SÜMER, AKAD, BABİL, SABİ MİTOLOJİLERİ


SÜMER, AKAD, BABİL, SABİ  MİTOLOJİLERİ

Sümer mitolojisinin en eski dinler olan, Hinduluk, Zerdüştlük, Sabilik, Mısır Ra dini gibi dinlerin temeli olduğu iddia edilir. Bunun çağdaş dinler kabul edilen Hristiyanlık ve İslam’a olan etkilerini de Tevrat, İncil, Kur’an ayetleriyle destekledim.

“80” sayfa kadar olan çalışmamın İngilizce yazılmış akademik kaynaklarından dilimize çevririleri ve derlemeleri bana aittir.

Akad, Babil kavimleri At Tanrısı dinine inandıklarından dünyanın en eski dinlerinden olan Sabilerdir.  Sabiliğin günümüzdeki son hali Yahudilik, Nasranilik, Süryanilik ve İslamdır. Bakara 62, Hac 17 ayetleri Sabilerin iyilerinin cennete gireceğini bildirir. Peygamber Muhammet’in dokuz yaşında iken Büşra şehri manastırı rahibi Bahira, sırtındaki peygamberlik mührünü keşfetmiş ve onun peygamber olduğunu söylediği bütün siyer kitaplarında geçer. Rahip Bahira, Arabistan kiliselerinden sorumlu yüksek rütbeli bir Episkopostur ve Nasrani Hristiyanıdır.

Sabiler, bu üç dini mezhepleri olarak sayarlar. Adem ve Hava çiftinden ensest üreme yoluyla, Adem’in üçüncü oğlu Şit’in soyundan geldiklerine inanırlar. Meraklısı bu blog arşivinde “Antik Sabiler ve Din Kitapları” yazımı okuyabilirler.

Meraklıları her gün artan mitoloji severlere 10 yıl kadar önce hazırladığım ve bilgisayarımda unuttuğun bu yazıyı geç de olsa takdim ediyorum.

İyi okumalar.

Sümer Mitolojisi

SÜMERLER:

1843 yılına kadar bu kavimden dünyanın haberi yoktu.Her şey böyle başladı;

Eski İran Hanedanlarından olan AKAMANIŞ (Sami dilinde “Bilge Adam”) ‘ların anıtlarında ve mühürlerinde görülen yazıyı oluşturan işaretlerin başlangıçta süsleme amaçlı olduğu sanılmıştı.1686 yılında eski İran’ın başkenti Persepolis’i ziyaret eden Engelbert Kampfer bu işaretleri “Kamalar “ ve “çivi” şekilli basılar olarak tanımlamıştır. O zamandan beri de bu yazılara “Çivi Yazısı “ veya “cuneiform” adı verilir. Bunlar incelendikçe araştırılan alan Irak, Mezopotamya (İki Nehir Arası = Dicle-Fırat) bölgesine kadar genişledi.

1843 yılında Fransız Paul Emile BOTTA Sultan II. Mahmut’tan aldığı kazı izni ile Musul yakınlarında Korsabad’da ilk büyük amaçlı kazısını başlatır.

Çivi yazılarının bu bölgeyi “Dur Sarru Kin” yani eski Sami dilince “Adil Kralın Sulu Şehri” olarak adlandırdıklarını tespit ettiler. Bu başkentin tam ortasında yan yana kondukları zaman iki kilometre kadar uzunluğa ulaşacak olan yarım kabartmalarla bezenmiş duvarları olan muhteşem bir sarayı,şehre ve kraliyet binalarına hakim şekilde yapılmış “Ziggurat” adı verilen bir piramiti de içinde bulundurmaktaydı.

Bu yapının “tanrılar için “Göklere giden Merdiven” olarak hizmet verdiği düşünülmekteydi. Çözülen yazıtlar da bu amaçla kullanıldığını kanıtlamıştı.

Şehrin geniş bir alana kurulmuş olması, sarayları, tapınakları, evler, ahırlar, depoları, süslemeleri sütunları ve sanat eserleri ile büyük kuleleri, surları, terasları, bahçelerini ortaya çıkaran kazılar beş yıl içinde tamamlandı. Bu şehrin Kralının II.Sargon olduğu da ortaya çıkmıştı.

Aynı dönem de de İngiliz Arkeolog Henry Layard da Ninova’yı ortaya çıkarır. Daha da hızlanan arkeologlar kazdıkça eski daha eskiyi bulurlar.Artık yeni bulunan medeniyetlere isim veremez olurlar.İncil ve Tevrat’ın tanımladığı kavim isimlerinin daha da gerisine düşerler.

1853 yılında Kraliyet Asya Derneğinde konuşan Sir Henry Rawlingson bu tabletlerdeki isim ve dillerin “ne Sami,ne de Hint-Avrupa “ dillerinde olduğunu yeni bir dil olduğunu gizemli bir halka ait dil olduğunu söyler.Kral isimleri artık bir anlam içermiyordu.

 

Sizce de öyle mi?

Sargon’un önceleri danışmanlığını yaptığı kralın adı “Urzababa” Ur, İbrahim’in şehri,Baba bunu bilmeyen var mı? Sanki,  “Ur’un babası”  gibi. O zamanki Osmanlı da zaten “Osmanlıca olarak konuştuğundan yaşayan bir “Türkçe” de yoktu. Burası işin makarası. Ciddiyete gelelim.Ninova’da biraraya getirilen 25.000.kil tablet incelenmeye başlanır.23.numaralı tabletin metni ilgi çekicidir.”

Asurbanipal’in ağzından nakledilen bu metnin ifadesi şöyledir;

 

Kâtiplerin Tanrısı bana sanatının bilgisini lutf edip hediye etti.

Yazının gizlerine inisiye edildim

Sümerce yazılmış olan çetrefilli tabletleri bile okuyabilirim.

Tufandan önceki günlerin taş yontularındaki muammalı sözleri anlıyorum.”

 

Daha sonra bulunanlar da Mezopotamya’nın ilk krallarının ünvanlarının “Sümer ve Akkad’ın Kralı” şeklinde alındığını tespit ederler. Bunu üzerine Fransız Nümismatik (Eski paralar ile ilgilenen bilim)ve Arkeoloji Derneğine bu halkın “Sümerliler” olarak anılmasını önerir.Telaffuz olarak da “Şumer” olarak Tevrat’a göre de “Şinar”’a uygun.Yani “Güneş” diyarı.

 

Bu kazılar 1935 lere kadar, tercümeleri ise 1950’lere kadar sürdü.Ancak çalışmalar halen bile devam etmektedir.

Sonraki tablet tercümelerinde ise tufan öncesi dâhil dünyanın 470.000 yıllık kayıp tarihi hakkında bilgiler de derlenmiştir. Türkçe’ye uygun veya birebir Türkçe çok sayıda kelime içermesi bu milletin Kuzey’den gelerek bu medeniyeti kurması, onların “Türk” olduğunu düşündürmektedir. Sümerbank’lar falan bundan sonra gelmeye başlar. Kazıyı yapan Arkeologların bölgenin yerli halkı olan Kürt”leri “Sümerli”ler olarak yorumlamalarından sonra “Osmanlının bölünme projelerine de bu konu kaynaklık eder.”Kürt meselesi”başlıklı yazımda bu konuyu geniş bir şekilde açıkladığım için bilgi vermeye gerek görmüyorum. Bunun da ne Türk ne de Kürt olmadığı belirlendi. Sadece 500 Türkçe kelimenin de “Sümerce” olduğu da tespit edilmiş bulunmaktadır.

Bu halkın tapınakları ve bunlardan sonraki Mısır, Hitit, Yunan Hint dönemi tapınaklarının da “İnsanlar” için değil “Tanrılar” için yapıldığıdır.Aşağıda Kur’anın bile bunu doğrulayan bir ayetini okuyacaksınız.

Sümerlerin Tanrı Panteonları “12” lik tanrı gruplarıdır. Hepsinin itaat ettiği tek tanrı da “Anu” dur.

 

Biraz da mühürler ve tabletler hakkında bilgi verelim;

 

SÜMER MÜHÜRLERİ ve TABLETLERİN YAPILIŞI:

2*6 cm ebadında granit, çakmaktaşı gibi taşlara silindir biçimi verilir,sonra yazılmak istenen yazı veya resim, kesici bir aletle yontularak silindir taşın üzerine kazınır.Elenmiş killi toprağın suyla harç yapılarak bir kalıbın içine konulmasından sonra,hazırlanan kil tablet kalıplarının üzerinde bu mühür yuvarlanarak yazı ve resmin düzgün anlaşılır biçimde toprak üzerinde görüntüsü elde edilir.Bu kalıpla ihtiyaç kadar kil tablete aynı yazı ve şekilden üretmek de mümkündür.İşlem sona erdikten sonra tabletler fırına verilerek toprak  pişirilir.İşte size üzerinde sahtecilik bile yapılamayacak bir evraklama sistemi.Tarihin ilk matbaası.aşağıda örneklerini görüyorsunuz;

 

ENUMA ELİŞ

(Sümer Evren Yaratılış Destanı)
Başlangıçta sadece su ve onun üzerinde salınıp duran sis mevcuttu. Baba Apsu (Sümerce; Ab – Zu) ortaya çıktı ve tatlı suların efendisi oldu, Ana Tiamat ortaya çıktı, tuzlu suları yönetti ve her iki su birlikte aktılar. Tatlı ve acı suların birbirlerine karışmasından varlıklar meydana gelir. Bunlar erkek ve dişi birer çift olarak yaratılırlar; birinci çift Lakmu (Sümerce; Lagma) ile Lakamu (Sümerce; Lagama) ya da Lahmu ve Lahumu’dur. Apsu ve Tiamat’ın oğlu Mummu, suları kaplayan sislerin içindeydi. Ne yukarıdaki gökler ne de yeryüzü henüz ortaya çıkmamıştı. Suların üstünde henüz ne bataklık ne de otlak araziler vardı. Ve henüz kamışlardan örülmüş barınaklar yapılmamıştı.

Enuma Eliş Destanı tabletleri.

Daha sonra, Lakmu ile Lakamu’dan gökyüzü tanrısı Anşar ve yeryüzü tanrısı Kişar ürerler. Zamanı gelince, Anşar ve Kişar, göklerin tanrısı olan Anu’nun (Sümerce: An, gök anlamındadır) babası oldular. Buna karşılık Anu, Ea’nın babası oldu (Azra Erhat, Hesiodos Eseri ve Kaynakları adlı eserde Ea için (ya da Enki) suları simgeler der. Yeryüzü tanrısı ise Enlil’dir). Ea, onlardan daha akıllı, daha anlayışlı ve güçlü olduğundan, sihir kullanmada çok yetenekli olduğundan, hem babasını hem de büyükbabasını geçti. Yeryüzü tanrısı oldu, büyük tanrılar arasında rakibi yoktu.
Genç tanrılar bir araya geldiler ve çok güzel zamanlar geçirdiler. O kadar başına buyruk idiler ki bu, Tiamat’ı rahatsız etti ve taşkınlıkları onu gücendirdi. Zaman geçtikçe ana tanrıça onların davranışlarından nefret etmeye başladı; fakat onlara nasıl davranması gerektiğini de bilemedi. Apsu’dan onlarla konuşmasını istedi; fakat genç tanrılar Apsu’yu dikkate almadılar.

Apsu, Tiamat ve Mummu, sorunu tartışmak için bir araya geldiler. Apsu, genç tanrıların davranışlarından, gürültülerinden dolayı, huzur bulamadığını ve uyuyamadığını söyler ve eğer kendisinin ricalarını dinlemedikleri takdirde onları yok etmek zorunda kalacağını açıklar. Mummu’nun Apsu’nun düşüncesine katılmasına rağmen Tiamat Apsu’nun çözümünü çok zalimce bulur ve kendisinin de aynı sorundan yakındığını ama kendi çocuklarının davranışlarının kaba ve oyunlarının çok can sıkıcı olmasına rağmen onları yok etmemelerini ve anlayışlı olmalarını söyler. Ancak Mummu’nun onaylayıcı sözleri de Apsu’nun kötü fikirlerini kışkırtır.

 

Marduk-Tiamat Savaşlarını gösteren tablet.
Genç tanrılar Apsu ve Mummu’nun kendileri hakkında planladığı tuzağı öğrendiklerinde büyük bir üzüntüye ve çaresizliğe kapılırlarsa da tanrıların en akıllısı ve en hünerlisi Ea, Apsu ve Mummu’nun planını bozmanın bir yolunu bulur ve önce, tanrıları güvenleri için, içine yerleştirdiği büyülü bir daire oluşturdu, sonra Apsu’yu derin bir uykuya daldıracak ve Mummu’yu güçsüz bırakacak bir büyü okudu.
Daha sonra Ea, Apsu’yu önce zincirlerle bağlar, başındaki tacı ve ışık halkasını alır ve kendi başına yerleştirir; krallık simgelerini aldıktan sonra da onu öldürür. Mummu’yu da onun burnunun içinden geçirdiği bir iple, dilediği yere çekip götürebileceği şekilde bağlar.
Apsu’yu ve Mummu’yu mağlup ettikten sonra Ea, Apsu’nun ve onun emrindeki tatlı suların üzerine yerleşti ve karısı Damkina ile huzur içinde yaşadı.

Evi, kaderlerin evi; kutsal odası da talihin odası oldu.
Ea ve Damkina tüm tanrıların en yeteneklisi ve akıllısı olan Marduk’un ana babası olurlar. Marduk’un ana ve babasının kutsal odasında doğduğu sanılmaktadır. Marduk bir yetişkin olarak doğmuştu ama tanrıçalar onu doğduğundan itibaren onu beslediler. Böylece Marduk çevresine korku saçan bir görüntü kazandı. Marduk en baştan beri doğal bir önder görüntüsündeydi. Ea, Marduk’u görünüş ve güç bakımından diğer tüm tanrılardan üstün olacak şekilde çifte tanrı yaptı. Marduk ışıklar saçan dört adet gözüyle her şeyi görüyor ve yine dört adet geniş kulaklarıyla her şeyi duyuyordu. Marduk dudaklarını kıpırdattığında da ağzından ateşler saçılıyordu. Ea, oğluna göklerin güneşi diyordu. Marduk’un başında, görenleri dehşete sokacak on adet de tanrı halesi vardı.
Bunlar olurken Anu, kuzey, güney, batı ve doğu rüzgârlarını yarattı ve bu şiddetli rüzgrlar Tiamat’ın sularını şiddetle karıştırdı. Bazı tanrılar ise bu rüzgrlardan ötürü acı çekmeye ve huzursuzluk duymaya başlamışlardı ve bunun sonucunda içlerinde bir kötülük duygusu ortaya çıktı.

 

Bunun üzerine bu tanrılar Kingu’nun önderliğinde Tiamat ile konuşurlar; “önce Ea ve ona yardım eden tanrılar Apsu-yu öldürdüler, şimdi de Anu bizleri huzursuz eden bu korkunç rüzgârları yarattı, artık Apsu ve Mummu’nun intikamının alınması vakti geldi ve biz de seni bu yolda destekleyeceğiz” derler. Bunun üzerine Tiamat onların fikrini olumlu karşıladı ve yenilmez silahlar olarak canavar yılanları yarattı. Bunların gövdeleri kan yerine zehir doluydu, çok keskin ve uzun zehir dişleri vardı. Daha sonra Tiamat korkunç ve tanrı haleli ejderhaları yarattı. Toplam on bir canavar yaratmıştı Tiamat: engerek yılanı, ejderha, sfenks, büyük aslan, çılgın köpek, akrep adam, üç güçlü fırtına canavarı, yusufçuk böceği ve kentaur.
Bu korkunç canavarları yarattıktan sonra Tiamat, isyankâr tanrıların ve canavarların başına Kingu’yu komutan yaptı. Kingu’ya büyü yaptı, ona topluluktaki tanrılara hükmetme gücü verdi ona “sen üstünlerin efendisi ve benim tek dostumsun” dedi. Sonra da Kingu’nun göğsüne kadar tabletini astı. Böylece Tiamat Apsu’nun intikamını almak için kendi çocuklarına karşı savaşmak için hazırlandı.
Bu olaylardan haberi olan Ea, büyükbabası Anşar’a gider ve onun öğüdünü alır. Anşar Ea’dan Tiamat’ın ordusuyla savaşmasını, Kingu’yu da öldürmesini söyler. Ea, bunun üzerine büyükbabasının dileklerini yerine getirmek için hareket eder ama Tiamat’ı ve korkunç kuvvetlerini görünce cesaretini kaybederek geri çekilir ve Anşar’ın yanına döner, Tiamat’ın kuvvetlerinin kendisinden çok daha güçlü olduğunu Anşar’a anlatır.
Bunun üzerine Anşar, Kingu’nun komutanlığındaki Tiamat’ın ordusunu yok edebilmek için Anu’yu yollar. Anu babasının emrine itaat eder ama Tiamat’ın ordusunu gözleriyle gördüğünde o da tıpkı Ea gibi korkuya kapılır ve utanç içinde geri döner. Babasına döndüğünde, isteklerinizi yerini getirebilecek kadar güçlü değilim” der.
Daha sonra Anşar, Anu ve Ea sessizlik içinde oturur ve düşünürler, bu korkunç orduyu nasıl yok edeceklerini bulmak için. Sonunda Anşar mutlu bir şekilde bağırır ve şöyle der: “Kahraman Marduk intikamımızı alacaktır. O, çok güçlüdür ve savaşta çok büyüktür.” Ea’ya oğlu Marduk’u çağırmasını söyler.

 

Tanrıların (Ea ve Anu) savaştaki bu çekingenliği Yunan mitolojisinde, Gaia’nın Uranos’un mağlup edilmesi için sadece Kronos’u ikna edebilmesine benzer. Diğer tanrılar sessiz kalmıştır.

 

Tanrı Marduk

 

Marduk Anşar’ın yanına geldiğinde güven dolu bir konuşma yapar, Tiamat’ın öncelikle bir kadın olduğunu ve bu savaşta onu rahatlıkla alt edebileceğini söyler. Anşar, Tiamat’ın bu sözlerinden mutluluk duyar ve ona fırtına arabasını verir. “Kingu ve Tiamat’ın canavar yılanları seni durduramayacaklardır. Yoket onları!” der.
Marduk da Anşar’ın bu sözlerini duymaktan mutluluk duyar ve ona şöyle der: “Eğer intikamınızı alacak, Tiamat’ı yenecek ve tanrıların hayatını kurtaracaksam, tüm tanrıları meclise çağır ve üstün kaderimi ilan et! Kaderleri benim sözlerim tayin etsin. Yarattığım her şeyin daim olmasını sağla. Emirlerim ebedi kalsın ve sözlerim her zaman yaşasın!”
Anşar, Tiamat’ın isteğini kabul etti ve diğer tüm tanrıları, danışmanını kullanarak olup bitenlerden haberdar etti. Meclis toplanacaktı; ziyafet verilecek ve sonunda Marduk’un kaderine karar verilecekti.
Böylece Meclis toplandı ve tanrılar Marduk’u yücelttiler. Ona başkanlık yapacağı bir taht inşa ettiler ve onu tüm tanrıların üstündeki tanrı olarak kabul ettiler. Bundan sonra tanrılar Marduk’un önüne bir giysi getirdiler ve gücünü kanıtlaması için ondan bu giysiyi önce gözden kaybetmesini sonra tekrar ortaya çıkarmasını istediler. Marduk giysiye emreder: “Kaybol!” ve giysi kaybolur, sonra tekrar emreder: “Ortaya çık!” ve giysi tekrar ortaya çıkar. Tanrılar Marduk’un sözlerinin gücünü gördüklerinde “Marduk kraldır!” diye bağırırlar ve ona tahtını, asasını, tören kıyafetlerini ve son olarak da savaşta kullanması için kusursuz silahları verirler. Marduk’un büyü gücü, günümüz kutsal dinlerinde de bulunan bir özellik olup peygamberlerin kendilerini kanıtlamak için başvurdukları bir yoldur.
Daha sonra Marduk, kendine bir yay ve ok yaparak onları omuzuna astı. Asası sağ elindeydi, sol elinde de zehri yok edebilen bir bitki vardı. Yanına, Tiamat’ı yakaladığında onu içine hapsedecek bir de ağ aldı Marduk. Yıldırımlar önündeydi. Gövdesini yakıcı ateşlerle doldurdu. Sonra da Tiamat’ın kaçamaması için, çevresine dört farklı yöndeki rüzgârları yerleştirdi.
Bunları yaptıktan sonra Yüce Tanrı, kötü rüzgârı, hortumu, kasırgayı, dört katlı rüzgârı, yedi katlı rüzgârı, siklonu ve benzeri olmayan rüzgarı getirdi ve hepsini birden Tiamat’ın içini karıştırmak için gönderdi. Fırtına arabasını Tahrip Edici, Ezici, Uçucu ve Acımasız adlarındaki dört canavardan oluşan yabani hayvanlar çekiyordu. Arabasının sağ tarafında savaşta herkese korku salan Vurucu, sol tarafında ise en yiğit savaşçıları kaçıracak Dövüş bulunuyordu. Her iki canavarın, ucundan zehir damlayan keskin dişleri ve dilleri vardı.
Sonunda Marduk korkunç görünümlü bir zırha bürünmüştü, kafasında da görenleri dehşete sokacak ışık haleleri vardı. Dudaklarına, kötü güçlere karşı büyülü bir koruma sağlayan bir macun sürdü. Bütün bunların sonunda, en güçlü silahı olan tahrip edici yağmur fırtınasını çağırdı. Artık Marduk, savaşa hazırdı.
Marduk’un bu korkunç görüntüsünü gören Kingu, dehşete kapıldı ve aklı karıştı. Kingu’nun kuvvetleri de bu manzara karşısında ne yapacaklarını bilemediler. Sonra Marduk, yağmur fırtınasını, kızgınlıktan kuduran Tiamat’a karşı kaldırdı ve onu teke tek savaşmaya çağırdı. Bunun üzerine Tiamat, bütün sihirlerini kullanarak yüksek sesle bağırdı, ikisi teke tek bir savaşa girdiler.

Marduk, Tiamat’ı etkisiz hale getirmek için hemen ağını atar. Tiamat’ın onu yakıp yok etmek için ağzını açtığında kötü rüzgarı yollar ki Tiamat’ın ağzı açık kalsın. Diğer rüzgarlar da Tanrıçanın gövdesine girerler ve onu iyice genişletip açarlar. Bunu fırsat bilen Marduk yayıyla Tiamat’ı vurur. Ok, Tiamat’ın gövdesini yırtar ve kalbini parçalayarak onu öldürür.

 

Güneş Sisteminin Düzenlenmesi ve Tiamatın Parçalanması

 

Marduk, Tiamat’ın cesedini yere fırlatır ve üzerine çıkar. Bunu gören Tiamat’ın yanında yer alan tanrılar korku içinde kaçmaya çalışırlar ama Marduk’un güçleri onları bir çembere alır ve gitmelerine izin vermez. Marduk, onları esir alır ve hücrelere kapatır. Sonra Marduk, Tiamat’ın on bir canavarını da zincire vurup vücutlarını ezdi. Kingu’yu da tutsak etti. Kader Tabletini ondan aldı ve kendi göğsüne bağladı.

 

Parçalanan Tiamat’tan Dünya Yaratılıyor;
Marduk tüm düşmanlarını mağlup ettikten sonra, tekrar Tiamat’a döndü, onun bacaklarına bastı ve asasıyla kafasını ezdi. Kan damarlarını parçaladıktan sonra, kuzey rüzgârı kanı gizli yerlere götürdü. Sonra Marduk, Tanrıçanın cesedini kabuklu bir hayvan gibi iki parçaya ayırdı. Tiamat’ın yarısıyla gökyüzünü, diğer yarısıyla yeryüzünü oluşturdu. Tiamat’ın tükürüğüyle bulutları meydana getirdi ve onları suyla doldurdu. Tiamat’ın başını yeryüzündeki dağları oluşturacak biçimde yerleştirdi. Dicle ve Fırat nehirlerinin Tiamat’ın gözlerinden akmasını sağladı. Rüzgârların, yağmurların ve soğuğun sorumluluğunu kendisi aldı.
Bunları yaptıktan sonra Marduk, Anu’ya göklerin yönetimini, Ea’ya yeryüzünün yönetimini, Enlil’e ise yeryüzü ve gök arasındaki havanın yönetimini verdi. Yılı, aylara ve günlere böldü. Ayın, yani Sin’in, geceleri belirli günleri işaret edecek şekilde parlamasını sağladı. Sonra güneşi yaratarak gündüzleri de Şamaş’a verdi.
Evrende düzeni sağladıktan sonra Marduk, yarattığı emanetleri Ea’ya, Kader Tabletini Anu’ya verdi ve Tiamat’a yardım eden tanrıları babalarına geri verdi.(Uyduları gezegenler geri veriyor)Tiamat’ın on bir canavarını ise, (onbir yıldızı)tanrılara karşı isyan etmenin boşuna olduğunu hatırlatacak heykeller haline getirdi.

(Güneş sistemindeki gezegenlerde hayat olmaması bunula açıklanabilir.)

 

İlk Tapınak Tanrıların Evi olarak Yapılıyor:
Marduk daha sonra bir tapınak yapmak ister. Kuracağı tapınağın adı “Büyük Tanrıların Evi” anlamına gelen Babil‘dir. Tapınağı becerikli işçiler inşa edecektir.

ve İlk İnsan Yaratılıyor;

 

Bunun üzerine tanrılar Marduk’a bu tapınakta kimin yetki sahibi olacağını, yeryüzünde kimin onun iktidarına sahip olacağını Marduk’a sorarlar ve Babil’i daimi evleri olacak şekilde inşa etmesini, onların günlük ihtiyaçlarını karşılayacak birilerinin var olmasını ve böylece eskisi gibi yaptıkları işlerine devam edebileceklerini söylerler.

 

Marduk’tan her işte yetenekli olan Ea’nın Babil klanlarını hazırlamasını sağlamasını isterler ve bu şekilde kendilerinin de işçi olabileceklerini söylerler.
Onların bu sözlerini duyan Marduk, tanrılara hizmet etmek için bir vahşi yaratıp adına insan koymaya karar verir. Kendisi de Ea’ya bu iş için kan toplayıp kemik yaratacaktır.
Tanrı Ea ise, Marduk’tan meclisi çağırmasını ve Tiamat’ı isyan için kışkırtan tanrıyı onlara getirmesini ister. Bu tanrı ölmeliydi ki kanından insan yaratılabilsin.

 

Ayda Yaşam Bitiriliyor ve İnsan Ay Toprağından Yaratılıyor;
Meclis toplandığında Marduk, tanrılara aralarından isyan fikrini kimin çıkardığını söylemelerini ve onu kendisine teslim etmelerini buyurdu.

Bu kişi olayın sorumluluğunu, utancını ve cezasını çekecek, geri kalanlar ise huzur içinde yaşayacaklardı. İsyankâr tanrılar kendilerini ayaklanmaya teşvik edenin Kingu olduğunu açıkladılar. Sonra onu bağlayıp Marduk ve Ea’nın huzuruna çıkardılar. Ea, Kingu’yu hemen öldürüp kan damarlarını parçalara ayırdı ve onun kanıyla ilk insanı meydana getirdi. Bu insanlara görevlerinin tanrılara hizmet etmek olduğunu anlattı.

Tanrılar sonunda huzurlu bir hayata kavuşabilmişlerse de öncelikle kendilerini kurtaran Marduk’u onurlandırmak ve ona teşekkür etmek için yeryüzündeki evleri olan Babil’i kurmak üzere iki yıl süresince çalıştılar. Tapınak sonunda tamamlandı ve tanrılar duvarların arasında toplanıp olayı kutladılar; daha sonra da Marduk’un kaderi için iyi dileklerde bulunup onu övdüler.(*)

Kaynaklar
Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni, Kaynak Yayınları, 2004.

 

Tanrı Marduk Kararını Şöyle Bildirir:

 

-Aşağı bir ilkel yaratacağım

“İnsan “olacak adı

Bir ilkel işçi yaratacağım

Tanrılara hizmet etmekle yükümlü olacak

Onlar rahat edebilsin diye

Liderleri:

Kan toplayacağım, kemikleri varlık edeceğim”der.

 

Ea da kanın belirli birinden alınması gerektiğini söyler.

 

Lider

-“İlkeller onun modeli ardınca biçimlensin” der ve adayı seçer

 

Onun kanından insanoğlunu biçimlendirdiler,

üstüne hizmeti yüklediler.

tanrılar serbest kalsın diye ….

 

Tanrılar İnsan Gibi Destanına göre;

 

Doğum tanrıçası buradayken

Doğum tanrıçası döller biçimlendirsin

Tanrıların anası buradayken

Doğum tanrıçası bir Lulu biçimlendirsin

İşçiler tanrıların yükünü taşısın

Bir lulu Amelu (İlkel amele) yaratsın

Boyunduruğu o taksın

 

Yardıma da tanrıların ebesi bilgili Mami çağrılır.

Ona;

-Sen ana rahmisin

İnsanoğlunu yaratabilecek olan

Yarat öyleyse luluyu

O taksın boyunduruğu

 

Sümerce ona “Lulu amelu” dediler. İlkel-katışık- işçi-“amele “dediler.

 

Tanrılar Usta Yaratıcı Tanrı Enki’nin kapısına gelirler;

-“Bir “Adamu” (Adam-yani bunlar Türkmüş bee.) yaratmak istediklerini ve nasıl yapacaklarını sorarlar.

Enki-“Adını söylediğiniz yaratık mevcuttur” ve onun üstüne “Tanrıların suretini tutturun” der.

Olaylar bundan sonra başlar.

Mardukluların kendi suretlerinde çaprazlama bir varlık yaratma fikrine gelmeden önce işlerini kolaylaştırmak için başka deneyler yapmış olmaları mümkündür.

Resim-Bölgemizde bulunan eski tapınak süslemelerinde kullanılan esrarengiz boğa-insan,

 

aslan-insan (sfenksler),bunları yapan sanatçının hayal ürünü değil de böyle bir deneyin sonucu üretilmiş canlılar olması da pek ala mümkündür.Bunlardan yeterli verimi alamamalarından sonra kendi suretlerinde bir tür fikrine varmış olabilirler.Soldaki mühür tablet buna pek ala bir örnek oluşturuyor.

Gılgamış Destanından Enkidu’yu tarif eden metinlerden bir örnek;

Şimdi tuzak kuran bir avcı

Onunla su çukurunda karşılaştı

Avcı onu gördüğünde

Yüzü hareketsizleşti…

Yüreği daraldı,yüzü bulutlandı

Karnı üzüntüden buruldu.

Şimdi de avcının şikayetini dinleyelim. Gılgamışa durumu anlatır.

Kazdığım çukurları doldurdu

Kurduğum tuzakları bozdu

Stepin yaratıkları ve hayvanları

Onun yüzünden elimden kaçtı.

Maymun insanı oldukça net biçimde anlatmaktadır.

Resim,ortada maymun insanı hayvan arkadaşları arasında gösteren bir çok mühür tabletten birine ait bir resmi  görüyorsunuz.

Biraz da Kur’an ne diyor;

Nuh Suresi: 14-“ Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.

VAKIA SURESİ: 61– Sizin kılıklarınızı değiştirmeye ve bilemeyeceğiniz bir surette yeniden yaratmaya gücümüz yeter.

Eski bir Sümer Masalı der ki;

İnsanoğlu yaratıldığında

Ekmek yemeyi bilmiyorlardı

Giysiler giymeyi bilmiyorlardı.

Bitkileri koyunlar gibi ağızlarıyla yerler

Suyu bir çukurdan içerlerdi

 

Gılgamış Destanında Enkidu’nun Tarifi

 

Tüm bedeni kıllarla kaplıydı

Kafasındaki saçlar bir kadının ki gibi uzundu

Ne halkı ne diyarı bilirdi

Yeşil otlaklardanmış gibi giyinirdi.

Ceylanlarla birlikte oynar

Su çukurlarında vahşi hayvanlarla itişip kakışırdı

Sudaki kıpır kıpır oynaşan yaratıklarla

Kalbi neşe dolardı.
Yani primat bir maymun üstüne kendi suretlerini yerleştirirler.

İşte bu tür bir primatı alıp bizlerin ilk atası olan Âdem-

Adamu-Adapa,’yı veya “Lulu Amelu” yu yani “lkel amele’yi yaratırlar.

Ana Tanrıça Ninhursag primatların üstüne kendi suretlerini tutturma işinde zorlanır. Kafayı çeker ve Enki ‘yi çağırır.

 

İnsan bedeni ne kadar iyi, ne kadar kötü?

Kalbim öyle diyor ki

Onun kaderini iyi veya kötü yapabilirim.

İnsan için kullanılan “Lulu” terimi sümerce “ilkel”anlamına geldiği gibi ayrıca “karıştırılmış”olan” anlamına da gelmekteymiş.

 

“Ana tanrıça ellerini yıkadı, kili kopardı,onu stepte karıştırdı.” Şeklinde anlatımı tanrılardan alınan kanın dünya toprağı ile karıştırılarak belki de “ay” toprağı ile karıştırılarak doğaya uyumu sağlanır.”Ayında dünyadan koptuğuna inanılır.”

 

Tablet tercümesi;

Dünyanın bodrumundan

Tam abzunun üstünden

Bir yuvarlak olana dek kili karıştır

Ve yuvarlak şekil ver.

Kili doğru hale getirecek olan

İyi bilen genç tanrılar sağlayacağım.

 

Şimdi Tekvin;

Ve Yahveh, Elohim yerin toprağından

Adamı yaptı;

Ve onun burnuna yaşam nefesini üfledi

Ve adam yaşayan can oldu.

Kur’an-ı Kerim:

NAHL SURESİ

4-  İnsanı bir damla sudan halk etmiştir. Böyleyken onlar yaman bir hasım kesilirler.

FURKAN SURESİ

52- İnsanı sudan yaratıp soy sop sahibi kılan O’dur.Rabbin her şeye kaadirdir.

MÜRSELAT SURESİ:

20-Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?-

21-Sonra o suyu sağlam bir yerde sakladık.

22- Belli bir süreye kadar

 

Sonra çişini tutamayan bir erkekle kısır bir kadın yaratırlar. Bir de cinsel organı olmayan bir yaratık üretirler.

Yani deneme yanılma yoluyla giderler. Altı tane gözü hastalıklı, elleri titreyen, karaciğeri arızalı insanlar üretirler.

Enki bunların hepsiyle suçlanır.

 Ayrıca PARALEL BİR METİNDE DE Yaşam görevine tanrıça Ninti de katılır;

 

Saflaştırıcı bir banyo hazırlayacağım

Bir tanrı kanını akıtsın

Onun etinden ve kanından

Ninti kili karıştırsın

Karışan kilden bir insan biçimlendirmek için biraz kadın yardımı ve hamilelik gerekmektedir.

Enki kendi eşinin yardımını önerir

 

Ninki tanrıça eşim

Doğuran o olacak

Yedi doğum tanrıçası

Yanında yardımcı olacak

 

Çocuk taşıma aşamasında yaratığa ilahi bir MÜHÜR basma işi için;

(Mühür önemli bir konudur. İşte tasdikleri:

Casiye Suresi:

4-Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı canlılarda kesin olarak inananlar için nice ibretler vardır.

Zariyat Suresi:

20-Yeryüzünde gerçekten inananlar için birçok ibretler vardır.

21-Kendinizde de bir çok alametler vardır.

Fussilet: 53- Gerek ufuklarda, gerek kendi canlarında ayetlerimizi öyle göstereceğiz ki,Kur’anın hak olduğu kendileri için de apaçık meydana çıkacaktır. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi)

 

YENİ DOĞANIN KADERİ AÇIKLANDI

NİNKİ ONUN ÜSTÜNE TANRILARIN SURETİNİ SABİTLEYECEK

VE OLACAK OLAN İNSAN OLACAK

 

Hz.Muhammed-Uhud Savaşı-Hadis:” Bir darbe indireceğiniz zaman,bunun yüze gelmemesine dikkat edin.Çünkü Allah Adem’i kendi suretinde yaratmıştır.

İlk etapta ana gemiden 14 kadın getirilir

İki gruba ayırılırlar, yedisi kızı yedisi erkek doğururlar.

Ninki Âdeme hamiledir.

Ninki ayları sayar

Belirlenen 10.ayda çağırdılar

Eli açan hanım geldi

…..ile rahmi açtı

yüzü neşeyle parladı.

Başı örtülüydü

..bir açıklık yaptı

râhimde olan fırladı

Ana tanrıça kapıdan çığlık attı

“Onu ellerimle yaptım”

 

Kur’an-ı Kerim

MÜ’MİNUN SURESİ

12- Şüphesiz ki biz insanı çamurun özünden yarattık.

13- Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

14- Sonra o nutfeyi kan pıhtısına çevirdik. Donmuş o kanı da bir çiğnemlik et yaptık. O etten kemikler yarattık ve kemiklere yine et giydirdik.Sonra da onu başka bir yaratılışta yaptık.

 

Sonunda uzun uğraşılar netice verir.

,Homo Sapiens –Adem ya da Enki’nin “Adapa” adını verdiği büyük dedemizin imalatı tamamlanır.

Resim-Doğum Tanrıçası Ninti

Sümerin ilk İnsanı Adapa’yı (Sümer’in Âdem’i) elinde tutuyor. Arkasında da Yaşam ağacı. İlk insanlar bu ağacın dallarının ucundaki vajinal tomurcuklara aşılanarak üretilmişler.

Sonra aşağıdaki bitkilerle de seri imalata geçilir.

Ninhursag ve Enki’nin yarattığı Âdem’i diğer Tanrılar tanımlarken “Bir Tanrının derisi gibi deri” diye tanımlarlar.

Yani, kılsız, yumuşak,pürüzsüz bir ten.

Tegabun Suresi: 3-Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratan, size şekil veren ve şeklinizi güzel yapan  O’dur.Dönüş O nadır.

Resim: Mari’de bulunan bir silindir mühür üstüne resmedilmiş resimli hikaye;dalgalı sulardan yükselen yüksek zemin üstünde oturan büyük bir tanrı vardır.Enki’nin bariz bir resmediliş şeklidir.Bu tahtın her yanında sular fışkırtan yılanlar baş vermiştir.Ortadaki bu figürün her iki yanında ağaca benzeyen iki tanrı vardır.Dallarının ucu penis şeklinde olan sağdaki muhtemelen hayat meyvesini içeren bir tası kaldırmaktadır.Dallarının ucu vajina şeklinde soldaki ise “Bilme” ağacını,yani tanrının lutfu olan üremeyi temsil eden meyveler taşıyan dallar sunar.

İlk insan üretimi bu ağacın dallarının ucundaki tomurcuklara aşılanarak yapılmış olabilir.

Resmin en solunda ise elinde mızrağa benzer bir asa tutan tanrı figürü de Enlil olmalıdır. Kızgınlıkla Enki’ye bakmaktadır.

Bu olaylardan sonra Enki yılan kılığında Adapa’nın yasak meyveyi yemesini sağlar ve kendini bilme, üreme yeteneğini kazanmasını sağlar. İnsanı verdikleri görevi anlayacak kadar akılla donatmayı tercih eden Enlil bu nedenle olsa gerek ki Enki’ye kızmaktadır.

Nuh Suresi: 17-Allah sizi yerden ot bitirir gibi bitirmiştir.

Resim Yazısı Seri İmalat:Ama ilk üretilen Homo Sapiensler yani günümüz insanı dünyalı primat ile Marduk’lu insan arasında bir çaprazlama olduğundan üreyemez.Aynı katırlar gibi.Hiçbir katır,katır doğuramadığı gibi bu çaprazlama da üreyemez..Güney Elam dağlarında bir kayaya kazınmış bir resim bu sahneyle uyuşmaktadır.İçinden sıvılar akan bir kabı tutan tanrı Enkinin yanında daha çok ona yardımcı olan oturan bir ana tanrıça ile ayakta onlara yardım eden tanrıçalara vardır.Bunların yanında ise aynı kalıptan çıkmışçasına birbirine benzeyen insanlar vardır.Bu model tanrıların benzeyişinde olmasına rağmen üreme yeteneği olmayan “bilme” yi bilmeyen insanı hatırlatmaktadır.

 

Yasak meyveyi yiyinceye kadar bu böyle gider

TA-HA SURESİ

115– Bundan önce Adem’e de ahd vermiştik.;Fakat o bunu unuttu.Biz onda sabır ve azim bulamadık.

 

Enuma Eliş Destanı;

Bu insanlara görevlerinin tanrılara hizmet etmek olduğunu anlattı.
Zariyat Suresi: 56-İnsanları ve cinleri ancak bize kulluk etmeleri için yaratmışızdır

İnsan Suresi: 28-Onları yaratan uzuvlarını pekiştiren biziz.

İNSANLARIN DÜNYADAKİ CENNET YAŞAMI

Yasak meyve olayından sonra tanrılar arasında insanın akıllanması yüzünden sorun yaşansa da yine insanlara tatlı bir yaşam sunarlar ve o kadar kötü davranmazlar. Tufana 26.000 yıl kala Enlil ve Anu’nun insanlarla evlenen kendi halkı olan nefilimlerden üreyen yeni insan türlerinden rahatsız olup insanlığı yok etme kararına kadar bu böyle gider;

Sümerler Cennet’e Dilmun der. Dilmun, bugün Bahreyn diye bilinen Basra Körfezi’nde Suudi Arabistan’ın doğusundaki adalar ülkesindedir. Şimdi bir Sümer şiirinde Dilmun’un anlatımını görelim. Şiir bir Sümer tabletinde yazılı olduğundan bize ulaşabilmiştir:

“Dilmun’da kuzgun sesini çıkarmaz,
İttudu-kuşu ittidu-kuşu sesi çıkarmaz,
Aslan öldürmez,
Kurt kuzuyu kapmaz
,
Oğlakları yutan yabani köpek bilinmez,
Tahılları yutan … bilinmez,
… yüksekteki kuşun … yoktur,
Güvercin başını eğmez,
Gözü ağrıyan “gözüm ağrıyor” demez,
Başı ağrıyan “başım ağrıyor” demez,
(Dilmun’un) ihtiyar kadını “ben ihtiyar bir kadınım” demez,
İhtiyar erkeği “Ben ihtiyar bir erkeğim” demez,
Genç kızı yıkanmaz, kente ışıldayan sular dökülmez,
(Ölüm) ırmağını geçip … diyen yoktur,
Çevresinde ağlayan rahipler yürümez,
Şarkıcı ağıt yakmaz,
Kentin çevresinde hiç yas tutmaz.” (Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar, s. 182)

Görüldüğü gibi cennet burasıymış. Aynen aşağıdaki ayette olduğu gibi;

BUNLARIN BİR DE KRALLARI VARMIŞ;

 

Bu kralların hükümdarlık süreleri “sar”1 sar =3600 yıllık dönemi kapsamaktadır ve “ner” bir ner 600 yıllık dönemi kapsamaktadır birimleri ile ölçülmekteydi.

 

“Krallık cennetten indikten sonra, Kraliyet Eridu’daydı.

Eridu’da, Alulim kral oldu; 28800 yıl boyunca hükmetti.

Diye başlayan tablet yazısı sırayla “Utnapiştim’e yani “Nuh”a kadar olanları krallık süreleriyle gösterir;”

 

Eridu’da Alulim: 8 sar (28800 yıl)

Eridu’da Alalgar: 10 sar (36000 yıl)

Bad-Tibira’da En-Men-Lu-Ana: 12 sar (43200 yıl)

En-Men-Ana veya Kichu-Ana

Bad-Tibira’da En-Men-Gal-Ana: 8 sar (28800 yıl)

Bad-Tibira’da Tammuz (Dumuzi), çoban: 10 sar (36000 yıl)

Larag’da En-Sipad-Zid-Ana: 8 sar (28800 yıl)

Zimbir’de En-Men-Dur-Ana: 5 sar ve 5 ner (21000 yıl)

Shuruppak’da Ubara-Tutu: 5 sar ve 1 ner (18600 yıl)

Utnapishtim 1

 

TA-HA SURESİ: 118-Çünkü acıkmamak ve çıplaklık ancak cennette verilmiştir.

119-“Ve sen orada susamadığın gibi, güneşte de yanmazsın”

 

 

NUH TUFANI

 

Sümer Tabletleri:

 

W.G.LAMBERT ve A.R.MİLLARD’ın “Attra Hasis The Babyloian Story Of The Flood” “Atra Hasis-Tufan’ın Babil Hikâyesi” adlı inceleme eserlerinde anunnakilerin zahmetli işlerini yükledikleri İlkel işçi insanın üreyip çoğalmasının yarattığı sorunlara değinir.

İnsanlar zamanla Enlil’i rahatsız etmeye başlar. Çünkü, kendi ırkından olan “Anunnakiler veya Nefilim’ler, insanlarla evlenerek çocuk sahibi olmaktadırlar.Bu da ırklarının bozulmasına yol açtığından Tanrı Enlil buna karşı çıkar.Ayrıca da ilerisi için kendinde bir gelecek göremeyen ve ölümsüzlüğü elde edemeyen insanların da cinselliğe yönelmeleri belki de onları birer seks manyağı haline getirmişti.

Onlar için kısa bir zaman diliminde insan nüfusunun artışı ilerisi için kendilerine tehdit oluşturabileceği hissini de vermiş olabilir.

Sonunda Ölüm fermanı yazılır;

 

”Diyar genişledi, halk çoğaldı

Diyarda vahşi boğalar gibi yayıldılar

Tanrı onların çiftleşmelerinden rahatsız oldu

Tanrı Enlil onların seslerini duydu.

Ve büyük Tanrılara dedi ki;

 

İnsanoğlunun sesleri artık bunaltıcı hale geldi.

Çiftleşmeleri beni uykumdan etti.

İnsanlık için ceza isteyen Enlil’in bu isteğinin ardından, insanları ve davarlarını etkileyen hastalıklar görülmeye başlar.Veba,diğer salgınlar,baş ağrıları ve baş dönmeleri,titremeler,yüksek ateş başgösterir.

Atra Hasis, Enki’ye yakındır,kendi hikayesini anlattıktan sonra “Ben Atra Hasis,Ea’nın tapınağında yaşardım şeklinde giriş yapar ve Enki’nin kardeşi Enlil’in planını bozmasını ister.

“Ea,Ey Rab,İnsanoğlu inliyor

Tanrıların öfkesi diyarı tüketiyor.

Halbuki bizi yaratan sensin

Ağrılar,baş dönmesi

Titremeler,ateş dursun artık.”

 

Tabletlerdeki kırıklar nedeniyle okunamayan metinden şu kadarı okunur;

 

“Enki ….bir şey diyarda görülsün” der.Birden bire bu işe yarar ve

Enlil;”İnsanlar yok olmadılar,eskisinden bile daha çoklar “ diye tanrılara şikayette bulunur.

Bunu ardından insanlığı açlıkla yok etme planını uygulamaya sokar.

“İnsanlara yiyecek verilmesin,karınları sebze ve meyveyi isteye dursun” der.Kıtlık,yağmurların yağmaması azalan sulama yani doğal güçler yoluyla sağlanacaktı.

 

Enlil’in Laneti;

“Yağmur tanrısının yağmurları yukarıda tutulsun,

Aşağıda sular kaynaklarından yükselmesin

Rüzgar essin ve toprağı kurutsun

Bulutlar kabarsın ama sağanak bırakmasın

 

Ve Enki’ye;

“Bir sürgü çek, denizi kapa, denizin üstünü insanlardan koru” emri verildi.

Kısa süre sonra kuraklık felaketi yayılmaya başladı.

 

“Yukarıdan sıcaklık …… değildi,

Aşağıda sular kaynaklarından yükselmediler,

Toprağın rahmi doğurmadı,

Bitkiler filiz vermedi,

Kara tarlalar beyaza döndü,

Geniş düzlük tuza boğuldu.”

 

Mezopotamya metinleri kıtlık döneminin uzunluğunu anlatırken “Şa at tam”’ dan söz ederler.

Yazar,Zacharıa Sitchin bunun “1” Anu Yılına yani 3600 dünya yılına eşit olduğunu tespit ettiğini yazar.

 

“Bir şa-at-tam boyunca toprağın otlarını yediler

İkinci şa-at-tam boyunca intikamdan  dolayı ızdırap çektiler

Üçüncü şa-at-tam geldi,

Görüntüleri açlıktan değişmişti,

Yüzleri kabuk bağlamıştı.,

Ölümün sınırında yaşıyorlardı.

Dördüncü şa-at-tam geldiğinde ,

Yüzleri yeşil görünmeye başladı,

Sokaklarda kamburu çıkık yürüdüler.

Geniş omuzları darlaştı.

*Tam olarak 14.400 yıl

Beşinci şa-at-tam geldiğinde insanlar bozunmaya başladılar.Anneler kendi aç kızlarına karşı kapılarını sürgülediler.Kız evlatlar,yiyecek sakladımı görelim diye annelerin gözetlemeye başladılar.

Altıncı geçişte yamyamlık başladı.

Altıncı şa-at-tam geldiğinde kız evlatlarını yiyecek diye hazırladılar,

Çocukları besin diye hazırladılar.

Bir ev diğerini yedi bitirdi.

Metinler Atra Hasis’in adaklar hazırlayarak sürekli Tanrı Enki’yi ziyaret ettiğini yazar.

Enki,diğer İlahların kararları ile elinin kolunun bağlandığını bir şey yapamayacağını söyler.

Sonunda Enki Atra Hasis’i görmemek için bir yelkenli ile bataklıklara yelken açar.

Yedinci geçiş dönemi geldiğinde yani 25.200 yıl sonra İnsanların vücutları ölülerinin gölgesi gibi göründüğü ve gücü yetenin diğerini yediği bir zamanda “BABA ENKİ”den insanlara bir mesaj gelir.

 

“Diyarda büyük gürültüler çıkarın”

“Tanrılarınıza saygı göstermeyin”

“Tanrıçalarınıza dua etmeyin,”

Tam bir saygısızlık olmalıydı.

Gizlice evinde büyük tanrılarla toplantılar yapar

Gizlice alt dünyada çalışan su savaşçılarını yeryüzüne çıkarır,ilkel işçilerden bir kısmını bir takım düzenlere sokar.

 

Enlil durumu öğrenince çavuşunu ağabeyini çağırmaya gönderir. Onu planları bozmakla suçlar.

“Hepimiz büyük anunnakiler,

birlikte bir karara vardık,

Gök kuşuna emretim ki

Adad yukarı bölgeleri korusun, Sin ve Nergal ise

Dünyanın orta bölgelerini korusunlar.

Sürgüyü,denizin parmaklığını

Roketlerinle sen korumalıydın(Enki’ye)

Ama sen insanlar için önlemlerini gevşettin.”

 

Şeytanın Suçlanmasının en açık halini okuduk.

 

Enki bunun kendi isteği ile olmadığını söyleyerek inkâr eder.

 

“Sürgü,denizin parmaklıklarını roketlerimle korudum,

Ama,….benden kaçtığında

Bir balık sürüsü gözden kayboldu,

Sürgüyü kırdılar,Denizin muhafızlarını da öldürmüşler.”

 

Der. Ama buna da kimse inanmaz.

İnsanlığı mahvetmenin bir yolunun daha olduğunu söyleyen Enlil, yaklaşan tufanın insanlardan saklanmasını, özellikle Enki’nin bunu insanlara bildirmemesi için “Yemin etmesini” ister.

 

Enlil;

“Gelin hepimiz öldürücü tufanla ilgili bir yemin edelim

İlk önce Anu yemin etti;

Enlil de yemin etti, oğulları da onunla yemin ettiler.

 

Enki başlangıçta ret eder ama sonunda o da yemin eder.

Artık İnsanların mahvı kesindi.

Enki, bunu insanlara söylemeyeceğine yemin etmişti.Ama Duvara söyleyemez miydi?

Attra Hasis’i çağırttı, onu bir perdenin arkasında tuttu.

Duvara konuşuyormuş gibi yaparak

 

Önce Utnapiştimden;

“Şuruppaklı adam;

Evini yık bir gemi yap!

Malı mülkü bırak,canını kurtar;

Mallarını düşünme hayatını kurtar;

Gemiye tüm canlı şeylerin tohumunu yükle

Yapacağın geminin ölçüleri şöyle,olacaktır….”

 

Şimdi de Atra Hasis’den;

“Kamış Perde! Dedi,

Talimatlarıma dikkat kesil,

Tüm yerleşimlerin,şehirlerin üstünü bir fırtına silip süpürecek

İnsanoğlunun mahvı olacak

Bu son karardır.Tanrılar meclisinin sözü,

Anu,Enlil,Ninhursag’ca söylenen söz.

Resim:Kil tablet resmi bu olayı temsil etmektedir.Yılan Tanrı Enki,Atra Hasis veya(Ziusudra-Utnapiştim hepsi aynı yere çıkıyor) diğer üçüncü ise perdeyi tutan hizmetçi.

 

Atra Hasis hiç gemi yapmadığını, planını yere çizmesini ister.Enki gerekli açıklamaları yapar,ölçülerini verir.

“Üstü ve altı kapalı,sert katranla su geçirmeyecek biçimde mühürlenmiş olacak ve güverte olmayacaktı.Bu bir Sulili,ibranilerin de denizaltı için kullandıkları “Soleleth” ile aynı terim.

“Gemi “MA-GUR-GUR” olsun”yani “dönüp yuvarlanan” bir gemi

Gerçekten de böyle bir gemi böyle bir felaketi atlatabilirdi. Yoksa “Tavuk göğsüne benzetilmiş bir gemi ile o felaketi atlatmak  imkansız ve inanılması da akıl işi değil.

Tufan günü tanrıların dünyadan kaçtıkları gündü.

“Şafak vakti bir titreme emreden Şamaş,bir patlamalar sağanağını indirdiğinde gemiye bin,girişi de kapa” Şamaş Şippar’daki uzay üssünün komutanıyıdı.Şuruppak,Şippar’ın 18 Beru güneyinde idi.(180 km)

Roketler göklere yükselmeye başladıklarında Utnapiştum da gereğini aynen yapar.

Gılgamış metinlerine göre;

Uzay araçlarına sıkışan tanrılar önce dünyada bıraktıkları insanları görmeye çalışırlar.”

 

Ana Tanrıça Ninhursag bizzat sarsılmıştı:

“Tanrıça gördü ve ağladı;

Dudakları ateş gibi yanıyordu;

Yaratıklarım sinekler gibi oldu;

Yusufçuklar gibi nehirleri doldurdular;

Yuvarlanan deniz babalıklarını aldı.

 

Büyük tanrılar,susuz,açlık içinde oturuyorlardı.

Ninti ağladı ve kendini tüketti,

Ağladı ve rahatladı,

Tanrılar onunla birlikte diyar için ağladılar;

Kendini umutsuzluğa kaptırmıştı;

Bira içmek için yanıp tutuşuyordu;

(Bira bilinen en eski içkidir.Sümerliler tanrılarından öğrenmişlerdir.)

Oturduğu yerde tanrılar ağlayıp duruyordu;

Bir çukurda çömelen koyunlar gibi;

Dudakları susuzluktan yanıyordu;

Açlıktan kramp ağrısı çekiyorlardı.

 

Tanrılar köpekler gibi korktular;

Dış duvara yaslanıp çömeldiler;

İştar doğum sancısı çeken bir kadın gibi bağırdı;

“Heyhat eski günler kile döndü,

Anunnaki tanrıları onunla birlikte ağladılar.

Hepsi suskunlaşan tanrılar oturup ağladılar, dudakları sımsıkı kapalı istisnasız hepsi;

*450.000 yıllık emekleri beklenmeyen bir tufanla yok olur.Onların da yapacakları bir şey yoktur.Davranışları gayet doğal.

Atra Hasis Tabletini 3.metni de aynısını yazar;

Anunnakiler,

“Ay gözden kayboldu

Havanın görünüşü değişti

Bulutlarda yağmurlar kükremeye başladı

Rüzgarlar vahşileşti.

Tufan başladı,insanları bir savaş gibi çarptı.Bir kişi diğerini göremedi.

Yıkımda tanınamaz haldeydiler. Rüzgarlar vahşi eşekler gibi kişniyordu.

Karanlık yoğundu,Güneş görülemiyordu.

Şafağın ışığıyla ufuktan kara bir bulut yükseldi.

İçinde fırtınaların tanrısı kükrüyordu.

Parlak olan her şey karanlığa dönmüştü.

Güney fırtınası bir gün esti,eserken hız kazandı,dağları sular altına aldı.

Güney fırtınası diyarı silip geçerken rüzgar altı gün altı gece esti.

Yedinci gün geldiğinde güney fırtınasının tufanı sakinleşti.

İkinci aydan Addar (Aralık) ayına kadar sular ileri atılır.

Tufanı dünyanın üstüne bırakır.

*(Marduk gezegeni dünyaya yaklaşınca yarattığı ısı uzay boşluğundaki donmuş su kristallerini sıvılaştırır uzay boşluğu bir denize döner.Yukarıdaki ön bilgi bölümündeki fotoğrafta olduğu gibi.

Tufan 12.ayın 17.sinde sona ermişti.Tufana neden olan gezegeni metin “ŞUL.PA.KUN.E” diye adlandırı

“Kahraman gözlemci efendi;(Nibiru Gezegeni)

Suları bir araya toplayan;

Fışkıran sularla  dürüst ve kötü olanları temizleyen

İkiz zirveli dağda tutan…

…balıklar,nehir,nehir,seller durdu.

Dağlık yerde bir ağaca bir kuş kondu…..denen yerde.

(Tabletin okunamayan yerleri .”…”ile geçilmiş.)

Alimler,”sel baskını” diye bağırdığında

Bu Tanrı NİBURUDUR

Kahramandır, dört başlı gezegen

Silahı Tufan fırtınası olan tanrı geri dönecek;

Dinlenme yerine kendisini alçaltacak.”

 

Metnin iddiasına göre uzaklaşan gezegen “Ululu” ayında (6.ay)Satürn’ün yörüngesinden tekrar geçer.

Nefilimler,Zodyaktaki burçlara tanrıların sıfatlarını vermekteydiler.Ebeling tarafından bulunan metnin de sadece insanlar için değil Nefilimler için de takvimsel bilgiler sağladığını görmekteyiz.Tufan,Aslan Takımyıldızı çağında meydana gelmişti.;

 

“Üstün mesh edilmiş parlayan tacı, dehşetle yüklü efendi;

Üstün gezegen bir taht kurdu,

Kırmızı gezegenin (Mars) yörüngesine bakan,

Her gün Aslan içinde alevler içindedir.

Işığı diyarlar üstünde parlak krallıkları ilan eder.”

 

Sümer kral tabletlerinin diliyle söylendiğinde 120 şarlık gayret ve çabayı da tufan silip süpürmüştü.Mezopotamya’daki şehirler,Nippur’daki uzay kontrol merkezi,Sippar’daki uzay limanı,

Hepsi sulara gömülmüş,çamur altında kalmıştı..

…………………………….Utnapiştum İfadesi ile………………………….;

 

Enki’nin Emirlerine göre, gemiye binmek ve mühürlemek için dışarıda kalıp işareti beklemesi gereken Atra Hasis herkesi gemiye bindirmesine rağmen yerinde duramıyordu.

İnsanla İlgili” bir ayrıntı sağlayan eski metin bizlere “Atra Hasis’in sürekli girip çıktığını, safra çıkardığını ve çok üzgün olduğunu anlatır.

Utnapiştum tüm akrabalarını ve ailesini gemiye bindirdi.yanları sıra canlı yaratıklardan bulabildiklerimin hepsini ve tarlalardaki evcil ve vahşi hayvanlardan bulduklarını da yükledi.

Uzay gemilerinin motorlarının çalışması,geminin kapatılması için beklenen işaretti..Geminin tüm kapakları kapatılır ve içeri binenlerle birlikte Utnapiştum gemiyi Enki’ni görevlendirdiği Gemici Puzur Amuri”ye devreder.

(*Hud Suresi: 41-Nuh,”Gemiye binin,onun yürümesi ve durması Allah izniyledir.Allah acır ve bağışlar” dedi.—

-Kamer-Suresi:14-Hakkında nankörlük edilmiş olan Nuh’a mükâfat olarak gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu.)

Fırtına şafakla birlikte gelir, binaların direkleri,iskeleler,setler ne varsa yıkılır ve savrulurlar.Her yer tamamıyla kararır.Geniş diyar bir çömlek gibi yarıldı” der.Belki de Arap yarımadası bu arada Afrika’dan kopup şimdiki yerine yerleşiyor.Bilemeyiz.

Güney fırtınası altı gün altı gece eser.Yedinci gün fırtına durulur.

“Deniz duruldu;

Rüzgar sustu;

Sel durdu;

Havaya baktım;

Sessizlik çökmüştü, ve;

Tüm insanlık kile dönmüştü.”

Enlil ve meclisin isteği olmuştu.

Ama onlar Enki’nin planının da işlediğini bilmiyorlardı. Fırtınalı sularda yüzen,erkekleri ve kadınları,çocukları ve diğer canlı yaratıkları taşıyan bir gemi vardı.Fırtına geçince Utnapiştum “bir lomboz açtı”,”yüzüme ışık düştü” Etrafına bakındı.”Manzara düz bir dam gibi dümdüzdü”.Eğilerek oturdu ve ağladı.Gözyaşları yüzünden akıyordu.Denizin dört bir yanında bir kıyı şeridi görmek için bakındı.Göremedi.Sonra,

Bir dağlık bölgeye çıktı;

Kurtuluş dağına gemi durdu;

Nişir (Kurtuluş)dağı gemiyi sımsıkı tuttu. Harekete izin vermedi.

Altı gün boyunca kurtuluş dağının zirvelerine takılı kalan gemiden dışarı baktı. Sonra bir dinlenme yeri bulabilmek umuduyla,bir güvercinyoladı ama geri geldi,Bir serçe yolladı ama geri geldi,Sonra bir kuzgun yoladı,ve o bir dinlenme yeri bulup dönmedi.

Utnapiştum bütün hayvanları saldı ve kendisi de dışarı çıktı.Bir adak sundu.Tanrılar kokuyu aldı ve sinekler gibi adak adayanın çevresine üşüştüler.

Büyük tanrıça yemin eder.”Unutmayacağım,bu günlerde dikkatli olacağım,onları asla unutmayacağım.”

Enlil ise oraya vardığında aklındaki en son şey yiyecekti.

Bazı canlıların kaçabilmesi,insanlardan kurtulan olması öfkeden kudurtuyordu.Hemen hesap sormaya başlar.

Oğlu ve varisi olan Ninurta  Enkiyi göstererek “Enkiden başka kim plan yapabilir?Her meseleyi bilen sadece Ea’dır.

Ea,inkar etmedi ve oldukça akıllı bir konuşma yaptı.Önce bilgeliği ile Enlil’i övdü,onu yüceltti.Enlil’in de akıllıca karar vereceğini söyleyip,”Tanrıların açığını ortaya vuran ben değildim”Sadece son derece akıllı olan bir insanın kendi bilgeliği ile tanrıların sırrının ne olduğunu anlamasına izin verdim.Ve eğer bu dünyalı bu kadar akıllı ise onun yeteneklerini görmezden gelmeyelim.Şimdi onun hakkında fikir alalım” dedi.

Bunu üzerine Enlil geminin üzrine çıktı,Elinden tutarak Utnapiştum ve karışını güverteye çıkarır.Yanında diz çöktürür.Aralarında durarak alınlarına dokunarak ikisini de kutsar.”

Şimdiye kadar utnapiştum sadece İnsan idi;

Bundan sonra Utnapiştum ve karısı biz tanrılar gibi olacaktır.Utnapiştum çok uzakta

Suların ağzında oturacaktır”

Çok uzakta oturması için götürüldüğünde Anu ve Enlil ona bir tanrı gibi hayat verirler ve onu ebedi hayata yükseltirler.

 

Enlil İnsanlar hakkında da kategorilerin kurulmasından söz eder.;

“….İnsanlar arasında bir

Üçüncü kategori olsun;

İnsanlar arasında Doğuran kadınlar ve doğuramayan kadınlar olsun;

Erkek genç bakireye ……;

Genç bakire …….

Genç adam …. genç bakireye ……;

Yatak serdiğinde ;

Eşi ve kocası birlikte yatsınlar.

 

Enlil yoldan çekilmiş, insanların üremesine izin verilmiş, dünya insanlara açılmıştı.

 

I.Tarih ve Genel Bakış;

 

Sümerler, kendilerinden çok daha eski tarihlere uzanan İndus Vadisi, Harappa, Mısır yazıtları örneklerinden, Çatalhöyük ile Erika  (Jericho) yerleşimlerine rağmen dünyadaki en iyi eski medeniyettir. İ.Ö.5000.lerde çiftçi-toplayıcı köylerinin kurulmaya başlanmasından Agade’li Sargon tarafından fethedilmelerine ve İ.Ö. 2000’lerde Amoritlerin idareleri altında çöküşlerine kadar, Sümerler kendi toplumları ve fatihlerinden etkilenmeleriyle birlikte bir toplum ve din kültürü oluşturdular.

Sümer kil tabletleri, Babillilerce ödünç alınan birçok dini ritüelleri, inanışlarıyla birlikte en erken yazılı dildir. Aslında Sümerin izleri İncil (Tevrat) Yaratılış (Cenesis) bölümünde de görülebilir.

Tarih;

Sümer, Günümüzün Güney Irak’ında Dicle ve Fırat nehirlerinin daha alt kısmında bir şehir devletleri topluluğudur. İ.Ö.4. bin yıldan daha öncelerine kadar hakim şehrin önderi bölgenin kralı olarak kabul edilmesine rağmen bu şehirlerin her birisinin bireysel yöneticileri vardı.

Sümer şehirlerinin her birisi bir tanrıya adanmıştı. Şehrin kralları tanrı soyundan veya Tanrı/insan melezi olup, tanrılarca seçilmiş kişilerdendi. Her kral aynı zamanda şehrin en büyük din adamı olmasına rağmen “Ensi” adı verilen tapınak rahipleri şehrin en saygın kişileriydiler. Tapınaklar tanrıların ikamet etmesi için inşa edilirdi ve halka kapalıydı. Şehir devletleri sınırlarını taşlardan yontulmuş sınır taşlarıyla belirlerdi.

Sümer şehir kralları, Tevrat’ta geçen Tufan öncesi ve sonrası şehir krallarının çoğunu doğruladığı gibi, tufan öncesi 470.000 yıl kadar geriye uzanan ve bazı kralların 50.000 yıl gibi hüküm sürdüğü, insanların da günümüzdekinin aksine başlangıçta ölümsüz, sonraları düzenli olarak ömrünün ve bedeni yapısının cüceleştirildiği, Kuran’da da geçen Kavimlerin Helakı konularının ayrıntılı açıklamalarını vermektedir.

Tufan sonrası Güney Irak’a yani Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği bölgeye Sümer kavimlerinin M.Ö 4.000 yıllarında kuzeydoğudan geldiği konusunda tarihçiler arasında fikirbirliği vardır.

Sümer tarihi beş döneme bölünmeye meyillidir. Bunlar, Adını aynı adla anılan hakim şehirden alan Uruk dönemi, Cemdet Nasr dönemi, Erken hanedan dönemi, Agade dönemi ve İ.Ö. 3800’lerden 2000’lere kadar uzanan III.Ur dönemleridir. İlaveten, Sümerlerin Ur dönemi ve III. Ur hanedanı dönemleri arasındaki yaşananlar hakkında bazı deliller olmasına rağmen ağırlıklı olarak Babillilerin hakimiyetinde geçen erken ve geç dönemler hakkında bilinenler arasında çok az bağıntı mevcuttur.

Uruk dönemi M.Ö. 3800 ile 3200 yılları arasında uzanır. Bu çağ, tufan öncesi kralların ve çoban Dumuzi’nin hakimiyet sürdüğü dönem olarak tanımlanır. Dumuzi sonrası dönemde baharda tahıllarının tanrısına tapınılmıştır. Bu zamanlarda şehirleşme hızlanmış ve dönemin sonlarına doğru Uruk’ta şehir nüfusu 45000’lere ulaşmıştır. Uruk, kendisinden daha eski olan güneyindeki Kiş ve kuzeyindeki Eridu şehirleri ile rakip olmasına rağmen bu çağın en geniş şehriydi. Sulama alanında sağlanan gelişmeler sanatkarlara ham madde taşınmasında da kolaylık sağlamış bu gelişmeler büyümeye hız katmıştı. Aslında An ve İnanna’nın şehri, günümüz Türkiye’sinin güneyinden İran’ın doğusuna uzanan ticaret ağı bölgesinin kalbi olmuştu. Ek olarak halk şehre büyük tapınaklar çizmişti.

İçlerinde birçok freskler ve mozaikler barındıran Uruk’un Eanna’sı İnanna’ya adanmış tapınaklar koleksiyonuydu. Bu binalar zamanın önderine ve En veya yüksek rahibine dini veya sivil hizmetler sunuyordu. Tapınaklar sanatçıların eserlerini sattıkları ve sanatlarını sergiledikleri yer olmanın yanında ihtiyaç fazlası tahılların da depolanıp satıldığı yerlerdi.

Cemdet Nasr dönemi;

Cemdet Nasr dönemi M.Ö.3200 ile 2900 ler arasında uzanır. En göze çarpan özelliği özellilkle Uruk döneminin yavaş yavaş çökmesine neden olan olayların uzantılarının ortaya çıktığı dönem olarak tanımlanabilir. Bu dönemin büyük tufanın olduğu dönem olduğu sanılır. Sümerlerin tufan hesapları Dicle ve Fırat nehirlerinin taşmalarıyla ortaya çıkan bataklık ülkelerinin sular altında kalması esasına dayanır.

Erken Hanedan Dönemi;

Bu dönem M.Ö.2900 ile 2370 yılları arasındaki süredir ve güvenilir yazıtlara göre, bu dönemde büyük kralların evrilerek tanrılaştırılıp onlara tapınılmaya başlanıldığı dönemdir. Bu çağda krallık nehrin 170 km. yukarısına, günümüz Bağdat’ının 75.km güneyine kadar genişlemiştir. Kiş’in erken krallarından biri olan Etana döneminde bütün Sümer ve komşuları üzerinde hakimiyet sağlanmış, bütün ülke sağlamlaştırılmış ve güvenliğe kavuşturulmuştur. Sonraları Babilliler Etana’nın elinde bir değnek ile “doğum bitkisini” İştar’dan almak üzere cennete gitmek için dev bir kartalın sırtına bindiğini ve dolayısıyla da mirasçı olduğunu destanlarında anlatmaktadırlar. Bu manada,güneyde güneş tanrısı Utu Samaş’ın oğlu ve yerine geçen olarak da anılan Meskiaggaşer tarafından Erek hanedanı kuruldu. Onu, sırasıyla Dumuzi (Dammuz-Temmuz), M.Ö.2600’lerde Erek’in tahtını ele geçiren ünlü Gılgamış ve Ur hanedanının kurucusu Masenpadda ile birlikte bölgenin gücü olmaya çabalayan Kiş Hanedanından oluşan üç kral takip etti. Destanda anlatıldığı gibi Gılgamış’ın “yarı tanrı”  olduğunda, Masenpadda Kiş Krallığının geleneksel sahipliğini ele geçirmesiyle bu “üçlü güç mücadelesi”  sonunda zafere ulaşmıştı.

Kiş ve Erek hanedanlarının yoldan çekilmelerine rağmen Ur bütün Sümer’in gücünü elinde tutamadı. Başlangıçta bölge küçük şehir devletlerinin bağımsızlık elde etmeleriyle zayıfladı.M.Ö.2450’lerde Lagaş’ın yöneticileri kendilerini Kiş Kralı olarak ilan ettilerse da yakınlarındaki Ummalıların meydan okumalarıyla yüzyüze kalarak bölgede hakimiyetlerini kaybettiler.

2360-2335’lerde Umma’nın kralı ve rahibi (Ensi) Lugalzegesi Lagaş’ı kökünden yıktı ve  Sümer’i işgal etti, kendisini Erek’in ve ülkenin kralı ilan etti. Ne yazık ki bu ona da yaramadı, Sümerin bu işgali anlaşmazlıkları doğurdu ve Agade’li Sargon bunu fırsata çevirerek Sümer’e tcavüz etti.

Sargon Dönemi

Sargon, Kiş’ten çok uzakta olmayan Babil’den dört yüz yıl sonra doğacak olan kuzey Akad bölgesini ve Sümer’i birleştirdi. Deliller kabataslak olsa da bunlara göre krallığını Akdeniz’den İndus nehrine kadar uzattı. Bu birlik onun kuruculuğundan kırk yıl daha az hayatta kaldı. Agade şehrini kurdurdu ve kocaman bir mahkeme binası inşa ettirdi, Nippur’da yeni bir tapınak diktirdi. Yeni imparatorluğu boyunca olan ticaret şehri şişirdi ve zamanın özeti olan bir ticaret ve kültür merkezi haline getirdi.

Sargon’un ölümünden sonra çıkan isyanlar ülkeyi korkuttu. Sargon’un üçüncü veliahtı olan oğlu Naram-Sin isyancılarla baş etti ve krallığını askeri başarılarıyla genişletti. Kendisini dünyanın dört bir yanının kralı ilan etti ve kendisini tanrılaştırdı. Ancak onun tanrısal güçleri, bir dağ halkı olan Gutilerin Agade şehrini kökünden yıkması ve kendisini tahttan indirmeleri karşısında başarısız oldu.

Birkaç on yıl sonra, Sümer önderlerince Guti varlığı dayanılmaz hale geldi. Erek/Uruk’lu Utuhegal bir koalisyon ordusu kurarak üzerlerine gönderdi. Yardımcılarından birisi olan Ur-Nammu hakimiyetini gasp ederek M.Ö. 2112’de III.Ur Hanedanını kurdu. Önce bozguna uğrattığı Lahaş’ın hanedanı üzerinde kontrolünü sağladı ve bu hakimiyetini diğerleri üzerine yayarak bütün Sümer şehir devletlerinde egemenlik kurdu. Bilinen ilk hukuk maddelerini yayınladı, Ur’a 180.m yüksekliğinde 600m genişliğinde büyük bir Ziggurat inşa ettirdi. Sonraki yüzyılda Sümerler refah içinde yaşadılarsa da M.Ö.2000’lerde gelen Amorit işgalleri karşısında toplumları çöktü. Birkaç çift Sümer şehir devleti bağımsızlıklarını sürdürdülerse de yeni ortaya çıkmaya başlayan Babil İmparatorluğu tarafından kısa sürede hepsi emildiler. (Crawford pp. 1-28; Kramer 1963 pp. 40-72)

Kültür

Fırat nehri boyunca uzanan Sümer gelişmiş bir tarım ve ticaret endüstrisi vardı. Koyun, keçi ve çiftlik hayvanlarından oluşan sürüleri, tahılları ve sebzeleri tapınaklarda ve özel şahısların himayelerinde tutuluyordu. Ticaret gemileri nehirden Hürmüz körfezine boydan boya bölgeyi geziyor, çanak- çömlek ve çeşitli ürünleri taşıyor, dönerken de karşı bölgelerden ham maddeler, meyvalar ile Levant’tan Sedir ağaçları getiriyordu.

İlk yerleşim yerlerinden sonra Sümerlerden bölgeyi devir alan Akad, Babil ve Asurluların bölgede kurdukları ilk şehirleri şöyle listeleyebiliriz;

 

Antik Mezopotamya bölgesinde şehir yerleşimleri.

Hanedanlık öncesi ilk beş şehir:   

Eridu (Ebu Şahreyn)

Bad-tibira (El-Medain)

Larsa (Es-Senkereh)

Sippar (Ebu Habbah)

Şuruppak (Fara)

Diğer temel şehirler:

Kiş (Uheymir ve İnharra)

Uruk (Warka)

Ur (El-Muqayyer)

Nippur (Afak)

Lagaş (El-Hiba)

Ngirsu (Tello veya Telloh)

Umma (Jokha)

Hamazi 1

Adab (Bismaya)

Mari (Hariri) 2

Akşak 1

Akkad 1

Isin (İşhan el-Bahriyat)

Küçük şehirler (güneyden kuzeye):

Kuara (El-Lahm)

Zabala (Ibzeikh)

Kisurra (Ebu Hatab)

Marad (Wannat es-Sadum)

Dilbat (Ed-Duleim)

Borsippa (Birs Nimrud. Babil de olduğu iddia edilir.)

Kutha (Tel İbrahim)

Der (El-Badra)

Eshnuna (Asmar)

Nagar (Brak) 2

(2

 

Sümerler okullarındaki derslerinden ticaret antlaşmalarının kayıtlarına kadar birçok yazılı kayıt bırakan ilk edebi medeniyetlerden birisidir. Öteki medeni komşularının üzerinde savaş arabalarıyla sallanan güçlü orduları vardı (Kramer 1963, p. 74.) Kabaca Sümerlerin en uzun süre kalıcı olan mirasları ise dinleriydi.

 

Dil

SÜMER DİLİ VE TÜRKÇEMİZ

Sümerce tarihte bilinen ilk yazılı dildir. Sümerce çiviyazıları (Küneiform/Cuneiform) daha sonra Akad ve Elamlılar tarafından kullanılmıştır. Ayrıca, Hitit dili gibi Hiyeroglife benzer el yazılarına sahip Hint/Aryan kökenli kavimler sayılan Batı Avrupa dillerine de uyarlanmıştır. Ugaritçe ve Eski Farsça/Pehlevice gibi dillerin farklı ve kolay yazılış şekillerinin kökeni de, logografik işaretler içermeyen Sümerce çivi yazılarına dayanır.

Sümerce ve Türkçenin arasinda cok büyük kelime benzerlikler vardir. Bazi Türk tarihçilere göre sümerce bir Türk dilidir.

Ancak aşağıda verilen Sümerce kelimelerin karşılıklarının bulunmasında zorluklar çekildiği göze çarpmaktadır.

Bu zorlukları kolaylaştırmakta faydası olur diye, kendimi okuyacağınız açıklamalarımı yazmak zorunda hiissettim

Türkçemizin Atatürk döneminde alınan bir kararla çağın gereksinimlerine göre geliştirilmesi için Türk Dil Kurumu kurulmuş ve başına yedi dil bilen Ermeni Agop Dilaçar bey getirilmişti.

Agop efendinin seçilmesinde onun işini yapabilecek Türk aydınlarının, ya savaşlarda yitirilmiş olmaları ya da siyasi nedenlerle devrim karşıtı olduklarından yurt dışına sürgün edilmiş veya daha önceden yurt dışına değişik nedenlerle gitmeleri, kaçmaları/kalmaları nedeniyle işe uygun adam bulunamaması önemli rol oynamıştı.

Atatürk 1936’larda Agop efendiye faaliyetlerini durdurmasını emretmişse de ölümünden sonra İsmet İnönü döneminde tekrar bu göreve getirilmiş ve 1980lere kadar bu işi yapması sağlanmıştı. Dilaçar soyadını ona Atatürk vermişti.

Onun idaresindeki TDK, yaptığı düzenlemelerde değiştirdiği kelimelerin önceki kullanılan hallerini kayıt altına almamış ya da hazırlanan sözlüklerde yeni kelimelerin eski halk dilindeki kullanımları hazırlanan sözlüklere sokulmamıştı.

Bu da dili köksüzleştirmiş, zamanla çok saçma kelimeler üretilmesiyle TDK alay konusu olmuştur.

Bence hazırlanan sözlükler dilin evrimini de içermeliydi. Ya da ek olarak hazırlanıp yardımcı olarak sözlüklerin yanında verilmeliydi. Seçilen yeni kullanımın önceki şöyleyiş şekilleri de sözlüklerde bir şekilde ve mutlaka yer almalıydı.

Bu durumda gelecek kuşaklar, gerek halk gerekse araştırmacılar arkeolojik kazılardan veya herhangi bir keşifle ortaya çıkan kaynakları çözümlemeye çalışırken, eldeki eski dil bilgilerinin içerdiği “dilin evrimini gösteren” bilgilerin ışığında, tarihi belgenin günümüz diline uyarlanmasında sıkıntıya düşmekten kurtulacaklardı.

Dilin bütün eski kökenlerinin atılarak son verilen şeklin halka dayatılması, tepki ile karşılanmış ve yeni dili halk isteyerek benimsememiştir.

Örnek olarak, “Baba”, Karaçay Türkçesinde “Ata” Arap dilinde de “Âta” olarak yer almaktadır. Sümer, Babil, Asur dillerinde “BABA” erkek ve dişi tanrıçaların adlarında aynı anlamda yer almaktadır.

Örnek, aşağıdaki “Gaba” olan Sümerce kelime Karaçay Türkçesinde “Gabara”, günümüz Türkçesinde “yünlü yelek” olarak gösterilmektedir. Oysa Fransızca’dan dilimize geçen “Kaban” da içi yünlü deri paltoya verilen addır. Demek ki bu kelimenin kökeni Türkçe ve Sümerceydi.

Gelelim “Ben anlamına gelen “Me” kelimesinin “Men” ve “Ben” oluşuna. “Ben” asalında Tevrat’ta tanrının adıdır. Hindu dininde tanrı Atman “Ben” demiştir. Fars dili Türkçenin en çok kullanıldığı bir dildir ve İranlılar halen “Men” derler. Batı Anadolu ve Trakya, Balkan Türkleri de “Ben” derler ve bu kelimenin İbranice’ye de Hintçe’ye de Türkçeden geçtiği anlamını çıkarmak mümkündür.

Örneğin, Kraçay Türkçesindeki “Ol” kelimesi Osmanlı Türkçesinde çok sıklıkla kullanılır.

Sümerce “RU” olan, Karaçay dilinde “Ur”, günümüz Türkçesinde “Vur” olan kelime halen kırsal kesimde “Ur”, “Urmak” şeklinde kullanılır.

Sümerce “ER”, Karaçay dilinde ve günümüz dilinde de “Er” olan kelime, Farsça’dan gelen ekleme ile Asker haline gelmiştir. Frsça’dan Almanca’ya geçen “Asker”,  “Oscar” (Oskar) olmuş ve asker demektir. İbrani dilinde de “ER” Yakup peygamberin 12 oğlundan Yahuda’nın oğlunun adıdır ve Türkçeden geçmedir. Cenaze namazına dururken bile mefta erkekse, halen hocalar,”Er kişi niyetine” diyerek namazı başlatırlar.

Bir de “J” harfi ile başlayan kelime/adlara “J” harfinin okunuş/söyleyiş/seslendirilme” farklılıklarını bilerek yaklaşmak gerekir. “J” harfi “İng,JOHN, Fr.JAN, JEAN,Tur.CAN, Çin,JİN”=CİN anlamına gelir ve bu adlarda “J” harfinin Türkçe “C” sesi verdiğini görüyoruz.

Öte yandan “JAHVEH (Yahve), JUGOSLAVIA (Yugoslavya), Jerusalem (Yeruşalim)” adlarında da “Y” sesi verdiğine tanık oluyoruz. Aşağıdaki tablodaki ve ilaveli başka tablolardaki Sümerce ya da başka dilerdeki adları/ kelimeleri bu ses bilgilerine sahip olarak okuduğumuzda onların içlerindeki Türkçe’yi keşfetmemiz hiç de zor olmayacaktır.

Sümerce Karaçay Türkçesi Türkiye Türkçesi
аз аз Az
баба ата Baba (ata)
gaba gabara Yünlü yelek
daim dayım Doyum, doyma
me men Ben
mu Bu, ol Bu, o
ne ne Ne
Ru ur Vur
Er er Er, asker
Tu Tuv- Doğ-
Tud tuvdu doğdu
Ed öt geç
Çar çarh çark
guruvaş karavaş Kadın köle
üç üç
üd ot Od, ateş
Uzuk uzun uzun
Tuş tüş- in-, aşağı inmek
эшик Eşik Eşik ,kapı
аур avur ağır
Jau Jav/cav Yağ
Jen Jer/cer Yer
Egeç egeç kızkardeş
Or or Orak çalmak
кал kal- Kal-
кыз kız Kız
куш kuş Kuş
Uat uvat- Ufala-, kır-
Jarık Jarık/carık Aydınlık, ışık
Jaz Jaz/caz- Yaz-
Jün Jün/cün Yün
Jol Jol/col Yol
Jır Jır/cır Türkü, şarkı (Ir)
Jarım Jarım/carım Yarım
Çolpan çolpan Sabah/seher yıldızı
Çibin çibin Sinek (cibin-lik)
İrik İrk/irik 5 yaşındaki koç
Kur kur Kur-
koru koru Koru-
küre küre Küre-
Kadau kadav Sürme kilit
Kan kan Kan
San san Sayı
ikki eki İki
Buz buz Boz
Üz üz Kopar
Süz süz Süz
Ez öz Öz, kendi
Ör öl Öl
ul ul Oğul

Sümer dilinde “Tuvdu” olarak yazılan ve “doğdu” anlamına geldiği ifade edilen kelime günümüzde bile Bulgaristan Muhacirleri arasında “Dûdu” yani ilk “u” uzatılarak “Duudu” diye söylenir ve “ğ” harfi yutularak kullanılır. Bazı hallerde “D” ile “T” harfi yer değiştirerek kullanılır. Örnek olarak ”Taş” yerine “Daş”, Deşmek” yerine “TEŞMEK” de sıklıkla kullanılır. “Teğet” kelimesi de benzer şekilde “DEĞ”  kipinin “TEĞ” şeklinde yanlış söylenmesinden türemedir.

Balkan ve Anadolu Türkçesinde “H,Y,Ğ” gibi harflerin yutulması bazı çift sessiz harflerin düşürülmeleri olağandır.

Örnek Bulgaristan Muhacirleri, Arapça’dan geçme adlar olan, İbrahim yerine “İbrâm”, “Bayağı” yerine “Bayâ”, “Ayağın” yerine “Ayân” “A” uzatılarak “Ğ” yutulur, Türkçe olmayan bir ad olan “Behice” yerine “Beyce” söyeyişi ile Arap adının Türkçeleştirilmesi takdire değerdir, Hüseyin yerine “Üsên”, burada “H” ve “Y” olmak üzere iki sessiz birden yutulmaktadır. “Geliyorum” yerine “Gelêrim”, Yörükler de “Gelôrum” şeklinde söylerlerdi. Osmanlı Saray Türkçesi de Yörük şivesidir.

Sümerce “Ul” olan kelimenin “Oğul” olarak yazılması kafaları karıştırmasın. Balkan ve Ege Türkleri asla “Oğlum” demezlerdi. Onun yerine “Ôlum, Ûlum” şeklinde, ilk sesli harfi uzatırken “Ğ” harfini yutarlardı, “Oolum, Uulum” gibi. Bu kelimelerinde zaten çoğu Babil, Akad, Asur dillerinden çevrildiğinden bu sesli harflerin hepsinde de kesinlikle “^” uzatma işareti vardır. Dil bilimciler özellikle Akad ve Babil dillerindeki Türkçe yoğunluğundan ve Arap tanrılarının çoğunun Türklerde olmasından dolayı bölgede Türklerin o dönemlerde yaşadığından söz etmektedirler.

Sümerce “Üz” Türkçe “Kopar” olarak verilmiş. Oysa halen günümüz Türkçesinde “Üzmek” bir insanı, hayvanı “ruhen zorlamak” anlamında kullanıldığı gibi kırsal kesimde sadece “zorlamak” onlamında da kullanılmaktadır: Bundan “Koparma” anlamını bulmak zor olmasa gerekir.

Sümerce “San” olan kelime günümüz diline “Sayı” olarak geçmiş. Oysa biz bu kelimeyi halen kullanırız.

-“Adının sanın nedir?…”, “Adı,sanı kalmamış!” ifadelerinde kişinin adından başka, toplumda kazandığı değere göre toplumun verdiği lakabı, rütbesi, işi gibi onu saydıran özellikleri sorulur. Binlerce yıl öncesi “San” kelimesinin bu gün “sayı” olması ve yaklaşık anlamda kullanılması şaşırtıcı değildir.

Öte yandan Sümer dilinde çok sık rastlanılan sessiz harfle başlayan kelimelerin başlarına “sesli” harf ulanarak şöyleyiş şekli Agop’un düzenlemesinden sonra bile kullanılmaktadır.

Örnek, “Recep” yerine “İrecep” denir. Ancak her sesli harfle başlayan kelime, ad için de geçerli değildir.

Sümer dilinde “Kur” olarak geçen kelimenin karşılığı da günümüz dilinde “Kurmak” fiilinin emir kipi olan “KUR” anlamında verilmiş. Sümer dilinde “Kur”, baş tanrı Anu tarafından kurulan ahret hayatının geçeceği yer, cehennem olarak da geçmektedir. Sümer’in yeraltı dünyasının da adıdır.

Sümerce “Çibin” kelimesinin Türkçe “Cibin-lik” yani sinekten korunmak için kullanılan tül örtü olması dikkate alındığında, “Sinek” adının dilimizde bazı fiillere köken olduğunu görüyoruz.

Ancak, “Sin-mek”, “Sin-sice” türetmelerine bakılırsa “sinerek, saklanarak, gizlice yaklaşan” anlamında bir ad olduğunu çıkarabiliriz.

Peki, Cibin’den Sin-ek’e (Bin-ek gibi) nasıl gelindi derseniz bir düşünelim.

Hint, İbrani ve Fars dillerinde “B” harfi aynı zamanda “V” sesi de verirler. Türklerin yeryüzünde en çok birlikte yaşadığı kavimler bunlardır. Bunlardan geçen bir alışkanlıkla veya bizlerden onlara geçmiş olabilecek bir alışkanlıkla,”Cibin/Sibin/Sivin” ve “B” harfininin düşmesiyle “Sîn” kökü geçmişte ortaya çıkmış olabilir. Muhtemelen önceleri “Cibin/Sibin/Sîn/Sînik ve son olarak ta “Sînek’e” dönüşmüş olabilir.

Sümerce bitişken bir dildir. Bu demektir ki Sümerce kelimeler, birbirinden açıkça ayırt edilebilen bir dizi sonek ve biçimbirimden oluşur.

Cumhuriyet döneminde üretilen yeni Türkçe dışında, doğal arı eski halk Türkçe söyleyişini (Diyalekt/Pronounciation) esas aldığımızda Türkçe kelime ve adları daha kolay bulabildiğimiz gördük.

Türk milleti, çoğunlukla göçer yaşayan kavimlerden oluştuğundan, sürülerine bereketli otlaklar arayan ve yeryüzünde egemenlik peşinde koşmayan yapıya sahip olduğundan yerleşik kavimlerin kültürlerini de kolayca benimseyen yapıya sahiptir.

Köleci kavimler olan yerleşik kavimler Türk milletinin “bilgelerini” öldürerek veya öldürterek onları başsız bırakmış ve asimile etmiştir. Bu asimilasyon/içinde eritme, halen sürmekte olduğundan, Türk milletinin geçmişini arayanların en eski Türk lehçelerine ulaşıncaya kadar geçmiş asimilasyonların getirdiği şive/diyalekt/ söyleyiş biçimlerinin (form) tek tek tespit edilmesi gerekir. Ayrıca dinlerin de buna ilave edilmesi gerekir.

Türk Dil Bilimcilerinin gerçek görevi, köy köy, ülke ülke dolaşarak Agop efendinin, Hint, Arap, Grek, Çin ve Rusların düzenlemelerinden pek nasibini alamamış, kendine özgü dilimizi konuşan insanların dillerindeki söyleyiş biçimlerini (Diyalekt formları) derlemelidirler. Böylece Türkçeyi geliştirmek de anlamak da çok daha kolaylaşacaktır.

Bu da bize görkemli bir tarihin kapılarını aralayacaktır.

Mitolojiler dikkatle incelendiğinde yeryüzündeki bütün yaratılış destanlarında “Türkçe” kelimeler, kökenler bulmak çok kolaydır. Son zamanlarda filolojik araştırmalar da yeryüzünde kullanılan en eski dilin Türkçe olduğu ve hatta göklerden gelen şeytan/cin tanrıların da Türkçe konuştukları itiraf edilmektedir. Bu boşuna değildir.

 

Din

Eski Sümerlilerin Ortadoğunun girişinde bıraktıkları izleri dinleriydi. Sadece bölgeye dağılmış olan Zigguratları ve tapınakları değil, evrenbilimleri, dini ayin ritüelleriyle komşularını etkileyen ve günümüz Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslami geleneklerde bu derece kendisini gösteren yansımaları vardır.

Eski büyük tapınaklardan daha büyük ölçüde kil tablet yazıları, ilahiler, dinler, ağıtlar*, büyüler ve büyülü sözlere ve Sümerlerin din dünyasının içine bir göz atan çağdaş okuyucular ile mit yazarları ve arkeologlara kadar herkese gücü yetmektedir.

Her şehir insanın kaderini yazdıran güçlere sahip güçlü tanrıları barındıran Sümer tanrılar ailesinin baş tanrısının oturduğu koltuğu barındıran bir tapınak eve sahipti. Şehrin ileri gelenleri sadece şehrin hakimi olan tanrı ve tanrıçaların iyi dilekleri için değil hatta tanrılar meclisinin diğer üyelerinin de iyi dileklerini kazanmak için yalvarmakla görevliydiler. Başlangıçta rahiplik mesleği bu rolü yerine getirdi, sonraları dinsel kökeni olmayan, güçleri alınmış krallar, küçük rahipler rüyaların ve kehanetlerin yorumlanmasında büyük yetki sahibi oldular. Ruhban olmayan kralların çoğu ilahi haklar istediler. Örnek olarak Agade’li Sargon İştar/İnanna tarafından seçilmiş olmayı talep ettiler.(Crawford 1991: 21-24)

Dörtgen tapınağın en kutsal merkezi, tapınağın tanrısının heykelinin önündeki “sunu masası veya “Cella-Sella-Çella”  adıyla bilinen tuğladan bir kurban kesilen sunak (Mihrap) bulunurdu. Çella’nın uzun ucunda tapınakta rahip ve rahibelere ait odalar bulunurdu. Bu çamur-tuğladan binalar koni şekilli geometrik ölçülerdeki mozaikler, freskler ile insan ve hayvan resimleriyle süslenmişti. Bu tapınak kompleksleri evrilerek kuleli Zigguratlara dönüştü. . (Wolkstein & Kramer 1983: 119)

Tapınakta, rahipler, rahibeler, müzisyenler, şarkıcılar, hadımcılar( *1) ve kutsal emanetler bulunurdu. Çeşitli ibadet şekilleri arasında  en temelli olanları yiyecek sunuları ve tanrının şerefine şarap içme veya toprağa dökme idi.Yeni yıl kutlamaları, yıllık ve aylık bayramları da vardı. Ayinlerin sonunda kral bereket tanrısı Dumuzi’nin yeniden dirilmişiymişçesine İnanna ile evlenirdi ve macera aşağıdaki gibi devam ederdi.

Çok özel meselelere gelindiğinde Sümerliler samimi kalırlardı. Tanrıların adalet ve merhameti tercih etmelerine rağmen onlar kötüyü ve talihsizliği de yaratmışlardı. Bir Sümerlinin bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. İçki sunusu kayıtlarındaki yargılamalara göre zorluk zamanında yapılabilecek en iyi şey “yalvarmak, içki sunmak, ağlamak, başarısızlıklarını ve günahlarını gözyaşları içinde itiraf etmekti”. Ailelerinin veya şehrin tanrılarının onların yararına araya girebilirlerdi fakat bunun olması gerekli değildi. Bütün bunlardan sonra insan kalbi kırık, emeğini biriktiren, tanrıların kullanacağı bir araç olarak yaratılmıştı ve herkes hayatının sonunda yeraltı dünyasında genellikle kasvetli bir yere uzanırdı. (Wolkstein & Kramer 1983: pp.123-124)

*Ağlayarak Ağıt yakma; Sümerlilerden devam ettiği yukarıdaki bilgilerden anlaşılan “Ağıt Yakma” olayı, özellikle Kürt Yezitlerinde yaygın olarak yaşatılan bir gelenektir. Ölüm döşeğine düşmüş ebeveyninin, ölüm döşeğinde olduğu andan ölüm sonrasına kadar ağlamayan yakınına miras verilmez. Bunu Tunceli’de şark hizmetim sırasında öğrendim. Yahudi Kürtler olarak da bilinen Yezit Kürtlerin dini kitapları olan Mushaf-ı Reş (Kara Kitap) ve Kitab-ül Cilve’nin kökenleri Semitik Hicaz, Yemen Arap Yezidiliği ile Tevrat ve İncil’dir. İşte Tevrat’ta ilk olarak Yusuf peygamberin babası Yakup peygamber için yapılan ağıt törenini anlatan Tevrat ayetleri;

 

Tevrat- Yaratılış

Yakup’un Gömülüşü

 

BÖLÜM 50

……..

Yar.50: 6 Firavun, “Git, babanı göm, andını yerine getir” dedi.

Yar.50: 7 Böylece Yusuf babasını gömmeye gitti. Firavunun bütün görevlileri, sarayın ve Mısır’ın ileri gelenleri ona eşlik etti.

Yar.50: 8 Yusuf’un bütün ailesi, kardeşleri, babasının ev halkı da onunla birlikteydi. Yalnız çocukları, davarlarla sığırları Goşen’de bıraktılar.

Yar.50: 9 Arabalarla atlılar da onları izledi. Büyük bir alay oluşturdular.

Yar.50: 10 Şeria Irmağı’nın doğusunda Atat Harmanı’na varınca, yüksek sesle, acı acı ağıt yaktılar. Yusuf babası için yedi gün yas tuttu.

Yar.50: 11 O bölgede yaşayan Kenanlılar, Atat Harmanı’ndaki yası görünce, “Mısırlılar ne kadar hüzünlü yas tutuyor!” dediler. Bu yüzden, Şeria Irmağı’nın doğusundaki bu yere Avel-Misrayim* adı verildi.
D Not 50:11 “Avel-Misrayim”: “Mısırlılar’ın yası” ya da “Mısırlılar’ın çayırı” anlamına gelir.

Yar.50: 12 Yakup’un oğulları, babalarının vermiş olduğu buyruğu tam tamına yerine getirdiler.”

 

*1-Hadım Etme- Eneme; Dünyevi zevklerden vazgeçmek, kendini ilahi emirlere adamak için yapılırdı. Halife olan Osmanlı padişahlarının lakapları da “Hadım-ül Haremeyn Şerefeyn’di. Kabe’nin şerefli hadım kölesi” demekti. Hadım Grek Artemis rahiplerince “dünya zevklerinden elini eteğini çekme, tanrıya yönelme” anlamında uygulanan bir ritüeldi. Padişah- kral veya halktan köle sahiplerinin haremlerinde görevli erkek kölelere ve eşcinsel gılmanlara da uygulanırdı.

II.Sümer Evrenbilimi hakkında ne biliyoruz?

Sümerlilere göre evrenin (anki) yaratışının resmini oraya buraya dağılmış ilahiler ve efsanelerden herhangi birisi derleyebilir. İlk çağlarda hiçbir şey yokken deniz (Abzu- Absu) vardı. Cennet (an) ve yeryüzü (ki)  şekillendi. Cennet ve yeryüzü arasındaki sınır kübik (muhtemelen ince) bir kubbeydi ve yeryüzü düz bir disk gibiydi. Kubbenin içinde gaz (Lil) veya atmosfer uzanırdı, içinde biçimlenmiş olan en parlak parçaları yıuldızlar, gezegenler, güneş ve aydı. (Kramer, The Sumerians 1963: pp. 112-113) Başlıca üç Sümer tanrısı ile bu bölgeler birleştirilmişti. An, M.Ö. 2500’lere kadar tanrılar ailesinin en başta gelen, sonraları değerini kaybeden cennetin tanrısıydı. (Kramer 1963 p. 118)

Ki, kendine has olarak yer tanrıçasının gerçek adıydı onun adı daha çok Ninhursag (dağların kraliçesi),Ninmah (Yüceltilmiş olan, ulu) veya Nintu (doğuran hanımefendi) olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar göründüğü gibi bütün tanrıların çoğunun atalarıydılar.

Gılgamış, Enkidu ve Aşağıdünya” destanına göre ilk günlerde ihtiyaç olan şeyler yaratıldı. Cennet ve yeryüzü ayrıldı. An cenneti aldı, Enlil yeryüzünü aldı, Ereşkigal alt dünyaya kaçırıldı ve Ea ondan sonra yelken açtı.

III.Hangi Tanrılara İbadet Edilirdi?

 

Nammu, ilkel denizin, sulu çukurun tanrıçasıydı. O belki Sümer evrenbilimi içindeki tanrıların en erkeni, cenneti ve yeryüzünü doğurandı. (Kramer 1961 p. 39) Başka bir yerde de bütün tanrıların anası ve An’ın karısı olarak tanımlanır. (Kramer 1961 p. 114) Enki’nin anasıdır. O Enki’yi tanrılara hizmetçiler yaratması için teşvik etti yardım etmesi için de Nimmah/Ninhursag’ı insanı yaratması için yönlendirdi. . (Kramer 1963 p. 150; Kramer 1961 p. 70)

 

Eski Sümer Tanrıları;

  • Apsu– Yeraltı okyanusu; Yeryüzü ve gökyüzününün üreticisi
  • Tiamat(Tiyamat)– İlkel Kaos/karmaşa; Yeryüzü ve gökyüzünün sahibi-Dünya.
  • Lahmu & Lahamu “Kıllı, çamurlu olan” demek olup üç peliklidirler, çıplak ve üçlü kuşakları vardır.(Dalley, s.324) Yaratılış Destanı Enuma Eliş Tablet III’te Tiyamat ve Apsu’nun ilk çocuklarıdır. Kappa, Anşar’dan onları getirmesi ve Marduk’a Tiayamata ve bağlaşıklarına karşı savaşında yardım etmeleri için gönderildi.
  • Anshar (Tiayamat ve Apsu’nun çocuğu, Anu’nun babası, bütün gökyüzü. Kişara ile daima eşleştirilir.
  • Kishar – Bütün yeryüzü, Tiyamat ve Apsu’nun çocuğu, Anu’nun anası.
  • Anu– Gök tanrısı, Tanrıların babası ve kralı
  • Antu(m)Anu’nun ilk eşi.
  • Aruru (Ninmah, Mami)– Ana tanrıça; Tanrıların ebesi
  • Mammetum– Kaderin yapıcısı veya anası.
  • Nammu– Suyla ilişkilendirilmiştir.
  • Apsu-Güneş   : Başlangıçtan beri var olan
  • Mummu-Merkür: Apsu’nun danışmanı ve elçisi
  • Lahamu-Venüs  : Savaşların hanımı
  • Lahmu- Mars     : Savaş İlahı
  • Dünya- Tiamat : Yaşam veren Bakire
  • Jüpiter-KİŞAR    : Sağlam karaların en başta geleni
  • Satürn-Anşar : Göklerin en başta geleni
  • Pluton-GAGA   : Anşarın danışmanı ve elçisi
  • Uranüs-ANU   : Göklerin olan
  • Neptün-Nudimmud (Ea):Sanatkârane yaratıcı.

 

  • Bunların hepsi de ayrıca Sümer,Babil,Hitit tanrılar ailesidirler.

 

Anunnaki Tanrıları*

Genç Tanrılar;

  • Ellil (Enlil)– Başlangıçta tanrılar dizisinin önderi.
  • Ea (Enki, Nudimmud)**-Suların, döllerin ve yerin tanrısı
  • Mummu– Sanatkâr
  • Kingu– Savaşın önderi.
  • Sin (Nannar)–Ay tanrısı
  • NingalSin ‘in eşi
  • Ishtar (Ishhara, Irnini, Inanna)– Aşk, doğum ve savaş tanrıçası.
  • Siduri– Barmen, hizmetçi
  • Shamash (Babbar, Utu)– Güneş tanrısı
  • Aia (Aya)– Shamash’ın eşi.
  • Kakka– Anshar – ve Anu‘nun veziri.
  • Ninlil– Elil‘’in eşi.
  • Nusku– Ateşin tanrısı ve Ellil‘in veziri.
  • Gerra (Gibil)– Ateşin tanrısı. Yahudi ve Araplarda Cibril/Mesih/Haberci melek olarak geçer.

  • Ishum
    – Ateşin tanrısı.
  • Kalkal– Ellil‘in kapı bekçisi
  • Nash– Arı,saf tanrıça.
  • ZaltuKarmaşa, karışıklık, düşmanlık.
  • Ninurta– Savaş tanrısının teşrifatçısı.
  • Ninsun– Büyük kraliçe.
  • Marduk– Öteki Babil tanrılarının yerini alarak merkez figür olan tanrı. Enki’nin oğlu.
  • Bel (Canaanite Baal– En akıllı, tanrıların bilgesi.
  • Ashur–  Suriye’nin/ Asurluların savaş tanrısı. Kanatlı disk ve ejderha ile remz edilir.
  • Shullat– Shamash‘ın hizmekarı/ kölesi.
  • Papsukkal– Büyük tanrıların veziri.
  • Hanish– Hava tanrısının hizmekarı.
  • Adad–Fırtına ve Yıldırım tanrısı
  • Shara- Sirius/Süreyya ve Prokyon takımyıldızlarının tanrısı. (Kuran Necm:49)
  • Nin-ildu-Marangoz
  • Gushkin-banda–  İnsan ve tanrının yaratıcısı, kuyumcu tanrı.
  • Nin-agal– Nalbantların, demircilerin koruyucusu..

Chthonic/Yer tanrıları (Göklere dönmeyecek olanlar)***

  • Ereshkigal (Allatu)– Yeraltının en üst tanrıçası.
  • Belit-tseri– Yeraltının tablet yazarı, kâtibi.
  • Namtar(a)– Kader kesici/tayin edici, Ölümün habercisi.
  • Sumuqan– İnsan/İnek sürülerinin tanrısı.
  • Nergal (Erragal, Erra, Engidudu)– Yeraltının, vebanın, savaşın avcı tanrısı.
  • Irra– Veba tanrısı Nergal
  • Enmesharra– Yeraltı tanrısı
  • Lamashtu– “Silici” olarak da bilinen korkunç şeytan tanrıça.
  • Nabu  Akıl ve yazının tanrısı, tanrılar meclisinin kâtibi. Sembolü taş kalemdir.
  • Ningizzia – Cennet kapısının bekçisi; Bir yeraltı tanrısı.
  • Tammuz (Dumuzi, Adonis)**** -Bitki örtüsünün, bereketin tanrısı.
  • Belili (Geshtinanna) – Tammuz’un kız kardeşi, falcı
  • Gizzida (Gishzida) – Belili’nin eşi, Anu’nun kapıcısı.
  • Nissaba (Nisaba) – Hububat ve tahıl hasatının koruyucusu.
  • Dagan – Bereket ver yeraltı
  • Birdu – Bir yeraltı tanrısı
  • Sharru – İtaatın tanrısı.
  • Urshambi – Utnapishtim’in kayıkçısı, kaptanı.
  • Ennugi – Anunnaki’lerin denetimcisi.
  • Geshtu-e İnsanı yaratırken Mami’nin kullandığı kan ve zekânın sahibi.

Kaynaklar:
*(URL = < http://www.sron.ruu.nl/~jheise/akkadian/mesopotamia.html&gt;)
[(URL = <www.sron.ruu.nl/~jheise/akkadian/mesopotamia.html#anunnaki>) Anunnaki Gods
**(URL = < marlowe.wimsey.com/~rshand/streams/vela/ea.html>)
***(URL = <www.columbia.edu/~jbs39/words.html>)
****(URL = <marlowe.wimsey.com/~rshand/streams/scripts/marriage.html>)

Tanrılar Kategorileri hakkında Notlar;

Annuna (Anunnaki) – An’ın çocukları. Christopher Siren,An, M.Ö.2500 yıl önceki Mezopotamyanın baş tanrısı olabilir diyor. Annunalar Dulkug veya Du-ku, “Kutsal Tepe’de” yaşadılar.

Chthonic Deities – (Bilinmesi gereken teknik bir terimdir.) Grek dilinde  “Topraktan, toprağın” demektir. “Chthonic”  yer tanrılarını göktekilerden ayırmak için kullanılmıştır. Yeraltı tanrılarını da kapsamaktadır. Chthonic tanrılar sıklıkla bereket tanrılarıdır. Chthonic tanrılar sık sık esrarlı kültlerle ilişkilendirilmektedir.

A.Başlıca Tanrılar

Dikkate değer bir şekilde Sümerliler bu ilk dört tanrıyı kendileri gruplandırmadılar ve gruplandırmanın Sümer bilimcileri tarafından yapılan gözlemler sonucu yapıldığını belirtmek gerekir.

 

An

An, cennetin tanrısı, M.Ö.2500’lere kadar tanrılar ailesinin en önde geleni baş tanrı olsa da zamanla değeri derece derece azalmıştır. (Kramer 1963 p. 118) Erken günlerde Enlil yeryüzünden ayrılırken o da cennetten ayrılmıştır. (Kramer 1961 p. 37-39) Nammu’nun eşi gibi görünmesine rağmen O ve Ninhursag bütün tanrıların ataları gibi görünmektedirler. . (Kramer 1961 p. 114) Onun çocukları ve takipçileri arasında Anunnakiler de vardı. (Kramer 1961 p. 53) Baş tapınağı Erek’teydi. O ve Enlil, kanunlarını ve etkilerini bölgede sürdürmeleri için çeşitli tanrılar, tanrıçalar ve krallar verdiler. (Kramer 1963 p. 124)  Enki Eridu’daki yeni evindeki bayram kutlamalarında Nippur’daki masasının ilk koltuğunda otururdu. (Kramer 1961 p. 63)  İnanna’nın Ebih (Kur) dağı hakkındaki şikayetlerini işitirdi fakat korkunç güçleri yüzünden ona saldırması için teşvik etmezdi. (Kramer 1961 pp. 82-83) O ve Enlil tufandan sonra Ziusudra’yı ölümsüz yaptılar ve onu Dilmun’da yaşattılar. (Kramer 1961 p. 98) (See also Anu.)

Özellikleri ise;

O Tanrıların büyük babası, tanrıların kralıdır. Varlığı göklerin her yanındadır.

(Allah her yerde hazır ve nazırdır”ifadesi)

Sembolü “Eşera” adlı bir yıldızdır.

(Kur’anda Necm Suresi 49. Ayette, “ O (Allah), ŞiraYıldızının rabbidir!” der. Şira yıldızı iki takımyıldızın adlarıdır.

İlki, Şiray-ı Yemani yani, Yedi Kandilli Süreyya- Sirius, Büyük Köpek/ Canis Mayor takımyıldızı ile , ikincisi Şiray-ı Gumeyşa (Sulu Gözlü yıldız) yani “bir güneş ve bir aydan” oluşan Küçük Köpek/Canis Minor-Procyon takımyıldızlarıdır.)

Yeri Göklerdir.

Daima “Resminin” yapılmasından kaçınılmıştır. Resim veya heykeli bulunmamıştır. Tablet resimleri ise bizim Osmanlının kullandığı resim (Minyatür) tekniğine benzer.

Bütün yeryüzü kralları yetkilerini ondan alır. Aldıkları bu yetkiye de “ANUTU”-“”(ANULUK) denirdi.

Krallar da yeryüzünde insanlara “Anu” nun yaptığı idareyi yapıyorlardı.

(Bütün inanışlarda.ilk peygamberlerin krallardan seçilmesi olayı.Örnek.Kara Han Türklerin Tanrısı,Son Osmanlı Padişahına kadar tümünün ünvanı da “Han” dır. Diğer kültürlerde de “Lord” vs bu böyle devam eder gider.)

Kralların giydikleri başlık “Tiara-ilahi başlık” ve “asa” (Kudret Sembolü onun tarafından verilirdi. Asa çobanların yaptığı korumayı temsil ederdi.Krallar da halkın çobanlarıydılar.

Halen de “taç” ve “asa” kullanılmaktadırlar.

 

Biraz da “Anu’nun makamından bahsedelim;

Anu*1,

Resmi eşi “Antu”,

Altı cariyesi,(on dördü Antu’dan doğan 80 evladı;

1 adet Başbakanı;

3 tane “MU” (Roketler)’lardan sorumlu komutanı;

2 tane Silahlardan sorumlu komutanı;

2 tane Büyük yazılı Bilgi Üstadı;

1 tane Maliye Bakanı;

2 tane Başyargıç;

2 tane “Sesle etkileyen*2”

5 Asistanı olan;

2 Baş Kâtip ile birlikte oturmaktadır.

* 1- Yalnız Anu’dan önce, Alalu vardır. Anu’dan Marduk devralır. Bunlar biribirlerine karşı ihtilaller yaparak saltanatları devralırlar ve destanları kendi adlarına yazdırırlar. Koltuğu kapan “Baş Tanrı” olur.

*2- .Dikkat edilirse diğer makamların sahipleri İnsan Tanrılardır. Ama “Sesle Etkileyen” tanımlamasında bunların ne olduğuna dair açıklama yoktur. Yani “Melek” veya bir tür robot veya robotsu varlıklar olabilir.  Kur’anda bu meleğin “İsrafil” olduğu belirtilir.

 

Kur’an; Ad,  Semud ve Ress kavimleri gibi birçok kavimin korkunç bir “SES”le yok edildiklerini, kıyametin de yeniden dirilişin de “SES”le olacağını belirtir.

Hud Suresi: 11/67-“Zulmedenler korkunç BİR SES İLE HELAK oldular. Yüzüstü toprağa çakıldılar.”

Yasin Suresi: 36/29– “Sadece tek bir çığlık o kadar. Bir anda sönüp gittiler.” Ve “36/51;36/52;36/53”

Şaffat Suresi: 37/19-“Diriliş korkunç bir sesle olur. O anda görürler ki dirilmişler.”

 

 

SESLE HÜKMETMEK

Dikkat edilirse diğer makamların sahipleri İnsan Tanrılardır. Ama “Sesle Etkileyen” tanımlamasında bunların ne olduğuna dair açıklama yoktur. Yani “Melek” veya bir tür robot veya robotsu varlıklar olabilir. Kur’an’da bu meleğin boruyu üfleyen “İsrafil” olduğu belirtilir

Budist tapınaklarında bile bu konuya atfen uzunluğu 6-7 metreye ulaşan dev borazanlar vardır.

Tevrat’ta Allah, Hz. Musa’ya pirinçten verdiği ölçülere uygun olarak borazanlar yaptırır.

Burası dikkate değer. Çünkü Kur’an ;Ad, Semud ve Ress kavimleri gibi bir çok kavimin korkunç bir “SES”le yok edildiklerini, kıyametin de yeniden dirilişin de “SES”le olacağını belirtir.

 

Ninhursag (Ki, Ninmah, Nintu)

 

Ki, yeryüzü tanrıçasının kendi öz adıydı ve bize çok yerde Ninhursag (Dağların kraliçesi), Ninmah (yüceltilmiş olan, ulu), veya Nintu (Doğuran hanımefendi) adlarıyla görünmektedir. (Kramer 1963 p. 122) En sık olarak Enlil’in kızkardeşi olarak düşünülmüştür ama bazı gelenekelerde ise onun eşidir de. (Jacobsen p.105)  O doğdu ve muhtemelen Nammu’dan olan göksel dağ An ile birleşti ve birleşme Enlil’i üretti. (Kramer 1961 p. 74) Erken çağlarda Ki An’dan ayrıldı ve Enlil ile kaçtı. (Kramer 1961 pp. 37-41) O ve AN bütün tanrıların ataları olarak görünmektedirler. Sonraları Enlil ile birleşti ve Ea’nın yardımıyla dünyada hayvan ve bitki yaşamını üretti. (Kramer 1961 p. 75)

 

“Enki ve Ninhursag”

Dilmun’da o (Nintu olarak geçer) Enki’den sırasıyle, tanrıça Ninsar’ı tanrıça Ninkur’u, bitkilerin tanrısı Uttu’yu doğurur. Uttu,Enki’den sekiz yeni ağaç (Ağaç Tanrıçalar) doğurur. O, Uttu’nun çocuklarını yediği zaman Ninhursag açtığı sekiz yarayla onu lanetler ve kaybolur. Enlil tarafından takip edildiğinde yeminini tutmaması ve yaraların olmaması için Enki’ye  sekiz yeni çocuk doğurur. (Kramer 1963 pp. 147-149; Kramer 1961 pp. 54-59)

Enki, Eridu’daki yeni evinde bayram kutlamalarında Nippur’daki masasının büyük tarafı üstünde onunla (Nintu olarak geçer) oturur. . (Kramer 1961 p. 63)

“Enki ve Ninmah”

O tanrıların anası ve insanın yaratılışında yardımcı olan Ninmah’tır. Enki, Nammu tarafından tanrılara köleler yaratmak için teşvik edildiğinde Nammu ve Ninmah insanı kilden şekillendirmek için yardım ederler. İşe başlamadan önce Enki bayram varmışçasına aşırı içki içer.

Sonra, o (Ninmah) Enki’nin kaderini belirleyeceği, altı kusurlu insanı Abzu’da toprağın üzerinde şekillendirir. Enki önce yemek yiyemeyen kusurlu bir insan yaratır ve Ninmah bu başarısızlığı lanetler görünür. . (Kramer 1963 pp. 149-151; Kramer 1961 pp. 69-72)
(Hatta Aruru’ya da bak.)

Enlil/El Lil/Ellil;

An ve Ki’nin birleşmesi Enlil’i (Lil’in tanrısı) üretti. Enlil hava tanrısıydı ve Sümerin ruhani merkezi olan Nippur’daki Ekur tapınağında olduğu zamanlar M.Ö. 2500’lere kadar ulusun büyük tanrılarının önderiydi. (Kramer 1961 p. 47)  Başlangıçta tanrıların önderiydi. Sonradan babası Anu yararına yerinden feragat etti. Babası Anu’dan öç almak isteyen Enmesherra’yı (yer altı tanrısı) öldürendi.

Erken çağlarda An’ın cennetten ayrılmasından sonra o da Ki (yeryüzü) den koparak ayrıldı. (Kramer 1961 p. 37-41) An’ın güçlerine sahip olduğu farz edildi. “Bütün ülkelerin kralı”, “yeryüzü ve cennetin kralı”, “tanrıların babası” sıfatlarıyla ünlendirildi. Kramer onu yaratıcı olan ve disipline sokan yaşlı ve saygın bir figür olarak tasvir eder. Enlil, şafağı, bitkilerin büyümesini ve bereketi belirler. (Kramer 1961 p. 42)  Hatta o karasabanı ve kazmayı da icat edendir (Kramer 1961 pp 47-49) . Onun kutsaması olmayan bir şehir yükselemezdi (Kramer 1961 pp. 63, 80). Çoğunlukla Ninlil’in kocası, Ninhursag onun kız kardeşi olarak tasavvur edildiyse de bazı hadislerde Ninhursag onun eşi olarak geçer. “Enlil ve Ninlil” (Jacobsen p.105).

 

Babillilerce rolü Marduk döneminde yükseltildi. Büyük tufanlardan sorumlu, “asabi/kızgın” huylu bir tanrıydı. İnsanlığın yaratıcısıdır. İhtiyacı olana yardım ve iyilik ettiği düşünülür. Canlı ve cansız her şeyin kaderlerini belirlemekte kullandığı “Kader Tabletlerinin” koruyucusuydu.

Sonraları, fırtına/Ateş kuşu Zu/Anzu/Anka/Benu tarafından bu tabletler çalındı. Sonra tabletler geri alındı ve Zu Ellil tarafından yargılandı. Eşi Ninlil’di ve başbakanı Nusku’ydu. Ayrıca yeryüzündeki ülkelerin de tanrısıydı. Anunnakilerin kralıydı. Onların savaş danışmanıydı. Atrahasis’e yeryüzünü ve halkını o verdi. Tapınağı Duranki’dedir.

İgigi /Anunnakiler isyan ettiklerinde etraflarını çevirdi ve Anu’yu çağırdı. İgigi’nin* kederi yüzünden İnsan yaratıldıktan sonra, onların cinsel ilişkilerinde çıkardıkları gürültülerden usandı ve üzerlerine çeşitli felaketler gönderdi ve her insan yakalandı ve yeni insan yapılıp salındı. Felaketleri arasında ölümler, sel baskınları, kuraklık ve büyük tufan da vardır.

 

*İgiggi- Anunnakiler, nehir yataklarını ve toprağı kazarak madencilik, tarım işleriyle uğraşan göksel kavim. Tanrıların kendi halkları, melekler. Ağır ve uzun çalışma şartlarından dolayı isyan ederler. Onları sadece Ea destekler. Bu isyan, onların ağır iş yüklerini üstüna alacak olan ilk insanın yaratılmasıyla sonuçlanır.

 

İnsanlığı korkutması için Humbaba’yı Sedir ormanına o tayin etti. Cennetin Boğası ve Humbaba’yı öldürmesi yüzünden Enkidu’nun ölmesi gerektiğine o hükmetti. Yıkanırken hamamlığını koruması için Anzu kuşunu o tayin etti, o da kader tabletlerini ve Ellil’in gücünü çalıp bir dağın zirvesine sakladı. Ninurta ve Enki Belet İli’ye Anzu kuşunu öldürmesini ve kader tabletlerini kurtarması için talimat verdiler.

 

Gelini yapmak istediği Ninlil’e tecavüz etmesi yüzünden aşağı dünyayı yasakladı ama Ay tanrısı Sin (Nanna) bu birleşmelerinin ürünü oldu. (Kramer, Sumerians 1963: pp.145-147). Ninlil sürgüne gönderildiğinde eşi olarak onu takip etti. Aşağı dünyada yeraltı muhafızlarının kendisini sorgulamalarına rağmen olduğu yerleri açıklayacakmış gibi yapıp açıklamadı ve bir fırsatında birleşmelerinden önceki gerçek hikâyesini anlatacak gibi göründüğünde gene onu üç kez hamile bırakmıştı. Bu birleşmelerin ürünü olarak, Ninazu, Meslamtaea (aka.Nergal) nı da dahil olduğu üç tane yeraltı tanrısı doğdu. (Çevirmenin açıklaması-Yezitlik, Yahudilik ve Müslümanlıkta tecavüze uğrayan genç kızın tecavüzcüsüyle evlendirilmesi geleneğinin kaynağı bu olaydır.) Sonraları Nanna’nın onu Nippur’da ziyaret etmesiyle ona zengin bitki yaşamlarının olduğu bir sarayla birlikte Ur’u ona bağışlamıştı. . (Kramer 1961 p. 43-49) Hatta Enlil Ninurta’nın da babası olarak görülür (Kramer 1961 p. 80).

“Enki ve Eridu”

Enki, kendi şehri olan Eridu’nun kutsanması için Nippur’da Enlil’i ziyarete gitti. Enki bu ziyarette yapılan şölende An’ın yanına oturdu ve kendisine ekmek verildi ve sonra Enlil Anunnakilerin Enki’ye dua etmelerini ilan etti. (Kramer 1961 pp. 62-63)

“Tahıllar ve İnekler (insanlar) Arasında Münakaşa”

Enlil ve Enki buluşmasında Enki, inek sürülerinin tanrıçası Lahar ile tahılların tanrıçası Aşnan’ı çiftlikler ve tarlalar yaratmaları için zorlamıştır. Bu bölge Lahar’ın hayvanları ile Aşnan’ın tahılları için yeterli araziye sahipti. İki tanrıça çok içki içtiler ve aralarında kavgaya başladılar, böylece sorunu çözmek ve aralarındaki uyuşmazlığı telafi etmek te Enki ile Enlil’e düşmüştü. (Kramer 1961 pp. 53-54; Kramer 1963 pp. 220-223)

“Emeş ve Enten Arasındaki Münakaşa”  (Habil- Kabil kavgasının kaynağı.)

Enlil, sığırtmaçların tanrısı Enten ve tarım tanrısı Emeş’i yarattı. Enten’in kendisinin daha güçlü olduğunu ilan etmesiyle Emeş ve Enten arasında, hangisinin “tanrıların çiftçisi” olarak tanınacağı kavgası başladı. (Kramer 1961 p. 49-51). (Çevirmenin notu-Tevrat’ta Habil- Kain, Kuran’da Habil- Kabil kavgası bu olaydan alınmış olmalıdır)

“Enki ve Ninhursag”

Enki Ninhursag tarafından lanetlendiğinde, Enki’nin lanetten kurtulmak için tilki kurnazlığıyla ona yalvarması karşılığında ona yardım etmiştir. (Kramer 1961 p. 57)

“Enki ve Dünya Düzeni”

Enlil’in Ekur tapınağında çağrısı üzerine ME (Tanrılar meclisi) toplandı ve Enkiye dünyayı koruma ve tanrılar meclisinin kararlarını Eridu’daki Enki’nin ilk ibadet merkezinden başlayarak dünyaya bildirme yetkisi verildi. (Kramer 1963 pp. 171-183)

“İnanna’nın Yeraltına İnişi”

Enlil, Ninşubur’un büyük kızı İnanna’nın, Ereşkigali’ın yeraltı dünyasından kurtarılması için yaptığı başvuruyu ret eder. (Kramer 1961 pp. 86, 87, 89, 93)

“Ziusudra”

Tufandan sonra An, Ziusudra’ya ölümsüzlük verir ve onu Dilmun’da yaşatır. (Kramer 1961 p. 98)

“Gılgamış, Enkidu ve Yeraltı dünyası”

Gılgamış yeraltında “pukku” ve “mikku” larını kaybeder ve Enkidu şeytanlarıyla hızla oraya hareket eder ve Enlilden yardım ister. Enlil yardım isteğini ret eder. (Kramer 1961 p. 35-36)
(See also the Babylonian Ellil)

Enki/Ea/ Nudimmud/Sulu Çukurun ve Döllerin tanrısı;

Enki ilkel denizin Nammu’sunun oğludur. Adının çevrilmesi yanlışlığın aksine o yer tanrısı değil, aklın ve Abzu’nun (sulu çukurun ve dölün- meninin) tanrısıdır. Bu tezat, Abzu’yu içeren veya Abzu tarafından kapsanan En-Kur gibi bilinen yeraltı tanrılığının Kramer ile Mayeri, kanıtsız olarak doğru kabul edildiği kanaatine sevk etmiştir. “Gılgamış, Enkidu ve Yeraltı dünyası (Cehennem, ruhlar âlemi, Ahret)” destanının başlangıcında bahsedildiği gibi Kurla savaşır ve farz edildiği gibi zaferle çıkar ve “Kur’un Tanrısı- Kralı” rütbesini ister. O suların, yaratılışın ve bereketin tanrısıdır. Hatta o yeryüzün idaresinin de topraklarının da sahibidir. O ilahi yasaların, Me’nin koruyucusudur. (Kramer & Maier Myths of Enki 1989: pp. 2-3) “Gilgamesh, Enkidu, and the Underworld”

O her şeyi bilendir, “Aklın Tanrısı” ve “Büyülerin Tanrısıdır”. O bir şeyi konuştuğu zaman yapılmalıdır. Anu’nun oğludur. Bazan Anşar’ın ve karısı Dumkina’dan olma oğludur. İştar’ı tamamlamak için Zaltu’yu (Kargaşa) yarattı. Apsu ve Mummu’nun kendisine darbe yapacağını keşfetti ve Apsu’yu büyü altına alarak uyuttu, Mummu’yu sersemletti ve bağladı. Sonra onun yarısınıdünyanın okyanuslarını desteklemek için yeraltı okyanusuna koydu ve Apsu adını verdi. O ve Dumkina Bel-Marduk’u ürettiler. (Bel, Marduk’un öteki adıdır.)

Tiyamat’ın tanrılara karşı öç almak için plan yaptığını öğrendi. Babası Anşar onu Tiyamat’a karşı saldırtmayı denedi ama Ea unu tersledi. Anu’nun barış çabası yeterli olmayınca Marduk’u harekete geçirdi.

İgigi’nin ağır iş yükü sorumluluğuna karşı insanı yaratmanın yöntemlerini önerdi. İnsan türünün koruyucusu oldu. Bütün sanatların, yazının, çiftçiliğin ve sihrin öğreticisi oldu. Başka tanrılar onlara zarar verdiklerinde insanlara öğütler verdi. Adapa/İlk insan’a türünü eğitmesi için “anlama/ kavrama yeteneğini verdi. Adapa bu bilgileri güney rüzgarını dindirmede kullanınca ona Dumuzi ve Gizzida’nın yokluğunda Anu’ya şikayet etmesini söyleyerek lanet etti. Anu’nun mahkemesinde iken Adapa’ya “ölümsüzlük ekmek ağacının meyvesinden” yememesini söyledi.(Yeryüzündeki yaşamında verieln en az ceza). Enlil/Ellil’in insanlığı tufanla yok etmesine karşı çıktı ve Atra Hasis’e tufana ve onun hava şartlarına dayanacak bir gemi yapmasını nasihat etti.

Tanrılar Anzu kuşunu yok edecek bir gönüllü bulamamışken o İgiggi’ye bir tane seçmesini söyledi. Belet-İli/Mami’yi ve Ninurta’yı Anzu’yu öldürmeye gönderdiğinde, Sharur/Şarur’dan geçerek yaratığı nasıl bozguna uğratıp öldüreceğini Ninurta’ya öğretti. Sembolleri arasında “Koç Başı”, “Keçi Balık” (Balık vücudu üzerinde keçi başı) yer alır. Kutsal numarası “40”tır. Astrolojik bölgesi balık ve kova burcudur. Gök yüzünde 12” derece güneydedir.
Ereşkigal’in Kur’da durdurulmasından sonra sanıldığı üzere ona yardım etmek için yelkenlisiyle yola çıkar. Taştan yaratıkların saldırısına uğrar. Yaratıklar Kur’un kendisinin bir uzantısı olabilirler. (Wolkstein and Kramer p. 4; Kramer 1961 p. 37-38, 78-79)

“Enki ve Eridu”

Enki kendi şehri Eridu’yu bereketli kılmak için onu suların üstüne yükseltir. Şehrin Enlil tarafından kutsanması için kayığını Nippur’a yöneltir. Enlil ve An’ın da bulunduğu Tanrılar için bir şölen verir ve burada Nintu’ya özel bir ilgi gösterir. Şölenden sonra Enlil Anunnakilerin Enki’ye dua etmelerini*  ilan eder. (Kramer 1961; pp. 62-63)

“Enki ve Dünya Düzeni”

Enlil’in Ekur tapınağında çağrısı üzerine ME (Tanrılar meclisi) toplandı ve Enkiye dünyayı koruma ve tanrılar meclisinin kararlarını Eridu’daki Enki’nin ilk ibadet merkezinden başlayarak dünya halkına bildirme yetkisi verildi. Dünyayı düzenleyen fermenlarıyla O Me’yi (meclis) Ur’a, Meluhha’ya ve Dilmun’a yöneltti.(Kramer 1963 pp. 171-183)

“Enki ve Ninhursag” (Ensest sapık ilişkiden üreme.)

O cennet ülkesi Dilmun’u palmiye ağaçları, bol sularıyla kutsadı. O Ninhursag üstüne tanrıça Ninsar’ın babasıydı, sonra Ninsar üstüne Ninkur’un da babasıydı, son olarak Ninkur’un üstüne bitkilerin tanrıçası olan Uttu’nun da babasıydı. Uttu Enki’den sekiz tür bitki doğurdu ve Ninhursag tarafından lanetlenen her birisinde bir yara bulunan bu “ağaç çocukları” yedi bitirdi.

Lanetin zarar vermemesi için Ninhursag’ın geri çağırması üzerine Enki’nin kendi yararına tilkice işine Enlil yardım etti. Ninhursag tekrar Enki’ye katıldı ve her birisinde tedavi gerektiren yara olan sekiz yeni çocuğa daha sahip oldular. (Kramer 1963 pp. 147-149; Kramer 1961 pp. 54-59)

“Enki ve Ninmah; İnsanın Yaratılışı”

Tanrılar yardıma ihtiyaç duymaktan şikayetçi oldular. Abzu üzerinde, kilden kalpten adamın yaratılışı, annesi Nammu’nun teşviki ve yönlendirmesiyle Ninmah (Ninhursag)ın yapıcı eleştirileriyle olur. Çok sayıda kusurlu yaratılışlardan sonra sonunda mükemmel olan yaratılır. (Kramer 1963 pp. 149-151; Kramer 1961 pp. 69-72)

“İnanna’nın Yeraltına ( Ahrete) İnişi”

Enki İnanna’ya karı dostça davranıyordu ve Ereşkigalle görüşmek ve onu şımartmak için iki tane cinsiyetsiz varlık göndererek onu Kur’dan kurtarmıştı. Onlar Ereşkigal’e Yaşam yiyeceği ve Yaşam suyu (Ölümsüzlük) vererek vücudunu yenilemişlerdi. (Wolkstein and Kramer pp. 62-64)

“İnanna ve Enki”

Sonra İnanna onun fermanı ile kendisine pek az güç verildiğinden şikayet etmek üzere yanına gelmişti.

Farklı metinlerde İnanna’nın onu içkiyle serhoş ederek kendisine güç, sanatkarlık, sanatlar, doksan dört Me’nin sıfatlarının hepsini bağışlatmıştı. İnanna Erek’teki kült merkezine Me’yi teslim etmek için Enki’den ayrılır. Enki Me’yi ondan zekasıyla geri almayı dener ama o güven içinde Erek’e emanetleriyle varmıştır. (Kramer & Maier 1989: pp. 38-68)

*Çevirmenin açıklaması-

Enki yeryüzündeki işlerden sorumludur. Enlil ilk başlangıçta aynı zamanda Ay tanrısıdır ve göklerin ordularının da komutanıdır. Göklerin orduları da “Anunnakiler- Gökten elli kişilik uzay mekikleriyle inen göksel işçilerdir. Yani boyları 6.m. ile 12.m arasında değişen meleklerdir. Hepsi Enlil’in emrindedirler. Yeryüzündeki üretim işleri için de Enki’nin ve diğer tanrı-çaların Anunnakilere emirlerini yaptırabilmeleri için Enlil’in izni, onayı gereklidir.

Halen günümüzde kralların tanrılara dayanan soyları, krallık- hanlık haklarının kazanılmasının kökenleri bu efsanelere dayanır. Sümer kralları krallık haklarını ifade eden taç ve asalarını An- Anu’dan alırlardı ve buna “Anutuluk” denirdi. Bunlar Adapa-Adem soyu ile tanrı melezi olanlardan seçilirdi.

Halen yapılan askeri darbelerde bile darbeci komutanlar kendi ordularına en iyi hükmeden komutanlardır. Gelenek kökünü tanrıların (komutanların) askerlerine (meleklere) hakimiyetlerini sağlayan disiplinlerinden alır. Enlil’in “kutsamadığı” şehrin yıkılması kendiliğinden değil Anunnakiler tarafından yapılırdı. Yani kendilerine çıkar sağlamayan şehir ne kadar üstün, güzel olursa olsun önemli değildir. Tanrılar arasında da “parayı veren düdüğü çalar” ilkesinin geçerli olduğunu görüyoruz.

Görüldüğü gibi önce tanrı kendi avantasını verilen şölen ve sunulan hediyelerle alır ve askerlerinin de haklarını belirlediği bu toplantılar, şölenler günümüzün “iş görüşmeleridir.”

İleride Adapa- Adem yaratılacak ve Anunnakiler bu sayede daha az çalışacaklardır. Enki’nin kanı- kırmızı toprak ve goril kanı karışımından laboratuvarda (yaşam odası olarak geçer- rahim) üretilen, bedeni tanrıların sahip olduğu güçlerden arındırılarak “aşağılanmış işçi” Adapa ve soyuna devredilecektir. Adem- Adapa’nın bize göre üstün olan yaratılışı ve soyunun göklerden pay istemeleri yüzünden tanrılara karşı çıkan isyanların bastırılması sonunda kademe kademe gerçekleştirilen bu aşağılamayı din kitaplarında “Kavimlerin Helakı” olarak görüyoruz. Kuran Tin Suresi 4. Ve 5. Ayetlerde “Biz insanı önce üstün yarattık sonra aşğının aşağısına kaktık” ifadeleriyle hayvandan bile aşağı, kolayca yaralanan, güçsüz insan bedenine kavuşmamız anlatılmaktadır.

III B.Kaderleri Yazılan Yediler.

 

Dört baş tanrıye ilaveten başka yüzlercesi vardır. “Kaderleri yazılan Yediler” olarak bilinen yedili grubun ilk dördü Nanna, oğlu adalet ve güneş tanrısı olan Utu, savaş ve aşk tanrıçası olan Nanna’nın kızı İnanna’yı da içerir.

 

Nanna (Sin, Suen, Aşgirbabbar)

Nanna ay tanrısı Sin’in diğer adıdır. Enlil’in Ninlil’e tecavüzünün ürünüdür. (Kramer, 1963, pp. 146-7.)  Kendisine ait yıldızlar ve gezegenlerin olduğu göklerde Güfa (üzeri katranla sıvanmış ince dallardan örülmüş, kanoya benzeyen kayık gibi bir araç) içinde boydan boya seyahat eder*. (Kramer 1961 p. 41)

Lapis lazuli (ak,beyaz veya kıra çalan) sakalları vardır. Kanatlı boğaya biner. Eşi Ningal’dir. Samaş’ın babasıdır. Enkidu’nun Gılgamış’ın hayatını kurtarma çağrısına cevap vermez.

 

Nanna Ur’un koruyucusudur Kramer 1963 p. 66), An ve Enlil tarafından şehrin kralı ilan edilerek şaşırtılır. (Kramer 1963 pp. 83-84) Nippur’a kayığıyla seyahat ederken yolu üzerinde beş şehirde durur. Nippur’a vardığında Enlil’e hediyelerini sunar ve Ur’un refah içinde olması için sel baskınından uzak kalması için onun kutsanması için yalvarır. (Kramer 1963 pp. 145-146, Kramer 1961 pp. 47-49) Nanna Ningal ile evlenir ve İnanna ile Utu doğarlar. (Wolkstein and Kramer pp. 30-34; Kramer 1961 p. 41) Her ay yeraltı dünyasına iner ve orada ölülerin kaderlerini belirleyen üç ferman yayınlar. (Kramer 1963 p. 132, 135, 210) İnanna yeraltı dünyasında tuzağa düşürüldüğü zaman ona yardım etmeyi ret eder. (Kramer 1963 pp. 153-154) Üçüncü Ur hanedanını kuran ölümlü temsilcileri için Ur Nammu’yu kurar. . (Kramer 1963 p. 84)

 

Sembolü ; Ay’dır.

Kutsal sayısı;”30’dur”.

Etki küresi; Ay, takvimler, bitki örtüsü ve büyükbaş hayvan bereketidir.

 

*(Mısır’ın Ra’sının gece- gündüz olayını gerçekleştiren gök kayığında seyahatinin- gece yolculuğunun, peygamberlerin tanrıyla gece yolculuğuna çıkmalarının kaynağı. Tevrat’ta Yakup’un yolculuğunda Allah ile güreşip yenmesi ve İsra-il (Allah ile güreşen ve yenen) adını alması, Muhammed’in Mirac’a çıkması İsra  Gece yolculuğu” Suresi. Tevrat’ta İsra kelimesi “güreşmek” olarak anlamlandırılmıştır. Yahudi milliyetçiliğini körüklemek için, Babil sürgünü sonrası Tevrat’ı Yahudilerin ezberlerinden derleyerek yazan İdris peygamberin (Ezra’nın) bir demogojisinden ibarettir. İbranice Arapça’dan türetilmiş bozuk bir dildir, kelimenin anlamı için Arapça kaynak kabul edilmelidir.)

 

Utu/ Samash (Samaş-Şems)

Utu, Nanna ve Ningal’in oğludur ve adalet ve güneş tanrısıdır. Dağların batısında güneşin batışında her gün yer altı dünyasına iner ve dağların doğusunda güneşin doğuşunda doğarak çıkar.* Ölülerin kader fermanlarını yazarken bile geceleri uykuya dalabilir. (Kramer 1963 p. 132, 135; Kramer 1961 pp. 41-42)  Testere gibi çakı taşıyan, omuzunun üstünden gelen ateşi ışınlarla resmedilmiştir. (Kramer 1961 p. 40)

Yaya veya vahşi katırların çektiği araba ile seyahat eder. Gerçeği ve adaleti üstün tutar. Yasa vericidir ve kehanetleri bildirir. Nergal onun çürütülmüş görünüşüdür.

 

İnanna’nın huluppu ağacı istenmeyen misafirlerce işgal edildiğinde yardım için müracaatını görmezden gelir. (Wolkstein and Kramer pp. 6-7) Çoban Dumuzi ile İnanna’nın arasını yapmak ister ama o çoban olduğu gerekçesiyle önerisini ret ederek çiftçiyi tercih eder.*1(Wolkstein and Kramer pp. 30-33)

Utu, Dumuzi’nin Galla’dan uçuşu sırasında başka yaratıklara dönüşen şeytanlarıyla ona yardım eder. (Wolkstein and Kramer pp. 72-73, 81) Enki’nin emirleri gereğince Dilmun’un sulanması için yeryüzünden getirdiği sularla cennet bahçesini güneş doğduğunda sular. (Kramer 1963 p. 148) “Yaşam Ülkesini” korumakla görevlidir ve Gılgamış yardıma ihtiyacı olduğunda ülkeyi korumak için yedi hava kahramanını ülkeyi savunması için görevlendirir. (Kramer 1963 pp. 190-193)  Enki’nin buyruğu üzerine Enkidu’nun yeraltıdünyasındaki gölgesi*2 olan Ablal’ı açar ve kaçmasına izin verir. (Kramer 1963 p. 133; Kramer 1961 p. 36)
(See also Shamash)

 

Sembolü- Uçlarının arasından ışınlar çıkan dört uçlu yıldız  ile güneş diskidir. Kanatlı bir disktir.

Kutsal sayısı “20’dir.”

 

*Mısır’ın Horus-Set kavgası olayının kaynağı.

*1Tevrat Yarayılış bölümünde tanrının çoban Kain’in (Kuran’da Kabil) sunusunu ret edip Habil’in sunusunu kabul etmesi olayının kökeni.

*2 Gölge Mısır mitolojisinde de ruhun parçası kabul edilir. Kökeni gene Sümerdir. Kuran’da da gölgelerin güçlerinden bahsedilir.

İnannaİshhara/ İrnini/İştar

Nanna (Sin) ve Ningal’in kızı olan İnanna savaş ve aşk tanrıçasıdır. “Gilgamesh, Enkidu, and the Underworld”

İştar olarak, Anu’nun eşi Antum’dan (Bazan Sin’in kızı) olan kızı ve ikinci eşidir. Ereşkigal’in kız kardeşidir. Aşk, doğum ve savaş tanrıçasıdır. Sadak ve yayı ile görünür. Onun tapınağından kadın/erkek iki cinsten de çok özel fahişeler yetişir. Bazen aslanlarla birlikte bazen de onlara binerken resmedilmiştir. Adına yapılan Uruk’taki Eanna tapınağı An’a atfedilmiştir.  İrnini olarak da sedir ormanında kaideli bir tahtı (parakku) vardır.
Bir kadın İnanna’nın bahçesine Huluppu ağacı diker ve bir imdugut kuşu (Anzu kuşu, şeytan, Anka kuşu) bu ağaca yuva yapar. Lillit (yerine geçen varisi veya şeytan) ağacın gövdesine ev yapar, köklerine de bir yılan yuva yapar. İnanna bu istenmeyen misafirlerinden kurtulmak için Utu’ya başvursa da Utu ilgi göstermez. İnanna da çabuk kavrayışlı erkek kardeşi olan Gılgamış’a başvurur. Gılgamış ağacın köküne gözyaşları döker ve onu bir taht ve yatağa dönüştürür. İyiliğin geri dönüşü olarak da İnanna ona pukku ve mikku yapar.. (Wolkstein and Kramer pp. 5-9)

“Gılgamış ve Cennetin Boğası”

Sonra İnanna Gılgamış’ı arayıp bulur ve sevgilisi olur. İnanna’yı tekmelediğinde ise o cennetten bir boğa göndererek Erek şehrini korkuya boğar. (Kramer 1963 p. 262)

“İnanna ve Gılgamış’ın Kur Yapmaları.”

Büyük erkek kardeşi Utu İnanna’yı çoban Dumuzi ile birleştirmek ister ama o başlangıçta teklifi geri çevirir ve çiftçiyi tercih eder. O İnanna’yı ebeveynlerinin onun kadar iyi olabileceklerini söyleyerek ve kedisini arzu etmeye başlayacağına ikna etmeye çalışır. Annesi Ningal de ona güvence verir. Birlikte çalışmalarıyla tohumların, bitkilerin yeşereceğini, bereketin artacağını ilişkilerinin mükemmel olacaktır. Evlilik yatağında geçirdikleri zaman içindeyken daha İnanna onun görevlerinin tahtta oturmak ve silahların taşınmasına rehberlik etmek olduğunu ve kendisinin de savaşın önderi olacağını ilan eder. Ninşubur’un isteğiyle ona hayvanlar ve bitkiler üzerinde etkili güçler verir. (Wolkstein and Kramer pp. 30-50)

“İnanna’nın Yeraltıdünyasına İnişi”

İnanna, Greklerin Persefon’unun mevsimlik hikayelerini anımsatan bir mit ile sonuçlanan Kur’u da ziyaret eder. Görümcesi Ereşkigal’in kocası cennetin boğası olan Gugalanna’nın cenaze törenine tanık olmak için yola çıkar. Kölesi Ninşubur’un onu uyarması üzerine önlemlerini alır ve kölesi ona dönemediği takdirde Enlil, Nanna (Sin) veya Enki’nin yardımını alabileceğini anlatır. İnanna Kur’un dış kapısını çalar ve kapı bekçisi Neti onu sorgular. Kraliçe Ereşkigal ile görüştükten sonra onun yeraltı dünyasının yedi kapısından geçmesine izin verir. Her kapıdan geçişinde kendisine güçler ve yetenekler kazandıran bazı alet- cihazlarını ve elbiselerinin takılarını bırakmak zorunda bırakılır, yedinci kapıya geldiğinde ise çırılçıplaktır. Anunna ona karşı yargılamayı geçer ve Ereşkigal onu öldürerek duvara asar.

(see Ereshkigal) (Wolkstein & Kramer 1983 pp. 52-60)

İnanna Enki’nin araya girmesiyle kurtarılır. Enki iki cinsiyetsiz yaratık yaratır ve Ereşkigal’in çektikleri ile empati kurabilmesi ve İnanna’nın cesedinden bir şeyler kazanabilmesi için görüşmeye yollar. Sümer’in yeraltıdünyası yasalarına göre ölüyle konuşulması ölüm cezasını gerektirir ama onlar yaşam( hayat- ölümsüzlük) ekmeği ve yaşam suyu ile yaşamını geri verirler. Ancak yerine başka birini bırakmadan hiç kimse yeraltı dünyasını terk edemez. İnanna Ninşubur ve ailesinden olan galla/şeytanlar eşliğinde kapıları geçer. Dumuziyi Uruk’taki tahtında görünceye kadar hiç kimsenin bir şey istemesine izin vermez. Onlar da Dumuziyi tutuklarlarsa da Utu’nun yardımıyla Dumuzi şekil değiştirerek iki kez kaçar. Sonda yakalanır ve öldürülür. İnanna kızkardeşi Geştinannanın aracılığı ile sabahleyin Dumuzi’ye giderler. Dumuzi’nin yılın altı ayı yeraltıdünyasında kalmasını ve alt ay da yerine Geştinanna’nın kalmasına izin verir. (Wolkstein & Kramer pp. 60-89)  Hikayenin Grek uyarlamasında Persefon’un kaçırılışı topraktan bitkilerin bitmesi, mevsimlerin değişmesi yeraltı dünyasından ürün tanrısının dönüşü şeklindedir.

Geştinanna da erkek kardeşinin kuralları ile baharda ürünlerin hasatı, sonbaharda şaraplık üzümlerin hasatı ve büyüme ile ilişkilendirilmiştir. (Wolkstein & Kramer p. 168).

“İnanna ve Ebih Dağı”

İnanna, kendisinden istekte bulunduğunda onu yücelttiğini ancak ona saldırdığında boyun eğdiği gerekçesiyle Kur’daki Ebih dağından An’a şikayette bulunur. An, onun korkulu güçleri olması yüzünden onun cesaretini kırar. O daha sonra sahip olmaya değer bazı silahları olan ambarcıyı getirerek bunu yapar. Dağı yok eder. Kramer’in “Mount Ebih with Kur- Kur ile Ebih Dağı” ilahilerinde İnanna’yı Kur’un  imhacısı olarak bilindiği geçer. (Kramer 1961 pp. 82-83)

“İnanna ve Enki”

Me, sanatın, ustalığın ve medeniyetin yayılması için yakarılardan oluşan göksel otoritenin evrensel fermanlarıydı. Enki Me’nin koruyucusu olmuştu. İnanna ona gelerek kendisine bu fermanlarla çok az yetki verildiğinden şikayetçi olmuştu. Olaylar yukarıda Enki bölümünde anlatıldığı gibidir.

Sembolü sekiz veya 16 noktalı yıldızdır.

Kutsal sayısı “15”tir.

Astrolojik bölgesi Dibalt (Venüs) ve Bowstar (Sirius-Süreyya) dır.

Kutsal hayvanı aslan ve ejderhadır.

 

III.C Anunna (Anunnaki- An’ın çocukları) ve Ötekileri

 

An’ın çocukları Anunnalarca özellikle şekillendirilen yeraltı dünyasına kapatılan muhtelif tanrılar olmasına rağmen Anunna muhtemelen sonraki konuda geçen 50 kadar tanrıyla aynıdırlar. Anunnaların Dulkug veya Du-ku adı verilen “Kutsal tepecik-tümsek’te” yaşadıkları da söylenir (Kramer 1963: pp. 122-123, Black and Green p. 72, Kramer 1961, p. 73). “İnanna’nın yeraltı dünyasına inişi” destanında Anunnakiler yeraltı dünyasının yedi yargıcı olarak tanımlanırlar. (Kramer 1963 p. 154; Kramer 1961 p. 119)

 

 

 

Kakka;

Sümer tanrısı An-Anu’nun Mesihidir. Ereşkigal’e tanrıların yemeklerini getirir.  Anu’nun habercileri aracılığıyla teslim etmeyi istediği mesajları Ereşkigal’e vermek için Kurnugi/Kur’a gönderilir. An, onu Lahmu ve Lahamuya sarması için, Marduk’a Tiyamat’a karşı savaşta yanında birleşmesi için haber göndermek için onu gönderir.

 

Gula/ Bau/ Baba;

Sümer iyileştirme tanrıçasıdır. Ninurta’nın eşidir. Sembolü köpektir. O iyileştirici ve ana tanrıçadır.

Baba, gök tanrısı Anu’nun kızıdır ve bereket tanrısı Ningirsu’nun eşidir. Halk onu “Anne BABA” diye çağırır. (Sümerlerin Bau ile Gudea A tigi şiirini görünüz.)

Sümer’in Lagaş şehrinin koruyucu tanrıçalarındandır, Ur’un 70.km kuzeyinde ve kralların koruyucusudur.

 

Cara (Kara) /Şara;

Anu ve İnanna’nın oğludur. (Anu, İnanna’nın dedesidir.) Anzu kuşu Enlil’den Kader Tabletlerini çaldığında öldürmesi için gönderildiğinde kuşu öldürmeye gitmeye korkandır.

 

Sarpanitum/ Beltia/ Sarpanit (Yılan);

Beltiya olarak da bilinen Serpanitum eski Sümer ve Babil tanrıçasıdır. Marduk’un eşi, tanrılar meclisinin kâtibi, yazının tanrısı Nabu’nun anasıdır.

 

KUR/Yeraltı Dünyası/Dönüşü Olmayan Ülke/ Cehennem/Ahret;

 

Kur, edebi olarak, ”dağ” ve “Yabancı Ülke “ demektir. Abzu’nun içinde olan ya da onun tarafından kapsanılmış olarak tanımlanmış bölge ve yeraltı dünyası olarak kimliklendirilmiştir. (Kramer 1961 p. 76)

Yeraltı dünyası, yeryüzü ve cennetten kaçırılanların ve ölenlerin ruhlarının/ gölgelerinin saklandığı yerdir ve Ereşkigal’e ödül olarak An ve Enlil tarafından verilmiştir. Sonra, aynı pasajda, Enki Kur ile mücadele etti ve muhtemelen zaferle çıktığından “Kur’un Tanrısı” olarak adlandırıldı. Kramer’e göre Kur,Tiyamat’ın aklını ve Leviathan’ı çağıran ejderhaya benzer bir yaratıktır. Metin, Enki’nin Kurla olan savaşında taş atan yaratıklar veya taşlara karşı kendi aletleriyle savaştığını ileri sürmektedir. (Kramer 1961 p. 37-38, 78-79) (See also Apsu and Tiamat.)

 

Sümerlilerin yeraltı dünyası bazı metinlerde, savaş tanrısı ve kral Ur- Nammu’nun ahreti ve ölümü hakkında kompozisyonlar içermektedir. Savaş alanında öldükten sonra aşağıya varır ve yeraltının “Yedi Tanrısına” kurbanlar keser ve çeşitli hediyeler verir. Bunlar, Nergal, Gılgamış, Ereşkigal, Dumuzi, Namtar, Hubishag ve Ningişidza’dır. Her birisinin sarayı vardır. Hatta yeraltı tanrısının yazıcısı olan Dimpimekug’a da hediyeler sunar. Ölülerin bazıları onu devirdiklerinde, sevgili kardeşi Gılgamış ona uyması gereken yeraltı dünyasının kurallarını ve talimatlarını açıklar. (Kramer 1963: p. 131)

 

Bir başka tablet, güneşin ve ayın ve onların saygın tanrılarının da yer altında zaman geçirdiklerinden bahseder. Güneş yolculuğunu tamamlayıp battıktan sonra ay dağın üstünde yerini alır.

 

Utu ve Nanna, ikisi de “Ölülerin Alçaltılmış Kaderi”ne sahip olarak oradadırlar. (Kramer 1963: p. 132)

Ölmüş kahramanlar orada ekmek yerler, içerler ve susuzluklarını suyla giderirler. Ölünün ve şehrinin ve ailesinin yararına olarak yeraltı tanrılarına dua edilir.

 

“Ninurta’nın Yiğitlikleri ve Kahramanlıkları” bölümünde, bu tanrı Kur’u yok etmek için yola çıkar. Başlangıçta gözü korkan Ninurta, Kur’u yok ederek büyük bir başarıyla geri döndüğünde azmi gerçekleşmiştir. Ninurta bölümünde bu konunun tamamı işlenmişti.

“İnanna ve Ebih Dağı”; İnanna ilahilerde Kur’u imha eden olarak tanımlanır. Eğer biri Kramer’in yaptığı gibi Ebih Dağı ile Kur’u eşleştirirse, yeryüzüne karşı ateşten ışınlar gönderen Anunnaki ve ülkelerine, tanrılara karşı korkuya sevk ettiğini öğreniriz. İnanna, onaylamasa bile Ebih Dağına saldıracağını An’ a bildirir. An, böyle bir saldırıya karşı onu uyarsa da İnanna ilerler ve onu yok eder.

(Kramer 1961 pp. 82-83).

Yer altı dünyası Kur ya da Kurnugi (Sümer’in Dönüşü Olmayan Ülkesi) Anu, Ereşkigal ve Nergal tarafından başkanlık edilen Afrika madenlerinde olduğu gibi.

İrkalla’nın (Nergal) evinde, karanlığın evinde, küllerin evinden hiç kimse çıkamazdı. Onlar, toz üstünde yaşar, yedikleri çamur, giydikleri kuşlar gibi tüy, ışık görmezler karanlıkta yaşarlardı. Bütünüyle tozdan olan yemekleri güçlü krallar ötekilerine dağıtırdı.

Enlil yeraltını ziyaret ettiğinde, “nehrin adamı” ve “kayığın adamı” olarak anılan koruyucular tarafından takip edilir ve kapı bekçilerince içeri alınır. (Kramer 1961 pp. 45-47)

 

Ereşkigal’i n mahkemesinde, Sumugan ve Belit-tseri gibi kahramanlar otururdu.

Utu Samaş’In girip çıkmakta kullandığı yer altının dağlarındaki kapılarını Akrep insanlar korurdu.

Girmek isteyenin geçmesi gereken yedi kapı vardı. Her kapıda, ”çamaşırlar çıkarılmalıdır” yazılı bir levha vardı.

Kuran (Kur-An- Kerim=Ulu An’ın Kur’u- Kızgın Olanın(Ân’ın)  Cehennemi).

Hala inanmadınız mı? O zaman Kur’an Nebe Suresi beni gene doğrulamaktadır.

Müslüman olmayan Kureyşliler Muhammed’İn peygamberliğinin sebebi olan “cehennem ve kıyamet azabıyla uyarma” haberini tartışmışlar, bu olay üzerine de Nebe (Haber) suresi inmiştir.

Nebe (Haber demektir.) Suresinin 2.ayetinin tefsirinde bakın Elmalılı Hamdi Yazır nasıl açıklama yapmış;

“…İmana gelmeyenler, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Peygamber olarak gönderilişi ile ilgili birbirlerine soruyorlar: Bu haber ne? O, Allah tarafından

Allah’ın birliğine ve ahiret gününe inanmaya çağırmak için gönderilmiş elçi mi imiş?

Hele o kıyamet haberi nedir?

Ölüler dirilecek, herkese yaptığından sorulacakmış, öyle mi? diyorlar. Kimi “öyle” diyor, kimi “böyle şey mi olur?” diyor. Kimi de “acaba!” diye tereddüt ediyordu. İşte burada bunlar anlatılıyor….”

Nebe Suresi;

8:1. Hangi seyden sorup duruyorlar birbirlerine?

8:2. O büyük haberden mi?

8:5. Hayır, hayır! Düsündükleri gibi degil, yakında bilecekler.

8:21-Cehennem bir gözetleme yeridir.

78:22. Azgınlar için bir barınak.

78:23. Devirlerce kalacaklardır içinde.

78:24. Ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.

78:25. Sadece kaynar su, atık su,

78:26. Çok uygun bir karsılık olarak.” Şeklinde cehennemi tanımlamaktadır.

 

Kapıların adları;

Nedu, (En)Kişar,Endaşirumma, (E) Nuralla, Endukuga/Nerubanda, Enduşuba/ Endukuga, ve Ennugigi’dir. Kapıların ötesinde içerisi karanlık olan “12” çift kapı vardır. Kayıkçı Uta- Napiştim ile karısının oturduğu yer olan Yaşam Ülkesinin ötesinde “ölüm suları” ile Suduri beklerdi. Samaş, kayıkçı Uta-Napiştim ve karısı Urşanabi bu suları geçebilirlerdi.

Egalginga, İştar’ın idaresinde bulunan yer, “Ölümsüzlük Yeriydi”

 

Yeraltı Tanrıları;

Sebitti

Yeraltı tanrılarının çoğu Anunnakilerdir. Ölüm İmparatorluğu/ Yeryüzüne Gönderilen Tanrılardır. Tevrat ve İncil’in Nefilim ve Enok bölümlerinde geçen “Gözcüler’dir.” Yeraltı denilen yer, Gök/cennetin altındadır, Sümer’de Kur ve Kurnugi adıyla da anılan bu yerin çıkarılan en anlamlı açıklaması Yer altının Tanrıları anlamına gelmekteyse de bundan daha çok “Yeryüzünde oturan tanrılar” ve de asla cennete dönmeyenler demektir. Cennet, bunların asıl, doğdukları, yaşadıkları ve geldikleri gezegen olarak anlaşılmalıdır.

Sebitti adı Nergal’in yönettiği “Yedi Savaşçı Tanrı” ya verilen addır.

Bunlar;

Nergal: Yeraltı dünyasının tanrısı ve Ereşkigal’in eşi,

Ereşkigal: Yeraltı dünyasının kraliçesi ve ağlayanıdır.

Gugulana: (Cennetin Boğası)- Ereşkigal’in ilk eşidir.

Namtar (Kader):  Vadesi dolanın üzerine hediye (!) olan ölümü getiren şeytandır. Azrail.

Hubishag (Dimpemekug):  Sarayı olmayan, şafağın tanrısıdır. Sabahçı Azrail de diyebiliriz.

Ningişidza/Gizzida/ Ninjiczida: Cehennemin/ Kur’un katibi ve baş kapı bekçisidir.

 

Nergal(Erragal, Erra, Engidudu)

Enlil’in Ninlil’den olan ikinci oğludur. (Kramer 1961 pp. 44-45) Ziyaretlerde referans gösterilen Ereşkigal ile birlikte cehennemi yönettiği bir sarayı vardır. Gılgamış’ın Pukku ve Mikkusunu geri almak için yeraltı dünyasının temelinde yer alan birçok tabuyu kıran Enkidu’nun suretini o keser. Babil mitolojisinde çok önemli yer tutar, Tevrat Krallar II. Bölüm 17.30 ayetinde hakında kısa bir özet yer alır. Erra diye de çağrılır. Erra, salgın hastalıkların, savaşların çıkarıcısı, avcı tanrıdır”. Enki’ye boyun eğendir. “Geceleri sinsice dolaşan tanrıdır. (Vampir)” Mami’nin sevgilisi, Ereşkigal’in kocası, cehennemin tanrısı ve cömert, nimeti bol olandır. Aynı zamanda da salgın hastalıkları, savaşları, yıkımları çıkaran kötü tanrıdır.

Nergal, önü açık uzun bir kaftan giyen “giyinen bir tanrı” olarak da resmedilmiştir. Kendisini diğerlerinden bağımsız olarak temsil eden “iki aslan başlı” bir asası ve eğri bir kılıç taşır olarak betimlenmiştir.

Ruhların içeri girmeleri için cehennemin kapı dikmelerini açabilendir. Bu, Namtar’ın işaret edilmesinden önce direnmeyi ret etmesi olayında yaptığı bir iştir. Ereşkigal onu cezalandırılmak üzere çağırdığında, onu saçlarından tutup yerlerde sürükleyerek başını kesmekle tehdit etmiştir. Bundan sonra Ereşkigal ona evlenme teklifi yapmış ve böylece evlenmişlerdir. Utu/ Samaş’ın kötü görünümüdür. Enki’nin emriyle, Gılgamış’a Enkidu’nun ruhunu ziyaret etme izni verendir.

Bazı hallerde Enki’nin oğlu olarak da geçer. Cehenneme ilk ziyaretinden önce Enki’nin talimatıyla yaptığı, iyi kaliteli bir ağaçtan sandalyeyi yaparak Anu’nun hediyesi olarak Ereşkigal’e verir.

Enki ona, cehennemde bir parça yiyecek, içki veya eğlenceyi andıran bir şey götürmemesini de söylemiştir. Cehennemde kaldığı yedi gece boyunca Ereşkigal tarafından baştan çıkarılmaya karşı koyamamıştır. Sonunda ona kızarak cehennemden ayrılır, cennetin merdivenlerine tırmanarak çıkar. Namtar’dan saklanır ama sonunda Ereşkigal ile evlenmek için yeraltına dönmesi gerektiğini keşfeder.

Yedi savaşçıya ve Sebitti’ye hatta Sirius/Süreyya yıldızına da, çok gürültücü olan aşırı kalabalık insan ve hayvan topluluklarının öldürülmesine yardım etme emri verir. Onları toplayarak savaşa giderken Işum’a yolu aydınlatma talimatını verir. Babil’deki halkına saldırmakta ihmalci davranan Marduk’a da saygı gösterir ve onlara bir saldırı hazırlar. Babil’de Shuanna/Şuanna’da  E- Sagila’da Marduk’a meydan okur.

Marduk, zaten, bir daha kendilerini toparlayamayacakları şekilde bir tufanla tümünü öldürdüğünü söyleyerek karşılık verir. Tahtının ve denetiminin kayıp gitmesine sebep olacak şartlar ortadan kalkmadıkça tufanı dindirmeyeceğini de söyler. Erra /Nergal koltuğunu ve sahip olduklarının kontrolünü almakta gönüllüdür. Marduk tatile çıktığında Erra Babil’i yıkmak için yola çıkar. Işum, tanrıların kendisini Erra’nın yardımcısı/ hizmekârı olarak tayin edildiğini bilmeden önce, araya girerek Babil’i korumaya çalışır. Onu temsil eden işaretleri orak/ hilal ve asadır.

“Düşmanlarının ülkelerini vahşi fırtına ve tufanlarla yok eden savaşçı” olarak bilinir. Jastrow ve Nirig’in analizlerinden çıkardığımıza göre savaş tanrısı, hastalıkların ve ölümün, kavimlerin arasındaki düşmanlığın, onları yok eden ızdırapların sembolüdür. Bunların yanında yok edici element olan Ateşin Tanrısıdır. Jensen onun yoğun ateşinden çıkan talihsizliklerin, yaz güneşinin ve gün ortasının tanrısı olduğunu söyler.

Nargal’e Babil’de günümüz Tel İbrahim şehri, Sümerce Babil yakınlarındaki Gudua/Kutu’da E- Meslam (Meslam Evinde) tapınağında ibadet edilmiştir.

Babil’de Meslamt-ea (Meslam’dan gelir. Meslam-t=el-ea=tanrı Ea olduğuna göre Meslamt-ea= “Ea’nın eli Meslam” anlamına gelmektedir. Kendisinin Ea’ya boyun eğen, iman eden olduğunu yazmıştık. Muhtemelen Müslüman adı da bu kelimeden gelmektedir. Meslam-an= “Tanrı An’ın Meslam’ı”) adıyla da bilinir.

Grek tanrısı Hades ile aynıdır. Ayrıca Muştabarru-Mütanu/Ölüm Dağıtıcı” olan Greklerin Ares’i, Roma’nın Mars’ı yani eski Babil’in Mars gezegeninin de sembolüdür.

Babil ve Asurlularda, “Büyük Yerleşimlerin Tanrısı”  olarak da saygı gördü.

Ereshkigal/Ereşkigal/Allatu/El Lat-u

Enki’nin ikizi kız kardeşidir. Baş tanrı An’ın Nammu ile evliliklerinden olan kızıdır. Yeraltı/Ahret/ Cehennem’in üstün tanrıçasıdır.

“Gılgamış, Enkidu ve Cehennem-Yeraltı dünyası” adlı destanın başlangıcında Kur’daki cehennem üzerinde bulunan yerlerin de idaresi ona verilmişti. (Wolkstein and Kramer p. 157-158; Kramer 1961 p. 37-38)

Cennetin Boğası olan Gugulanna ile evlenmişti ve İnanna’nın ablasıydı. İnanna onun topraklarına ayak bastığında Ereşkigal ilk önce kapı bekçisine onun takılarını çıkartması, kırması için yönlendirmiş ve ondan sonra yedi kapıdan geçmesine izin vermesini söylemişti. (Wolkstein and Kramer pp. 55-57)

 

Sonra İnanna vardığında o;

Ölümün gözünü İnanna’ya dikti,

Yeminli sözüne karşı onunla konuştu,

Ona suçluluktan ağlamasını fısıldadı.

 

Ona vurdu,

İnanna bir cesede döndü,

….ve onu bir duvardaki kancaya astı. .( Wolkstein & Kramer 1983 p. 60)

Sonra, Enki’nin peygamberi ona vardığında acıdan inliyordu. Onun duygularını anladıklarını gösterdiklerinde onlara hoşluk bahşetti. Onlar, İnanna’nın cesedini ve tahta geçmesini istediler. (Wolkstein & Kramer pp. 64-67) (See also Babylonian Ereshkigal)

 

Ereşkigal yeraltı dünyasının yani cehennemin, ahretin kraliçesidir, Eşi Nergal ile yer altı dünyasını yönetir. Kızdığı zaman, yüzü kurşun rengini alır, morarır ve dudakları siyahlaşır ve büyür. Kız kardeşi İnanna’nın yeraltına neden geldiğini bilmez ve cehennemi elinden alacağı endişesiyle onu öldürür. Namtar’dan İnanna üstündeki ölümü kaldırmasını ister. Sonra’dan İnanna’nın yerine kocası Dumuzi ve onun şeytanlardan kaçmasına yardım eden kız kardeşi Geştinanna yılın yarısını dönüşümlü olarak yeraltında geçirmelerine razı olmalarıyla İnanna’yı serbest bırakır.

Anu, Nergal ile ona yeraltında oturması ve yargılama yapması için Kakka ile taç gönderir. O Nergal’e yiyecek ve içki ikram eder, onu serhoş edip baştan çıkarır ve yedi gece geçirdikten sonra Nergal kendine gelir ve ayrılmak ister. Buna kızan Ereşkigal cennetteki Anu, Enlil ve Enki’nin alması için Namtar’ı gönderir, onun daha önce aldığı bazı hediyelerden gönderirlerse Nergal’i göndereceğini söyler. Aksi takdirde bütün ölüleri kaldırarak yaşayan her şeyi yemelerini sağlayacağını söyler. Sonunda Nergal geri döner.

Bir başka efsanede ise, Nergal, Ereşkigal’e çok kızar ve onu saçlarından sürükleyerek başını kesmekle tehdit eder. Cehennemdeki şeytanların da idaresini ele geçirir. Ancak Ereşkigal ona evlenme teklifinde bulunur. Her iki mitte de sonunda evlenirler.

“Gılgamış ve Enkidu Yer altında” efsanesinin başlangıcında da onun Kur’un girişinde bir sarayı vardır.

Ningişidza/Gizzida/ Ninjiczida: Cehennemin/ Kur’un kâtibi ve baş kapı bekçisidir. Adlarından bazıları, Sadık Keresteci, Ninazu’nun oğlu, Belili’nin eşi ve Anu’nun kapı bekçisidir. Yaşam ağacının tanrısı olarak da işaret edilen bereket tanrısıdır da. Bazen insan başlı yılan bazen de sihrin ve tedavinin tanrısı olarak da bilinir. Arkadaşı Tammuz (Temmuz) ile cennetin kapısında oturandır. Akkadya’daki Basmu gibi 60. Fersah boyunda, çok sayıda ağzı ve dili olan boynuzlu yılan onun sembolüdür. Lagaş ve Ur arasındaki Gişbanda’da onun ana kült merkezi vardır. Ninjiczida, İncil’de anlatılan boynuzlu yılan şeytan veya şeytandır.

Ninlil;

Ninlil, Enlil görsün diye annesinin tavsiyesi ile soyunarak nehre girmiş olduğundan Enlil’in gönüllü gelinidir ve Nippur’un yaşlı kadını Nunbarshegunu /Nunbarşegunu’nun kızıdır. Enlil onu nehirde görünce tecavüz etti ve yeraltına (Kur) girmesini yasakladı. Ninlil yeraltına (Kur) gönderildiğinde onu takip etti ve oğlu olan ay tanrısı Sin /Nanna’yı doğurdu. Aralarında Nergal/ Meslamtea’nın da olduğu üç çocuğa daha yeraltında (Kur’da) sahip oldular ve Sin’in cehennemden ayrılmasına izin verilmesi karşılığında Ninazu yeraltında kalmayı kabul etti. (Sumerians 1963: pp.146-7; Kramer 1961 pp. 43-46)

Tevrat’ta ve İslam’da tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüne verilme geleneğinin doğduğu olay budur.

Tevrat/Yasa.22: 29-“Kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. Kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.”

Tevrat’tan İslam kültüne geçen ve halen Türk Ceza Kanununda bu geleneği koruyan yasa vardır. Yezidi Kürtler şeytan Tavus/Enki’ye tanrı olarak taptıklarından bu eski Sümer yasasını bir gelenek olarak uygularlar.

Ancak Kürt Yezidilik dinini 12.yy. sonunda kuran ve kendisini tanrı/şeytan ilan eden Emevi İslam halifelerinden olan I.Mervan’ın soyundan gelen Şeyh Hadi/Adi bin Emevi El Hekkari’dir.

Bir başka metinde de Ninhursag onun geliniyken Enlil’in kız kardeşi olarak da geçer. (Jacobsen p.105)

Onun baş tapınağı Nippur bölgesindeki Tummal’in içindedir.(Babil’İn Ninlil’i bölümüne bakınız.)

Ningal;

Utu ve İnanna’nın annesi, Nanna/Sin’in karısıdır. Enlil’in şehri olan Ur’u sellerle yok etmemesi için ona ağlayarak yalvarmıştır. Fenikeliler onu Nikkal, Nançe, Nanşe, Naş adlarıyla çağırdılar. Enki’nin kızıdır. Dürüstlüğün ve ahlakın, suyun ve bereketin, teknelerin ve suların balıklarının ve hamile rahimlerin koruyucu tanrıçasıdır. En arı tanrıçalardandır. Babilliler ona “Rüyaların yorumlayıcısı olan tanrıça” adını vermişlerdir. İnsanların rüyalarını yorumlayarak kehanetlerde bulunurdu. Ölüm ve dirilişi temsil eden çukuruna girip çıkarken törenlerde rahipler ona başlangıç ayinleri yapıyorlardı. Lagaş yakınlarındaki Sirara’da kült merkezi vardır.

Ninsun;

Adı  “Vahşi İneklerin Kraliçesi” anlamına gelir. Gılgamış’ın anası ve Lugalbanda’nın eşidir. Her şeyi bilen ve Gılgamış’ın rüyalarını yorumlayabilen akıllı bir kadındır. Utu’ya buhur ve içki sunarak Gılgamış’ı Humbaba’ya yollama konusundaki niyetini sorgular. Böyle yaptığında başında küçük bir halkacık ile göğsünde bir işleme bulundurur. Humbaba’ya karşı öncelikle araştırma yapmak için Enkidu’yu evlatlık edinir. Gılgamış destanında oğlunun rüyalarını yorumlayan ve onu yatıştıran olarak geçmektedir.

Nin İldu;

Marangoz tanrıdır. Güneşin saf baltasını taşır.

Nanshe/Nanşe;

Yetimlere ve dul kadınlara bakan, Lagash şehrinin tanrıçasıdır. Yeni yıl gününde yargılananlar ve fakirler için adalet arayandır da. Nidaba ve eşi Haia/Haya tarafından da desteklenir. (Kramer 1963 pp. 124-125)

Nidaba;

Edubba’nın (Saray Arşivi) koruyucu/patron tanrıçası ve yazının tanrıçasıdır. Nanşe’nin bir yardımcısıdır. (Kramer 1963 pp. 124-125)

Ninisinna/ Nininsinna;

Isin (Aysin) şehrinin patron tanrıçasıdır. Baş tanrı An’ın hierodul’üdür.

Ninkasi (Ağzı dolduran hanım);

Yakamoz yapan berrak suda doğmuş, içecek ve alkolün tanrıçasıdır. (Kramer 1963 pp. 111, 206)  Ninhursag ve Enki’den doğan sekiz iyileştirici/ şifacı çocuktan birisidir. Doğduğunda Enki’nin ağzındaki ağrının iyileştirilmesine yanıt bulduğu için Ninhursag onu “Kalbi yatıştıran (Kramer 1961 p. 58) veya Arzuları yatıştıran tanrıça (Kramer and Maier p. 30)” olarak ilan etmiştir.

Ninurta;

Ninurta Enilil’in oğlu, güney rüzgârının tanrısı olan savaşçı bir tanrıdır. (Kramer 1963 p. 145; Kramer 1961 p. 80) “Ninurta’nın Kahramanlığı ve Yiğitliği” Bölümünde Kur/ Yeraltı dünyasını yok etmek için yola çıkan tanrıdır. Başlangıçta Kur Ninurta’nın gözünü korkuttuysa da Ninurta büyük bir çözümle geri döndüğünde Kur yok edilmiştir. Bu Abzu’nun sularının gevşemesine ve kirli suların tarlaları basmasına neden olur. Ninurta Kur’un cesedinin üzerinde kayaları yontarak Abzu’nun üstüne baraj kurar sonra bu suları Dicle nehrine akıtır. (Kramer 1961 pp. 80-82) Ninurta’nın muhaliflerine göre bu pasajda Kur’a yanlış rol dağıtıldığından yanlış kimliklendirme yapıldığı öne sürülür. Siyah ve yeşil, Kur’un dev canavarlarının döllerini üreten ve An ile Ki’nin dölünden olan düşmanları şeytan Asag’ı tanımlamaktadır. Bu hikâyenin açıklamalı hatırlamalarında Kramer’in hesabında olduğu gibi Asag Kur ile yer değiştirmiştir. Bir başka uyarlamada ise Ninurta Adad/İşkur ile yer değiştirmiştir. (Black & Green pp. 35-36)

Ashnan/ Aşnan;

Aşnan, başlangıçta Dulkug’da (Du-Ku) yaşayan tahıl tanrıçasıdır. Kibarca hizmetçidir. (Kramer 1961 p. 50) İnsan/ Öküz sürülerinin tanrısı Lahar ve Aşnan’ın tarlaları için Enki ve Enlil’in tarlalar, çiftlikler yaratırlar. Bu yer Lahar’a yakındır ve Aşnan ürünlerin büyümelerine ve hayvanların bakımlarıyla uğraşır. İki tarım tanrıçası alkol aldıktan sonra, aralarındaki anlaşmazlık yüzünden birbirleriyle kavgaya başlarlar ve çözüm için Enlil ve Enki’ye başvururlarsa da sorun çözümsüz kalır. (Kramer 1961 pp. 53-54)

Lahar;

Başlangıçta Lahar, Dulkug/Du-Ku’da yaşayan insan/hayvan sürülerinin tanrıçasıdır. Aşnan bölümünü okuyunuz.

Emesh/ Emeş;

Enlil tarafından yaratılmış tarımdan sorumlu tanrıdır. Erkek kardeşi Enten ile aralarında kavga ederler veEnten’den sonra Enlil’in isteği üzerine “Tanrıların Çiftçisi” ünvanının sahipliğine getirilmeyi ister. Enlil, Enten’in kuvvetli olmak istediği yargısında bulunduğunda, Emeş ona acır ve gönlünü almak için ona hediyeler getirir. (Kramer 1961 pp. 49-51)

Enten;

Enlil’in tarlalarının çiftçisi ve sürülerinin çobanı olan çiftçi tanrıdır. Erkek kardeşi Emeş ile kendisinin “tanrıların çiftçisi ilan edilmesi” isteği yüzünden kavga ederler. Sonucu yukarıda anlatıldı.

Tevrat ve Kuran’ın Habil-Kabil ya da Habil- Kain kavgası mitinin kaynağının Aşnan/Lahar ve Emeş/Enten bu iki Sümer efsanesi olduğu ortaya çıkmıştır.

Nusku;

Sümerin ateş ve ışık tanrısıdır. Babası Enlil’in Mesihidir. Steplere ateşler yakar. Şeytanları ve büyücüleri ateşiyle yakmak ve yok etmek için çağırır. Sembolü Lamba’dır.

Sharru/ Şarru

Boyun eğmenin, itaatin tanrısıdır.

Siduri;

Barmen, Denizin dudağında, Utnapiştim’in oturduğu yerin, Yaşam ülkesinin ötesinde oturan İştar’ın bir görüntüsüdür. Gılgamış ile görüşür ve peçe giyer.

Gushkin banda/ Guşkin banda;

İnsanın ve tanrının yaratıcısı ve nalbantların tanrısıdır.

Uttu;

Kumaş yapma ve dokumacılığın tanrıçasıdır. (Kramer 1963 p. 174; Black and Green p. 182) Öncelikle bitkilerin tanrıçası olduğu düşünülmektedir. Enki/Ninkur evliliğinden doğmuş Enki’nin kızıdır. Enki’den sekiz yeni çocuk sahibi* olur. Enki, Uttu’dan olan bu çocukları*1 yer. Ninhursag Enki’yi sekiz yara ile lanetler ve kaybolur. (Kramer 1961 pp. 57-59)

*(Sapık, ensest ilişki/ evlilik kavramı. Bu yüzden bütün Mısır, Hint, İran, Sümer, Babil, Grek ve bunlardan etkilenen kavimler bu yoldan üremişlerdir. Krallar aynı zamanda milletlerin de babalarıdır. Milliyetçiliğin de kökeni bu yüzden dinlerdir.)

*1- (Grek mitolojisinde Titan/Teitan/Şeytan dev Kronos’un Zeus dahil sekiz çocuğunu yemesi, Zeus’un babasının karnını yararak çıkması ve babası Kronos’u öldürmesi olayının kökeni de bu mittir.)

Enbilulu;

Nehirleri bilen’dir. Enki tarafından Dicle ve Fırat nehirlerinin akışlarını düzenlemekle görevlendirilmiş tanrıdır. (Kramer 1961 p. 61)

İshkur/İşkur;

Enki tarafından rüzgârları yönetmekle görevlendirilen tanrıdır. “Cennetin kalbinin gümüş kilidinden” de sorumludur(Kramer 1961 p. 61). Akad tanrısı Adad ile de ilişkilendirilmektedir. (Black and Green pp. 35-36)

Aya-Aia

Utu’nun eşidir.

 

Enkimdu;

Enki tarafından sulama kanallarından ve arklardan sorumlu kılınmış tanrıdır. (Kramer 1961 p. 61)

Kabta;

Enki tarafından kazma ve kerpiç yapmakla görevlendirilmiş tanrıdır. (Kramer 1961 p. 61)

Mushdamma/ Muşdamma;

Enki tarafından evler yapmakla görevlendirilmiş tanrıdır. (Kramer 1961 p. 61)

Sumugan;

Enki tarafından yaz mevsiminde, ovalarda ve dağlarda bitki ve hayvan yaşamını kurmakla görevlendirilmiş tanrı olması nedeniyle ovaların veya “Dağların Tanrısı” olarak da bilinir. (Kramer 1961 pp. 61-62; Kramer 1963 p. 220)

Gugulana (Cennetin Boğası (Wolkstein and Kramer p. 55)

İştar’ın emrinde Gılgamış’ı öldürmek için Anu tarafından yaratıldı. Burnundan soluduğu anda açılan burun deliğine 200 adam birden düştü. Enkidu ve Gılgamış ile savaşında onlara tükürük ve bok fırlattı. Öldürüldüğünde Utu/Samaş’a sunu olarak sunuldu. Cennetin boğası, Ereşkigal’in ilk eşidir. Gılgamış’ın İnanna’yı ret etmesinden sonra Erek şehrini alt üst etmesi için gönderildi. (Wolkstein and Kramer p. 55) Siyah ve Yeşil/Black and Green tereddütlü olarak Cennetin Boğası olmaktan çok kanalların ve arkların tanrısı Ennugi ile eşleştirir  (Black and Green p. 77).

Namtar/ Namtara (Azrail-Ölüm Meleği);

Namtar, Ölümden sorumlu şeytandır. Namtar elleri veya ayakları olmayan, yiyip içmeyendir. Namtar “kader kesicidir”, Ereşkigal’in veziri ve Mesih’idir. Ölümün habercisidir (Pritchard p. 51). Vücudun etkilenebileceği parçalara göre gruplandırılabilen 60 kadar hastalığa hükmeder. O kaderdir, kader onun görüntüsüdür, yeraltının şeytanı olarak resmi yapılmıştır. Yeraltı tanrısı Nergal ile Ereşkigal’in başbakanı, elçisi, Mesihi olarak hareket eden Namtar, ilaveten hastalıkları da yayar. Nergal onun kılığındayken Irra’dır ve Namtar’ın ölümlüler üzerindeki bütün hastalık ve ölümlerin belirleyicisi olduğuna inanılır. Ereşkigal’in emri ile İnanna’yı yer altından çıkarandır. Anu’ya elçi olarak gönderilir.

Irra

Nergal’in Namtar şeklindeki halidir veya astıdır ve Veba’nın, salgın hastalıkların tanrısıdır. Hint kültünde İndra’yı andırmaktadır.

Enmesharra (Enmeşerra)

Anu’dan öç almaya yemin etmiş ve Enlil tarafından öldürülerek cehenneme gönderilmiş Yer altı tanrısıdır.

Lamashtu (Lamaştu)

“Silici” olarak da bilinen korkunç dişi cehennem şeytanıdır.

Nedu

Cehennemin birinci kapısının bekçisidir. (Dalley p. 175, “Nergal and Ereshkigal”).Sümerlerde Neti olarak da bilinir.

Gılgamesh/Gılgamış-Yarı Tanrı;

Gılgamış, Birinci Ur hanedanı sırasında Erek’in tarihi kahraman kralı olarak geçer. Tanrıça Ninsun’un kahraman kral Lugalbanda ile ya da bir Yörük ile olan evliliklerinden olan oğludur. Sümer Kral Listeleri dâhil çeşitli yerlerde onun krallığından ve hatta tapınağın ruhani başrahibi “En/Ensi” olduğu da geçmektedir. İnanna’nın erkek kardeşi olması dolayısı ile de Kulab’ın da tanrısıdır. İnanna’ya kahramanlıklarla dolu iyilikler ettiği için (Kramer 1963 p. 187) de “An’ın sevgili prensidir” (Kramer p. 260, 188)

Gılgamış ve Agga (Pritchard pp.44-47; Kramer 1963 pp. 187-190)

Kiş’in kralı Agga, Erek’e bir ültimatom göndererek teslim olmasını ister. Gılgamış şehrin yaşlılarını toplayarak, şehrin yağmalanmasını, böylece düşman işgalinden şehrin mallarının korunmasını istemiş. Ama yaşlılar teslim olma taraftarı olmuşlar. Oda şehrin adamlarının toplanmasını istemiş ve silahlanma konusunda anlaşmışlar. Agga şehre bir saldırı düzenler ve Gılgamış kölesi Enkidu’nun yardımıyla karşı koyar. Askerlerini Agga’nın kapısına gönderir. Agga, Gılgamış’ın askerleri öbür yandan duvarlara tırmanırken, kapıya gönderilen askerleri yakalar ve işkence eder.  Sonra Gılgamış ta duvarlara tırmanır ve Agga’nın askerlerini geri püskürtür. Başının gövdesinden ayrılacağını önceden kestiren Agga geri çekilir. Gılgamış Agga’nın teslim olmasını cömertçe kabul eder ve şehrine geri dönmesine izin verir. Bu bölümden sonra, Nippur’un I.Ur Hanedanının kurucusunun oğlundan aldığı görülür.

Gılgamış ve Yaşam Ülkesi (Pritchard pp. 47-50, Kramer 1963 pp. 190-197);

Gılgamış şehirde gördüklerinin ölmelerinden dolayı üzüntüye kapılır ve “Yaşam Ülkesi’ne”  gitmeye karar verdiğini Enkidu’ya söyler. Enkidu’nun zorlamasıyla ülkenin sorumlusu Utu’yla konuşmak için önce bir kurban keser. Niyetini Utu’ya bildirince Utu yedi koruyucu hava kahramanlarını durdurur. Gılgamış bekâr elli adamını kılıçlar ve baltalarla birlikte yanına eşlik etmesi için alır. Yedi dağı geçen bir yolculuğa çıkarlar. “Sedir Ağcının Kalbini” bulmak için de yol boyunca ağaçları devirerek ilerlerler.

Kırık tablet metninde Gılgamış’ın Humbaba’yı da hesaba katarak derin bir uykuya yattığı yazılıdır. Enkidu veya diğerlerinden biri onu uyandırır. Humbaba/ Huwawa’nın üstüne geldiklerinde Gılgamış onu överek dikkatini dağıtır, üstüne atlarlar, burnuna bir halka geçirip kollarını bağlarlar. Humbaba Enkidu ve Gılgamış’ın ayaklarına kapanır ve Gılgamış onu serbest bile bırakır. Enkidu buna karşı çıkar ve Humbaba da ona itiraz eder ve Gılgamış onun başını gövdesinden ayırır ama Enkidu’nun bu yoğun itirazından da rahatsız olmuştur.

Gılgamış, Enkidu Yeraltında”  bölümü yazıldığı için tekrara gerek yok.

Gılgamış ve Cennetin Boğası” Bölümü de yazıldığından tekrar edilmeyecektir.

Gılgamış’ın Ölümü” (Pritchard pp. 50-52, Kramer 1963 pp. 130-131)

Gılgamış’ın kaderi Enlil tarafından “ölüm” ile çizildiğinde o hala eşi olmayan bir savaşçıydı. Öldüğü zaman eşi ve çocukları onun için yeraltı dünyasının tanrılarına kendilerinden sunularda bulundular. Yeraltında ona bir saray verildi ve “ölümün daha küçük bir tanrısı” olarak hürmet edildi. Ziyaretlerde ona saygı gösterilirdi. Yaşamında sizi tanıyorsa veya bir yakın akrabanız Kur’un yasalarını size açıklayabiliyorsa o sadece sorunları düzeltmeye yardım eder. Onun yerini alan varisi Ur-Lugal ya da Urnungal’dır. (Babil ve Gılgamış’a bknz.)

Tammuz (Dumuzi- Adonis/Yarı Tanrı)

Enki’nin Sirtur ile evliliğinden olan oğludur, çobandır (Wolkstein & Kramer p. 34) Enki tarafından süt ve yağ ile dolu koyun sürüleri yetiştirmek ve onlara ağıllar ve ahırlar yapmakla görevlendirildi. (Kramer 1961 p. 62) Gerçek yaşamında Uruk şehrinin çoban kralıdır. İnanna ile evlenmesinde Utu ısrar etmişse de İnanna/İştar çiftçiyi tercih etmiştir. Ancak araya girenlerin etkisi, Dumuzi’nin yaptığı kurlar sonucunda evlenmişlerdir. Ninşubur ona hayvanların, bitkilerin ve bereketin gücünü vermiştir. (Wolkstein and Kramer pp. 30-50)

Evlilikleri bitkilerin ve tahılların büyümesiyle oluşan bereketin sembolüdür. Yeraltına indiğinde kıtlık ortaya çıkar. İştar’ın babadan erkek kardeşi, gençlik sevgilisi ve eşidir. O bir sebze tanrısıdır. İştar’a ihanet ettiği için yeraltına inmiştir, gene meydana gelen kıtlığı yok etmek için onun araya girmesiyle geri getirilmiştir. Bazen yer altı tanrısı bazen de cennetin kapılarının bekçisidir. Ningizzia ile arkadaştır. Yeraltına kız kardeşi ile dönüşümlü olarak girer çıkar. Gizizda ile Anu’nun kapısını korur.

Belili (Geştinanna)

Dumuzi/ Tammuz’un kızkardeşidir. Dumuziyi yeraltı cinlerinden sakladığı için onun yerine yılın altı ayı cehennemde kalmayı kabul etmek zorunda kalmıştır. Onun yer altına inmesiyle sonbaharda üzüm ve şarabın bereket timsali olarak ortaya çıkması olarak kabul edilir. Bu yüzden Ningişzida’nın durmadan ağlayan karısı olarak görünür.

Gizzida (Gishzida- Gişzida)

Ninazu’Nun oğlu, Belili’nin eşi, Anu’nun kapısının bekçisidir.

Huwawa/Humbaba;

Huwawa/Humbaba: “Yaşam Ülkesindeki” kalbin sedir ağacının bekçisidir. Anu onlara ölümcül güçler verdi ve Erra/Nergal’in idaresi atında görevlendirdi.

Erra’nın ölümleriyle birlikte şehirlerde yaşayarak yeteneklerini ustalaştırmasına çalışırlardı.

Humbaba (Huwawa), insanoğullarını korkutması için tanrıların evi olan sedir ormanında, Enlil tarafından geniş bir ağacı korumakla görevlendirilmiş bir canavardır. Narası, fırtına ve tufandır, ağzı ateştir nefesi ölümdür. Kendisine güçler veren yedi pelerini/paltosu vardır. Sedir ormanında Humbaba’nın yürüyeceği bir yol ve kapı vardır. “Yaşam Ülkesindeki” Sedir ağacının kalbinin bekçisi Humbaba’nın ejderha dişleri, aslan başı, taşan sular-seller gibi kükremesi, kocaman pençeli ayakları ve yeleleri vardır. Bir Sedir evinde yaşardı. Sedir ormanına düştüklerinde Gılgamış ile Enkidu ona saldırır gibi göründü, Gılgamış onu yağlayarak avuttu, dikkatini dağıttı ve yumuşatınca üstüne atılıp burnuna halka geçirdiler ve kollarını bağladılar. Humbaba onlara yaltaklık edince neredeyse onu salıyorlardı. Enkidu ona karşı geldi, tartıştı, Humbaba itiraz ettiyse de Humbabanın başını gövdesinden ayırdı. (Hakiki Gılgamış ve Humbaba tabletini okuyunuz) Sümerlilerin küçük tanrılar olarak geçen birçok tanrıları vardır.

Nabu

Nabu-(İbr. Nebo,Arp-Nebi); Adı “nb” harfleriyle yazıldığından “çağrılan kişi” (mesih, peygamber) anlamına geliyordu. Bazı kaynaklarda adı,“ne-abu” şeklinde yazıldığından adının “parlayan, parlak “ anlamında Suriye efsanelerinden farklı anlam kazandığı da görülmektedir. Babil’in ve Asur’un yazı ve akıl tanrısı olarak kısa bir dönem tapınıldı (İ.Ö.2000). Marduk baş tanrı olunca Borsippa’daki kendi tapınağı “E-zida” da ikamet etti.

Soyağacı; Büyük dedesi baş tanrı An, onun oğlu Ea/Enki dedesi, babası Marduk, anası Serpantium, eşi Taşmetum (Tashmetum), tapınağı E-zida (Büyük İkamet- Ruhül Kudüs), gücü “bilgi”, remzi tablet ve kalem işini gören bir kama/ takoz, kil ve taş tablet, hediyeleri, bilmek ve bilgi, büyü, görünmezlik ve açıklıktır.

Tanrıların kâtibi, yazının ve aklın koruyucusu, başlangıç’ta Marduk’un olduğu gibi Sirrul/ Mushhushshu’ya (Muşhuşşu-kanatlı yılan ejderha-İştar kapısında resmedilen.) binendi, sol elinde kil tabletlere çivi yazısı yazmaya yarayan bir tür kama/takoz tutan (Stylus) Asur ve İkinci Babil dönemlerinde tarım ve sulama ile de ilişkilendirilen tanrıdır. Bazen su tanrısı ve bereket tanrısı olarak da tapınıldı. En büyük tapınağı Borsippa’daki E-zida’dır. (Babil).

Su, yer, akıl ve döllerin tanrısı Ea/ Enki’nin oğlu Marduk’un baş tanrı oluncaya kadar geçen dönemde Borsippa yakınlarında dedesi Ea’nın “E-ZİDA” adlı evinde oturan olarak bilinirdi. Marduk’un baş tanrı olmasıyla babasının baş veziri/ bakanı ve tanrılar meclisinin de kâtibi/ yazıcısı oldu. İnsanların ve tanrıların kaderlerini tanrının isteği üzerine kutsal kil tabletler üzerine kazıyarak (hakkederek) yazabildiğinden etkisi sınırsızdı. Ayrıca insan ömürünü uzatmaya veya kısaltmaya da yetkisi vardı.

Dedesi Ea’nın görevi olan baş tanrı ve tanrılar meclisinin emirlerini insanlara tebliğ görevini devrettiği Sümer tanrıçası Nisaba’dan (peygamberlik) devralarak yazının ve büronun patronu oldu.

İlk önce Marduk’un kâtibi ve bakanı (veziri) olarak sonraları Marduk’un Serpantium’dan olan sevgili oğlu olarak asimile oldu. Babil’in yeni yıl kutlamalarında heykeli Borsippa’dan Babil’e babası Marduk ile birleştirmek için taşınıldı. Nabu, bundan sonra rahiplerin metinlerinde Asur ve Babil tanrılarının başlıcalarından birisi oldu, adı çocuklara konuldu.

Rahipliğin eski bir nişanesi olarak elleri kapanmış halde dikilen, boynuzlu şapka giyerdi. Eski rahiplik ve rahibeliğin temsili olan elleri bağlı şekilde dururdu.

Gerçekte Nabu bir batı Semitik tanrısı olarak Ebla tabletlerinde geçmektedir. M.Ö.2000’lerin balangıcında Amorluların onu  ve muhtemelen Marduk’u Mezopotamya’ya tanıtmıştır. Pers mitolojisi de dahil olmak üzere bölge mitlerinde iki tanrı birbirine yakın ilişkiler içinde yaşadılar. Eşi Tashmetum’un adı Akad dilinde “Shamu (Şamu- Dilekleri yerine getiren, Dilekleri veren)” dan gelmektedir. Bu özelliği yüzünden “aşkın ve iktidarın (erkeklik)” ve kötüye karşı koruyucusu, merhametli arabulucu tanrıça olarak hürmet gösterilmiştir. Astronomide oğlak burcu ile birleştirilmiştir. Buna rağmen Sümerİ’n yazı tanrıçasının Nabu değil Nisaba/ Nidaba olduğunu belirtmek önemlidir. Bu yüzden Nabu, ileriki dönemlerde “bilginin kavranılmasını” temsil etmiştir.

Nabu mabedinde bulunan çok güzel kil tabletler ile ona sunulan adakların depolandığı yerler de onu ve yaptıklarını öven yazılı edebi kaynaklara rastlanılmıştır. Ayrıca Asur (eski Suriye) da da tapınılan bir tanrıydı. I.Salmanasar onun adına M.Ö.1300’lerde ilk tapınağı yaptırdı, bunu Ninova, Kelah, ve Korsabad şehirlerine inşa edilenler takip etti. II.Sargon döneminde Asur devletinin yayılmasıyla kraliyet metinlerinde sıksık adına yalvarılan tanrıların  en büyüğü oldu. Dularda, özel belgelerde bile çok adı geçtiğinden Asur’da çok sevildiği anlaşılmaktadır. Yazı sanatının koruyucusu olması yanında büyük hayranlık uyandıran güneyin kültürel geleneğinde de temsil edildi. Asur’un çöküşünden sonra Nabu yeni Babil’de önce Marduk’un oğlu olarak sonra da kendi hakkı olan en yüksek rütbeli tanrı olarak yeniden doğdu. Babil’in ardından gelen Pers döneminde de iyi ilgi gördü. Büyük tanrılar rütbesine yükseltilmesiyle  “kader tabletlerinin teslim edildiği” insanlığın kaderini söyleyen göksel tanrı oldu. Metinler onu Ninurta ile bir göstermektedir. Bazen de tarlaların, suyun, bereketin ve dedesi Enki’yle paylaştığı “aklın tanrısı” olarak ta anılmaktadır.

NABU AKİTU BAYRAMINDA BABASININ İNTİKAMCISIDIR.

 

Babil’in Yeni Yıl Bayramı olan AKİTU’da Nabu, yeraltında ayinle alıkonulan “babası Marduk’u kurtarmak için gelen “ kraliyet sultanı/ varisidir”, bu yüzden “ülkede dengelerin onarılmasının umudu ve babasının intikamının alıcısı gibi davranır. Nabu’nun rolü Ninurta tarafından yükseltilmiştir. Bu yüzden bayramların altıncı günü Borsippa’dan Babil’e öteki büyük yabancı tanrıların eşliğinde gelerek Marduk tapınağındaki küçük tapınağını yukarı kaldırır. Ertesi gün bu tanrıların eşliğinde temsili bir ayinle babasını yeraltı dünyasından kurtarır, sekizinci gün baba oğul bir zafer alayıyla birlikte “Kaderin İlk Belirlenişine” doğru hareket eder. Bu efsane Mısır ve Babil mitleriyle kıyaslandığında  onlarla aynı çizgide görünmektedir.Mezoptotamya’da Marduk ve Asur ölen tanrılar ve bir saltanat varisinin kuvveti ile kurtarılarak güçlendirilen tanrılar değillerdir. Bu olayın benzeri Mısır’da Osiris gerçekten ölür ve yerini oğlu Horus alır. Babil ve Asur’da Marduk ve Asur yeraltına kabul ayinine karşı koyarlar ve yukarıdaki gibi zafer alayıyla yükselerek dönerler. İki tanrı arasındaki bağ, ikisinin de ortak varisleri olan evlatları vardır, hayatta sadakat, aşk ve zevk ile aldatılmışlardır.

Kıyaslandığında Mısır’da Horus’unun Osiris’i kurtarma miti tam bir ihanet ve  intikamdır, Mezoptamya’daki ise aile bağları arasındaki derinlik, yeryüzü ve gök kubbede bütün düzeylerde uyum ve ahengin inşaasının konuşulması, onaylanması vardır.

 

Aşağıda okuyacağınız Nabu ve Taşmetum’un kutsal evlilikleri üzerine harika bir belge vardır;

 

Yarın, Iyyar’ın dördüncü günü, akşama doğru, Nabu ve Talmetum yatak odasına girecekler. Beşinci gün hazır olan tapınak rahibince kralın yiyeceği verilecektir.Bir aslanın başı ve meşale saraya getirilecektir. Beşinci günden onuncu güne ikisi yatak odasında kalacaklardır, tapınak gözlemcisi de onlarla kalacaktır. Onbirinci gün Nabu çıkacak ayaklarına idman yaptıracaktır, avlanma parkına gidecek vahşi öküzü öldürecek, yukarı çıkacak ve kendi ikametinde oturacaktır. Kralımkutsayacaktır. Efendim krala, efendim kralın onu bildiğini sırasıyla yazdım.(Zimmern-Babylonischen Neujarfest”  S.152)

 

NABU FENİKE MEKTUPLARINDA

 

Şimdi de sırasıyla Nabu’dan bahseden Fenike mektuplarını inceleyelim. Fiziki dünya ve tabiatın bilgisi ve bilmeye dayanan Adad’la ilişkili olan ilkinin incelenmesinden sonra, bu Nabu’ya atfedilen ikinci mektuptur. İkinci mektup Nabu’yu konuşmanın tanrısı, mektupların tanrısı ve bilimin tanrısı adlarıyla çağırır ve sorar;

“”-Ve o konuşmanın tanrısı niçin toprakla konuşur?

-Toprakla konuşabilir miyiz? Ama toprak konuşur!

-Suyla konuşablir miyiz? Ama su konuşur!

-Ya ateş?

-Onlar konuşurlar ve biz de tanırız!

-Yazının tanrısı niçin gökte, ateşte, işaretlerde, görüntülerde, suda, şekillerde, mektuplarda ve yeryüzünde yazar? Onlarla konuşacak olan gözleri ve işaretleri bildirin! Kara insanlar, Sarı insanlar, Kahverengi insanlar konuşurlar! İşitiriz, dinleriz ve anlamayız. Şekillerle yazdıklarında konuşmalarını anlayabiliriz. Fakat, gözler tanımalıdır!( Lishtar’s emphasis- Liştar’ın vurgulaması)

 

Bilimin tanrısı niçin kötülerin yasalarını, sanatların yasalarını, büyüme be çöküşün yasalarını, ekim ve hasat zamanlarını, hastalığı ve sağlığı,suyun, toprağın, ateşin yasalarını koyar?

Onları bildiğimiz zaman onlara göre nasıl hareket edeceğimizi de en iyi sonucu alacak şekilde bileceğiz! (S15).

Nabu’nun koruması altında “bilgi” dünyadaki yaşamı ve varlığıyla biri bütün türlerdeki sembolleri ve kolay algılamayı, gözün, aklın, kalbin kolay tanıyabileceği ve ruhun asla unutmayacağı şekilde öğrenebilir. Bu şekilde Nabu, “iletişim kurulabilen her şeyi, yasaları, sembolleri, işaretlerin esinlenilen sesidir. O gözleri, kulakları, ağzı, burnu, parmakları ve genel duyu organlarıdır, hepsidir. Nabu mimardır, uzunluğu ve tartıyı ölçer, temelleri planlar, yükseklikleri ölçer!

Babil’in saltanat varisi göksel taclı Nabu’nun parlak kişiliğinde  her şey açıktır, insan emeğinin bütün yönlerinde uygulanan bilme ve bilginin bütün türleri üstündeki yaşamın sürmesinde imanın bir ifadesi vardır. Diğer muazzam şifalar aydınlığa çıkarılmalıdır çünkü atalarımızın ruhlarının seslerinde yerini bulmaktadır. Sesler , Lilinah, Shem (Şem), Eshara (Eşara) Adapa (Adem),Jacobsen (Yakup) Oppenheım (Yunus), Bottero, Kramer’in eserlerinde alevlenen, dinlemeye cesaret eden ruhların bedenlerin, akılların, kalplerin konuşmalarını asla kesemeyen seslerdir.

İncil İşaya 46;1’de Tanak’ın Nebo’su gibi Nevi (Nebi de okunabilir. Kitapsız peygamber demektir) olarak bahsedilmiştir. Asur kralı III. Tiglatplaser zamanında Kalah’ta Nabu’nun dikilmiş bir heykeli bu gün British Müzesindedir. Babil astrolojisinde Nabu (Nebi) Merkür ile eşleştirilmiştir.

 

Aklın, yazının ve tanrıların kâtipliğinin tanrısı olarak Mısır’ın Thoth’u (Lah- Jehuti, Yehudi), Greklerin Hermes’i, Apollo’su daha sonraları Romalıların Merkür’ü ile eşleştirilmiştir.

 

M.Ö.335-30 yılları arsında süren Grek hâkimiyeti döneminde, bu tanrı adına öğretilmiş, bilinen gerçek ahlaki bilgiler tüccar Greklerin mantığına göre değiştirilerek hileci, hurdacı bir kişilik kazandırılmıştır. Mısır’ın Thoth/Lah’ı, Hindin Şiva’sı, Greklerin Hermes’i, Yemen’in Talib’i ve tüccarları, kervanları, fahişeleri, hırsızları koruyan birçok hileci şeytan tanrı ondan türetilmiştir.

Bundan da Hermes çıkmıştır.

Kaynaklar;Foster, Benjamim R. (1995) From distant days: myths, tales and poetry from Ancient Mesopotamia. CDL Press, Bethesda, Maryland.

Leick, Gwendolyn (1991) A Dictionary of Ancient Near Eastern Mythology. Routledge, London and New York.

Leick, Gwendolyn (1994) Sex and Eroticism in Mesopotamian Literature. Routledge, London and New York.

Matsushima, E. (1987) Le Rituel Hierogamique de Nabu, Acta Sumerologica 9:131-75.

http://www.gatewaystobabylon.com/gods/ladies/ladytash.html

Taşmetum (Tashmetum);Taşmetum, adıAkad dilinde “Şamu (Shamu)- dilekleri veren” anlamına gelen kelimeden gelen Babil’in en sevilen tanrıçalarından birisidir. Nabu’nun eşidir. Geç Babil ve Geç Asur dönemlerinde yazılmış dua ve ilahi metinlerinde “merhametli arabulucu”,”kötüden koruyucu”, ”aşkın ve erkekliğin /iktidarın tanrıçası” olarak yalvarıldı. Astronomide “Oğlak Burcu ile eşleştirildi geleneksel ve evlenilecek eş, genç kraliçe ve tarnıça olarak görüldü.Nabu ile birlikte çok iyi bir çift olan Taşmetum yaşamları boyunca birbirlerini tamamlayan ve insanlığa faydalı olan Babillilerin ve Asurluların sevgili tanrı ve tanrıçaları olmuşlardır. Mezopotamya’nın en sevilen ilahi çiftidirler ve bu yüzden tapınaklarda, dualarda, ilahilerde ikisine birden yalvarılmıştır. Taşmetum güneyde İştar ile birleştirilerek Nannar adıyla anılmıştır. Bu yüzden ilahi kâtibin çok sevilen sevgili eşi bazen de ortağı olmuştur. Asur resmi tapınak kayıtlarında Nabu ve Taşmetum ile ilgili üç tane belge vardır. (Matsushima’nın çevirisi 1987-S.132)

Nabu ve Taşmetum’un Aşk Gazelleri;

Şarkıcılar;

Güvenin olduğu yerde güvenilecek olana izin verin

Bize gelince güvenimiz Nabu’yadır

Kendimizi Taşmetum’a veririz

Bizim olan bizimdir, Nabu sahibimizdir

Taşmetum güvendiğimiz bir dağdır,

 

Şarkıcılar Taşmetum’a;

 

Söyleyin ona, ona duvardan ona, Taşmetum’a

Mabedde yerini alsın

Kutsal ardıçtan kürsüsünü kokulandırsın,

 

(Taşmetum) Sedirin (ağacının) gölgesi, sedirin gölgesi, sedirin gölgesi

Kralın sığınağına gelen

En büyük selvilerin gölgesi

Oynaşmam için en büyük kutsal ardıcın dallarının gölgesi Nabu’ya barınak olsun!

 

Şarkıcılar;

Taşmetum- Altın elbisem Nabu’mun kucağına sarksın,

Sahibim kulağıma küpe taksın ki sahibime zevk verebileyim

Nabu sevgilim bana küpe tak ki

Sana bahçemde zevkler verebileyim,

…. İçinde sana zevkler verebileyim.

(Nabu)

Taşmetum’um sana karnelyan* taşından bilezik taktım-

*(Zümrüte benzer, ok, mızrak ucu olarak ta kullanılan kıymetli taş)

Sana karnelyandan bilezik,

Açacağım….

(Boşluk)

Ey Taşmetum, butların steplerin ceylanlarının ki gibi

Ey Taşmetum, ayakbileklerin bir bahar elması gibi

Ey taşmetum topukların volkan* taşı gibi *(Obsidiyen)

Ey Taşmetum, kendin lapisten * tablet gibisin (sen kitap gibisin) *(lacivert taşından)

Şarkıcılar;

Taşmetum şehvetle dolu olarak yatak odasına girdi,

Kapısını kilitledi, cesurca içeri yöneldi

Yıkandı ve yatağa tırmandı

Lapis kupadan, öteki lapis kupadan, gözyaşları aktı,

O yün gibi perçemleriyle gözyaşlarını sildi (Nabu)

Sor ona sor, bul ,bul

Niçin, niçin bu kadar süslendin Taşmetumum,

Bahçeme seninle ancak böyle gidebilirim Nabucuğum

Bahçene girmeme izin ver bahçene gireyim

Tekrar izin ver nazik bahçene gireyim…

Akıllı insanlar arasında yer almamı engelleyecekler

 

Şarkıcılar,

Meyveyi kopardığını gözlerimle gördüm

Kulaklarımla kuşunun şarkısını duydum

Nabu;

Şurada hızla bağlayalım,, bahçeyi günlere sahibine bağlayalım, hemen evlenelim,

Nazik bahçende geceleri bağlayalım, izin ver bana Taşmetum’um bahçene benle gel

Akıllı insanlar arasında yerin en önde olsun!

Olabilir, kendi gözlerinle meyvemi kopararak

Kendi kulağında kuşunun şarkılarını işiterek

Görebilir, kendi gözlerinle, işitebilir kendi kulaklarınla

 

 

LOVE LYRICS OF NABU AND TASHMETUM

 

Singers:

Let whom will thrust where he trusts,

As for us, our trust is in Nabu,

We give ourselves over to Tashmetum.

What is ours is ours: Nabu is our lord,

Tashmetum is the mountain we trust in.

Singers to Tashmetum:

Say to her, to her to her of the wall, to Tashmetum,

…, talke your place in the sanctuary,

May the scent of holy juniper fill the dais.

(Tashmetum?): Shade of cedar, shade of cedar, shade of cedar,

… is come for the king´s shelter,

Shad of cypress is (for) his great ones,

The shade of a juniper branch is shelter for my Nabu, for my play.

Singers:

Tashmetum dangles a gold garment in my Nabu´s lap,

“My lord, put an earring on me,

‘That I may give you pleasure in my garden,

´Nabu, my darling, put an earring on me,

´That I may make you happy in the [ ]’.

(Nabu)

My Tashmetum, I put on you bracelets of carnelian,

[ ] you bracelets of carnelian

I will open……….

[gap]

O Tashmetum, whose thighs are a gazelle in the steppe,

O Tashmetum, whose ankles are a springtime apple,

O Tashmetum, whose heels are obsidian stone,

O Tashmetum, whose whole self is a tablet of lapis!

Singers:

Tashmetum, looking voluptuous entered the bedroom

She locked her door, sending home the lapis bolt.

She washes herself, she climbs into bed.

From one lapis cup, from the other lapis cup, her tears flow,

He wipes away her tears with a tuft of read wool,

There, ask (her), ask (her), find out, find out!

‘Why, why are you so adorned, my Tashmetum?’

´So I can go to the garden with you, my Nabu.’

´Let me go to the garden, to the garden and [ ]

´Let me go again to the exquisite garden,

´They would not have me take my place among the wise folk.’

Singers:

I would see with my own eyes the plucking of your fruit,

I would hear with my own ears your birdson.

Nabu:

There, bind fast, hitch up, bind your days to the garden and to the Lord,

Bind your nights to the exquisite garden,Let my Tashmetum come with me to the garden,

Among the wise folk her place be foremost.

´May she she with her own eyes the plucking of my fruit,

May she hear with her own ears my birdsong,

May she see with her own eyes, may she hear with her own ears!

 

 

Nisabba (Nisaba)

Hububatın, tahılların hasat tanrıçasıdır. Memeleri tarlaları besler. Dişilik organı tahıl ve sebze doğurur. Çok miktarda saçları vardır. Aynı zamanda öğrenilebilen bilginin ve yazının tanrıçasıdır. Kendisine ilave adların verilmesine sebep olan Anzu/ şeytan kuşunu öldürmesinden sonra Ninurta adına düzenlenen arınma törenlerini yerine getirir.

Dagan (Ugarit- Tahıl)

Yeraltının ve bereketin tanrısıdır. Tanrılar meclisinde öne sürdüğü fikirleriyle Anu’ya eş olarak gösterilmiştir. (Kenan tanrılarından Dagon ile ilişkilidir.)

Birdu-(Sivilce-kabarcık demektir)

Yer altı tanrısıdır. Enlil/Ellil onu Ninurta’ya haber göndermekte kullandığından mesajcıdır.

Sharru (Şarru)

Boyun eğmenin, itaatın tanrısıdır.

Urshambi (Urşambi)

Utnapishtim’in kayıkçısı, kaptanıdır.

Ennugi

Anunnakilerin sulama kanallarının denetimcisidir.

Geshtu-e (Geştu-e)

“Kulak”, İnsanı yaratmak için Mami’nin kullandığı bilgi ve kanın tanrısıdır. Bu da genetik yapımızın bir kısmı onun kanı demektir.

Yarı Tanrılar, Şeytanlar, Ejderhalar/Canavarlar;

Şeytanlar ve canavarlardan kast edilen Tevrat’ta da yaratılış bahsinde anlatılan bozunmuş dev insanlar veya yaratıklardır, bazıları da ikinci yaratılış bahsinde geçen tanrı-insan evliliklerinden olan melez dev tanrıların çocuklarıdır. Bu yaratıkların çoğu tanrıların insan kızlarından ürettikleri çocukları, dev insanlardılar. (Yaratılış/Genesis 6.) Ya da Yarı tanrılardan kasıt ta bunlardan olup insanları yönetmek üzere onların başına kral veya herhangi daha küçük rütbede göreve getirilmiş melezlerdir.

Yarı tanrılar ölümlü olmalarına rağmen biz insanlara göre çok çok uzun sayılabilecek ömre sahiptiler. Ancak zamanla bunların ömürlerinin de 50.000 yıldan 1.000 yıla kadar kısaltıldığına tanık olmaktayız.

Adapa Uan

İnsanlığa sanatları ve medeniyeti öğretmesi için Enki tarafından görevlendirilen tufan öncesi yedi bilgenin ilkidir. Eridu’luydu. Eridu’da tanrılara yiyecek ve su ikram etti. Enki’nin tapınağına balık yakalamak üzere gittiğinde fırtınaya yakalandı. Güney rüzgarını öğretilen bilgileri kullanarak durdurunca cezalandırıldı. Yargılandığında cennetteki ölümsüzlük ekmeği ağacının meyvesinden yememe cezasını Enki önerdi. O dönemde verilen en hafif cezaydı.

Adapa/Uan Tevrat’taki ve Kuran’daki Adem ile aynıdır.

Ninti

“Kaburga Hanım”. Ninhursag’ın hastalıkları iyileştirmek için yarattığı kızların yedincisidir. Enki’nin yedi sihirli bitkiyi yemekle cezalandırılmasında meydana gelen ağrı/acıyı o dindirdi. Ninti Tevrat’ın Eva’sı Kuran’ın Havva’sı ile aynıdır.

Kabta

Sümer mitolojisinde, tuğlaların tanrısıdır ve tanrıların evlerini, binalarını ve tesislerini kuran odur. Tevrat’ın Nemrud’u ile aynıdır. (Gen/Yar:10:8,9,10) Ayrıca İbrahim’in yazılarında da vardır.

Kalkal

Enlil’in Nippur’daki kapı bekçisidir.

Shullat/Şullat

Utu’nun hizmetçisidir.

Haniş/Hanish

Hava tanrısının hizmetçisidir.

Urshambi/Urşambi

Uta-Napiştim’in kayıkçısı ve kaptanıdır.

Nin-agal

Sümer mitolojisinde, nalbantların tanrısıdır. Bakırı çiğner ve alet yapar. Nin-agal Tevrat’taki Tubalkain ile aynıdır. (Gen/Yar:4;22

Lugalbanda

Gılgamış’ın babasıdır. Tanrıça Ninsun ile evliliğinden Gılgamış doğmuş ve yarı tanrı olmuştur. Tufan öncesi Uruk hanedanının üçüncü kralıdır. Sümerde mağaraların, çobanların, şiirlerin tanrısı olarak da bilinir. Uruk’ta tanrı kral olmak Lugalbanda’nın hakkıydı ve tablet metinlerindeki Kral listelerine göre Uruk’u 1200 yıldan biraz daha az yönetti.

Her nasıl olduysa tablet metinlerinden birisinde de Uruk ordularının bir birliğine komuta eden genç bir subay olarak da görünür.

Utu’ya; “Seni selamlıyorum, artık beni hasta et ey kahraman! Ningalİ’n oğlu, seni selamlıyorum, beni hasta et Utu” Diye yalvarır ve böylece ölümlü olur.

 

Enkidu

Gılgamış’ın kölesi ve arkadaşıdır. Erek’in işgali sırasında Gılgamış’ın Agga’yı püskürtmesine yardımcı olmuştur.  “Yaşam Ülkesine” olan yolculuğunda ve Humbaba’nın öldürülmesinde Gılgamış’a askerleriyle eşlik etmiştir. Gılgamış derin uykuya daldığında onu uyandırandır. Humbaba’nın burnuna halka geçirip kollarını bağlamada yardımcı olur ve Humbaba’nın öldürülmesine Gılgamış’ı ikna eder. Gılgamış’ın yeraltı dünyasına indiğinde onu kurtarmak için “Büyük İkâmetgah’ın” kapısından girer ve onun belirsiz bir doğal nesne olan Mikku ve Pukkularını geri alır. Yeraltında temiz çamaşırlar, sandaletler giymek, iyi yağla yağlanmak, gürültü yapmak, b irinin ailesi gibi davranmak, orasının görevlisi gibi silah taşımak gibi birçok tabuyu kırmıştır. (Kramer 1963: pp. 132-133) İnsanlara sağladığı bu kolaylıklardan dolayı a yeraltı dünyasının ağlayıcılarınca adına oruç tutulur. Enki’nin araya girmesiyle “Gılgamış ile konuşan Gölge” rütbesine yükseltilmiştir.

Ziusudra/Atra Hasis/ Uta Napishtim

Sümer şiir tabletlerinde, “Şuruppak’lı rahip ve Akıllı Kral” olarak geçer. Akkad kaynaklarında “Şuruppak’lı akıllı vatandaş” olarak geçmektedir.

Sümer kral listelerinde adı geçen Ubara-Tutu’nun oğludur ve adı “Yaşamı Gören Kişi” olarak çevrilmektedir.

İlk yaratılan insanların cinsellikleri ve diğer yönleriyle çıkardıkları sesler göklere ulaşır ve Enlil’i rahatsız etmeye başlar. Rahatsızlık ona göre dayanılmaz hale gelince insanlığı yok etmeye karar verir ve Enki’ye göklerdeki suların kapaklarını açmasını söyler. O da insanı kendisi yarattığı için eserinin yok olmasına kıyamaz ve Ziusudra’Yı bir duvar arkasından dinlemesini sağlayarak, kendi kendine konuşuyormuş gibi yaparak bir gemi yapmasını öğütler ve yapacağı ölçüleri de öğretir. Zira, insanlara bilgi verilmesi tanrılar meclisinde kararlaştırılmıştır.

Ziusudra talimat üzerine gemiyi yapar ve kendisi, ailesi ve bazı canlı türlerini böylece kurtarır. Daha sonra Enki insan nüfusunu veba, kıtlık ve yırtıcılarla kontrol edebileceğini söyler.

Sümerliler’e göre “Güneşin doğduğu Dilmun’da “ yaşar. Gılgamiş destanının 11. Tabletindeki en başkahramandır. Bir şiirin başka uyarlaması olan tablette Atra- Hasis adıyla ve Babillilerde Uta-Napiştim, Sümer’de de Ziusudra olarak geçer. Tevrat ve Kuran’ın Nuh peygamberiyle çok uyumlu karakter özelliklerine sahiptirler, hatta aynıdırlar.

Etana– Göğe bir kartal tarafından çıkarılan insandır. Kiş şehrinde hüküm süren Sümer hanedanının 13. Kralıdır. Anu tarafından atanmıştır. İştar ve İgigi Kiş için bir kral aradıklarında Enlil Etana’ya taç giydirmiş ve kral ilan etmiştir.

Kiş’te kartal ve yılan Samaş’ın koyduğu kuralları çiğnemeyeceklerine yemin ederler. Sonradan kartal yeminini bozarak yılanın yumurtasını yer.

Samaş, “Onun yuvası yeryüzü kadar geniş olsun” der ve yılana, kartala nasıl adaletle hizmet edebileceğini anlatır. Yılan bir öküz cesedi ile kartalı cezbeder ve onu yakalar. Kartal ayrılmayı ister yılan “Samaş’ın cezasının üstüne olduğunu, onu yerine getirmezse bırakmayı ret eder. Kartalın kanadını kırar ve onu bir çukurda ölüme terk eder. Kartal merhamet etmesi için Samaş’a yalvarır ve şahsen yardım etmeyi ret eder ama Etana’yı kartala yardıma gönderir. Etana kartala yardım ederse onun çoraklıktan çektiği kıtlığa yardımcı olacağını söyler.

 

ŞEYTANLAR VE CANAVARLAR

En Önemlileri;

Akrep Adamlar; Aqrabaumelu (Girtablilu) Akrep Adam, Yeraltı dünyasının kapılarının koruyucuları. Korkuları dehşet verici, bakışları ölümdür. Babil mitolojisinde akrep insanlar evrenin canavar anası Tiyamat’ın çocuklarıdır. Başları göklere değen canavarlardır. Kolsuz başsız bir insan gövdesi üzerinde başları ve kolları vardır. Bellerinden aşağı akrep kuyrukları vardır. Ölümcül savaşçılardır. Hedefini şaşırmayan yayları/ oklarıyla ve akrep kuyruklarıyla savaşırlar. Güneş tanrısı Utu/Samaş’ın kutsal yaratıklarıdırlar. Sabahları doğu dağının kapılarını açarlar ve Samaş göklere iner. Geceleri batı dağının kapılarını kapatırlar ve Samaş yeraltına iner. Gılgamış, ölümsüzlük otunu araması macerasında bir akrep adamın yardımını almıştır.

Yedi Kötü Şeytan; Onlar, hiddetten kuduran fırtınalar ve kötü tanrılardır. Göğün kubbesinde yaratılmış merhametsiz şeytanlardır. Kafalarını kötüye kaldırdıkları andan sonra her gün kötülük ve yıkıma çalışırlar.

1-Birincileri Güney Rüzgârıdır (Lodos)

2-İkincileri ise ağzını açtığında hiç kimsenin kaçamayacağı bir ejderhadır.

3- Üçüncüleri ise gençliği kapıp kaçan zalim leopardır.

4-Dördüncüleri ise korkunç Şibbu’dur.

5-Beşincileri ise hiç kimsenin önünden kaçamayacağı vahşi kurttur.

6-Altıncıları ise, tanrıya ve krala karşı şaha kalkarak yürüyen……’dır.

7-Yedincileri ise, fırtına ve kötü rüzgârları ile öç alan, akrep kuyruklu, el ve ayakları keskin aslan pençeli olan, kartal kanatlı, şekli bozulmuş kafasıyla eski Mezopotamya halkının koktuğu kanatlı şeytan tanrı Pazuzu’dur.

Hastalıkları ve ölümleri getiren güney ve doğu rüzgârlarının kişiselleştirilmiş halidir. Mezopotamyalılar Pazuzu’nun çölde yaşadığına inanırlardı.

Zu- Aslanpençeli kartal kanatlı ve pençeli, yarı insan yarı kuş şeytani bir yaratıktır. Hehe dağında doğdu. İbiği testere gibidir. Onu saklayan on bir pelerini/örtüsü vardır. Çok güçlüdür. İmdigut/Anzu kuşunu çağrıştıran bir yapısı vardır. Zu aynı zamanda ilahi fırtına kuşudur. Yıldırım bulutlarının ve güney rüzgârının kişileştirilmiş halidir. Enlil, yıkanma odasını koruması için ona başvurmuştur. O da Enlil’in kader tabletlerini çalıp bir dağın tepesine saklamıştır. Enlil öbür tanrılara tabletleri getirmeleri için emrettiyse de Zu’dan korkuya hiç biri cesaret edememiştir. Bir metne göre Marduk Zu’yu öldürmüştür, bir başka tablete göre de tanrı Ninurta’nın oklarıyla ölmüştür.

Sataran-Eski Mezopotamya’da Der şehrinde koruyucu Sümer tanrısıdır. İlahi yargılayıcı ve iyileştiricidir. Sonraları yılan tanrı Nirah onun habercisi olmuştur.

Nirah- Eski bir Sümer yılan tanrısıdır, Sataran’ın ilahi Mesihi/habercisidir.

Birdu– Yukarıda anlatıldı.

Nedu-Yukarıda anlatıldı.

Sumugan– Ereşkigal’in mahkemesinde görev yapar, yeraltında oturur. İnsanların/İneklerin tanrısıdır.

İrra– Nergal’in astı, veba tanrısıdır.

Enmeşera- Sümer yeraltı tanrısıdır. Bütün medeni toplumların ve yerleşim yerlerinin üzerinde gücü olan, “bütün kargaşa/ihtilafların” tanrısıdır. Eşi, “bütün insanların hanımefendisi” olan Ninmeserra’dır.

Martu/Amurru– Sürmer’in step (çayırların) tanrısıdır. Aynı zamanda yerleşim yerlerine felaket getiren fırtına tanrısıdır da. Belit- Tseri’nin eşi, Anu’nun da oğludur.

Belit/ Tseri– Yeraltı tabletlerinde yazdığına göre, Ereşkigal’den önce dizçökendir.

Lamaştu– Silici olarak ta bilinenkorkunç dişi şeytandır.

Zaltu- İştar’ı tamamlamak için Enki’nin yarattığı “ihtilaf/kargaşa” tanrıçasıdır.

Sümer ve Babil Baş Tanrılarının adları;

 

Sümerce Adı       Babilce Adı

 

An                     Anu

Ninhursag/Ki    Aruru, Mammi

Enlil                  Ellil

Enki                  Ea

Nanna               Sin

Inanna              Ishtar

Utu                   Shamash (Samaş)/Şems

Ninlil               Mullitu, Mylitta

 

VII. Sources/Kaynaklar

  • Black, Jeremy and Green, Anthony, Gods, Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia: An Illustrated Dictionary, University of Texas Press, Austin, 1992. This up-to-date and thorough resource on Mesopotamian mythology has great photos and illustrations by Tessa Rickards and very useful entries which often indicate the times and places when variant tales were current. My only complaint is that it is not always clear whether information in an entry is applicable to the Sumerian, Akkadian, or both versions of a particular deity or hero.
  • Crawford, Harriet, Sumer and the Sumerians, Cambridge University Press, Cambridge, 1991. (This is a briefer but more up to date archaeological look at the Sumerians than you’ll find with Kramer. There isn’t much mythic content in this one, but there are many wonderful figures detailing city plans, and the structure of temples and other buildings.)
  • Jacobsen, Thorkild, The Treasures of Darkness, Yale University Press, New Haven, 1976. A good alternative to Kramer, Jacobsen explores Mesopotamian religious development from early Sumerian times through the Babylonian Enuma Elish. Most of the book winds up being on the Sumerians.
  • Kramer, Samuel Noah, and Maier, John, Myths of Enki, the Crafty God, Oxford University Press, New York,1989. The most recent work that I’ve been able to find by Kramer. They translate and analyze all of the availible myths which include Enki. I’ve only seen it availible in hardcover and I haven’t seen it in a bookstore yet.
  • Kramer, Samuel Noah, Sumerian Mythology, Harper & Brothers, New York, 1961. This slim volume contains much of the mythological material that wound up in The Sumerians but concentrated in one spot and without much cultural or historical detail. Many of the myths are more developed here, some of which are only glossed over in The Sumerians, however in some cases The Sumeriansholds the more complete or updated myth.
  • Kramer, Samuel Noah The Sumerians The University of Chicago Press, Chicago,1963. (This is a more thorough work than Kramer’s Section at the end of Inanna, but the intervening 20 or so years of additional research and translation allow Inanna‘s section to be perhaps more complete, regarding mythology.)
  • Wolkstein, Diane and Kramer, Samuel Noah, Inanna: Queen of Heaven and Earth, Harper & Row, NY, 1983. (Ms. Wolkstein’s verse translations of the Inanna/Dummuzi cycle of myths are excellent, but differ somewhat Kramer’s originals. Kramer gives a 30 or so page description of Sumerian cosmology and society at the end).
  • The New American Bible, Catholic Book Publishing Co., New York, 1970.

VIII. Other books of interest

  • Algaze, Guillermo, “The Uruk Expansion”, Current Anthropology, Dec. 1989. This article helped with the introduction material.
  • Hooke, S. H. Middle Eastern Mythology, Penguin Books, New York, 1963. This work covers Sumerian, Babylonian, Canaanite/Ugaritic, Hittite, and Hebrew mythologic material in brief and with comparisons.
  • Fagan, B. M., People of the Earth, Glenview Il, Scott Forsman, 1989. This archaeology text book helped provide some of the introductory material.
  • Kramer, Samuel Noah, History Begins at Sumer, University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 1981. (This text runs through a bunch of “firsts” that Kramer attributes to the Sumerians. I only looked at it briefly, but it seemed to contain about the same information as was in The Sumeriansonly in a “Wow neat!” format instead of something more coherent.)
  • Pritchard J. B., Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament, Princeton, 1955. There is also a 1969 edition of this work and a companion volume of pictures. It seems to be the authoritative source for all complete texts of the Sumerians, Babylonians, Canaanites, Hittites, and perhaps other groups as well. It’s pricy but many libraries have a copy.
  • Stephenson, Neal, Snowcrash, Bantam Books, New York, 1992. Cyberpunk meets “Inanna, Enki, and the Me“.
  • Wooley, C. Leonard, Excavations at Ur, 1954. This is one of the earlier works on the subject, and as such is not as complete as the others although it is of historical interest.

 

Bir arkadaşımın gönderdiği henüz çeyrek asırlık bir buluntu olan Ebla Tabletlerinin Türkçeleşmiş halini yayınlıyorum.Bunlar henüz tam olarak ilim dünyasının hizmetine açılmış değillerdir.Bu yüzden her din kendince uygun olan taraflarını yayınlamaktadır.Bir gün din bilimciler ve arkologların da katılımı ile insanlık adına iyi sonuçlar çıkarılacağına inanmak istiyorum.
Keykubat.

TEVRAT’TAN 1500 YIL ÖNCESİNE AİT EBLA TABLETLERİNDE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER

Ebla tabletlerinden bir örnek.

M.Ö. 2500’lü yıllardan kalma Ebla Tabletleri, dinler tarihi açısından çok önemli bilgileri günümüze kadar taşımaktadır. Arkeologlar tarafından bulundukları 1975 yılından itibaren birçok kez araştırma ve tartışma konusu olan Ebla Tabletlerinin en önemli özelliği ise, içinde İlahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmesidir.
Önemli bilgiler içeren Ebla tabletlerinin, binlerce yıl sonra bulunması, Kuran’da bildirilen toplulukların durumunun coğrafi olarak da açıklanması bakımından oldukça önemlidir.
Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye’nin başkenti olan Şam ile Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Bu krallık, kültürel ve ekonomik olarak doruğa çıkmış ama bir dönem sonra -birçok medeniyette olduğu gibi- tarih sahnesinden silinmişti. Ebla Krallığının, döneminin önemli bir kültür ve ticaret merkezi olduğu, tuttukları kayıtlardan da anlaşılıyordu. Eblalılar devlet arşivi oluşturan, kütüphane kuran ve ticari sözleşmeleri yazılı kayıt altına alan bir medeniyetin sahibiydiler. Hatta Eblaca (Eblait) denen kendi dillerini oluşturmuşlardı. (Ebla”, Funk & Wagnalls New Encyclopaedia, (c) 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.)

Ebla’da kazı alanı.

Yer Altında Saklı Kalan Dinler Tarihi
1975 yılında yapılan kazılarda ilk bulunduğunda, o zamana kadar klasik bir arkeoloji başarısı olarak değerlendirilen Ebla Krallığı, gerçek önemini çivi yazılı yaklaşık 20.000 tablet ve parçalarından meydana gelen arşivin bulunması ile kazanmıştır. Bu arşiv, aynı zamanda diğer arkeoloji uzmanlarının üç bin yıldan beri bildikleri bütün çivi yazılı metinlerin dört kat daha fazlasıydı.
Tabletlerdeki dil, Roma Üniversitesi’nde arkeolojik yazı uzmanı olan İtalyan Giovanni Pettitano tarafından çözüldüğünde, konunun ne denli önemli olduğu daha da iyi anlaşılmış oldu. Bu sayede Ebla Krallığının ve bu muazzam devlet arşivinin bulunmuş olması artık yalnızca arkeolojik değil, dini çevreleri de ilgilendiren bir konu haline gelmişti. Çünkü tabletlerde Kuran-ı Kerim’de adı geçen melek Mikail (Mi-ka-il) yanı sıra (Doubleday, 1981, s. 271-321) üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin adı geçiyordu. Hz. İbrahim (Ab-ra-mu), ve Hz. İsmail (Iş-ma-il)’in isimleri… (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736)
Ebla Tabletlerindeki İsimlerin Önemi
Ebla Tabletlerinde saptanan peygamber isimlerinin çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Çünkü bu isimlere ilk kez bu kadar eski bir tarihi belgede rastlanmaktaydı. Tevrat’tan 1500 yıl öncesine ait olan bu bilgiler oldukça dikkat çekiciydi. Hz. İbrahim’in isminin tabletlerde geçiyor olması, Hz. İbrahim ve onun getirmiş olduğu dinin Tevrat’tan önce var olduğunu teyit ediyordu.
Tarihçiler Ebla’da bulunan tabletleri bu açıdan değerlendirdiler ve Hz. İbrahim ve onun risaleti hakkındaki bu önemli keşif, dinler tarihi açısından önemli bir araştırma konusu haline geldi. Amerikalı arkeoloji uzmanı ve dinler tarihi araştırmacısı David Noel Freidmann da yaptığı incelemelere dayanarak tabletlerdeki İbrahim ve İsmail gibi isimlerin peygamber isimleri olduklarını bildiriyordu. (Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 118, Eylül 1977 ve sayı 131, Ekim 1978)
Tabletlerde Geçen Diğer İsimler
Yukarıda da belirttiğimiz gibi tabletlerde geçen isimler, üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin ismiydi ve tabletler Tevrat’tan çok daha eskiydiler. Ayrıca bu isimlerin yanı sıra tabletlerde başka konular ve yer isimleri de geçiyordu. Bu bilgilerden ve yer isimlerinden anlaşıldığına göre ise, Eblalılar ticarette başarılıydılar. Ayrıca yazılarda Ebla’ya uzak olmayan Sina, Gazze ve Kudüs isimleri de geçiyordu. Bu da Eblalıların bu yerlerle olan ticari ve kültürel ilişkilerini gösteriyordu. (Harun Yahya, Kuran Mucizeleri)
Tabletlerde görülen önemli bir ayrıntı ise Lut kavminin yaşadığı yer olan Sodom ve Gomorra bölgelerinin isimleri idi. Bilindiği gibi Sodom ve Gomorra, Ölüdeniz kıyısında, Lut kavminin yaşadığı, Hz. Lut’un tebliğ yapıp insanları din ahlakına çağırdığı bölge idi. Bu iki yerin dışında ayrıca Kuran ayetlerinde geçen İrem şehri de Ebla Tabletlerinde geçen isimlerin arasında bulunmaktaydı.
Bu isimlerin en dikkat çekici yanı ise, peygamberlerin tebliğ ettiği kitaplar dışında şimdiye kadar bulunmuş başka hiçbir metinde geçmiyor olmalarıydı. Bu o dönemde hak dini tebliğ eden peygamberlerin haberlerinin bu bölgelere de ulaştığını gösteren önemli bir belge niteliğini taşımaktadır. Reader’s Digest dergisindeki bir makalede, Kral Ebrum’un iktidarı döneminde Eblalıların dinlerinde değişim olduğu, insanların Yüce Allah’ın adını yüceltmek için isimlerine ön ek kullandıkları kaydedilmiştir.
Yüce Allah’ın Vaadi Haktır…
Yaşadıkları dönemden yaklaşık 4500 yıl sonra ortaya çıkan Ebla tarihi ve Ebla Tabletleri gerçekte çok önemli bir gerçeğe de dikkat çekmektedir: Yüce Allah, Ebla’ya da her topluluğa olduğu gibi elçiler göndermiş ve onlar da kavimlerine gönderilen dini tebliğ etmişlerdi.
Kimi kavimler kendilerine ulaşan dini kabul edip hidayete ermiş kimileri ise peygamberlerin tebliğ ettiği dine karşı çıkıp sapkın bir hayatı tercih etmişlerdir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Yüce Allah, bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirmektedir:
“Andolsun, Biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (Nahl Suresi, 36)
Kaynaklar:
1) “Ebla”, Funk & Wagnalls New Encyclopaedia , (c) 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.
2) Mitchell Dahood, “Ebla”, The Academic American Encyclopaedia ,Op. Cit.
3) Howard La Fay, ” Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk “, National Geographic Magazine , Aralık 1978, s. 736.
4) Chaim Bermant ve Michael Weitzman, “Ebla: Arkeolojide bir İlham” , Times Kitapları , 1979, Wiedenfeld ve Nicolson, İngiltere, s. 184. Köşeli parantez içindeki isimler: [İbrahim], [Ismail], [İsrael], [Davut], [Mikail], ve [Mikah] bu yazının yazarınca eklenmiştir.

 

Ebla’nın yeri.

EBLA TABLETLERİ VE KUR’AN-I KERîM

M.Ö.3000’li yıllardan kalma Ebla Tabletleri Kitab-ı Mukaddes’te yani Tevrat, İncil ve Zebur’u ve Kur’an-ı Kerîm’i doğruluyor.

Arkaeolojik araştırmalara gösteriyor ki Hz. İbrahim (as) çok eski zamanlardan beri biliniyor. 1975 yılında Suriye’de M.Ö.3’üncü binyıldan kalma tabletler günyüzüne çıktı.

EBLA – Kuzey Suriye’de Halep’in güneyinde, Tell Mardikh kentinde İtalyan arkaeolog Paolo Matthiae tarafından 1968 yılında 56 hektarlık alanda bulundu. 1975 yılında site kazıldığında, Matthiae Ebla’nın kraliyet arşivlerini ortaya çıkardı ki bunlar M.Ö. 2500-2200’lü yıllardan kalma 14,000’den fazla bir çivi yazı kolleksiyonuydu. Kuneiform tarzda yazılı karakterler Sümer kökenli ve Ebla’nın semitik halkına adapte edilmiş olup, gösteriyorlar ki ticari bir aristokrasiyle yönetilen bir kent olan Ebla önemli bir ticaret merkeziydi ve seçilmiş bir kral ile hükmolunuyordu. Ayrıca bu tabletler M.Ö. 3’üncü binyılda Mısır ve Mezopotamya ile derin bir rekabet halinde olan bir Suriye medeniyetinin tanığı.[1]

Tabletler şu ana dek bilinen en eski Sami diliyle yazılı idi. Bu dile bilim adamları Eblait dili adı verdiler. Dahası bu tabletler Kur’an-ı Kerîm’deki birçok yer ve kişi adını da gün yüzüne çıkardılar. :

Kitab-ı Mukadddes’e göre İbraniler’in ataları Ebla’nın kuzeydoğusundan tabletlerde geçen Harran’dan Filistin’e gelmişlerdi.Bu,arkaelogların dikkatlerini Kitab-ı Mukaddes’te geçen bazı olaylara çekti ve bu düşünce Ebla tabletlerinde geçen Sami isimlerinden İbrahim, İsmail, ve Esav (*) kelimeleriyle destek buldu.[2]

Bu kişi adlarınin bazilari daha önce Kutsal Kitap’tan başka sadece Kur`an-k Kerimde bahsedilmişti:

En ilgi uyandırıcı şeyler Ebla tabletlerinde geçen kişi isimleriydi. “Ab-ra-mu” (İbrahim), “E-sa-um” (Esav), ve “Sa-u-lum” (Talut). Bir de İbrani gelenekleri dışında başka bir yerde daha önce görülmeyen “Da-u-dum” (Davut), “Til-Turakhi”(Terah), “Sodom ve Gomorrah”(Lut Kavmi) ve “Irem” (İrem bahçeleri).[3]

Ebla’da ismi geçen kişi isimleri Tevrat’ta da geçiyor. Ab-ra-mu [İbrahim], Iş-ma-il [Ismail], Iş-ra-il [Israil], Da-u-dum [Davut], Mi-ka-il [Mikail], Mi-ka-ya [Mikah] (*) ..bunlardan birkaçı. [3]

Adem, Havva, Nuh, İbrahim, Hacer, İsmail, İsrail, Mikail, Davut, Talut da ismi geçen kişiler arasında (“Ebla Arşivleri”[4], Doubleday, 1981, s. 271-321.)

Bazı Eski Ahit yorumcuları da isimlerin aynı karakterlere ait olduğunu ama bunların tarihlerinin M.Ö.3.binli yıllar olduğu neticesine vardılar. Her ne kadar kitabımız Kur’an-ı Kerîm’in doğruluğu ortaya çıksa da dikkatli düşünen birisi Tevrat’ın verdiği tarihlerin sağlıklı olmadığı sonucuna varabilir. Zira, bu buluşlar:

“Dini önderlerin tarihselliğini yaygın bir şekilde kabul ettirmekle birlikte Eski Ahit’in onlar hakkında verdiği bilgilerin kabul edilebilirliğini sarstı; ve İncil tarihçi lerinin Kutsal Kitap’ın tamamen tarihi olarak doğruluğu konusunu zora soktu.”[5]

[1] “Ebla”, Funk & Wagnalls New Encyclopaedia, © 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.

[2] Mitchell Dahood, “Ebla”, The Academic American Encyclopaedia, Op. Cit.

[3] Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736.

[4] Chaim Bermant ve Michael Weitzman, “Ebla: Arkeolojide bir İlham”, Times Kitapları, 1979, Wiedenfeld ve Nicolson, İngiltere, s. 184. Köşeli parantez içindeki isimler: [İbrahim], [Ismail], [İsrael], [Davut], [Mikail], ve [Mikah] bu yazının yazarınca eklenmiştir.

[5] A.g.e., s. 68.

Esav = Tevrat’a göre Yakup (as)’ın kardeşi
Mikah = Tevrat’ta adı geçen önderlerden biri
Terah = Tevrat’ta Hz.İbrahim’in öz babası. Vefat ettikten sonra Hz.İbrahim’e bakan putperest amcası Azer idi. Kur’an-ı Kerîm’de Hz.İbrahim’in amcasına saygıdan dolayı “Baba” diye seslendiğini anlıyoruz. Gerçekten de Aramîce’de saygı duyulan büyüklere Baba diye hitap edilir.

 

AKKAD DÖNEMİ

Sümer Kral Listesi’nde Uruk III. Sülale’den Akkad Sülalesi‘ne geçiş şöyle açıklanır:
“Uruk mağlup edildi ve krallık Akkad’a taşındı” ve daha sonra kralların adları ile saltanat yılları verilir. Bunlardan en önemli 5 kral şöyledir:

1. Sargon 56 yıl M.O.2371-2316
2. Rimuş 9 yıl M.O.2315-2307
3. Maniştuşu 15 yıl M.Ö.2306-2292
4. Naramsin 37 yıl M.Ö.2291-2255
5. Şarkalişarri 25 yil M.Ö.2254-2230

Akkad Ülkesi, Aşağı Mezopotamya’nın kuzeyidir. Buradaki halk, Akkad halkıdır. Dilleri Doğu Sami dilidir ve Akkatça olarak anılır. Akkad Krallığı’nın başkenti henüz bulunamamıştır. Ancak araştırmacılar Babil’e yakın bir yerde olduğunu düşünmektedirler.

Sami kralların Uruk III. Sülale sonrası Aşağı Mezopotamya’yı denetimleri. altına almaları ile ilgili çok sayıda Eski Akkad yazıt ve krali metinler vardır.

Eski Sülaleler Dönemi sonunda, Sami adları Sümer adlanna göre baskın olmaya başlar. Bu da Sami gücünün arttığını gösterir. Mezopotamya’da bu güç değişimi dilde ve siyasal denetimde farklılıklar yaratmış olmasına rağmen dinde, sanatta, yönetim şeklinde ve kanunlarda farklılık yoktur.

Sargon diğer adıyla Şarrum-kin, Sami sülalesinin kurucusudur. Samiler çölden kuzeydoğudaki bereketli ovalara sürülmüşlerdir. Buradaki uygarlıklar içinde assimile edilmişlerdir. Hızlı bir şekilde Sümer kültürüne adapte olmuşlardır.

Sümer Kral Listesi Sargon hakkında fazla açık değildir. Ya Sargon’un ya da babasının bahçevan olduğu söylenir. Yeni Babil ve Yeni Assur dönemlerine ait yazıtlar üzerinde anlatılan bir öykü vardır. “Sargon Efsanesi” adını verdiğimiz bu öykü şöyiedir:

“Babasınm kim olduğu bilinmemektedir. Annesi ise dönmedir. Annesi onu bebekken bir sepete koyarak nehre bırakır. Akki adlı biri tarafından nehirden alınır ve büyütülür. Bu kişi bahçevanlık sanatını Sargon’a öğretir.”

Sümer Kral Listesi’nde, Sargon’un Ur-Zababa‘ya hizmet ettiği yazılınaktadır. Ur-Zababa Sümer Kral Listesi’nde Kiş IV. Sülale’nin 2. kralı olarak geçer. Daha sonra Sargon, Ur- Zababa’nın hizmetinden ayrılır. Kendi başkentini ve krallığını kurar. Sargon, Siimerleri yönettiği gibi Aşağı ve Yukarı Dağları, Deniz ülkeleri‘ni ve Dilmun‘u da idare etmiştir.

Dağlar: İran dağları
Deniz Ülkeleri : İran Körfezi çevresindeki ülkeler.

Sargon’un dönemine ait yazıtlarda Sargon’un faaliyetlerinden açıkça söz edilir. Kendi şehri Akkad’dan yola çıkıp Uruk kentine saldırrnış Lugalzagesi’yi tahttan indirmiştir. Akkad Sülalesi’nden hemen sonraya ait bir yazıtta olaydan şu şekilde söz edilir:

“Uruk’u mağlup etti ; duvarlarını yıktı ; Uruk ile yapılan savaşta o muzafferdi. Lugalzagesi’yi esir aldı. Boynuna köpek tasması bağlayıp Tanrı Enlil’in kapısına götürdü.”

Yazıtta geçen Enlil Kapısı, Lugalzagesi’ye ait olan kutsal Nippur kentindeki Sümer tanrısı Enlil’in tapınağı olmalıdır. Lugalzagesi’nin yakalanarak Enlil’e sunulması egemenliğin Akkad’a geçtiğini gösterir. Nitekim tapınakta yer alan heykel yazıtı Sümerce değildir. Akkatça yazılmıştır.

Sargon, Sümer ve Akkad ülkelerindeki egemenliğini sa ğlaml aştırdıktan sonra Batı’daki Amurru, Doğu’daki Elam ve kuzeydeki Subartu ülkelerine karşı eylemlere girişir. Yaptığı 34 seferde de başarılı gösterilmiştir.

– Babil’in 200 km. kuzeyindeki Tuttul (Hit) kentine de sefer yaparak Batı Samilerin baştanrısı Dagan’a burada dua etmiştir. Dagan, Man kenti de dahil olmak üzere Yukarı Bölge‘yi, Sedir Ormanları‘nı ve Gümüş Dağları‘nı bağışlamıştır.

Sedir Ormanları = Amanus veya Lübnan Dağları
Gümüş Dağları = Toroslar

– Puruşhanda’daki Mezopotamyalı ticaret kolonisini yerel krala karşı korumak için Anadolu’ya bir sefer düzenlemiştir. Mezopotamya ile Anadolu arasındaki ticaret ilişkilerinin tohumunun atıldığı dönemdir.

– Sargon, Dilmun’dan diğer ülkelere deniz seferleri yapmıştır. Deniz taşımacılığını Basra Körfezi’nde egemenliği altına almıştır.

Sargon’un oğulları Rimuş ve Maniştuşu onun yerine geçmiştir. Maniştuşu, kendisine bırakılan tüm topraklar üzerinde isyanlar olduğunu, Aşağı Deniz’e gemilerle seferler düzenlediğini söyler. Her iki oğul da isyanlar sonucu öldürülür.

Naram-Sin, Sargon’un torunu ve Maniştuşu’nun oğludur. Mezopotamya tarihinde Sargon’dan daha büyük bir üne sahiptir. Tanrısallık özellikleri ile simgelenmiştir ki bu ilk kez olmaktadır. Bu gelenek, daha geç dönemde görülen tüm Ur III. Süiale krallanı tarafından sürdürülmüştür.

Sedir Dağları’na ve Küçük Asya’ya seferler düzenlemiştir. Ur kentinde bulunan bir yazıt Sedir Dağları’na yaptığı seferi anlatır.
Kuzey Suriye’de yer alan Ebla kentini M.Ö.2250 yılında tamamıyla tahrip eder. Ebla, bugünkü Tell Mardikh’dir. 5 binden fazla tabletin ele geçtiği arşiviyle ünlüdür. Sümer yazısı ile Samice yazılmışlardır. Bundan dolayı tabletlerin Ebla dilinde olduğu söylenir.

Kuzey Suriye ile Filistin Bölgesini denetleyen bir kent durumundaki Ebla şehrine ait 6 kral bilinmektedir. Bunların icinde Ebrum en önemlisidir. Bu kişi kuzeybatıya giden yolları korumak amacıyla Tell Brak civarında kaleler inşa ettirmiştir. Bu kentin duvarlannda kullanılan kerpiçler üzerinde kenti ele geçiren Naram-Sin’in adı basılmıştır.

Naram-Sin, Ebla kentinden sonra Ninive kentine de bir yazıt bırakır. Doğu’da Susa’ya dek ilerler. Zagros Dağlarında yaşayan halklar ile savaşır ve onları egemenliğine alır. Susa’da diktirdiği stel ise “NaramSin Steli” olarak bilinir.

Mezopotamya’nın çeşitli yerlerinde Naram-Sin’e baş kaldıran güçler de olmuştur. Bu barbar kavimlerin Anadolu üzerinden gelip Akkad Ülkesi’ nin kuzeyini yağmaladil

Naram-Sin döneminden 1 veya 2 yy. sonra kaleme alınmış
Akkad Laneti” olarak adlandırılan bir Sümer yazıtında, yöreye Gut ya da Guti adlı bir kavimin gelişi anlatılır. Gutilerin saldırısı üzerine NaramSin’in bölgeleri arasındaki ilişkiler kesilmiş ; tarım alanları tahrip edilmiş ve kentler yıkılmıştır. Akkad Ülkesi oturulamıyacak hale gelmiştir.

Naram-Sin’den sonra başa geçen oğlu Şarkalişarri zamanında yine Gut kavmine karşı seferler düzenlendiği biliniyor. Bu krala ait yıllardan birinin adı “Gutilere sefer yapılan yıl” olarak adlandırildını görüyoruz.

Rimuş ve Manişhışu gibi Naram-Sin’in oğlu Şarkalişarri de bir suikast sonucu öldürülür. Bir omen textinde hizmetçiler tarafından tabletlerle öldürüldüğü söylenir.

Akkad çanak çömleği: Genel anlamda Akkad çanak çömleğinde

– silmeli çanak çömlek (ribbed ware) : silrneler büyük depolama küplerinin omuzlarında veya çanaklann ağız kenarlarmda bulunmaktadır. Silmeler, ESD III sonundan itibaren başlar.
– büyük akıtacaklı çanaklar,
– meyvalıklar,
– Dikine yerleştirilmiş kulpları olan küpler görülür.
Kazıma bezeme yaygın. Bu tarzda yapılmış daireler, aylar, noktalar ve meanderler söz konusudur. Ayrıca tarak bezeme de görülmektedir.

Şarkalişarri’nin dönemi Guti istilasının başladığı dönemdir. Bu tarihten (M.Ö.2230), M.Ö.2112’de Ur III. Sülale’nin başlamasma dek olan döneme Guti Dönemi ya da Post Akkad Dönemi denir.

Sümer Kral Listesi icinde “kim kraldır? kim değildir?” sorusu sorulduktan sonra 4 kral adı verilir:

– İgigi
– Naniyum
– İmi
– Elulu.

Bunlar 3 yıl hüküm sürdükten sonra iki kral adı verilir:

– Dudu ve
– Şuturul (M.Ö.2150’de son).

Bunların dışmda bu dönem hakkında fazla bilgi yok.

 

Bazı bilimadamları Post Akkad Dönemi’ni M.Ö.2230 itibarıyla başlatmazlar. Onlara göre Akkad Dönemi Şuturul’un sonuna kadar (M.Ö.2150) devam eder. Buna göre Post-Akkad Dön. de M.Ö. 2150’de başlayıp M.Ö.2112 yılına dek sürer.

Post-Akkad, Lagaş’lı Gudea’nın dönemine ait heykel ve mühürlerinin tarzını ayırmak için kullanılan bir terimdir. Bu dönem, Gudea’nın ve bazı aile bireylerinin muhteşem heykelleri ve Gudea stelleri ile karakterize olmuştur.

Akkad Dönemi’nde iki bölüm halinde kompozisyonların işlendiği silindir mühürler, Post-Akkad Dönemi’ nde 3 bölüm haline gelir. Üçlü şablon, Gudea ve Ur lII.Sülale dönemlerinin simgesi haline gelmiştir.

– Gudea,
– Ur-Ningirsu,
– Pirigme,
– Ur-Gar ve
– Nammahani. (Son iki kralın kronolojik durumları belli değil.)

Sonra Guti topluluğundan söz edilir. Gutilere ait 21 kraldan bahsedilir. Hepsinin adı bilinmemektedir. Bir kaynağa göre Guti kralları toplam 91 yıl, başka bir kaynağa göre 124 yıl hüküm sürmüşlerdir.

Guti Dönemi’nden sonra M.Ö.2112) Mezopotamya’da yeni bir dönem karşımıza çıkar : Yeni Sümer Dönemi (M.Ö. 2112 – 2004)
UR III. SÜLALE

Guti istilası Akkad İmparatorluğu’nun sonunu noktalar. Daha sonra Gutiler bu yörelerden çekilmek zorunda kalmışlardır. Sümer kültürü bu kez Ur III. Sülale denetimi altında bir Rönesans Devri yaşamaya başlar. Bundan dolayı söz konusu döneme Yeni Sümer Dönemi de denir. Mezopotamya’nın Orta Tunç Çağ’ının bir bölümünü kaplar.
Ur III. Sülale Dörıemi’nde 5 adet kralın yaklaşık 100 yıl saltanatta kaldığı bilinmektedir:

1.     Ur-Nammu (M.Ö. 2112 – 2095) 18 yıl; oğlu
2. Şulgi (M.Ö. 2094 – 2047) 48 yıl; oğlu
3. Amar-Sirt (M.Ö. 2046-2038) 9 yıl ; oğlu (Amar-Suen de denmektedir)
4. Şu-Sin (M.Ö. 2037 – 2029) 9 yıl ; oğlu (Gimil-Sin de denmektedir)
5. İbb-Sin (M.Ö. 2028 – 2004) 25 yıl.

İlk kral olan Ur-Nammu’nun adına ilk kez, Ur’da bulunan Utuhegal Yazıtı’nda rastlanmaktadır. Ur valisi olarak söz edilmektedir. Utuhegal’in ölümünden sonra kendini Ur Kralı ilan eder. 4. saltanat yılından sonra ise kendisi için “Akkad ve Sümer Ülkelerinin Kralı” ünvanını alır. “Dört Bölgenin Kralı” tanımını kullanmaz.

Ur-Nammu’ya ait yapı kitabeleri başkent Ur’da, Uruk’da, Nippur’da ve Eridu’da bulunmuştur. Rönesans Çağı’ndan bu kentler de paylarını almışlardır. Ur-Nammu, tarımı ve ticareti geliştirmiş; kanallar kazdırmış; deniz ticaretini imar ettirmiştir.

Nippur’da ele geçen Tummal yazıtında belirtildiği gibi Ur-Nammu, Ur’daki Ekur‘u yeniden inşa ettirmiştir. Ekur, Mezopotamya’nın Fırtına ve Gök Tanrısı Enlil’in kutsal tapınağıdır. Ur’da ayrıca ünlü İnanna Zigguratı’nı da inşa ettirmiştir. Ur kentinin en görkemli yapısıdır ve Ay Tanrısı Nanna’ya ithaf edilmiştir. Mezopotamya’nın en iyi korunan zigguratlarınıdan biridir. Temelde 60 X 45 m. boyutlarındadır. Üc katlıdır ancak iki katı korunmuş. Birinci kata, terasa üç anıtsal merdivenle ulaşılır. En üstte tanrıya adanan kutsal alan yer alır. Yapının çekirdek kısmı, orta kısmı pişirilmeden kullanılan mühre halindeki kerpiç ile yapılmıştır. Etrafındaki 2.5 m. genişliğindeki kısımda ise pişmiş tuğla kullanılmıştır. Bunlar birbirlerine, bağlayıcı bir madde olan bitümen (zift) ile birİeştirilmişlerdir. Ziggurat etrafındaki basamaklarda belli aralıklarla delikler açılmıştır. Buralara olasılıkla ağaçlar dikilmiş olmalıdır ve bu delikler sulama çukurlarıdır. Ziggurat, etekleri ağaçlı bir dağ görünümündedir.

Ziggurat, “yüksek olmak” anlamındaki Akkad sözcüğünden gelmedir. Kerpiç yapımı oldukları için ziggurat ların Çoğu akıp gitmiştir. Fonksiyonları ile görünümieri hakkında bilgi veren yazılı kaynaklar çok az sayıdadır. Bir görüşe göre ziggurat, dikdörtgen platforma sahip erken Mezopotamya tapınaklarından gelişmiştir.
Kazılmış en erken örneklerinden biri Uruk Vl’daki Anu Zigguratı’dır (M.Ö.3500). White Temple olarak adlandırılan kutsal mekan en üstte yer alır. UrNammu’nun Ur’da inşa ettirdiği örnek ise en iyi korunmuş olanıdır.

Zigguratların en parlak çağı Ur III. Sülale ile çakışır.

Diğer zigguratlar: Mari, Tell al-Rimah ve Ashur’da bulunmaktadır. Ancak bunlar bağımsız yapılar değildir ve daha alçak tapınak yapılarına bağlanmışlardır. Bu zigguratların üstlerinde kutsal mekanların olup olmadığını bilmiyoruz. M.Ö.I.bin Assur tapınaklannda daha küçük boyutlu zigguratlar büyük tapınaklara bağlanmıştır (Ashur’daki Anu – Adad Tapınağı’nın ziggurata bağlanması gibi).

İnanna Zigguratı’nın altında ele geçen Cemdet Nasr Peryodu’nun özelliğindeki kerpiçler burada arkaik bir zigguratın olduğunu gösterirler. Aynı yerde bulunan ve Eski Sülaleler Dönemine tarihlenen planokonvex kerpiçler buranın Eski Sül. Dön.’de de kullanıldığını gösterirler. Sözü edilen yapı, son olarak M.Ö.6.yy’da bir Babil kralı tarafından onarılmış. Bu kralın bıraktığı çivi yazılı silindirler üzerinde son dönem onarımlar anlatılmaktadır.

Ur-Nammu, Ur III.Sülale’nin ilk kralıdır ve yapı faaliyetleri dışında bazı hukuk kuralları, kanunları ile de ünlüdür. Ebla dışında bulunan en eski hukuk sistemi bu krala aittir.

Şulgi, 48 yıllık saltanatı ile bu hanedanlığın önemli bir kişisidir. Babil’e askeri seferler yapmıştır. Elam ve Assur toprakları ekonomik kontrol altına almıştır. Ur III.Sülale, binlerce yönetim dökümanı ile ünlüdür. Ur, Nippur, Tello, Umma ve Eşnunna’dan çıkan yazılı kaynakların 25000’den fazlası basılmıştır ve bunların çoğunluğu Şulgi dönemindeki bürokratik kontrolle ilintilidir. Naram-Sin’den Şulgi’ye dek bütün krallar kendilerini tanrı olarak kabul ederler. Şulgi’nin bir tanrı gibi kutsandığını ve törenler yapıldığını yazıtlardan biliyoruz.

Amar-Sin de tanrılar gibi kutsanmıştır. Yaptırdığı tapınakların kerpiçlerinde de adları geçer. En önemlisi Eridu kentindeki zigguratta ele geçmiştir. Birçok omen tekstinde Amar-Sin’in, giydiği ayakkabıdan öldüğü söylenmektedir.

Şu-Sin, gerek batıdan gerekse doğudan gelen tehlikelerle karşı karşıya kalmıştır. Yazıtlar, Zapşali Ülkesi ve Su (Susa) Ülkesi‘nde savaştığından söz ederler. Şu-Sin’in 4. yılı “Martu duvarlarının inşa edildiği yıl” olarak adlandırılmıştır. Bu duvarları “Tidnum’u uzakta tutmak” icin inşa etmişlerdir. Buna göre Tidnum = bir nomadik Martu kabilesi = Amorit‘tir. Bu duvarlar yaklaşık 275 km. uzunluğundaydı. Sippar’dan başlayarak ülkeyi Dicle’ye doğru katederek Bağdat’ın kuzeybatısına uzanırdı.

Daha sonraki İbbi-Sin döneminde babasının zamanındaki tehlikeler giderek artmıştır. İlk önceleri hem batıda hem de doğuda zaferler kazandığını belirtmiştir. Hatta bir yıla “Martuların baş eğdiği yıl” olarak ad verilmiştir. Susa’ya da başarılı seferler gerçekleştirmiştir. Giderek büyüyen tehlike ve saldırıların yanı sıra doğa da bu dönemde zarar verir bir hal almıştır. Su baskınları büyük tahribatlara sebep vermiştir. O yılı da su baskınlarıyla adlandırmışlardır. Çeşitli yerlerdeki bağımsız yöneticilerin başkaldırışlarıyla krallık gittikçe küçülmektedir.

İbbi-sin’in 5. veya 6. yılına ait tabletler, Ur kenti dışında hiçbir Yerde ele geçmemiştir. Ur III. Sülale’nin kapladığı geniş topraklar artık sadece Ur kent devleti ile temsil edilmekteydi. İbbi-Sin’in de başarıları 6 yıl sürmuştür.

Ur kentinin sonu Elamlı halkların yaşadıkları dağlardan ovalara inip başkent Ur’u yağmalamaları ve Ibbi-Sin’i tutsak etmeleri ile olmuştur. Yağma olayının izleri Ur’daki kazılarla ispatlanmıştır. Ur III. Sülale’ye ait birçok yapı yakılmış ve yıkılmış olarak ortaya çıkartılmıştır. Ur’un tahribi ile Sümerli halkların Mezopotamya’da askeri ve politik etkinliklerini sona erdirdiklerini görüyoruz. Bunun yanı sıra Sümer kültürü Mezopotamya’da etkinliğini uzun yıllar gösterir.

Ur’un hem Elam hem de Amorit tehlikeleri sonucunda M.Ö.2004’de yıkılmasıyla Sümer ve Akkad topraklarında, yani batıda Akdeniz’e, doğuda Basra Körfezi’ne dek uzanan alanda, Larsa, İsin, Eşnunna ve Mari gibi yeni kent devletleri kurulmuştur. Bunlarla çağdaş olarak da, Yukarı Mezopotamya’da Assur, Aşağı Mezopotamya’da da Babil adını verdiğimiz iki büyük devlet bulunmaktaydı.

Dönem, Güney Mezopotamya’da İsin-Larsa Dönemi olarak
anılmaktadır (M.Ö. 2017-1794). İsin bağımsızlığını ilan eden ilk şehirdir. Kuzey Mezopotamva’da ise aynı yıllar erken dönemde Eski Assur Peryodu ; geç dönemde Mari Çağı olarak adlandırılmaktadır.
UR III. SULALE SONRASI / İSİN-LARSA DÖNEMİ

İsin I. Sülale:

İsin’de ele geçen dökümanlara göre Ibbi-Sin’in kuzey ordularırndan sorumlu İşbi-Erra kendi hanedanlığını kurar. İsin I. Sülale olarak anılan sülale, M.Ö.2017-1794 yılları arasında başta kalır ve Ur, Eridu ve Uruk kentleri üzerinde otorite gösterirler.

Yeni başkent olan İsin, Nippur’un 30 km. güneyinde yer almaktadır. Görünüm olarak ve yönetim politası olarak Ur şehri takip edilmiştir.

Söz konusu dönemde Ur şehrinde bile Akkad dili baskın olmasına rağmen İsin kralları resmi yazışmalarda ve okullarda Sümer dili tercih edilmiştir. Sümer dili daha geç Babil okullarında kullanılmaya devam etmekle birlikte İsin Sülalesi’nden sonra bir daha hiçbir hanedanlığın resmi dili olmamıştır.

İşbi-Erra, Elamlarla baş ederek Orta Babil bölgesi de dahil olmak üzere gÜneyin eski Sümer şehirlerini kontrol altına alır.
Oğlu Şu-ilişu, başa geçtiğinde Babil’de zenginlik ve barış dönemi başlamıştır.

Larsa Hanedanlığı:

M.Ö. 2025 ile 1763 yılları arasında devam eden hanedanlığın kurucusu Naplanum‘ dur.

Amorit kökenli bir kral olan Gungunum‘dan sonra Larsa’nın şansı değişir. İsin krallığından ayrılır ve İran Körfezi ticaretinde söz sahibi olur. Günümüze dek uzanan arşivler Ur ile Dilmun arasındaki deniz ticaretinden bahsederler. Gungunum ve iki ardılına tarihlenen söz konusu dökümanlar, denizaşırı ticaretle aktif olarak ilgilenen tüccarlardan “Dilmun yolcuları” olarak bahsederler.

Dilmun ticaretinin başlıca maddesi büyük miktarlarda ithal edilen bakırdır. Yazılı kaynaklarda ayrıca fildişi, altın, lapıs lazuli, kıymetli taş boncuklar, inciler ve diğer lüks eşyalardan da söz edilmektedir Bu ticarette Diimun “aracı”dır. Doğu İran, Magan ve Meluhha (Magan ve Meluhha=güneydoğu Arabistan ve Hindu Vadisine kadar uzanan Makran kıyıları) gibi bölgelerden aldığı maddeleri ve/veya ürünleri, “Dilmun yolcuları”na Babil’den gelen yağ, tahıl ve Kıymetli süsler karşılığında satmaktadır.

Larsa, Babilli Hammurabi’nin Larsa kralı Rim-Sin’e karşı yaklaşık M.Ö. 1783’de, Mari’ye karşı da M.Ö. 1759’da zafer kazanmasına dek güneyde en büyük güç olarak varlık gösterir.

İsin kentindeki son dönem kazıları ile Akkad Dönemi’nde iskan gören yerleşim yerinin tarihinin Ubaid Dönemi’ni kadar gidebileceği saptanmıştır. Kassit-Öncesi buluntuların en önemlisi, şehrin Doğu Sektörü’nde yer alan bir cadde ve Eski Babil evleridir. Evlerin birinde, hazırlanmış ve yazılmış tabletler ile yapılmış mühürler ele geçmiştir. Söz konusu ev, ya genel arşivin bir bölümü ya da bir katibin evidir. İsin’in kuzeydoğusunda ise bir mezar ile içinde erken M.Ö.II.binyıla tarihlendirilen tabletlerin bulunduğu evler ortaya çıkartılmıştır.

Larsa, Nippur ve Sippar’da da bu döneme ait kalıntılar ele geçmiştir. Babil’de ise su seviyesinden dolayı Yeni Babil öncesine ait kalıntılar ortaya çıkartılamamaktadır.

 

Yazıyı Dilimize Çeviren ve Düzenleyen

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

 

Reklamlar

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi, Tarih içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.