İSLAM VATİKAN ÜRÜNÜ MÜ?

ALBERTO RİVİERA’YA GÖRE İSLAM VATİKAN KOMPLOSUDUR.

Alberto Riviera Vatikan katolik rahibi. Bu iddiaları yüzünden öldürülmüş olduğu yazılıyor.Bu yazı, İnternet’te videoları ve çizgi romanları dolaşan eski, maktul Vatikan rahibi Albertto Riviera’nın “Prophet/Peygamber” adlı kitabın çizgi romanından alıntılardan oluşan iddialar üzerine yazıldı, aşağıdaki satırdan itibaren çeviri ve özet şeklinde kısaltma ve tarihi eklemeler yapılmıştır. İyi okumalar;

M.S. 70’e Yahud isyanı çıktı. Roma ordusu General Titus emrinde Yahudileri bastırdı ve Yahudi inancının kalbi olan Süleyman Mabedini yıktı. Bu gün bu tapınağın üstünde İslam’ın ikinci kutsal yeri sayılan Mescid-i Aksa cami’si vardır. Yahudiler katledildi, bazıları esir alındı kaçanlar kurtuldu. Kurtulanlardan bazıları Kuzey Afrika’da göçer yaşama başladılar ama Romalı ajanlar onlarını çadırlarında da gözlüyordu.

Bu arada Roma’da zulüm, rüşvet,sapıklık yayılmış insanlar bulduklarıyla idare etmeye başlamışlardı.

Hristiyanlara çektirilen acılar, sürgünler onların ilerlemesiini durduramamıştı. İran’a karşı yapılan savaşların arkasında Roma Mitra (Mihr/Güneş) dininin köklerinin İran Mazdacılığına dayalı olması yatıyordu. İran şahları Allah’ın temsilcisi, İranlılar Allah’ın seçtiği halk kabul edildiğinden, Romalı askerler ve komutanlar onlara karşı savaşmak istemiyorlardı. İran da Roma’yı istediği gibi karıştırıyordu.

Ülkesinin içine düştüğü duruma içerleyen ve savaşa kalkan Roma imparatorları da kendi askerlerince zehirlenmek dahil her şekilde öldürülüyorlardı.

İran kökenli olmayan, Yahudilikten çıkan Hristiyanlık 300 yıl sonra Romalılarca kurtuluş reçetesi olarak görüldü ve M.S. 325’te Hristiyanlık Roma Resmi Dinleri arasına alındı. I.Konstantin Hristiyan olduğunu ilan etti.Ağır vergiler, sürgünler ve ölüm cezalarıyla dini teşvik etti. Dini ret edenleri öldürüp cesetlerini yıllarca kilise önünde “kafir” olarak sergiledi.

Roma’daki eski dinin tapınakları yıkıldı, Roma’nın içinde yedi tepeli yere Vaticanus (Vatikan) adı verildi. Oradaki şeytan tapınağı Janus’un adı, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Peter/Petrus’un adını aldı, Tapınaktaki Jüpiter tanrı heykeli de Aziz Peter’in heykeli ile değiştirildi. Venüs heykeli de Meryem Ana heykeli ile değiştirilerek yeni dinin öğeleri yerlerine konmuş oldu. Ya da sadece adları ile şekilleri değişti. İsa’nın, İncil- Vahiyler 17:5’te dediği gibi,”İçki ve fuhuş ile insanları zinaya teşvik eden, milletleri serhoş edip savaştıran, yeryüzünün nefretini kazanan, fahişelerin anası esrarlı Babil” ayetindeki gibi Roma yaşamına devam etti.

Kuzeyden gelen Hun Türkleri ile birlikte haraket eden Vizigot saldırıları yüzünden zayıf düşen Roma, Kuzey Afrika’ya sürülen Yahudileri takip eden ajanların paralarını ödeyemeyince, bu işi Hristiyan rahipleri üstlendiler. Kale şeklinde kiliseler kuzey Afrikada görülmeye başlandı. IV.yy.da rahip askerlerden oluşan tuhaf bir ordu ortaya çıktı. Bunlar, dinlerini yaymak için Rahipler, keşişler ve rahibeleriyle halka ellerinden geldiğince yardımcı oluyorlardı. Papa’nın de dini takipçileri olarak görüldüklerinden korkuyla karışık hürmet görüyorlardı.

354 yılında Cezayir’de dindar bir ana bir çocuk doğurdu. Adı Agustin’di. Bu zeki çocuk kısa sürede önce aziz, ardından Roma Afrikasının baş rahibi oldu. Bu imanlı Katolik önder “Kilise Baba” adıyla çağrılmaya başlandı.

Agustin iki önemli kitap yazdı. “Şehrin tanrısı” ve “İtiraflar” Bunlar Araplarca pek bilinmeyen ama Arap dünyasını yüzyıllarca etkileyen bir kitaptı.

Roma, 540’larda kuzeyden gelen Hunlar tarafından yıkıldı ve onları takip eden Vizigot akınlarıyla da işgal edildi, imparatoru tahtını kaybetti, yerine Türk adı taşıyan Teodemir adlı Alman geçti. Diğer Roma olan Bizans’ta ise Hritiyanlık gelişti, yayıldı 540-550’lerde I.Jüstinyen ile de resmi devlet dini oldu ve diğer dinler yasaklandı.

Agustin Arapları Katolik Hristiyanlığına kazanmak için çok çalıştıysa da Araplar Katolikliğe dönmekte zorluklar çıkardılar. Yörükleşen Yahudilere gönderilen casus rahiplerin tebliğ ettiği Katoliklik te ret edilmişti.

İbrahim peygamberin köle karısı Hacer’den doğan İsmail’in soyundan ürediklerine inanan Arapları birleştirecek bir önder yakında ortaya çıkacaktı.

Agustin’den 200 yıl sonra Arabistan Mekke’de 570’te bütün tarihi akışı değiştirecek Muhammet doğuyordu.

610’da peygamberliğini ilan eden Muhammet kendisini “Allah’ın Habercisi” ilan ediyordu. O büyük İslam dinini kurmuştu. İlk defa Arap yarımadası tek bir devlet olmuş, sınırları Bizans Suriye’sine dayanmıştı.

Ölümünden 20 yıl sonra İslam orduları İran’ı ve Bizans’ı bozguna uğrattı. Avrupa’ya doğru süpürürcesine büyümeye başladılar. Muhammet muhteşem bir adamdı.

Siz dünyanın gördüğü haliyle İslam dinini ve Vatikan’da öğrendiğim haliyle İslam’ın nasıl doğduğunu ve büyüdüğünü anlatacağım.

Şok olacaksınız.

Bu anlatacağım hikaye, işiteceğiniz en inananılmaz entrikadır.

Peygamberin karısı rahip Agustinus’un kilisesine bağlı katolik, çilekeş bir rahibedir.

Papalık, daha önce Katolik Hristiyan rahip Bahira’nın keşfettiği Muhammet’i bulması için manastır yaşamından azad eder ve Mekke’ye yollar. Muhammet 25’inde Hatice ile evlenir.

Hatice’nin yeğeni Katolik Hristiyan Varaka da, Papalık İncili ile pek bağdaşmayan Agustin’in Hristiyanlık için yazdıklarını yukarıda adları verilen kitaplardan Muhammet’e öğretir.

İran ve Roma Mihriliğinde “Mağara ibadeti” kutsaldır. Kureyş Mecusilerinde de Hristiynlarda da Mağara ibadeti bu yüzden hala kutsal olduğundan, Mekke dışındaki Hira dağındaki mağaraya gitmek için ikna eden Haticedir. Ona çektiği çileli günler boyunca gönüllü olarak yiyecek içecek taşır.

Peygamberlik belirtilerinin gerçek olduğuna halkı ikna etmede Varaka önemli görev üstlenir.

Ölümüyle vahiylerin bir ara kesilmesi ondandır.

Peygamberin hedefinin Roma’ya sürekli rahatsızlık veren İranlılar,Yahudiler ile Papalığa karşı kendi kiliselerini kurmaya çalışan gerçek Hristiyanlardır.

Bu yüzden önce İran, sonra Kudüs, kuzey Afrika, Anadolunun işgali gerçekleşir.

İslam’ın bu zaferleri kazanması için de Papalık gizlice devreye girerek Müslüman komutanlara Papalık hazinesinden yardımlarda bulunur.

Sınırsız maddi yardıma kavuşan Araplar güçlü ordular kurmakta zorluk çekmezler ve kolayca büyürler. Öldürdükleri de Papalığı tehdit eden Yahud ve Hristiyanlardır.

Bundan sonra büyüyen, bunun güveniyle, haraç olarak papalıktan tekrar Avrupa’yı fethetmek için yardım istediklerinde papalık çok kızar ve yüzyıllar sürecek Haçlı seferleri başlar. Kontrol dışı gelişen bu büyüme Papalığın en büyük hatasıdır.

I.Dünya savaşında Müslümanların teslim olması sağlanır. 1936’larda İspanya ve Portekiz’de başlayan sol devrimci hareket papalığı korkutur. Cizvit rahipleri peygamberin kızı Fatima’nın göründüğüne inanıldığı için Müslümanlar ve Ortodoks Hristiyanlarca hürmet edilen mağarada görsel bir komplo hazırlarlar.

Bir gün Hz. Meryemin hayalı bu mağarada görülür ve sol hareket gerilemeye, Hristiyanlığa dönüş hızlanır. Sosyalizmi öven ve Papalıktan ayrılmak isteyen İspanyol, Portekiz rahipleri güç kaybederler.

Müslüman ülkelerinde de gelişen sosyalist hareket Müslüman devlet adamlarını endişelendirir. Papalığa temsilciler gönderilir ve paplığın önderliğinde oluşturulan dört milyonluk Müslüman ordusu İspanya’ya çıkartılır ve tarihe İspanyol Sivil Savaşı olarak geçen olay, sosyalistlerin yenilgisi ile sonlanır. General Franko papaya bağlı diktatörlüğünü ilan eder.

Fatima mağarasında oynanan görsel oyun Rusya ve Çinde tekrar edilir. Çinde tam beş kez uygulanır. Hatta papalık bu tekniği Cizvit rahiplerinden satın almaya kalkar.

Bundan sorna, Müslümanlar Papalık ile birlikte çalışmaya devam ederler. 1980’lerde Mehmet Ali Ağca’nın Papa II. J.Paul’e olan saldırısı, onu vuracağı karnının bağırsak bölgesine kadar öğretilerek planlanır.

Suç Bulgaristan ve SSCB üzerine atılır.

Papanın kutsallığı bu oyunla beyinlere yerleştirilir. Hatta papa, sadece kendisinin gördüğünü iddia ettiği ışık oyunlarından, gök cisimlerinden bahseder. Hristiyanlar bunu da yutarlar.

Şimdi de Papalığın Yahudileri Kudüs’te görmek istememesi yüzünden Müslümanlar Yahudilere karşı yine birlikte hareket etmektedirler.

Bu şartlar ışığında Müslümanların Papalık ve Hristiyanlığa hizmet eden bir topluluk olarak kalması uzun yıllar sağlanmış olacaktır.”

Sonuç;

Hz. Muhammet’in, vahiy almadığı, ona Varaka ve bir kaç kişinin de yardım ettiği konusu Kur’an tefsirlerinde de işlenmektedir. Rum Suresi, zaten, Muhammet’in peygamberliğini ilan ettiği 611 yılından iki yıl sonra 613’te Bizans’ın Perslere karşı yenilgisinin yarattığı buhran üzerine inmiş olduğu bu surenin tefsirinde vardır.

Kur’an’ı tebliğ eden Muhammet, “Kitap Ehli” dediği Hristiyan ve Yahudilere halkını benzetmek ister ve İbrahim peygamber’in köle karısı Hacer’den olan oğlu İsmail soyu olduğuna inanan halkını, 90 yaşında kız kardeşi ve karısı olan Sara’dan doğan İshak soyundan gelen Yahudilerle “babadan kardeş” ilan ederek Tevrat ve ondan çıkan İncil’e dayalı bir din kurmuştur.

Okuryazarlığın yasak olduğu Mecusi İran dinine inanan halkını “okuryazarlığın serbest olduğu “Hristiyan ve Yahudilere bağlar. Muhammet’in “ümmi-okuryazar olmaması” da bu din yüzündendir. Okuryazar olan Kitap ehlinin dünyayı yöneteceği inancını yayar.

İranlılar 613’te zaferi kazanıp, Bizans’a mutlak mağlubiyet yaşatınca dinden dönenler olur.

Bu dağılmayı önlemek için Allah’a yalvaran Muhammet’e Rum Suresi ayetleri iner ve Hristiyan Bizans’ın ÜÇ VAKTE KADAR galip geleceği anlatılır.

Bu üç vakit içinde Bizanslılar kesin galibiyeti ise 628’de Herakles ile alırlar. Herakles, Sasanilerin başkentini de alır, bütün Sasani ordusunu yok eder.

Diğer yandan da Kur’an Muhammet’e akıl verdiği iddia edilen kişilerin iki değil “dört kişi “olduklarını ayetle verir.

Bu olaylar bile Alberto Riviera’nın haklılığına delildir.

Ancak, Muhammet zamanında yazılmış tüm Kur’anlar halife Osman tarafından yakıldığından, onun yazdırdığı dört Kur’an’ın da 750’de Bağdat İslam Üniversitesinde Hermetizm felsefesine dayalı olarak düzenlenen ve surelerin de iniş/vahiy sırasına değil de “uzundan kısaya göre” düzenlenmiş Kur’an’ın günümüze ulaşması düşündürücüdür.

Muhammet’e vahiy yoluyla yazdırılan Kur’an da acaba nasıl bir İslam anlatılıyordu bu da muammadır. Osman ve ardılı Emevi halifelerinin Bağdat’ta nasıl bir düzenleme yaptıkları da işi karıştırmaktadır.

O dönemlerden itibaren İslam Bizans karşısında aldığı yenilgilerle dayatılan şartlar içinde acaba Kur’anda Vatikan baskısı ile neleri değiştirdi ve neleri Kur’an’a dahil ettiler?

Bunların bilinmemesi de, bize Kur’anda Vatikan istekleri doğrultusunda değişiklik yapılıp yapılmadığını cevapsız bırakmaktadır.

Acaba, belli bir dönem sonunda Müslümanlar Hristiyanlığa devşirilecek şekilde mi Kur’an bu dönemlerde değiştirildi de yukarıdaki bahsettiğim çelişkiler dine sokuldu bilemiyoruz.

Hazreti Muhammet’e ait olduğu dile getirilen bir hadise göre de kıyamete yakın zamanda “Müslümanlar, Hristiyanların artlarına düşecek, onlar kertenkele çukuruna girseler, Müslümanlar da tereddütsüz gireceklerdir.”

Bu gün de görünen o dur ki, Müslümanlar Hristiyanların dinlerine fark etmeden girmişler ama adları hala Müslüman kalmıştır.

Örneğin Namaz kılan Ortodosk Hristiyanlar olan Süryaniler günde yedi vakit namaz kılarlar.

Sünni Müslümanlarla aynı vakitte kıldıkları namazlar Akşam namazı hariç aynıdır;

Sabah;4 rekat

Öğle;10 rekat

İkindi;sekiz rekat

Akşam:6 rekat,

Yatsı:13 rekattır. Ayrıca, akşam namazından altı saat sonra gece/teeccüt namazı ve imsak vakti de ilk sabah namazlarını kılarlar.

AKP hükumetiyle Ramazanda okunmaya başlanan “imsak vakti sabah ezanı” da Süryanilerin ilk sabah namazı vaktidir. Bunların ibadetlerini Sünnilerden ayırmak imkansızdır.

Bunun dışında Gregoryen Ermeniler, Bulgarlar, Slavlar, Nasturiler, Maruniler, Kıptiler de namaz kılarlar. Ancak bunlarda namazlar ruhbanlarca kılınır.

Hristiyanların dışında, Zerdüştler, Sabiler, Yezidiler ve Ortodoks Yahudiler de günde beş ile üç vakit bnamaz kılarlar.

Müslüman İran Şiileri de üç vakit kılarlar.

Özellikle Süryanilerle oruç dahil her şeyi bir olan Sünni Müslüman ibadeti ne kadar İslam’dır? Demeden edemiyor insan. R.Tayyip Erdoğan’ın da soyunun 1915 Ermeni tehcirinden kurtulmak için Gürcistan’a sığınan Süryani İsyancılardan olduğunu A.P. Gürcistan 2003 Azınlık Rapru belgesinde vermiştim.

Katolik Hristyanların namaz kılmadıklarını da belirteyim. Ama Gürcü ve Yunan Ortodoks ruhbanları, aynen beş vakit kılarlar.

Kendisine Müslüman diyen insanların dinlerinin ne olduğunu sorgulama görevleri vardır. Bu yazı internette epey zamandır var olan Alberto Riviera denilen İspanyol asıllı rahibin iddiaları üzerine bilgilendirme amaçlı yazılmıştır.

Ben uyandırma görevimi yaptım, gerisi size kalmıştır.

Alaeddin Yavuz/ Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Alberto’nun çizgi roman olarak kitabını İngilizce okumak için tıklayınız;

http://www.fmh-child.org/Prophet.html

About Alaeddin Yavuz

55 years old man,Turk, blogger, anti war, antiemperialist, socialist, since 1978's leftist, religionless, peacemaker, antiracest, retired constable, married, have two children, live in Istanbul- Turkiye Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Selçuklu ile Osmanlı'nın çöküşünde, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, Şapka yasası bahanesiyle çıkartılan çok sayıda iç isyanın, yine Atatürk'e 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ve onların ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Tarih boyunca devletler dinleri, dinler devlet siyasetlerini belirlemiştir. Bilinenlere göre, Sümer ile başlayan din ile devlet siyaseti belirleme, Babil, Asur, İran ve Roma ile sürmüştür. Bu günde, devletler ve dinler günümüzün Roma'sı A.B.D. tarafından yeniden düzenlenmektedir. Yeni tanrılar ve Mehdiler çoktan piyasalara sürülmüştür. Siz, dinlerinizi değişmemiş zannedin durun. Bunları seçtiğimizi zannettiğimiz, onlara çalışan siyasiler, askeri, sivil bürokratlar, eğitimciler, yazar-çizerler ve din adamları yardımıyla yapmaktadır. Din adamları tarih boyunca, daima halka çobanlık eden hakim sınıfın ortağı olmuşlardır. Temel ilkeleri, "Korkut, Kandır, Köleleştir. Ölüm sonrası sonsuz yaşamada, "ebedi mutluluk" vaadini kaçırmakla korkuturlar; Cennet, ve ebedi yaşam mükafatlarıyla kandırırlar; Siyasi ve dini otoriteye itaate razı ederek köleleştirirler. Halka hizmet eden, devlet ve egemen sınıfa karşı koruyan tek bir din yoktur. Tüm yasalar, halkın aleyhine yapılır. Egemen sınıflar yargı tanımazlar. Çobanların sürülerini koruyup, otlatıp,sulayarak beslemeleri ve satmaları gibi, din adamlarının ortağı egemen sınıflar da halkı, küçük refah artışları, dini bağnazlığı körükleyerek kendilerine bağlar, güç ve şöhret kazandıracak savaş iç savaş, terör, işgal olaylarında da kurban ederler. Aynı çobanın sürüsüne yaptığı gibi. Günümüzde Kombine Tesisleri çağdaş hayvancılık ile cağdaş devlet anlayışını daha açıklanabilir hale getirmişlerdir Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez. Takdir sizindir.
Bu yazı Arkeoloji-Dinler Tarihi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.