de aynı olması sizi belki düşündürür.
Dokuz yıldır, AKP hükumetinin İslam’ı bozan, Ortodoks Hristiyanlığa ve Ortodoks Yahudiliğe “Ilımlı İslam” veya “Dinlerarası Diyalog” ya da “ Dinde Reform” gibi sözde yenilikçi, özünde dini dönüştüren, putperestliğe çeviren “Müslüman görünümlü” gayrimüslümler hareketi olduğunu yazarken hata etmediğimi bir kez daha kanıtlamış oldum.
Alaeddin Yavuz
Arkeoloji-Dinler Tarihi, Güncel Siyaset içinde yayınlandı | , ile etiketlendi

YAHUDİLERDE, HRİSTİYAN MEZHEPLERİNDE VE İSLAMDA NAMAZ


ALINTI, DERLEME YAZIDIR. KAYNAKLARA VERDİKLERİ BİLGİLER İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

KİTAB-I MUKADDES’TE DİNİ TEMİZLENME (ABDEST)

RAB Musa’ya şöyle dedi: “Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı

ile sunağın arasına koyup içine su doldur. Harun’la oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar.

Buluşma Çadırı’na girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak hizmet etmek üzere sunağa

yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar. Harun’la soyunun bütün kuşakları

boyunca sürekli bir kural olacak bu.” (Kitab-ı Mukaddes, Çıkış 30:17-21.)

Yahudiler sabah (şahrit), öğle (minha) ve akşam (arvit) olmak üzere günde üç kez ibadet ederler. Bu ibadetlerinde On Emir (Şema),[5] dua (tefila), Tevrat’tan bir bölüm (sidra) ve peygamberlere ait kitaplardan birer bölüm okurlar. Cemaatle yapılan ibadetlerde cemaat ayakta durur (amida). Haham, rulolar halindeki Tevrat’ı çıkarır ve oradan okur, cemaat de bu okuyuşa sesli olarak katılır. Cemaat ibadet esnasında dolaşabilir ve birbiriyle konuşulabilir. Yahudiliğe göre, her yerde, her zaman ve her faaliyetin sonunda Rabb’imiz Allah’a dua edilebilir.

Yahudiler ibadetlerinde kıble amacıyla yüzlerini doğuya (misrah), Kudüs yönüne çevirirler. İbadetlerinde özel kıyafet kullanırlar. Kenarları saçaklı, üzerinde Tevrat’tan parçalar yazılı bir dua şalını (tallit) namaz esnasında omuzlarına atarlar. Üzerinde Tevrat’tan bazı ayetlerin[6] yazılı olduğu şeritlerle bağlı iki küçük siyah deri kutucuğu (tefilin) alınlarına ve sol pazularına bağlarlar. Gerek tallit, gerekse tefilin erkekler tarafından sabah ibadetinde giyilir. Her birini giymenin öncesinde belirli dualar okunur.

HRİSTİYANLIKTA NAMAZ

Başlangıçta Hristiyanlar da, tıpkı Yahudiler gibi ibadet ederlerdi. Birlikte Mabed’e giderlerdi. Sonraları Mabed’e gitmeleri yasaklandı. Yahudilere duydukları tepkileri, ibadet konusunda bir takım değişikliklere sebep oldu. Örneğin, başlangıçta Hristiyanlar Eski Ahid’in Mezmurlar bölümünden dualar okurlardı. Daha sonra Yeni Ahit’ten okumaya başladılar. Diğer bir örnek ise Cumartesi yaptıkları dua ve ayini Pazar gününe almışlardır. Kendi ibadet usullerini geliştirerek son akşam yemeği ve vaftiz etrafında kümeleştiler.

YAHUDİLERE TEPKİ OLARAK HRİSTİYANLIKTA DUA

“Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve

caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar.

Siz onlara benzemeyin!..” (Kitab-ı Mukaddes, Matta, 6/5-8.)

Hristiyanlık’ta uzun bir süre düzenli bir ibadet uygulaması olmadı. Daha sonraları Yahudilerden etkilenerek günlük sabah ve akşam ibadetleri yapılmaya başlandı.

Günümüzde Hristiyanlar günlük olarak iki vakit ibadet etmektedirler. Genellikle güneş doğarken ve ikindi vakti duasına önem verilmektedir.

Sabah duası, Kitab-ı Mukaddes’ten geceyi emniyetle geçirten Rabb’e hamd ve şüküre dair mezmurlar okunmasıyla başlar, ardından ilahiler okunur ve nihayet bir dua ile bitirilir.

Akşam duası da yine günü huzur ve emniyet içinde geçirmenin şükrü ve geceyi huzurla geçirme isteğidir. Katoliklerde bu dualar cemaat halinde aleni olarak her gün kiliselerde yapılmaktadır. Akşam duası aile içinde veya bir kilisede yapılabilir. Tefekkür duasında şahıs diz çöker, duanın sözlerini, mezmuru, Pater noster vb. bir duayı kelime kelime düşünür ya da Kitab-ı Mukaddes’teki bir pasajı tefekkür eder.

İbadetler kilisede papazların öncülüğünde toplu halde yapılmaktadır. İbadet esnasında Mezmurlardan ve İncil’den parçalar, dualar ve ilahiler okunmaktadır. Kiliselerde yapılan ayin; rahiple cemaat arasında konuşma, tevbe, günahların bağışlanması için Kitab-ı Mukaddes’ten parçalar okuma şeklindedir. Kutsal kitap okunurken ayağa kalkılır, Pazar ayininde (messe), diğer günlerdekinden farklı olarak, duruma göre bir vaaz ve inanç tazeleme vardır. Hz. İsa’nın sıfatları sayılırken cemaat diz çöker. Pazar ayininde, ayrıca, oturma ve ayakta durma da bulunmaktadır.[7] Din adamları ise saat 3, 6, 9, 11, 12 ve gece yarısı gibi vakitlerde de dua ederler.

Yahudi Namazı…

Dünya Hristiyanları arasında yalnızca Süryani Ortodoks ve Ermeni Gregoryen Kilisesi’nde secdeli ibadet vardır. Secde ritüelinin sade bir şekilde başın öne eğilmesi, belden aşağıya eğilmek ve yere kapanarak alnın yere değdirilmesi şeklinde üç ayrı uygulaması bulunmaktadır. Ayrıca Maniheistlerin ibadeti (namazı) da secdelidir.[8]

Açıklama Alaeddin Yavuz’dan; Fatiha suresi bile okuyorlar. Haydi bunları Müslümandan ayır bakalım. Bunlar diyaneti de devleti de ele geçirirler böyle.Başımızdakilerin Müslüman olduğunu mu sanıyorsunuz?

Hinduistler sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde üç kez ibadet yaparlar. Bir Hindu, sabah gün doğmadan kalkar. Hinduizm’in besmelesi olan “Om” kelimesiyle tanrının ismini anar. “Om” sözcüğü; ibadet ve yemek öncesinde, Vedalar’ı okumaya ve her işe başlarken söylenir. Yüzünü doğuya dönerek oturur. Vücuduna su serper. Derin bir tefekküre dalınarak nefes kontrol altında tutulur. Kutsal sözleri ve sözcükleri sükûnet içerisinde durmadan tekrarlar. Kutsal kitapları okumak da ferdi ibadettendir. Öğle ve akşam ibadetlerinde de benzerini tekrarlar. İbadet öncesinde saçlar başın üzerinde toplanır, ayaklar ve belden yukarısı çıplak bir biçimde doğuya doğru yönelinir ve bağdaş kurulup oturulur.

İbadetlere boru çalınarak başlanır. Mabetlerdeki ibadetleri rahipler organize ederler. Rahiplerin görevi, tanrıların bakımıdır. Putu yıkar, yağlar ve elbise giydirirler. Önünde ışıklar yakar, çiçek ve yemek sunarlar. Mabede gelen bir Hintli, manevi temizliğin yanında maddi temizliğe de büyük önem verir. Bunu sağlamak üzere mabetlerin yanında temizlik için yapılmış banyo veya havuzlar vardır. Bir tür abdest veya dini temizlenme diyebileceğimiz bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

Meryem Suresi’nin 31’inci ayetinde Hz.İsa’nın henüz çocukken şöyle dediği anlatılmaktadır: “Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti.” Hz.İbrahim de, “Rabbim beni namazını kılar yap” diye dua etmiştir.

Maun Suresi’nde huzursuz, gafletle namaz kılan, gösterişçi cahiliyye Araplarının davranışları kınanmaktadır.

Kur’anda Salât kelimesinin geçtiği günlük namaz vakitlerine ilişkin ayetler;

“Namazlara hele orta namaza[14] Not A, dikkat edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.”(Bakara Sûresi: 238)

Tefsir-2:238- Böyle olabilmek için de bilinen namazları ve hele orta namazı üstlerine düşerek muhafaza ediniz. Her birini dikkatle gözetip vaktinde eksiksiz olarak yerine getirmeye devam ediniz. Ve Allah için ayağa kalkıp divan durunuz, yani Allah için kalkıp, önünüze bakarak, ellerinizi güzel bir şekilde tutup oynatmayarak sessiz ve sakin ve bir boyun eğme tavrı içinde Allah diyerek namaza durunuz.

KUNUT: Bir şeye öyle devam edip durmaktır ki taat, huşu, sukünet ve ayakta durmak mânâlarını içerir ve dilimizde buna “divan durmak” denir. Bunun için kunut taattir, kunut uzun süre ayakta durmaktır, kunut susmaktır; kunut huşu ve tevazu kanatlarını indirmek ve azaların sükuna kavuşmasıdır diye çeşitli bakımlardan tarif edilmiştir. Bir hadisi şerifte “Namazın en faziletlisi kunutu (kıyamı) uzun olandır.” buyurulmuştur ki kıyam demektir.

. Bunun için salat-ı vüstâ anlam itibarıyla orta namaz veya efdal (en faziletli) namazdır diye ancak iki görüş vardır. farz namazlar içinde salat-ı vüstâ (orta namaz) melekler içinde Cebrail’e benzer. Acaba bu hangi namazdır?

1- Bu, ikindi namazıdır. Bu görüş, Hz. Ali’den, İbnü Mes’ud’dan, Ebu Ey-yub’dan, bir rivayette İbnü Ömer’den, Semre b. Cündeb’den, Ebu Hüreyre’den, Utayye rivayetinde İbnü Abbas’tan, Ebu Said el-Hudri’den, bir rivayette Hz. Âişe’den, Hz. Hafsa’dan (R. anhüm), birçok tabiînden, İmamı Azam Ebu Hanife’den, bir kavlinde İmam Şafiî’den, Ahmet b. Hanbel’den ve Mali k ‘in bazı arkadaşlarından rivayet edilmiştir ki Resulullah Efendimiz “Ahzab” savaşı günü, “Bizi, orta namazı olan ikindi namazından meşgul ettiler. Allah kalblerine ve evlerine ateş doldursun.” buyurmuştur. Çünkü düşmanların savaş için hücumlarından dolayı “korku namazı” şeklinde olsun vaktinde kılamamışlar, güneşin batışından sonra kılmışlardı. Hz. Ali de “Biz orta namazı sabah namazı zannederdik. Nihayet Resulullah söyledi de bunun ikindi namazı olduğunu öğrendik.” demiştir.

2-Sabah namazıdır. Bu da Hazreti Ömer’den, bir rivayette Hz. Ali’den, Ebu Musa, Muaz, Cabir, Ebu Ümame ve bir rivayette İbnü Ömer hazretlerinden ve Mücahid’den ve İmam Malik’ten ve bir kavilde İmam Şafiî’den rivayet edilmiştir.

3-Öğle namazıdır. Bu da İbn Ömer, Zeyd, Üsame, Ebu Said, Aişe hazretlerinden ve bir rivayette İmam-ı Azam’dan rivayet edilmiştir. Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle rivayet etmiştir ki: “Hazreti Peygamber, öğle sıcağında namaz kılar, insanlar da kendilerini sıcaktan koruyacak barınaklarında bulunurla r, Cemaate gelmezlerdi. Resulullah, bu hususta söylendi. Cenab-ı Allah: ‘orta namazı’ âyetini indirdi ki maksat öğle namazıdır.” Yine rivayet olunmuştur ki o zaman öğleyin Hz. Peygamberin arkasında ancak bir iki saf cemaat bulunurdu. Resulullah: “Vallah i şu namaza gelmeyen kavmin üzerlerine evlerini yakayım, diye gönlüme geldi. buyurmuş, bunun üzerine bu âyet inmiştir; bir de öğle namazı, Resulullah’ın ilk defa Cebrail’in imamlığı ile kıldığı ilk namazdır. Bundan başka cuma namazı bu vakittedir.

6- Beş vakit namazın tamamıdır ki Muâz b. Cebel (r.a.) bu görüştedir.

“Gündüzün her iki tarafında ve Not B, geceye yakın olan saatlerinde namaz kıl!”(Hud Suresi: 114)

11: 114. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.

114- Ve namazı kıl, ve kıldır, gündüzün her iki tarafında ve gecenin zülfelerinde yani gündüzün başlıca değişme saatlerinin

ikisinde ve gecenin zülfeleri, saçakları demek olan eteklerinde, gündüze yakın olan saatlerinde.

Zülef: Zülfe’nin çoğuludur ve Arapça’da çoğul en az üç sayıdan oluştuğu için bu âyetteki ifadeden anlaşılan sonuç, ikisi gündüzün taraflarında, üçü de gecenin eteklerinde olmak üzere tam beş vakit namaz emredilmiş olduğu açıkça bellidir.

öğle ile ikindiye tarafeyi’n-nehar denilmesinin sebebi şudur: Sabah gündüzün kökü, güneşin doğuşundan öğleye kadar geçen vakit ise gövdesidir. Zevalden sonra öğle ile ikindi de, ta batıncaya kadar olan kısım da taraflarıdır. Şer’an de gündüz vaktinin sabah, öğle ve ikindi olmak üzere başlıca, üç bölümü, üç tarafı vardır. Nitekim bir başka âyette “Gündüzün tarafları” (Tâhâ, 20/130) diye gündüzün üç tarafından söz edilmiştir. Sabah namazı güneş doğmadan önce olduğu için, sabah ve akşam na m azları “zülefen mine’l-leyl” in kapsamı içinde kalmış olurlar. Böylece gündüz namazına iki taraf kalmış olur. Bununla beraber mutlak anlamda “gündüzün iki tarafı” tabiri gündüzün iki ucu veya ortasının iki yanı mânâsına geldiğinden, şer’î anlamda gündüz d e fecir vaktinden geçerli olduğundan birçok âlim, bunun “Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et.” (Tâhâ, 20/130) âyetini örnek alarak sabah namaz 100-el-ÂDİYÂT

Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.

ile ikindi namazı olması gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Gündüzün taraflarından iki taraf: Öğle ile ikindi ve geceden üç zülfe: Akşam, yatsı ve sabah olmak üzere hepsi tam beş vakit namazdır ki, ikamet aynı zamanda namaz kıldırmak anlamına da geldiğinden bunlar cemaatle kılınan namazla r dır, ikamet sünnet, cemaat vaciptir.

Hasılı işte bu beş vakit namazı ikame et.

“Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.”(İsra Suresi: 78)

İsra 78. Ayetinde iki farklı anlama gelen iki ayrı okuma şekli bulunur. Sabah namazını ifade eden şekil “sabah’ın Karnı” ifadesidir. “Sabah Kuranı” ifadesi ise sünnilerce okuyuşta tercih edilen, manada tercih edilmeyen ifade olmuştur.

“Güneşin batıya yönelmesinden, gecenin karanlığına kadar namaz kıl. Sabah vakti de namaz kıl. Zira sabah namazı, görülmesi gerekli bir namazdır.”(İsra Suresi, ayet 78)

17:78- Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.

17:79- Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindi r.

78- Namazı devamlı kıl ve kıldır. Güneşin zevali (batıya kayması) dolayısıyla gece karanlığına kadar ki öğle, ikindi, akşam, yatkı vakitlerini içine alır.

Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki: “Güneşin batıya kayacağı vakitte Cebrail geldi, bana öğle namazını kıldırdı” Sabah Kur’ân’ını da, yani kırâeti özellikle önemli olan sabah namazını da dosdoğru kıl. Muhakkak sabah Kur’ân’ı şahitlendirilmiştir. Ona gece melekleri de gündüz melekleri de hazır ve şahid olur ve bütün kâinat uyanır, insanın gözle görme zevki yükselir

Kur’anda ışa (akşam)’ın yatsı anlamında kullanıldığı bir ayet bulunur; “Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olanlar, üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve akşam namazından sonra. Üçü sizin için mahremdir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz……”(Nur suresi 58.)

NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER

Sabah namazının kılınmasından yani güneşin doğmasından itibaren 45 dakika içinde

Öğle ezanının okunmasına 45 veya 30 dakika kala,

Akaşam ezanına 45 dakika kala güneş batarken

Bu vakitlere Keraet vakti denilir. Kelima olarak iğrenç, tiksinilen şey anlamına gelen Keraetin anlamına göre sabah ve öğle vakitlerindeki keraet vaktind ekılınan namazlar mekruh (kirli), akşam keraetinde kılınan namaz ise geçersiz sayılır.

Yunus 10/5 “Güneşi ziyâ, ayı nûr yapan odur…”

Enbiya 21/33 “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan odur. Her biri bir yörüngede yüzer.”

Yasin 36/38-40 “Güneş kendine ayrılmış yolda akıp gider. Bu, güçlü ve bilgili olanın koyduğu ölçüdür. Ayada da menâzil belirledik; sonunda kuru hurma salkımının sapına döner. Güneş ayı yakalayamaz. Gece, gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

Furkan 25/45-47- Furkan 25/45-47Rabbini görmedin mi; gölgeyi nasıl uzatıyor? Emretse hareketsiz kılardı. Güneşi ona delil yapmıştır. Sonra gölgeyi yavaşça kendine çeker[8]. Geceyi size örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de yayılma vakti yapan odur.”

SÜRYANİ VE ERMENİLERDE NAMAZ (Süryani Kilisesi netinden alıntıdır.)

Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryâniler kaç vakit nasıl namaz kılıyorlar?

Namaz sadece Müslümanlara değil, İslamiyetten önceki ilahi dinlerde de müminlere emrolunan bir ibadetti. Bunun en somut göstergesi Türkiyeli Süryâniler arasında görülmektedir. Onların namaz ibadetlerinde İslamiyetin öngördüğü namaz ile büyük benzerlikler söz konusudur. Günümüzde, dünya Hıristiyanları arasında ibadetlerderinde secde görülen iki topluluk Ortodoks Süryâniler ile Ermenî Gregoryen Kilisesi mensuplarıdır.

Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryânilerin namazında müslümanlardan farklı olarak rükû yoktur. Süryanice’de namaz (salat), Slutho kelimesi ile ifade edilmekte ve dua anlamına gelmektedir. Bu kelime hem namaz hem de dua anlamında kullanılmaktadır.

Süryani inancına göre Hz. İsa vaftiz olduktan sonra namaza başlamıştır. Bu yüzden bir insan namaz kılarsa imanlı olduğunu belli etmiş olur. Namaz bir Süryâ’nin ilk vazifesidir. Bir Hrıstiyan asla namazsız kalmamalı, her daim yüzünü Rabb’e çevirmelidir.

Rabb’e tesbih ve şükür ederek, onun rahmet ve yardımını talep etmelidir. Namaz insan için yiyecek ve giyecek kadar önemlidir ve lüzumludur.

Süryaniler Nasıl Namaz Kılarlar?

Süryânilerde namaz, cemaatle ve bireysel olmak üzere iki türlü kılınır.

Bireysel namaz kişinin tek başına Allah’la baş başa kaldığı, evinde ve iş yerinde kılabildiği namazdır. Cemaatle namaz ise toplu halde Tanrı’nın evinde veya başka bir mekanda kılınabilir.

Kilise kurallarına göre Süryânilerde gün, akşamdan başlıyor.

Namaz sıralanışı da buna göre, akşam, yatsı, gece yarısı, sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde olmaktadır.

Günümüzde bunlar birleştirilerek sabah ve akşam olmak üzere iki vakit halinde icra edilmektedir.

Süryani kilisesinde kıble doğudur.

Süryânilere göre namaz esnasında secde;

a- Sade bir şekilde baş eğilir

b- Belden itibaren eğilinir.

c- Yere kapanıp alnın yere değdirilmesi. (Yere kadar kapanıp tüm ve vücut ve alnın yere değdiriliş ritüelinin kimi Hindularda da görülmektedir)

Kaynak;

Kaynak: http://www.estanbul.com/hiristiyanlikta-namaz-suryani-ve-ermenilerde-namaz-ibadeti-103821.html#.U8QqT_l_v4o

KATOLİK HRİSTRİYANLIK

Hristiyanlıkta Namaz Kılmak Yoktur

Namaz günün belli saatlerinde (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) gerçekleştirilmesi emredilen bazı ayetler okunarak ve belirli hareketler yapılarak gerçekleştirilen bir ibadet şeklidir.

Hristiyanlıkta namaz kılmak yoktur ama dua vardır. Dua aracılığıyla Tanrı’ya yaklaşır sevinçlerimizi dertlerimizi sıkıntılarımızı ve kaygılarımızı O’nunla paylaşırız.

İsa Mesih’in vaftiz olduktan sonra namaza başlamasiyla ilgili bir ayete Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde kesinlikle rastlanmamaktadır.

Ama İsa’nın sık sık sessiz bir yere çekilerek dua ettiğini Kutsal Kitap’ta sıkça görüyoruz. ‘Bu sözleri söyledikten yaklaşık sekiz gün sonra İsa yanına Petrus Yuhanna ve Yakup`u alarak dua etmek üzere dağa çıktı’(Luka 9:28). ‘O günlerde İsa dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı`ya dua ederek geçirdi’(Luka 16:12).


Süryani ortodokslar ve Ermeni gregoryanlar namaz kılarlar mı?

Kudüs’e doğru dönerek secde ederler ki bu uygulama Kutsal Kitap’ta vardır. Bildikleri ezberlenmiş duaları tekrarlarlar ve genel ihtiyaçlar için dilekte bulunurlar. Protestanların dışında Ortodoks ve katolikler Tanrı’yla kişisel bir ilişki kurmak yerine ne yazık ki ezberlenmiş kalıplaşmış duaları bir kaç kez tekrarlayarak İsa Mesih’in Matta 6:7’de söylemiş olduğu bu uyarıyı gözardı etmektedirler. ‘

Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar’(Matta 6:7). İsa Mesih bizlere Matta 6:5-15’te nasıl dua etmemiz gerektiğini öğretirken namaz kılmaktan hiç söz etmedi.

Şekilcilikle ezberlenmiş dualarla belli yönlere dönerek ya da belli hareketleri yaparak Tanrı’ya yaklaşamayız.

O’nu hoşnut edemeyiz. Tanrı her zaman her yerde ve her yöndedir. O bizlerin ruhta ve gerçekte tapınmamızı ister. ‘Tanrı ruhtur O`na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar’(Yuhanna 4:24).

Kaynak: http://www.estanbul.com/hiristiyanlikta-namaz-suryani-ve-ermenilerde-namaz-ibadeti-103821.html#.U8QqT_l_v4o

İslam’da Kıblenin ve Orucun Değişmesi;

Bakara 143 Tefsirinden;

Peygamber Efendimiz Mekke’de iken Kâbe’ye dönerek namaz kılardı. Medine’ye hicretten sonra Kudüs’e doğru namaz kılmaya başlamıştı ki, bunda oradaki Yahudileri İslâm’a ısındırma çabası ve maksadı bulunduğu söylenebilir.

Peygamb er Efendimiz, Medine’ye gelip Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılmaya başlayınca, bu iş Araplar’ın gücüne gitti. Daha sonra tekrar Kâbe’ye dönülerek namaz kılınması emir buyurulduğu zaman Araplar sevindi, yahudilerin gücüne gitti: Yahudiler, “Bu ne iş böyle, k âh buraya, kâh oraya? Bunda kesinlik ve kararlılık olsa böyle olur mu?” diye İslâm’dan çıkıp dinden çıkanlar oldu. Münafıklar, ipe sapa gelmez sözlerle müslümanlar arasına şüphe ve fitne sokmaya çalıştılar. Müslümanlardan bazıları, “Vefat eden arkadaşları m ızın kıldıkları namazlar ne olacak?” diye telaş ve endişeye kapıldılar. İşte bütün bunlara karşı ve daha doğrusu, kıblenin değişmesinden önce bu gibi hallerin olabileceğine işaret etmek üzere bu âyetler inmiştir.

Şunu da iyi biliniz ki, Allah, sizin imanda sebatınızı v e imanınızın eser ve alâmeti olarak kıldığınız namazlarınızı ve iyiliklerinizi hiç yok etmez, kaybolmasına izin vermez. Şu halde kıble değişmiş olunca bundan evvel kıldığınız namazlar ve vefat eden kardeşlerinizin namazları Allah katında zayi olmaz, kaybo l up gitmez. Çünkü Allah kesinlikle insanlara karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir.

144-İşte Allah böyle bir Allah’dır. Ve size bu şekilde bir sırat-ı müstakim verecek ve sabit bir kıble gösterecektir. Hz. Peygamber, yukarıdan beri devam edip gelen bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibril’in yolunu gözlüyor ve atası İ b rahim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâ’be’ye yönelmek için Allah’a dua ediyordu. Nihayet şu âyetler nazil oldu: Ey Muhammed! Biz senin yüzünün sık sık semada dönüp durduğunu görüyoruz, artık seni, pek memnun olacağın bir kıbleye kesinlikle çevireceğiz. Şu halde sen hemen yüzünü doğruca Mescid-i Haram’ın şatrına çevir. Yani, Kâ’be tarafına çevir. Bu suretle eski kıble kaldırılmış ve istikbal-i kıble (kıbleye dönme) farz olmuş oldu.

Bakara 183.ayetin tefsierinden;

Peygamberimizin Medine’ye hicretinin ilk zamanlarında Hz. Peygamber tarafından ayda üç gün, bir de aşûre gününde oruç tutmak, bir nafile olmak üzere emredilmişti ki, buna ilk oruç denir. Hicretten birbuçuk yıl sonra kıblenin değişmesinden sonra Şaban ayının onunda Ramazan orucu farz kılınmıştır.

PROF. DR. MEHMET ÇELİK’İN HRİSTİYANLIK TARİHİNE DAİR KONFERANSI

Prof. Dr. Mehmet ÇELİK’in 2007 yılında Süleymaniye Vakfında verdiği Konferansın Özeti

Hıristiyanların manastır hayatı günümüze kadar hep sırlı olarak kalmıştır. Orada ne olup bittiği herkesçe bilinmez. Kapalı bir dünya… Peki ben böyle esrarengiz bir dünyaya nasıl girdim? İmam Hatip Okulunda öğrenciyken süryani bir papazın çocuklarıyla tanışırdık ve samimiydik. Onları ilk kez o zamanlar da tanıdım. Sonra fakültede Muhammed Hamidullah hoca bana “İslamı anlamak istiyorsan önce dinler tarihini anla” dedi. Sonra yüksek lisans ve doktoramı Süryaniler üzerine yapmaya karar verdim. Süryani dili üzerinde uzun zaman çalıştım. İki buçuk yıl manastıra kabul edilmek için uğraştım. Bu iki buçuk yıllık ısrardan sonra manastıra kabul edildim ve orada beş yıl kaldım.

Manastır Hayatının Tarihi Arka Planı

Yunan Saint Andrew kilisesinde rahibelerin kıldığı paskalya namazı Amerika Ohio

 

Hristiyanlığın manastır hayatını daha iyi anlamak için hristiyan mistisizminin nereden geldiğine bakmak lazım: İsa a.s, o günkü Yahudi materyalizmine ciddi bir mücadele başlatmıştı. Dikkatleri ahret hayatına çekti. isa a.s orijinal ismi Yeşu’dur. Arapçaya İsa olarak geçmiştir. Grekler de İsa a.s’a Christ derlerdi. İsa a.s’ın cemaatına karşıt olanlar onun cemaatini tanıtırken christiyan demeye başladılar. Zamanla İsa a.s’ın cemaatine farklı gruplar katılmaya başladı. Bu yabancı grupların katıldığı sıralarda Pavlos da bu cemaata katıldı. Ve günümüzdeki anlamda Hıristiyanlığı kuran kişi bu pavlos’tur. Pavlos Musa a.s şeriatına savaş açtı. Şeriatı kaldırdı.

Pavlos taraftarlarıyla İsa a.s çekirdek cemaati arasındaki mücadele 3 asır sürdü. Mücadeleyi 3 asır sonra Pavlos taraftarları kazandı. Zamanla Roma İmparatorluğu pavlos taraftarı bu hristiyanlara aşırı baskılar yapmaya başladı. Bu aşırı baskı ve zulümler hristiyanlıkta manastır hayatını doğurdu. Askerlerin ulaşamayacağı sarp yerlerde ve mağaralarda manastırlar kuruldu. Roma imp. Hristiyanlığı kabul edince bile manastır hayatı hristiyanlığın resmi bir kurumu olarak yerini korudu. Manastırlar genelde doğu hristiyanlığında yaygındır. Mesela 4. Yüzyılda doğuda 100’den fazla büyük manastır vardı. Bu manastırlarda insan tabiatına zıt çok ağır kurallar vardı. Örneğin Türkiye’de bulunan peri bacalarının olduğu bölgeye klise tarihlerinde oranın adı: “keşişler vadisi” dir.

Peri bacaları da tabii oluşmuş yerler değil, keşişlerin inzivaya çekilmeleri için özel yapılmış yerlerdi. O yer altı şehirlerinde on binlerce insan katledilmiştir. Devlet (Bizans) hristiyandı ve hristiyanları katlediyordu. Bunun sebebi devletin kayzero papizm siyasal sistemini ülkede oturtmak içindi. Yani tek din, tek mezhep, tek kilise ve tek devlet siyasetidir. Yani devlet süryani, keldani, nasturi ve kıbti gibi farklı mezhepleri yok etmek istiyordu. Bizans ordusunun başında da fener rum patrikleri giderlerdi. Mesela o döem patriklerinden birinin (Patrik Akatiyüs) kilise tarihinde belirtildiğine göre bir defasında halep bölgesinde 115 000 hristiyan Bizans askerleri tarafından koyun boğazlanır gibi boğazlanmıştı. İmparator Jüstin döneminde Antakya tümden boşaltılır. Antakyanın o günkü nüfusu 550 000’dir O dönemde dünyada bir şehrin ortalama nüfusu 10 ile 20 bin arasındadır. Antakya o dönemde dünyada üç büyük yerleşim yerinden biriydi. (Roma, Antakya ve İskenderiye.) Antakyada yapılan katliamlarrda asi nehri günlerce kan akmıştır. Antakyada ki hridtiyan halkın erkeklerini öldürmüşler çocuklarını ermenistana sürmüşler kadınlarını da İstanbula getirmişlerdi (soylarını kesmek için). O tarihe kadar İstanbulda manastır yoktu. O günden sonra yüzlerce manastır aniden ortaya çıktı. Bu manastırlardakiler Antakyadan getirilen kadınlardı. Bizansta bunlar olurken, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında büyük fetihler yapılıyordu. Bu fetihleri kolaylaştıran sebeplerin en öenmlisi Bizans tarafından hristiyan halka yapılan bu akıl almaz zulümlerdir. Hatta Hz. Ömer’e verilen “Faruk” sıfatını bu zulme uğrayan hristiyanlar vermişlerdir. Onlar Hz. Ömer’e “Foruko” diyorlardı. Foruko kurtarıcı demekti. Ben bunu yüzlerce Kıbti ve Keldani kitaplarında gördüm. Hz. Ömer’e “Hak ile Batılı ayırdeden” anlamında “Faruk” lakabının verilmesi olayı sahih değildir. Zaten bu kelime arapça olsaydı Fail vezninde Farik şeklinde olurdu. O gün İslam orduları ve biz Türkler Anadoluya gelmeseydik bu gün dünyada Ermeni ve Süryani diye bir ırk kalmayacaktı. Yani doğu hristiyanı kalmayacaktı. Ermenilerin o dönemlerinde (7. Yüzyıl ile 12. Yüzyıl arası) yazılan tarih kitaplarına baksınlar türkler hakkında neler yazmışlar. Biz ermeniceyi öğrenmiyoruz onlar da gerçekleri yazmıyorlar. Türkler ve Arap orduları Anadoluya gelmeselerdi bu gün Ermeniler olmazdı. O dönemde Ermeniler türkleri kurtarıcı olarak görmüşlerdi. Örneğin Kılıçarslan vefat ettiği zaman tüm süryani kliselerinde 40 gün yas ilan edilir ve 3 gün oruç tutulur. Rum kliselerinde de 3 gün yas ve oruç tutulur. Bizi çok seven ermenilere tarihte “millet-i sadıka” denmiştir. Ama ermeniler 19. Yüzyılda yanlış insanların peşine düşerek yanlışlar yaptılar ve çok acıların yaşanmasına sebep oldular. Ama bu yanlışı süryaniler yapmadı.

Manastır Hatıraları

Şimdi de 5 yıllık manastır hatıralarımdan biraz bahsedeyim: Manastır hayatını ve ruhban psikolojisini bilmeden hristiyanlığı anlamak mümkün değildir. Çok yakın zamana kadar doğu hristiyanlarında 5 çocuğu olan bir aile çocuklarından birini manastıra bağışlamak zorundaydı. İşte o manastırda böyle biriyle tanıştım. Adı Abona Tomas’tı. 5 yaşında manastıra bağışlanmıştı. Ben oradayken (1982 yılında) 51 yaşındaydı. 46 yıllık manastır hayatında sadec 3 kez dışarıya çıkmış birisiydi. (Hastalandığı için Midyata getirmişlerdi.) Sakalları göbeğinde saçları 3 numaraydı. Yaşantısı tam bir ruhban hayatıydı. Sadece ibadet zamanı kiliseye iner yemek zamanı da yemekhaneye gelirdi. Ona nasılsınız denirse sadece “sağol” der. Siz nasılsınız demezdi. Bunu lüzumsuz bir kelam addederdi. Kilise ve yemekhane hariç hücresinden hiç çıkmazdı. Çok uzun tesbihleri vardı. Saatlerce “Aloho, Aloho, Aloho” diye binlerce kez Allah’ı zikrederdi. Gece gündüz ibadet ederdi. Ben manastıra ilk gittiğim zaman manastır reisi bana dedi ki: “Hocam bu Abona’ya dikkat et.” Ben bu uyarının ne anlama geldiğini pek anlayamamıştım. Oraya gidişimin daha ilk ayında bir gece ben uyurken bu Abona Tomas boğazıma yapışıp üzerime çöktü. Ben bağırdım herkes ayaklandı Abona beni bırakıp kaçtı. Manastır baş rahibi (Şu anda metropel olan Samuel Aktaş) Abona’ya: “Bu bizim misafirimizdir, buna bir şey olursa devlet bize şune eder bunu eder” gibi ifadeler kullanarak çok kızdı ve böyle birşeyi tekrar ederse onu aforoz edip manastırdan atmakla tehdit etti. Bunun sebebini sonradan anladım. Abona, beni kafir olarak görüyordu ve beni öldürerek İsa katındaki derecesini yükseltmeki istiyordu. Bu sadece bir örnektir. Ruhban hayatı yaşayan insanların % 90’ı psikolojik yönden dengesizdir. Sağlıklı kişiler değildirler. Çünkü fıtratı çok zorlayan bir hayat yaşıyorlar. Rabulanın koyduğu kuralları kendilerine rehber etmişler. Karıştırmamak lazım papazlar evlenebilirnormal hayat yaşayabilir. Her şeyden kendilerini tecrit edenler rahiplerdir. Ama papalar askeriyedeki ast subay sınıfı gibidirler. Onlardan general falan olmaz. Subay olamazlar. Rahipler ise subay takımı gibidirler. Generaller bunlardan çıkar. Piskoposlar, metropolitler, kardinaller, papalar, patrikler bu ruhbanlar arasından çıkar. Hristiyanlığı anlamak istiyorsanız rahiplerin psikolojilerini anlamak zorundasınız. Çünkü hristiyanlığa yön verenler bunlardır. Tarihteki hristiyanlıktan kaynaklanan mücadelelerin altında da bu psikoloji yatmaktadır. Tüm dünya nimetlerinden kendilerini men eden ruhbanları korkunç bir hakimiyet duygusu ve hırs sarmaktadır. Klise tarihlerinde her patrik seçiminde yüzlerce hatta binlerce insanın katledilmesi bir gerçektir. Bunun altnda klisede dönen akıl almaz paralar ve hakimiyet kavgası yatmaktadır. Hristiyanlık tarihi tamamen ruhbanların hakimiyet mücadelesidir. O yaşantı tarzı bu insanların o duygusunu çok geliştirmiştir. Rahipler evlenmez, et yemez, doğudaki rahipler siyah ve eziyet edici giysiler giyerler, yine doğuda ruhbanları meşgul etmek için sabahtan akşama kadar eski kitapları istinsah ettirirler yani önceden yazılmış kitapları el yazısı ile yazdırırlar. Buna da bir kutsallık havası verirler. Buradaki amaç kitap sayısını artırmak değil ruhban hayatı yaşayan o kişiyi meşgul etmektir. Bunların hepsi insan fıtratına aykırı şeylerdir ve insanın yapısını bozar.

Manastırda Namaz

Bizim ilim adamlarımız ve bazı dinler tarihçisi olan hocalarımız, Pazar günü kilisede yapılan ayini hristiyanların ibadeti zannediyorlar. Hayır Hıristiyanlıkta böyle bir ibadet yoktur. Zaten bir papaza da sorduğunuz zaman onu ibadet olarak söylemez. Pazar günleri yaptıkları ayinleri bizim mevlüt törenlerimize benzetebiliriz. Onların inancına göre İsa a.’ın öldükten sonraki dirilişini sembolize etmek ve onu ayinle kutlama mantığı vardır Pazar ayinlerinde. Şimdi size tüm Ortodoks manastırlarındaki ibadetten bahsedeyim. Bu ibadeti bugün sadece ruhbanlar yapıyorlar. Ruslarda, Yunanlılarda, Kıbtilerde, Nasturilerde, Süryanilerde, Sırplarda, Ermenilerde, Bulgarlarda, Maronilerde, Keldanilerde manastırda günde beş vakit farz namaz kılınır. Sabah namazları 4 rekattır ve güneş doğmadan önce kılınır. Öğle namazı 10 rekattır ve güneş zevaldeyken kılınır, akşam namazı 6 rekattır ve güneş battıktan sonra kılınır. Ben Süryani manastırında kaldığım 5 yıl boyunca onların topluca kıldıkları bu namazlara şahitlik ettim. Kilisede en ön safta erkekler vardır. Ardında çocuklar, en arkada da kadınlar bulunur. Kadınlara tesettür de aynen bizde olduğu gibi farzdır. Aslında normal bir Hıristiyan kadının tesettürü de bir rahibe tesettürü gibi olmalıdır onlara göre. Onlar namazda ayakta durmaya “gıyomo” (kıyam) derler. Ayaktayken ellerini dirseklere yakın bir yerden bağlarlar. (Kıpti, Süryani, Nasturilerde) Namazda kıraatte Zeburdan okuyorlar. (Çünkü onlar incil’i bir biyoğrafi olarak kabul ederler.) Kıraatten sonra rukuya gidiyorlar. Rukuyü aynen bizim gibi yapıyorlar ama zaman olarak daha fazla duruyorlar. Ruküdan sonra tekrar düzeliyorlar. Sonra secdeye gidiyorlar. Kimisi alnını yere koyuyorlar kimisi alnı yere bir karış kalana kadar yaklaştırıyor. Onların namazlarında oturma yoktur. (Ka’de) Namazlarını iki rekat olarak kılarlar. Örneğin 10 rekatlık öğle namazını 2’şer 2’şer kılarlar. Bu üç vakti (sabah, öğle, akşam) cemaatle kıldıktan sonra diğer iki vakti de kendi odalarında tek başlarına kılarlar. Fakat bu iki namaz da farzdır. Bunlar da bizim yatsı ve ikindi namazlarımıza tekabul eden vakitlerde kılınır. Bu iki namaz çok önceki zamanlarda cemaatle kılınırmış ama sonra ictihatla ferdi kılınmaya başlanmış. İşte onların farz namazları bu şekildedir. Bunlardan başka iki namazları daha vardır ki onlar da nafiledir. Bunlardan biri aynen bizim kuşluk namazı vaktinde kıldıkları namazdır. Birisi de gece yarısı kıldıkları namazdır.

Bunların dışında Süryanilerin siyasi ve ictimai çalışmalarıyla ilgili çeşitli bilgiler verilmiştir. Dış güçlerin Süryaniler üzerinden ülkeyi karıştırma hesaplarından bahsedildi. (Konferansın son 20-25 dakikalık bu bölümünde de çok önemli ve faydalı bilgiler veriliyor)

Prof. Dr. Mehmet Çelik kimdir:

1979 yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Tarih alanında 1981 yılında Yüksek Lisans, 1985 Yılında ise doktorasını bitirdi.Halen Celal Bayar Üniversitesi Ortaçağ tarihi ABD başkanlığını yapan Çelik, özellikle Fener Rum Patrikhanesi ve Süryani Kilisesi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.

Konferansın aslını şu linkten dinleyebilirsiniz:

http://www.kurandersi.com/vakiftaki-etkinlikler/hristiyantiyanlikta-manastir-hayati/prof.dr.mehmet-celik-hristiyanlik.html

Yazar: Prof. Dr. Mehmet Çelik

06-08-11

E mail: kurandersi.com

 Budist Namazı

Hindu Şiva tapınağında namaz

 

 

Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı | 1 Yorum

TALMUD PEDOPHİLİA MARRIAGE 3 YEARS OLD BABY


IS THE RELIGION PERVERSION?

READ AND DECIDE!

THIS ARTICLE CITED FROM; http://www.dailystormer.com/talmud-pedophilia-the-jewish-religion-allows-sex-with-3-year-old-baby-girls-and-little-boys-under-nine/

Talmud Pedophilia: The Jewish Religion Allows Sex with 3-Year-Old Baby Girls and Little Boys Under Nine
Rev. Ted Pike
March 2, 2014

 

Jews are a race of unbelievable monsters. Who on earth would publish religious books saying it is okay to have sex with babies? At least in Islam the girl has to be nine before you are allowed to penetrate her.
For nearly a century, the Jewish-dominated Hollywood film industry and big media have conspicuously influenced Christian America away from Biblical morals and values. (See, “Jews Confirm Big Media Is Jewish“)

Yet, with the hippie rebellion of the early sixties, the Jewish media found exponential opportunities to hasten America’s moral decline. Encouraging drugs and pornography it persuaded America that “free love” and living together outside of marriage were socially acceptable. With astonishing rapidity the movie, TV, and print media helped produce a generation of sexual libertines. By the end of the sixties, it hastened the sexual revolution to its next stage, homosexuality.

Now, more than 40 years later, even homosexuality has lost its attraction to many children and grandchildren of the hippie generation. Pedophilia (sex with little boys and girls along with child pornography) is the latest underground obsession sweeping America and the world.

Last fall, I alerted the nation to the power of the pedophile lobby in Congress; Sen. Edward Kennedy, long backed by homosexuals in support of the federal anti-hate bill, betrayed them to favor the evidently more powerful and rewarding pedophiles. (See “How Kennedy and His Pedophiles Weakened the Child Safety Bill“)

Rotten Roots

What kind of moral foundations do Jews of the media rest upon, that they could consciously ignite and fan the flames of a sexual inferno that continues to ravage our once Christian society?

Virtually all the media moguls who founded Hollywood and the big three TV networks were immigrants, or their children, from predominantly orthodox Jewish communities in Eastern Europe.

The Talmud is the holiest book in Judaism. They don’t even really red the Old Testament anymore.
In the late 19th century, most European Jews were a people of the book. But their book wasn’t the Bible. It was the Babylonian Talmud. To this day, the Talmud remains Judaism’s highest moral, ethical and legal authority.

Does the Talmud share Christianity’s foundation of wholesome moral values? Hardly. Instead, the Talmud is the sleazy substrata of a religious system gone terribly astray; it is that code of Pharisaic unbelief Christ described as “full of all uncleanness” (Matt. 23:27). Shockingly, Judaism’s most revered authority actually endorses such sins as lying, oath-breaking, and indirect murder. And it even sanctions one of the greatest sins of all: child molestation.

Three Year Old Brides

When Christ accused the Pharisees of His day of being Satan’s spiritual children, He fully realized what they were capable of. Second century Rabbi Simeon ben Yohai, one of Judaism’s very greatest rabbis and a creator of Kabbalah, sanctioned pedophilia—permitting molestation of baby girls even younger than three! He proclaimed, “A proselyte who is under the age of three years and a day is permitted to marry a priest.” 1Subsequent rabbis refer to ben Yohai’s endorsement of pedophilia as “halakah,” or binding Jewish law. 2 Has ben Yohai, child rape advocate, been disowned by modern Jews? Hardly. Today, in ben Yohai’s hometown of Meron, Israel, tens of thousands of orthodox and ultra-orthodox Jews gather annually for days and nights of singing and dancing in his memory.

References to pedophilia abound in the Talmud. They occupy considerable sections of Treatises Kethuboth and Yebamoth and are enthusiastically endorsed by the Talmud’s definitive legal work, Treatise Sanhedrin.

The Pharisees Endorsed Child Sex

The rabbis of the Talmud are notorious for their legal hairsplitting, and quibbling debates. But they share rare agreement about their right to molest three year old girls. In contrast to many hotly debated issues, hardly a hint of dissent rises against the prevailing opinion (expressed in many clear passages) that pedophilia is not only normal but scriptural as well! It’s as if the rabbis have found an exalted truth whose majesty silences debate.

Because the Talmudic authorities who sanction pedophilia are so renowned, and because pedophilia as “halakah” is so explicitly emphasized, not even the translators of the Soncino edition of the Talmud (1936) dared insert a footnote suggesting the slightest criticism. They only comment: “Marriage, of course, was then at a far earlier age than now.” 3

In fact, footnote 5 to Sanhedrin 60b rejects the right of a Talmudic rabbi to disagree with ben Yohai’s endorsement of pedophilia: “How could they [the rabbis], contrary to the opinion of R. Simeon ben Yohai, which has scriptural support, forbid the marriage of the young proselyte?” 4

Out of Babylon

It was in Babylon after the exile under Nebuchadnezzar in 597 BC that Judaism’s leading sages probably began to indulge in pedophilia. Babylon was the staggeringly immoral capitol of the ancient world. For 1600 years, the world’s largest population of Jews flourished within it.

As an example of their evil, Babylonian priests said a man’s religious duty included regular sex with temple prostitutes. Bestiality was widely tolerated. So Babylonians hardly cared whether a rabbi married a three year old girl.

A temple prostitute of Babylon
But with expulsion of the Jews in the 11th century AD, mostly to western Christian lands, Gentile tolerance of Jewish pedophilia abruptly ended.

Still, a shocking contradiction lingers: If Jews want to revere the transcendent wisdom and moral guidance of the Pharisees and their Talmud, they must accept the right of their greatest ancient sages to violate children. To this hour, no synod of Judaism has repudiated their vile practice.

Sex with a “Minor” Permitted

What exactly did these sages say?

The Pharisees justified child rape by explaining that a boy of nine years was not a “man” (See, “Judaism and Homosexuality: A Marriage Made in Hell“) Thus they exempted him from God’s Mosaic Law: “You shall not lie with a male as one lies with a female; it is an abomination” (Lev. 18:22) One passage in the Talmud gives permission for a woman who molested her young son to marry a high priest. It concludes, “All agree that the connection of a boy aged nine years and a day is a real connection; whilst that of one less than eight years is not.” 5 Because a boy under 9 is sexually immature, he can’t “throw guilt” on the active offender, morally or legally. 6

Presumably, the majority of little Jewish boys get raped before they are nine by Rabbis. They get caught doing this constantly. But nevermind that gojim – go exaggerate the crimes of the Catholic church.
A woman could molest a young boy without questions of morality even being raised: “…the intercourse of a small boy is not regarded as a sexual act.” 7 The Talmud also says, “A male aged nine years and a day who cohabits with his deceased brother’s wife acquires her (as wife).” 8 Clearly, the Talmud teaches that a woman is permitted to marry and have sex with a nine year old boy.

Sex at Three Years and One Day

In contrast to Simeon ben Yohai’s dictum that sex with a little girl is permitted under the age of three years, the general teaching of the Talmud is that the rabbi must wait until a day after her third birthday. She could be taken in marriage simply by the act of rape.

R. Joseph said: Come and hear! A maiden aged three years and a day may be acquired in marriage by coition and if her deceased husband’s brother cohabits with her, she becomes his. (Sanh. 55b)

A girl who is three years of age and one day may be betrothed by cohabitation. . . .(Yeb. 57b)

A maiden aged three years and a day may be acquired in marriage by coition, and if her deceased husband’s brother cohabited with her she becomes his. (Sanh. 69a, 69b, also discussed in Yeb. 60b)

It was taught: R. Simeon b. Yohai stated: A proselyte who is under the age of three years and one day is permitted to marry a priest, for it is said, But all the women children that have not known man by lying with him, keep alive for yourselves, and Phineas (who was priest, the footnote says) surely was with them. (Yeb. 60b)

[The Talmud says such three year and a day old girls are] . . . fit for cohabitation. . . But all women children, that have not known man by lying with him, it must be concluded that Scripture speaks of one who is fit for cohabitation. (Footnote to Yeb. 60b)
The example of Phineas, a priest, himself marrying an underage virgin of three years is considered by the Talmud as proof that such infants are “fit for cohabitation.”

The Talmud teaches that an adult woman’s molestation of a nine year old boy is “not a sexual act” and cannot “throw guilt” upon her because the little boy is not truly a “man.” 9But they use opposite logic to sanction rape of little girls aged three years and one day: Such infants they count as “women,” sexually mature and fully responsible to comply with the requirements of marriage.

The Talmud footnotes 3 and 4 to Sanhedrin 55a clearly tell us when the rabbis considered a boy and girl sexually mature and thus ready for marriage. “At nine years a male attains sexual matureness… The sexual matureness of woman is reached at the age of three.”

No Rights for Child Victims

The Pharisees were hardly ignorant of the trauma felt by molested children. To complicate redress, the Talmud says a rape victim must wait until she was of age before there would be any possibility of restitution. She must prove that she lived and would live as a devoted Jewess, and she must protest the loss of her virginity on the very hour she comes of age. “As soon as she was of age one hour and did not protest she cannot protest any more.” 10

The Talmud defends these strict measures as necessary to forestall the possibility of a Gentile child bride rebelling against Judaism and spending the damages awarded to her as a heathen – an unthinkable blasphemy! But the rights of the little girl were really of no great consequence, for, “When a grown-up man has intercourse with a little girl it is nothing, for when the girl is less than this (three years and a day) it is as if one put the finger into the eye.” The footnote says that as “tears come to the eye again and again, so does virginity come back to the little girl under three years.” 11

In most cases, the Talmud affirms the innocence of male and female victims of pedophilia. Defenders of the Talmud claim this proves the Talmud’s amazing moral advancement and benevolence toward children; they say it contrasts favorably with “primitive” societies where the child would have been stoned along with the adult perpetrator.

Actually, the rabbis, from self-protection, were intent on proving the innocence of both parties involved in pedophilia: the child, but more importantly, the pedophile. They stripped a little boy of his right to “throw guilt” on his assailant and demanded complicity in sex from a little girl. By thus providing no significant moral or legal recourse for the child, the Talmud clearly reveals whose side it is on: the raping rabbi.

Pedophilia Widespread

Child rape was practiced in the highest circles of Judaism. This is illustrated from Yeb. 60b:

There was a certain town in the land of Israel the legitimacy of whose inhabitants was disputed, and Rabbi sent R. Romanos who conducted an inquiry and found in it the daughter of a proselyte who was under the age of three years and one day, and Rabbi declared her eligible to live with a priest.
The footnote says that she was “married to a priest” and the rabbi simply permitted her to live with her husband, thus upholding “halakah” as well as the dictum of Simeon ben Yohai, “A proselyte who is under the age of three years and one day is permitted to marry a priest.” 12

These child brides were expected to submit willingly to sex. Yeb. 12b confirms that under eleven years and one day a little girl is not permitted to use a contraceptive but “must carry on her marital intercourse in the usual manner.”

In Sanhedrin 76b a blessing is given to the man who marries off his children before they reach the age of puberty, with a contrasting curse on anyone who waits longer. In fact, failure to have married off one’s daughter by the time she is 12-1/2, the Talmud says, is as bad as one who “returns a lost article to a Cuthean” (Gentile) – a deed for which “the Lord will not spare him.” 13 This passage says: “… it is meritorious to marry off one’s children whilst minors.”

The mind reels at the damage to the untold numbers of girls who were sexually abused within Judaism during the heyday of pedophilia. Such child abuse, definitely practiced in the second century, continued, at least in Babylon, for another 900 years.

A Fascination with Sex

Perusing the Talmud, one is overwhelmed with the recurrent preoccupation with sex, especially by the most eminent rabbis. Dozens of illustrations could be presented to illustrate the delight of the Pharisees to discuss sex and quibble over its minutest details.

BABİLDE BİR TAPINAK FAHİŞESİ RESMİ. BABİLİN DİNİ SABİLİKTİ.

Jews are genetically driven to sexual perversion.
The rabbis endorsing child sex undoubtedly practiced what they preached. Yet to this hour, their words are revered. Simeon ben Yohai is honored by Orthodox Jews as one of the very greatest sages and spiritual lights the world has ever known. A member of the earliest “Tannaim,” rabbis most influential in creating the Talmud, he carries more authority to observant Jews than Moses.

Today, the Talmud’s outspoken pedophiles and child-rape advocates would doubtlessly spend hard time in prison for child molestation. Yet here is what the eminent Jewish scholar, Dagobert Runes (who is fully aware of all these passages), says about such “dirty old men” and their perverted teachings:

There is no truth whatever in Christian and other strictures against the Pharisees, who represented the finest traditions of their people and of human morals. 14
Aren’t Christ’s words more appropriate?

Woe unto you, scribes and Pharisees, hypocrites! for ye are like unto whited sepulchres, which indeed appear beautiful outward, but are within full of dead men’s bones, and of all uncleanness. Even so ye also outwardly appear righteous unto men, but within ye are full of hypocrisy and iniquity. (Matthew 23:27, 28.)
(Adapted from Ted Pike’s book, Israel: Our Duty, Our Dilemma)

Endnotes:

1 Yebamoth 60b, p. 402.
2 Yebamoth 60b, p. 403.
3 Sanhedrin 76a.
4 In Yebamoth 60b, p. 404, Rabbi Zera disagrees that sex with girls under three years and one day should be endorsed as halakah.
5 Sanhedrin 69b.
6 Sanhedrin 55a.
7 Footnote 1 to Kethuboth 11b.
8 Sanhedrin 55b.
9 Sanhedrin 55a.
10 Kethuboth 11a.
11 Kethuboth 11b.
12 Yebamoth 60b.
13 Sanhedrin 76b.
14 Dagobert Runes, A Concise Dictionary of Judaism, New York, 1959.

Yazının linki; http://www.dailystormer.com/talmud-pedophilia-the-jewish-religion-allows-sex-with-3-year-old-baby-girls-and-little-boys-under-nine/

Arkeoloji-Dinler Tarihi, Tarih içinde yayınlandı